Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Monday
Apr 28,2008

Ugur Meleke
Geçtiğimiz Salı günü Hürriyet Spor’da yayınlanan, Adil Demirçubuk’un Celal Kolot’la yaptığı güzel röportajı umarım okuma şansı bulmuşsunuzdur… Ben kaçırmışım, Cem Dizdar’ın yazısında gördükten sonra dergiyi bulup söyleşiye bir göz attım ve Türkiye’deki yönetici profiliyle ilgili verdiği somut doneleri buraya taşımaya karar verdim:
- Gülnaz Hanım dirsek yediğini söylerken doğru söylüyor da dirsek atanın ismini neden açıklamıyor? Ben açıklayayım, dirseği atan Kenan Öner’dir. Öner, fotoğrafa çıkmak için herkese dirsek atar. Peki Gülnaz Arsel neden dirsek yedi? Sen 18 erkeğin arasına gelmişsin, her şeyi göze alman lazım.  
(Not 1: Bir yönetimde cinsel olarak azınlıktaysan dirseği yersin! Bak, İspanya kabinesinde kadınlar çoğunlukta, orada da dirsekleri erkekler yiyor!)
- Benim baskım olmasaydı, Tigana, Antalyaspor maçına kalede Bobo ile çıkacaktı. Allah’tan ben bastırdım da kalede Murat Şahin oynadı!
(Yorumsuz…)
- Tigana, bütün başarıyı üstlenmek istedi. Sakarya deplasmanı öncesinde Ali Gültiken’le haber göndermiş, “Celal Kolot soyunma odasına girmesin” diye… Sen kimsin ki, bu kulübün maaşlı antrenörüsün, asbaşkana böyle bir şey nasıl söylersin!
(Not 2: Demek ki başarının paylaşımı, soyunma odasına giren kişi sayısıyla orantılı… Ayrıca maaşlı hoca kim ki soyunma odasına girecek taktik filan verecek, asbaşkan varken!)
- Del Bosque, sözleşmesi feshedildikten sonra çocuğunun okul durumu nedeniyle 3 ay İstanbul’da kaldı. Del Bosque 2 milyon euroya razıydı, ama 3 ay boyunca Beşiktaş yönetiminden bir kişi onunla görüşmedi.
(Not 3: İyi de, maaşlı antrenör kim ki, yönetici onunla muhatap olsun!)
- Ben teknik direktörlük için Sven Goran Eriksson ve Marcello Lippi’yi düşünüyordum. Onlar Ertuğrul Sağlam’ı getirdiler.
(Not 4: Maaşlı antrenör dediğin nedir ki, Eriksson’la Lippi kim ki, parayı verirsin koşa koşa gelirler zaten!)
***
Artık içinde Kolot’un olmadığı mevcut yönetimin de hâlihazırda transfer çalışmaları var mâlum… Bütün gazeteler yazdı, Dinamo Zagreb’li Luka Modric, ilk hedeflerinden biriydi Beşiktaş’ın… Mâlum devre arasında Antalya’da kamp yapan D.Zagreb takımından seçmece transfer yöntemiyle, Drpic görünümlü Gordon gelmişti, herhalde aynı metotla Modric’i de getirmeye niyetlilerdi. Yazık ki, Luka Modric, hafta içinde Tottenham’ı tercih etti, yaklaşık 31 milyon euroluk bonservis bedeli karşılığında…
Modric, 1985 doğumlu Hırvat milli bir oyun kurucu… Slaven Bilic’in Euro 2008’de en güvendiği isimlerden… Sezon başından beri Chelsea, Inter, M.City gibi devlerin de listesindeydi. Sanırız Beşiktaş’ın Modric’e verecek 30 milyon eurosu vardı ki, devlerle baş etmeye karar vermişlerdi. Bu arada küçük bir not, Beşiktaş’a transfer olması durumunda, Delgado’nun veya Tello’nun pozisyonunu tehdit edecekti…
Beşiktaş’ın Modric’le ilgilendiği haberlerinin çıktığı günlerde, bir de sütun haber yer buldu bu transfer iddialarının yanında… 1986 doğumlu defans oyuncusu İbrahim Kaş, sadece küçük bir yetiştirme bedeli karşılığında Getafe ile anlaşmıştı. İlerleyen günlerde Beşiktaş yöneticilerinin bu transfere tepkisi de, “İbrahim’e küsmek” çerçevesinde oldu. Bu küsülen oyuncu, sadece 21 yaşındaydı ve Türkiye A Milli Takımı’nın tarihinin en önemli maçlarının birinde, Kasım 2007’de Norveç’te ilk 11’deki tek Beşiktaşlıydı.
***
Şimdi şöyle bir soru geliyor akla… Bütçesinin 8 milyon eurosunu Del Bosque tazminatına ayırmış, kendi kendine kulübü 40 milyon borçlandırmış Beşiktaş yönetiminin esas meselesi 30 milyonluk Modric’i getirmek mi, yoksa aynı yaştaki 30 kuruşluk İbrahim Kaş’ı tutmak mı?
Tabii bir de, savunmaya yeni bir İbrahim Kaş bulmanın bedeli ne olacaktır Beşiktaş’a? Ve bu yeni savunmacıya verilecek para da, başkanın borç hanesine mi yazılacaktır?
Bu soruların cevaplarını yıllar sonra, bir başka dergi röportajında bulmak umuduyla…
 
Aykut  milli takımda olmalı
2002-03 sezonunda Stuttgart 19 yaş altı takımından transfer edildi, 5 sezonda üstüne Kingston, Fevzi ve Orkun getirilmiş olmasına rağmen konsantrasyonunu hiç yitirmedi…
Mondragon’un yerine oynadığı anlarda da çok iyi sinyaller vermiş olmasına rağmen, Orkun transferiyle tekrar ikinci kaleci durumuna düştü, küsmedi… Kendini hep hazır tutmasının karşılığını, Beşiktaş maçıyla birlikte devraldığı kaleyi bırakmayarak aldı. Galatasaray’ın esas sıçramayı yaptığı ve 22 puan topladığı son 8 maçta sadece 1 gol yedi, üstelik o golde, yani Hasan Yiğit’in bomboş vuruşunda da bireysel hatası yok…
O maçta Hamidou’nun yediği şanssız gol üstüne söylediği sözler de, sezonun en güzel karelerindendi.
Hem yaşından büyük bir olgunluğa, hem de yaşının gerektirdiği enerjiye sahip… Çılgınlar gibi bağırmadan da savunmasıyla sağlıklı iletişim kurabiliyor, büyük maç atmosferiyle başka bir insana dönüşmüyor…  
Kalenin Hamit Altontop’u gibi, olgun, vâkur, akıllı, hem de iyi bir oyun kurucu… Galatasaray’ın bu sezon kendine ve Türk futboluna yapacağı en büyük kötülük, Aykut’un üstüne kaleci transfer etmek olur…
Hatta, Volkan’ın sakatlık problemi yaşadığı, Rüştü’nün travmatik bir sezon geçirdiği bu günlerde, Aykut’un İsviçre’de de olması gerek…

B.Münih-Rangers
B.Münih  sezonu, Schalke’yi devirip Almanya Lig Kupası ile açtı…  Önceki hafta Dortmund’u geçerek müzelerine Federasyon Kupası’nı da eklediler. Üçüncü kupa, yani Almanya Ligi şampiyonluğu da artık cepte…
G.Rangers’sa Mart’ta D.United’ı geçip İskoçya Lig Kupası’nı müzesine götürdü. Federasyon Kupası finalinde ikinci lig ekibi Queen OTS ile oynayacaklar. Ligde de bitime sayılı haftalar kala Celtic’e göre maç fazlasıyla avantajlı durumdalar.
Yani bu hafta içi UEFA Kupası yarı finallerinde turu geçenler Bayern ve Rangers olursa, 14 Mayıs’ta City of Manchester Stadı’na iki “4’üncü kupa” hedeflisi çıkabilir.
Nefis bir hikâye bizi bekliyor…

Mevlüt Erdinç
Euro 2008 öncesinde, son 10 yılda katıldığımız 3 büyük turnuvada sahip olmadığımız bir şeye sahibiz: Üst düzey şampiyona alışkanlığı olan oyunculara… Özellikle de forvette…
Nihat Kahveci zaten harika, İspanya Ligi’nde 15-20 gol alışkanlığını sürdürüyor… Premier Lig’de düzenli oynayan ve ilk sezonunda 7 gol kaydeden Tuncay… Bundesliga’nın tecrübelisi, bu sezon 5 kez ağları havalandıran Halil Altıntop…
Bu üç harika alternatifin yanına bir de Fransa gibi iki haneli skor üretmenin en zor olduğu ligde 11 gole ulaşan bir Türk eklendi: Mevlüt Erdinç…
1987 doğumlu ve sadece 20 yaşında Sochaux’yu Fransa Ligi’nde tutma sorumluluğunu üstlendi. Şunun tekrar altını çizmek lazım, Fransa’da bu yıl 15 golü geçen 2 oyuncu var, geçen sezon hiç yoktu, 2006’da ve 2005’te birer kişi vardı sadece…
Tebrikler Mevlüt…

Monday
Apr 28,2008

Nilay Yilmaz
Hakan  Şükür’ün kutlu doğum haftası tebliğinin üzerinden zaman aktı geçti, gündem bolluğu ülkemizde eskiyen gündemler arasında yerini aldı. Hakan Şükür’ün de temennisi üzerine gerginlikten uzak, futbol odaklı bir derbi izledik, sağolsun…
Hakan  Şükür’ün inancı, düşünceleri ve bunu dile getirme biçimi kendi tasarrufundadır. Buna yönelik söyleyecek pek bir şey yok. Hatta bunun üzerinde koparılan fırtınaları da gereksiz buluyorum.
Hakan  Şükür bugün böyle olmadı. İnançları dünden bugüne şekillenmedi. Düşündüğü gibi yaşayan bir insansa şayet, bu futbolu yönetenlerin alması gereken bir tavır. Eğer koparılan fırtına, verilen demeç üzerinden  şekilleniyorsa buna yönelik itirazlarım var. Memleketin laik damarı yüklü kesiminin verdiği tepkiler de bir şeyleri çözmekten uzak, aksine hakim ve otorite dilinin yansımasından başka bir şey değil gibi gözüküyor gözüme.
Hakan  Şükür söyleyeceğini söyledi ve fırtına koptu ya, arada dikkatimi çeken Bülent Uygun oldu. Hakan  Şükür’ün aksine, mutaassıp mahalle dilinin tezahüründen başka bir şey içermeyen bu demece kimse bir yorum yapmadı; hayret!

Cumaya gittim, gelicem!
Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Hakan  Şükür’ü eleştirenleri bir kez bile cumaya giderken görmediğini buyurmuş.
Bu, karikatürize edilmiş Tahtakale esnaf mantığından başka bir şey değildir. Dükkanının kapısına kargacık burgacık, “cumaya gittim gelicem” yazan esnaf mantığından öte bir şey değildir. Rahatsız edici üslup buradadır.
Dükkan kapalıysa kapalıdır. Cumaya gitmişse o onun sorunudur. Fakat öyle değil, oraya yazılmalı ki muhafazakar müşteri kitlesine göz kırpılmalı. Çevre esnafla iyi geçinebilmenin bir yolu olmalı oradaki yön tarifi…
Bülent Uygun da böyle yapıyor; mantıktan, akıldan uzak yorumlarıyla… Ramazanda yemek yiyenlere saldıranların dilinden başka bir şey değil onun tarzı. Ne de olsa Asker Bülent, kodumu oturtur!!!
Cenazeleri Teşvikiye’den kaldırmanın şandan sayıldığı bir ülkedeyiz malum. Peki Cuma namazlarını hangi camide kılmak adettendir?
Nerede kılınırsa camiaya hoş görünülür? Ve ne zamandan beri İslamın şartlarından olan namaz haftada bir güne indirgendi? 

Ne mozaiği, mermer!
Hıristiyan dininin felsefi çözülmesinde dünyevileşmesi yatar ve onlar için haftada bir gün kiliseye gitmek yeterli bir ibadet biçimidir. Sayın Uygun ne zamandan beri ilahiyatçı kimliğiyle bize günde beş vakit kılınması gereken namazı haftada bir gün kılmanın yeterli olacağını tebliğ etti?
Hakan  Şükür’e kızabilirsiniz, anlayabilirsiniz bir  şey diyemem. Fakat Bülent Uygun’un iki satırlık demecindeki dile, siyaset literatüründe tek kelimelik tanımlamalar yapılıyor. Ve o iki satırın içinde asıl tehlikeli olan şeyler var. Ve kimse oralara dokunmak istemiyor. Kimse dinen de cehalet içeren bu demece ağzının payını vermiyor. Hem cahil, hem ukala bu üsluba ses vermiyor…
Ben?
Baksanıza ben bile kıyısından köşesinden geçerek anlatmaya çalışıyorum. Ben bile bu dilin, “Ne mozaiği, mermer ulan!” diyenlerin dili olduğunu doğrudan söyleyemiyorum…
 
Derbi Kare Ası
Derbilerin derbisi, yüzyılın derbisi, milenyum derbisi… ve saire ve saire… Bir türlü bitmeyen derbiler…
Gerçekten inanan var mı, Galatasaray-Fenerbahçe derbilerinin dünyanın en büyük derbisi olduğuna?.. Dünyanın derbisi bizim dışımızda birilerinin umrunda mı? Aman, benimki de laf… Bitmiş, gitmiş bir derbi arkasından konuşulmaz… Yazılanlardan derbi kare ası yapılır:
Ercan Saatçi (Sarı kırmızı kartonları anladık da yeşil ne oluyor? - Hürriyet):  Üstüne bir de kayınvaldemin öldüren soruları… Spiker “dünya derbisi” diyor, G.Saray taraftarı Kayınvalidem Tansu, “o ne demek” diyor… Top taça çıkıyor Tansu “gol mü oldu?” diyor… Bir de Ertuğrul Özkök’ün felaket tellağı, saptamaları ve öngörüleri… “Bittik, mahvolduk… Biz bu maçı hayatta alamayız” vs…Evdeki kakafoniyi düşünebiliyor musunuz?… Bu maçı işte böyle bir ortamda izledim, bu nedenle eğer bir hatam olduysa affola…
Mustafa Denizli (Yoktan var olmak - Milliyet): Rakip takım antrenörleri artık iyi düşünsünler. Oyuncularına, “Galatasaray ataklarında topu kornere vurun. Çünkü kornerleri kullanamıyorlar. Hiç olmazsa dönen toplarla gol pozisyonu yakalayabiliriz” demeliler. İnanılmaz bir şey bu. Galatasaray kornerlerde bir amatör takımın bile yapmayacağı, garip bir saha dizilişi uyguluyor. Bütün takım ceza sahası içinde, iki kişi dışarıda. Çabuk çıkan bir takım mutlaka gol yapar.
Haşmet Babaoğlu (Lincoln olsa G.Saray maçı alamazdı! - Vatan): Hâlâ öğrenemedim gitti! Şampiyonluğun kilidini açan derbilerin futbolla ne ilgisi var ki! Hafta içinde “Fener futbol oynuyor, G.Saray mücadele ediyor; sarı lacivertliler biraz da olsa daha şanslılar” demiştim! Halt etmiştim tabii!
Savaş Ay (Ulubatlı Birand - Pas Fotomaç): Ustam Mehmet Ali Birand şaşırttı beni. Maçın başlamasına dakikalar kala kameralar tribünleri çekiyor, orada bii baktım Mehmet Ali Abi amigo olmuş, sarı kırmızı bayrak sallıyor. Yüzünde de hin mi hin bir ifade. Sankim Mektebi Sultani (Galatasaray Lisesi) günlerine dönmüş, 19 Mayıs törenlerinde rol gereği Ulubatlı Hasan’ı canlandırıyor. Onu öylesine afacan, coşkulu, hınzır telaşlarda görünce aklıma sevgili kardeşim Deniz Arman geldi. O, Kanal D hafta sonu haberlerini sunmak için stüdyoda ter dökerken, esas “enkırmen” Birand maçta lay layda.
 
Sorma! Ne haldeyiz!
Bu F.Bahçe bu sezon Inter’i yendi, Sevilla’yı yendi, Chelsea’yi yendi, böyle mi oynadı, soruyorum Zico Efendi sana….
 (Selim Soydan - Vatan)
İyi diyorsun Abi!
Ben kalecilere her zaman şu öğüdü veriyorum; “defansınız rakiple mücadele ederken kalenizi boşaltmayın” diyorum.
 (Turgay Şeren - Akşam)
Dünyayı taramışlar!
F.Bahçe’nin tercihlerine gelirsek Maldonado’yu oynatmak Türk futbolu adına bir cinayet. Selçuk’a yazık ediyorlar. Şilili futbolcuyu çok aramışlar mı?
 (Gökmen Özdemir - Vatan)
Galip sayılır bu yolda mağlup olan!Hep dediğimiz gibi, büyük hedefler ve istikrar anlayışından sapma yaşanmadığı taktirde, Fenerbahçe yine de bu ligin kazananıdır.
  (Hasan Ali Atasoy - Fanatik)
Çok iyi olur!
Zico için eleştiri getirmeyeceğim.
 (Gürcan Bilgiç - Sabah)
Geçme!
Bu arada, ya Galatasaray çok faul yaptı ya hakem Aydınus çok faul çaldı. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
 (Kanat Atkaya - Hürriyet)
Bir uçak bileti kadar!
Hakem için son cümle; Bravo Aydınus yolun açık olsun. Avrupa şimdi sana daha çok yakın.
 (Bülent Yavuz - Akşam)
Son düdüğüyle de bitti!
Ali Sami Yen Stadı’nda, hakem Fırat Aydınus’un ilk düdüğüyle beklenen derbi başladı.
 (Selim Soydan - Vatan)
Ay akşamdan ışıktır!
Galatasaray sağdan çalışıyor, Fenerbahçe soldan. Yaylalar yaylalar.
 (Şansal Büyüka - Maraton, Lig TV)
İkisi birden olmaz mı?
Zico herhalde son değişiklik hakkını kullanacak ya da kullanmayacak.
 (Melih Gümüşbıçak, GS-FB maçı,  - Lig TV)
Aman nazar değmesin!
Beşiktaş’ta Holosko diye bir fazlalık var.
 (Vedat Okyar - Vatan)

Monday
Apr 28,2008

Ahmet Çakar

75 dakika iyiydi

AHMET ÇAKAR

Maçı 75. dakikaya kadar iyi yöneten Fırat Aydınus sonrasında bolca hata yaptı Ümit’e gösterdiği sarı kartı, Fenerbahçeli Lugano ve Kezman için kullanmadı ..

Volkan Demirel bu sene Fenerbahçe’yi çok taşıdı. Hatta Sevilla maçında kötü goller yemesine rağmen penaltılarda turu getiren adam oldu. Ama dün gece aynı Volkan belki de şampiyonluğu veren adamdı. Karşılaşmanın geneline baktığımız zaman Fenerbahçe kazanmayı hiç hak etmedi ve belki de iki yıldır önemli bir rakibe karşı ilk defa böylesine kötü, böylesine pasif oynadı. Galatasaray ilk dakikadan son dakikaya kadar baskı uyguladı. Topu alan neredeyse kafasını çeviremiyordu. Aslında maçı Volkan verdi dedik ama Fenerbahçe dün sahada yoktu. Maç öncesi belki de kimse böylesine uçurumsal bir performans farklılığını öngörmemişti.SABRİ’YE GÖRÜCÜ GELDİĞİ BELLİYDİ Sabri’nin görücüye çıktığı belli. Hem inanılmaz iyi oynadı hem de alışılagelmiş o tuhaf hareketleri yapmadı. İlk yarıya bakıyoruz Fenerbahçe ileride top tutamıyor. Kezman aldığı topu ya rakibe kaptırıyor ya da yerlerde sürünüyor, Kazım da öyle. Alex ise ne yapsın, Kezman’dan fayda yok. Deivid’den fayda yok. Bir de üstüne üstlük baskı yiyor. Bir de bunlara Lugano’nun çıkışı eklenince moralman Fenerbahçe bitti. Ayhan, Arda ve Mehmet Topal hem takım savunmasında hem de organizasyonda çok etkili oldular. Defansif anlamda da Servet ve Emre, Fenerbahçe forvetine neredeyse tek pozisyon vermediler. Sonuçta Galatasaray şampiyonluğa çok yaklaştı. Hiçbir şey kesin değil ama belki de 5 hafta öncesinde hiç kimsenin düşünmediği şampiyonluk dün gece geliverdi. İşin garibi Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti Fenerbahçe’nin dün gece ortaya koyduğu futbol kabul edilebilir gibi değil.FENERLİLER LAF EDEMEZ Gelelim hakeme… 75. dakikaya kadar oldukça iyi yönetti. Lugano ve Kezman’a sarı kart verebilirdi. Daha hafifini Ümit Karan yaptı ona hemen gösterdi. Son 15 dakika ise çaldığı ve çalmadığı düdüklerle hatalar içindeydi. Hakan’a yapılan hareket tartışılabilecek nitelikte ama sonuçta Fenerbahçe’nin hakemle ilgili söyleyebileceği hiçbir şey yok.

Monday
Apr 28,2008

Selçuk Yula
G.Saray Zico’yla

Maçtan önce Fenerbahçe’nin daha ağır bastığını söyleyen bir yazar olarak şu karşılaşma sonrası nasıl bir yorum yapacağımı şaşırdım. Gerçekten F.Bahçe’nin bu kadar etkisiz, bu kadar pasif bir futbol oynayacağını tahmin etmemiştim. İlk dakikalarda G.Saray oyunun hakimiyetini eline aldı, öyle de götürdü. “Herhalde F.Bahçe bir taktik deniyor. Rakibim yorulsun, sonra işi bitiririm diyor” dedim. Ama ilerleyen dakikalarda gördük ki F.Bahçe’nin G.Saray’ın üzerine filan gittiği yok. İlk pozisyon 25. dakikada Ümit Karan’ın vurduğu ve direkten dönen top var. Bir de Nonda’nın gol attım diye sevindiği bir gol var ki bu gol F.Bahçe’nin kendi kalesine attığı gol. Yahu Volkan, senin Edu’nun kafasında ne işin var. Edu’ya kafa vurdurmadın, topu da elinle Nonda’ya asist yaptın. Nasıl bir kalecilik anlayışıdır bu. 15 dakika önce sakatım diye kendini tedavi ettiriyorsun, eğer sakatsan çık da Serdar kaleye geçsin. G.Saray, hafta boyunca F.Bahçe kurmaylarına karşı güzel bir şaşkınlık dersi diyebileceğimiz bir ders verdi. Tek sanrformuş, 5 orta sahaymış, Lincoln serbest oynayacakmış vs… Semih beni çok şaşırttı Zico bu söylemlere aldandı ve önlemlerini buna göre aldı. Ama gördük ki sahada ne Lincoln ne de tek forvet vardı. Zico bu problemi maç boyunca da çözemedi. Adam değişimlerinde de müthiş yanlışlıklar yaptı. F.Bahçe, Alex’in bir iki pozisyonundan başka bir tehlike yakalayamadan önemli bir maçı kaybetti. Bir sözüm de Semih’e. Her zamanki gibi yine 60. dakikada civarlarında oyuna girdin. ‘Beni nasıl kesersin’ havalarında Zico’ya mesaj verir gibi oynadın. Attığın tek pas yerini bulmadı, pres yapmadın. Dün akşam kendisini oynatmayan hocasına karşı duran oyuncu gibiydin. Belki bir takım ile anlaştın ama bundan sonra gittiğin takımda buradaki gibi arkanda yazarlar olmayacak. Neticede G.Saray hak ettiği galibiyeti aldı. Koştular, çalıştılar. Belki de bu maçta şampiyon oldular, kutluyorum.

Monday
Apr 28,2008

Ziya Sengül
Galatasaray özellikle ilk yarıda Fenerbahçe’yi kendi yarı alanına kilitleyen, maçı kazanma adına daha istekli görünen taraf olurken, Fener bir türlü oyun kurgusunu sahaya yansıtamayan bir görüntü içindeydi. 26’da Ümit Karan’ın direkten dönen topu, oyunun kırılma noktası olabilirdi. Fener sanki kazanmayı değil, maçı berabere bitirirse şampiyonluğa meşale yakacakmış gibi vurdum duymaz havadaydı. Alex’in Kezman’a verdiği topta bire bir adam geçme becerisine bulunabilse; takımı adına gol yapan adam olurdu. Ama bu yetenek ne yazık ki Kezman’da yok. Nonda’nın bir şutunda Volkan’ın gole izin vermeyişini izlerken; bir de ne görelim… Nonda, Galatasaray adına gol atan olurken; Volkan ‘Şaban’ gibi kalesini terketti ve gole adeta davetiye çıkardı. Alex’in kale dibinden mutlak kaçırdığı gol ise futboldaki hiçbir tarife sığmazdı. Ayrıca Alex bu maçta hem korkak; hem de gol yollarında beceriksiz gözüktü. Galatasaray savunmasında Emre ve Servet’i çok beğendim. Barış da iyi bir futbol sergiledi. Mehmet Topal da… Fener’in ise sanki kaybetse bile şampiyon olacakmış gibi bir havaya girmesine nasıl bir anlam çıkartacağımı şaşırdım. Fener’i, sezonu bitirmiş gibi bir isteksizlik içinde gördüm. Sen yüksek teknik kapasiteli futbolcuların hamarat değil, suskun ayaklarıyla Galatasaray gibi ezeli bir rakibin karşısına çıkarsan nasıl maç kazanacaksın? Bizim dün akşamki G.Saray karşısındaki Fener’e oyun anlayışıyla; ayağındaki topu kontrol edememesiyle, top kayıpları görüntüsüne aklımız, sırrımız ermedi. Kısacası Fener, olağanüstü büyük avantajla lig şampiyonluğuna giden yolda, kendi ayağına kurşun sıktı. Sadece bu maçta değil; Ankaraspor maçından bu maça kadar geriye dönüp şöylesine bir bakacak olursak; ne demek istediğimiz anlaşılır herhalde. Volkan’a bir serzenişim var… Yaktın, yıktın Fener’i Volkan… Bu da sana yakışmadı Volkan…

Monday
Apr 28,2008

Mehmet Demirkol
Galatasaray, kupa maçlarında ezberlediği oyunla sahadaydı. Bu oyuna kağıt üzerinde 4-4-2 denebilir. Ama Ümit’in kanatlara kaçışıyla, Arda’nın öne çıkışıyla 4-3-3/4-5-1 varyasyonuna yakın bir oyunla Fenerbahçe’ye önde bastılar. Zico’nun da oyuncu ve diziliş tercihlerinin etkisiyle, rakibi durdurup istedikleri gibi oynadılar. Eksik kalan, oyun hızı ve Fenerbahçe’nin büyük boşluklar bıraktığı ters kanada top atamayışlarıydı. Bunu yapabilseler girdiklerinden çok daha fazla ve net pozisyon bulabilirlerdi.
Zico 4-3-2-1 (noel ağacı) dizilişini artık resmileştirmiş görünüyor. Kezman’ın arkasında Deivid ve Alex duruyor. Onları Kazım, Maldonado ve Marco üçlüsü tamamlıyor. Ancak bu oyun önde basan rakiplere karşı kopuyor, çok zayıf kalıyor. Kezman, Alex ve Devid. Kazım ve Marco hücuma yakın duruyor ve takımdan uzaklaşıyor. Hücum üçlüsü savunma sıkıştığında atılan uzun topları da alamıyor. Böylece tamamen oyun dışı kaldılar.
Önünde geriye gelmeyen Kazım olunca Gökhan ya savunmaya mahkum kaldı, ya da çıktığında Fenerbahçe savunması eksik oldu öte yandan. Lugano ve Edu’ya ekstra yük bindi. Uğur’a yardım edilmemesinin de sonucu aynı oldu.
Sonuçta, Fenerbahçe beşli bir savunma ve beşli bir hücum takımı oluyor. Galatasaray’da ise 10 kişilik bir takım var. Biliyoruz ki sadece alan savunmasını değil, alan oyununu iyi oynayan oyuncu kalitesi ne olursa olsun öndedir. Öyle de oldu zaten. Buna Lugano ve Volkan’ın sakat sakat oynayışını ekleyin. Zaten dengesiz olan Fenerbahçe bu sakatlıklarla dörde bir üstün bir pozisyonda Nonda’dan gol yedi. Zihnen ve takım olarak alan oyunundan koparsanız işiniz zordur. Galatasaray, Fenerbahçe’nin bu sıkıntısını 3 maçtır çok iyi kullanıyor.
Sarı-lacivertliler, Chelsea’nin özellikle Londra’da böyle oynamayışına, önde basmayışına dua etmeliler. Ya da rakibin Liverpool olmayışına…
Tabii iyi takımlar rakiplerinden ve oyunlarından etkilenmezler. Galatasaray bunu yapamadı. İkinci yarıda anlamsızca geri çekildiler ve onlar da Fenerbahçe’ye uyup koptular birbirlerinden. Basit bir kontra oyununa yattılar. Bu Fenerbahçe’yi bildik anlamda hareketlendirmedi belki. Ama ara sıra da olsa daha kalabalık gelebildiler rakip kaleye. Song-Ümit değişikliğinden sonraysa çok daha sık. Halbuki rakibi tamamen sahadan silmişti ev sahibi. Teknik direktörsüzlüğün sıkıntısını çekerek bir zafer kazandılar.
Fenerbahçe ise teknik adam performansının çok kötü oluşuna hiçbir oyuncunun isyan etmeyişiyle kaybetti.
Galatasaray bir teknik deha arasa da kazandı.
Fenerbahçe, bir Tuncay’ı olmayışından kaybetti.  

Monday
Apr 28,2008

Gökmen Özdemir
Şimdi saygı duyma zamanı. Şapkaları çıkartalım, G.Saray’ın önünde eğilelim. Bütün bir sezon yerden yere vurduk, küçük gördük ama son darbeyi onlar vurdu, G.Saraylı futbolcular… Gün onların günü. Kimi zaman hocasız, kime zaman yarı takım, kimi zaman lobisiz devam ettiler yollarına. Şimdi şampiyonluk kutlayacaklar. Hem de zengin, gösterişli, organize F.Bahçe karşısında. Tabii futbol bu. Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış ama bakıldığında ortada da bir şey yokmuş. G.Saray’a karşı şampiyonluk maçına çıkacaksın Ali Sami Yen’de, tek pozisyona girmeden 90 dakikayı bitireceksin. Yedirmezler. Geleceksin erkek gibi topunu oynayacaksın. Yenemiyorsan da saygı duyacaksın, eğileceksin, alkışlaycaksın. Nasıl bütün sezon F.Bahçe’yi tüm Türkiye alkışladıysa bugün alkışı alanlar G.Saraylı futbolcular. Delikanlı gibi söyleyelim hepimizi susturdular. Şimdi kutlama yapıyorlar. Haklarıdır. Bu saatten sonra şampiyonluğu kaybedecekleri de yok. Kaybedelerse bir futbol mucizesi olur. Aynen G.Saray’ın şampiyonluğu gibi.ARTIK ŞAMPİYONSezona yanlış tercihle başladılar, paraları yanlış yerlere harcadılar. Belki yanlış tercihlerle de götürüyorlar ama onlar kazandı. Kazanan daima haklıdır. Belki G.Saray’ın bu şampiyonluğu, şampiyonluğu diyorum çünkü bu saatten bu iş değişmez, aslında Türk futbolu adına kötü bir örnektir. 3 Büyükler’in Türkiye’de ne kadar rakipsiz olduğunun göstergesidir. Ama tekrar altını çiziyorum hak edrilmiştir. Çünkü futbolcular formalarını ıslattılar, koştular, çabaladılar… Şimdi zaferlerini kutluyorlar.Maçın yıldızı Ayhan Akman’dı. Yardımcıları Sabri ve Servet. İyi bir taktikle başladılar. Sıkıntıya girdiklerinde panik yapmadılar. Sezon boyunca çok zorlu, üst düzey maçlar oynamış F.Bahçe’yu çaresiz bıraktılar. Semih’in oyuna girmiş olması F.Bahçe’yi hareketlendirebilirdi ama buna bile müsaade etmediler. İstediklerini aldılar. LINCOLN GİTSİNLincoln’e gelirsek bence bu sabah uçağa binsin ülkesine gitsin. Bu takımda ona yer yok. Önümüzdeki sezon da olmaycak. F.Bahçe’nin tercihlerine gelirsek Maldonado’yu oynatmak Türk futbolu adına bir cinayet. Selçuk’a yazık ediyorlar. Şilili futbolcuyu çok aramışlar mı? Transferde hep G.Saray hata yapacak değil ya. Sakat Volkan’ı 90 dakikayı tamamlatmak ve yaptığı hataya göz yummak bir teknik direktör zaafı. Serdar ve Volkan Babacan hiç güvenilmeycek kadar kötü kaleciler mi. Dün gece Volkan Demirel’in yediği golü yerler mi? Hepsini geçip sonuca gelelim. Kenarda Cevat Güler ile F.Bahçe karşısına şampyonluk maçına çıkmak yürek ister. Bu yürek de fazlasıyla G.Saray formasında var galiba. Formanın hamurunda kazanmak ve galibiyet var. Dün gece bunu bir kere daha ispatladılar. Florya’da G.Saray’ın zafer suyundan içmiş olanlar dün tarih yazdılar. Tarih yazmak böyle bir şey olsa gerek. Herkese bayrak açarak, herkesle kavga ederek, sadece armandaki güce güvenerek yazıyorsun tarihi. Tebrikler G.Saraylı futbolcular. Tebrikler kaptan Ümit ve arkadaşları.

Monday
Apr 28,2008

Hakan Yasar
Sezonun flaş transferi Roberto Carlos yok. Hem de en önemli maçta. Sorun sırrı çözülemeyen sakatlık! Chelsea deplasmanında da yoktu. F.Bahçe kaybetmişti.. Ve onun ‘özgürlükçü’dediği Zico’nun da Londra’dan bu yana F.Bahçe’de ruhu yok…Eğer olsaydı son 5 yılda bir derbide en kötü F.Bahçe’yi izlemezdik… Peki bir takım şampiyonluk derbisinde 90 dakika sahada ‘bando mızıka takımına’ döner. Nasıl yürüyüş ekibine benzer?Cevab çok basit… İyi hazırlanmadığı için.. Mental, fiziksel ve psikolojik olarak özellikle de. Bakıyorsunuz geçen hafta içi Zico’nun altını çizdiği tek nokta var…“Rahat olun. Kazanırız…” Evet.. Rahattı F.Bahçe dün. Hem de çok fazla. Ve kimse kendini yormadı. Ortaya ruhunu koymadı. Zico’nun ‘Masal kahramanları’ dediği adamların eski halinden eser yoktu! ‘Masalcı’ da yoktu. Fark yaratan bu ruhsuzluktu… ***Daha önemlisi bir derbide teknik direktörsüzdü F.Bahçe. Neden mi?İki örnek verelim. Cristiano Ronaldo ve Maldonado… Aralarında herhangi bir ‘ilişki’kurulmayacak iki oyuncu. Ama ciddi bir ortaklık var. Sir Alex, büyük bir cüretle Chelsea deplasmanına 38 gollü Ronaldo’suz 11′le çıktı… Ve kaybetti. Zico da ‘Sir yapıyorsa, ben niye çılgınlık yapmayayım’ düşüncesinde olmalı ki, şampiyonluk derbisine ‘cüce yıldızı’ Maldonado’yla başladı.. Top bile kullanamayan, ileri pas çıkartamayan, 3. stoper gibi göbeğin arasına girip kurguyu bozan. Daha kötüsü Arda’ya bile karşı bile hava topu zaafliyeti olan… Aylarca Selçuk’a karşı çıkmış benim bile ‘Maldo oynarsa F.Bahçe çöker, 18′ine mahkum kalır’ dediğim ortamda Selçuk’suz başlamak intihardı.Zira rüzgârın oğlu Uğur’dan sol bek yaratmak, üzülmez’e 2 çalım attı diye Colin gibi yedek yıldızdan kahraman yapmaya kalkışmak da. Herşey bir yana. Dünkü Maldo’nun 90 dakika oynaması bir hoca skandalıdır. Daha önemlisi F.Bahçe akşam pazarından bulduğu ‘malla’ şampiyonluk derbisine çıkarsa, olacağı bu, sonuç da normal. ***Ali Sami Yen’de kırılgan bir 11′le başlamakla G.Saray’ın işini kolaylaştırdı Zico. Ve Edu-Lugano baskı yediğinde hep dağılmıştır. Bu tuzağı kurdu ve başarıyla uyguladı savaşkan G.Saray onbiri… Öyle ki, Maldo’yla 5/5′e bölündü F.Bahçe.. Orta alanda 1′e 6 oynadı kaldılar. Bir Marco, karşısında Barış, Ayhan, Topal, Arda buldu. Hatta Ümit ve Nonda, sağ bek Sabri sürekli orta sahada rol biçti! Özellikle Karan-Nonda, Edu-Lugano’yu öyle hırpaladı ki, ilki Volkan’la ‘dil sürçmesi’ yaşayıp Nonda’ya asist yaptı, ikincisinin de ‘baldırı’ iflas etti. Mağlubiyeti Volkan-Edu’nun bireysel hatasına bağlamak ucuz bir yaklaşım olur. Çünkü, eğer G.Saray, ileride dikkatli olsa, Anadolu takımı gibi son 30′da yaslanmasa fark olurdu!Cimbom, kanatları iyi tıkadı. Özellikle Deivid’in, Colin’in önünü tıkadı.. Ve daha önemlisi her topa 3 kişiyle girdiler. Oysa F.Bahçeliler toptan korkuyordu!Ben son 5 yılda bu kadar ezik oynayan bir F.Bahçe onbiri ve antrenörü hatırlamıyorum. Bir Ümit Karan bile teslim aldı tek başına. G.Saray ruhuyla maçı kazandı, F.Bahçe’ye de ‘motivasyan’ dersi verdi… Carlos’la Avrupa’da çeyrek final oynayıp, ligi kaçıracak hale gelmek. Doğrusu bravo!

Monday
Apr 28,2008

Selim Soydan
Olmadı Zico… Sezonun sonuna geldiğin, şampiyonluk için çıktığın bir maçta oyunu kendi sahanda kabul edip, rakibin G.Saray’dan bu kadar korkmak sana yakışmadı. F.Bahçe’ye hiç ama hiç yakışmadı. Bu F.Bahçe bu sezon Inter’i yendi, Sevilla’yı yendi, Chelsea’yi yendi, böyle mi oynadı, soruyorum Zico Efendi sana….Ali Sami Yen Stadı’nda, hakem Fırat Aydınus’un ilk düdüğüyle beklenen derbi başladı. Maç son derece gergin bir havada oynanıyordu. F.Bahçe çok temkinli görünüyordu. G.Saray ise maça F.Bahçe’nin aksine çok tempolu başlamıştı. Anlamakta zorlandığım bir konu, F.Bahçe’nin oyunun büyük bölümünü kendi sahasında kabul etmesiydi. Neden bunu yaptılar, bilen, anlayan biri var mı Allah aşkına? F.Bahçe’nin bu oyun tarzı da rakibi G.Saray’a hep hücum yapma ya da hücum tazeleme imkanı veriyordu.YAKIŞMADI VOLKANBöyle olunca, maçın ilk önemli pozisyonu G.Saray’dan geldi. Ümit Karan’ın sol ayağıyla vurduğu top F.Bahçe kalesinin yan direğinden geri döndü. Bana göre ilk yarının en ilgi çeken tarafı, Arda ile Gökhan’ın karşı karşıya geldikleri anlardı. Futbol adına güzel hareketler ve yalnız top oynayan iki oyuncu gördük. Zaman zaman Arda çok iyi top kullandı, zaman zaman Gökhan istediği gibi atağa kalkabildi. Bu ikili bizi futbola doyurdu.İlk yarıda, gol pozisyonu yokken gelen G.Saray golüne herkes şaşırdı; golü atan Nonda da, yiyen Volkan da. Ayrıca bu golü Volkan gibi bir kaleciye hiç yakıştıramadım. İlk yarının en iyileri, Arda, Servet, Ayhan, Gökhan ve Aurelio’ydu.İkinci 45 dakikada G.Saray 1-0′lık skorun getirdiği avantajı çok iyi kullanmasını bildi. Oyundan çok iyi zaman çaldı sarı-kırmızılılar. Hele son 15 dakikada Song’uda oyuna alarak savunmasını daha çok kuvvetlendirdi. Bunların hepsi, galibiyeti elde tutmak içindi.SEZONUN EN KÖTÜSÜSahada, ikinci yarıda da düşmeyen, gecen en çalışkan oyuncusu, G.Saraylı Sabri’ydi. Sahanın diğer iyileri ise hepsi de G.Saraylı olan Servet, Arda ve Ayhan’dı.Hakem Fırat Aydınus belki maçı iyi yönetti. Yalnız o kadar çok düdük çaldı ki, istemeyerek de olsa oyunu çok kesti.Dün seyrettiğim F.Bahçe, bu sezonun en kötü oyununu oynadı. Sarı-lacivertliler, bütün yılın çalışmalarının meyvelerinin alınacağı en kritik maçında oynadığı bu kötü oyunla, bu sezon kendisine güvenen ve umut bağlayan herkesi hayâl kırıklığına uğrattı. Çok yazık…

Monday
Apr 28,2008

Bülent Yavuz

Dünya derbisinin genç hakemi Aydınus çağdaş yorumlarıyla maça sürat ve tempo katarken basit düdükler çalmadı. Hızlı ve mücadeleci oyuna çomak sokmadı. Oyunun hemen başında Alex korner atarken seyircilere ve oyunculara kararlılığını gösterdi. Her iki yardımcı hakem de faullerde çok dikkatliydiler. Bu da başarılı bir işbirliğinin göstergesiydi. Çaldığı tüm düdükler doğru olunca saygınlığı giderek arttı. Böyle olunca da hakem Fırat Aydınus’un öz güveni daha da arttı. 36. dakikada gelen golde ofsayt tartışması var. Top ayaktan çıktığı anda Nonda, son savunma oyuncusuyla aynı hizada yani ofsayt yok. Yardımcı hakem Gökçü için kritik bir karardı Fırat Aydınus için de büyük bir şanstı. Hakem Aydınus’un ilk yarıda göze çarpan yanlışı Lugano’ya göstermediği sarı karttı. İkinci devre, birinci devrenin kopyası gibiydi. Hakem herhangi bir yanlışa sebebiyet vermemek için adeta kılı kırk yarıyordu. İşte tam bu esnada Ümit Karan bir sarı kart gördü. Bu da Lugano’ya göstermediği sarı kart gibiydi. Yani çıkan yanlış bir karttı. Derbi maç, hakem açısından öyle kolay yönetilecek bir mücadele değil. Kimseyi memnun edemezsiniz. Maçın kontrolünde çok kararlı görünen genç hakem maçın kaderiyle oynamadı. 70. dakikada Edu’nun ceza alanında Hakan Şükür’e bir teması var. İtirazlara neden olan penaltı pozisyonu öyle pek inandırıcı bile değildi. Hakemin devam kararı bence doğruydu. Maçın son dakikalarına yürek dayanmaz. Ama genç hakem Aydınus hemen hemen bütün pozisyonlara çok yakındı. En ufak bir yanlışlığın nelere mâl olabileceğini çok iyi biliyordu. Mangal gibi yüreği, körük gibi ciğeri vardı. Son düdüğü alnının akıyla çalarken hakem camiasının da haklı gururunu yaşıyordu. Hiç kimse kabahati sakın hakeme bağlamasın. Herkes kendi ipini çekti. Hakem için son cümle; Bravo Aydınus yolun açık olsun. Avrupa şimdi sana daha çok yakın.