Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Monday
Apr 14,2008

Selim Soydan
F.BAHÇE açısından en tehlikeli maçtı Ankara deplasmanı.. Çünkü Avrupa’da ilk 4′ü kovaladıktan sonra gelip mütevazı ASAŞ Stadı’nda, Türkiye Ligi’nde kalma mücadelesi veren bir takımın karşısına çıkıyorsunuz.. En ufak bir rehavet, hiç yoktan puan kaybına sebep olabilirdi.. Nitekim korktuğumuz başımıza geldi, F.Bahçe 90+5′te yediği golle, belki de şampiyonluğa malolabilecek 2 puanı bırakıverdi..Bunun sebeplerine geçmeden önce, rakibin hakkını verelim.. Önceki günkü G.Saray-Trabzon, cuma geceki Beşiktaş-Oftaş maçlarına baktıktan sonra rahatlıkla şunu söyleyebilirim: Ankaraspor daha yukarda olmayı hakediyor bu ligde.. 2 defa geriye düşmelerine rağmen kavgayı, mücadeleyi hiç bırakmadılar.. Onları da tebrik etmek lazım..Halbuki F.Bahçe farka gidebilecek bir şekilde maça başlamıştı.. Vederson’un üst direği nerdeyse kıracak gibi vurduğu Roberto Carlos’vari nefis şut, ardından Alex’in karambol becerisiyle attığı gol maçın rahatlamasını sağlayacaktı.. Ama maç yerine F.Bahçeli futbolcular rahatladı.. Hem de en gerideki Serdar’dan en uçtaki Semih’e kadar.. 30 dakika kadar maç F.Bahçe’nin üstünlüğünde gittikten sonra hatalar başladı.. 60′tan sonra gördüğümüzün adı ise resmen yorgunluktu.. 30-60 arasında hakem de Ankaraspor’un sert futboluna prim verdi..UYANIN BEYLER!AMA bu 2 puanın havaya uçmasının sebebi ne rehavet ne yorgunluktu.. Basbayağı sorumsuzluktu.. Şimdiye kadar göklere çıkardığımız Zico’ya soruyorum:Sen 88. dakikada kazanılan penaltıyı nasıl Kezman’a attırırsın? Ne oyuna ısınmış, ne penaltı kullanmasını biliyor.. Adam, Stamford Bridge’de seni protesto etmek için ısınmaya çıkmamış, aynı tavrı Ankara’da da sürdürmüş.. Burası üniversite kampüsü mü Allah aşkına? Şımarık oyuncunu kazanmak için penaltıyı ve 2 puanı havaya atıyorsun.. Hele de elinde Alex gibi bir penaltıcın varken.. Üstelik maçtan sonra da ‘Müdahale etmeliydim’ diyorsun..Beyler uyanın! Şampiyonluk ciddi bir hedeftir.. ‘Onun gönlü olsun, bunu kızdırmayalım’ derken, bir bakmışsın hocası olmayan G.Saray kupayı almış götürmüş.. Kimsenin F.Bahçe’ye bunu yapmaya hakkı yok! Ne takımın patronu Zico’nun ne Kezman Efendi’nin..

Monday
Apr 14,2008

Bülent Yavuz

Bu maçın kaderi de hakem kararıyla tayin edildi. Hakem kararlarıyla maç kaybetmek, berabere kalmak veya kazanmak artık moda oldu. Yenikent Stadı’nda Fenerbahçe son saniyede belki de şampiyonluğuna etki edecek hesapta olmayan puan kaybıyla karşılaştı. Kronometre 94+44’ü gösterirken Ankaraspor beraberliği yakaladı. FIFA oyun kurallarına göre maç 90 dakikadır. Kaybolan süreler ait oldukları devrenin sonuna eklenir. Hakem, “90+4” dedi. O da eşittir 94 demektir. Saatler 94’ü gösterirken maç bitmedi. Hakem en az üç veya dört defa maçı bitirebilecek enstantaneler yakaladı. Ama bitirmedi. Top gitti, geldi ve sonunda Fenerbahçe ağlarıyla kucaklaştı. Uzatmanın uzatması olmaz. Birileri çıkıp da yarın, “Murat Tosun sakatlanmıştı, onun için hakem kronometresine ekledi” derse ben de ona, “Oyun kurallarını bilmiyorsun” derim. Murat Tosun sakatlandığı anda hakem kronometresine basar, geriye kalan süre neyse oyun yeniden başlayınca o kadar oynatılır. Hakem uzatma dakikaları üzerine ilave yapamaz, böyle bir yetkisi yoktur. Bu uzatma ve akabinde gelen gol şampiyonluğa ne kadar etki edecek; sıkın dişinizi az kaldı, dört hafta sonra belli olacak. Bu maç ve buna benzerleri çok konuşulacak. Hakemin Fenerbahçe lehine verdiği penaltı da evlere şenlik, bir o kadar da komikti. Böyle penaltıların verilmediği o kadar maç var ki…Ankarasporlu Risp o kadar centilmendi ki sadece hakeme bakakaldı. Üstüne üstlük Risp’e çıkartılan sarı kart da penaltının bonusuydu. Halis Özkahya faullerde standardı yakalayamadı. Öyle atladığı fauller var ki; yazacak yerimiz kalmaz. Sahi unutuyordum; birinci devrede de Ankarasporlu savunma oyuncusu eliyle çok açık şekilde topla ceza sahası içerisinde oynuyor. Risp’e o penaltıyı veren hakem buna yirmi defa penaltı vermeliydi. Hakemler gündemi işgal, lig puantajını da karman çorman etmeye devam ediyorlar.

Monday
Apr 14,2008

Hakan Yasar
Herkes F.Bahçe’de bir Alex var sanıyor. Değil… Bazen 4 tane Alex’le oynuyorlar. Öyle iyi işler yapıyor ki Marco, Deivid ve Colin. O zaman Alex’i tutmanız bir fayda etmiyor. Tıpkı dünkü maçın ilk 15 dakikası gibi.Alex’in nöbetçisi Hürriyet… Ama sahada gezinen diğer Alex’ler olunca rakip şaşırıyor haliyle. Ve daha ötesi henüz 70. saniyede sol belki Vederson’la (Carlos etkisi) sol çizgi şutu atabiliyor bu takım.Çok adamla gittiğinde durdurulamıyor F.Bahçe. Mutlaka gol buluyorlar. Taçtan bile! Onun için 7. dakikada ilk gole şaşmamak lazım. Semih ise işin detayı. Sırtı dönükken duvar rolünü alıyor. Marco’nun Alex’liği, Hürriyet’i uyutan ‘orijinal’ Alex’in zekâsı ve 1-0′ı buluyor F.Bahçe…***Dört Alex’le oynayınca haliyle takım savunması aksıyor F.Bahçe’nin. Hele de yorgunken… Dün son 16 gün içindeki 5. zor maçına çıktı bu 11. Chelsea (2), Beşiktaş, Kayseri yıprattı onları. 25. dakikada, aralarında Alex’in de bulunduğu 4′lü bir orta saha sıkıştırması yaptılar. Ama o kadar! 3 günde 1 maç oynamaktan gerisi hiç gelmedi. Burada daha ciddi bir kriz vardı. O da Zico’nun Chelsea’de kazandığını zannetmesi!Onbir aynıydı… Olabilir. Fakat Deivid’in solda tutması zor. Nedeni ise basit. Vederson bir Gökhan değil.. Yaş, çabukluk, enerji, teknik, zekâ olarak Gökhan bir başka. Deivid’in arkasını iyi koruyabiliyor.. Ve Deivid’in sol kulvara alışamadığı da malûm. Nitekim Deivid’in çıkarken kaptırdığı pozisyonun devamında ıskalıyor Vederson topu. Bireysel iki hata… Neden? Maçın yıldızı Tita’nın baskısı yüzünden. İlkinde sarı görüyor, ikincide golü attırıyor Vederson.. Tita’nın asistinde Hamilton’un 18 dışından vuruşuyla, alışık olmadığı şekilde göbeğinden bir gol yiyor F.Bahçe. Ama bu da Zico’nun eseri!Çünkü kimse yerinde oynamıyor F.Bahçe’de…***Bu takımdaki oyuncuların ilginç bir özelliği var. O da genelde reaksiyon golleri atmaları… Hata yapanın mutlaka telafi etme çabası göstermesi. Alex’in kornerinden solbek Vederson’un 2. golü üretmesinin başka izahı olamaz çünkü! Tabii Tayfun-Emre Aşık gibi iki uzuna karşı, havadan oynama hatasından vazgeçen (Semih varken bile) ilk ismin zeki Alex olması tesadüf değil. Kornerdeki pası da! Fakat öne geçmekle maç bitmiyor. Ciddiyeti elden bırakmaksa felaketi geteriyor. Dünkü kopma noktası da 62. dakika. Lugano-M.Yılmaz’la kapışıyor. Ama Gökhan-Lugano kavga ediyor.. Birbirlerini itiyorlar! Büyük takımda olacak iş mi bu?Tablo böyle olunca sonuç da değişiyor haliyle. F.Bahçe, Susiç’in 4 forvete döndüğü son çeyrekte bol Alex’le oynadığı için takım savunması yapamıyor. Adem’in direkten dönen topu şans oluyor. Kezman’ın ‘beleş’ penaltısı da. Ama o dışarı atıyor.2 sorum var… 1. Bir futbolcu doğum gününü kutlamak için penaltı atabilir mı? 2. Kezman o sert penaltı şutuyla yedekliği mi protesto etti? Neyse, bu laubalilik uzatmanın uzatmasında Ankara’ya 1 puan getiriyor. F.Bahçe ciddiyetsizliğin kurbanı oluyor.

Monday
Apr 14,2008

Ercan Saatçi
KAYSERİ maçını hakem 5 dakika uzatmış, F.Bahçe’nin golü 90+5’i 9 saniye geçe gelmişti.

Dünkü maçı hakem 4 dakika uzattı. Ankara’nın golü 90+5’te geldi. Hayır hayır, hakemi falan suçlamıyorum. Tıpkı Kayseri maçı gibi dün geceki maç hakemin saatine göre oynandı. Oyuncu değiştirmelerini, duraklamaları ilave etti iki hakem de. Yani geçtiğimiz hafta F.Bahçe’nin attığı gol de nizamiydi, dün gece yediği gol de. Ama sizden bir ricam var. Ne olur gazeteleri bir karıştırın, televizyonlardaki programları izleyin. Geçtiğimiz hafta hakemi yerden yere vuranlar, hakemi satılmışlıkla itham edenler, aşağılık diyenler, bir satır, tek bir satır yazacaklar mı?Hayır yazmayacaklar.Çünkü bu sefer istedikleri gibi oldu. Fenerbahçe böyle kazanırsa o galibiyet kirli.Fenerbahçe böyle kaybederse o yenilgi tertemiz. (Ya da beraberlik)Bunun adı da yorumculuk. Oh ne ala…SORUMLU ZiCOBU yenilginin tek sorumlusu Zico. Niye mi?Çünkü ne yazık ki yorumculara kulak verdi. Kezman’ı kulübeye çekti. (Chelsea maçı da dahil) Semih’ten istediği verimi de alamadı. Bu kez Semih’i yıpratmamak adına onu 11’de oynatmaya devam etti. Bana sorarsanız bal gibi biliyordu Kezman’ın oynaması gerektiğini. Ama Semih’i oyuna sürdükçe, Kezman baskısı oluşmaya başladı üstünde. Kezman’ı oyuna aldı, Fenerbahçe penaltı kazandı. Belki de en son penaltı atacak isim Kezman’dı. Çünkü sinirliydi. Çünkü moralsizdi.Çünkü aşırı hırslıydı. Topun başına gelirken, kaçıracağını biliyordum. Kaçırdı da. Niye tek sorumlu Zico anladınız mı?iKi YANLIŞKEZMAN ile devam edelim. F.Bahçe’nin penaltıcısı kim? Alex.Peki dün gece niye Alex atmadı penaltıyı? Kezman atsın moral kazansın diye. Ee oynatmayarak Kezman’ın moralini bozduk. Penaltı attırarak, moral vermek istedik. İkisi de yanlıştı. İki yanlıştan bir doğru çıkmadı. İki puan gitti.MAÇIN 3 ADAMI:1- Aurelio 2- Lugano 3- Edu

Monday
Apr 14,2008

Altan Tanrikulu
HEM Avrupa’da, hem ligde zirve mücadelesi veriyorsan geniş bir kadron olacak.

Ayrıca bu geniş kadroyu iyi değerlendireceksin. Bayern Münih perşembe gecesi 120 dakikaya uzayan maçı 3-1’den çeviriyor. Pazar günü ilk 8 dakikada Dortmund’a 2 gol birden atıyor. Temposu yüksek, hızlı hücumculara sahip olmanın avantajını iyi kullanan bir takım olduğunu bir kez daha gösteriyor.Fenerbahçe de çok zorlu bir Şampiyonlar Ligi maçı sonrası Ankaraspor karşısına çıkıyor. Ankaraspor’un ilginç bir özelliği var. Susiç takımı hücum oynatmayı seviyor. Yani Zico’yu açmaza götürecek yollar yerine kazanmak için oynuyor. De Nigris, Tita, Mehmet Yılmaz gibi hücum adamlarıyla sahaya çıkıyor.Maça müthiş bir tempoyla başlayan Fenerbahçe’nin golü buluşu da gecikmiyor. Oyun üstünlüğü de tamamen sarı lacivertli ekibin elinde. Ama iki oyuncu Fenerbahçe’yi zorluyor. Mehmet Yılmaz ve Tita’nın direnişi ve Hamilton’un golü Ankara ekibini maça ortak ediyor. Vederson’un golü Fenerbahçe’nin rahatlamasına ve enerjisini daha ekonomik kullanmasına da neden oluyor.* * *Maldonado, Aurelio ve Gökhan’ın iyi futboluyla rakibine orta sahada üstünlük sağlayan Fenerbahçe Kezman’ın kaçırdığı penaltıyla bir anlamda geçen hafta son saniyelerde kazandığı puanları da iade etmiş oldu. Kezman’a moralini düzeltmek için penaltıyı attırtmak Alex’in fikri olabilir. Ama bu kritik tercih çok önemli puanları da beraberinde götürdü. Zico bu geniş kadrodan daha iyi yararlanmalı. Kritik anlarda oyuncu değişikliklerinde doğru hamleler yapıyor. Ama takımı sahaya çıkartırken enerjisi yüksek oyuncularından daha fazla yararlanabilirdi. Tıpkı Volkan’ın yerine Serdar’ı oynattığı gibi.

Monday
Apr 14,2008

Selçuk Yula

Futbol ciddi iştir… Asla futbolla kafa yapılmaz. İşte dün akşam bu gerçeği Ankara’da bir kez daha yaşamış olduk. Zaten kötü oynadığın maçta hasbelkader 2-1 öne geçmişsin, son dakikalarda bir penaltı kazanıyorsun. Alex gelecek golünü atacak ve maç da orada bitecek. Ama o da ne? Seyirciler “Kezman, Kezman” diye bağırıyor. Kezman da penaltı noktasına gidiyor. Alex de büyük bir amatörlük yapıp topu Kezman’a veriyor. Sırp forvet de topu dışarıya gönderiyor. Son saniyede yenilen golle de Fenerbahçe çok önemli iki puanı başkentte bırakıyor. Zico faturayı Alex’e kesti, hemen oyundan çıkardı. Aslında fatura ilk önce Kezman diye bağıran taraftara, sonra Alex’e sonra da Kezman’a çıkarılmalı. Bu işler çocuk oyuncağı değil. 4-5 farkla önde olursan penaltıyı istediğin oyuncuya attırırsın. Neyse biz maça gelelim… Fenerbahçe oyuna çok iyi başladı, Vederson’un direğe çarpan topundan sonra Alex’in sağ ayağıyla attığı golü izledik. Herkes “Tamam, Şampiyonlar Ligi’nden de elenen Fenerbahçe kendi ligine tamamen dönmüş” derken ve sarı-lacivertlilerden goller beklerken tam tersi oldu. Fenerbahçe golden sonra inanılmaz bir değişim yaşadı. Rakip kaleye gidemezken, Ankaraspor’un geliyorum dediği golü Hamilton attı. Alex yediği tekmelerden ayakta kaldığı müddetçe bir şeyler yapmaya çalıştı. Zaten golün birini atan, diğerinin de asistini yapan adamdı. Ama penaltıda yaptığı hata affedilir gibi değil, o ayrı. Deivid’in solda ne işi var! Aurelio ayakta kalan oyunculardan birisiydi. Lugano, Fenerbahçe’nin askeri olmuş son haftalarda, gerçekten çok başarılı. Şimdi hep tartışılan olaya gelelim. Mesele Semih mi, Kezman mı? İlk önce şunu söyleyeyim: İyi giden arabanın tekerine çomak sokulmaz. Zico, Kezman ve Uğur Boral’ın yoğun olarak abondone ettiği rakiplerinin üstüne imha timi olarak Semih ve Kazım’ı gönderiyor ve başarılı oluyordu. ‘Neden bunları değiştirdin’ diye sormayalım mı? Semih’e de yazık değil mi? Kahraman olan çocuk bırak kahraman olarak kalsın. Hiçbir şey yapamadan oyundan çıkması doğru bir şey mi? Bu senenin en faydalı adamlarından bir tanesi de Deivid. Nerede oynuyor? Gökhan ile birlikte sağ tarafta. Hem Türkiye’de hem Avrupa’da mükemmel işler yapan bu ikiliyi neden dağıtırsın. Deivid’in sol kanatta işi ne? Sevgili Zico sen, sana doğru yolu göstermeye çalışanları bırakıp, yanlış yola gitmeni isteyenlerin yanında yer aldın. Bu yüzden Fenerbahçe’nin kan kaybettiğini görmüyor musun? Bir an önce futbola geri dönmen dileğiyle…

Sunday
Apr 13,2008

Mustafa Denizli
Yüksek tempoda başlayan güzel bir lig maçıydı. Karşılaşmada ilk dakikalar böyle oynandı.
Umutlanıyorum, futbol olarak keyifli oluruz diye düşünüyorum, ama bu düşüncelerimi maçın tamamında taşıyamıyorum. Colin Kazım, Beşiktaş maçının başlangıcı gibi oyuna iyi giriyor, ama tam bir saman alevi. 20-25 dakikadan sonra Kazım’ı ara ki bulasın…
Fenerbahçe’de, Zico’yu anlamak hakikaten mümkün değil. Sıfır sorunlu bir takımda iki tane problemli adam yaratıyor. Biri Semih, diğeri Kezman. Maçların sonradan girip, kurtarıcısı olan devamlı gündemde kalan, takımıyla ilgili her konuşmanın içinde bulunan Semih inanıyorum ki, bu uygulamadan belki ruhen memnundur, ancak mantık olarak memnun olacağını zannetmiyorum. Çünkü sonradan oyuna girip hiç tartışılmayan Semih, oyuna başladığı 90 dakikalarda hep tartışılıyor.
Kezman’ın ise sonradan oyuna girip, başarılı olduğu çok nadir gözüküyor. Ve böyle bir Kezman oyuna giriyor, hakem öyle veya böyle, nereden icap ettiyse bir penaltı çalıyor. Fakat Fenerbahçe sanki bir amatör takım topa yakın olan penaltıyı, “Ben atacağım” diyor. Sen şampiyonluğa gidiyosun, ligin lideri olan takımsın. Bugüne kadar Kezman kaç tane kritik penaltı atmış? Oyun golsüz gitse penaltıyı Kezman mı atacaktı? Bir büyük takımda böyle bir uygulama olabilir mi? Ve işte bu kaçan penaltı atışı belki de şampiyonluğa malolacak. Çünkü bu son derece riskli bir karardı. Bu tercihi anlamak mümkün değil, mümkün değil, mümkün değil…
Gökhan ortada yok
Diğer tarafta ise hakeme su şişesi fırlatan bir teknik adam var. Bu cesareti nereden alıyor? Maçı seyreden yetkililer bu cesareti karşılıksız bırakacak mı? Saffet Susiç böyle bir harekete nasıl yelteleniyor?
Gökhan Gönül’de inanılmaz bir düşüş var. Fenerbahçe’nin en başarılı, en flaş ismi birkaç haftadır ortada yok. Maldonado hangi sebepten transfer edildi, bunu da bilen yok. Şilili oyuncu resmen hızlı yürüyerek oynuyor. Kalitesi, top kullanması fena değil, ama sadece bunlar için büyük takım transfer yapar mı? Birisi bana Selçuk ile Maldonado’nun arasında nasıl bir fark var bunu anlatsın. Maldonado, Selçuk’tan süratli mi, daha mı özverili, defansif aksiyonlarda daha başarılı mı? Rakip ceza alanın civarında Maldonado’yu geldiğinden beri görmedim.
Keza Ankaraspor’da Mehmet Yılmaz takımda topla en son oynayacak adam, ama bir bakıyorsunuz en çok oynayan oyuncu durumunda. Ankaraspor 2-1 geride, takımın en yetenekli, en çabuk adamı Tita oyundan alınıyor. Maçın birçok zamanında birçok abuk sabukluğu iç içe yaşadık.
Neticede Fenerbahçe kazanabileceği bir maçtan puan kaybıyla ayrıldı. Şimdi gündemimiz Fenerbahçe’nin yediği ikinci gol. Oyunun uzatma süresi de bittikten sonra meydan artık konuşmacılara kalır. Biz de bir hafta onları hem dinleriz, hem okuruz, hem de izleriz.

Sunday
Apr 13,2008

Ridvan Dilmen
Fenerbahçe, Chelsea kadrosu ile çıktı sahaya. Hiçbir değişiklik yapılmamıştı. Aslında maç boyunca takım doğru oynadı. Çünkü hem fiziksel, hem de psikolojik açıdan zor bir maçtan gelmişlerdi. Dolayısıyla ekonomik oynayarak oyunu bitirmeye çalıştılar.
Maçın hemen başında skoru yakalamak istediler. Birkaç ciddi pozisyonun ardından da golü buldular. Ayağa paslarla oyunu tutmak isterken bireysel hatadan golü yediler. Yana doğru kontrollü oyundan tekrar kontrolü ama öne doğru oynamaya başladılar. Vederson ilk golde yaptığı hatayı telafi etti ve takımını yeniden öne geçirdi. Yine golden sonra yana doğru ayağa oynayarak maçı bitirmeye çalıştılar. Ancak Alex, Aurelio ve Semih’in çok yorgun olması daha fazla ürekten olmalarını engelledi.
Ben çözemedim
Fenerbahçe takımının en büyük problemi Deivid’in kaybettiği toplardı. Maldonado, takımı ya öne götürür, ya arkaya yaslar. Oyun galibiyetle devam ederken Edu ve Lugano’nun içine dalıyor, öne geçmek için çaba sarfedildiğinde takımı öne doğru taşıyor. Fiziği arkadaşlarının gerisinde. Bunu da basit oynayarak çözmek istiyor.
Ankaraspor takımı tamamen Fenerbahçe’ye endeksli bir oyun düzeni ile çıkmıştı. Belki de ilk kez savunmada üçlü oynadılar.
Oyun böyle bitecek denirken, Fenerbahçe’nin fantezi yapma merakı pahalıya mâloldu. Nedenini çözemediğim bir kararla kazanılan penaltıyı Alex dururken Kezman kullandı ve topu auta attı. Zico ve Alex’in bu ikramı işleri zora soktu.
Hakem sezonun en formda ismi. Yine mükemmel bir maç yönetti.

Sunday
Apr 13,2008

Ahmet Çakar

Eğer F.Bahçe sezon sonunda şampiyonluğu kaybedecekse bu şampiyonluk dün gece son 5 dakika içinde gitti. Aslında son dakikalarda hakem penaltıyı verip, Kezman topun başına gelirken bir çok kişi şunu düşünüyordu: “F.Bahçe güle oynaya, kendini fazla sıkmadan, çok da iyi oynamadan bir maç mı kazanıyordu ve şampiyonluk yarışında önemli bir engel daha mı geçiliyordu?” Çünkü Chelsea maçının yorgunluğu ve konsantrasyon eksikliği maç boyu neredeyse tüm futbolcularda hissedildi. Kezman topun başına geldi, vurdu, auta gitti. Sanki kader ağlarını örüyor gibiydi. Bu sefer uzatmanın da uzatmasında, tıpkı geçen haftaki Semih’in golü gibi bir son saniye golü geliverdi. İşte belki de F.Bahçe için o kaçan penaltı sonrası gelen son saniye golü ligin sonu için çok ağır bir bedel olabilir. YENİLEN GOLLER SKANDAL Aslında F.Bahçe dün gece çok iyi oynamadı. Bu çok normal. Yorgunluk böylesine maçlarda artık hissediliyor. İlk yarıya bakıyoruz, Gökhan ve Kazım sağ kanadı çok iyi kullanırlarken, sol tarafta tüm yük Vederson’a kalınca bu kulvar etkili olamadı. Semih neredeyse tüm hava toplarında Ankarasporlu stoperler arasında ezildi. Kanatlardan biri iyi çalışmayınca yüksek toplardan da fazla etkili olmayınca ortaya etkisiz bir F.Bahçe çıktı. Ama tüm bunlara rağmen F.Bahçe maçı kazanıyordu. Hele hele Vederson’un ikinci yarıdaki golü kötü oynayan ve fazla sıkmayan F.Bahçe için kurtarıcı gibiydi. Yenilen goller skandal. İlk gol önce Deivid sonra da Vederson’un hatasından geldi. İkinci golde de F.Bahçe savunması o kadar geriye yaslandı ki, beraberliğe adeta davetiye çıkardılar. Gelelim hakeme… Halis Özkahya çok kötü bir maç yönetti. Faul tespitleri son derece yanlış, ofsayt kararları hatalı. Alex faul atışını kullandı, bir metre yanındaki Ankarasporlu Hürriyet aldı gitti. Var mı böyle bir hakemlik. İlk yarıda net bir elle oynama var ama Özkahya onu da göremiyor. Neredeyse verdiği tek doğru karar son dakikalardaki Risp’in elle yaptığı penaltı.

Sunday
Apr 13,2008

Ugur Meleke
Geçen sezonun sonlarıydı, İngiltere’de küme düşmekte olan takımların taraftarlarının davranışlarını izliyorduk imrenerek… Charlton Kulübü’nün Alan Pardew’la, Watford’un da Aidy Boothroyd’la işi bitmemişti, tribünler, ikinci ligin yolunu tutan takımlarını aynı hocanın tekrar Premier Lig’e çıkartmasını istiyordu. (Onlar da hâlen ikinci ligde bu mücadeleyi veriyorlar zaten)
Aynı günlerde konuk olduğum bir TV programına, Denizli ve Antalya’yla kümede kalma mücadelesi veren iki teknik adam, Güvenç Kurtar ve Yılmaz Vural bağlanmışlardı, ben de, ikisine aynı soruyu yöneltmiştim: “Olur da işler kötü gider ve takımınız ligde kalamazsa, görevinize devam edecek misiniz?”… İkisinin de cevabı benzer olmuştu, onlara göre bu konuları konuşmak için henüz erkendi…
Neticesini biliyorsunuz… Küme düşen üç takımın da teknik adamları ile yolları ayrıldı. Şaban Yıldırım Sakarya’ya, Yılmaz Vural Antalya’ya, Bülent Korkmaz da Erciyes’e veda ettiler…
Oysa ki özellikle ikisi, kümede kalamamalarına rağmen çok iyi işler yapmışlardı takımlarıyla…
Bülent Korkmaz, 10 puanla son sırada devraldığı Erciyes’e 17 haftada 27 puan kazandırıp hedefe çok yaklaştırmış, şanssız Rize beraberliği neticesinde lige kıl payı veda etmişlerdi. Hiçbir teknik adamlık tecrübesi olmamasına rağmen ona güvenen Erciyes yönetiminin de ne kadar doğru bir tercih yaptığı ortadaydı, zira yeni sezonda bir de UEFA Kupası bileti koymuşlardı ceplerine… Ama ne olduysa oldu, Korkmaz, UEFA Kupası’nda değil, Süper Lig’de olmayı tercih etti, başarısız Bursa ve G.Birliği denemelerinin ardından sanırım şimdi o da düşünüyordur hatanın nerede olduğunu…
Yılmaz Vural’ın hikayesi daha da dramatik aslında… Vural’ın sayısız Süper Lig tecrübesinden sonra Antalyaspor ile 2.ligde giriştikleri iş, takdire şayandı… Uzun vadeli planlar peşindeki yönetim, Vural’a genel menajerlik görevi verdi, geniş yetkilerle donatarak Süper Lig’in ön çalışmasını yapmaya koyuldu. Vural yönetiminde Süper Lig’e çıkan Antalya, taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan bir futbol oynadı geçen sene… Hiç kimsenin adlarını bilmediği Ali Bilgin, Volkan Yaman, Uğur ve Şenol gibi gençlerle, Suazo, Dzievicki ve Bieniuk gibi nokta atışı yabancı transferleri ile güzel futbol koydular sahaya… Tek sorunlarını, gol problemlerini çözemedikleri için, hak ettikleri yerin 6-7 basamak altında bitirdiler onlar da… Anlaşılmaz bir şekilde, Vural da ayrıldı Antalya’dan…
Onun da bu sezon Manisa’ya bir şey veremediğini itiraf edip istifa ettiğini izledik üzülerek… Oysa 2 senelik harika Antalyaspor projesinden sonra, bir takıma bir şeyler vermenin uzun soluklu takvimler gerektirdiğini en iyi kendisi biliyordu Vural’ın…
***
Tabii ki sadece Korkmaz ve Vural değil, takımları düşüp, kendileri kalanlar… Önceki sene Hadzibegic ve Ümit Kayıhan… 2005’te Şaban Yıldırım ve Güvenç Kurtar… Türkiye’de öyle alışmışız ki, küme düşen takımın hocasının ceketini alıp gemiyi terk etmesine… Birçok benzer garabet gibi, o da normal gelmeye başlamış bize artık… Oysa bir takım küme düşüyorsa, kulüp 7-8 milyon dolarlık yayın/isim hakkı gelirlerinden artık mahrumsa, futbolcular yeni bir ligde oynayacaklarsa, taraftar 2.lige alışmak zorundaysa, hoca da yer almalı bu yeni tecrübede… Bir bedel ödenecekse, o da ortak olmalı hesaba… Deyim yerindeyse, batan gemiyi ilk onlar terk etmemeli artık… 
Bu sezon hangi gemiler batacak belli değil henüz… İkinci yarının en iyi futbolunu oynayan takımlarından biri olan Kasımpaşa’nın ligde kalmasını istiyorum yürekten… Özgür Öçal’ın, Barbaros Barut’un devam etmesini diliyorum Süper Lig’de… Ama olur da işler kötü gider, ikinci ligin yolunu tutarlarsa, kaptan Uğur Tütüneker gemiyi terk etmemeli, çünkü bu ülkede öncülüğün en çok yakışacağı adamlardan birisi o…
Eğer birisi doğru bir model oluşturursa, diğerleri utana sıkıla da olsa, geleceklerdir peşinden…
39’uncu maç
Geçen sezon son 16’ya kalan takımların 12’si bu yıl yine aynı biletleri aldılar Şampiyonlar Ligi’nde… Geçen yılın 8 çeyrek finalistinin de 4’ü tekrarladılar aynı başarıyı… Ama esas dikkat çekici olan, son 4’ün 3’ünün değişmemesi… 3 İngiliz, M.United, Chelsea ve Liverpool’a geçen yıl Milan eşlik etmişti, bu yılsa kalan tek bileti Barcelona aldı…
Şampiyonlar Ligi’nde, yani dünyanın en büyük kulüpler arası futbol organizasyonunda, iki sezon üst üste son 4’ün 3’ünün aynı ülke temsilcileri olması, gözden kaçırılacak bir detay değil…
Mike Collett da, Premier Lig yönetiminin ülke dışında uygulamak istediği “39’uncu maç projesi”nin zaten fiilen hayatta olduğunu iddia ediyor… Collett’a göre, muhtemel bir İngiliz-İngiliz Şampiyonlar Ligi finali, 200 televizyon kanalından yayınlanıp, 4 milyar kişi tarafından izlenen, harika bir Premier Lig 39’uncu hafta maçı olacaktır zaten! Demek ki mesele, İngiltere Ligi’ne yurt dışında maç oynatma izni vermemekle bitmiyor aslında… 
Ballotta, yedek oturmayı bilince
Peruzzi’nin arkasında sessizce yedek bekliyordu, kendisinden 6 yaş küçük meslektaşı jübile yapınca, Lazio’da birinci kaleci konumuna geçti… Üstüne Uruguaylı Muslera transfer edildi, ama onun da yediği hatalı gollerle Ballotta tekrar kaleye döndü. Arjantinli Carrizo’yu aldılar, ama onun da evrakları yetişmediği için Ballotta varıyla yoğuyla oynamaya devam ediyor! Ve nihayet, 1964 doğumlu Ballotta, ikinci (hatta üçüncü) kaleci olacağını bile bile, gelecek sezon da oynamaya devam edeceğini açıkladı… 45 yaşındaki bu tevazuya, bu uyum ve bu sportmenliğe, ancak şapka çıkartılır…