Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Ankara 19 Mayıs Stadı’nda, bir aksilik olmazsa, maçlar sezon sonuna kadar FIFA kalitesine uygun suni çimle kaplı zeminde oynanacak. FIFA’nın suni çimle ilgili iki kalite belgesi var.
1-Tek yıldız alan zeminde sadece lig maçları oynanıyor.
2-İki yıldızlı zeminde Şampiyonlar Ligi ve milli maçlar oynanıyor.
Ankara’nın zemini de FIFA kalite belgesine göre iki yıldız aldı. Ancak zeminle ilgili tartışmalar hep sürecek. Kaybeden takım, kötü oynayan ve hata yapan oyuncu, kolayı seçip zemine suçu atacak. Suni çimde yaşanacak bir sakatlık belki kıyamet kopartacak.
Sakatlıklarla ilgili doğal çimle suni çim arasındaki bazı bilgileri size aktaracağım. Bu bilgileri Trabzonspor’un kulüp doktoru sayın Hakan Ayaz’dan aldım.
Doktor Ayaz’ın da katıldığı, İngiltere Futbol Federasyonu ile Edinburgh Kraliyet Cerrahları Birliği (The Royal College Of Surgeons Edinburgh) tarafından organize edilen ve Daventry Northamtonshire’da 78 Temmuz 2007 tarihlerinde yapılan ‘Spor Hekimliği 19′uncu Eklem Konferansı’nda doğal çim ile suni çim arasında tespit edilen farkları aktaracağım.
289 takım ayını bulan 5 yıllık çalışmalara 13′ü erkek 5′i bayan toplam 18 takım katıldı. Oyuncuların hepsi (Bir ve ikinci lig) elit futbolcular.
1-Erkeklerde sakatlık oranı.
Antrenman: Doğal çim: 5.3. Suni çim: 5.6. Maç: Doğal: 28.3. Suni: 25.
2-Kadınlarda sakatlık oranı..
Antrenman: Doğal: 2.7. Suni: 3.7.
Maç: Doğal: 11.9. Suni çim: 18.6.
3-Dört haftadan fazla süren şiddetli sakatlıklar.
Antrenman: Doğal: 0.4, Suni: 0.6.
Maç: Doğal: 2.8, Suni: 1.8.
4-Kastendon sakatlıkları.
Antrenman: Gerilme (yırtık): Doğal: 1.3. Suni: 0.7. Arka adale sakatlığı: Doğal: 0.7, Suni: 0.6. Kasık sakatlığı: Doğal: 0.6. Suni: 0.2.
Maç: Gerilme (yırtık): Doğal: 7.2, Suni: 3.9. Arka adale sakatlığı: Doğal: 3.5, Suni: 2.5. Kasık sakatlığı: Doğal: 1.8, Suni: 1.3.
5-Bağ sakatlıkları..
Antrenman: Gerilme (yırtık) : Doğal: 0.8. Suni: 1.1. Ayak bileği: Doğal: 0.4, Suni 0.6. Diz: Doğal: 0.3, Suni: 0.3.
Maç: Gerilme (yırtık): Doğal: 5.2. Suni: 7.0. Ayak bileği: Doğal: 2.5, Suni: 4.5. Diz: Doğal: 2.2. Suni: 2.3.
Konferanstan çıkan sonuç: 1000 maç saati göz önüne alındığında sakatlıklar açısından doğal çimle suni çim arasında anlamlı bir fark yoktur.
Not: Doktor Hakan Ayaz’a, bilgileri almama izin veren asbaşkan Hayrettin Hacısalihoğlu ile teknik direktör Ersun Yanal’a teşekkür ederim.

ERMENİSTAN’A pozisyon vermedik! Genel kanı bu. Doğrudur da… Ancak kime vermediğiniz çok önemli. Rakibin orta sahayı geçip geçmediğini bir kenara bırakalım. Forvetine bakalım! Edgar Manucharyan’a.. 1 yılda sadece 191 dakika Ajax forması giyebilen, topu topu 75 dakika Avrupa görmüş bir santrfor…ONU oynatmak, hocaları Poulsen’in sorunu. Ama bizim Ajax’ta 1 ay önce 2. takıma gönderilmiş bir forvete fırsat vermeyişimiz ne kadar değer taşır. Bu konunun küçük ama unutulan açısı. Daha önemli olansa dipsiz tarafı. Bizim defansımızın durumu.***SERVET-G.Zan ikilisinde Terim’in ciddi bir ısrarı var. Muhtemelen Terim, onbirde çıktıkları 12 milli maçta 9 gol yememize güveniyor! 2008 elemelerindeki ilk 4 maçın 3′ünde Macaristan (1-0), Moldova (5-0), Yunanistan (4-1) galibiyetlerini bu ikiliyle gördük. Fakat 3-2′lik Bosna, 1-0′lık Yunanistan, 2-0′lık Portekiz yenilgilerinde, 1-1′lik Moldova beraberliğinde de onlar var.TABLO o kadar net ki, iki uzunlu oynamanın faydası kadar zararı da var. İki uzun derken, topu kullanma meselesi önemli olan. Bakın Ermenistan maçında, ikisi de inanılmaz top şişirdi. Hadi, Gökhan ve Hakan Balta’yı da dahil edelim. 244 topla buluşmanın 116’sında iyi pas var… 68 pas hatası, 60 top kaybı… Eder 128… Heba edilen top sayısı bu. Her iki toptan birini, hele Ermenistan maçında kaybetmek ne kadar başarı… Yorum sizin.***GÖNÜL’ÜN cesareti daha çok kaybettiriyor. Balta’nın da oyuna kendini veremeyişi. Zan-Servet ise dalgın oyuncular. Oysa tüm dünyada geriden iyi oyun kuran savunmacılar makbul. Bizde tam tersi. Ülkede var mı derseniz, bu benim değil, her yıl 500 milyon Euro’yu futbola veren anlayışın sorunu. Bu kadar yatırım, 100 milyon Euro’luk federasyon bir stoper yetiştiremiyor!GERÇİ olimpiyat için yetiştirdiklerimizi de gördük. Ancak alternatifleri denemek lazım. Mesela İ.Toraman’ı… İlginçtir Sağlam Toraman’ı, Terim Zan’ı oynatıyor. İki hoca arasında bu bakış açısı bile başlıbaşına bir sorun değil mi? Bu defans Belçika’ya ne yapar? Sonck ikisini de perişan eder.

OYUNU ilk 55 dakikada tıkayan iki hamle vardı.. İlki Terim’in özellikle F.Bahçeli günlerinde topla ne kadar sakar olduğunu belgeleyen Tuncay’a ‘oyun kurucu’ rolü vermesi.. İkincisi ise Ermenistan’ın Arda dersini iyi çalışması.DİKKATLİCE bakanlar şaşırmıştır. Koca ilk 60 dakika Arda’nın ortası yok… Bir korneri saymıyorum tabii. İkili kıskaca aldılar uzun süre Arda’yı. Tıkadılar önünü, tabii bizim takımı da! Beklerimiz de yeterli desteği veremedi. Veren biraz Gökhan’dı. O da her çıkışında topu rakibe hediye etti.ASLINDA bizimkiler rüzgâr gülü gibi salındı sahada. Ne oyun isteğimiz, ne iştahımız vardı. Ağır kalıyorduk. Bu tablo yeni değil. Tanıdık ve sert-direnen takımlara karşı düştüğümüz bir bunalım.BUNU açmak ve aşmak önemli. Ama daha önemlisi buna düşmemek. Düşünün, arkamıza aldığımız rüzgâr bile bizi hareketlendirmedi. Ki, Olimpiyat’ın benzeri atmosferde rüzgâr gerideki adamlarımıza sürekli top şişirtti. Her dokunulan top rakip kaleci veya stoperde eridi. EURO 2008 yarı finalistine yakışmayan bir oyundu ilk devredeki.İLGİNÇTİR 2 şans topuyla Mevlüt iki pozisyon buldu. İnsan kendi şansını kendi yaratır. Fakat ikisinde de kolay pozisyondaki vuruşları en iyi yapan adamın golü atamamasını zemine bağlamak bahane olur. Mevlüt’ün üzerinde bir baskı olmalı! MESELA, o toplar Semih’e gelse 2’sini de atardı! Zayıf bir rakibe karşı tabela değişmedi ilk 1 saat… ‘Acaba’ krizi, geri dönüş gerçekliğinin altında ezildi… Ve zamanında bir hamle geldi Terim’den… Tuncay’ı ileri itip 4-1-4-1′den 4-4-2′ye döndü.ARDA’NIN solda zinciri kırması o anda tesadüf değildi. Sahadaki baş isyankardı. Çilingir adamdı. Eskiden olduğu gibi.. Ve yaptığı ilk orta, Kazım’ın pozisyon inatçılığı, Tuncay’ın şık dokunuşu ile öne geçtik. Hamlenin ruhu, kenara yayılmak-ileride çoğalmaktı. Bu kalede çoğalmayı acaba geç mi akıl ettik? Bunu da sormak için kendini tutamıyorum. KORNERDEN Aurelio-Semih ikilisinin 2. golü, tipik F.Bahçe fotoğrafıydı. Ortayı yapan Alex değildi sadece. Ancak Terim’in 1-0′dan sonra Ayhan’la 5′li orta sahaya dönüşü garipti. Ermenistan İspanya mı ki, kapanıyorsunuz?DÜNKÜ oyunumuz çok kötüydü. Şunu da belirtmek lazım. Belkide dünkü şartlarda Brezilya olsa bile iyi oynamayabilirdi. Ancak Türkiye markasının daha ‘karizmatik’durması lazım sahada… Isıran, dikine oynayan, iyi pas yapabilen. Hırslı, motive ve hareketli… Çok mu şey istiyoruz yoksa!YİNE DE kazanılan 3 puan altındır. Evet, Milli Takım ‘kazanma kültürü’nü sürdürdü. Tıpkı EURO 2008 finallerinde olduğu gibi… Tabii futbol sayesinde Türkiye-Ermenistan açılımına artık tarih daha farklı bakacak! *** Bu nasıl savunma GALİBİYET herşeyin üstünü örter. Fakat gelecek için bazı şeyleri aralamak lazım. Gökhan-Zan-Servet-Balta dörtlüsü ve Volkan Şili maçında da oynadı. Ancak öyle uyumsuzlar ki, anlamak imkansız. 36. dakikada G. Zan fanteziye kaçtı, Servet de.. Az kalsın kaptırıyordu. Ermenistan hücum aklında olmadığı için yararlanamadı.GÖKHAN’ın, Hakan Balta’nın geçen yılı mumla arattığı gerçek. Ve bizim dörtlünün hiç oyun kuramadığını gördük. Bu savunma Ermenistan’ın olmayan forvetine dua etsin! Belçika helva gibi dağıtabilir.

Bizde hâlâ anlaşılamayan ve anlatamadığı mız bir nokta var. Zannediyorlar ki çift forvet oynadığın zaman ortalığı darmadağın edeceksin (!), 50 tane pozisyon bulacaksın (!) ve teknik direktörü de cesur ilan edeceksin! Tek forvet oynatan teknik adamı da korkak ilan edip, postalayacaksın! İşte bu düşünce tarzının ne kadar yanlış olduğu Erivan’da bir kez daha görüldü. Önemli olan rakamlar, şablonlar değildir. İçeride verilen taktiğin iyi uygulanmasıdır. Siz zannediyor musunuz ki favori olan takımlar sahaya tek forvet çıkardığında, teknik direktörler ona “İleride yalnız kal” emri veriyor. Arkada oynayanlar ofansa yardım ettiği müddetçe işler zaten hal oluyor. Dün Fatih Terim sahaya Semih ve Mevlüt ile çift forvet olarak çıktı. Arkasına da ofans ağırlığı yüksek olan Tuncay, Arda, Emre gibi futbolcuları monte etti. Geri dörtlünün önünde Aureilo’yu sübap olarak koydu. Amacı belliydi. Rakibi kendi sahasında sindirip, ceza sahısına bol top indirmek. Bu toplarla da Mevlüt ve Semih ile sonuca gitmek. Fakat istedikleri olmadı. Hatalar giderilmeli Ermenistan, geride ve orta sahada kalabalık bir savunma hattı kurarak bizi oynatmamayı yeğledi. Onlar da haklı. Avrupa üçüncüsü olmuş bir takım karşısında ilk maçta puan almak başarı diye düşündüler. Başarılı da oldular. İlk devre Semih ve Mevlüt’ün pozisyonları dışında kaleye bile gidemedik. İkinci 45 dakikada da maç aynı şekilde devam ederken Mevlüt’ün çıkıp Kazım’ın girmesi ileride tek kalıp mücadele alanını genişletip Semih’in daha faydalı konuma gelmesi, Tuncay, Emre ve Arda’nın kaleye daha yakın oynamaları işi kolayca bitirmemize neden oldu. Tuncay’ın attığı golde Kazım’ın topu indirmesi; Semih’in golünde de Aurelio’nun topu yere indirmesi son derece akıllıydı. İlk maçta iyi başlamamız önemliydi. Kadıköy’de oynanacak Belçika maçına çok moralli çıkacağız. Yalnız, Fatih Terim’den ilk 45 dakikada yapılan hataları tekrarlamamasını bekliyoruz.

SADECE bir maç değildi Ermenistan karşılaşması… Politik değeri bir yana ama asıl önemli olan EURO 2008 yarı finalisti olarak postu deldirmemekti… Takımımıza şimdilik lokal de olsa ‘büyük’ damgasını vurmuşken Ermenistan’a puan vermek yakışmazdı bize… Yakışanı yaptık… Zaman zaman iyi oynadık, bazen çuvalladık. Ama genelde rakibin sertliğine aynı oranda cevap vererek, yedirmedik kendimizi. Zaten böyle olunca da ilerleyen süreçte kalitemiz çıktı ortaya…ATTIĞIMIZ iki gol de anlık zeka ürünüydü. Büyük bir havayla çıktığımız maçta zorlanmadan kazanmak genç takımımızın özgüvenini arttıracaktır. Bu bakımdan sonuç çok sevindirici… Ermenistan’ın 90 dakikanın politik ağırlığını daha çok hissettiğini her saniye farkettik. Bizden daha stresli, bizden daha gerginlerdi. Pas yapıp onları çaresiz bıraktığımız her an, oyunun yönünü değiştirip dengelerini bozduğumuz her saniye biz daha çok rahatladık. EURO 2008 BÜYÜTMÜŞTARİHİN ağırlığı altında kalmadık. Rakipten çok bu korkutuyordu hepimizi… Çünkü duygularıyla oynayan bir takımız. Hâlâ tam profesyonel değil oyuncularımız. Bundan dolayı korkuyorduk. Ya ortamın gerginliğine kapılsaydık. Ama korkulan olmadı. Belli ki EURO 2008 bizim çocukları büyütmüş. Koca koca adamlar olmuşlar… Arda’nın ayağına aldığı her topta kendine olan özgüvenini hissettiniz mi? 66. dakikada 3 rakibini birbirine bağlayıp onlara attığı çalım sadece yetenekle açıklanamaz. Ne yetenekli futbolcular gördük sahada kilitlenip kalan…TUNCAY en çok eleştirildiği dakikalarda Kazım’ın parıltılı pasında topu Ermeni kalesine yollarken buram buram tecrübe kokuyordu. Kötü oynadığı anlarda bile skora katkı yapmayı o da öğrenmiş… ‘Pişmiş’ desek yeridir… Ya Semih… Kimse onu ne F.Bahçe’de ne de Milli Takım’da 9 numaraya layık görmüyordu. Hepimizi eze eze kaptı formasını. Attığı gol, sahaya koyduğu mücadele, maçı istemesi, terinin son damlasına kadar savaşması onu farklı kılıyor. BİZİ sevindirenler kadar hâlâ şaşırtmaya devam edenler de var. Emre kendisinden bekleneni, içinde varolan potansiye hâlâ sahaya koyamıyor. Bir tutukluk var üzerinde. Maç içerisinde anlık patlamalarla oynuyor ama devamlılığı yok. Oysa ki beklenen ve umut edilen Emre’ye o kadar ihtiyacımız var ki… Belçika maçına gelirsek… Yüzde 100 Ermenistan maçından zor olacak. Ama artık kendine güvenen nasıl oynaması gerektiğini bilen bir takımımız var. EURO 2008′in kutlamasını taraftarlarımızla İstanbul’da yapacağımız bir maçta elbet kazanmak için bir yol bulurlar… Hep bulmuyorlar mı?

Futbolumuzun alışılmış kolektif rahatsızlığına, oyunu bozmayı düşünen rakip, kötü zemin ve sert rüzgar eklenince attığımız gole kadar saha içi sıkıntıları yaşadık. İlk devrede koşan, kapanan Ermenistan’ın yerleşme düzenini bozacak varyasyonları gösteremedik. Oyunun kontrolü sürekli bizdeydi ama tehlike bölgelerinde de çok az görünebildik. Kanatlara işlerlik kazandıramadık. Sağda Tuncay hem yüksek top kaybıyla hem de çok içe dönük oynadı. Arda tutuk görüntüsüyle adam eksilten özelliklerini sergileyemeyince Hakan Balta da devreye giremedi ve bu kanat da tıkandı. Mevlüt hareketli bir oyuncu ama arkadaşlarıyla üst düzeyle bir uyum sorunu var. Bu da performansını çok olumsuz etkiliyor.
İlk yarıda biri bizim hazırladığımız, biri rakibin hediyesiyle iki pozisyon bulduk ama Mevlüt ikisini de değerlerdiremedi. İkinci devreye daha konsantre başladık. Arda hareketlendi, Kazım-Mevlüt değişikliğinden kısa süre sonra da Kazım’ın asistiyle o dakikaya kadar çok pasif olan Tuncay takımımızı rahatlatan golü attı.
AURELİO’YA ALKIŞ
Ardından Fatih Terim Ayhan-Tuncay değişikliğiyle bana göre doğru bir tercih yaptı. Topa sahip olan ve daha garantili oynayan bir takım olduk. Kalemizde hiç tehlike yaşamazken katı savunmayı mecburen bırakan Ermenistan karşısında gole yakın ataklar yaptık. Nokta santrfor özellikleriyle takımın hücum girişimlerine önemli katkılar sağlayan Semih fırsatçılığını konuşturup ikinci golü de atınca maç da orada bitti. Artık hedef 4 gün sonraki Belçika maçı.
Son paragrafı da Mehmet Aurelio için açmak istiyorum. Real Betis’e transfer oldu. İlk maçında sakatlandı, buna rağmen geldi ve büyük bir özveriyle maça çıkıp mücadelesini yaptı. Bu düşüncedeki devşirme oyunculara saygı duymamak mümkün değil.

Daha kuraların çekildiği gün bu maç, ‘maç’ olmaktan çıktı. Diplomatik ilişki kurmadığımız ve kapıları kapattığımız bir komşu ülke ile futbol oynamak yerine ‘kozları’ paylaşacaktık.Fatih Hoca “Tarihin yükü bize ağır gelir” diyerek işlerinin daha farklı olduğunu vurgularken, maç öncesinde konuştuğumuz Oğuz Çetin tamamen teknik düşünüyordu. Çetin, “Herkes kolay bir galibiyet bekliyor ama zor geçecek. Rakibimizin hem futbolu agresif hem de ortam bunu daha da körükleyecek” diyordu. Haklı da çıktı.Ermenistan gibi rakipleri bozmaya yönelik takımlar karşısında, bizim gibi galibiyete ihtiyacı olanların sığınacağı tek liman ‘ilk golün’ dakikası. Ne kadar erken gelirse, rakibi çözmek, oyunu rahatlatmak, üstündeki baskıdan arınmak ve risk almak o kadar kolay olacaktı.Böyle bir oyuna tipik geniş alan oyuncusu Mevlüt ile başlamak doğru bir analiz değildi. Nitekim Fatih Hoca, her ikinci yarıda olduğu gibi ekibiyle doğruyu buldu. Kazım’ın adam eksilten stili, Tuncay’ın Semih’e yaklaşmasıyla etki gücümüz birden arttı. Kazım’ın ısrarcılığı ilk golü getirdi, ‘çalışılmış’ korner organizasyonu da Semih ile ikinciyi… YOLUMUZ ÇOK UZUN Bu galibiyetin önemi ileride daha iyi anlaşılacak. Nihat ve Hamit gibi iki önemli oyuncumuz yokken kazandık. Emre Belözoğlu’nun maç ve form eksikliği bizi neredeyse 10 kişi oynattı ama bu etabı neredeyse açık vermeden, kalemizde gol pozisyonu görmeden geçtik.Gökhan Gönül için ilk milli maç sayılırdı. Sakatlığı onu 2008 Avrupa Şampiyonası’nın dışında bırakmıştı. Isınma etabını geçmeye başladı. Geçen grup etabında Malta ve Moldova’ya puanlar bıraktık. Şimdi rakibi önemseyerek, konsantre olmasını başardığımız gibi, kazanmasını da bildik.Elbette eksiklerimiz var ve bunlar pek giderilecek gibi değil. Zan-Servet ikilisinin topu oyuna sokmadaki beceri eksikleri, baskı yediklerinden hataya açık olmaları, diğer grup maçlarında yine yüreğimizi ağzımıza getirecek. Ancak Tuncay’ın form tutması, Semih gibi ekstra bir oyuncunun takımını ileriye taşıması, Milli Takımımız’ın kalan maçlarındaki en önemli kozu olacak. Çarşamba günü Belçika karşısında rahatlamış, güvenini artırmış ve tribündekilere keyif verecek bir ekip bulacağız. Bu genç takımın gideceği çok uzun bir yol var. Bu süreçte de yeni yeni zafer durakları bizi bekliyor.

G.Saray’da Sportif A.Ş. ve Futbol A.Ş.’yi birleştirmek için alınması planlanan kredinin paçal faizi yüzde 16, yani yılda 29.4 milyon $G.SARAY’da uzun süredir tartışılan mali yeniden yapılandırma operasyonu için düğmeye basıldı. Hisse senetleri İMKB’de işlem gören Galatasaray Sportif dün borsaya bir açıklama yollayarak 18 Ekim 2008 günü olağanüstü genel kurul yapılacağını bildirdi. Açıklamaya göre genel kurulda G.Saray Futbol A.Ş. ile G.Saray Sportif’in birleşmesiyle ortaya çıkacak maliyet ile mevcut borçların yeniden yapılandırılmasına ilişkin plan görüşelecek. Açıklamaya göre 100 milyon doları banka kredisi 50 ile 70 milyon doları da tahvil ihracıyla sağlanması planlanan yeni finansman imkanı için yetki (mandate) verilen dünyanın en önemli yatırım bankalarından Goldman Sachs’ın hazırladığı hareket planının detayları genel kurulun tasvibine sunulacak. Ekonomistlere danışarak G.Saray’ın içerisinde bulunduğu durumun bir röntgenini çektik… İşte son gelişmeler… NEDEN HAREKETE GEÇİLDİ?ÇOK basitçe anlatmaya çalışırsak, G.Saray Kulübü yanlış bir şirketleşme ve halka açılma kurbanı. UEFA şampiyonluğu sırasında büyük paralar harcayan kulüp, borç yükünden kurtulmak için sadece gelirlerin aktarıldığı bir şirket kurup, (G.Saray Sportif) halka açıldı. Giderler ise halka açık olmayan şirketin (Futbol A.Ş.) üzerine yıkıldı. Yani halka açık şirket büyük kârlar sağlarken, diğeri daha da büyük zarar yazmaya başladı.HALKA açık G.Saray Sportif’te, halka kapalı Futbol A.Ş.’nin yüzde 63 hissesi bulunuyor. Kalan yüzde 37 ise borsada, yani küçük veya büyük yatırımcıların elinde.ŞİMDİ diyebilirsiniz ki, Kâr eden şirketin kabaca üçte ikisi zarar eden şirkette. Bu durumda kardan alacağı temettülerle zarar kapanabilir. Teorik olarak doğru. Ama pratikte sorunlar var. Basitçe anlatalım:* Diyelim ki, kulübün tüm faaliyeti başabaş noktasında. Yani halka açık şirketin karıyla, halka kapalının şirketin zararı eşit. Biri 100 YTL kâr etti, diğeri 100 YTL zarar. Sermaye Piyasası Kanunu’na göre şirketlerin net karlarının tamamını temettü olarak dağıtması mümkün değil. Bazı zorunlu karşılıklar var. Sportif A.Ş. 2001 ile 2005 yılları arasında net kârının yüzde 45 ile yüzde 90′ını temettü olarak dağıtmış. Ortalama olarak kârının yüzde 65′ini dağıtıyor diyelim. 100 lira kâr etmişti, 65′ini kâr payı olarak dağıtıyor. Futbol A.Ş.’nin Sportif’teki payı yüzde 63. Yani 65 liranın yüzde 63′ünü alabilecek. Bu da 41 lira. Bu durumda 100 lira zarar eden Futbol A.Ş.’ye sadece 41 lira kâr payı girebiliyor. 59 liralık zarar bilançoda kalıyor.BU iyimser senaryo. Kulübün toplam ticari faaliyeti başabaş değil de zararla sonuçlanırsa (çoğunlukla böyle oluyor), Futbol A.Ş.’nin zararı astronomik boyutlara çıkıyor.ÇOK detaya girmeden Sportif A.Ş. ve Futbol AŞ’nin faaliyeti ne bir bakalım:* Halka açık Sportif A.Ş., 2000 yılından başlamak üzere G.Saray Futbol takımını 30 yıl süreyle kiralamış. Sözleşme uyarınca şirket tüm yayın gelirlerinin (Süper Lig, UEFA Şampiyonlar Ligi), tüm forma reklamlarının, internet ve isim haklarını alıyor. UEFA ve Şampiyonlar gili başarı primlerinin yüzde 30 ila yüzde 50’si de Sportif A.Ş.’ye gidiyor. (Unutmadan özel maçlar da buna dahil.) GELİRLER VAR GİDER YOK!BUNA karşılık futbol takımı kira ücreti olarak Futbol A.Ş.’ye yılda sadece 725 bin dolar ödüyor. (bazı zorlamalarla bu rakam az da olsa artırılabiliyor.)HALKA kapalı Futbol A.Ş. ise, Profesyonel futbol takımının tüm giderlerini karşılıyor. Teknik kadro dahil transfer ücretleri, yıllık ücretler ve diğer işletme giderleri. (Kulübün verdiği başarı primleri sözleşme uyarınca Sportif A.Ş.’ye ait)ŞİMDİ bu yapı nasıl bir bilanço yaratıyor ona bakalım. Halka açık Sportif A.Ş.’nin 31 Mayıs 2008 tarihli yıllık bilançosuna… (Şirket 1 Haziran-31 Mayıs dönemli özel bilanço kullanıyor.)ŞİRKETİN yıllık geliri yaklaşık 80 milyon YTL. Bunun kabaca 31.2 milyonu yayın haklarından, 9.8 milyonu sponsorluk gelirlerinden, 7.8 milyonu isim haklarından, 6.4 milyonu reklam gelirlerinden, 0.4 milyonu ise UEFA paylarından geliyor. Yaklaşık 24 milyon YTL de kulüp ve Futbol AŞ’ye verilen borç ve avanslardan elde ettiği faiz geliri var. 10 milyon YTL’lik gider düşüldüğünde geriye 70 milyon YTL’lik net kar kalıyor.BU 10 milyon YTL’lik giderler içinde Futbol AŞ’ye ödediği futbol takımı kira bedeli yıllık 1 milyon 680 bin YTL. (Futbol A.Ş.’nin gelecekteki yıllara ait kira bedellerini iyi bir iskonto oranıyla avans olarak çekip borçlarından mahsup ettiğini de hatırlatalım)PEKİ Futbol A.Ş.’nin durumu ne? Bilmiyoruz, çünkü halka kapalı bir şirket. Elimizdeki tek bilgi Sportif A.Ş.’nin kardeş kuruluşlardan olan alacak rakamları. Rakamlar vahim:HİSSELER 100 MİLYON $* HALKA açık Sportif A.Ş.’nin kulüpten 44.7 milyon YTL, Futbol A.Ş.’den 138 milyon YTL, diğer iki küçük kardeş şirketten ise yaklaşık 3 milyon YTL olmak üzere toplam 186.5 milyon YTL alacağı var.YÖNETİMİN planı iki şirketi birleştirip bu sarmaldan çıkmak… Biraz daha rakam verelim… DÜN itibariyle G.Saray Sportif hisselerinin fiyatı 158 YTL. Sermaye 2 milyon 35 bin YTL olduğuna göre şirketin piyasa değeri 321.5 milyon YTL. Birleşme halinde çağrı yükümlülüğü doğacak. Yüzde 63 ile büyük ortak Futbol A.Ş. yani kulüp olduğuna göre hisseleri birleşme anındaki fiyatla almaya yükümlü olan şirket Futbol A.Ş.. Piyasadaki yüzde 37′nin değeri 119 milyon YTL. Yani yaklaşık 100 milyon dolar.G.Saray Yönetimi, 100 milyon doları birleşme operasyonu 50-70 milyon doları da diğer borçların yapılandırılması için 150-170 milyon dolarlık bir finansman paketi üzerinde çalışıyor. Yönetime yakın kaynaklardan aldığımız bilgilere göre 100 milyon dolarlık banka kredisinin yüzde 11-12 gibi maliyetle alınabileceği konuşuluyor. Rakam yüksek ama G.Saray gibi sorunlu bir mali yapı için normal karşılanabilir. İş tahvil ihracında karışıyor. Banka kredisinde verilen gayrimenkul teminatı, uluslararası tahvil ihraçlarında pek de kullanılmayan bir yöntem. Bu tip tahvil satışlarında ödeme garantisi sağlayan firma yöntemi daha geçerli. G.Saray için kolayca halledilebilecek bir yöntem değil. Hal böyle olunca 5 ila 7 yıl vadeli bir tahvil ihracı için konuşulan yıllık faiz yüzde 22′lere geliyor. Bu durumda 100 milyon dolara yılda 12, 70 milyon dolarlık tahvile de yüzde 22 üzerinden 17.4 milyon dolar faiz ödenirse, 170 milyon dolarlık finansmanın yıllık paçal faiz yükü yüzde 16.1′e (29.4 milyon dolar) yükseliyor. Bu da yüksek bir rakam.Yönetim paçal faizi yüzde 12′lerde tutmaya çalışarak (banka kredisi faizinin yüzde 10′a kadar inmesi gerek) toplam faiz yükünü 20 milyon dolara indirmek istiyor’SEN OLSAN ALIR MISIN?’Burada da yönetim içerisindeki tartışmalar ön plana çıkıyor. Son yönetim kurulunda ise bu tartışmaların en çarpıcı anı Işın Çelebi ve Mümtaz Tahincioğlu arasında yaşandı. Çelebi’nin Tahincioğlu’na sorduğu Peki bu şartlarda sen kendi şirketine kredi alır mısın? sorusunun cevabı Hayır olunca kredinin şu andaki şartlarının ne kadar ağır olduğu ortaya çıktı. Şimdi herkes bire iki teminat gösterilerek alınacak 170 milyon dolarlık iki parçalı kredinin faiz oranlarını indirmek için uğraşıyor. G.Saray eğer Goldman Sachs’tan veya onun bulacağı bir şirketten kredi çıkarsa, 170 milyon dolara karşın Sportifin tüm hisselerini ve Riva arazisini teminat olarak gösterecek. Ekonomistler ise içinde bulunduğu şartlarda iki parçalı kredinin ‘paçal’ maliyetinin yüzde 16 değil de 10 ya da 11 olması durumunda G.Saray için uygun olabileceği fikrindeler. Bu arada bir notu da unutmamak lazım… Kredi görüşmelerinde şöyle bir anlaşmaya var… Eğer 100 milyon dolarlık piyasa değerindeki kredi çıkmaz ya da bulunamazsa, yüzde 22 faizle alınması planlanan en az 50 en çok 70 milyon dolarlık ikinci parça kullanılmayacak*****Sadece maç olamaz!Bugün EURO 2008′de yarı final oynayan Millilerimiz, Ermenistan karşısına çıkıyor. Herkes maçın bir de siyasi yönü olduğunu ama futbolun politikanın önüne geçmesi gerektiğini söylüyor. Sadece futbol maçı diye geçiştirmek olmaz bugünkü 90 dakikayı… Bugün sadece futbol oynamayacağız. Millilerimizden beklentimiz Türkiye’yi iyi temsil etmeleri. Sokakta yürürken, sahaya çıkarken, futbol oynarken, maç sonrası basın toplantısında, kenarda, protokol tribününde iyi temsil edilmeliyiz… Bir de unutmadan… Kazanmalıyız… İyi futbol oynamalıyız… Çünkü EURO 2008′in yarı finalisti olarak, turnuvanın en çarpıcı maçlarını oynayan bir ülke olarak, coğrafyadaki ve tarihteki en zor deplasmana çıkıyoruz… ***Kişi karşındakini…Aziz Yıldırım’ın Benden sonraki F.Bahçe Başkanı Mehmet Ali Aydınlar olacak sözleri iki gün önce hem VATAN’da hem SABAH’ta haber oldu. Dünkü SABAH’ta bizim haberi onlardan aldığımızı ima eden bir köşe vardı. Onların Kıbrıs ve taşra baskısında çıkan haberlerini bizim şehir baskısında kullanmamız imalı bir dille eleştiriliyor. Ne diyelim kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş… Biz ‘hırsızlık’ yapmayı bilmeyiz… Yapanlar, nasıl olduğunu iyi biliyorlar galiba…

Futbolcuların karakteristik özelliğidir; o anda başındaki teknik adam kimse, en iyisidir. Ama ayrıldıktan sonra yerine gelen de kendisini en iyi anlayandır. Eskisi ise anında tukaka olur. Eğer futbolcu ayrılırsa, bu sefer işler terse döner. O güne kadar “Kanını kesseler şu renk akacak” dedikleri kulüplerinin arkasından sallamaya başlarlar, aynı Kezman gibi! En kötü oynadığı günlerde bile taraftar onu bağrına bastı. Büyük saldırılara rağmen Zico kendisini sürekli oynatmaya çalıştı. Kulübünden parasını her daim tıkır tıkır aldı. Yani ne taraftara, ne teknik heyete, ne de yönetime söyleyecek bir şeyi yok. Ama Paris’e gider gitmez zehir zemberek konuştu. Konuştu da ne oldu? PSG’de takımı 1-0 galipken, vakit geçirilmesi için oyuna son dakikada alınan adam oldu. Fenerbahçe’de son yarım saatte içeri girerken şekil yapardı, baktım kuzuya dönmüş! Burada hiç olmazsa oynuyordum be Kezman, orada rezil oluyorsun. Hadi şimdi de PSG için konuş. Ama çok zor değil mi? Çünkü işin gerçeği, her futbolcu gibi sen de kulübünden ayrılmayı bekleyeceksin. Elbette bu arada her futbolcu derken, Tuncay, Ümit Özat gibileri ayırmak gerekir. Tabii kendimi de. Bu konuyu bir sonraki yazımda işleyeceğim. ***Dün Samandıra’daydım, antrenmanı izledim. Futbolcularla konuştum, Volkan Ballı ile sohbet ettim. Biliyorsunuz bu sene sakatlıklara kafayı takmış durumdayım. Çünkü çok iyi biliyorum ki tam takım haline gelmiş eksiksiz bir Fenerbahçe ülkemizde rakipsizdir. Avrupa’da ise geçen seneki başarısının üstüne çıkar. Bu yüzden sizlere vereceğim müjdeli haberlerden dolayı sevinçliyim. Tümer, Hacettepe maçına hazır hale gelecek gibi. Dün düz koşu yapıyorlardı. Edu’nun MR’ında görülen gerçek, “Zorlarsa Hacettepe maçı ama olmazsa Porto’da oynar” şeklinde. Selçuk ve Emre zaten hazırlar. Vederson ile Deivid ise verilen sözden önce sahada olacaklar. “Ekim başında antrenmanlara çıkarız, ortasında da oynarız” diyorlar. Tabii bütün bunlar Allah korusun başka bir aksaklık yaşanmazsa olacaklar. Her zaman söylüyorum, yukarıda yazdığım futbolculara 3-4 takviye yapın, şampiyon olsunlar. Fenerbahçe’yi daha ikinci haftada Avrupa’da gruptan çıkarmayanlar, ligimizde ilk 5′e sokmayanlar, ileride mahcup olacaklardır. Hee, derseniz ki “Kardeşim biz bugünü yazıyoruz”, doğru haklısınız. O zaman ben de size, “Siz bugünü yazmaya devam edin, bize de her zamanki gibi yarını yazmak düşsün” diye yanıt veririm.

Fenerbahçe Başkanı Sayın Aziz Yıldırım’a “Hani verdiğin sözler” dedik; mazeretler ve ithamlarla dolu bir açıklamayı karşımızda bulduk. Sayın Başkan’ın söz verdiği ama yapamama gerekçelerini sıraladığı bildirisine diyecek hiçbir şeyimiz yok. Elbette transfer birçok unsurun bir araya gelmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’ye yıldız futbolcuyu getirmek çok zor. Para da verseniz, gelmiyorlar. Bunun için Roberto Carlos transferi sonrasında kendisine telefon açıp “teşekkür” ettim. Gurur duydum çünkü. Ama bu hava-cıvayı hamaset edebiyatına dönüştürmesi yanlıştı. Bu sezon da bunun bir başka örneği oldu. Ertuğrul Özkök’e verdiği röportajda kendisi Fenerbahçe’ye gelmek isteyen dünya yıldızından bahsedip, rüzgarı artırırken sorun yoktu elbette. Ama bu sözleri bir gün birilerinin hatırlayacağı ve hatırlatacağı da hesaplanmalıydı. Mesela, 6 Ağustos’ta Fenerbahçe’nin resmi sitesi, Xabi Alonso ile hiç ilgileri olmadığını ve görüşme dahi yapmadıklarını bildiriyordu. 1 Eylül Pazartesi günü ise Xabi Alonso’nun Türkiye’ye gelmek istemediği yazıldı. SEMİH DAHA İYİ Sayın Başkan’ın belirttiği gibi şartlar gerçekleşmezse, transfer de olmaz. Senna’nın bonservis bedeli gibi. Ama bunu “Görüşmedik” diye değil, “Anlaşamadık” şeklinde açıklamakta ne mahzur var? Ulaşılmazlığınız veya pürüzsüz olmasını istediğiniz iktidarınız ne zarar görür? “İstediğimiz oyuncuyu alırız” sözü, bazılarını, gelişmelerini farklı aktarmak düşüncesine itebilir. Fenerbahçe Kulübü’nün büyüklüğü bir futbolcunun gelmemesiyle değişmez. Bu takımda, bu yönetimin de transfer ettiği nice dünya yıldızları futbol oynadılar. Kaybeden karşı taraftır. İnsanlar bunu bilmeli. Josico transferinin 6 artı düşünülerek yapılması mantıklı. Mantıksız olan; bu transferlerin daha düşük maliyeti ile kulüpte kalabilecek, üstelik Türk vatandaşı olan Aurelio’nun kaybedilmesidir. “Ondan daha iyisini getireceğim” derken, bu hesabı da yapmak gerekirdi. Guiza’yı eleştirmek, haddimiz olarak değerlendirilmemiş. Ben Guiza’nın futbolculuğundan önce maliyetini eleştiriyorum. Elbette önemli bir oyuncu. Fakat Semih’ten daha iyi değil. Yeterli şansı bulduğunda yedek kulübesindeki İlhan Parlak’ın da neler yapabileceğini göreceğiz. En büyük yatırımınız, kadrodaki oyuncularınızdan daha iyi olmalıydı. Ancak 15 milyon euro bonservis bedeli, Milan’ın Ronaldinho’ya ödediği 21 milyon euro ile karşılaştırılınca biraz çok geldi. İnşallah buna değer, benim gibi düşünenler yanılırlar. İNSANLARI KÖR ETMEYİN Sayın Başkan ve Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşları iyi bilmeli ki, iddialı sözleri ile yapılan transferler birbirlerini eşitlemiyor. Hatalar yaptılar ve mazeretler ile bunların doğru olduğuna inanıyorlar. İşin daha ilginci bana mesaj çekenlerin, beni cesaretimden dolayı kutlaması. Karşı çıkanlar ise yazılanlara yanlış diyemiyor karıştırıcılık ile itham ediyorlar. Meğerse insanlar nasıl sıkılmış ama çıtlarını çıkaramamışlar. Beyler-Bayanlar; iyi ancak tartışılarak bulunur. Fikirler doğru için söylenirler. Yağdanlık görevindeki arkadaşlara sesleniyorum; insanların gözünü kör etmeyin. “Kulluk” vazifeniz sizi ilgilendirir, benim işim daha iyiye ulaşmak.