Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Ankaraspor karşısında kazandığı halde kaybeden Fenerbahçe’yi, 100 yıllık tarihinde ilk kez bu kadar acemi gördüm. Bu maçın birkaç gün öncesinde Şampiyonlar Ligi’nin en büyük 8 takımından birisiydi. Nasıl oluyor da böylesine bir maçta, inanılmaz şekilde zirve yarışında iki puan kaybediyor?.. Kezman kendisini dev aynasında görmeye devam ededursun. Fiziği mükemmel, hırsı ondan daha mükemmel; ama futbolu ne yazık ki cüce gibi gözüküyor. Kendini hep ‘1 numara’ zannediyor. Ne oynadığının, ne de performansının farkında değil. Üstelik de hırsının yanı sıra, egolarının esiri. Penaltı kaçırdı, kaçırılabilir diyoruz; ama son 5 dakikada oyuna giriyor, daha henüz adaleleri hazır değilken penaltı atmaya yelteniyor ve de vuruşu gole çeviremiyorsa, ‘Hangi büyük Kezman, hangi profesyonel Kezman!’ diye kendi kendine düşünmesi lazım. Alex varken, niye sensin be Kezman! Zaten tartışılır bir futbolun var. Sen duygusal olduğunu söylüyorsun; bilmem duygularının esiri olduğunun farkında mısın? Fenerbahçeliler, seni şimdi ‘Batman’ Kezman olarak görüyor. Zico, penaltı vuruşuna müdahele etmemesini kişisel hatası olarak görüyor. Bence Zico’nun ilk önce, kaleci Serdar’ın son saniyelerde duran topu hangi akla hizmet olduğu belli olmayarak, rakip kaleye şişirmesine müdahele etmesi lazımdı. Eğer Fenerbahçe savunmacıları Lugano, Edu, Gökhan, Maldonado ve Aurelio topu pas olarak kullanma isteğinde bulunsalardı maçı Sarı-Lacivertli takım penaltı kaçırmasına rağmen, 2-1 önde bitirir; kötü futbol oynamış olsalar bile, 3 puanı zirve yarışında avantaj olarak değerlendirebilirdi. İşin özüne bakacak olursak; bana göre Kezman’ın kaçırdığı penaltı kırılma noktası değil; Fenerbahçe, tüm takım ileriye giderken, Serdar’ın duran topu şişirmesiydi. Bu, koskocaman bir gaflet, amatörlük ve acemilikten başka bir şey değildi.

Yoksa Okay Karacan’ın geçen hafta dillendirdiği keşke ‘Alex topu dışarı atsaydı’ beklentisine mi cevap verdi Kezman?
Çünkü öyle ısrarla istiyor ki Alex’ten atma hakkını. Hareketlerinden ve dudaklarından ne söylediğini anlamak için uzman olmaya gerek yok. ‘Ben atayım’ diyor kendini göstererek, ‘Lütfen!’ Hafif boynu bükük.
Aklıma otomatikman Okay’ın geçen hafta Habertürk’te Futbol Kulübü’nde, Kayseri maçındaki penaltıyla ilgili olarak ortaya attığı bu fikir geliyor. Öyle ısrarla isteyip böyle kötü vurunca… Kezman, inançlı bir adam olarak, yoksa bir adalet mi tesis etti bu vuruşla?
Geçen hafta Alex istese bile topu dışarı atamazdı. Çünkü o pozisyonu bizim gibi tekrar izlememişti. Penaltı mı değil mi bilmiyordu? Kezman ise bu kez birinci şahit. Ne olduğunu en iyi o biliyor.
Biliyorum böyle değil. Okay’ın önerisinden bile daha büyük bir fantezi bu. Kezman bilerek kaçırmış değil penaltıyı.
İşin rengi farklı. Fark Kezman’ın fazlasıyla duygusal ve aslında karmakarışık bir ruh halinde oluşu. Böyle bir insanla çalıştığınızı düşünün. Yıkılmış bir adam. Doğrulamıyor bir türlü. Kendisini yeniden ispatlama, İngiltere’ye ‘Ben hâlâ Kezman’ım’ deme fırsatını kaçırmış. ‘Mutsuzum’ diye haykırıyor. Derin bir depresyonda. Ve neredeyse yalvarıyor size:
‘Ben atayım lütfen’. Tamam at demez misiniz? Bunlar insan. Beraber yaşıyorlar. Yüz yüze bakıyorlar. 2-1 öndesiniz ve isteyen dünkü çocuk değil, ‘MATEJA KEZMAN’
Takımın dünya çapında en çok tanınan oyuncusu. Son 4 transferine toplam 43 milyon euro bonservis ödenmiş bir marka. Bir son vuruşçu. Hiçbir şeyi tam yapamasa da gol vuruşu dünya çapında. İyi de penaltı atıyor. Sevilla maçında attığını hatırlayın.
Alex’in yaptığı ancak alkışlanır. O apatik yüzünün ardında bir duygu var demek ki! Saygım büyüdü Alex’e başka bir şey değil.
Ya vermeseydi Alex o hakkı. Kendisi atsaydı. Brezilya mafyası dedikoduları daha da büyümeyecek miydi?
Kardeşim koskoca bir marka, sıkıntıdaki bir arkadaşın sana yalvarıyor ‘N’olur atsa’ demeyecek miydik?
Ama işte sorun başka. Penaltıcı tercihi değil, penaltıyı atanın vuruş tercihi. Biz bu ülkenin en duygusal oyuncusu Hakan Şükür sanırdık. Kezman büyük farkla öne geçti.
Partizan’dan PSV’ye 15 milyon, PSV’den Chelsea’ye 10 milyon, Chelsea’dan Atletico’ya 10, Atletico’dan Fenerbahçe’ye 8 milyon euro bonservisle transfer olmuş, takımı Şampiyonlar Ligi’nde kendi rekorunu kırarken katkı yapamayan, milli takım için düşünülmeyen Kezman. Chelsea’ye transfer olurken 29 yaşında burada olacağını düşünmüyordu muhtemelen.
O topu ‘lütfen’ diyerek isterken ona bir tekme atamazdı Alex.
Kezman’ın böyle atacağını da tahmin edemezdi.
Siz eder miydiniz peki? Kezman dağılmış ruh haliyle bir yol ararken daha büyük bir batağa saplandı sadece. İnsanca bir durum bu. Burada sadece bir insan, bir şöhretin dramı hikayesi var. Bu penaltı başka bir şey anlatmıyor.
Çünkü Kezman’ın her şeyi tartışılır. Ruh hali, sıkıntıları, futbolcu olarak özellikleri, her şeyi.
Ama bir son vuruşçu olarak onu tartışmak biraz cehalet oluyor.
Penaltı kaçırmayan büyük oyuncu mu var?
Maradona, Hagi, Baggio…
Ve belki de en ünlüsü. 86’da çeyrek finalde Fransa maçında Zico…
Dedik ya bu bir insan hikayesi.
Ancak buruk bir gülümsemeyle hatırlanacak dramatik bir futbol anı.
Hepsi bu!
Fatih Terim el öptü mü?
Oray Eğin geçen hafta Galatasaray ve Türk futbolundaki cemaat ilişkileri hakkında dikkat çekici yazılar yazdı. Bunlar uzun yıllardır arka planda konuşulan, zaman zaman gündemin ortasına oturan konular. Oray’ın yazdıklarında yüzde yüz doğru olanlar var. Zaten tarafların hiç inkar etmedikleri ilişkiler bunlar. Eksik olanlar da var. Hakan Şükür’ün, Hakan Ünsal’ın manevi dünyası tamam da başka oyuncu yok mu yani?
Öte yandan Oray’dan gelen Fatih Terim-Gülen ilişkisi, daha doğrusu Milli Takım’ın başına geçmek için İmparator’un, ABD’ye gidip Gülen’in elini öptüğü iddiası hakkında bir katkı yapmam gerekiyor.
Bu konu Terim göreve gelmeden gündeme gelmişti. Göreve geldikten sonra da kesin bir gerçek olarak kabul edildi.
İsviçre maçından sonra Avrupa Şampiyonası kurallarının çekildiği zamanlarda bu konuyu Terim’e sorma şansını bulmuştum. Attila Gökçe, Bilgin Gökberk, Ercan Güven ve Bilal Meşe’nin bulunduğu bir ortamda.
Terim kesin bir dille, hiç açık bırakmaksızın bu iddiayı sert bir şekilde reddetti.
Şahitleriyle aynı sayfalarda yazmaya devam ediyorum.
Peki başkan neden lazım?Zico, Observer’a verdiği hayranlık uyandıran röportajının bir yerinde “Taktik diş fırçalamak gibidir” diyordu. Diş fırçalarken ne yaptığınızı, ne yapmanız gerektiğini düşünmezsiniz. Öğrenir, ezberlersiniz ve sonra içgüdüsel olarak uygularsınız. İşte taktik de böyle bir şeydir.
Galatasaray’ın son 6 haftaya teknik direktörsüz girişine de böyle bakabiliriz. Ezberlenmiş bir taktik sadece oyuncu tercihleriyle yürüyor. Burada teknik direktöre ihtiyaç yok gibi.
Ancak unutulmamalı ki teknik direktörlük bir meslektir. Bu tip kulüplerin teknik direktörlüğü ise mesleğin zirvesi.
Aynı bir gemi kaptanı gibi. Yolculuk başında kaptan rotayı çizer sonra çekilir. Karışmaz. O gemi gideceği yere gider. Bir kriz çıkmadıkça kimse kaptanı aramaz. Ama makine dairesinde bir sorun çıktığında ya da fırtına patladığında da herkes kaptanı arar. Kaptan hele de bugünün bilgisayarlı gemilerinde bu tip kriz anlarında lazımdır. Galatasaray’ın Belediye, Fenerbahçe ve Sivas maçlarında fırtınaya yakalanmayacağını kim söyleyebilir?
Peki dalga boyu 15 metreye çıktığında kime bakacak mürettebat? Hakan Şükür’e mi? Cevat Hoca’ya mı? Adnan Sezgin’e mi? Polat’a mı?
Bu yapılan, sonunda şampiyonluk gelecekse bile, Galatasaray’ın ve profesyonel futbolun ilkelerinin yerle bir edilişidir.
Daha 5 yıl önce Dünya Kulübü olmaya 1 adımı kalmış, batıya açılan pencerenin bugün profesyonel futbolun en temel ilkelerini yok sayması kadar acı ne olabilir?
Ve de akla gelen bir soru daha:
Teknik direktörsüz oluyorsa, başkansız neden olmasın?

Son haftalardaki yardımcı hakem hataları işi artık iyice çığrından çıkardı. Bu yüzden puan kaybedenler Yandım anam diye bağırıp çağırıyor. Ama malesef kendileri çalıp, kendileri dinliyor. Çünkü imam bildiğini okuyor.Fazla geriye gitmeden hemen sıcağı sıcağına size 2 taze örnek vermek istiyorum.1. Gençlerbirliği-G.Saray maçında İsaac, kendi yarı alanından çıkıyor, yardımcı hakemin bayrağı havada;2. Ankaraspor F.Bahçe maçında Kezman kendi yarı alanından çıkıyor, bayrak yine havada…Ofsayt gerekçesiyle kaldırılan her iki bayrak, kabul edilemez cinsinden büyük hatalardı. Halis Özkahya kafaları karıştırdı (Ankaraspor-Fenerbahçe)Özkahyanın maçtaki temel hatası 12. kuralı doğru yorumlayamamasıydı. Fauller verdi yanlış, fauller atladı evlere şenlik. Kartlarda yanlışlar var. Bunlar hakemlik trendinde normaldir. Çünkü Halis, henüz çok genç ve tecrübeye ihtiyacı var. Maçtan göze çarpanlar:1. Alex serbest vuruş kullanırken, Hürriyetin 3 adımdan topu almasına müsade etmesi skandal.2. Hamilton ceza alanında eliyle oynuyor, açık penaltı… Halisten ses yok.3. Rispin eline çarpan topa rahatlıkla düdük çaldı ve penaltıyı gösterdi. Görüntüler pek de öyle değil.4. Maçı 4 dakika uzattı. 94.44de Ankaraspor gol attı. Ardından kızılca kıyamet koptu. Kafalar da karıştı.Kamil Abitoğlu maça konsantre oldu (Beşiktaş-Gençlerbirliği Oftaş)Seyircisiz maç oldukça mücadeleli ve zevkliydi. Kaçıranlara yazık. Bu cezayı verenlere de biraz çözüm üretmek gerekmez mi? Böyle bir maçta hakemlik zordur. Çünkü herkes bağırır ve hakem olarak onları duyarsınız. Abitoğlu ciddiydi, sorumluluğunu biliyordu. Kulaklarını tıkadı ve maça konsantre oldu. Beşiktaşlı Serdarın içinde bulunduğu 2 kritik pozisyona da doğru kararlar vermesi notunu oldukça yükseltti.Yunus Yıldırımı suçlamak doğru değil (G.Saray-Trabzon)15. dakikada Ardanın çok kısa mesafeden vurduğu topu Trabzonlu Ferhat yumruklama becerisini gösterebiliyorsa bunun adı da penaltı olmalı. Hasan Üçüncü ve Çağdaşa kart göstermemek için çok çaba sarfetti, yardımcı hakem Volkan Narinç ile zaman zaman ters düştü. Yattaraya sarı gösterdi, kırmızı cuk otururdu. Maçın kırılma noktası olan 55. dakikada günahı da sevabı da yardımcı Narinçe ait olan pozisyonda Umutun iptal edilen golüydü. Hakemi suçlamak doğru olmaz, iyi hakemlik resen kararlar gerektirir. Özgüç Türkalp (Denizli - İst. BŞB) Bol gollü maçta, bir de iptal edilen gol vardı. Ne atılan ne de iptal edilende Özgüçün dahli yoktu. Maçın başında dizginleri eline geçirdi, sonuna kadar da bırakmadı. İyiye gidiyor. Bu kendisi hem de hakemlik müessesesi için çok iyi..Cüney Çakır (Gençlerbirliği- Gaziantep)Özellikle ev sahibi için var olma maçıydı. Böyle bir karşılaşmada birden fazla kritik pozisyon vardı. Hem de ev sahibi lehine Cüneyt o kadar yakındı ki kararlarına sadece saygı duymak kaldı. Zaten futbolcular da bunu yaptı.Fırat Aydınus (Kayseri-Sivas)Kıran kırana maçta Aydınus önemli hatalar yaptı. Sivaslı Saidinin İglesiasın formasını sündüre sündüre çekmesini herkes gördü, Fırat nasıl göremedi bu bir. İkincisi ise kaleci İvankov, İlhana öyle bir tekme atıyor ki kırmızının ağa babası. İki hareket de ceza alanı içinde.. İşte verilmeyen karşılıklı 2 penaltı.Kayserisporlu Koray, Hakeme öyle bir bakıyor ki o çok yakın bakışta her şey vardı. Bunu ancak Aydınus sorgulamalı…Hüseyin Göçek (Vestel Manisa-Sivasspor)Haftanın en zor maçlarından biriydi. Göcek, tereyağından kıl çeker gibi yönetti. Zaman zaman yardımcılarıyla cebeleşse bile doğru kararlarıyla maçı kurtarmasın ı bildi. El Yasa, kanamalı formayla oynayamaz, bunu bilmesi lazım…Barış Şimşek (Konyaspor-Bursaspor)Bu genç hakemimiz de MHKnin gözdelerinden biri. Ben de çok beğeniyorum. Ancak tecrübeye ihtiyacı var. Konyanın 1. golünde Bursalılar çok itiraz etti. Hakem haklıydı çünkü Veysel, topu eliyle değil göğsüyle almıştı. Bünyamin Gezer (Kasımpaşa-Ç.Rizespor)Bünyamin Gezer zor maçların adeta demirbaşı… Hakem dediğin eleştiriye açık olacak. Bünyaminin bu maçta gösterdiği kart stili, futbolun fair-play ruhuna yakıştı. Kaleciye pas doğruydu. Özgüveni olduğu için tereddütsüz verdi. Oyun içerisinde çok hareketli kıpır kıpır adeta yerinde duramıyor. Topa dikkat et Bünyamin sana çarpmasın.

Herkes penaltıyı atmasını tartışıyor ama Kezman gerçeği çok daha başka.Onun penaltıyı atmasında ne Zico, ne Alex suçlu… Kariyerindeki olaylar gösteriyor ki, Kezman farklı birisi. Çünkü o hırsına hep yenilen ‘psikopat’ bir futbolcu tipi. Asıl olan ise onu bu hale düşürmemekSadece 20 yaşındaydım. Euro 2000 finallerinde 2. maçımız Norveç’leydi. Hoca (Boskov) hata yapmıştı. Beni taktik antrenmanda 11′de denedi. Ama ‘gençsin, baskıyı kaldıramazsın’ diyerek yedek bıraktı. 15. dakikada ise ısınmaya gönderdi. Ancak son 5 dakika oyuna girdim. Kuduz köpek gibiydim, birini öldürmeye hazırdım… 44. saniye atıldım. O kadar koşmuştum ki, çok şey yaptım…. Bu hırsımdan dolayı beni kahraman ilan ettiler… Bu sözleri FourFourTwo Dergisi’nin Nisan 2007 sayısında söylemiş Mateja Kezman. 18 Haziran 2000′deki Norveç maçı ile 13 Nisan 2008′deki Ankara maçı arasındaki yol haritasında değişmemiş birşey… ***İşte biz bu Kezman’ı tartışıyoruz. Arızalı topçular listesinin baş kahramanını… 2006 Dünya Kupası’nda 6-0 kaybedilen Arjantin maçında bile skor 4-0′ken kendini attırmayı başaran birisini… Tıpkı İzmir’deki A.Gücü maçında hakeme küfredip, Manisa’da Bülent’in ayağına basıp attırdığı gibi. Onun uzun kırmızı kart çetelesine sayfalar yetmez. Olaylarına da! Hele de ağzından çıkan sözlere. Ama onu anlatmak için yine de bir fotoğraf çekmek gerekiyor. Sırbistan’ın en milliyetçisi futbolcusu olacak kadar radikal, 5 dil öğrenecek kadar evrensel, Beckham’a rakip olacak kadar iyi giyinen birisidir… Ancak o bir Akdenizli’dir ve o ateşi taşır hep yüreğinde…***Tuncay Şanlı ve Uğur Boral’la kavga edip, oyundan alınınca menajerine SMS’le mesaj çekip evine giden bir Futbol Tarzanı’dır. Kalbiyle oynamak bir futbolcu için reklam kokmayan harekettir fakat Kezman’ın sınırları zorlayan agresifliği kalp kırar daima.Onu yedek kalınca ‘ısınma’ya alerjisi vardır. Oyundan çıkartılmaktan nefret eder. Mesela PSV’deyken Eric Gerets’in bir Ajax derbisinin 20. dakikasında kenara çekilmesinin en büyük zararı soyunma odasının kapısı ve camlarına olmuştur. Kırıp geçirmiştir ortalığı kızgın Kezman.Zico’ya sözlerini ‘İngilizce tercüme etmiyor’ diye Samet Güzel’le kavgası da aşikârdır. Tüm bunlar sık rastlanan bir futbolcu portresi değil. Daha kötüsü ‘psikopat’ tiplemesinin göstergeleri…Böylesi çalkantılarla dolu kariyerinde Kezman’ın tutamadığı bir de çenesi vardır. Eski Fenerli Mirkoviç’in ısrarıyla 26 Ağustos 2006′da indiği İstanbul’da ilk sözü, G.Saray’a gol atmak için sabırsızlanıyorum olmuştur… İlk röportajında da Türkiye’yi tercih etmemdeki ilk neden verilen paradır demiştir. (Futbol Esktra Ocak 2007)Zico’ya tek-çift forvet sallamalarını ise hızla geçiyorum… ‘Türkiye’de gol atmak çok zor’ sözünü de. Manisa’daki ‘ağlaması’ içimizi sızlatmıştır ama Kafeste yaşamaya alışkın değilim. Kendimi hayvan gibi hissediyorum tribi atıp medyaya küsmesi onun gerçek ruhudur… Evet, Kezman ‘kafesteki kaplan’ sözüne en uygun kişiliktir…*** Chelsea’de Drogba, Mutu, A.Madrid’de Torres gibi ünlü golcülerin partneri olması onun karizmasıdır. Belki bugün Semih’in yedeğinde kalmayı bunun için hazmedemiyor!Ve kariyeri onun ilk 11′de oynamasını gerektiriyor. Hatta hırsı da. Ama ‘hocanın kararı’na kim karşı durabilir ki? İşte Kezman’ın anlamadığı da bu oluyor genelde. Yoksa Gerets, Saviçeviç, Hiddink, Mourinho, Auguirre, Zico gibi farklı kültürden hocalarla geçinememesini nasıl izah edebiliriz?Böylesi bir olay adamdan penaltı atmamasını beklemek doğru olmaz.. Ne Alex, ne Zico suçlu belki de. Ama Zico hatalıdır.. Çünkü onu bu hale getiren odur.. Peki bu Kezman suçlu. Ama bu Kezman gerçeğini bilen ve Ankara’da yürüyen diğer oyuncuların 2 puan kaybında hiç suçu yok mu?Bir bilgiBoşnak Susiç 13 Mayıs 1955, Sırp Kezman ise 12 Nisan 1979 Yugoslavya doğumlu. Sonradan milletleri savaşsa da bu ikili bir zamanlar aynı ülkenin vatandaşlarıydı. Maç sonu ise Susiç eski vatandaşına 1 puan için teşekkür eden ilk isim olarak dikkat çekti.*****Formsuz Zico’nun 3 kritik hatası LİGİN sonu geldi… Sanki Zico’nun da nefesi kesildi. Son 2 maçta çok formsuz. Ne değişikliği yapsa tutmuyor. İşte sıkıntı yaratan 3 önemli karar: 1. Selçuk düşüşteydi. Ama yerine oynayan Maldonado hiç tutmadı… Şilili oyuncu, boy ve fizik kapasite olarak yetersiz. Çok kolay da çalım yiyor. 2. Kanat operasyonu takımın direncini düşürdü. Deivid’in solda verimi azaldı. Colin üst üste 11′de oynamak için hazır değil. Peki Sevilla maçlarının kahramanı Uğur Boral gibi formda bir isim nasıl 11′e giremiyor? 3. Semih-Kezman değişimini medya istedi. Peki ne değişti? 2 maçı da kazanamadı F.Bahçe… Üstelik Kezman’ı çıldırttı Zico.. F.Bahçe teknik direktörü medyaya teslim olamaz. Olmamalı. Bakalım geçen yıl F.Bahçe’yi şampiyon yapan Zico rahatlığı, bu sezon ne sonuç verecek?Yoksa Zico çok zor kalır…*****ARDA-SARAY bu gazla ne yapar? G.SARAY’IN ilacı malum kaostur…. İyi beslenirler. Kazanılan maçların çoğunda bu psikoloji yatar. Feldkamp’ı gönderen oyuncuların onun isminin anılmaması için çırpınması doğal.. Florya’da güller açması da. Altı çizilmesi gereken ise bu takımın enerjisi yok. Arda ne kadar oynadıysa, o kadar oynadılar Trabzon’a karşı… Bu gaz bu G.Saray’ı zor şampiyon yapar.*****Şampiyonluğu getirecek gol!BİZDE bir moda var. Ne zaman böyle son dakikalarda gol atılsa ‘şampiyonluk sayısı’ olarak görülüyor. Bobo, Ankara’da 94′te G.Birliği’ne karşı 2-1′i getirdi. Beşiktaşlılar ‘İşte şampiyonluğun habercisi’ yorumunu yaptı. Sonrası malum. F.Bahçe, Semih’le 95′te Kayseri’yi yendi aynı durum yaşandı… Bu hafta M.Yılmaz 95′te golü attı, G.Saray havaya girdi. Futbol işte bunun için güzel.*****Dipteki en kritik görev Paşa’nın LİGİN zirvesiyle ilgili hesapları G.Saray-F.Bahçe, Sivas-G.Saray maçları çözecek. Dipteki çember ise geniş. 8 takım potada. Kasımpaşa ve Manisa, lige ‘mendil salladı’ gibi.. Beşiktaş, Trabzon, Denizli’nin düşme takımlarıyla çok kritik maçları var. Ancak en zor görev Kasımpaşa’nın.. Çünkü Bursa, V.Manisa ve Konya ile karşılaşacaklar. Kısacası her açıdan düşeni ‘direkt’ belirleyecekler.*****Beşiktaş’ın ibretlik GORDON vakası TÜRKİYE’DE forma giymenin en zor olduğu takım Beşiktaş… Siyah ile beyaz gibi zıt ve uç noktaları yaşıyorlar. Futbolcuları müthiş baskıya alıyor camia… Bunca oyuncunun tutunamaması da bu yüzden.Son örnek Gordon.. Tekniği iyi, havada etkili. İstanbul’a alışamadığını, uyum sağlayamadığını söylüyor. Ne Zan’la, ne de Toraman’la yapabildi. Daha kötüsü gözündeki sorunmuş temel olay.. Ve Diatta, Higuain, Rico örneklerinin son halkası Gordon… Beşiktaş bu tabloyu tersine çevirmeli.. Yoksa daha çok para batırır.*****Yok yok daha iyi böyle seyircisiz oynamak. Rahat rahat seyretsin taraftar evinde. Hakemler de rahat rahat seyretsinler. Yönetmesinler; zaten seyrediyorlar.Sinan Engin (Beşiktaş menajeri)*****Nasıl üzülmem, nasıl ağlamam? G.Birliği benim her şeyim. Dünyada 30 yıl başkanlık yapan birisi var mıdır? Bu takımdakiler benim torunlarım. Evladım bu kulüp benim.İlhan Cavcav (G.Birliği başkanı)*****TURKCELL SÜPER LİG PUAN DURUMU TAKIMLAR O G B M A Y P Av1.F.Bahçe 30 20 7 3 65 31 67 342.G.Saray 30 20 7 3 53 20 67 333.Sivas 30 20 4 6 48 22 64 264.Beşiktaş 30 19 4 7 46 30 61 165.Kayseri 30 13 9 8 45 28 48 176.Trabzon 30 12 5 13 39 37 41 27.G.Oftaş 30 10 9 11 29 30 39 -18.Denizli 30 11 6 13 39 41 39 -29.A.Gücü 30 10 9 11 32 37 39 -510.İstanbul BŞ 30 10 8 12 42 39 38 311.G.Antep 30 9 8 13 32 43 35 -1112.Ankara 30 8 10 12 31 35 34 -413.Bursa 30 8 10 12 29 35 34 -614.Konya 30 9 5 16 32 59 32 -2715.G.Birliği 30 8 7 15 40 45 31 -516.Ç.Rize 30 7 8 15 30 53 29 -2317.V.Manisa 30 6 8 16 38 54 26 -1618.Kasımpaşa 30 6 4 20 20 51 22 -31 ***** 30. HAFTA SONUÇLARI Beşiktaş-Oftaş 0-1 Kadir Denizli-İstanbul BŞ 2-3 Yusuf (P), Selahattin / Necati (2), İlhanG.Birliği-G.Antep 2-1 Mehmet Çoğum (KK), KaheG.Saray-Trabzon 1-0 ArdaKayseri-Sivas 0-1 Mehmet YıldızV.Manisa-A.Gücü 1-2 Metin / Jaba, Murat ErdoğanKonya-Bursa 2-0 Theoue (2)Kasımpaşa-Ç.Rize 0-1 Mehmet ŞenAnkara-F.Bahçe 2-2 Hamilton, M.Yılmaz / Alex, Vederson KUPADA YARI FİNAL MESAİSİ Fortis Türkiye Kupası Yarı final Bugün: 20.00 G.Saray-G.Birliği Yarın: 20.00 Kayseri-Ç.Rize Süper Lig 31. hafta: Cumartesi: 15.00 A.Gücü-Konya, Sivas-Ankara, Bursa-Kasımpaşa, G.Antep-V.Manisa, 19.00 F.Bahçe-Denizli, Pazar: 15.00 Ç.Rize-Beşiktaş, Oftaş-Kayseri, Trabzon-G.Birliği, 19.00 İstanbul BŞ-G.Saray
Fenerbahçe’nin Ankara deplasmanının çok zor geçeceği önceden belliydi. İnönü’deki derbiden sonra 6 gün içinde iki Chelsea maçı ve araya sıkışan Kayseri karşılaşması…
Üstelik Chelsea rövanşında 90 dakikanın sonuna kadar Fenerbahçe’nin tur ümidi devam ettiğinden üst düzeyde fiziksel ve zihinsel yıpranma oldu. Bu handikapın yanında Ankaraspor son haftalarda yüksek form tutmuş, koşan, pres yapan ve Lugano’yla Edu’yu zorlayacak fizik açıdan güçlü iki santrfora sahip bir takım.
KAYIP SON DERECE DOĞAL
Fenerbahçe doğal olarak sıkıntılar yaşadığı, zaman zaman oyundan düştüğü maçı yine de kazanıyordu. Ama son saniye golüyle 2 puanı kaybetti. Bu son derece doğal bir durumdu. İki puan kayıp için Zico ve yorgun futbolcuları eleştirmek yanlış olur.
Ancak bir penaltı olayı var ki üzerinde konuşulması gerekir.
Takımın Alex gibi usta bir penaltıcısı var. Çok kritik bir deplasman maçı oynuyorsun, neticeyi garantileyememişsin, rakip seni baskı altına almış. Kezman kazanılan penaltıyı kullanmak için Alex’e rica ediyor. Üstelik oyuna yeni girmiş, konsantre değil ve adaleleri soğuk. Israrlı rica karşısında, isim de Kezman olunca, Alex’in ‘Tamam’ demekten başka şansı yok. Zico da o anda müdahale edemez. Bu, tam bir Kezman işgüzarlığıdır.
TEK OLUMLU HAREKETİ VAR MI?
Şimdi gelelim medyaya. Bazı kalemler Fenerbahçe’nin Chelsea’ye elenmesinin başlıca sebebi olarak Zico’nun ilk 11′de Semih’i tercih etmesinin olduğunu söylediler. Bir de buna ek olarak başta ben olmak üzere “Semih oynamalı” diyen az sayıdaki yorumcuyu suçladılar.
Pes doğrusu. Zico sanki elinde Rooney veya Henry gibi santrforlar varken mi Semih’i tercih etti? Bugün Chelsea, Premier Lig’de Liverpool, Arsenal, Manchester United gibi güçlü ve yıldızlar topluluğu, sistemi oturmuş takımlarla karşılaştığı zamanlarda bile kalesinde en fazla 2-3 pozisyon veriyor. Fenerbahçe, Chelsea deplasmanında 3. dakikada yediği gol yüzünden riski çok erken terk eden, takım savunması çok güçlü bir rakiple mücadele etti.
Alınan tedbirlerle kanatları çalştırması mümkün değildi. Hızlı paslarla ileriye mesafe kat edemediler. Chelsea’nin blok savunması hiçbir bölümde arızaya uğratılamadı. Çok şey beklenen Deivid bir kere dahi adam eksiltemedi. Alex’in hiçbir icraatı yoktu. Böyle bir tabloda Terry, Carvalho, Makelele gibi müthiş savunmacıların geride oturttuğu üçgende Semih yalnızlık içinde ne yapabilirdi ki? Kezman Beşiktaş derbisinde sahada yoktu. İki Chelsea maçında toplam süre olarak Semih’ten daha fazla görev yaptı. Tek müspet hareketi var mı? İki Chelsea maçında da Fenerbahçe erken yediği gollerden sonra güçlü rakibine karşı mecburen daha fazla risk aldı. Dünya futbolunun önemli santrforlarından Drogba ne yaptı? Santrfor oynamak kolay mı?
SEMİH DAHA NE YAPSIN?
Suçu medyada bulan arkadaşların ortak görüşü şöyle: “Efendim Semih baştan oynarsa olmuyor sonradan girerse iş yapıyor.”
Semih’in sonradan girip çevirdiği maçlar rekor seviyede. Hak etmediği halde yedek kalan hiçbir santrfor bu kadar maç çeviremez. Ayrıca ligin ilk yarısına dönelim. Kezman, Manisa maçında kırmızı kart gördükten sonra bir de operasyon geçirdi. Uzun süre kadroda yoktu. Bu uzun bölümde zorluk derecesi yüksek maçlarda baştan itibaren Semih görev aldı. Hem sistemi işletti hem de attığı gollerle büyük fayda sağladı. Fenerbahçe Beşiktaş’ı, Galatasaray’ı Trabzon’u üst üste yendi. İki derbide de Semih’in 3 puanı getiren golleri var. Bir de 4 puanla grup ikinciliğini getiren iki PSV maçı var. Semih’in PSV’ye de bir golü var.
Bir önemli konuya daha değinip bu haftaki yazımı noktalıyorum. Zico İngiltere’de yine Kezman’ı oynatacaktı. Ama takıma hiçbir katkı sağlamasa da Kezman, Zico’nun kendisine sınırsız kredi tanımasına rağmen Kayseri maçında oyundan çıkarken hocasını protesto edip maçın sonunu beklemeden evine gitti.
İşte Zico bu yüzden Londra’da mecburen Semih’i tercih etti. Aksi takdirde takım içinde bütün otoritesini kaybedecekti.

Kallinin gidişinden sonra ikinci maçını da kazanan G.Saraydaki bu kenetlenmenin sebebi nedir?
İNANÇ ve hırs yaptılar. Tabiİ ki birleşecekler. Galatasaraylılık gururu var ortada. Kalli çıkıp oynamıyordu, sahadaki oyuncularına bir şeyler söylüyordu. Onun gidişi, sarı kırmızılı takımı olumlu etkiledi. Bence daha iyi kenetlendiler.Trabzonspor önünde iyi oynadılar. Özellikle bir 20 dakika var ki muhteşemdiler. Fenerbahçe puan da kaybedince iyice morallendiler. Güzel bir hava yakaladılar ve fikstür avantajına da sahipler. Fenerbahçenin, Ali Sami Yene gelmesi kendileri için büyük fırsat. Ezeli rakiplerini yendikleri takTirde büyük ihtimalle ipi göğüsleyecekler. Adnan Polat, Adnan Sezgin ve Hakan Şükür üçlüsünün bu başarı tablosunda büyük etkisi var. Takımlarının iyi olması için çalışıyorlar. El ele verdiler. Galatasarayı iyi görüyorum. Bir kopukluk vardı ve onu giderdiler. Aldıkları neticelerle de gösteriyorlar bunu.Ardaya borçlularGalatasaray mücadele ediyor, koşuyor, etkili santrforları var ama Trabzonspor maçında Arda 3 puanı getirdi. Attığı gol için konuşmuyorum. Sahadaki mücadelesi için bunu söylüyorum. Her yerde vardı. Mükemmel oynadı.Galatasarayın bundan sonra Lincolne ihtiyacı var. Çok kritik 4 maç oynayacaklar. Sambacının atacağı paslarla, oyunuyla ve performansıyla artık kendini göstermesi lazım. Olması gereken de budur. Galatasaraya üstün kaliteli bir isim olarak geldiyse bunu sahada da göstermelidir.Galatasaray bu hafta İstanbul BŞB ile oynayacak. Olimpiyat Stadına da alışkınlar ve büyük de favoriler. Zaten bundan sonra saha da önemli değil. Seyirciye de ihtiyacı yok zaten Galatasarayın. Hedefe varmak için çıkıp bütün maçlarını kazanmak zorundalar.Karşı ittifak!Bugün Türkiyede her kulüp Fenerbahçeye karşı bir ittifak içinde. Bu durum da Galatasarayın en büyük avantajlarından biri. Fenerbahçe kazanınca, her galibiyeti hakeme bağlıyorlar. Diğerleri kazanınca hakem hatalarıyla ilgili çıt çıkmıyor. Fenerbahçenin son dönemlerdeki atakları ve özellikle de Avrupadaki başarıları sonrası bu üstünlüğü kabul edemedikleri için oluyor bunlar. Fenerbahçeye karşı olan birleşmedeki baltalama harekatı, Galatasarayın önünde kalan 4 maçta en büyük gücü olacak.Disiplinsiz adama penaltı attırılmazKezman, kaçırdığı penaltıyla kaderiyle oynadı. Her futbolcu istediği zaman penaltı kullanabilir mi?BÖYLE bir şey olmaz. Takımın penaltıcısı bellidir. Her ne olursa olsun o atar. Skor 4-0, 5-0 gibi farklı olur da arkadaşına jest yaparsın. Böylesine kritik bir maçta özellikle de rakibin seni bozup rahatsız ettiği, yıprandığın anda o penaltıyı atacak adam Alextir. Kaçırır ama o kaçırır. Penaltıcıdır ve hep o atmıştır. Atmayarak, Kezmana moral vermek için topu Sırp oyuncuya vererek, belki de takımının kaderiyle oynamıştır.Kezmanın morali bozuk. Yedek kaldığı için de sıkıntılı. Oyundan çıkarıldığı için taksiye binip stadı terkediyor, yedek kalınca ısınmaya çıkmıyor. Kezman, büyük problem.Zico müdahale etmediği için eleştiriliyor. Ne yapsın? Alexe “Sen atacaksın” diyemez ki orada. Alexin tasarrufudur ve o da Kezmana attırmıştır. Burada suçlanacak tek kişi Alextir. Niye bırakıyorsun? Adam moralsiz. Adam stresli. Adamın kendine itimadı yok. Türkiyede memnun olmadığı ortada. Buna penaltı attırarak ne morali kazandıracaksın. 2 yıldır Türkiyede ne yapmış Kezman? Arada sırada maç kazandırıyor ama beklenen Kezman değil. Disiplinsiz bir adama penaltı attırılmaz. Kaptan olarak suçlu Alextir. At o penaltıyı, maçı kopar takımını galibiyete taşı.Kaybedilen iki puan, şampiyonluğa da tesir edebilir. Kezman moral kazanacak diye şampiyonluk mu kaybedilecek? İki puan farkla, Galatasaray derbisine çıkmak çok farklı, kafaya kafaya çıkmak çok farklı. Kendini ve taraftarını üzerken, G.Sarayı morallendirdin. Fenerbahçe çift santrfor oynamalı…F.Bahçede yedek kulübesinden gelen mi, banko oynayan Semih mi daha verimli oluyor.SEMİH, oynadığı mevki itibariyle gol atması gereken bir oyuncu. Ama her maçta da gol atacak diye bir kural yok. Bu adamın 15 golü var. Semihi suçlamak çok yanlış olur. Ama verimli olduğu ortada.İçeride ve dışarıda Türkiyede çift santforla oynayacaksın. Avrupada tek forvet ile de mücadele edeceksen bunlar asla Semih ve Kezman olmaz. Oraya daha güçlü, çabuk, süratli ve topu ayağındayken kaybetmeyen oyuncu lazım. Fenerbahçe, çift santrforla oynarsa Alexe de daha fazla alan açılır. F.Bahçe kadrosu çok rahatsız. Zico, tek forvetin daha iyi olduğunu zannediyor. Bunun olmadığını göremiyor. Onu da fazla suçlamıyorum. Görüşü bu ama yanlış. Orta sahadan bir kişiyi eksiltmek istemediği ortada. Bu da onu zaman zaman Kezman ile Semih arasındaki seçimde zor durumda bırakıyor.Bunları idmana çıkarmazlarŞampiyonluk şansını zora sokan Beşiktaşta yönetim mi, teknik heyet mi yoksa kadro zaafiyeti mi bu tabloyu ortaya çıkardı?BU faktörlerin hepsi birden bu Beşiktaşın çöküşünü hazırladı. Alınan oyuncular ve kurulan kadro yanlış. Beşiktaşta her şey yanlış. O formanın ağırlığıyla buralara geldiler. İyi futbolla falan değil. Sapır sapır dökülüyorlar.Bu kadroda tek futbol oynayacak adam var o da Delgado. Kenarda oturuyor. Holosko oyundan çıkıyor, yerine giren isim Batuhan. Ne yapmış Batuhan ve ne yapar? Bırak Holosko kalsın, tek pozisyon bulur sana maçı alır. Böyle bir rezalet Beşiktaşta ne görülmüştür, ne duyulmuştur. Teknik heyetin her kararı yanlış.Yöneticiler bir de çıkıp, “Önümüzü kesiyorlar” diye başka yere faturayı gönderiyor. Kendilerini aldatıyorlar. Bıraksınlar bu işleri. Bu takım bu futbolla nasıl şampiyon olacak? Kimse çıkıp da “Bu Beşiktaş iyi futbol oynadı ve başarıyı haketti” diyemez. Hakemler onlara çelme takmış olabilir, maç da kazandırmış olabilir. Ama, Beşiktaş bunları söyleyecek durumda değil. Çok kötüler. Bu kadronun yarısından çoğu gitmeli. Siyah beyazlı formayı iyi futbolcu giyecek. Bu kadrodaki çoğu oyuncuyu eski Beşiktaş takımlarında idmana bile çıkarmazlar.Sivasın tek eksiği tecrübe…Zirve yarışındaki inadını sürdüren Sivasspor son 4 maçtan 12 puan alır mı?HER şeyini ortaya koyan bir Sivasspor var. Kalan 4 haftada 12 puan almaması için sebep yok. Kayserispor gibi bir takımı deplasmanda yenmek zor iş. Mükemmel bir takım Kayserispor. 3 Büyüklere evlerinde geçit vermediler.Sivasspor için bir handikap var. Büyük takımlara karşı oynarken enerjiyle işi bitirmeleri yetmiyor. Tecrübeye de sahip olmaları gerekiyor. Fenerbahçe ve Beşiktaş önünde bunun eksikliğini yaşadılar. Sivasspor, şampiyon da olabilir, kalan 4 maçını da kazanabilir. Son haftaya kadar Sivasspor, zirve yarışında var olacak takımdır.

Sakarya’da tribünler hem dolu hem de cıvıl cıvıl… Maçı izleyenler arasında Fatih Terim, Sadri Şener ve Aziz Yıldırım var… Müsabakanın hakemi FIFA kokartlı Selçuk Dereli… Bir takımın kulübesinde Hikmet Karaman, diğerinde Hüsnü Özkara…
Antalya ikinci yarıda namağlup, Sakarya da sadece bir kez yenilmiş… Yani neresinden bakarsanız bakın, birinci lige fazla gelen iki takım, birinci lige fazla gelen bir maç… Ama müsabakanın sonunda damağımızda kalan tat, birinci lige fazla gelen bu iki takımın, Süper Lig’e de biraz eksik kaldığı…
Antalya’nın savunmasındaki iki Polonyalı son derece uyumlu (ki Bieniuk milli bir oyuncudur ve ülkesinde star olan bir aktrisle evlidir), ama bir o kadar da oyun kurma konusunda eksikler. İlyas’ı Antalya’da tutmaları zordu ama Levent’i kaybetmeselerdi bloklar arası bağlantı kurmada belki bu kadar zorlanmazlardı. Durum böyle olunca, Antalya’nın bütün hücum planı (ve golü de) yetenekli kanat oyuncuları Vahap/Uğur ve Şenol/Mesut organizasyonuna bağımlıydı.
Sakaryaspor’sa önde bu lig için öldürücü sayılabilecek üçlüye (Erman, Taner ve Burak’a) sahip, ama onlara sürekli uzun ve yüksek toplar indirmeye çalıştıkları için eridiler Antalya savunmasının içinde. 56. dakikada sağdan Yasin’in taşıdığı ve Burak’ın indirdiği topsa, maçta Süper Lig tadı veren tek pozisyondu belki de…
Yine de heyecan verici olan, Süper Lig’deki birkaç plastik kulübün yerine, seyircisi ve hikayesi olan gerçek şehir takımlarının gelme ihtimali…

Fortis Türkiye Kupası yarı final rövanş maçında Galatasaray, Gençlerbirliği karşısında favorim. Almanya Ligi’nde son haftalarda sürpriz sonuçlar almayı başaran Hansa Rostock, Werder Bremen deplasmanında bunlara bir yenisini daha ekler. Bu maç için ilk tercihim beraberlik.
Hertha Berlin sahasında düşüşe geçen Hamburg’dan bir puanı koparır. Schalke ise sahasında Energie Cottbus’u yenerek hafta sonu alınan farklı Werder Bremen mağlubiyetini unutturur. İkinci yarıda çok iyi bir çıkış yakalayan Wolfsburg taraftar desteğini de arkasına alarak Bochum’u mağlup eder. Başarılı bir sezon geçiren Bayer Leverkusen de deplasmanda Arminia Bielefeld’i yenecektir. İtalya’da zirve yarışını sürdüren Roma, daha çok ligi düşünen Catania karşısında kazanarak İtalya Kupası’nda yarı final rövanş maçı için avantaj elde eder. Juventus da sahasında Parma’yı rahat geçer.

Avrupa Süper Lig vitrinlerinden inip, kendi iç maçlarına dönen Fenerbahçe’de göze batan bir özellikli futbol yoktu Ankara’da…
Sarı-lacivertli kadronun Avrupa’da yarı finale çıkamama özürlerini “Fizik güç volümlerindeki azalma” olarak yorumlamak gereğine inananlardanım. Doğrudur… Dışarıda, içeride Inter-CSKA-Sevilla-Chelsea gibi dünya devleriyle oynamak bu arada kendi liginde de zirveyi korumak futbolda kolay işlerden değildir doğrusu… Ama dünyanın tüm unvanlı takımları için durum aynı değil mi? Hepsi 2-3 gün arayla sayısız doksan dakikalarla yarışıyorlar, ama fizik yapılarında öyle gözle görülür tempo tükenişlerine rastlamıyorsunuz.
Ankaraspor önünde Maldanado’ya bakalım. Adam kendi ekseni etrafında bir alan yaratmış, onun dışına hiç çıkmıyor. Hep “Kısa-yan ve geri paslar”la… Yani durumu idare ediyor. Kendisine, takıma uyum için bir süre tanımak gerekir. Ama kaç hafta oldu yahu… O kilo ve ağır hareketlerle Fenerbahçe orta alanı kimseyi taşımaz arkadaş… Artık ileri oynama, kanatlara ve uç adamlarına ara pasları çıkarma zamanın gelmedi mi? Öyle “Al gülüm, ver gülüm” alargacılığı ile Fenerbahçe orta sahası renklenemez Maldanado kardeş…
Aurelio da dün çok uğraşıp didinmesine rağmen artık mekanik bir düzendeki hızlı futbolunun uzaklarında yaşıyor. Onun da hem fiziken, hem de kafa olarak uzun bir tatile çıkması zorunlu sezon sonunda… Alex için fazla lafa gerek yok. Adam çıkıyor, elinden geldiğince oynamaya çalışıyor. Ankarasporlu genç ayaklardan yediği tatlı sert darbelere rağmen oyun disiplini ve sporcu terbiyesini hiç bozmadan işini yapmaya devam ediyor.
Ancak uç adamı olarak beceriksizliklerini sayısız kez ispatlamış Kezman’a dünkü kısa oyun süresinde niçin penaltı attırıyor ki Alex kaptan… Arkasından gelecek sürpriz golün her şeyi berbat edeceğinin ince hesaplarını neden düşünemiyor ki?
Her ne ise, Lugano-Gökhan-Edu-Deivid gibi diri isimler üç puan kavgası adına tüm güçlerini ortaya koydular. Ancak Fenerbahçe’nin, yukarıda anlatmaya çalıştığım fiziksel ve düşünsel yorgunlukları yanında, buz gibi vücuduyla iki pozisyonu kontrol altına alamayan Kezman’a penaltı attırmak, Fenerbahçe’yi dışarıdan ve içeriden yöneten kafaların büyük kabahatleri değil miydi?

Kolay değil… F.Bahçe üst üste çok zorlu rakipler karşısında dünya standardında maçlar oynadı. Bu maç trafiğinde, elbette futbolculara hoşgörülü bakmakta fayda var diye düşünüyorum. Ama son dakikalardaki hatalar, akıl alır gibi değil… Daha ilk dakikada, Vederson’un sert şutu, direğin üstüne sanki kafa atarak dışarı gitti. Ardından, 7. dakikada Alex’in golü geldi. Bu, Ankaraspor savunmasının hatasından başka bir şey değildi. Semih, kaleciyle karşı karşıya kalıp kolay gol atabileceği bir pozisyonda, dengesiz bir vuruş gerçekleştirip kaçırdı… Yorgunluğa varım, ama top ayaktayken pas hatalarının bu kadar üst üste yapılmasına anlam veremiyorum. Ankarasporlu Hamilton’un golüne, Deivid’in ısrarlı top kayıpları davetiye çıkardı. Vederson’un da çarpık hamlesi, gole katkı sağladı. Vederson’un attığı golde Alex, kornerden pas atarcasına topu yolladı; Vederson çok uzak mesafeden, bana göre 35 metre civarından savurduğu sert şutla, herkesin bakışları arasında topu Ankaraspor kalesine soktu. Maçın başında bu futbolcunun direkten dönen topu ne kadar büyük şanssızlıksa, attığı bu golde hem Vederson’u, hem de Fener’i top çok sevdi. 3 puan hesapları yapılırken, Adem’in direkten dönen topu, Fenerliler’in yüreklerini hoplattı. Ardından, oyuna giren Kezman, çok lazımmış gibi penaltı atmayı üstlendi. Üstlenmez olaydı!.. Bu takımın penaltıcısı belli değil mi? Hep Alex atmadı mı? Kezman attı da ne oldu? Vuruşu, dağlara-taşlara gitti… Kaçan bu penaltıdan sonra F.Bahçe öylesine acemice bir beraberlik golü yedi ki, anlamış değilim… Maçın bitme saniyeleri… Fener takım olarak rakip kaleye doğru sülalece gitmiş, Serdar da topu ileriye şişiriyor… Niye? Neden? Paslaşıp zamana oynasalar, maçı galip bitiren F.Bahçe olurdu. Amatörce düşünceler, Kezman’ın kaçan penaltısı, son saniye golü… Sonrası… Şampiyonluk kaçarsa ne olacak?