Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Boluspor-Eskişehirspor play off finalini izlemeye iki zıt duygu içinde gittim: Keyif almak ve endişe duymak.
Saha içinde mutlaka müthiş bir mücadele olacaktı. Bunun yanında da iki tarafın eşit sayıda dolduracağı tribünlerde 30 bin kişilik muhteşem bir gösteri sahne alacaktı. İşte işin keyifli tarafı buydu. Ama bir de madalyonun öbür yüzü vardı.
Ne yazık ki ülkemizde futbolun bir oyun olduğu gerçeği bir türlü kabul görmüyor. Bilhassa bu tip maçlarda ne pahasına olursa olsun zafere şartlanmış iki takım taraftarından hangisi kaybederse o tarafta istenmeyen olaylar gündeme geliyor.
KIRMIZIYLA BAŞLADI
Endişe duyduğum tribün olayları daha maçın 2. dakikasındaki kırmızı kartla başladı. Artık 90 dakikanın tamamlanması zor görünüyordu. Ancak çok erken sayısal eksikliğe düşen Bolusporlu futbolcuların sahaya yansıttıkları müthiş hırs ve yürekli mücadele, taraftarlarının yüksek tansiyonunu düşürdü. Hatta 10 kişilik Boluspor’un rakibinden daha iyi oynaması, pozisyon vermeyip kendisinin pozisyonlar bulması maçın zorluk derecesini de artırdı. İkinci yarı başında yenilen gol de tansiyonun yükselmesine neden olmadı.
Çünkü o moral bozukluğuna rağmen Bolusporlu futbolcular maçı bırakmıyor, ısrarla gol arıyorlardı. Son 10 dakikada yine zaman zaman istenmeyen olaylar gündeme gelse de neyse ki işler fazla büyümedi. Düşünebiliyor musunuz? Keyif almak için gittiğiniz bir maçta seyir zevkini bir tarafa bırakıp içinizden “Aman üzücü olaylar çıkmasın” diye dua ediyorsunuz. Bir play off finali oynanıyor, sahanın içinde güvenlik ordusu var. Gerilim arttıkça sürekli takviye güçler geliyor.
Başka ülkelerde rastlanmayan bir durum. İstanbul’da bütün şehirlerin maçlara gelecek binlerce taraftarı var. Bu seneye baktığımızda Eskişehir, Bolu ve Sakarya İstanbul’a yakın şehirler. Diyarbakır’ın da çok fazla taraftarı var.
Eğer bu 3 kritik play off maçı hasarsız atlatıldıysa şükretmek lazım. Play off’ları İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde organize etmemek lazım. Geçen sene Ankara’daydı, gürültü çıkmadı. Çünkü Altay ve Kasımpaşa şehir takımı değillerdi. En uygun yer, büyük şehirlere uzaklığı, stat kapasitesinin azlığı ve konaklama rahatlığıyla Antalya. Zaten bugüne kadar en fazla play off orada oynandı.
BOLU’YA TEBRİKLER
12 yıl aradan sonra Süper Lig’e yükselen Eskişehir’i kutluyor, önümüzdeki yıl başarılar diliyorum.
Aynı zamanda daha ilk dakikadan 10 kişi kalan Bolusporlu futbolcuları da teslim olmayışları ve 90 dakika ortaya koydukları mücadele için tebrik ediyorum.

Moskova’da oynanacak Şampiyonlar Ligi finalinde iki İngiliz takımı karşı karşıya geliyor. Manchester United, Chelsea’yi mağlup ederek mutlu sona ulaşacaktır
Premier Lig’de şampiyonluğa ulaşarak final öncesi moral bulan Manchester United, zorlu rakibi Chelsea’yi mağlup ederek Ş.Ligi’nde de mutlu sona ulaşır. Önce UEFA Kupası’nı Zenit’e kaptıran, ardından da ligdeki son maçında puan kaybeden Glasgow Rangers, Aberdeen deplasmanında galip gelecektir. İskoçya Championship Play-Off karşılaşmalarında liderlik koltuğuna oturan Celtic’in ise Dundee United deplasmanında takılacağını düşünüyorum. Bu karşılaşma için ilk tercihim beraberlik.

“Yine bir ligin sonuna geldik. Adettendir. Her biten yıl gibi dönüp özet çıkarılır…” deyip Süper Lig’de yaşanan ilginç olaylardan bahsetmiştim geçen Perşembe… Bu defa ise sahanın dışına çıkıp medyaya göz attım ve ilginç, komik, unutulmaz sözleri derledim… Bir ligi daha ardımızda bırakırken 2007-2008 sezonunun en’leri…
Konu çapkınlık ise, Carlos’un listesinde yer alan güzellerin hemen bir dökümünü yapabilirim… 10 yıldan fazla evli kaldığı eşi Pinheiro’dan üç, sevgilileri Simone Hamilko ve Martins’ten de birer çocuğu var. Toplam 5 evlat sahibidir Roberto Carlos! (Korkut Göze - Hürriyet)
Ertem Şener: Sayın Karaman, Anderlecht’i değerlendirir misiniz?
Hikmet Karaman: Belçika’nın önemli takımlarından biri! (Lige Doğru, Star)
Gökhan Gönül yetenekli ve farklı bir yıldız adayı. Bekar iken özgürlüğünü sonuna dek kullanırdı. Evlendi ve uslandı. (Korkut Göze - Hürriyet)
Ben ders almam, ders veririm… (Fatih Terim)
Attila Gökçe: Bobo’yu çok iştahlı gördüm.
Deniz Gökçe: Senin de maaşını iki katına çıkarsalar, senin de iştahın artar. (Futbol Aktif , Sky Türk)
Robert De Niro ve Al Pacino’nun her filmini izleyen, evinde 400’ün üzerinde DVD arşivleyen Orkun, biraz üşengeçtir. Kalede ne kadar cesur ve enerji doluysa, evinde o denli sakin. Kurulduğu koltuktan kimse kaldıramaz Orkun’u. Evet, kendisinin de söylediği gibi miskinin tekidir! (Korkut Göze - Hürriyet)
Galatasaray’da Ismael Bouzid diye bir adam var. Ben kayıp ilanı vereceğim gazeteye yakında, ‘aranıyor’ diye. (Aziz Üstel - Futbolmania, CNNTürk)
Dünyada nasıl Türkiye üzerine bazı planlar yapılıyorsa, Türkiye’de de Trabzon üzerine oyunlar oynanıyor. (Trabzonspor Başkan Yardım cısı İbrahim Baturoğlu)
Kendisinin benden daha iyi teknik direktör olduğunu zanneden gazeteciler var. (Galatasaray Teknik Direktörü Karl Heinz Feldkamp)
Ayağına top değmemiş futbol profesörleri var. (Fenerbahçe Teknik Direktörü Arthur Zico)
Hakan Arıkan küçük bir çevrede yetiştiği için büyük kentlere alışmakta sıkıntılar çekmiştir. Ankara’ya geldiği ilk günlerden bir anısı var… Bir gün eşi ile kahvaltı yapmak için Kızılay’daki evinden çıkar, ancak dönüp dolaştıktan sonra geldiği yer Mamak cezaevinin önüdür. Yolu şaşırır, işin içinden çıkamaz… (Korkut Göze - Hürriyet)
Biliyorsunuz biz hakemler hakkında konuşmuyoruz ama bugün hakem çok kötüydü. (Fenerbahçe Yöneticisi Nihat Özbağ)
Sayın Başkanım, Beşiktaş ne zaman bir dünya kulübü haline gelecek? Bir Chelsea gibi, bir Liverpool gibi, bir Barcelona gibi… (Ertem Şener-Futbolig, Star)
Vederson hangi restorana gitse, hemen kuru fasulye ve pilavı sorar. Mutlaka çift porsiyon yer… Sabah kahvaltıları mı… Kaşarlı, jambonlu ve salamlı tostları midesine indirmeden masadan kalkmaz. Hadi daha açık söyleyeyim. Biraz düşkündür midesine. Onu tanıyanlar Atatürk Orman Çiftliği’nden evine kolilerle dondurma taşıdığını söylerler. Günde üç dört dondurma yemeden duramaz… (Korkut Göze - Hürriyet)
ALLAHIM’a dua ederek başladığım her yeni günümde ‘Rabbim Trabzonspor’umu yönetenler hiç olmazsa bugün boynumuzu dik tutacak bir şey yapmış olsunlar’ diyerek dualarımı bitiririm! (Serdar Bali - Star)
6 tane gol atıldı. 6-0. Ya bir de seyircili olsaydı? 12 garanti. Seyircisiz 6 oluyorsa, seyircinin teşviğiyle 12 olacak demektir. (Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV)
Devre arasında Mehmet Yıldız’ı alan takım şampiyon olur. (Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun)
Kazım Kanat: Sevgili Kemal Belgin. Ciddi olmak için diyorum, Sayın Belgin.
Kemal Belgin: Evet.
Kazım Kanat: Sallama! (Santra - ATV)
Adnan Aybaba: Samet Aybaba’nın en büyük şanssızlığı nedir, biliyor musun?
Cem Papila: Sensin.
Adnan Aybaba: Benim, onun kardeşi olmam. (Telegol-Kanal 1)
Altan Tanrıkulu: Kalli kaç yıldır takım çalıştırmıyor.
Osman Tamburacı: Çalıştırmazsa çalıştırmasın. Sen kaç yıldır bisiklete binmiyorsun? Unuttun mu? (Verkaç - Fox TV)
Bu hakemlerle bu lig bitmez. (Beşiktaş Genel Menajeri Sinan Engin)
Serhat Ulueren: Sion takımını Türkiye ligine koyalım, küme düşer… Formda bir Gökmen Özdenak’la biz Sion’u yeneriz.
Gökmen Özdenak: Sen nerde oynayacaksın?
Serhat Ulueren: Orta sahada tabi. Sana pasları kim atacak sonra?
Hep beraber: Ha ha ha! (Telegol, Kanal1)
Türkiye’de çalıştıysanız dünyanın her yerinde çalışırsınız. (Erik Gerets)
Ertuğrul Sağlam’ın dik duruşuna hayran kaldım. Zaten onu beğeniyordum ama, şimdi daha çok sevmeye başladım. Üstüne üstlük, hepimizi ilgilendirecek kadar yakışıklıydı. (Ali Sami Alkış - Star)
Bülent Tulun: Kazım şimdi kim daha uzağa taş atarı konuşmuyoruz.
Kazım Kanat: Ben konuşuyorum. Ben daha uzağa atarım. (Santra - ATV)
Ersun Yanal ya da Şenol Güneş Moldova’ya, Malta’ya, Bosna’ya puan kaybetseydi şu an Türkiye Cumhuriyeti pasaportu iptal edilir miydi, edilmez miydi? (Tuğrul Yenidoğan - Santra, ATV)
Muhabir: Türkiye’den hangi futbolcular İngiltere liginde oynayabilir?
Fatih Tekke: Hepsi oynar! (Verkaç - FoxTV)
Ahmet Çakar: Oyun iyi olsun, her maçta yenileyim mi diyorsun sen?
Gürcan Bilgiç: Evet! (6 Pas - Show TV)
Milan önümüzdeki hafta Ancelotti’yi kovacak. (22 Ekim 2007 Ahmet Çakar)
Real Madrid bu sene tokat üstüne tokat yiyecek. Bu sene ne yapacaklar Real Madrid’i biliyor musunuz? Şamar oğlanına dönecek İspanya Ligi’nde. İlk 3’e girsin mayısta konuşuruz… (22 Ekim 2007 Ahmet Çakar)
Cengiz Semercioğlu: En sevdiğiniz yazarlar kim?
Kazım Kanat: Ercan Güven.
Cengiz Semercioğlu: Başka?
Kazım Kanat: Kazım Kanat!!! (Full Ekran - Haber Türk)
Masaya yumruğumuzu vurursak, ne federasyon ne de hakemler kalır. (20 Eylül 2007 - Yıldırım Demirören)
Herkes sakin düşünsün!!! Sivas maçına PAF Takımla çıkıyoruz. Bu kesin kararımızdır. Taraftardan da rica ediyoruz. Kimse o maça gelmesin, ki Beşiktaş’ın sponsorları da çekilecekse çekilsin!!! (Yıldırım Demirören)
Bak! El oğlu acımıyor bile. 3, 4, 5… Maç devam etse hala gol atmak için üstüne gelecekler senin. (8-0’lık Liverpool yenilgisi sonrası Sinan Engin - Star TV)
Nüfus kayıtlarına göre dünya genelinde 7 milyon 135 bin Sivaslı var. Onlardan gelecek yardımlarla hiçbir problemimiz olmaz. (Sivasspor Basın Sözcüsü Fikret Ünsal)
‘Rıza’dan libero olursa ben de Alain Delon’um’ diye yazı yazdım. Küstü bana Rıza. (Vedat Okyar - Ve Gool, TV8)
Devamı perşembeye…
101. yılda kim yaptı?
100. yılda bütün transferleri Sinan Engin yaptı. Bir tane fiyasko yok.
(Vedat Okyar-Ve Gool, TV8)
Ne iyi dedin!
Oyuncusu Roberto Carlos olan bir Fenerbahçe’nin kalecisi Volkan olamaz, yorumcusu da Gürcan Bilgiç olamaz.
(Ahmet Çakar-6 Pas, Show TV)
Hayırlısı olur inşallah!
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nde onları zevki sefaya sürüklerken; Süper Lig’de de şimdilik üzen oldu! Bu maçlarda elbette iyi futbol beklenmez. Bunlar tabela maçıdır. İşte Fener de öyle veya böyle Gençlerbirliği’ni kendi sahasında devirdi, seneye Allah kerim… (Ziya Şengül - Star)
Nasıl yani?
Chelsea iyi takım falan demeyin tepem daha da atar!
(Osman Tamburacı - sporx.com)
Bilmez miyiz!
Bunun nedenini, geçen haftalarda çokça yazdım. Çokça da tepki aldım. Bildiğiniz üzere kadrolu “Zico düşmanıyım”…
(Gürcan Bilgiç - sporx.com)
Sen sen sen!
Galibiyetler üst üste gelirken, herkes şarkılar söylerken Maldonado’yu yazan kimdi? Fenerbahçe’nin Alex’e endeksli bir takım olduğunu, alternatif taktik üretilmesini savunan kimdi? Zico’nun yetersiz olduğunu, takım performansının yıldız futbolculara orantılı arttığını, teknik direktör farkı yaşanmadığında ısrarcı olan kimdi? (Gürcan Bilgiç - sporx.com)
Ha ha ha!
Bir Kongoluyla bir Bartınlı İstanbul’da buluşursa ne olur? Ne mi olur; aşağıdaki konuşma olur…
Geçen gün Kongolu Nonda, Bartınlı Volkan’a takılmış, “Mr German” diye… Volkan Almancı ya; o yüzden.çıktı bu” demiş, Nonda da “Öyle değil mi? Mr German değil misin? Almanya’dan gelmedin mi” karşılığını vermiş gülerek…
Volkan “İyi de ben Türk”üm sevgili Şaban.. Yaşantımı onlara benzetebilirsin ama ben has Bartınlıyım. Sen bilir misin Bartın’ın neresi olduğunu? Zaten nereden bileceksin ki ? Öyle değil mi Şabancım..?”
Nonda da hemen cevabı yapıştırmış: “Peki Mr Bartın!”
(Bahri Havadır - Akşam)
Günah çocuğa!
Lincoln’e gelirsek bence bu sabah uçağa binsin ülkesine gitsin. Bu takımda ona yer yok. Önümüzdeki sezon da olmayacak. (Gökmen Özdemir - Vatan)

Her sene aynı senaryo… Biz, bu tiyatroyu seyrede seyrede, her türlü haberleri kanıksamaya başladık. Milli Takım Avrupa Şampiyonası’na hazırlanadursun, transfer haberleri tüm gazetelerin manşetlerine taşınıyor. Fener’e bakıyorum; geleceğin Patrick Vieira’sı olacak Fofana’yı transfer etmek istiyor. Eğer gerçekleşirse, bu genç futbolcunun uzun yıllar Fener’e büyük yarar sağlayacağı inancını taşıyorum. Shevchenko’nun Chelsea’deki bileti kesilmiş. Milan’a döner diye beklenirken -Berlusconi’nin istemesine rağmen- Kaka ve Maldini, tavır koyarak istememişler. İbre, Fener’e döndü deniyor. Bunun yanı sıra CSKA’da oynayan Vagner Love’u çok beğeniyorum. Fenerbahçe’ye bir hücumcu alınacaksa, ‘bu futbolcu alınsın’ derim. Kezman, gidecek mi, kalacak mı belli değil. Zico, bir haftalık opsiyonla beklentiye alınmış. Hep varsayımlı senaryolar üst üste yazılıp çiziliyor. Bu teknik adamların transferi neden bu kadar gecikir bir türlü anlamış değilim. Başarılı ise ve de beğeniyorsa yönetim, bu işi sürüncemeye bırakmanın ne anlamı var. Bir an evvel anlaşmayı yapar, imzayı attırırsın; hem yönetim rahat eder, hem de mevcut futbolcular. Yönetim kaleci Serdar’ı gözden çıkarmış. Şu anda bir tek Volkan var. Yabancı bir kaleci transferi düşünülüyor; adı geçen de Milan’ın yaşı-başı geçmiş kalecisi Dida. Kadrosunda bu kadar yabancı bulunduran Fenerbahçe… Adı geçen yabancıları alt alta topluyorum, abartısız bir 11 yaparsın. Bu haberleri duyunca, inanın kafam karışıyor. Hangi birini Fenerbahçe transfer eder. Kısacası bu kadar asparagas haberlerden sıkıldım. Ama herhalde Aziz Yıldırım’ın kafasında bir şablon oluşmuştur. Bu kadar sessiz kaldığına göre, bir şeytani düşüncesi vardır. Bir de geçmişte verdiği söz vardı; ‘Dünya çapında bir golcüyü mutlaka alacağız’ diye.

İlk felaket, 90. saniyede eksik kalmaktı Bolu için… Vestel’de oynamış, Erhan Yılmaz gibi bir adam kendini attırdı adeta. Hem de tecrübeli hakem Selçuk Dereli’nin gözüne soka soka taban girdi. Uzun süre eksik oynamak bazen motivasyondur ama yorar çoğunlukla takımı… Daha kötü tsunami, direklerden dönen toplardı aslında… Bir değil, iki değil, üç topa izin vermedi Dolmabahçe’nin kaleleri. İhtimal o ki, Sergen yıllarca gol attığı kaleleri büyülemişti futbolu bıraktığı takımına son bir buse vermek adına… İlk bir saatteki bu şanssızlıklar daha bir direncini kırdı Malkoçoğlu’nun torunlarının. Çünkü, futbol tanrılarının onları istemediğinin belgesiydi onlar adına o kahredici anlar. Ya da, onları play-off’a taşıyan Eskişehir’e karşı ödedikleri açık bir diyet…RAKİP YORULUNCAFutbolun doğrularını Bolu oynadı maçın 80 dakikasında. 10 kişiyle 11 kişilik güç yarattılar. Oyunu dar bölgeye çektiler. Yerden, itinayla, inatçı bir ruhla atak yaptılar. Ancak kaçırdıkları 4. pozisyonun dönüşü, atamayana atarlar misali kötü bir süprizdi yaşadıkları…Nejat Biyediç ve 4 tane Süper Lig tecrübesi olan Eskişehir kendi tarihinin altında eziliyordu sanki. Sezonun istikrarsızlığı vardı üzerlerinde. İbrahim Parlayan’ı 5 kişiyle tuttular uzun süre. 90 metrelik alanda topa işkence çektirmeleri gelecek adına iyi işaretler değil.. Bolu yorulunca maçı çevirdiler.Peki kim gözünü kamaştırdı, Süper Lig’de kim oynar diye soraranız, yanıtım basit.. Hiçbiri.. Bir kere ‘cin olmadan adam çarpan’ oyuncular grubu vardı sahada. 30 bin kişilik, çocukluğumda şezlong başında izlediğim F.Bahçe-G.Saray derbilerini anımsatan bir atmosferi heba ettiler.. MEŞHUR İMAM NEREDE?Belli ki Boluspor, youtube’a düşen imamın duasını almamış… ‘İmam nerede?’ dedim içimden… Yazık oldu onlara. Ancak ikisi de UEFA’ya gitmiş 2 takıma yaşattığı heyecan için teşekkür etmek lazım. Feleğin çemberinden daha çok geçen Eskişehir kazandı. Metin Diyadin yoktu dün belki ama onun Oftaş’tan getirdiği Doğa attı kahramanlık golünü. Dereli’nin 5 kırmızısı kendi utancı değil! Bir de Kemal Unakıtan’ı atlamayalım. ‘Çakma Ronaldinho’ istiyordu bir demecinde. Dün Çakma Türk Roniler’le çıktılar Süper Lig’e… Ne diyelim, hoş geldin Es Es, hoş geldin tarih… O meşhur Ci-Ci (şeker) formalı günlerini özlemiştik. Keşke siyasete alet olmasaydın. Keşke…!

Salonlar Fener’in
Yüzüncü yılda toplanan kupalarla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olan Fenerbahçe, 101. yılda da aynı başarıları sürdürüyor. Amatör branşlarda tek kelimeyle hakimiyet kurulmuş şekilde. Özellikle salonlarda sarı-lacivertli renkler, çok güzel işlere imza atıyorlar. Bayanlar voleybolda şampiyonluğu aşırı motivasyon yüzünden yapılan basit hatalarla Eczacıbaşı’na kaptıran Fenerbahçe’nin elde ettiği ikincilik, büyük başarıdır. Erkek voleybolde ise Halk Bankası ile yapılan final maçları sonunda zafere ulaşıldı. Daha birkaç yıl öncesine kadar bu dalda esamesi okunmayan Fenerbahçe’nin kısa zamanda voleybola damgasını vurmasının ardında yönetici Hakan Dinçay’ın büyük katkılarını unutmamak gerekir. Bayan basketçiler finalde Galatasaray’ı geçerek bir kez daha şampiyonluk kupasını kaldırdı. Erkekler ise yarın Efes Pilsen’i mağlup ederse finale kalacak. Masa tenisinde şampiyonluklardan sonra elde edilen Avrupa ikinciliği, bu dalda Fenerbahçe’nin rakipsiz olduğunun göstergesidir. Ülkemiz spor tarihinde ilk defa masa tenisinden bir sporcu olimpiyatlara katılacak. Burada da özverili çalışmalar yapan yönetici Ercan Karasu’yu kutlamak gerekir. Fenerbahçe’nin boks şubesinde Mert Temelli’nin önderliğinde almadığı kupa, toplamadığı madalya kalmadı. Oradan da olimpiyatlara gidecek sporcular mevcut, tıpkı yüzme ve atletizm gibi. ***Bütün bunları neden yazıyorum? Fenerbahçe’yi sadece futbol kulübü olarak görenler var. Oysa Fenerbahçe bir spor kulübüdür ve ülke sporuna büyük katkılar yapmaktadır. Eğer spor sevdalısıysanız, bir hafta sonu şöyle Dereağzı’na, Kalamış’a veya Fenerbahçe’ye doğru uzanmanızı tavsiye ederim. O manzarayı görmenizi isterim. 5-18 yaş arası yüzlerce çocuk, bütün bu branşların spor okullarında eğitim görmektedir. 9 yaşındaki kızım Nazlı da bunlardan sadece bir tanesi. (O da 2 sene yüzdükten sonra şu anda voleybola gidiyor) Onu antrenmanlarına, sırf o manzarayı görebilmek için hep ben götürüyorum. Sarı-lacivertli renklerden oluşmuş cıvıl cıvıl bir orduyu görmek gurur verici. İleride belki de içlerinden birçok olimpiyat şampiyonu çıkacak. Fenerbahçe amatör şubelerini laf olsun diye açık tutmuyor, iddiasını ortaya koyuyor ve her dalda zirveye oynuyor. Böyle bir kulübü, sadece futbolda ikinci olduğu için yargılamak büyük haksızlık. Futbolun önemini elbette biliyorum. Kulübün lokomotifi futbol şubesidir. Yapılan hataları defalarca yazdık. Bunları en iyi bilenler yapanlardır ve bir kez daha yapmazlar. Mutlaka transferler yapılacaktır ve bu transferler de her sene olduğu gibi bir kez daha Avrupa’yı ve dünyayı sallayacaktır. O yüzden siz siz olun kombineler için fazla gecikmeyin.

Sivasspor’un Türkiye Futbol Federasyonu’na yaptığı itiraz metninin içeriğini bilmiyorum, ama federasyonun söz konusu itirazı hangi gerekçe ile reddettiğini okudum. Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, “Turkcell Süper Lig Müsabakaları Statüsü” 13’üncü maddesinde bir eksiklik söz konusudur ve bu talimatnameye göre Türkiye’yi UEFA Kupası’nda temsil etmesi gereken takım Sivasspor’dur!
***
Öncelikle, “Turkcell Süper Lig Müsabakaları Statüsü” Madde 13’e bir göz atalım:
1. Turkcell Süper Lig müsabakalarında kazanan takıma 3 (üç), berabere kalan takıma 1 (bir), kaybeden takıma 0 (sıfır) puan verilir.
2. Puan usulü ile yapılan müsabakalar sonunda en fazla puanı kazanan takım birinci, ondan sonra gelen ikinci ve ……………. olarak sıralanır. 2007 2008 Sezonunda aynı puana sahip ilgili takımlar arasında aşağıda belirtilen esaslar uygulanır.
a) Öncelikle aynı puana sahip ilgili takımların kendi aralarında oynadıkları müsabakalardaki puan üstünlüğüne bakılır.
b) Kendi aralarındaki müsabakalarda puan eşitliği varsa kendi aralarındaki müsabakalardaki gol averajına, (Kendi aralarındaki maçlarda atılan gollerde eşitlik var ise, deplasmanda fazla gol atan takım üstün sayılmaz.) FMT’nin 10.maddesinin son paragrafı hükmünce;
c) Kendi aralarındaki müsabakalarda puan ve gol eşitliği devam ediyorsa, Genel puantajdaki gol averajına bakılır. Takımlar arasındaki gol averajı da eşit ise daha fazla gol atmış olan takım üstün sayılır.
d) Bu şartlara rağmen eşitlik devam ediyorsa hükmen yenilgisi olmayan takım üstün sayılır.
e) Bütün bu şartlara rağmen eşitliğin devam etmesi halinde belirtilen esaslara göre ilgili takımlar arasında yapılacak tek maçlı eleme usulü müsabakaları neticesinde kazanan takım üstün sayılarak nihai sonuç alınır.
***
Bir de federasyonun Sivasspor’a verdiği cevabı inceleyelim:
SİVASSPOR KULÜBÜ BAŞKANLIĞI’NA
İLGİ: 13 Mayıs 2008 tarih ve bila sayılı yazınız.
İlgi yazınızda bahsi geçen 2007-2008 Sezonu Turkcell Süper Lig Müsabakalarına ilişkin puan usulü ve averaj sistemi 21 Temmuz 2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Turkcell Süper Lig Müsabakaları Statüsü’nün 13’ncü Maddesi esaslarına göre belirlenmektedir.
2007-2008 Sezonu Turkcell Süper Lig müsabakaları sonunda Kulübünüz ile birlikte Fenerbahçe ve Beşiktaş A.Ş. Kulüpleri Ligi 73 puan ile tamamlamış ve üç kulübün kendi aralarında oynanan müsabakalar sırasıyla; FENERBAHÇE:1 - SİVASSPOR:0, FENERBAHÇE:2 - BEŞİKTAŞ A.Ş.:1, BEŞİKTAŞ A.Ş.:1 - SİVASSPOR:2, SİVASSPOR:1 - FENERBAHÇE: 4, BEŞİKTAŞ A.Ş.:1 - FENERBAHÇE:2, SİVASSPOR:1 - BEŞİKTAŞ A.Ş.:2, şeklinde sonuçlanmıştır.
Ligler Statüsü’nün 13. Maddesinin 2/a-b hükümleri uygulanmak suretiyle eşit puana sahip Fenerbahçe, Beşiktaş A.Ş. ve Sivasspor Kulüplerinin aralarında oynamış oldukları yukarıda belirtilen tüm müsabakalar dikkate alınarak üç takımın kendi arasındaki sıralama aşağıdaki şekilde oluşmuştur:
İlgi yazınızda bahsi geçen genel averaja dönülme sistemi; ancak Lig sıralamasında puanı eşit olan tüm takımlar arasında oynanan müsabakalara göre hazırlanan puan tablosunda puan ve gol averajının da eşitliği halinde uygulanmaktadır.
***
Federasyonun bence haksız olduğu nokta şu:
Turkcell Süper Lig Müsabakaları Statüsü 2a maddesine göre Turkcell Süper Lig’i 73’er puanla bitirmiş Fenerbahçe, Beşiktaş ve Sivasspor arasındaki müsabakalardaki puan üstünlüğüne bakacağız. Bu durumda Fenerbahçe’nin 12, Sivasspor ve Beşiktaş’ın 3’er puanı var.
2b maddesi ise şöyle başlıyor: “Kendi aralarındaki müsabakalarda puan eşitliği varsa…”…
Oysa burada puan eşitliği üç takım arasında söz konusu değil… Yalnızca Sivasspor ve Beşiktaş arasında… Bu cümleye göre 4 maçta 12 puanlı Fenerbahçe artık ligin ikincisi… Bu madde artık yalnızca kendi aralarındaki maçlarda puan eşitliği olan Beşiktaş ve Sivasspor’u ilgilendiriyor…
Bu iki takımın kendi aralarındaki müsabakalarda gol averajı da aynı olduğu için, genel puantajdaki gol averajına bakılacağı salık verilmiş. Genel puantajdaki gol averajında üstün olan Sivasspor da bu durumda ligin üçüncüsüdür!
***
Bu tespiti yaptıktan sonra, normal koşullarda bütün dünyada uygulanan ikili/üçlü/beşli/yedili veya on yedili averaj statülerinde Beşiktaş’ın ligi üçüncü bitireceğini, ama Turkcell Süper Lig Müsabakaları Statüsü’ndeki enteresan farklılık nedeniyle bu hakkın Sivasspor’un olduğunu da belirtmeliyim…
Örneğin Euro 2008 eleme gruplarını Türkiye, Norveç ve Yunanistan aynı puanda bitirselerdi, UEFA’nın söz konusu talimatnamesinin 6.05 maddesi takımları şöyle sıralayacaktı:
6.05 Eğer grup maçları sonunda iki veya daha fazla takım puan eşitliği yaşarsa, sıralamanın belirlenmesi için aşağıdaki kriterler geçerli olacaktır:
a) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda kazandıkları puan sayısı
b) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda elde ettikleri gol farkı (averaj)
c) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda attıkları gol sayısı
d) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları deplasman maçlarında attıkları gol sayısı
e) Eğer a ve d maddeleri çok sayıda takıma uygulandıktan sonra hâlâ 2 veya daha fazla takımda eşitlik söz konusu ise, YALNIZCA O TAKIMLARA a ve d arasındaki kriterler tekrar uygulanır.
f) Hâlâ eşitlik söz konusu ise, tüm grup maçlarında,
1. Gol averajı
2. Atılan gol
3. Deplasmanda atılan gol
4. Fair play durumuna bakılır.
g) Kura çekilir.
***
Yazık ki, bizim talimatnamemizin 2b maddesindeki “Kendi aralarındaki müsabakalarda puan eşitliği varsa” bölümünün tüm takımları mı yoksa sadece puan eşitliği olan takımları mı ilgilendirdiği, Euro 2008 talimatnamesinde olduğu gibi tartışmaya kapalı ve net değildir…
Türkiye Futbol Federasyonu’nun ilk işi UEFA biletini Sivasspor’a vermek, ikinci işi de 2008-2009 sezonu için talimatnameyi düzeltmektir…

Bu kadar cesaretsiz ve plansız yakalanmamışlardı. Bugüne kadar iyi sandıkları oyunculara, en yüksek paraları ödeyerek başarılı olacaklarına inanıp, ” İsteyip de alamayacağımız futbolcu yok. Hepsi gelmek istiyor ” hamaseti ile camialarını morallendirdiler. Ama bir yenilgi ile faka bastılar ve bunları neden yaşadıklarını hala anlayabilmiş değiller. Bu yüzden Fenerbahçe’de emirler ‘geriye adım; marş marş’ şekline dönüştü.Zico ile devam edip-edemeyeceklerini bile açıklayamıyorlar. Dillerine doladıkları ‘kurumsal’ ifadesinin yanından bile geçmedikleri belli. İki senedir çalıştıkları teknik adamın, önümüzdeki sezonlarda kalıpkalmayacağı konusunda hala düşünüyorlar. Bence kararlarını verdiler ama, ” Yok, bu iş tamam. Teşekkür ederiz ” bile diyemiyorlar. Muhtemelen birkaç hoca ile görüşüyorlardır. Henüz hiç biri ile tam olarak anlaşma zemini de bulamadılar. Bu yüzden Zico onlar için cankurtaran simidi. Baktılar eller buluşmuyor, ” Hoca gel, devam ediyoruz ” diyecekler. Plansızlıkları buradan belli… Birkaç alternatif… Tercih nedenleri nedir? Sözleşmelerinin bitmiş olması, yabancı olmaları, Fenerbahçe’yi tercih edecek sözleşme rakamını kabul edecek düzeyde bulunmaları… Ya teknik değerler… Hücum oynatan veya savunma yaptıran veya yıldızlarla iyi geçinen veya rekabeti kavramış veya Şampiyonlar Ligi tecrübesine sahip veya genç oyuncuları bulup, parlatan. KAFALARDA BİR ŞABLON YOK Bunlar tartışılmıyor. Önce anlaşacaklar, sonra planlarını öğrenecekler, peşinden de transfer hamlelerini yapacaklar. Yani öyle olması gerekiyor ama el sıkıştıktan sonra önüne ” Bunları alıyoruz, bunları satıyoruz ” yazılı bir liste de koyabilirler elbette. Zico, Ronaldo’nun alınmasından bahsederken, Aziz Yıldırım ” Transferi bu kulüpte yönetim yapar ” demedi mi? İş; ortada fatura çıkaracakları bir isim olsun. Tercihen çok para alsın ve namı yürüsün ki ters bir şey olursa, ” Biz daha ne yapalım ” desinler. İyi giderse de ” Gördünüz, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık ” açıklamasını yapsınlar. Kafalarında bir şablon yok. Varsa bile bu şablonu yaratacak hocanın peşinde değiller. Arkalarına aldıkları sevginin, güvenin, inancın farkında değiller. Bir şeylere mahkum hissediyorlar kendilerini. Halbuki bu taraftarın istediği onlardan birlikte yürüyebilecekleri bir hedef ve bu yürüyüş sırasında inanacakları bir organizasyon.Sakin olsunlar, açık konuşsunlar, canımızı yesinler.

Şu aralar gündemde (transferlerden de önce) Fenerbahçe’yi ilgilendiren tek soru var. Zico kalsın mı gitsin mi? Ben son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Kesinlikle kalmalı. Hatta kadro da korunabildiği karar korunmalı. Çünkü bu sene yapılan hataları onlardan daha iyi kimse bilmiyor. Şunu size kesinlikle söylemeliyim ki lig bittikten sonra Fenerbahçeli futbolcular önümüzdeki sezonun hemen başlaması için dua eder hale geldiler. “Biz bu şampiyonluğu nasıl kaybettik” havasındalar. İnanın ki önümüzdeki sezon yeni gelecek teknik adam bu sorunları çözmekte büyük çaba harcayacaktır ve zaman kaybı olacaktır. Ayrıca hani Fenerli medya denilen hayali medya gelen yeni teknik adamın 30 yıldır yaptıkları gibi canına okuyacaklardır. Bakın geldiği günden beri “Zico gitsin” diye adeta kampanya başlatan yazarlar bile şimdi Zico gitmesin diyorlarsa işin yüzde 80′ bitmiş demektir. Aslında rahatlayacak olan bizleriz. Çünkü sorumluluk bizlerden çıkacak rahat rahat teknik yorumlar yapabileceğiz. Onların bizlere söylediği gibi biz de onlara günahları boynuna diyeceğiz. Ne yapalım yıllarca bizim gibi düşünenlere saldıranlar en sonunda ellerini taşın altına soktular ya ne kadar sevinirsek azdır. Dr. Gürkan Kubilay haklı iddialifutbol.com’un yaratıcısı sevgili dostum Dr. Gürkan Kubilay dün “Fatih Terim bu işi bilmiyor” başlıklı bir yazı kaleme almış. Mutlaka okumuşsunuzdur. O yazının altına Selçuk Yula olarak ben de imzamı atarım. Yalnız sevgili doktorumuz her şeyi istatistiklerle, bilimle ve de futbol bilgisiyle yapıyor. Ülkemiz futbol kamuoyunun böyle erdemli değerleri ve doğruları bir arada barındırması ve anlaması mümkün değil. Gol kralı Semih’in Milli Takım’a çağrılması kimleri, niye rahatsız ediyor? Söyleyelim. Bir tek Galatasaray medyasını. Ersun Yanal’ın da o yüzden başını yiyip gönderen onlar değil miydi? Adamlar Milli Takım’da Fenerbahçeli bir futbolcu olmasına bile tahammül edemiyorlar. Sırf bu yüzden kendi istedikleri Fatih Terim’e saldırıyorlar. Ben 1973 yılında Genç Milli olduktan sonra şu yıla kadar Milli Takımlar içindeyim. Gördüğüm en güzel maç, Danimarka’daki Nihat’ın penaltı kaçırdığı 1-1′lik maçtı. Ersun Yanal istediği devrimi yapmıştı. Ama adama izin vermediler. Önemli değil, Fatih Terim de şimdi aynı yolda. İleride Nihat tek forvet görevi yapsa da arkadaki orta sahanın hepsi ofansif silah olarak (Tuncay, Emre, Yıldıray, Gökdeniz, Hamit vs.) bir forvet gibi görünmekteler. Yani istenen; döne döne oynanacak, rakibi şaşırtacak, herkesin top yaptığı, çok koştuğu, gol atıp asist yaptığı bir kadroyu sahada görmektir. Nihat’ın da orta saha özelliğini ortaya koyarsak Fatih Terim’in İsviçre’de nasıl top oynatacağını biraz daha anlamış oluruz.

Önümüzdeki sahnede çocukluğum, gençliğim dizilmiş. Türkan Şoray, Perihan Savaş, Tarık Akan, Kadir İnanır, Muazzez Abacı, Müjde Ar, Erol Evgin, Nükhet Duru, İbrahim Tatlıses, Emel Sayın…
Altın Kelebek 35. Yıl Onur Ödülü’ne hak görülmüşler. Gelemeyenler de var. Ama adları anons edilmiş, aslında oradalar yani… Sezen Aksu, Ajda Pekkan gibi ikonlar.
Birer birer sahneye çağrılmışlar. Ülkenin sineması, müziği, ortak belleği, ortak vicdanı, ortak yüreği, kültürü önümüzde ayakta. Tevazuuyla dizilmişler, ayakta selamlıyorlar bizi. Biz de tarihi…
Bu sahneye bakarken her yazıda, her televizyon programında işimi yaparken hissettiklerimi hissediyorum. Beğen ya da beğenme onlar tarihin ta kendisi. Bize dokunmuşlar, belki bize şekil vermişler. Birbirinden habersiz milyonlar, bambaşka yerlerde onları izlerken aynı şeyi hissetmiş, sevinmiş, ağlamış. Biz bizsek onların da payı var. Sahne böyle dolu…
Benim yaptığım iş eleştirmek. 30 yıl sonra, 100 yıl sonra onlar hatırlanan olacak, aynı futbol yıldızları gibi. Metin Oktay gibi, Can Bartu gibi, Lefter gibi, Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Rüştü Reçber gibi…
Biz ise onlar üzerine birkaç laf etmişler. Adları silinenler.
Ne zaman onlar hakkında bir şey yazacak olsam hissettiklerimi hissediyorum işte. O tabloya, sahnedekilere bakarken.
Alışkanlık işte ‘Sadece performansı eleştirmeye bak’ diye uyarıyorum kendimi yine. ‘İleri gitme. Haddini bil. Varlıklarını sorgulama. Bu saygısızlık olur.’
Sanki Kadir İnanır hakkında yazacakmışım gibi.
Pazartesi akşamı Altın Kelebek Ödül Töreni’ndeydik Stadyum ekibiyle birlikte. Biz de bir ödül aldık. Ama benim ve benim gibi hissedenler için asıl ödül, o müthiş sahneye tanıklık etmekti.
Türkan Şoray, Perihan Savaş, Tarık Akan, Kadir İnanır, Muazzez Abacı, Müjde Ar, Erol Evgin, Nükhet Duru, İbrahim Tatlıses, Emel Sayın… Hepsi sahnedeydi. Ayakta selamlıyorlardı bizleri.
Ve bini aşkın izleyiciden benim sayabildiğim sadece 3 kişi ayağa kalkıp alkışladı bu yaşayan efsane tablosunu. Daha üç günlük dizi oyuncuları, bir şarkıyla zirveyi bulduklarını sananlar ve diğerleri bacak bacak üstüne atıp izlediler. Utandım.
Benim de zaman zaman eleştirdiğim spor dünyası bu kadar ileri gidiyor mu? Saygısızlığımız buralara varıyor mu? İçinde olduğum için bilemiyor olabilirim. O yüzden ileri gitmeyeceğim, ama en azından artık bildiğim bir şey var.
Şunu anladım ki eğer biz de bu kadar feciysek, bu genel bir hastalığımızdan kaynaklanıyor olmalı.
Düşünsenize, ’Selvi boylum al yazmalım’ sahnede. ‘Yalnız benim için bak yeşil yeşil’ kimin için yazıldıysa o sahnede ve şarkı kimin için söylendiyse o da… İşte öyle bir şey yani.
Ve utanmadılar. Bacak bacak üstüne attılar.
Peki biz neye sevindik?
Bu ülkenin en çok sevindiği futbol zaferi hangisi? Sonunda kupa kazanılan ve bizi çıldırtan. Unutmuş olamayız. Daha 8 sene önce o kupa Kopenhag’da kaldırıldı. O kupayı kaldıranların bazısı hâlâ yeşil zeminde. Belleğimizden silinmiş ya da önemini kaybetmiş olabilir mi?
Peki bizi bu kadar sevindiren ve bu kadar önemli olan bu kupanın 8 yıl sonraki finali nasıl olur da yayınlanmaz Türkiye’de? Bu kupa yayınlamayacak kadar önemsizse biz niye o kadar sevindik?
Burası neresi ki, internet üzerinden İskoç TV’sinden seyretmek zorunda kalıyoruz? Hangi devir bu? Zamanın neresindeyiz? İnsanlar bu kadar mı adam yerine konulmaz?
Bu ülke yıl boyunca İskoç Ligi’ni bile naklen seyretti. Arjantin Ligi hâlâ izleniyor. Her şey TV’den serbestçe seyrediliyor ama UEFA yarı finali ve finali yok. Bir Türk oyuncu, hem de 4 büyükten birinin en büyük efsanelerinden birisi sahada, ama yine de final yok.
İnsaf diyebiliyorum ancak!
Dizilerde neden futbol yok
Fenerbahçe-Galatasaray maçı oynanmış. Milli Takım, Avrupa Şampiyonası’na gidiyor. Galatasaray şampiyon olmuş. Kayseri kupa kazanmış. Ancak ülkenin kitlendiği, ülkeyi yansıtan dizilerdeki adamlarda bir heyecan yok.
Kayseri tarihinde ilk kez kupayı almış misal Binbir Gece’nin Kayserili ailesi Evliyaoğulları’nda herhangi bir hareket yok. Nasıl oluyor bu iş? On bin tane dizi var. Bir dolu siyah ceket/beyaz gömlek adam. Bir tanesinin rengi belli değil? Futbol hayatlarında hiç yok. Nasıl oluyor?
Gördüğünüz gibi yavaş yavaş magazin dünyasına doğru kaymaktayım. Onlar ellerini kollarını salayarak futbola dalıyorlar ya, biz de boş durmayalım dedim.