Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Sunday
Apr 13,2008

Gürcan Bilgiç

Bu sıkıntılı futbolun teşhisi çok önceler konuldu da, tedavisi bir türlü bulunamıyor. Virüsün adı; “Nasıl olsa kazanırız.” Büyük beklentilerin kadrosuna bunu bulaştıran aslında Alex. Öyle bir sezon geçirdi ki, diğer 10 kişiye gerek kalmadan F.Bahçe tıkır tıkır kazandı. Taktik veya stratejik hamleler bile gerekmiyordu. Alex bir parlıyor, işleri bitiriyordu. Dolayısı ile sendrom takıma, “Alex şimdi bir şeyler yapar” diye bulaştı. Baktılar ki, hep haklılar kronik bir hal aldı ve özel seçilmiş maçlar haricinde varlığını korudu. Konya ve Kasımpaşa maçlarının ardından Kayserispor virajı da çözüm üretmedi. Dün bir anda her şey tersine döndü. Yanlışı doğruya çeviren formülü uzatmanın uzatması geçersiz kıldı. “Kim iyiydi” desek, cevap yok. Kötünün karşısına bir sürü isim yazabiliriz ama öteki kötülere haksızlık ederiz . En başında da maçın hakemi Özkahya’ya elbette. İkili mücadelelerdeki yorum yanlışları, kart tercihleri birbirinden anlamsızdı. Geçen haftanın ağır mesajları sahibine ulaşmıştı. Fenerbahçe lehine hata yapmaktan o kadar korktu ki, kolay yolu seçip, yorum hakkıyla maçı gerdi. Maça döndüğümüzde, Uğur Boral’ın oyuna girişi yine gecikti. Temposuz takımı ateşleyecek, hızlı bir kulvar oyuncusu olarak ilk çareydi. İkincisi Maldonado Kezman değişikliği ile çift forvete dönmek. Ama takımı saran virüsün Zico’yu da etkilememesi olanaksız. Geçmiş, ona golün bir türlü olacağını fısıldıyor, o da bekliyor. Kural kitabındaki “alınacak riskler” bölümü sayfasına gelmesi hep gecikiyor. Bu yorumu tepe taklak çevirip, başka bir pencereden değerlendirelim. Son beş maça girilmiş, kazanmak öne çıkmış. Sonucun konuştuğu yerde, varyasyonun veya kalitenin sözü kalmıyor elbette. Golün nasıl olduğu değil, olması önemliyse. Yanlışları doğru yapan formül sadece kazanmaksa .Ortaya bugün çıkıyor. Bu sorunlar “Bırakın o iyiymiş, bu kötüymüş diye tartışmayı” diye o kadar ertelendi ki, penaltı kaçtı, son saniye teslimiyeti el değiştirdi.Ali Sami Yen’deki final için günleri sayarken, Fenerbahçeliler Alex’in içindeki ateşin tekrar yanması için dua etmeliler. Kopya maçlar seyrederken, zirvede kalmak için gereken kudret onda saklı çünkü..

Niye İspanya?

Sunday
Apr 13,2008

Murat Didin

Avrupa’nın Euroleague’den sonraki en ciddi organizasyonunda birçok gerçeğe ve doğruya da bir daha tanıklık etme şansı bulduk. Galatasaray, Badalona karşısında basketbol kalitesini beklenenin çok üzerine çıkardı. Dün oynadıkları Dinamo Moskova yaklaşık 40 milyon dolarlık bütçesi ile Avrupa’nın ilk 4-5 bütçesinden biri. Her geçen gün değeri ve zorluk katsayısı artan Rus liginde beklentilerin çok altında, 5. sırada kalmaları onlar için de ULEB Kupası‘nı bir çıkış yolu yapmıştı. Ama son bir yıl içerisinde basketbolunu inanılmaz geliştiren Gasol ve arkadaşları geçen yılki koçları Pesic‘e final şansı vermediler. Ve rakiplerini G.Saray’ın karşısına itiverdiler.
Galatasaray maçın başında geri düşüp, rakibini yakalasa da sonuçta kaybetti ama ne olursa olsun büyük bir arzu ve inançla maçı oynadı. Ama dedik ya rakip asla kolay olmayanıydı. Biz Galatasaray’ı bir kez daha kutlayıp asıl düşünmemiz gereken doğrulara dönelim.
Bence asıl düşünmemiz gereken İspanyol basketbolunun gelişimi! Geçen sene Kerem ve arkadaşlarının Real Madrid formasıyla kaldırdıkları kupanın bu sene iki ucunda da birer İspanyol temsilcisi var. Avrupa, dünya şampiyonası, olimpiyatlar, Euroleague final four hep finallerde onlar var. Liglerinde de Barcelona, Real Madrid, Badalona’yı her yerde yenebilecek takımlar var. Örneğin lig sekizincisi Unicaja Malaga gibi kadrosu olan bir takım var mı başka ülkelerde? Çoğu salon 10 bin kapasitenin üzerinde. 6 bin kapasitelik Valencia salonunda 5.700 kombineyi Eylül’den satıyor. Sorun Erman Kunter‘e, Fransa’nın da aynı yolda olduğunu göreceksiniz.

ÜLKER HERKESE ÖRNEK OLSUN
Bizde de Ülker iştahları iyice kabartarak kapıyı ardına kadar açtı. Ligin, kupanın, yayınların çok değerli sponsorları var. TTNet, Banvit, Casa önemli sponsorlar. Antalya, Mersin, Konya belediyelerinin katkılarına sponsorları ekle, Daçka’ya da layık olan ismi bulduğunda bizdeki bu güzel çekişme de çok daha yukarılara tırmanacaktır.
Ama oyunda, internet sitelerinde düşme kalksın (mı)? sualine en güzel cevap bu turnuvadan geldi. İspanya gibi her hafta içeride yaşanan büyük çekişme Avrupa için de büyük güç ve tecrübe yaratıyor. 18 takımlı bir ligin temelleri üzerine kurulacak kaliteli bir lig, 23 sene içinde de çok kaliteli bir Anadolu ligi kurabilecek bir ikinci ligi olumlu değerleriyle yaratacaktır.
Aynı İspanya’daki LEB Ligi gibi.

Penaltı

Sunday
Apr 13,2008

Can Bartu
DİLEYELİM Fenerbahçe, Ankaraspor karşısında kaçırdığı penaltı ve bıraktığı 2 puanı çok aramasın.

Eğer sezon sonunda iş bu iki puanda düğümlenirse bunda baş rolü oynayan Kezman ve ona o penaltıyı kullandırandır. Kezman oyuna girdikten kısa süre sonra, kaleye gitmesi gerekirken, terse gitti. Yanlış bir hareketti yaptı. Sonra döndü, top o anda kendisini kontrol edip durdurmak isteyen Risp’in eline çarptı. Penaltı mı, derseniz bana göre çarpma. Ama hakem penaltı dedi. Peki o Kezman penaltı için topun arkasına neden geçer? Takımın bir penaltıcısı vardır, ne olursa olsun o atar. Fenerbahçe’nin penaltıcısı Alex ise, onun atması gerekirdi. Amaç Kezman’a attırıp ona moral vermek mi… Zaten Ankaraspor senin gırtlağına sarılmış nefes aldırmıyor. O da öylesine bir vuruş yaptı ki, top dışarı gitti.Zor bir maçtı Fenerbahçe için. Salı günü Chelsea ile deplasmanda oynamış, elenmiş dönmüş yine havası ve atmosferi farklı bir maç için sahadaydı. Buna bir de iyi oynayan, ikili mücadeleleri kazanan, daha çok koşan, mücadele eden Ankarspor’u ekleyin. Başkent ekibi olağanüstü bir mücadele örneği verdi. “Biz bu F.Bahçe”yi yeneriz” havasıyla değil, nasıl yeneceğinin hesabını yapmış olarak sahaya çıkmıştı. Zannetmeyin ki, Ankaraspor defans yaptı, kafa kafaya oynadı ve bunun ödülünü de aldı.Tatsız tuzsuzFenerbahçe’de Edu ile Lugano’ya çok yük bindi, çok baskı yediler. Mehmet Yılmaz, tek başına Fenerbahçe’nin iki stoperi Lugano ile Edu’yu adeta dövdü. Sarı lacivertliler geriye çok oynadığı ve geriye koşan ileride deparlı oyuncuları olmadığı sürece bu baskıları yer. Zaten tek santrfor oynuyor. Ortada bir Maldonado’yu bırakmışsın. Böyle bir takım kendisinden daha çok koşan bir takıma karşı nasıl üstünlük kurabilir. Teknik oyunla bu bir anlamda gerçekleşebilir, ama dedim ya Maldonado tek. Aurelio yardıma geliyor biraz, ama aklı hep ileride. Alex golü atmasının dışında fazla varlık gösteremedi. Geriye en çok koşanlardan biri Deivid, ama o da fazla birşey, olumlu işler yapamadı. Pasları hatalıydı. Semih’e de zaten çok top gitmedi. Fenerbahçe kötü değil, ama iyi de oynamadı. Tatsız tuzsuz bir futbol sergiledi. Sonuçta da son dakika golüyle galibiyetten olup beraberlikle yetindi.Bir sözüm de Emre için. Emre milli takımın da oyuncusu. Rakiplerine sürekli çift ayakla dalıyor. Hem kendini hem rakibini ciddi biçimde sakatlayabilir. Onun bu dalışlarını gören akıllı bir futbolcu basarsa, kendi ayakları kırılır.

Sunday
Apr 13,2008

Bülent Yavuz

Hakemler ya topluca Eyüp Sultan’a gitsin veya MHK Başkanı Oğuz Sarvan bu işe bir çözüm bulsun. Hemen hemen her hafta önemli hakem hataları adeta ligin seyrini değiştiriyor. Dün akşamki derbi maçta da yine önemli bir hakem hatası var. Maçın kırılma noktası 55. dakikaydı. Bu dakikada top Mustafa Keçeli’nin ayağından çıktığı anda Umut Bulut 5 metre geriden fırlıyordu. Servet Çetin’le kafaya çıkan Adnan’ın pozisyonu ofsayt değildi ve topa dokunmuyor. Umut Bulut golü Galatasaray ağlarına gönderirken yardımcı hakem Volkan Narinç’in bayrağı havadaydı. Bu ofsayt anlamı taşıyordu. Hakem Yunus Yıldırım golü iptal ederken Trabzonlu futbolcuların yoğun itirazı vardı. Sakın yarın birileri çıkıp da topun Adnan tarafından oynandığını söylemesin. Buna kargalar bile güler. Şayet topla oynasaydı; 1-Topun yönü değişirdi. 2-Topun sürati kesilirdi, yani yavaşlardı. Bunun ikisinin de olmadığı çok aşikâr. Hakem Yunus Yıldırım’ın önünde ve açık bir pozisyondu. Pozisyona re’sen müdahale etme imkanına sahipti. Ama edemedi. Golü veremedi. Hatırlayacaksınız; Gençlerbirliği-Galatasaray maçında da kendi sahasından çıkan Isaac’e yardımcı hakem bayrak kaldırmıştı. Buna da hakem Kuddusi Müftüoğlu müdahale edememişti. Etseydi, bugün Kuddusi’nin abidesini dikerlerdi. Ama şu anda kötü maç yönetti diye geriye alındı. Yunus Yıldırım; büyük hakem olacaksan, bu tür pozisyonları çözeceksin. Kariyer yapmak istiyorsan re’sen müdahaleyi öğrenmelisin. Ve maçı kurtarmak istiyorsan yardımcı hakem hatasını görebilmelisin. Şampiyonluğa oynayan Galatasaray’ı iki haftadır galibiyetlere hakem kararları taşıyor. “Fenerbahçe hakem hatalarıyla kazanıyor” diye senaryo üretenler bakalım bu maça ne üretecekler.

Sunday
Apr 13,2008

Mehmet Demirkol
Galatasaray’ın ilk 35 dakikadaki oyunu bu statta bu sene herhangi bir rakibe karşı, herhangi bir maçta oynadığı en iyi futboldu.
Alanın tamamını kullanarak yerden ya da havadan kanat oyunlarıyla ya da ver-kaçlarla sürekli Trabzonspor kalesine indiler. Özellikle Arda Turan’ın oloğanüstü oyunuyla birçok maçta buldukları toplam pozisyondan daha fazlasını ilk 35 dakikada yakaladılar. Trabzonspor buna hiç direnemedi. Kalabalık savunmaları topu kaptığında ikinci bir pres hattıyla karşılaştılar ve topu ileri vurmak zorunda kaldılar. Bu topların tamamını Servet ve Emre topladı.
Trabzon gibisi yok!
Bu sezon bu stada birçok takım geldi. Ama hiç birisi Trabzonspor kadar etkisiz kalmadı. Bu Anadolu’nun devi açısından son derece üzücü… Ersun Yanal kadrosunun yetersizliğinden bahsetse de bu kadro bu kadar kötü oynayacak kadar vasat altı değil.
Galatasaray için küçük de olsa problem özellikle gol sonrasında takımın sinirlerinin boşalması oldu. Kabul edelim ki Galatasaray, muhtarını kovmuş, sahadaki İhtiyar Heyeti tarafından yönetilen bir takım. İlk 30-35 dakikadaki oyun da saha içindekilerin birbirlerini uyararak, birbirlerini yöneterek ortaya koydukları güzel futboldu. Ama golden sonra sinirler boşalınca kenarda onları yönetecek bir güç lazımdı. Bunun eksikliğini yaşadılar.
Önümüzdeki hafta Abdullah Avcı’nın takımına, daha sonra da Zico’nun takımına karşı oynarken saha kenarında sağlam bir teknik direktöre ihtiyaç duyacakları anlar olacak. Bunun altından kakabilecekler mi göreceğiz?

Sunday
Apr 13,2008

Erman Toroglu
G.SARAY’ın kadrosu belli. Bordo mavililerde kimin nerede oynayacağı, kötü oynayanın veya sakatlanın yerine kimin gireceği pek öyle bilinmeyen bir şey değil.

Ama Kalli grip olup ülkesine iki defa gittikten sonra Servet’ten oyun kurucu, hatta santrfor yapmaya kalkmıştı. Zaten de sonunu öyle hazırladı. Yalnız “Orada 11 tane Servet olsa iyi olur” dediğinde, Servet’in hırsı, maça asılışı, oyun devamlılığını söylemişti. Dün G.Saray takımında diğer futbolcularda da bu hırs ve inanç gözüktü. Sahaya çıkan herkes de kaderine razıydı. Çünkü takımı yapan teknik direktör değil, kulübün başkanı ve A.Ş’nin başkanı iki Adnan’dı.Futbolcuların sahadan çıkarken öyle ellerini kollarını sallayıp tepki göstermeye şansları kalmadı. Çünkü yapan kapı önüne konacak. Artık o belli. Yani bir yerde futbolcular sopanın ucunu iyice gördüler. Bu da şampiyonluk motivasyonu için iyi bir olay. Zaten çok az maç kalmış. Bence yeni bir teknik direktör şu dört maçlık havada takımı bozar. İki Adnan; teknik direktör Adnan Polat ve yardımcısı Adnan Sezgin bence artık sonuna kadar gitsinler. G.Saray 1-0 yendi. Hangi takımı? Trabzonspor’u. Peki, Tranbzonspor nasıl bir takım? “Karadeniz Kaplanı” diyorlar. Mış, muş… Zamanında öyleymiş. Belki kaplanın kaplanlığı gözüküyor ama dişleri mişleri yok. Hani protez diş de taksan ısıramayacak halde. Ersun Yanal, pazartesi günü Avrupa’ya futbolcu bakmaya gidiyormuş. Trabzonspor kaliteli yabancıdan önce kaliteli yerli arasın. Çünkü oynattığı yerlilerin çoğu iyi değil. Bu yerlilerle şampiyonluğa oynayamaz. Yani Trabzon önce şunu kabul edecek. “Ben kötüyüm” diyecek, “İyi değilim” diyecek. Ona göre hareket edecek.Maçın tek golü taç atışından. Süper Lig’de oynayan bir takım öyle bir taç atışından golü yiyorsa,o takımın futbolcuları hakkında fazla konuşmaya gerek yok. O pozisyonda amatör küme maçında bile gol yenmez.Onlara hiç yakışmadıG.Saray’da iki kaptan var. Birisi Hakan Şükür, diğeri Ümit Karan. Her pozisyonda rakiple oynuyorlar, her pozisyonda hakemle oynuyorlar. Hiç yakışmıyor onlara. Hele darbe yemedikleri halde yerde bir kıvranışları var, zannedersiniz ki, öldüler. Kamera bir tekrar yapıyor, fiske bile yok. O zaman olmuyor. Misal isterseniz dün akşamki var. Bol bol var. Tekrar tekrar oynatın, görün. Ama onların şöyle diyeceğini zannediyorum veya tahmin ediyorum: “Deivid de aynısını yapmadı mı?” Yani bizde örnekler hep kötüyle veriliyor.Bu dakikadan sonra artık F.Bahçe ve G.Saray’dan çok iyi futbol beklemek hayal. Ama çok iyi mücadele etmezlerse kaybederler. Çünkü iki hafta sonra birbirleriyle oynayacaklar. Yani kendi göbek bağlarını kendileri kesecekler. Geçen hafta hakemler ikisine de aynı kıyağı bir gün arayla yaptı. Onları koparmadılar. Zaten en ufak bir hakem hatası bundan sonra bu iki takım için felaket olur.G.Saray dün gece “Çok zor bir maç oynadım, kazandım” demesin. Ama şu bir gerçek; G.Saray seyircisi fark etmiş. Belki de bu sezon ilk defa Ali Sami Yen’i full doldurmuştu ve takımını candan desteklediler.Hakem az hatayla maçı bitirdi. G.Saray takımında en etkili adam Arda’ydı. Top ona geldiği zaman şekil değiştiriyor, rakip zor anlar yaşıyor. Şöyle bir düşünüyorum. Dün geceki maçtan Trabzonspor’dan Yattara’yı, G.Saray’dan Arda’yı alın. Gerideki kalanlardan nasıl bir keyif alırsınız, düşünün. Birileriniz “Lincoln” der gibi oluyor, ama onu bu sene hiç görmedik. Beyefendi geçen hafta gene sudan bir kartla bu hafta oynamadı. Ve hala G.Saray tribünleri ona “Lincoln… Lincoln…” diye bağırdılar. O taraftara bu Lincoln müstehak.

Sunday
Apr 13,2008

Ömer Üründül

Galatasaray çok üstün oynadığı sayısız fırsatları değerlendiremediği maçı tek golle kazandı ama hiç zorlanmadı. Galatasaray dün gece yüksek tempolu ve çok etkili presli bir ilk 35 dakika sergiledi. Bu uzun süreli bölümde oyunu tamamen karşı alana yıkarak rakibe nefes dahi aldırmadı. İlk dakikadan itibaren her atak girişimi ve her kazanılan duran top tehlike kokuyordu. Çok sayıda pozisyon kaçtı. Tabii ki bu pozisyon zenginliğinde Galatasaray’ın hırsı, temposu, presi kadar Trabzonspor’un kendi alanından kısa pas yaparak çıkmaya çalışması, bunda ısrar etmesi ve gerideki yerleşme düzeni yanlışlarının da çok büyük payı vardı.
Galatasaray’ın yüksek temposunda düşüş başlayınca devrenin son 10 dakikasında oyun dengelendi ve devre biterken Galatasaray çok önemli bir golden kurtuldu.
İkinci yarıya Galatasaray yine atak ve tempolu başladı, golü de erken buldu. Ondan sonra presi biraz daha orta sahaya çektiler. 90 dakikanın sonuna kadar rakibi oynatmadıkları gibi bölüm bölüm ataklarla da pozisyonlar buldular. Sonuçta da üç puanı zorlanmadan kazandılar. Bütün futbolcular görevlerini takım ruhu içinde yaptı. Yorulana kadar Okan Buruk eski günlerini anımsattı. Ayhan çok iyi oynadı. Arda da bu takımın denge unsuru.

TRABZON’UN ZAAFLARI
Kontrolü ve bireysel becerileri ile genelde düz gelişen hücum girişimlerine estetik katıyor. Ama Galatasaray’ın bence etkili silahları Mehmet Topal, Servet ve Emre… Bunların müthiş fizik güçleri ve devamlılıkları takım savunmasını garanti altına alıyor. Bu kadar risk alan bir takımın rakibe çok az şans tanıması günün futbolunda önemli bir artıdır. Trabzonspor sezon başından beri iyi değil. Bu bir gerçek. Oyunu yönlendirecek bir futbolcuları yok. Ama en büyük handikapları takım savunmasında gösterdikleri giderilemeyen ciddi arızalar. Dün de çok kolay pozisyonlar verdiler. Yedikleri gol de bu yöndeki yetersizliklerinin açık bir göstergesiydi. Taç atışında Ayhan’ı arkaya göz göre göre kaçırıp topu ortalattılar.
Hakem Yunus Yıldırım her zamanki başarılı ve standart yönetimlerine bir yenisini daha ekledi. Yalnız Umut’un yardımcı hakem tarafından kaldırılan ofsayt bayrağıyla iptal edilen golü bence yanlış karardı.

Saturday
Apr 12,2008

Gürcan Bilgiç

İletişim uzmanı Ali Saydam ağabeyimiz, Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde, F.Bahçe’nin Chelsea’ye elenişinin başarı gibi gösterilmesini, başkan Aziz Yıldırım’ın başarısı olarak değerlendirdi. Futbolun dışından bir gözle ilginç bir yaklaşım. Sonuç doğru olsa da, bence neden farklı. Spor sayfalarında, F.Bahçe’nin geldiği nokta ve yarı finali burun ucuyla kaçırması zafer olarak değerlendirildi. Bunun sebebi bence Ali Saydam’ın yazdığı gibi Aziz Yıldırım’ın veya Fenerbahçe Kulübü’nün iletişim başarısı değildi. Adı geçenlerin basınla ilişkilerinin birkaç yazar ile sınırlı olduğunu herkes biliyor. Ali Saydam’ın gözünden kaçmış. ALKIŞLANAN ÇIKIŞTIR Bu sonuçların ve performansın başarı olarak değerlendirilmesinin altında yatan futbol kültürümüzdür. F.Bahçe, Avrupa için büyük hedefleri olan bir kulüptür ama daha yolun başındadır. Sonucu değerlendirmeye bu noktadan başlanmalı. Chelsea maçında sahaya çıkan 11 oyuncunun sadece 4 tanesi (Volkan, Semih, Aurelio ve Alex) daha önce Şampiyonlar Ligi’nde oynamıştı. Zico da dahil olmak üzere böyle bir kulvarda ilk tecrübelerini yaşamalarına rağmen, bu takımın gösterdiği çıkış ve futbolundaki gelişimdir esasında alkışlanan… Maliyeti 490 milyon euro olan bir ekibe karşı dik duruyor, turu elde etmek adına stadı dolduranların diz bağlarında çözülmeler yapıyorsanız; yukarıda yazdıklarımız gibi özelliklere de sahipseniz, başkalarının F.Bahçe’ye hayran olmaktan başka çaresi kalmıyor. SENEYE FARKLI OLUR Fenerbahçe’nin elenişinin, başarı olarak gösterilmesinin temel nedeni, kimsenin beklemediği yere gelmesi ve kendisini küçümseyenleri daha sonra saygı duymak zorunda bırakmasıdır.Ama önümüzdeki sezon, eğer takımın şartları fazla değişmezse, yorumlar değişecektir. Bu kez sonuçlar böyle yorumlanmayacak, daha keskin, daha beklenti dolu, daha çok tatmin olmayı bekler sözler ve kelimelerle işlenecektir F.Bahçe… Aynı şekilde Fenerbahçe Başkanı da yenilgi sonrasında oyuncularına teşekkür etmeyecek, hesap soracaktır. Spor basını olarak iyi futbolun, beklenmeyen bir performansın ödülünü verdik bence.

Saturday
Apr 12,2008

Murat Didin

Murat Özyer ve ekibini yürekten kutluyorum. Herkesin de kutlaması gerek. Beşiktaş Cola Turka gibi çok deneyimli ve güçlü bir kadroyu geçtikten sonra Juventut’a karşı son topa kadar aslanlar gibi savaştılar. Galatasaray, dönem dönem kendi temposuna soktuğu Juventut’u çok zorlasa da özellikle Moiso‘nun hücum ribaundları ve pota altı hakimiyetiyle bir türlü yakalayamadı.
Hüseyin‘in sakatlığından sonra Özyer’in pek fazla şansı da yoktu. İki 4 numaradan (Owens ve Johnsen) 5 numara yapma zorunluluğu boyalı alanda takımı güçsüzleştirdi. Bu sezon ULEB Cup’ta katkı veremeyip kenarda oturan Fatih ve Cemal’in özeleştirilerini yapıp çember altının ve Tanrı’nın onlara verdiği boyutun önemini hatırlayıp kullanmaları gerek. Büyük fedakarlık ve takımdaşlık göstererek ameliyatının hemen sonrası ter döken Hüseyin en güzel örnektir.
Galatasaraylılar, Torino’da kazanma arzuları, var olma isteklerinin karşılığı olarak büyük bir tecrübe edindiler. Beşiktaş maçında hemen hemen sadece Hite ve Gaines‘in yarattığı ve 47‘de kalan toplam verimlilikleri bu maçta 82′ye çıkarmaları zaten yarı finaldeki pozitif basketbolun ve büyük direncin en güzel göstergesi. Juventut’un ULEB’de Telekom yenilgisi dışında böyle zor duruma düştüğü maç yok.
Sürekli başarılarla uluslararası marka olursunuz. Bu turnuvalarda hep yer almak, TV kanalına da, rakibe de, hakeme de daha yakın ve bilinen olma şansı yaratır. Kritik anlarda hep aleyhimize çalınan, lehimize ötmeyen düdükler derseniz, o da daha tanınan, daha bilinen, 40 yıllık yatırımın karşılığıdır derim.
Bu turnuvada en büyük üzüntüm saha dışında oluşabilecek büyük bir değeri kullanamamış olmamız. İki güzide gençlik kulübümüzün yer aldığı finaleight’te basketbola inanılmayacak büyük katkısı olan ortak sponsorları (Ülker), binlerce kişilik katılım yaratabilirdi. Bu, İtalya gibi bir basketbol ülkesinde saha içindeki başarıdan daha değerli olurdu. Binlerce misafirin Beşiktaş, Galatasaray, Türkiye ve sponsor bayrakları ile yaratacağı ve tüm Avrupa’nın ekranlardan izleyeceği coşku, renk cümbüşü Ülker’e yaptığı yatırımın haklı ve çok güzel bir geri dönüşü olurdu.

Saturday
Apr 12,2008

Levent Tüzemen

Uzun zamandır Galatasaray seyircisini bu kadar istekli ve ateşli görmemiştim. Sezon başından bu yana Sion ve kupadaki Fenerbahçe maçı hariç tribünler Trabzon maçındaki gibi dolmamıştı. Final haftalarına girilirken Galatasaray taraftarı takımını yalnız bırakmadı. Tribünler maç boyu susmadı sürekli ateşleyici güç oldu. En önemlisi, maçı Galatasaraylı oyuncularla birlikte oynadılar hiç soğumadılar.
Galatasaray’ın Trabzon önündeki kadrosu tamamen yerliydi. Nefesleri kesen, keyif veren bir maç izledik. Özellikle ilk yarı tek perdeli bir oyun vardı; saldıran, pres yapan, rakibini sahasına hapseden, kanatlardan bindiren, sürekli oyunu yüksek tempoya taşıyan, çok koşan ikili mücadeleleri kazanan ve inanılmaz pozisyonlar üreten ama golü bulamayan bir G.Saray vardı.
Arda harikalar yaratıyor, her pozisyonda Ferhat’ı çalım becerisiyle kolay geçiyordu. Kaçan pozisyonları görünce aklıma Prekazi’nin, “Topun da canı var” sözü geldi. Galatasaray, rakibinin üzerine buldozer gibi geliyor, Trabzon köşeye sıkışmış boksör gibi direniyordu. Okan, Karan, Hakan, Arda ve Sabri ikişer kez golün kıyısına geldi ama top bir türlü içeri girmiyordu.
Ayhan-Mehmet Topal ikilisi göbeği akıllı kapatıyor, top Trabzon’a geçtiğinde Galatasaray sahasına çabuk yerleşiyor ve alanları daraltıp rakibin pas yapmasına izin vermiyordu. Özellikle top cambazı ve yürüyerek adam geçen Yattara’ya Volkan ve Sabri boş alan bırakmıyor, özellikle Mehmet Topal kademeye girip VolkanSabri ikilisine destek vererek sürekli kanat değiştiren Yattara’nın rahat top almasına ve kullanmasına izin vermiyordu.

“BEN ATAYIM” SAPLANTISI
Trabzon’un tek ciddi atağı, devre biterken Hasan Üçüncü’nün ara pasına fırlayan Umut’un kaleci Aykut’un önünde topa dokunamamasıyla sonuçlandı.
İkinci yarının hemen başında Galatasaray’ın Arda ile bulduğu gol, Okan’ın taç atışıyla Ayhan’ı pozisyona sokmasının ürünüydü. Sahanın yıldızı Ayhan’ın da topu geriye çıkarıp, Trabzon savunmasını hareketsiz bırakması akıl dolu bir hareketti.
Trabzon, gol sonrası çok adamla hücuma çıkmaya başlayınca defansında boşluklar bırakmaya başladı. Sabri, Arda, Hakan Balta iyi pozisyonlar buldu ama son vuruşlarda beceri yoktu. Herkes “Ben atayım” saplantısıyla pozisyonları harcadı. Hakan Şükür fizik olarak güçlüydü, çok çalıştı.