Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Thursday
May 15,2008

Vedat Bayram

Dün yöneticisi olduğumuz TURFAD ‘Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin davetlisi olarak ülkemize getirdiğimiz Türkiye Milli Takımı’nın eski teknik direktörü Sepp Piontek ile yemekteydik. Şuradan buradan derken konu Türk Futbolunun alt yapısına geldi. Ardından ise yabancı oyuncu kontenjanı ve Türk Milli Takımının son durumu değerlendirildi sırasıyla. Türkiye’ye ve Türk futboluna verdiği hizmetle gönlümüzü kazanan Piontek’in söylediklerini biz söyleseydik inanın ‘kitleden tecrit edilirdik’! Ne diye? Şoven diye! Başka? ‘Cahil ilan edilir, yüzlerce email alırdık okurlardan’. Hem de spor akademilerinde onların yaşı kadar spor eğitimi almamıza rağmen. Gelelim 1990-1993 arası Türkiye’de çalışırken Anadolu’dan topladığı yeteneklerle, ‘2002 Dünya Kupası’nda 3. olan Türk takımının temelini atan’ Piontek’in sözlerine;
- “Ben geldiğimde hiçbir Türk futbolcusu Avrupa’da oynamıyordu.”
- “Biz şimdiki gibi Avrupa’ya yönelmedik. Zora talip olup Anadolu’yu dolaştık.”
- “80 milyonluk bir ülkede aksi davranmak akılcı değildi.”
- “İngiltere ve Bekçika’ya bir bakınız milli takımlarında oynatacak futbolcu bulamıyorlar.”
- “Neredeyse turnuvalara katılamayacaklar.”
- “Aynı yoldan giden ülkelerin aynı risklerle karşılaşma ihtimalleri çok yüksek”
- “Kaldı ki Türk vatandaşı yapma organizasyonuna tümden karşıyım.” Yabancı kontenjanının mutlaka mantıklı bir denge ya da balansı olmalı. Aksi halde ülke futbolu zarar görür.
Evet duydunuz mu beyler! Daha önce köşemde yabancı kontenjanıyla ilgili yazdığım benzer fikirleri şimdi söyleyen Sepp Piontek.
Yerliye itibar zayıf olduğundan konuyu öyle sunmak sanırım ‘yarım spor aydınları’ için belki daha inandırıcı olur.

Thursday
May 15,2008

Kazim Kanat

Fatih Terim hocam, “Hak edenler kadroda” dedi. Bu durumda kadroya giremeyenler “Hak etmeyenler” oluyor. Fatih Terim’in bu görüşüne şiddetle itirazım var. Dahası Terim, “Hak edenleri değil, sadece kendisine bağlılıklarını bildiren, biat eden” hadi açıkça yazıyorum; ” Terimci olanları” kadroya çağırdı. Bunun adı şudur: Hırslarını, duygularını aklının önünde tutmaktır.
Terim’e itirazımın gerekçeli kararlarını açıklarken şunu da diyorum; kimi kadroya aldığın o kadar önemli değil. Mesela Tümer Metin’i koruma altına alman gibi. Ama kadroya almadıklarının haklarını savunmak da, bana düşer;
1-Şampiyon Galatasaray’ın kalecisi Aykut nasıl üçüncü kaleci bile olmaz?
2-Beşiktaş’ta savunmanın her yerinde hatta ön libero da bile oynayan İbrahim Toraman nasıl olmaz?
3-UEFA finaline damga vuran Fatih Tekke gibi neden kadroda yok?
4-Bu sezon golün her türlüsünü ve en güzelini atan Ümit Karan niye yok?
5-Bu satırlarının yazarının hep eleştirdiği ama bu sezon Galatasaray’ı şampiyon yapan Hakan Şükür konusunda ise özel açıklama yapılmalıdır.

Thursday
May 15,2008

Ridvan Dilmen

İtalya Ligi’nde şampiyonluk düğümü bu hafta çözülecek. Roma, Catania deplasmanında kazanır ve birincilik ipini gögüslemek için Inter maçının sonucunu bekler. Şampiyonlar Ligi biletini almak için yarışan Milan ve Fiorentina da rakipleri Udinese ve Torino’yu yeneceklerdir. UEFA Kupası için mücadele eden Sampdoria da ligde hiçbir iddiası kalmayan Juventus’u zor da olsa yener.
Bank Asya 1. Lig’de hafta sonu oynanacak maçların ardından Süper Lig’e çıkacak üçüncü takım belli olacak. Sezonu rakiplerinden daha üst sıralarda bitiren Sakarya ve Eskişehir kazanarak pazar günkü finale çıkacaklardır.
 

Thursday
May 15,2008

Ziya Sengül
Yukarıdaki başlık tabi ki Fenerbahçe içindir. 25 yıldır Türkiye Kupası bir türlü Fener’in müzesine gidemiyor…
Hadi 3, 5, 10, 15 sene tamam da 25 sene bir ömür demektir. Bir türlü bu işi beceremedi Fenerbahçe takım olarak. Döndük geldik Süper Lig’imize… Herkesin kafasında, aklında, fikrinde, ‘Fenerbahçe kesin şampiyon olur’ düşüncesi vardı. Sonuç; olmayacak bir şekilde hüsran… Lig bitti, Fenerliler mutsuz. Yönetim karaları bağlamış, düşüncelerin içine gömülmüş, önümüzdeki sezonun hesaplarını yapadursun; bu Fener takımı iyi bir şekle, şemale girmezse; adam gibi transferler yapılmazsa, bu kadro önümüzdeki sezon da beklenen düzeyde ve şampiyon olabilecek kapasitede değil. Şampiyonlar Ligi’nde Avrupa’nın ilk 8’ine giren Fenerbahçe; büyük piyangoyu elinden kaçırıp sadece teselli mükafatı olarak amorti kazanan şekle döndü. Yani Şampiyonlar Ligi’nde bu kadar başarılı gördüğümüz bu takım; nasıl oluyor da kendi ligine havlu atıyor? Türkiye Kupası’na beyaz mendil sallıyor? Sonradan üzülmek neye yarar? Şimdi Aziz Yıldırım yapılaşmadaki başarısını önümüzdeki sezon da çok iyi düşünerek iyi futbol sergileyen, şampiyon olabilecek bir Fenerbahçe yaratmak zorundadır… Zico ile devam edip, edilmeyeceği yönetim kararıdır, saygı duyarız… Bu takımdan kesinlikle Kezman ve Maldonado gitmeli! Selçuk için çok iyi düşünülmeli… Golcü bir santrfor kesinlikle alınmalı. Orta sahada Aurelio’nun yanına, Aurelio’dan daha iyi birisi transfer edilmeli. Roberto Carlos da ‘Carlos abi’yi oynamaktan vazgeçsin… Reklamlarda star görüntüler vereceğine sahadaki Roberto Carlos’u sergilesin! Carlos abiyi değil! Kısacası Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nde bu sezonun başarısını önümüzdeki yıl da tekrarlamalı. Bunu başarabilmesi için de Şampiyonlar Ligi’ndeki kadro ve futbolculardan oluşan bir Fenerbahçe’yi, Avrupa piyasasında da bir kez daha hatta daha başarılı olmak zorundadır. Gelecek sezon da, ‘Olmadı yarim olmadı!’ demek istemiyoruz…

Thursday
May 15,2008

Gökmen Özdemir
Arda Turan… Türkiye’nin futbol zekası en yüksek oyuncusu… Çünkü hem sağ bek, hem sol açık, hem forvet arkası, hem de forvet olarak oynayabileceğini hepimize gösterdi. Sorumluluk almasını da öğrendi. Takımının en sıkıştığı anlarda sahneye çıktı. Ya topu kalesinden uzak tuttu ya da başında en az iki futbolcu bekleterek defansını rahatlattı. G.Saray’ın şampiyonluğunda tartışmasız saha içerisindeki en önemli etkendi. Goller attı, asistler yaptı. Gerektiğinde tekmeye kafasını soktu. Takım ruhunun ‘genç’ bayrağıydı.Hepimiz onu o kadar çok alkışlamak istiyoruz ki, bir maç kötü oynadığında hemen enseyi karartıyoruz… “Arda şımarmış, Arda yemiş yutmuş, Arda bitmiş” yorumları gelmekte gecikmiyor. Oysa ki o sadece 21 yaşında. Futbol hayatının başındaki istikrarsız oynayabileceği yıllarda… Kimi zaman yaptığı saha dışı hatalar da yok değil. Rakiplerle girdiği diyaloglar, hakemlere itirazlarının dozajı kimi zaman onu antipatik gösteriyor. Ve en önemlisi üzerinde yoğun bir baskı var. G.Saray gibi bir cadı kazanında da futbol oynadığını unutmamalı… Kulübün o kadar çok problemi var ki, Arda ile özel olarak ilgilenecek onu yüceltecek bir proje hala üretilemedi sarı-kırmızılılar tarafından. Oysa ki Arda G.Saray’ın şu anda elinde bulundurduğu en değerli futbolcu… Bu tartışma bile götürmez… SIÇRAMA ŞANSI VARŞİMDİ ise Arda’nın önünde gerçek bir sınav var. EURO 2008… Hem ülkenin hem de Fatih Terim’in ondan beklentileri fazla. Arda, 7 Haziran’dan itibaren en az 3 maç süreyle köpekbalıkları ile aynı suda yüzecek. Orada kendisini tartacak. Belki de G.Saray’ın ona veremediği deneyimi Milli Takım ile kazanacak. Büyük bir turnuva oynayacak. Üzerindeki mahalle baskısı 70 milyona yükselecek. Rakiplerin sertliği tavan yapacak. Ve biz orada Arda’nın ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu, nerelere gidebileceğini göreceğiz.Arda’nın EURO 2008′de zirve yapacağına inanıyorum. İyi bir sezon geçirdi. Fizik gücünün yeterli olduğunu son 6 maçta gösterdi. Oyunu eskiye göre daha sertleşti. Ağır baskı onu genç yaşında erken büyüttü. Ve en önemlisi dünya futbolunun vitrinine çıkacak olmanın bilincinde artık. Birbirimize söylemekten de çekiniyoruz galiba ama Arda Turan, A Milli Takım’ın EURO 2008′deki en büyük kozudur.

Wednesday
May 14,2008

Nilay Yilmaz

Yine bir ligin sonuna geldik. Adettendir. Her biten yıl gibi dönüp özet çıkarılır. Kazanan tek olduğu için sevinen ayrı bir yerdedir; ama kaybedenler daha çoktur yarışmalarda. Küme düşenler, şampiyonluk kaybedenler, olmak istediği yere varamayanlar… Bir de beklentisi az olup bulduğuyla yetinenler, yani haline şükredenler…
Bu yılki lig de kendine has bir seyir izledi bana göre. Futbol kalitesi hakkında söyleyenler, yazanlar olacaktır. Ben heyecanın son haftaya dek sürdüğü bu yılı sevdim açıkçası. Bu yüzden de bizi neler sevindirdi, neler üzdü, Avrupa arenası nasıl geçti diye bir hatırlayayım istedim. Hatırlamak anlatmaktır. İşte aşağıda kısaca not ettiklerim.   
* Süper Lig’de 2, 3 ve 4. takım aynı puanla sezonu tamamladı. Son haftalara kadar şampiyonluk mücadelesine katılan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Sivasspor ligi 73 puanla bitirdi.
*İlk kez “üçlü averaj” uygulandı. Ligin son haftasında “üçlü averaj” sistemi ligin zirvesini bir anda değiştirdi. Genel averajı son haftaya kadar Beşiktaş’tan iyi olan Sivasspor, üçlü averaj sisteminden sonra üçüncülükten, dördüncülüğe düştü. Başka bir deyimle, UEFA Kupası’na giderken, Intertoto’ya razı olmak zorunda kaldı. Olayın ilginç yanı, ligin son haftasına kadar üçlü averaj sisteminden kimsenin haberinin olmamasıydı. UEFA bile, üçlü averaj sisteminden habersiz, resmi sitesinde ligin üçüncüsünü Sivasspor olarak gösterdi, sonradan değiştirdi.
*73 puandaki takımlardan 23 galibiyetli Beşiktaş ve Sivasspor UEFA ve Intertoto’ya, 22 galibiyetli Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne gidecek.
* Lige Feldkamp’la başlayan Galatasaray, 28. haftada hocasıyla yollarını ayırdı. Lige yardımcı hocalarla devam etme kararı alan sarı-kırmızılı ekip, 6 maçın 6’sını da kazanarak şampiyon oldu.
*Galatasaray lig tarihinde teknik direktör değiştirerek şampiyon olan 2. takım oldu: Lig tarihi boyunca ikinci kez teknik direktör değiştiren bir takım şampiyon oldu. 1975-76 sezonunda Trabzonspor sezona Şükrü Ersoy ile başladı. 13. hafta sonunda Ersoy yerini Ahmet Suat Özyazıcı’ya bıraktı. O sezon Trabzonspor 43 puanla şampiyon oldu.
* Sivasspor bu sezon topladığı 73 puanla lig tarihinde 4 büyükler dışında bir sezonda en çok puan toplayan  ve 23 galibiyetle yine lig tarihinde 4 büyükler dışında bir sezonda en çok galip gelen takım oldu.
*Beşiktaş’ın alt yapıdan A takıma çıkan futbolcusu Batuhan Karadeniz 50. sezonunu bitiren Süper Lig’de gol atan en genç futbolcu oldu. Gaziantepspor-Beşiktaş maçında sonradan oyuna giren 1991 doğumlu Batuhan Karadeniz, son saniyelerde attığı golle Süper Lig’deki ilk golünü atarak en genç golcü unvanını alırken, Beşiktaş’a da 3 puan kazandırdı.
*Beşiktaş yine kalecisiz bir maç kazandı. 9. haftadaki Trabzonspor-Beşiktaş maçında, kaleci Rüştü 80. dakikada kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Kalan dakikalarda kaleye Beşiktaş’ın üçüncü golünü atan forvet oyuncusu Bobo geçti. Beşiktaş maçı 3-2 kazandı.
*Kayserispor 55 puanla kendi tarihindeki en başarılı sezonunu yaşadı. Sarı-kırmızılı ekip Türkiye Kupası’nı da ilk kez müzesine götürdü.
* Fenerbahçe Türkiye tarihinde ikinci defa, kendi tarihinde ise ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadı. İstanbul’da oynadığı tüm maçları kazanarak gruplardan çıkan ve Sevilla’yı penaltılarla eleyen Fenerbahçe, çeyrek finalde Kadıköy’de Chelsea’yi 2-1 mağlup etti, ancak Londra’daki maçı 2-0 kaybederek Şampiyonlar Ligi’ne veda etti.
*Şampiyonlar Ligi’nin en farklı yenilgisi Beşiktaş’a nasip oldu. İnönü’de Liverpool’u 2-1 mağlup eden Beşiktaş, iki hafta sonra karşılaştığı rakibine 8-0 mağlup oldu. Beşiktaş bu sonuçla Şampiyonlar Ligi tarihine de geçti.
* “Yedek” forvet, gol kralı oldu. Takımının esas golcüsü olmayan ve Kezman’ın sakatlığında ilk 11’de oynama fırsatı bulan “Nöbetçi golcü” lakaplı Semih Şentürk attığı 17 golle bu sezonun gol kralı oldu. Ama sanılanın aksine gollerinin çoğunu sonradan girdiğinde değil, ilk 11’de oynadığı zaman attı.
*En az faul yapıp, 8 kırmızı kartla en çok kırmızı kart gören takım Beşiktaş oldu.
* Beşiktaş alt yapısından yetişen İbrahim Kaş, Süper Lig’de parladığı ilk senesinde bir Avrupa takımıyla anlaştı. Ertuğrul Sağlam’ın şans verdiği oyuncu Milli Takım’da talihsiz bir sakatlık yaşamasına rağmen genç yaşında Avrupa’nın yolunu tuttu ve İspanyol ekibi Getafe’yle anlaştı.
*Galatasaray ligde 6 defa yerli 11 ile sahaya çıktı. Galatasaray sezonun şampiyonluk maçında tamamen yerli 11 ile çıktı. Galatasaray 2007-2008 sezonunda 34 lig maçının 6’sına yerli 11 ile çıktı. Sarı-kırmızılı ekip yerli 11 ile çıktığı 6 lig maçını da kazandı. Galatasaray ayrıca 5 maça sadece 1 yabancılı 11 ile çıktı ve bu maçların 4 tanesini kazandı.
* Geçtiğimiz sezon 2. Lig A Kategorisi (şimdiki adıyla 1. Lig) şampiyonu olan Gençlerbirliği Oftaş’ın oyuncusu Gökhan Gönül, Fenerbahçe’ye transfer olduğunda herkes onun iyi bir yedek olacağını sanmıştı. Ancak Gökhan, Önder Turacı’dan aldığı formayı bir daha geri vermedi ve Türkiye’nin en iyi sağ beki oldu. 
* Galatasaray 23 golle son 5 sezonun  en az gol yiyen şampiyonu oldu. Galatasaray bu sezon 34 lig maçında sadece 23 gol yedi. Maç başına 0.67 gol yiyen Galatasaray son 5 sezonda ligi en az gol yiyerek bitiren takım unvanına da sahip oldu . 
* 6 takım, sezonu aynı teknik direktör ile bitirdi. Ç. Rizespor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa 5’er değişik isimle çalıştı ve Ç. Rizespor ile Kasımpaşa küme düşerken Gençlerbirliği son anda kümede kaldı. Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor, Kayserispor, Gençlerbirliği Oftaşspor ve İstanbul BB  sezonu aynı teknik direktör ile bitiren takımlar oldu.
* Küme düşmesi 31. haftada kesinleşen Kasımpaşa, son 3 maçında mağlup olmadı. 2 galibiyet, 1 beraberlik aldı ve 7 puan topladı.
* Fenerbahçe son 5 sezonda ligi en çok gol atan takım olarak bitirdi. Sarı-lacivertli ekip son 5 sezonda ligde toplam 386 gol atarken maç başına 2.27’lik bir gol ortalaması tutturdu.
* Trabzonspor 12 maç sonra Fenerbahçe’yi yenmeyi başardı. Ligde ezeli rakibini en son 8 Aralık 2001 tarihinde Avni Aker Stadı’nda 2-1 mağlup eden bordo-mavili ekip Fenerbahçe’yi 2-0  yenerek, “üçlü averaj” uygulanmasını sağladı ve lig sıralamasını değiştirdi.
*Teknik direktörlük diploması olmayan Bülent Uygun, Sivasspor’da gösterdiği başarıyla birçok kişi tarafından yılın teknik direktörü seçildi.

Wednesday
May 14,2008

Ercan Güven
Dünya’nın en “kontrolcü” insanlarından biridir Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım.
Selefi, Ali Şen ise “ben merkezci”…
Ayıp mı?..
Hayır; yönetici “sıra dışı” insan olmalı.
Zekada, atılımda, cesarette, fikirde sıra dışı olan yöneticilerin “kusur” sayılabilecek özelliklerinden daha doğal bir şey var mı?
Ayıp olan, dengeyi bulamamak… “Olumsuz sıra dışılıkları” tatmin etmek için kulübü kullanmak.
Takıntılı olmak. Kavgayı sürdürmek. Kaostan beslenmek.
Ve bu yolla gündeme gelmek.
Vakti zamanında Aziz Yıldırım ile Ali Şen’in -beklendiği gibi- yıldızları barışmadı. Nefrete varan bir ilişkileri vardı.
Ama ne oldu sonra?
Her akıllı insanın yapabileceği gibi bir kar/zarar hesabı.
“Bu sürtüşmenin kulübe faydası var mı”?
Yoktu… O zaman; tüm önyargılar, eski hesaplar,  bir yana bırakıldı ve Ali Şen, Aziz Yıldırım’ı “en büyük başkan” ilan etti. Karşılığında Yıldırım’dan “çok büyük bir Fenerbahçe değeri” olarak itibar gördü.
Kim kazandı?..
Fenerbahçe.
İşte, olması gereken “sabık” veya  “faal” yöneticilik şekli.
Çünkü o göreve insanları zorla veya gönülden biat ettirmek için gelmiyorsunuz. “Yaşam boyu en büyük” kalamıyorsunuz.
Zaten “Anayasanın birinci maddesi” kulübün bekası… Sizin değil.
Şampiyonluğu yitirmek hüzünlü, kazanmak güzel de… Fenerbahçe o şampiyonlukları “sürdürülebilir” ve “verimli” hale getirebilecek aşamaları sessiz sedasız geride bırakıyor her sene.
Peki Galatasaray?
Faruk Süren’i dinleyin siz karar verin:
Galatasaray’ı Kalli’nin değil Özhan Canaydın’ın gidişi şampiyon yapmış…
Canaydın’ın şampiyonluğa sevinemediği gibi bir hissiyatı varmış Faruk Süren’in.
20.45’in patenti de ona aitmiş.
Buram buram nefret kokan sözler bunlar.
Hem de ne zaman?.. Galatasaray şampiyon olalı 72 saat dolmadan.
Şimdi buradan Özhan Canaydın’ın herkesin bildiği değerlerini, özverisini anlatsam; Faruk Süren’in yöneticilik kariyeri, yetenekleri ve tarzı ile karşılık bulacak.
“Adnan Polat’ı engellemesin” desem, “UEFA Kupalı Süren’den iyi mi bileceksin” diyenler çıkacak.
Hepsi doğru…
Ancak ortada bir yanlışlık var ki, şampiyonluğa sevinmek yerine yeni cepheler açılıyor Galatasaray’da.
Heykeli dikilecek Canaydın horlanıyor bir başka heykeli dikilecek başkan tarafından. Önü açılması gereken Polat’a aba altından sopa gösteriliyor rütbe ve kariyer olarak önündeki başkan marifetiyle.
Kime faydası var?
Onu bilmem ama sebebini biliyorum:  
Yönetici denilen “ırk”ın, bir sürü meziyetler yanında bazı olumsuz sıra dışılıklara da sahip olması ve bunları dengeleyememesi. Fenerbahçe aştı… Sıra Galatasaray’da.  

Wednesday
May 14,2008

Selçuk Yula
Fenerbahçe kulübünün bütün başarılarında hizmeti geçenlere ‘Türk sporu adına’ teşekkür etmek gerekir
Futbolda hedefler asla bitmez. Her sezon başlangıcında yeni hedefler ortaya konur. Büyük takımlar kupa ve ligdeki beklentilerinin yanına Avrupa’da başarılar da eklerler. Yani heyecanlar sürekli tazelenir ve güncelliğini korur. Fenerbahçe açısından şampiyonluğun kaçırılması elbette üzücüdür ama gelinen noktada bir başarısızlıktan da söz edilemez. Avrupa’da ilk 8′e girmekle, ligde Şampiyonlar Ligi’ni bir hafta kala garanti etmekle karalar bağlanmaz. Zaten taraftarlarla yapılan anketlerde (en güzel örnek antu.com’daki anket) açık ara bu sezonun başarısız kapatılmadığı konusunda birleşiliyor. Yani Fenerbahçe taraftarı, kulubüne güvenoyunu vermiştir. Gerisi de önemli değildir. Kombine kuyruklarının altında yatan gerçek de budur. Bu senen hakemler tarafından en fazla kollanan takımın şampiyonluğu son haftaya bırakması aslında tartışma konusudur. Medyamızda akıl almaz çifte standart örnekleri yaşanmakta. Mesela Fenerbahçe şampiyon olduğu zaman “Bu şampiyonluğu ne yapayım, hani Avrupa” diyenler, şimdi bakıyorum da Galatasaray için Avrupa’dan bahsetmiyorlar bile. Tam tersi kötü bir popülistlik örneği göstererek “İşte yerli futbolcularla kazanılan büyük başarı” diye insanları kandırıyorlar. Tabii bu söylemler en çok Galatasaray yönetimine yarıyor. Asıl sorulması gerekenler sorulmuyor. Ortadaki gerçek, Galatasaray’ın yabancı transferlerdeki büyük başarısızlığı, hataları, bilgisizliği ve isabetsizliği yüzünden sokağa atılan ve milyonlaca doları bulan ülke paralarıdır. Beyleri okuyup dinleyenler zannederler ki hiç transfer yapılmamış. (Yani fakir-fukara edebiyatına devam.) 7 yabancısından faydalanmayan Galatasaray’ın sadece Lincoln’e verdiği para 50 milyon YTL’dir. Fenerbahçe ile Galatasaray’ın karşılaştırılması gereken; kapalı kapılar ardında sözlerin verildiği, kutsal ittifakların yaşandığı, her türlü dolabın döndüğü, kendi deyimleriyle beyaz sayfa açılmayan şaibeli ligimiz değil Avrupa arenasıdır. Galatasaray o arenada yerlileri ile sıradan bir Alman takımından 5 yiyerek elenirken, Fenerbahçe doğru yaptığı yabancı transferlerleriyle Şampiyonlar Ligi’nde neredeyse final oynayacaktı. Bu sene de değişen bir şey olmayacak. Fenerbahçe kadrosunu daha da güçlendirecek, Avrupa’daki çıtayı yükseğe çıkaracaktır. Ligde sezon içi yapılan hatalar tekrarlanmayacak, futbolun asla olmazı “rakip küçümsenme” olayı bir daha olmayacak, iş baştan sıkı tutulacak ve şampiyonluk erkenden ilan edilecektir. Ekonomi başta olmak üzere kulüpte her yönden büyüme devam etmektedir. Adnan Polat önüne ilk hedef olarak Fenerbahçe’yi yakalamayı koydu. Galatasaray başkanı örnek olarak Fenerbahçe’yi almakla doğruyu yapıyor. Son 5 yılda 3 şampiyonluk kazanan, diğer ikisine de akıl almaz şekilde kaybedip ikinci olan, 9 amatör branşın hepsinde zirveye oynayan ve olimpiyatlara birçok sporcu gönderen bir kulüp için söylenecek tek söz vardır. O da bütün bu başarılarda hizmetleri geçenlere teşekkür etmek. Kimin adına mı? Elbette türk sporu adına.

Tuesday
May 13,2008

Gürcan Bilgiç

Real Madrid, Raul Gonzalez’dir (Transferde tavan ücret, ona verilendir) Liverpool ise Steven Gerrard’dır Milan; Maldini’dir, Gattuso’dur, Pirlo’dur Barcelona kim ne derse desin Puyol’dur, Xavi’dir.Peki Inter kimdir?

Tuesday
May 13,2008

Mehmet Demirkol
Bu şampiyonluğu Galatasaray’a kimse hediye etmedi.  Fenerbahçe işi çok ciddiye almadığı için Galatasaray şampiyon olmuş da değil. Çünkü şampiyonluk alınır, verilmez.
Geçen yıl 70 puanla şampiyon olan Fenerbahçe bu yıl üzerine 3 puan koymuşken bunları söylemek en azından Galatasaraylı futbolcuların emeklerine, futbolculuklarına ayıp etmektir.
Geçen yıl ligin ikincisi Beşiktaş 61 puan toplamıştı. Bu yıl ligin ikincisi olan Fenerbahçe bundan 12 puan fazla topladı.
Geçen yıl ligin üçüncüsü Galatasaray 56 puan toplamıştı. Bu yıl üçüncü Beşiktaş bundan 17 puan fazla topladı.
Geçen yıl ligin dördüncüsü Trabzonspor’un puanı 51’di. Bu yıl Sivasspor bundan tam 22 puan fazla topladı. Böylesine başarılı direkt rakipler arasından bir takım 6 puan farkla çıkıyorsa bu kendi başarısıdır.
Bunu, üstelik son dönemeçte 2 direkt rakibini de yenerek yapıyorsa, burada kazanılmış büyük bir zafer vardır.
Şimdi şampiyonluğun Galatasaray’a hediye edildiği basitliğini bir kenara bırakalım artık.
Birinci gerçekdışı inanış bu. İkincisi de yokluk edebiyatı…
Bütün yokluklara rağmen
Adnan Polat’ın açıklaması size de tanıdık gelmiyor mu? ‘Galatasaray öldü dediler, bitti dediler, hocası yok dediler, ama kalbi var, ruhu var onu düşünemediler’.
Bu tip yokluk üzerine kurulu kahramanlık edebiyatı dünyanın her yerinde iyi satar. Türkiye’de biraz daha fazla. Okulda bize bunu öğrettiler çünkü. Daha birinci sınıftan itibaren. Misal Osmanlı’nın neden o duruma düştüğü hiç mevzu olmaz bizde. Askerinin ayağına ayakkabı giydiremeyecek duruma nasıl düştüğünü takmayız kafamıza. Bizim derdimiz çaputla kazanılan savaşlardır hep. Çocukları böyle şişinmeye itmeyi marifet sayarız.
Böyle olunca da tarih kitaplarımızda I.Dünya Savaşı bölümü şöyle biter tabii: ’Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık’
Sanırsınız ki, bir hakem heyeti var. Önce artistik, sonra da teknik puanlar verilerek ortaya çıkıyor bir savaşın galibi. 
Madem çaputlarla bu işi yapabiliyoruz, neden dünyanın en kalabalık ve modern ordularından birine sahibiz şu anda diye soran da yok.
Beyler, bayanlar! Galatasaray’ın iyi bir takımı, yüksek kontratlı oyuncuları, kendini geliştiren genç yetenekleri, Türkiye’nin en pahalı koltuklarının olduğu bir stadı, sezonun en pahalı transferi, en yüksek kontratlı oyuncusu ve şu an itibarıyla 6 milli oyuncusu var. Yabancıları ve ümit millileri de sayarsak bu sayı 15’i buluyor. Bakın ne kadar oynadığı tartışma konusu olan Lincoln’ün sadece kontrat karşılığı hak ettiği maç başı primleri 120 bin dolar civarında. 50 bin dolar isteklerinin kaçı karşılık bulur bilinmez. Şampiyonluk primi ne kadar bilinmez. UEFA’da gruptan çıkarak ne kadar hak etti onu da bilmiyoruz. Ama bu hovardalık içinde parasızlık muhabbeti yapmak yakışmıyor.  
Bu iyi takımın üzerine o ruh, o motivasyonu da koyarsanız kazanırsınız. Galatasaray bunu yaptı. Ama sadece ruhla yapamazdı.
Bu yokluk ve fakirlik edebiyatını taraftar yapar. Çünkü dedim ya biz öyle yetiştirilmişiz ve tatlı muhabbettir bu! Ama işadamı yöneticiler yapınca hiç olmuyor.
Ve insanın sorası geliyor. Ben mi çarçur ettim 10 yıl boyunca Şampiyonlar Ligi’nden gelen onca parayı da benim kafama kakıyorsunuz? Ben mi aldım 75 yaşındaki hocayı da, gidince bana bunları söylüyorsunuz?
Gelecek sene diyelim Beşiktaş şampiyon oldu. O zaman ruhunuz astral seyahate mi çıkmış olacak?
Bunları yapmayın. Gençlere kötü örnektir.
Ve en önemlisi daha 5 sene evvel Avrupalı olmakla övünen bir kulübün bugün bu kötü arabesk propagandayla yönetiliyor oluşu iç acıtıcı bir ülke gerçeğidir.  Bu herkese yakışır, ama Galatasaray’a asla…
Cevat Güler’e kim haksızlık ediyor
Cevat Güler’e karşı takınılan tavır önce ülkedeki antrenörler tarafından eleştirilmeliydi. Profesyonel Futbolcular Derneği tarafından eleştirilmeliydi. Ama memlekette meslek örgütü diye bir şey olmayınca iş yine basına düştü. (Şimdi diyeceksiniz ki senin var mı meslek örgütün. Ne diyeyim?) Galatasaray’ın yeni yönetim zihniyeti Cevat Güler’e ‘O, bizim hocamızdır’ diyemedi.
Takımı kim yapıyor sorusunun tek cevabı müstehzi gülümsemeler oldu…
3 hocayı yan yana dizdirip, sonra da ‘E, işte hep birlikte yapıyoruz’ dediler. Cevat Hoca’ya teknik direktörümüz diyemediler. Neden biliyor musunuz?
Çünkü bu mesleği önemsemiyorlar. Bu oyunu da önemsemiyorlar. Oysa benim bildiğim Galatasaray böyle yapmazdı. Bu muhteşem şampiyonluğu çok daha iyi değerlendirirdi.  Ve umuyorum bu şampiyonluk bir 5 senenin kaybı anlamına gelmiyordur Galatasaray için.
Söylesenize. Misal eğer futbolu bırakacaksa Hakan Şükür-Cevat Güler ikilisini göreve getirmek bir çözüm değil midir? Bunu açıklayamazlar mıydı? Neden hâlâ yolu belli değil Galatasaray’ın?
Çünkü çok önemsiyorlar kendilerini. Misal Adnan Sezgin TV’de, hem de Uğur Meleke gibi bir terbiye abidesini azarlamaya çalışacak kadar önemsiyor kendini.
Şampiyonluk kimseye bu hakkı vermez. Ne kadar başarılı olsan da ortaya bir yöntem koymak, kendi çalışanlarına haksızlık etmemek zorundasın. Cevat Güler’e haksızlık eden Galatasaray’ı yönetenlerdir. Başkası değil.
Ve eğer birileri birilerinden hesap soracaksa, Adnan Sezgin önce çıkıp Petkov mevzuunu bir anlatmalıdır. Gerisine sonra geçeriz.  
Milli Takım ne anlatıyor?
İbrahim Toraman’ın çıkışını anlamlı buluyorum. Belki haksızlık ediyor Terim’e ama hırsını anlıyorum. Ancak o da nasıl olup da 3 senedir bir gram ilerleyemediğini kendine sormalı. İbrahim Üzülmez ise eğer böyle bir çıkış yaptıysa bu yanlış olmuş. Çünkü onun bu performansıyla milli takıma gitmesi olanaksız. Abartmıyorum Hakan Ünsal ya da Ergün Penbe bile ondan daha iyi bir tercih olurdu. Bu konuları tartışmak için bolca zamanımız olacak. O yüzden şimdilik hafif geçelim.
Şükür’ün, Karan’ın, Mehmet Yıldız’ın, Aykut’un, Toraman’ın, Topuz’un vs. bir çok oyuncunun varlığı ya da yokluğu haksızlık olarak görülebilir. Tartışılır.
Ancak genel mantığı görmek gerekir. Misal hücum kadrosunu. Terim yerden ve dikine oynayan bir takım istiyor belli ki. Pivot santrfor kullanmadan bir oyun.  Bunu yapıp başarılı olan bir Türk takımı var mı bugüne kadar?  İşte bunu tartışacağız ilk önce. Terim’in kararı cesur. Ne kadar uygulanabilir, göreceğiz!