Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Friday
Jun 13,2008

Levent Tüzemen

Bu Portakal Bal Gibi Tatlı

LEVENT TÜZEMEN

LEVENT TÜZEMEN

İtalya’ya 3, Fransa’ya 4 gol atıp futbol dersi veren Hollanda, “Ben bu kupayı alacağım” dedi. 6 puana ulaşan Portakallar, gruptan çıkmayı da garantiledi..
Hollanda-Fransa maçında, önce gözüme takılan bir ayrıntıyı aktaracağım. 32. dakikada Makalele kendisine faul yapan, Van der Vaart’ın yüzüne eliyle dokunuyor. Hakem Fandel faulü veriyor ama Makalele’ye sarı kartını gösteriyor. Vaart’ın tedavisi sürerken Kuyt kenara gelip kulübeden teknik direktörü Van Basten’i yanına çağırıyor ve taktikle ilgili bir şeyler anlatıyor. Bir dakika teknik direktör-öğrenci karşılıklı dialog yaşıyor. Her şey Hollanda’nın menfaati için. Bunu neden anlattım. A Milli Takım’da hiçbir oyuncu taktikle veya oynadıkları konumla ilgili bir sıkıntı varsa Fatih Terim’in yanına gidip konuşmuyor. Çünkü Fatih Terim’in hem hoca hem lider olması hem de karizması böyle bir dialoğa izin vermiyor. Her şeyi Fatih Terim yapmaya kalktığı için de bizim futbolcular etliye sütlüye karışmıyor. Yıpranan Terim oluyor. Bu yüzden Fatih hoca sorumluluk konusunda etrafındaki sınırları kaldırıp biraz da futbolcuya sorumluluk yüklemeli.

LİDER ŞEF OLMALIDIR

Bir liderin görevi emirler vermek değil koordinasyonu sağlamaktır. Önemli olan liderin başarısı değil takımın başarısıdır ve bir lider orkestra şefi gibi olmalıdır. Van Basten kendisi gibi akıllı bir takım yaratmış. Hollanda orkestrası izleyeni büyülüyor, müthiş keyif veriyor. Hollanda, İtalya’dan sonra Fransa’yı da ezip geçerken tam bir akıl karşılaşması oynadı. Kuyt’un erken golünden sonra Hollanda, Fransa’nın üzerine delicesine gitmedi. Topun kendisinde kalmasını sağlamak için sürekli ayağa pas oynadı. Ribery-Govou gibi sprinter oyunculardan baskın yememek için alan savunması yaptı, beklerini de hücuma çıkartmadı. Fransa’da Ribery canını dişine takarak oynuyordu. Şemsiye gibi açılıp kapanan Hollanda önünde Fransa Govou ve Ribery ile pozisyon buldu ama sahneye büyük kaleci Van Der Sar çıktı. İkinci yarı Fransa’nın üzerine çok adamla geleceğini düşünen Van Basten, Robben-Van Persie silahını sahaya sürdü. Bu hamle Fransa’nın sonu oldu.

Friday
Jun 13,2008

Vedat Bayram

İstanbul Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu 495 amatör kulübün temsilcisidir. Kimse sakın onların amatör ifadesine takılıp da küçümseme yanlışına düşmesin. Çünkü onlar Türk futbolunun temel taşlarıdır. Zor şartlarda verdikleri mücadele ne kadar “yoğun ve hırçın” olursa Türk Milli Takımı ve profesyoneller de o denli güçlü olur. Gerçi bir dönem önce başkanlarını Futbol Federasyonu yönetimine vererek pasivize oldularsa da önem dereceleri yüksektir. Medyadan gereken ilgiyi göremediklerinden sizlerin onlar hakkında bilgi sahibi olmadığınıza inanıyorum. Bugünlerde ise sıkıntıları şimdiye kadar görülmediği derecede çok. Niye mi?
Önümüzdeki günlerde başkanlık seçimleri var da ondan. Sakın ne var bunda deyip geçmeyelim. Öyle iddialar var ki, öyle veya böyle neticelense yine kaybeden Türk futbolu olacak. Kulis çalışmalarına kulak verdiğimizde ilk kez seçimin siyasilerle irtibatlandığına şahit oluyorum. Bu problem adaylar etrafındaki kurnazların cambaza bak oyununa rağmen şimdiden dışarı sızmış. Başkan adayları mı? Onlar da kurgunun kurbanı iki dost…
Biri mevcut başkan Sait Yücel diğeri ise Yeniköy Başkanı Ali Düşmez. Yücel taraftarları, Düşmez’i iktidar partisi il genel meclis üyesi olarak girdiği seçime siyaset karıştırmakla suçluyorlar. Tabi bunun karşısında kendileri de direnişe geçip siyasi bir blok oluşturma çabasındalar. Hani şu etki ve tepki prensibi var ya . Evet dedik ya işte ‘kurban bu başkan adayı” dostlarım.

HER DEVRİN ADAMLARI!
Ya asıl aktörler? Onlar da işi pompalayıp kurbanları yarın zora sokacak kurnazlar. Öyle bir kurgu yapmışlar ki gölgeli! Kaybedeni kayıp. Kazananı ondan da kayıp. Tek kazananı seçimi ve tabiki işi götürmeye çalışıp kulis yapan ikinci ve üçüncü adamlar. Niye mi? Çünkü onlar her devrin adamı. En azından biz böyle hesaplarken sözde stratejistler bir hata yaptı. 11 Haziran’da kongreye giden Sait Yücel taraftarları planlarına uygun kongre tuttular. Düşmezciler çoğunluk sağlanamaz diye taraftarlarını kongreye yollamadılar. Şimdi ise “Gaziosmanpaşa Arnavutköy Kulübü deplasmanında sahte imza var diye itiraz ediyorlar” Olur mu? Bilmem. Tren kaçtı gibi geliyor. Başta da dedik ya adaylardan biri bu son hatayla 2.kez kurban oluyor. Kulaklarınız çınlasın eski başkan Talay! Boşa çalışmışsınız boşa.

Friday
Jun 13,2008

Selçuk Yula

EURO 2008 finalleri öncesinde Avusturya hem grubun hem de turnuvanın “keklik takımı” olarak gösteriliyordu. Ancak bizim için “Sürpriz” takımdı. Çünkü tanınmıyordu. Hırvatistan maçında ve dün akşam hiç de yabana atılacak bir ekip olmadığını gösterdi. Ev sahibi Avusturya gol yiyene kadar çok iyi oynadı. Ancak 30. dakikada Guerreiro’nun golü “İkinci ev sahibi de eleniyor” düşüncelerini getirdi. Oynayan Avusturya, çeyrek final umudunu taşıyan Polonya’ydı. Son dakikada penaltıdan attıkları gol ise “Futbol ciddi iştir. Rehavet kaldırmaz” sözünün canlı örneğiydi. Avusturya, uzatma dakikasında attığı penaltı golüyle hem keklik takım olmadığını gösterdi, hem şansını son Almanya maçına taşıdı. Çok zor olsa da Almanya karşısında alınacak bir galibiyet Avusturya’nın yola devam etmesini sağlayacak. Polonya öne geçtikten sonra işi rölantiye almanın bedelini amatörce yaptığı penaltı ile ödedi.

Friday
Jun 13,2008

Gökmen Özdemir
G.Saray, Kalli’den sonra yine bir Alman hoca ile yoluna devam edecek. Michael Skibbe en az bir yıllığına G.Saray’ı çalıştıracak. Sözleşmenin 1+1 şeklinde yapılması bunun göstergesi… Uzun süreli bir anlaşma imzalanmaması, uzatma opsiyonunun G.Saray’ın elinde olması, yine ‘Ya tutarsa’ mantığıyla yola çıkıldığını belgeliyor. Uzun süren arayışlar sonunda Skibbe’yi öne çıkartan ve G.Saray’ın Alman hocada karar kılmasını sağlayan gerçeklere dönersek…Öncelikle Skibbe futbolcularıyla iyi ilişki kuran bir teknik direktör. Kalli kadar sert değil. Yaşının genç oluşu, onu futbolcularına daha yakın davranmaya itiyor. Genç Alman hoca, jenerasyonun sürekli konuşulan ama henüz bir başarı elde etmemiş, bizdeki Semih Şentürk örneği gibi, umutla beklenen yeteneği… Adnan Sezgin onu transfer edebilmek için çok uğraştı. Sonunda da istediğini yaptı. Başka adaylar da vardı ama geçen sezonu Florya’da takımla an be an yaşayan Sezgin, Skibbe konusunda ısrarcı oldu. Çünkü oyuncularla hoca arasında artık sorun olmasını istemiyordu. Skibbe diğer adaylar gibi “Dediğim dedik, çaldığım düdük” diye tutturmayınca da Sezgin onu daha çok istemeye başladı. Ne de olsa ipleri başkasının eline bırakmak olmazdı artık… Geçen sezon yapılmışı vardı… Niye üzerine başka kahramanlar yaratılsın ki! Skibbe kötü bir teknik direktör değil. Hatta işini de iyi yapıyor ama onun tercih ediliş sebebi bu değil. Skibbe’nin kalabalık bir liste içerisinden seçilmesinin ardında “Yönetimin söylemlerine karşı çıkmayacak” olması yatıyor. Bunun pazarlığı önceden yapıldı.Skibbe’nin fiyatı da ucuz. Hoca piyasasına bakıldığında 1.1 milyon Euro yıllık transfer bedeliyle Türkiye’ye bir teknik direktör getirmek kolay değil… Bu da başka bir tercih sebebi… Skibbe pahalı transferler de istemiyor. “Bana kim verilse onu çalıştırırım, gençleri yetiştirim” demesi onun başka bir artısı…Skibbe hızlı ve ofansif futbol oynatan, elindeki değerleri parlatan, yetiştiren, genç, dinamik bir hoca. Ama G.Saray için tercih sebepleri bunlar değil. Üzücü olan da bu. Skibbe G.Saray’da başarılı olabilir. Ki eldeki Türk oyuncu potansiyeline bakıldığında, yabancaların yenileneceği düşünüldüğünde, bu uzak bir ihtimal de değil… Ama dedim ya… Keşke G.Saray yönetimi Skibbe’ye böyle bakıp transfer etseydi onu… “İşine karışırız, futbolcularla sorun çıkarmaz, ne verirsek onu çalıştırır” diye düşünerek Skibbe’yi aldılar. Çok tuhaf bir tercih sebebi… G.Saray hızla ‘futbolcuya dayalı’ bir sistemin kucağına doğru itiliyor… Hoş bu da tartışılır… Oyuncuya mı, yöneticiye mi? Gelecek günler bize gerçekleri gösterir…

Thursday
Jun 12,2008

Ridvan Dilmen
Hollanda karşısında şok bir mağlubiyet alan İtalya, Romanya’yı yenerek grupta tekrar iddialı konuma gelecektir. Grup maçlarına beraberlikle başlayan Fransa ise Hollanda ile karşılaşıyor. Fransa güçlü rakibi karşısında kazanmak zorunda, bu yüzden ilk tercihim Fransa galibiyeti.
İlk maçlarını kazanan İsveç ve İspanya’nın ise eşitliği bozabileceğini düşünmüyorum. Bu müsabaka için beraberlik ilk seçenek. İsviçre karşısında aldığı galibiyetle gruptan çıkma şansı tekrar doğan Türkiye zor da olsa Çek Cumhuriyeti’ni yenerek çeyrek finale çıkacaktır.

Thursday
Jun 12,2008

Erdogan Senay
Sonucu mutlulukla biten dramatik bir gece yaşanmaktaydı Basel’de… Ağır sahanın bu denli yoğunlaşacağı meteoroloji uzmanlarınca on gün öncesinden ısrarla vurgulanmaktaydı. Belki de bu denli net bir bilgiye rağmen milli maç tecrübesi son derece az ve Milli Takım’da oynamaları gerçekten de sürpriz olan Tümer ve Gökdeniz’i ilk onbirde sahaya sürmek nedendi ki ?..
Tuncay, Portekiz maçında da, dünkü gecede de bütün iyi niyetine rağmen oyun kimyası son derece ters düşen doksan dakikalar yaşamaktaydı. Bu futbolcunun da kötü günleri olabilir. Ancak futbolda şaşmaz  bir kural vardır. Şansını iyi kullanamayan futbolcu çıkar, yerine yenisi girer… Dün ayrıca ikinci yarıda oyuna giren Semih, sadece maçın değil, Milli Takım’ın gruptaki kaderini de değiştirebilecek olan golü atarak ay - yıldızlı formayı ateşlerken, acaba Terim hoca kulübede nerede yanlış yaptığını düşünmekte miydi ?..
İsviçre’nin, bir kasaba tarzı takımından pek de farklı olmayan futbol yaratıcılığı ve futbol lezzetiyle mücadele veren Milli Takım’ın galibiyete ulaşması için doksan artıya kadar oyalanması dahi ay - yıldız adına eksi puandı…
Özetlemek gerekirse çok korkulu bir sonuçtan yine de Arda’nın zekası ve klas golüyle çok özlenen dünkü galibiyeti yakalayabildik. Şimdi sıra hem Çek Cumhuriyeti maçında, hem de gruptaki şans tanrısının meleklerinin bizden yana olmasında… Bu böyle olur mu derseniz eğer; bu soruyu bana değil, Fatih Terim’e sorunuz lütfen !.. Çünkü onun yüksek katlardaki iyilik melekleriyle arası o kadar mükemmelki !.. Dünkü sonuç, bunun en iyi göstergesi…
 

Böyle devam

Thursday
Jun 12,2008

Selçuk Yula

Dün akşam aklın almadığı iki olay oldu. Birincisi, ilk devre yürünmesi mümkün olmayan saha 15 dakika içerisinde ikinci devreye nasıl hazır hale getirildi? İkincisi ise ilk devre futbol adına hiçbir şey gösteremeyen takımımız ikinci 45 dakikada rakibini nasıl ezdi? İlk sorunun yanıtını bizim federasyonun sahalarla ilgili sorumlularına bırakalım. İkincisinin yanıtını da Fatih Terim’den bekleyelim. Tamam belki yağmur yağınca kötü saha koşulları oyunumuzu etkilemiş olabilir. Bunu kabul etmemek mümkün değil. Çünkü İsviçre takımı daha iyi fizik kuvvetiyle bu sahalarda oynayabilecek bir ekip. Bizim asıl sorgulamamız gereken dizilişlerde ve isimlerde yaptığımız yanlışlardır. Ön liberoda Aurelio’yu tek düşünürsek, dörtlü orta sahanın önündeki tek forvet Nihat asla olamaz. Bu tür turnuvalarda işi daha sağlama almak gerekir, macera aramamalıyız. Yenilsek kahrolurduk Aurelio’nun yanına Mehmet Topal’la göbeği kuvvetlendirdik, en öne Semih’i koyduk. Onun arkasına da Nihat, Arda, Tuncay gibi gole yakın ve iyi top yapan futbolcuları yerleştirdik. Fark da belli oldu. İkinci 45 dakika İsviçre’yi resmen ezdik ve hak ettiğimiz galibiyeti aldık. Çek maçı önemli. Savunmadaki hatalarımızı gözden geçirmeliyiz. Yediğimiz gol ve Hakan Yakın’ın kaçırdığı boş kaleye pozisyon arkaya atılan toplarla ne kadar zayıf olduğumuzun göstergesi. Eğer takımlarının en iyisi Eren, Hakan Yakın ve Gökhan olan futbolculara sahip İsviçre’ye yenilseydik gerçekten kahrolurduk. İkinci devredeki düşünceyle devam edip savunmadaki önlemlerimizi alırsak Çekler önünde de bir zafer kazanabiliriz.

Thursday
Jun 12,2008

Gökmen Özdemir
BUNA rövanş denmez… Bu rövanşın ağa babası… Geleceksin, İsviçre’yi evinde Avrupa Şampiyonası’nda ilk yarı geriye düştüğün maçta, uzatmalarda attığın golle yeneceksin… Gülerim, hem de kahkahalarla gülerim… Kebapmış… Al sana kebap.. Acılısından olsun… Kusura bakmayın çok fazla hamaset yapıyormuşum gibi başladım ama dün Basel’de olsaydınız siz de böyle başlardınız… Sahaya çıkan A’ymış, çıkmayan B’ymiş. Şimdilik boşverelim… Sonra nasıl olsa çok tartışırız. Dün gecenin, tarihi rövanşın tadını çıkartalım.İyi başlamadık. Kontrol etmeye çalıştık. Yağmur yağdı. Hem de öyle böyle değil… Planımız bozuldu. Sonra bir Türk ortaladı, diğeri attı ama öne geçen İsviçre’ydi. Şaşırdık. Çünkü gerçekten golü yiyecek bir futbol oynamıyorduk. Saha ağırlaştıkça Tümer ve Gökdeniz’in topu sürme istekleri bize pahalıya mal oldu. Hiç rakip yarı alana etkili gidemedik. İkinci yarı işin rengi yapılan değişiklerle kırmızı-beyazın ay-yıldızlı olanına döndü… İsviçre’yi sahasına hapsettik. Ne istediysek onu yaptık. Mükemmel oynadık. Mehmet’lerden Topal kapattı, Aurelio olanı oyun kurdu… Arda ve Nihat yardımcı rollerdeydi. En şen Türk Semih Şentürk zafer kapısını açtı. Sonra ava giderken avlanır misali tek bir pozisyon verdik ama sadece o kadar… YİNE KAZANABİLİRİZBütün maç Terim, Tuncay’a nasıl tahammül etti diye hayıflanırken, o Tuncay orta alandan topu sola Arda’ya aktardı. O da her zaman yaptığını yaptı. Önce rakip kaleye gitti. Sonra iki sallandı. Önünü boşalttı. Topa vurduğunda Basel’deki 8 bin Türk’ün çığlıklarına biz de basın tribününden eklemeler yaptık… Top yine bizim ayağımıza geldi. Kazanırsak varız. Beraberlik ihtimalinde ise iş penaltılara kalacak. Ayrı bir stres kaynağı… Kazanırsak bunlara hiç gerek kalmayacak. Dün kazandık yine kazanabiliriz.Şimdi Terim konuşacak. 4 gün biz konuştuk. Sıra onda galiba… Kazandı, hem de ikinci yarıda iyi oynayarak… Bir de tur atlarsa kimse onu susturmaya çalışmasın. Zaten tahmin ediyorum o da susmaz…Kötü başladık, mükemmel bir İsviçre zaferiyle yola girdik. Son hamle pazara… Cumartesi rezervasyonları bozup İstanbul’a dönenler. Tekrar gelmek için heveslenmeyin… Bütün olanı biteni kaçırdınız… Finali kazansak bu kadar tatlı olmazdı… Kebapmış… Al sana kebap! (Bu yazı Blick Gazetesi’nin dünkü manşetine atfedilmiştir)

Thursday
Jun 12,2008

Selim Soydan
Maç başlarken, her zaman olduğu gibi, sahaya çıkan 11′le ilgili endişeler yok değildi. İlk dakikadan itibaren oyun dengeli gidiyor diye düşünürken, Basel’de başlayan inanılmaz yağmur, herşeyi değiştirdi. Milli Takım, yağmurla birlikte sahada istediğini yapamaz hale geldi. Maalesef defansımızın da olmayacak gedikler vermesi, rakibimize hem gol hem de birkaç gol pozisyonu verdi. İsviçreliler bizimkilerden daha büyük mücadele etti. Hele golü bulduktan sonra sahada daha çok koşan, daha çok savaşan, hava şartlarından doğan zemin bozukluğuna rağmen her yerde topa basan bir takım vardı karşımızda.İlk yarıda yenilen gol, bizim takımın mücadele direncini nispeten kırdı. İlk yarıda bariz olarak görünen, İsviçre takımının bizim Milli Takım’dan daha diri olduğuydu. Belki topla biz daha iyi oynuyoruz ama ilk yarıda zemin buna müsait değildi.Sahanın suyla dolmasıyla birlikte, bizim takımda topa basacak, topla adam geçecek oyuncularda çok büyük bir panik gördüm. Mesela Tuncay, Gökdeniz.. Bunlar topa basacakları, sakin olacakları yerde bir panik, bir telaş yaşayıp bildiklerini de unuttular. Oysa yağmur bastırmış ve zemin su dolmuştu, topu neden kısa oynamaya çalışıyorduk, anlayamadık. Rakip İsviçre uzun topa döndü. Bunu da mı görmemiştik? BİR FİNAL DAHA VARMilli Takım 2. yarıya iki doğru değişiklik yaparak çıktı. Gökdeniz ve Tümer’in yerine Semih ve M.Topal girdi. Bütün oyun değişti. İsviçre 1-0′ı korumak adına zamana oynamaya çalışıyordu. Maçı çeviren dakika ise 57 idi. Nihat’ın görerek, bilerek yaptığı ortayı çok iyi takip eden Semih’le golü bulduk. İşte bu gol, herşeyi değiştirdi. Semih tüm kafa toplarını aldı en önemlisi, ayağına gelen toplarda oyunu rakip sahada tuttu. Ve son olarak, Arda, Tuncay’ın verdiği çok iyi topla kendine has sağ ayağını kullanıp haklı galibiyeti getirdi. Bu golle Milli Takım pazar günü Çekler’le bir başka final maçı oynamaya hak kazandı. Şimdi insan hayıflanmadan edemiyor; Portekiz maçında yediğimiz o saçma gol olmasaydı keşke!

Thursday
Jun 12,2008

Mehmet Demirkol
Terim’in büyük turnuvalarda (96 ve 08) kazandığı ilk gol, çift santrfora dönüşüyle geldi. Semih’i oyuna sürmesi sadece Nihat’ın yalnızlığına, kayıplığına son vermedi. Orta sahanın topu daha kolay ileri yollamasına yardımcı oldu. Bize daha uygun olan, alıştığımız, aslında belki de bizi biz yapan oyunun büyük kısmı bu.
Manchester ya da Chelsea gibi oynayabilmek güzel olurdu tabii. Ama kaleyi göremeden bu oyunu oynamaya çalışmaktansa, pozisyona girerek sıradan oynamak yeğdir herhalde. İlk yarıda özellikle fırtınalı yağmurun da oynamamızı imkânsızlaştırdığı, özünde 4-6-0 diyebileceğimiz oyundan yaptığımız dönüş hayata dönmemizi sağladı. 
Eren’in pası ve Hakan’ın golünün her anlamda verdiği acıyı böylece biraz olsun giderdik. Muhteşem mi oynadık? Hayır. İdeal ve en son jenerasyon olan oyun bu mu? Hayır. Böyle oynarsak her maçı kazanır mıyız? Hayır… Ama en azından oynadığımız amacı olan bir futbola benziyor…
Ve bize uyanı en azından şimdilik bu. Çift çapa savunmayı önden kademeliyor. Öncelik topu kullanabilen kanat oyuncularını terste yani boşta topla buluşturmak. Olmadı erken, çizgiye inmeden kale içine orta yapmak ya da pivota topu ‘şişirmek’ mümkün.  İşte hepsi bu! Eveleyip gevelemeden, topla oynamak için yanıp tutuşmadan basit ve net bir oyun işte.
Bu, yağmurdan havuza dönmüş bir sahada pas yapmaya çalışmaktan ya da sahada hemen hiç kimsenin daha önce oynamadığı bir oyunu bu seviyede denemekten çok daha iyi.  Bu oyun bizi şampiyonanın favorisi filan yapmıyor ama oynamak istediğini oynayabilen bir takım yapıyor. Her oyuncu vasatını yakalıyor. 
İşte hepsi bu!
Bir ev sahibini daha evinde bırakmak için bu kadar yetiyor.

Meta