Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

BEN bu sezon bu kadar bitmiş, topu kullanamayan bir F.Bahçe görmedim. Sen çok önemli bir maça çıkıyorsun. Derbi, ezeli rekabet, şampiyonluğa doğrudan etki edecek bir maç.
Topu pas yaparak ileri doğru kullanamayan bir takım vardı dün sahada. Topu kullanamadığı gibi en ufak bir preste de kaybediyorlar. Her ikili mücadelede top kaybı yaptı F.Bahçe.Fenerbahçe buraya puan farkıyla gelmeliydi. O vakit daha rahat oynardı. Peki ne oldu? Puan puana geldiler. G.Saray doğal olarak ayağına kadar gelen fırsatı tepmedi. Çok fazla gol pozisyonu üretemeseler de ikili mücadeleleri kazandı sarı kırmızılı takım. F.Bahçenin yediği gol bir facia. Kaleci Volkanın böylesine önemli bir maçta bu tür bir hata yapmamalıydı. Kezman bildiğimiz Kezman. Aurelio varla yok arası. Deivid de öyle. Alex sahada hiç yok. Uğur Boral, Kezmanla beraber devamlı topu kaybeden pozisyonda. Semih girdikten sonra F.Bahçe biraz ileriye gider gibi oldu. Ancak, Alexin sağ ayağına gelen top dışında pozisyonu yoktu F.Bahçenin.Bileğinin hakkıylaÜmit Karan devamlı hakeme itiraz etti, Barış hep faullü oynadı ama sürekli gözden kaçtı. G.Saray daha çok mücadele etti, daha çok koştu, daha fazla istedi ve kazandı.Maçtan önce korktuğum başıma geldi. F.Bahçe yavaş oynadı, presi yiyince çıkamadı. Avrupa maçlarındaki gibi ikili mücadeleye girip süratli oynamalarını beklerdim ama olmadı. Dörtte birini bile yapmadı.Galatasaray bu maçta hile mi yaptı? Hayır. Bileğinin hakkıyla kazandı. Fenerin bu durumlara düşmemesi lazımdı. Fenerin Ali Sami Yen Stadına puan farkıyla gelmesi lazımdı. Ukalalığından bu duruma düştü. Şimdi ayıkla pirincin taşını. G.Sarayı tebrik etmek lazım. Doksan dakika boyunca bir rakibe üç kişi baskı yaptı, hep koştular. Demekki bu galibiyeti ve şampiyonluğu onlar daha çok istiyormuş.

Eğer Süper Lig’deki 13 takım için başarı ölçüsü kümede kalmaksa, evet Bursaspor sanırım istediğini elde etti bu sezon… Emeği geçen herkese, sporculara, teknik kadroya ve diğerlerine tebrikler…
Lâkin zaten sadece 3 takım küme düşecekti, bugün ligde 6 ile 15’inci sıra arasında yer alan takımların büyük bir mücadele verip, Kasımpaşa, Rize ve Manisa’yı geride bırakmayı başardıklarını söylemek güç… Zira son 3 sırada yer alan 3 ekip de Kadri Özcan, Giray Bulak ve Saffet Susiç’i gönderdikleri gün intihar etmişlerdi zaten… Üstelik bir hatırlatma daha yapmak lazım, geçen sezonun sonunda düşenler Antalya’yla Erciyes’ken, sevinenler Rize ile Manisa’ydı… Bugünün sevinenlerinden biri olan Bursa da, oynadığı (pardon oynamadığı, hatta oynamaya pek de niyeti olmadığı) bu futbola bakıp öz eleştiri yapmalıdır yeni sezon öncesinde…
Ali Aydın imitasyonu
Bursa’nın savunma dörtlüsünün üç buçuğu (kısmen Ömer Aysan hariç) Egemen, Ö.Erdoğan ve İ.Güldüren’in oyun kurma konusunda hiçbir katkıları olmadığı gibi, hiçbir çabaları da yok. Üstelik bütün meziyeti adam döver gibi kart göstermek olan kötü bir Ali Aydın imitasyonunun, sahada gezerek bu üçlünün futbol dışı hamlelerine göz yummasıyla rakipleri de oyun oynama şansı bulamıyorlar.
Samet Aybaba, iki son durak oyuncusu, sadece duran toplarda ortaya çıkan Romaschenko ile, yüzüne baktığınızda kendisi mi yoksa çocukları mı 30 yaşındadır tereddütü yaşadığınız Tum’la gol arıyormuş gibi yapıyor. Ligin en iyi 30 yerli oyuncusundan ikisini, Sinan Kaloğlu ve Volkan Şen’i kullanmak için skorun 2-0, dakikanın da 65 olmasını bekliyor.
Intertoto Kupası biletine yakın gözüken Beşiktaş’ın bu sezon 2 farklı yenebildiği sadece 4 takım var ve Bursaspor, siyah-beyazlılardan İnönü’nün dışında iki (ve daha fazla) fark yiyebilen ilk ekip oluyor. İki Tigana kazanımı, Serdar ve Bobo oyuna girene dek, akılda şöyle bir soru oluşturan bir oyun var: “Holosko’nun oynadığı futbolsa diğerlerinin oynadığı ne, veya bunlar futbol oynuyorsa Holosko ne yapıyor?”
Bursalılar, şiddet imasını gözümüzün içine sokarak, üstelik (sporcuların elindeki pankarttan anlaşıldığı üzere) buna takım elbiselilerden destek de alarak yapay bir kavga ortamı oluşturmaya çalışıyorlar, ama futbol takımlarının 180 dakikada ezeli rakibine(!) karşı bir buçuk pozisyonu yok! Sahada 3 turuncu pabuçlu, Volkan Şen, İsmail Özgür ve Veli de olmasa, her şey kara, gerçekten her şey kapkara…

Mondragon, Tomas ve Song daha bir yıl önce Galatasaray’ın oyununun temeli olarak görülüyordu. Sarı-kırmızılıların Gerets’le hücuma yönelmiş, ama takım savunması açısından kırılganlaşmış tarzının sigortası onlardı. Bu yıl Kalli’yle iyice hücumperver olan takımda 1 yıl geçmeden başka bir üçlü işbaşında. Emre, Servet ve Aykut’la geçen yılın mart ve nisanından çok daha az yenilen bir dönem yaşanıyor. Bunda kuşkusuz bu üçlüyü tamamlamakla kalmayıp, hücum yönüne destek veren büyük aşama kaydeden Mehmet Topal’ın da payı büyük.
Krizi yönetebilecek beyin var mı!
Yeni teknik oluşum bu en azından lig ölçüsünde başarılı ekibi güçlendirecek bir hamle daha yaptı. İBB maçıyla birlikte santrfor sayısını azaltıp, hücumcu orta saha ya da forvet oyuncularını iki yönlü defansif katkısı yüksek oyuncularla harmanlayan bir oyun seçildi. Ligin iyi pas oyunu oynayan takımlarından Belediye’ye pozisyon vermeden maçı kopardılar.
Buna benzer bir oyunu, kupa serisinde Fenerbahçe’ye karşı da oynamışlardı. Özellikle Kadıköy’deki maçta, evinde Şampiyonlar Ligi standardından dahi çok iyi oynayan sarı-lacivertlileri sıkıntıya soktular.
Fenerbahçe’nin etkili kanatlarını 2’li 3’lü kademelerle karşılıyor, Fenerbahçe göbeğe dönünce ters kanattakilerin ve savunmanın yaklaşmasıyla Fenerbahçe’yi kapana kıstırıyorlardı. Bu dar alan oyunundan çıkışın yolu ani ters toplar ve hızlı top çevirmeyle boş alana topu geçirmekti, ama Fenerbahçe’nin oyun tarzında bu pek yok. Böyle olunca alışılmışın çok uzağında, zor pozisyona giren bir ekibe döndü Fenerbahçe. Galatasaray, İBB maçında bunun provasını gayet iyi yaptı.
Bu oyunu bir kez daha sahaya koymak peşinde olacaklar. İleride 3 oyuncu için Arda, Lincoln ve Ümit Karan muhtemel isimler. Arda ve Ümit 2 kanatta rakibi zorlarken Lincoln serbest kalacak. Arkadan da 3 sert oyuncuyla Fenerbahçe’nin artistik ayaklarını dar alana sıkıştıracaklar. Kupa serisinde olan buydu.
Pazar günü de Galatasaray bunun peşinde olacak. Bu oyunla ve ev sahibi olması dolayısıyla Galatasaray’ı avantajlı görüyorum. Ancak onlar için sıkıntı Fenerbahçe’nin öne geçmesiyle ya da Zico’nun sürpriz bir hamlesiyle doğabilir. Çünkü maç içinde krizi yönetebilecek bir beyin var mıdır? Ya da bu kimdir gibi sorular var Galatasaray’da. Kriz anında olaya el koyacak ve hamleyi yapacak, hamleye cevap verecek olan kim? Tek, ama büyük dezavantaj da bu!

Geçen hafta sistemini tek forvet arkası, kalabalık orta saha şeklinde özetlenebilecek bir dizilişe çeviren Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe karşısında bu yeni sistemiyle ne kadar avantajlı?
Sistem yeni değil. Galatasaray bu sezon iki ön libero ile oynadığı ciddi maçları kaybetmedi. Fenerbahçe hem Avrupa’da hem de Süper Lig’de iki ön libero, tek forvet oynayarak ve bu sisteminden taviz vermeyerek başarıyı yakaladı.
Galatasaray’ın 4-4-1-1 oynaması çok doğru bir karar. Çağımız futbolunda orta sahayı tuturak oynamak çok önemli. İki ön liberolu sistemde Lincoln serbestlik kazanıyor, daha çok topla buluşuyor ve daha geniş alanda oynayabiliyor. Mehmet Topal-Ayhan ikilisi birbirleriyle iyi anlaşıyor. Ayhan her ne kadar Aurelio kadar formda olmasa bile savunma yaptığı gibi hücuma da destek verebiliyor.
- Galatasaray Süper Lig’in zirvesine oturmak için kazanmak zorunda. Üç puanın reçetesi nedir?
Fenerbahçe kanatları çok iyi kullanan ve ayağa isabetli pas yapabilen bir takım. Ayrıca hem kaliteli hem de birbirlerini iyi tanıyan oyunculardan kurulu uyuma sahip.
Galatasaray, Gökhan Gönül-Deivid, Vederson-Uğur Boral ikililerinin kanat bindirmeleri yapmalarını mutlaka engellemeli. Yani Galatasaray kanatlarda hiç boşluk bırakmamalı.
Benim söylediklerimi “Sağır Sultan” duydu ama hiçbir kulübün hocası duymadı; Alex’in yapacağı “Dip” koşularına çok dikkat edilmeli.
Fenerbahçe hücuma çıktığında Alex daima göz hapsinde tutulmalı. Dikkat, sabır ve sakinlik bu derbinin şifresi. Emre-Servet ikilisi ayağındaki topları gelişi güzel ileri vurmamalı. Kaleci Aykut mümkün olduğu kadar topu oyuna elle sokmalı. Çünkü tek forvet oynadığında ileri amaçsız vurulan toplar rakibin işine yarar.
Fenerbahçe’nin duran top üstünlüğü var. Aldığım bir bilgiye göre; Zico bir idmanı sadece duran top çalışmasına ayırıyormuş.
Galatasaray savunması ceza alanı içinde adam paylaşımına dikkat etmeli.
SEYİRCİ MAÇI YAŞAMALI
- İşler kötü giderse kaderi değiştirebilicek müdahale nasıl ve nereden gelir? Derbiler satranç gibidir. Satranç ustaları en iyi piyonunu ilk anda sürmez. Eğer gemiler yakılacaksa bunun zamanı son 20 dakikadır.
Galatasaray iki forvete oyun içinde dönse bile iki ön liberodan asla vazgeçmemelidir. Üstelik kulübede sarı-kırmızılı takım adına oyunu değiştirecek futbolcu zenginliği Fenerbahçe’de olduğu kadar güçlü değil.
- Galatasaray seyircisi ne yapmalı?
Kadıköy’de Fenerbahçe seyircisinin uyguladığı baskı Galatasaraylı futbolcuların sinir katsayısını yükseltiyor. Ancak Fenerbahçeli oyuncular tersine rakip tribünlerin gerginliğinden besleniyor.
Galatasaray seyircisi, İngilizler gibi takımıyla birlikte maçı oynamalı. Aklını ve desteğini tamamen takımına vermeli.

Üç ihtimalin ikisi Fenerbahçe’yi liderlikte tutuyor. Ancak hafta başından beri Samandıra’dan gelen haberler tüm hazırlıkların mutlak galibiyet parolasıyla yapıldığını gösteriyor. Fenerbahçe bu kritik derbide nasıl ve ne için oynamalı? Zico, oynaması gerektiği halde birçok maçta taktiğini ve isteğini değiştirmedi. Takımını hiçbir zaman geride tutmadı. Bu maçta da “ikili averaj lehime” diye düşünmeyecek ve galibiyet için taktiğini kuracaktır. Zaten Galatasaray takımının sürekli tedbir üretmesi de bu yüzden. Orta sahadaki oyuncu sayısını çoğaltması, takım direncini artırmaya yönelmesi, Alex’e çareler araması, Fenerbahçe’nin bu maçtaki gücünü de ortaya koyuyor. İlginçtir, kazanması gereken Galatasaray olmasına rağmen, yenilmemeyi daha çok düşünen de Galatasaray. Maç beraberliğe bağlanacak gibi gözüküyor. Zico’nun Alex’in ayaklarına mahkum olmuş hücum aksiyonlarına Semih dışında bir alternatif bulması, Fenerbahçe’nin işini çok kolaylaştırır. - Fenerbahçe neden kaybetmez? Tek forvetli oynayan Chelsea bile Fenerbahçe’ye karşı pozisyon bulmakta zorlanmışsa, Galatasaray’ın işi çok zor. Bu sene birçok üst düzey maç oynadı Fenerbahçe ve hiç birinde sahadan başı eğik ayrılmadı. Bu tecrübeye ve güvene sahip olarak Ali Sami Yen’de oynayacak. Galatasaray’ın bu sezon ortaya koyduğu performansı, dokuz kişi kalmadığı sürece Fenerbahçe’yi yenmeye yetmez. ÖNE GEÇERSE FARK ATABİLİR - Galatasaray’ın “Teknik direktörsüz buralara kadar geldik” motivasyonu Gerets’in ilk yılındaki “Parasız, pulsuz Galatasaray Fenerbahçe’nin önüne geçti” motivasyonuyla örtüşüyor. Zaten kadrosu çok tartışılmayan Galatasaray’a bu motivasyon ek bir katkı sağlayacak mı? Fenerbahçe’nin hiç hoşlanmadığı kalabalık orta sahalı sistem maça ne derece etki eder? Genel bakışta kapanan takımlara karşı Fenerbahçe’nin zorlandığı doğru. Kalli’nin futbolcuların isteği ile gönderilmesi, yeni fatura adresini de takım kadrosu yaptı. Oyuncuların konsantrasyonu ve mücadelesi bu yüzden hiç kuşkusuz üst düzeyde olacak. Ama istemek ile yapmak ayrı şeyler. Bu aşırı motivasyon aynı zamanda Fenerbahçe’nin de silahı olacaktır. Galatasaray’ın mücadele edeceğini biliyoruz. Fenerbahçe’de ise ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir yapı var. Beşiktaş maçında da aynı şey oldu. Rakibin rüzgarını pas yaparak dindiren Fenerbahçe, oyunu kontrol edip, galibiyet için gerekeni yaptı. Bu düzen karşısında beklerini kanatlardan atağa kaldıran Fenerbahçe takımı oyunu çözebilir. - Oyunun yönünü değiştirmek için Arthur Zico’nun hamleleri neler olur? Dizilişin değişmeyeceğini biliyoruz. Daha önce de sıkıntı yaşanan maçlarda Semih dışında hamlesi olmadı. Kezman’ı oynatması, Semih alternatifini elinde tutmak için. Fenerbahçe için en büyük sıkıntı geriye düşmek olur. Ama öne geçmeyi başarırsa fark bile atabilir.

Pek çoğumuzun önceden düşleyemeyeceği bir teknoloji ve iletişim çağı yaşıyoruz.
Ekonominin dinamikleri yaşam tarzımızı da hızla değiştiriyor. Atasözleri her zaman mesaj taşıyan, güldüren, düşündüren değerlerimiz. Onlara bile rötuşlar yapabiliyoruz. Kaldı mı artık dedelerimizin dönemindeki atlı yaşamlar? Artık Jaguar’ı zaten aldın da, Audi’nin son modeline ne zaman geçiyorsun?
Değişmeyen kavram avrat! Herkesin annesine, eşine, kız kardeşine, kız arkadaşına, çocuğuna verdiği değer. Ama onların da ilgileri değişti artık. Nerede Pazar günü maç saati rahmetli Kemal Sunal’ı seyretmeyi tercih edecek anneler?
Artık yeni silah da futbol. Sevgili editörümüz Emrah dün aradı, “Coach var mı zamanın futbol derbisi ön yazısına?” diye. Almanya’da basketbol sezonunun ilk 3-4 günlük tatilindeyiz. Günün en güzel aktivitesi de ailece gideceğimiz Eintracht FrankfurtBorussia Dortmund futbol maçı. Futbolun böylesine endüstrileştiği dönemde onu bilmeyeni gerçekten dövüyorlar. Fenerbahçe’yi, birçok kişi yıllarca ve haksızca “Sadece tesisleşme, kurumsallaşma ile olur mu? Nerede kupalar?” diye eleştirdi. Özellikle Sevilla’da penaltıları kurtaran Volkan’ın elleri bir anlamda onlara sabrın ve yatırımın karşılığını hediye eden, Maradona ile futbola giren “Tanrı’nın eliydi!” Onlar en üst düzey Avrupalı olmanın, galibiyetlerin ve güvenlerinin yarattığı takımdaşlığın artıları ile çıkacaklar derbiye.
Galatasaray ise Ali Sami Yen’in enerjisini alacak yanına. Takım içi devrimi yaratarak geleneklerinde görmediğimiz bir şekilde sahayı da, kurguyu da oyuncuların üstlenmesi artı bir sorumluluk getirse de, önlem gerektiği anlarda Zico fark yaratacaktır.
2-1 GALATASARAY ALIR
Yarın Lucescu sahada olmayacak. Ama onun “Sakın ilk golü yeme” mantığı oyunun özünü oluşturacak. İki taraf da birbirine topu kullanma izni vermemeye çalışacaklar. Biz “Alex’in mi, Lincoln’ün mü duran top golü?” derken onların asıl başarısı defansın arkasına sarkanlara atacakları toplar olacak.
Biz Deutsche Bank Skyliners’da son topu daha iyi kullanmak için video çalışması yaparken hep beraber Serdar Kulbilge’nin Ankaraspor maçında gereksiz telaşlı degajını ve ardından yedikleri golü izlerken aynı pozisyonda Manchester United’ın nasıl süreyi yediğini konuştuk. Artık futbolun her geçen gün basketbola yaklaşan oyun ve akıl temposunda ben sadece içime doğanı “2-1 Galatasaray” olarak söyleyeyim. Gerçek ise Fenerbahçe’nin elde ettiği büyük ivme mi, yoksa Galatasaray’ın yaratacağı ev enerjisi mi, maçta ihtiyaçları olacak olan şansı yanlarına çekeceği?

Bizim mesleğin “Oscar”ı sayılan Türkiye Spor Yazarları Derneği ödül töreninden dönüşte bilgisayarın başına oturdum ve “Hakan Şükür vakası” yorumlarımın “yorumlarını” okudum.
Gün ağardı, bitmedi.
Tek tek yanıtlamam, işimi ve yaşamımı sürdürebilmek açısından mümkün değildi. Mecburen toplu teşekkür/ toplu teessüf yolunu seçiyorum.
En büyük futbolcumuzun “en büyük gafı” veya bilinçli yapılmışsa “en büyük provokasyonu” için benimle aynı fikirde olup kınama yazılarıma destek verenlere teşekkürlerimi sunarım.
Sadece destekleri için… Vatan, millet, istikbal, futbol, Galatasaray karıştırmıyorum ki, yeni polemikler yaratılmasın.
Olaya, hâlâ Galatasaray-Fenerbahçe açısından yaklaşan, derbiye etkisi olur diye hayıflananlara “iyi niyetleri ve gözü kara futbol aşkları nedeniyle” tebriklerimi sunarım. Tamamen haklılar, lakin pencereleri biraz dar.
Bir de küfür, bela, tehditlerini utanmayıp kaleme alanlar, mail adresime postalayanlar var.
Ortak özellikleri, “de”yi/“da”yı ayırmayı bile bilmiyorlar. Mutlaka senli/benli yazıyorlar.
Onlar da haklılar; çünkü Hakan Şükür’ü eleştirerek “Allahsız” oluyorum ben… Ve “Allah’ı bile sayıp sevmeyen adama, adam mı denir” mantığını kurabilir dinci biri.
Allah onlara da akıl fikir versin.
İyi, kötü, çirkin… Üşenmeyip yazmışlar.
***
Söz konusu yorumlar binlerle ifade edilecek niceliğe ulaştığından ister istemez bir anket de çıkıyor ortaya.
Merakınızı gidereyim, kaba bir hesapla destek ve eleştiri yarı yarıya. Sanki genel seçim! Eleştirenlerin yarısı da kin, nefret, hakaret.
Ne kadar köfte, o kadar ekmek…
Futbol zeminine Siyasal İslam’ı taşırsanız, ayrışma ve saflaşmanın oranı ülke çapındakiyle paralelleşiyor. Hem siyasi açıdan hem futbol açısından…
***
Peki, Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun’a ne oluyor?
Sanki “kanka”lar bayrak yarışı yapıyor.
Geçenlerde Sivasspor’un başarısını göremeyenlere “ahmak” dedi Bülent Uygun… Duymazdan gelindi. Gençtir, yeteneklidir, tecrübesizdir diye sineye çekildi.
Şimdi… Hakan’ın çağrısını eleştirenlere “dinsiz”!..
Cuma namazında göremiyormuş bizi, Bülent Uygun kardeşimiz!
Ne haddine, hangi hakla böyle bir sorgulama?.. Kimin adına?
Teknik direktör müsün sen, İslami devrim polisi mi?
Laikliğin üzerine titreyenlerin titizliğinde “abartı” yokmuş değil mi?
Hakan Şükür’ün suya attığı taş dibe çöktü ve “görünmeyen yapılanmada” sağlam bir tuğla olarak yerini aldı, ama suyun yüzünde halkaları giderek genişliyor. Daha yutacağı çok şey var. Alabora ettikleri, “futbolu konuşulamayan derbi ile/ yol ayrımına getirilen Galatasaray ile/ Bülent Uygun’un en az yarısı tükenen kariyeri ile/ Atatürkçü insanların laçka olan sinirleri ile” sınırlı kalsa keşke.
Kısa kesiyorum mail okuyacağım.
İyi, kötü, çirkin; fikrini yazan herkese peşin selam.

Sağlıklı bir Fenerbahçe-Galatasaray maç önü analizi yapmanın zorluğunu ifade etmek için bir kez daha şu örneği vermekte beis görmüyorum: Benitez’in Liverpool’uyla Mourinho / Grant’ın Chelsea’si son üç buçuk yılda tam 19 kez karşılaştılar, şöyle müsabaka kasetlerini yanlışlıkla karıştırsanız, oynadıkları oyunu izleyip. hangi kasedin hangi maça ait olduğunu ayırt etmeniz gerçekten zor olur. Oysa Fenerbahçe’yle Galatasaray son 5 aylık küçük periyotta 3 maç yaptılar, sanki 6 ayrı takım izledik!
“Kalli yönetiminde Fenerbahçe’ye karşı oynayan takım farklıydı, o gittikten sonraki bu ekip daha mücadeleci ve azimli” iddialarına asla itibar etmiyorum, çünkü bu ülkede herhangi bir futbolcunun böyle bir ahlaksızlığın parçası olacağına, ne kadar koşacağını kenardaki hocaya göre ayarlama ucuzluğuna düşeceğine inanmıyorum. Mevcut teknik ekip de sezon başından beri görevdeydi ve İsviçreli bilim adamlarından öğrendikleri yepyeni metotlarla çıkagelip, ani bir fizik yükleme yapmadılar bildiğimiz kadarıyla…
Gerçi Alkmaar, Moskova ve Sevilla deplasmanları gibi global ölçekteki fizik sınavlarının son bölümlerinde geriden gelerek bu alanda Avrupa’nın da iyileri arasına giren Fenerbahçe’yi en çok zorlayan mücadelecilerinden birisi Galatasaray… Zaten sarı-kırmızılılar için maçın en skorer bölümü hep “üçüncü yarım saat” olmuş, gerek ligde (14-18-23), gerek kupada (4-1-5), gerekse Avrupa’da (4-6-8) en çok gol buldukları zaman dilimi son 30 dakikalar…
En önemli rol Aykut’un
Fenerbahçe’yse oyunu bütün olarak pozitif oynayan, sahaya hükmeden taraf olma eğiliminde. Maç başına Galatasaray’dan 64 fazla topla buluşuyorlar, topla ortalama 3 dakika fazla oynuyorlar, üstelik 81 fazla isabetli pas da yapmayı başarıyorlar.
Son 3 maçta 2 gol attığı için (32’nci haftada nihayet ligdeki ilk derbisine çıkacak) Lincoln’ün formda olduğu söyleniyor, ama herhalde bu verilerle Alex’le kıyaslanması mümkün değil, zira Alex, “sezonun herhangi bir yerinde, herhangi bir 3 maçta” 2 gol atmazsa bir problemi mi var diye düşünür duruma getirdi bizi…
Bence Galatasaray’ın çıkışındaki en önemli rolüyse Aykut oynuyor. Hem soğukkanlı, hem uyumlu ve sempatik, hem de oyun kurma konusunda son derece akıllı davranıyor ve Fenerbahçeli meslektaşından farklı hedefe sahip: Volkan’ın Euro 2008 rezervasyonları yapıldı bile. Oysa Aykut’un İsviçre’de olması için bilete, yani tribündeki Milli Takım kurmaylarının gözüne girmeye ihtiyacı var.

Pazar günü sezonun en önemli derbisi oynanacak. Her ne kadar beraberlik işine yarıyor gibi görünse de F.Bahçe, Sami Yen’e galibiyet için gidiyor. İşi Trabzon’a bırakmamak için 2 maçtan 6 puan almalı. Peki başarılabilir mi? Neden olmasın! F.Bahçeli futbolcular istedikleri her maçı kazanabilirler. Çarşamba günü Fotomaç’ta sevgili Tanju ile takımların teknik analizini geniş şekilde yapmıştık. Bugün biraz da diğer konulardan bahsedelim. Maçı, ilk defa ATV’deki santra programında Mustufa Çulcu’nun işarete ettiği Fırat Aydınus yönetecek. İşi kolay değil. Ne yaparsa yapsın birileri eleştirecek. Bunlara alıştık. Ama asıl önemli olan Aydınus’un maç öncesi kulaklarını tıkamasıdır. G.Saray cephesi, başkanı yöneticileri ve medyası ile hakemi etki altına alma işini bir program içerisinde gayet başarılı uyguluyor. Polat’ın açıklamaları En güzel örnek Adnan Polat’ın Belediye maçı sonrasında MHK’ye akıl almaz şekilde yüklenmesidir. Ertesi gün bakıyoruz tüm yorumlar Polat’ın söyledikleri üzerine yapılıyor. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Sayın Polat, son haftalarda takımınız sürekli hakemlerle kazanıyor. Bu konudaki fikriniz nedir?” diye bir soru soramıyor. Ya da G.Birliği maçındaki Sabri’nin penaltısından, orta sahadan çıkan futbolcuya kalkan ofsayt bayrağından bahsetmiyor. Belediye maçında yüzde yüz faulle atılan golden, Hakan Balta ve Ayhan’a çıkmayan kırmızı kartlardan sonra hâlâ açıkça kendisine üç puanı veren hakemlere çatabilen Polat’a Türk futbolu adına sorulması gerekenler de sorulmuyor. ‘Meydan nasıl olsa boş’ diye isteyen istediği gibi atını sürüyor. Polat’ın tek taraflı verdiği beyanlar, G.Saraylı fanatik taraftarların hoşuna gidebilir. Aynı sempatiyi G.Saraylı yazarlar ve yorumcuların hiçbir yoruma gerek duymadan ve soru bile sormadan kayıtsız şartsız kabul eder gibi görünüyor. Bu durum ‘nereye kadar kaçacakları’ sorusunu gündeme getirir ki işte asıl düşünülmesi gereken konu budur. Fenerliye geçit yok Pazar akşamı saatler duracak, sokaklar boşalacak. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki futbolseverler de ekran karşısında olacak. Bir sınav vereceğiz, umarım geçen sene Ali Sami Yen’de olduğu gibi sınıfta kalmayız. Kazanan büyük ihtimalle şampiyon olacak. Yenen sevinsin, yenilen de hazmetsin. Her şey saha içinde olsun bitsin. Ama görüyoruz ki, işi şimdiden saha dışına taşımaya çalışıyorlar. Kendilerine yapılanlara kıyameti koparanlar, yaptıklarını sorgulamıyorlar bile. Yeni federasyonda PFDK Başkanı, Hukuk Kurulu Başkanı, TFF Başkan Vekili, hepsi G.Saraylı. TFF başkan danışmanı eskiden G.Saraylılardan başkasına güven vermemiş olan Ahmet Güvener, o da G.Saraylı. Ama ne yapıyorlar, kurullardaki tek F.Bahçeli Kemal Dinçer’i hedef gösteriyorlar. Onlara göre federasyonun içinde tek bir F.Bahçeli olmamalı. Yani diyorlar ki, “Biz demokrasiyi çok severiz. Yalnız bizim için işlemesi kaydıyla.” Tatlı su demokratlarının demokrasi anlayışı ne yazık ki bu şekilde oluyor. Yaramaz çocuklar gibi ‘hep bana hep bana’ diyorlar. İşin kötüsü doymak da bilmiyorlar.

Ülkemizde derbiler, dillere destan futbol öyküleri olarak hafızalarda saklanır da, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında olanları ise beyinlere kazınır adeta…
Nedeni çok açıktır aslında… İki dev ekip de hem birbirlerine böbürlenir, dururlar, hem de korkudan ayakları titrer hafta boyu ve yarışmanın sonuna kadar… Eh; dile kolaydır, Galatasaray veya Fenerbahçe renklerine sevdalanıp hayat boyu bu aşkla yaşamak… Hele de yüz yıllık rekabetin getirdiği yenme-yenilme anılarının içinde düşünsel kulaçlar atacak yaşlarda iseniz, o zaman değmeyin işin keyfine…
Kim kazanır-nasıl kazanır düşüncelerine üstüne tüm Fenerbahçe ve Galatasaraylılar’ın kafaları fokur fokur kaynıyor şimdilerde… İş yerlerinde, yolculuk yarenliğinde, evlerdeki gündüz veya akşam sohbetlerinde hep pazar gecesinin kazanma ve şampiyonluk muhabbetleri gündemi sarıp sarmalamakta… Şimdi biz de işin içine girip şu oynarsa-şöyle oynarsa-sonucu alır götürür gibi uyduruk muhabbete soyunmayacağız. Ancak futbolda yarışmanın temel ögelerinden birkaç örnek vermekle yetineceğiz. Bu noktalardan yola çıkarak kazanması muhtemel tarafı sizler de kolayca yakalayabilirsiniz…
Fenerbahçe’nin Zico’lu kulübe patronluğu avantajı yanında Cim-Bom’dan daha pahalı, daha teknik isimlerle donanımlı bir ekip olduğu açıkça ortadadır. Kaleciler kıyaslamasında da sarı-lacivertli kalenin daha emniyet verici ellerde olduğu sanırız tartışma götürmez. Tabii bir de başta Alex olmak üzere Deivid, Aurelio, Lugano, Gökhan, Uğur Boral gibi kariyerleri oturmuş isimlerin de sarı-lacivertli formada zirve yaptıklarını kabullenirsek, Fenerbahçe’nin derbi oyunundaki maç öncesi fotoğrafı hayli renkli ve de göz alıcı görünebilir.
Ancaaak; Galatasaray’ın kendi sahasında oynama avantajı öyle yabana atılır bir cinsten olmayan bir ön avantajdır. Bunun yanında sarı-kırmızılı kadronun ligdeki oyun disiplini, en yüksek ve Avrupalı yarışma disiplini açısından ligin en tempolu ekibi olduğunu da asla unutmamak gerekir. Hücumda kalabalık, atağa çıkarken çığ gibi büyüyen ve de rakibi oynatmamak adına hücum presten defanstaki en minik açığına kadar tüm eksikleri derhal gideren bir oyun çabukluğu ve de fizik gücüne sahip Galatasaray’ın genç ve yerli ağırlıklı bir derbi kadrosu vardır. Bu özelliklerin en verimli gecesini yaratmaya çalışacaklardır pazar gecesi…
Tabii hakemler sorusu maçın gündemindeki en bilinmez konusudur. Tabii pozisyonlar meselesi her futbol doksan dakikasının en sürprizlere gebe konusu olmuş ve olmaya da devam edecektir. Şimdi sizlere yukarıda en hassas terazilerin eşliğinde sunduğumuz Fenerbahçe ve Galatasaray on birlerinin artı ve eksilerini tartışınız ve kimin kazanacağını sizler bulunuz. Ne dersiniz, daha gerçekçi değil mi ?..