Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Thursday
Jun 26,2008

Hakan Yasar
RÜYA sandım bir an… Sayıyorum, sayıyorum. 11 çıkıyor… Evet ‘11 Alman’ bizim kornerimizde kendi 18′inin içinde… Öyle korkutmuşuz ki, ayakları titriyordu. Sanki onların değil de bizim 3 Dünya, 3 Avrupa şampiyonluğumuz var! Aman Allahım, bu ne güzel bir duygudur? Aslında haklılardı geriye çekilmekte. Çünkü coşmuş bir çağlayan gibiydik. Saldırıyor, uçarak rakip kaleye gidiyor, golü arıyorduk. Top bizdeyken heyecan yaratıyorduk. Almanlar’dayken müthiş bir pres.. Döndürmüyorduk. Top ayaklarına dolaşıyordu…!***BU coşkunun önüne önce direk set olmaya çalıştı. Ya da Almanlar’ın ‘balı’ o andan belliydi sanki… Yine de, Uğur Boral’ın attığı golle açıldı heyecan fırtınası.. Sonra pis bir kontra golü yedik Schweinsteiger’den. Kötü olan Portekiz’e attıkları golün kopyasını ağlaramızda görmekti. Lanet hastalık nüksetti! Sabri’nin boşalttığı sağımızdan vurdular bizi… O bacalamadan sonra verdiğimiz 1 pozisyon daha var… Hepsi o kadar! Hem de karakter değiştiren, 2 yıldır hücum oynayan Almanya’ya karşı.. İkinci yarının uzun bölümünde de elimizdeydi ipler…***MUHTEŞEM gidiyordu işler.. Finalin ucu gözükmüştü… Ancak önce yan top arızamız, Mehmet Topal’ın Klose’nin altında ezilişi, soğuyan Rüştü’nün hatalı çıkışı… Sahi bu nasıl iştir? Sevgili Rüştü, bu kaçıncı yanlış çıkıştır? 37 yaşında hâlâ mı? Canın sağolsun… Ve pes etmedik… Semih’in iğne deliğinden geçirdiği top ‘yine geri dönüyoruz’ duygu seline kaptırdı bizi. Umutlandık. Fakat kahrolası son dakika golü geldi aniden.. Colin yerdeyken attılar. Yakışırdı Almanlar’a, sahanın en ezileni Lahm’a… Ne diyelim! Kaderde son dakika golü yemek de varmış.. Hırvatlar’ı ağlatırken, ağlamak da! Kaçan gollerimizi belki kimse hatırlamayacak. Ancak Türkiye’nin oynadığı futbolu kimse hafızalardan silemeyecek… Mesela… İki golümüzdeki iki bacak arasını. Uğur’un golünde Lehmann’ın ayakta duramayışını. 2. golden önce Sabri’nin attığı beşiği…Kimse söküp atamayacak… Türkler’in ‘en iyi savunma hücumdur’ taktiğini… 3 maçtaki harika geri dönüşünü… Almanlar’ın 100 yıl boyunca böyle zülum görmediğini… ‘Panzer’in sahici ‘tırsak’lığını…***EURO 2008… Bizim için bitti. Daha ötesi olabilirdi. Olmadı! Bunun suçlusu bu takım değil. Fatih Terim de! Belki Rosetti’ler, Busacca’lar… Her golümüzde suratını asan Platini’ler.. Ne bileyim, belki de Busacca’yı Basel’e gönderen Blatter. Ancak bu teoriler sakinleştirmeyecek bizi! Elendik gerçeği değişmeyecek ki! 25 Mayıs 2008 gerçeği kesin olarak şu:“Yetenekli bir Türk, 10 Alman’a bedeldir.”Duruşuyla, koşusuyla, mücadelesiyle, hırsıyla, oynama aşkıyla, tutkusuyla. 90 dakikanın anafikri bu… Zaten onlar da sıraya geçip bizi alkışlamadı mı?***TÜRKİYE’Yİ yeniden Dünya futboluna hatırlatan Terim’e, Terim’in askerlerine, Scot Piri’ye, emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoruz… Daha önemlisi tüm dünya saygı duyuyor. Biz de…! Hatalarımız yok mu? Var.. Keşke o son iki golü pisi pisine yemeseydik! Hamit egoist, Sabri çılgın, Rüştü ‘korkuluk’ olmasaydı. Ama hepsi teferruat…Asıl olan şudur; 2008′e Türk devrimi imzasını atmıştır. Türkiye, ‘gönüllerin şampiyonu’ olmuştur. Futbol tanrıları mı? Artık bize bir final borçlu…

Thursday
Jun 26,2008

Gökmen Özdemir
Pierre Van Hooijdonk ile sohbet ederken ilginç bir noktaya parmak basıyordu: “Yarı finale kadar şans yanınızdaydı. Ama yarı finalde dünyanın en şanslı takımı ile oynayacaksınız. Dikkat edin.” Ne demek istediğini maçın kırılma noktalarında anladım maalesef.. Böyle büyük turnuvalarda yarı final kazanmak için iyi oynamak yetmiyor. Oysa ki dün ilk kez maçın başından sonuna kadar iyi oynadık. Önceki 4 maçta zaman zaman sergilediğimiz ısırgan futbol Basel’de 90 dakikaya yayılmıştı. Eksik ama aslan gibi 11′imiz bizi kazanmaya ısındırıyordu ki, komik goller yedik. Olur bu. Futbolda kazanmak da var kaybetmek de…Şimdi Çekler’i, İsviçreliler’i, Hırvatlar’ı daha iyi anlıyorum… Yine de başımız dik. En azından takımımızın futbol oynayabildiğini de gösterdik… Sonunda gösterdik ama gösterdik!PİYASAYA GERİ DÖNDÜKMÜKEMMEL bir taktik anlayışla başladık maça… Almanlar’ın boğucu baskı kurmasına hiç izin vermedik. Orta sahada risk almak istediğmiiz anlarda hata yaptık. Yaptığımız hataları da pahalı ödedik. Hepsi kalemize gol oldu. Alan kapatma konusunda rakibimiz kadar iyiydik. Hatta onlardan daha üstündük… Daha çok atak yaptık. Daha çok pozisyon bulduk. İkili mücadeleleri kazandık. Ama yetmedi. Çünkü şans kontenjanımızı yarı finale gelene kadar fazlasıyla kullanmıştık. Hamit Altıntop mükemmel bir futbolcu. Dün geceyle ilişkili olarak kötü oynadığı için eleştirilebilir. Ama onu anlıyorum. Tek başına Almanya’yı yenmek istedi. Gelip buralarda dolaşsanız, buraların havasını solusanız onu daha iyi anlarsınız. Bütün bir turnuva boyunca gösterdiği üstün performans için Hamit’e teşekkür ediyorum. Bizi yarı finale getirdi. Dün gece onun maçıydı. Ama olmadı.Semih’in dün geceki performansını gördükten sonra ısrarla forvet arayan F.Bahçe kulübüne maçı bir kez daha izlemelerini tavsiye ediyorum. Dolayısıyla da bana… Ben de ona çok inanmıyordum. Ama artık kabul ediyorum… Semih büyük bir golcü… Bize Türkiye’deki hiçbir forvetimizi aratmadı. Hatta herkese “Türkler’in yeni forveti Semih” dedirtti Avrupalılar’a…Sabri müthiş oynadı. Marco, Ayhan ve Uğur alkışlanacak performanslar sergilediler… Dün gece veda ettik. Fakat Avrupa futbol piyasasına geri döndük. Türkiye’yi hatırlattık. Hem de öyle maçlarla ki… Yıllar boyu unutulmaz… Kazanırken son dakikalarda gülüyorduk. Dün son dakikada Almanlar’a, Pierre’in dediği gibi “Dünyanın en şanslı takımına” kaybettik. Teşekkürler Milli Takım…EURO’da her maçını heyecanla izlettiğin, başımızı dik tuttuğun, kaybederken de alkışlanmayı bildiğin için…

Thursday
Jun 26,2008

Selçuk Yula

Teşekkürler çocuklar, hepinize helal olsun. Ne yazık ki turnuvanın en güzel maçını oynayıp elendik. Dünya bu maçı seyretti ve bizim buralara hakkımızla geldiğimizi gördü. Sakatlarımız vardı, kart cezalılarımız vardı, hatta kalecimizi orta sahada oynatma fikri bile vardı. Bütün bunlara rağmen çıkardığımız takımla Almanya’yı futbol olarak rezil ettik ama maalesef yenildik. Futbolda bunlar var. Ben bu turnuvada ilk defa oynayan Ayhan’ı da alnından öpüyorum. İlk defa stoper oynayan, bir kere Klose’yi kaçırmasına rağmen Mehmet Topal’ı da alnından öpüyorum. Uğur, Semih, Kazım ve diğer bütün futbolcuları alınlarından öpüyorum. Hak etmediğimiz bir yenilgi aldık. Bunlar normal ama herkes gördü ki Türk Milli Takımı buralara boşuna gelmedi. Hamit, Bayern Münih’te bile bu kadar istekli oynamadı. Bu çocuklar finali çok istediler ama maalesef olmadı. Varsın olsun. Yurda döndüklerinde hepsini kucaklamamız gerekir. Bizi gururlandırdılar, onurlandırdılar. Sabri 3. golde hatalıydı ama Semih’in attığı golde yaptığı herekete ne diyeceğiz. Adamın sağından atıp solundan geçti. Burada kimse kimseyi eleştirmesin. Rüştü, Klose’nin golünde hatalı çıktı, olabilir. O bizden daha çok üzgün. Ben bu maçın teknik yönüne girmek istemiyorum çünkü şu anda çok duygulu anlar yaşamaktayım. Kendi oynadığım dönemleri düşünüyorum. 48 kere milli oldum ama hiçbir zaman Avrupa Kupası’nda bir yarı final oynamadım. Ve bu maçı da kendi gözlerimle seyrettim. Büyük iş başardınız O yüzden dün akşam sahada olan futbolcularımıza tek kelime edecek, tek eleştiri yapacak kimse beni karşısında bulacaktır. Sevgili çocuklar hepinizi alınlarınızdan öpüyorum. Büyük bir iş başardınız. Sağ olun var olur. Löw, F.Bahçe’ye geldiği günlerde, bir şeyler yapmak istediğini söylüyordu. Ama maalesef medyamız buna izin vermedi. Sevgili İsmet Tongo’nun 2 gün önce ‘Tükürdüklerini yalıyorlar’ yazısını okurken Löw aklıma geldi. Löw’ü kimse bırakmak istememişti. Sevgili Tongo’nun söylediği gibi Löw’ü taraftar değil, futbolu çok iyi bildiğini sanan spor yazarları gönderdi! Bununla ilgili yazımı geniş şekilde yazacağım. Löw akıllı davrandı, Türklerin nasıl çılgın olduğunu biliyor. O yüzden takımı çıkartmadan oynattı, 4 kere kaleye geldi 3′ünde gol buldu. Löw’ü kutluyorum.

Wednesday
Jun 25,2008

Ahmet Çakar

Futbolun asla futbol olmadığını dün gece bir kere daha gördük. Kötü oynadık, mucize maçlar kazandık. Ama dün gece çok iyi oynadık ve mucizevi şekilde kaybettik. Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan nasıl kahrolduysa şimdi aynı şekilde bizler de kahroluyoruz. 70 milyon kan ağlıyor. Tüm zamanların en kötü Almanya’sını elimizden kaçırdık ya, ben ona yanarım. ‘Panzer’ dediler, ‘Ballack’ dediler ama sahada futbolun ‘f’ sini oynayamayan bitik bir Almanya vardı. Biz ise maçın mutlak hakimi, ayağa pası çok iyi yapan, topları direkten dönen, kanatları istediği gibi kullanan bir takımdık. Adamların sadece tek pozisyonu var ama ne yazık ki üç gol attılar. Yediğimiz ilk gole bakın. Schweinsteiger üç defans oyuncusu arasından ön direğe koşup ayak dışıyla golü yapıyor. İkinci gol herhalde Rüştü’nün ömrü boyunca unutamayacağı en acı gol. Pozisyon, gol pozisyonu falan değil. Ama Rüştü’nün hatalı çıkışı Klose’ye golü attırıyor. Üçüncü gol ise o ana kadar fena oynamayan defans bloğumuzun bir anlık zaafı. Yani her şeyin bittiği an. FUTBOL TUHAF BİR SPOR Oysa ki maça tüm dünyaya parmak ısırttıracak şekilde fevkalade iyi başladık. Almanları mahkum ettik, golü de bulduk. Aslında ikinci golü de bulabilirdik. Bu arada yukarıda bahsettiğimiz Schweinsteiger’in golü geldi. Ama bozulmadık. İkinci yarıda rakibi dar alana mahkum eden, ayağa oynayan taraf bizdik. Yine yukarıda bahsettik ki, Rüştü’nün büyük hatasıyla Almanlar’ın ikinci golü geldi. Ama herkes rahattı. Çünkü biliyorduk ki Semih yine bir şeyler yapabilirdi. Yaptı da. Dünyanın en önemli kalecilerinden biri olan Lehmann’a çok ama çok zor bir gol attı. Ne olduysa bundan sonra oldu. Herkes, “Maç berabere biter. Biz bu Almanya’yı uzatmada mutlaka geçeriz” derken, son saniyede rüyayı bitiren Alman golü geldi. Ne yapalım, hep +92′de kazandık. Ama dün gece aynı şekilde kaybettik. İşte futbol böyle tuhaf bir spor.

Wednesday
Jun 25,2008

Kazim Kanat

Futbolu biz oynadık. Finali de biz hak ettik. Bırakın finali Avrupa Şampiyonluğunu da biz hak ettik. Ama ne oldu?
Aptalca üç hatalı golle tüm hayallerimiz yıkıldı.
Birinci gol. Top bizde, gole giderken kaptırdığımız topla gol yedik. Nerede Rüştü Reçber?
İkinci gol. Pozisyon yok, sadece yüksek bir yan orta var. O yüksek topa Rüştü Reçber çıktı. Boşa çıktı. O top da gol oldu.
Üçüncü gol. Yine top bizde. Rakibe ikram ediyoruz. Sonra o top üç kişinin arasından gelip gol oluyor. Nerede Rüştü Reçber?
Anlatmaya çalıştığım nokta şu. Koskoca Almanya. Avrupa ve dünya şampiyonu Almanya, kalemize üç kez gelebiliyor. O da bizim hatalarımızdan…
Eğer kalede iyi bir kaleci olsaydı, bu maç böyle mi olurdu? Elbette tüm faturayı Rüştü Reçber’in önüne koymak istemem. Basit ve sıradan hatalar var ama en büyük hatayı takımın kaptanı ve en tecrübeli oyuncusu yapıyorsa o zaman kendimizi analiz etmek zorundayız.

BAŞIMIZ DİK AYRILDIK
Türkiye, Türkleri gururlandıran bir futbol oynadı. Stattan başımız dik ayrıldık. Karşılaşmanın sonunda Türk futbolcusu alkışlar içinde uğurlanırken, Almanya’nın sahada çılgınca sevinmesi, bu maçın büyüklüğünü gösterir. Bu maçın büyüklüğü Türkiye’ye aittir. Sadece Almanya sevindi.
Şimdi gelelim futbolun gerçeğine… Sahaya 14 kişi çıktık. Üstelik bu takım rezerv takım. Ama 10 futbolcu görevini yaptı.
Bütün dünyaya Türklerin çağdaş futbol oynadığını kanıtladı. İşte önemli nokta da bu. Türkiye evine dönerken ‘Avrupa’nın 4 büyük takımından biri’ unvanı ile dönüyor. Belki skor olarak 4. konumda olabiliriz. Ama futbol olarak birinci olduğumuzu kabul edelim.
MESAJ: Fatih Terim, Türkiye’deki misyonunu tamamladı. Artık bundan sonra yapacağı bir şey kalmadı. Türkiye, Terim’e teşekkür etmeli. Ben buradan o görevi 70 milyon adına yapıyorum. Sağol Adanalı.

Wednesday
Jun 25,2008

Gürcan Bilgiç

Sıkıntıların içinden bir dev daha çıkarmayı başarmıştık. İlk yarı bittiğinde oyunun hakimi de, pozisyonların sahibi de, Basel’in kabadayısı da bizdik. Fatih Terim, biri kaleci, ikisi sakat 15 oyuncu ile sahadaydı. Tartışılmayacak kadar alternatifsiz, bir o kadar da mücadeleci bir takımla oynadı. Marco, Ayhan, Hamit üçlüsünün pas üretimi, oyunu çok çabuk elimize bıraktı. Almanlar zaten neyle karşı karşıya olduklarını bilemez halde, maçın renginin belli olmasını beklerken, bizim çocuklar çoktan Lehmann’ın kalesine isabetli ziyaretlere başlamışlardı. Direklerden dönen şutların peşi sıra iki çabuk gol geldi. Uğur ile sevinirken, bir anlık gafletin faturasını Rüştü ağlardan çıkartıyordu.Hamit sorumluluğu üstüne aldı. Topa kendini en çok gösteren oyuncuydu. Ama bu isteğini daha efektif kullanamıyor, ilk Alman golünde de topu kaptıran oluyordu. Ayhan’ın zeka pırıltıları, “ah’lar vah’lar” içinde beklediğimiz karşılaşmayı, Almanlar’ın kabusu yapmıştı. HAKEM BİLE DURDURAMADI Mucizeler yarattığımız maçların ardından, bu kez futbolun bütün tatlarını sergilemeye geçmiştik. Demek ki her şeyi yapabiliyorduk, her şeyi elimize alıp, her rakibe meydan okuyabileceğimizi gösteriyorduk. Eksiklerimiz, sakatlarımız, cezalılarımız, İsviçreli hakemlerin yanlış kararları bizim için engel olamadı. Onlar mucizeler yaratmışlardı. Bir eksik, bir fazla; işlerini yapıyorlardı.Bize bu yarı finali yaşatanların, o kutsal formayı herkese hatırlatanların, bir an bile olsa asla vazgeçmeyenlerin, Fatih hoca ve talebelerinin alınlarından öpülmeli.Evet, son saniyelerde yenildik Almanlar’a. Onlara finalist olmanın ne kadar değerli olduğunu iyi hatırlattık, gittikleri maçın kıymetini öğrettik. Bundan sonra bir Türk takımı ile karşılaşacak Avrupalı veya Türkiye’yi karşısında bulacak her hangi bir takım üç kere düşünmek zorunda kalacak; “Bu çılgın adamlarla nasıl baş edeceğiz” diye düşünecekler. Çinliler, “Çin Seddi” ile başa çıkabildiler, bakalım onlar bu gurur ve inat ordusunu nasıl engelleyecekler.

Wednesday
Jun 25,2008

Levent Tüzemen

Bir Türk ve bir gazeteci olarak bu güzellikleri bizlere yaşatan, Türkiye’nin adını Avrupa’ya ezberleten Milli Takım’a teşekkür ediyorum. Hepinizin ayağına sağlık. Yüreğinizi, cesaretinizi alkışlıyorum. Ve Türkiye’nin sizinle gurur duyduğuna inanıyorum.
Türkiye’nin Almanya’ya büyük üstünlük sağladığı müthiş keyif veren bir ilk yarı izledik. Almanlara top göstermedik, pozisyon vermedik. Bu güzel oyunda sahaya çıkan kadronun büyük payı vardı. Turnuva başından bu yana ilk kez birbirini tamamlayan bir kadro gördük. Ayhan, Uğur Boral, Hamit, Aurelio dörtlüsünden oluşan orta saha, dantel işler gibi ayağa pas yapıyordu. Hamit göbekten, Uğur ve Kazım kanatlardan bindiriyordu. Mehmet Topal kademeye akıllı giriyordu. İlk 25 dakika biz oynadık, Almanlar seyretti. Uğur, Hamit ve Kazım’ın şutlarını Lehmann zor çıkardı. Kazım’ın mermisi direkte patladı. Müthiş pres yapıyor, önde basıyor, hücuma hızlı çıkıyorduk. Bu baskımıza Almanların dayanması mümkün değildi ve Ayhan-Sabri işbirliği sonucu oluşan pozisyonda Kazım’ın direkten dönen topunu Uğur, Lehmann’la birlikte ağlara soktu.
Almanlar şaşırmıştı ama hücuma çıkarken Podolski’nin kapıp ortaladığı topu Schweinsteiger ağlarımıza bıraktı. Bu gol Almanya’nın tek ciddi atağıydı.

YENİLGİYİ HAK ETMEDİK
İkinci yarı yine akıllı hücum ediyorduk. Sıkıştığımızda ileriye gelişi güzel vurmuyor, ayağa isabetli pas yapıyorduk. Ancak Sabri, Podolski’yi çok fazla unutuyordu. Semih rakipleriyle boğuşurken iyi de top tutuyordu. Ama bize yapılan faullere Busacca kart göstermiyordu
Akıllı hücum ediyor ama final paslarında zamanlamayı ve topun şiddetini ayarlayamıyorduk. İyi oynarken unuttuğumuz Podolski’nin ortasına yanlış çıkan Rüştü yüzünden Klose’nin golünü önleyemedik.
Bu turnuvada maçı bırakmamak en büyük karakterimizdi. Sabri’nin ön direğe kestiği topu biyonik golcümüz Semih’le ağlara bıraktık. Golün sarhoşluğu içindeyken savunmamızın yaptığı kademe hatası yüzünden golü yedik ve finali kaçırdık. Üzücü olan; Almanlardan daha iyi oynadık, hatta futbol dersi verdik, iki kendi kalemize iki de rakip kaleye olmak üzere 4 gol attık ve yenilgiyi hiç hak etmedik. Sağlık olsun.

Türk malı…

Wednesday
Jun 25,2008

Murat Didin

Maçın teknik boyutunu değerlendirmeyi futbolda usta arkadaşlarıma bırakıp, Milli Takımımız’ın turnuva boyunca oynadığı futbol ile yaşantımıza kattığı artılardan bahsetmek istiyorum. Spor hayatını Almanya’da sürdüren bir Türk olarak dün ülkenin önde gelen iki gazetesi TAZ ve Rundschau benimle yarı final karşılaşması hakkında röportaj yaptılar. Benim aşırı güvenim sonrası her iki gazetecinin de sorduğu soru ” Bu inancı ve cesareti nereden alıyorsunuz? ” şeklindeydi. Tabii ki benim milli duygularım ve hislerimin yanında, o inancı bana veren sevgili Fatih Hocam, Türk sporcularımız, arkalarındaki Federasyon yöneticilerimizdir. Turnuva boyunca ortaya konan performans benim gibi milyonlarca Türk’e aynı duyguları aşıladı.
Ancak hesapta olmayan bir şey vardı. İsviçreli hakem ülkesinin şampiyonada bizim tarafımızdan elenmesini hazmedemiş olmalı. Dün gece sahada herhangi bir Alman hakem olsaydı inanın bundan çok daha iyi olurdu. Hakemin skandal yönetimine müthiş bir fairplay ile karşılık veren ve hiçbir fiili reaksiyon vermeyen teknik heyetimiz ve oyuncularımız oynadıkları futbol ve gösterdikleri inançtan sonra bir de davranış dersi verdiler. Bunun yanında stattan şarkılar söyleyerek, hakemin bu kötü yönetimini içine sindiren Türk taraftarlar da Alman taraftarları kutlayarak dünyaya bir başka güzel ders verdiler.

YÜREK DOLUSU TEŞEKKÜRLER
Bu şampiyonada tüm Avrupa’yı kendine hayran bırakan bir performans, özgüven, cesaret ve sempati üreten takımımızla ne kadar gurur duysak azdır. Onlar oynadıkları oyun ile “Futbol: Made in Turkey” sözcüğünü herkese ezberlettiler.
Böyle bir takımımız, böyle bir yürek ve inancımız olduğu için Türk olmaktan inanılmaz gurur duyduğum bir gece yaşadık. Belki skandal İsviçreli’nin yazdığı neticeyi değiştiremedik ama tüm dünyanın gözünde müthiş bir saygı kazandık. İnanıyorum ki son 15-20 yılın en olumlu Türk propagandasını yaptık. Emeği geçen Sayın Başkanımız Hasan Doğan ve Başkanvekilimiz Lutfi Arıboğan’dan başlayıp hocamız Fatih Terim’e tüm oyuncularımıza, masör kardeşimiz Uğur’a, malzemecimize kadar yürek dolusu teşekkür borçluyuz. Hepsinin yüreklerine sağlık.

Tuesday
Jun 24,2008

Ömer Üründül

Portekiz yenilgisiyle başladığımız EURO 2008′de nefes kesen maçlar sonrasında yarı finale yükseldik. Hele inanılmaz çeyrek final karşılaşmasının ardından dünya bizi konuşuyor. Futbol tarihinde 119. dakikada gol yiyip son saniyede cevap veren başka bir takım olmadı.
Milli Takımımız’ın birçok saha içi rahatsızlığı var. Belli bir sistemimiz ve kadro istikrarımız yok; bu yüzden organizasyon sıkıntısı çekiyoruz. Kadroda bulunan ve bulunmayan defansın ortasındaki tüm futbolcularımız, yapıları itibariyle geriden oyun başlatamıyorlar.
Aralarında hazırlık pası dahi yapamıyorlar. Günümüz futbolunda en önemli silahlardan biri duran toplar. Duran toplarda kolay pozisyon verirken, kendimiz zor pozisyon buluyoruz.
Bu kadar baş ağrıtan handikaplara rağmen yarı finale çıkmamız gerçekten büyük başarı. Bu başarıdaki en önemli etken de takım ruhu. Fiziki olarak maç sonuna kadar diri kalıyoruz. Bu da çok büyük bir artı.

BALTA OLGUNLAŞTI
Gruptaki son maçına işi bitirdiği için yedek kadroyla çıkan, dinlenmiş ve iyi futbol oynayan Hırvatistan karşısında zorlu bir mücadele verdik. 90 dakika içinde ciddi sıkıntılar yaşadık ama uzatma bölümünde hırsımız ve fizik gücümüzle kontrolü biz ele geçirdik.
Hırvatistan maçında Hakan Balta’nın gittikçe yükselen performansıyla artık olgun bir sol bek kimliğine büründüğü açıkça ortaya çıktı. Takımları incelediğimizde hepsinin defansının ortasında çok önemli oyuncular var. Emre Aşık ile Gökhan Zan, sakatlıklarına ve birçok temel eksikliklerine rağmen yapabileceklerinin maksimumunu yaptılar.

HAMİT’E SAYGI
Hamit ile Tuncay’ın devamlılıklarına ve sergiledikleri sınırsız enerjiye saygı duymamak mümkün değil.
Semih Şentürk, F.Bahçe’ye yaptığı çok önemli katkılara Milli Takım’da da devam ediyor. İsviçre’nin güçlü defansının arasından attığı mükemmel kafa golüyle maçı döndürmüştü. Hırvatistan maçında da uzatmanın son saniyesinde, santrası yapılamayan tarihi golü attı. Üstelik buna ilaveten, hayatında ilk defa penaltı kullandı.
Yarın gece yarı finalde Almanya karşısına çıkıyoruz. İşte tarihi bir maç daha…
Rakibimiz; deneyimli, güçlü ve eksiksiz bir takım. Biz ise rekor sakatlık ve cezalarla sahaya biri kaleci 14 kişi çıkacağız. Artık ‘Kalan sağlar bizimdir’ demekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
Futbolcularımız sahaya çıkıp her şeylerini ortaya koyacaklar. Bu çok zoru başarırlarsa tarihe geçecekler; başaramazlarsa canları sağolsun.

Monday
Jun 23,2008

Levent Tüzemen

İspanya ile İtalya arasındaki maçın normal ve uzatma süreleri 0-0 bitti. İş kaleciler Buffon ve Casillas’a kaldı. İspanyol kaleci takımına yarı finali getirdi..
Viyana’nın, Antalya’yı aratmayan sıcağında ilk yarı ninni gibi bir mücadele izledik. Bunun baş sebebi İtalya idi. Dünya Şampiyonluğu’nun iki önemli mimarı Pirlo ile Gattuso’nun olmaması İtalya’yı katı savunma yapmaya itti. İspanya grupta üç maçını da kazanırken rakiplerin arkasına yaptığı hızlı hücumlarla pozisyonlar bulup golleri atmıştı. İtalya, Hollanda ve Romanya maçlarında geniş alanda oynadığı için çok pozisyon vermişti. İtalya aynı tuzağa düşmemek adına kendi 30 metrelik alanında balık ağını andıran bir savunma kurunca İspanya’nın Torres, David Villa ve David Silva gibi çabuk oyuncularını içeri sokmayıp kenarlardan hücum etmeye zorladı ve başarılı oldu.İTALYA AKILLI SAVUNMA YAPTI
16. dakikada ayak bilekleri mükemmel olan David Villa’nın attığı ters çalım sonrasında Ambrosini’nin çelmesiyle düşürülmesi penaltıydı ama hakem Fandel “Oyna” dedi. İtalya akıllı savunma yapıyor ama Cassano ile soldan sinsice sokuluyordu. 19′da Cassano’nun ortasına yükselen Perrotta’nın kafa vuruşunda top Casillas’ın kucağına gitti. 24 ve 32′de David Silva’nın köşeye giden gollük şutlarını Buffon kurtardı. İkinci yarı Donadoni’nin, Cassano’nun yerine aldığı Camoranesi 61′de gole çok yaklaştı ve dönerek yaptığı gollük vuruşu Casillas çizgiden ayağıyla çıkardı. İspanya’da oyunu Senna- Xavi ikilisi kuramıyordu. Fabregas’ın girişi bu sorunu çözdü ve İspanya daha organize ve daha hızlı hücum etmeye başladı. İtalya az hücum etmesine rağmen daha net pozisyon buluyordu. 84′te Luca Toni, Di Natale’nin ortasında arkadan gelen Grosso’yu görmeyip topa dokununca İtalya büyük gol fırsatını kaçırdı.

PENALTI SİLAHI İLE ELENDİ
Uzatmalarda İtalya savunmasına gömülürken oyunu ağırdan almaya başladı. İspanya çok adamla hücum yapıyor ama Silva, Guiza ve Villa İtalya savunmasını aşamıyordu. İtalya, Dünya Şampiyonluğu’nu penaltılarla kazanmıştı. Gök Mavililer bu kez İspanya’ya penaltı silahı ile vurulup elendi. Euro 2008′de yarı finale grup lideri olarak çıkan tek takım İspanya oldu. Penaltılarda Casillas yıldızlaştı.

İSPANYA-İTALYA: 0-0 (PENALTILAR): 4-2
* STAT: Ernst Happel

* SARI KARTLAR: Iniesta, Villa, Cazorla / Ambrossini

* İSPANYA: Casillas