Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Sunday
May 18,2008

Gürcan Bilgiç

Bu kadar cesaretsiz ve plansız yakalanmamışlardı. Bugüne kadar iyi sandıkları oyunculara, en yüksek paraları ödeyerek başarılı olacaklarına inanıp, ” İsteyip de alamayacağımız futbolcu yok. Hepsi gelmek istiyor ” hamaseti ile camialarını morallendirdiler. Ama bir yenilgi ile faka bastılar ve bunları neden yaşadıklarını hala anlayabilmiş değiller. Bu yüzden Fenerbahçe’de emirler ‘geriye adım; marş marş’ şekline dönüştü.Zico ile devam edip-edemeyeceklerini bile açıklayamıyorlar. Dillerine doladıkları ‘kurumsal’ ifadesinin yanından bile geçmedikleri belli. İki senedir çalıştıkları teknik adamın, önümüzdeki sezonlarda kalıpkalmayacağı konusunda hala düşünüyorlar. Bence kararlarını verdiler ama, ” Yok, bu iş tamam. Teşekkür ederiz ” bile diyemiyorlar. Muhtemelen birkaç hoca ile görüşüyorlardır. Henüz hiç biri ile tam olarak anlaşma zemini de bulamadılar. Bu yüzden Zico onlar için cankurtaran simidi. Baktılar eller buluşmuyor, ” Hoca gel, devam ediyoruz ” diyecekler. Plansızlıkları buradan belli… Birkaç alternatif… Tercih nedenleri nedir? Sözleşmelerinin bitmiş olması, yabancı olmaları, Fenerbahçe’yi tercih edecek sözleşme rakamını kabul edecek düzeyde bulunmaları… Ya teknik değerler… Hücum oynatan veya savunma yaptıran veya yıldızlarla iyi geçinen veya rekabeti kavramış veya Şampiyonlar Ligi tecrübesine sahip veya genç oyuncuları bulup, parlatan. KAFALARDA BİR ŞABLON YOK Bunlar tartışılmıyor. Önce anlaşacaklar, sonra planlarını öğrenecekler, peşinden de transfer hamlelerini yapacaklar. Yani öyle olması gerekiyor ama el sıkıştıktan sonra önüne ” Bunları alıyoruz, bunları satıyoruz ” yazılı bir liste de koyabilirler elbette. Zico, Ronaldo’nun alınmasından bahsederken, Aziz Yıldırım ” Transferi bu kulüpte yönetim yapar ” demedi mi? İş; ortada fatura çıkaracakları bir isim olsun. Tercihen çok para alsın ve namı yürüsün ki ters bir şey olursa, ” Biz daha ne yapalım ” desinler. İyi giderse de ” Gördünüz, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık ” açıklamasını yapsınlar. Kafalarında bir şablon yok. Varsa bile bu şablonu yaratacak hocanın peşinde değiller. Arkalarına aldıkları sevginin, güvenin, inancın farkında değiller. Bir şeylere mahkum hissediyorlar kendilerini. Halbuki bu taraftarın istediği onlardan birlikte yürüyebilecekleri bir hedef ve bu yürüyüş sırasında inanacakları bir organizasyon.Sakin olsunlar, açık konuşsunlar, canımızı yesinler.

Saturday
May 17,2008

Selçuk Yula

Şu aralar gündemde (transferlerden de önce) Fenerbahçe’yi ilgilendiren tek soru var. Zico kalsın mı gitsin mi? Ben son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Kesinlikle kalmalı. Hatta kadro da korunabildiği karar korunmalı. Çünkü bu sene yapılan hataları onlardan daha iyi kimse bilmiyor. Şunu size kesinlikle söylemeliyim ki lig bittikten sonra Fenerbahçeli futbolcular önümüzdeki sezonun hemen başlaması için dua eder hale geldiler. “Biz bu şampiyonluğu nasıl kaybettik” havasındalar. İnanın ki önümüzdeki sezon yeni gelecek teknik adam bu sorunları çözmekte büyük çaba harcayacaktır ve zaman kaybı olacaktır. Ayrıca hani Fenerli medya denilen hayali medya gelen yeni teknik adamın 30 yıldır yaptıkları gibi canına okuyacaklardır. Bakın geldiği günden beri “Zico gitsin” diye adeta kampanya başlatan yazarlar bile şimdi Zico gitmesin diyorlarsa işin yüzde 80′ bitmiş demektir. Aslında rahatlayacak olan bizleriz. Çünkü sorumluluk bizlerden çıkacak rahat rahat teknik yorumlar yapabileceğiz. Onların bizlere söylediği gibi biz de onlara günahları boynuna diyeceğiz. Ne yapalım yıllarca bizim gibi düşünenlere saldıranlar en sonunda ellerini taşın altına soktular ya ne kadar sevinirsek azdır. Dr. Gürkan Kubilay haklı iddialifutbol.com’un yaratıcısı sevgili dostum Dr. Gürkan Kubilay dün “Fatih Terim bu işi bilmiyor” başlıklı bir yazı kaleme almış. Mutlaka okumuşsunuzdur. O yazının altına Selçuk Yula olarak ben de imzamı atarım. Yalnız sevgili doktorumuz her şeyi istatistiklerle, bilimle ve de futbol bilgisiyle yapıyor. Ülkemiz futbol kamuoyunun böyle erdemli değerleri ve doğruları bir arada barındırması ve anlaması mümkün değil. Gol kralı Semih’in Milli Takım’a çağrılması kimleri, niye rahatsız ediyor? Söyleyelim. Bir tek Galatasaray medyasını. Ersun Yanal’ın da o yüzden başını yiyip gönderen onlar değil miydi? Adamlar Milli Takım’da Fenerbahçeli bir futbolcu olmasına bile tahammül edemiyorlar. Sırf bu yüzden kendi istedikleri Fatih Terim’e saldırıyorlar. Ben 1973 yılında Genç Milli olduktan sonra şu yıla kadar Milli Takımlar içindeyim. Gördüğüm en güzel maç, Danimarka’daki Nihat’ın penaltı kaçırdığı 1-1′lik maçtı. Ersun Yanal istediği devrimi yapmıştı. Ama adama izin vermediler. Önemli değil, Fatih Terim de şimdi aynı yolda. İleride Nihat tek forvet görevi yapsa da arkadaki orta sahanın hepsi ofansif silah olarak (Tuncay, Emre, Yıldıray, Gökdeniz, Hamit vs.) bir forvet gibi görünmekteler. Yani istenen; döne döne oynanacak, rakibi şaşırtacak, herkesin top yaptığı, çok koştuğu, gol atıp asist yaptığı bir kadroyu sahada görmektir. Nihat’ın da orta saha özelliğini ortaya koyarsak Fatih Terim’in İsviçre’de nasıl top oynatacağını biraz daha anlamış oluruz.

Friday
May 16,2008

Mehmet Demirkol

Önümüzdeki sahnede çocukluğum, gençliğim dizilmiş. Türkan Şoray, Perihan Savaş, Tarık Akan, Kadir İnanır, Muazzez Abacı, Müjde Ar, Erol Evgin, Nükhet Duru, İbrahim Tatlıses, Emel Sayın…
Altın Kelebek 35. Yıl Onur Ödülü’ne hak görülmüşler. Gelemeyenler de var. Ama adları anons edilmiş, aslında oradalar yani… Sezen Aksu, Ajda Pekkan gibi ikonlar.
Birer birer sahneye çağrılmışlar. Ülkenin sineması, müziği, ortak belleği, ortak vicdanı, ortak yüreği, kültürü önümüzde ayakta. Tevazuuyla dizilmişler, ayakta selamlıyorlar bizi. Biz de tarihi…
Bu sahneye bakarken her yazıda, her televizyon programında işimi yaparken hissettiklerimi hissediyorum. Beğen ya da beğenme onlar tarihin ta kendisi. Bize dokunmuşlar, belki bize şekil vermişler. Birbirinden habersiz milyonlar, bambaşka yerlerde onları izlerken aynı şeyi hissetmiş, sevinmiş, ağlamış. Biz bizsek onların da payı var. Sahne böyle dolu…
Benim yaptığım iş eleştirmek. 30 yıl sonra, 100 yıl sonra onlar hatırlanan olacak, aynı futbol yıldızları gibi. Metin Oktay gibi, Can Bartu gibi, Lefter gibi, Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Rüştü Reçber gibi…
Biz ise onlar üzerine birkaç laf etmişler. Adları silinenler.
Ne zaman onlar hakkında bir şey yazacak olsam hissettiklerimi hissediyorum işte. O tabloya, sahnedekilere bakarken. 
Alışkanlık işte ‘Sadece performansı eleştirmeye bak’ diye uyarıyorum kendimi yine. ‘İleri gitme. Haddini bil. Varlıklarını sorgulama. Bu saygısızlık olur.’
Sanki Kadir İnanır hakkında yazacakmışım gibi.
Pazartesi akşamı Altın Kelebek Ödül Töreni’ndeydik Stadyum ekibiyle birlikte. Biz de bir ödül aldık. Ama benim ve benim gibi hissedenler için asıl ödül, o müthiş sahneye tanıklık etmekti.
Türkan Şoray, Perihan Savaş, Tarık Akan, Kadir İnanır, Muazzez Abacı, Müjde Ar, Erol Evgin, Nükhet Duru, İbrahim Tatlıses, Emel Sayın… Hepsi sahnedeydi. Ayakta selamlıyorlardı bizleri.
Ve bini aşkın izleyiciden benim sayabildiğim sadece 3 kişi ayağa kalkıp alkışladı bu yaşayan efsane tablosunu. Daha üç günlük dizi oyuncuları, bir şarkıyla zirveyi bulduklarını sananlar ve diğerleri bacak bacak üstüne atıp izlediler.  Utandım.
Benim de zaman zaman eleştirdiğim spor dünyası bu kadar ileri gidiyor mu? Saygısızlığımız buralara varıyor mu?  İçinde olduğum için bilemiyor olabilirim. O yüzden ileri gitmeyeceğim, ama en azından artık bildiğim bir şey var.
Şunu anladım ki eğer biz de bu kadar feciysek, bu genel bir hastalığımızdan kaynaklanıyor olmalı.
Düşünsenize, ’Selvi boylum al yazmalım’ sahnede. ‘Yalnız benim için bak yeşil yeşil’ kimin için yazıldıysa o sahnede ve şarkı kimin için söylendiyse o da… İşte öyle bir şey yani.
Ve utanmadılar.  Bacak bacak üstüne attılar.
 
Peki biz neye sevindik?
Bu ülkenin en çok sevindiği futbol zaferi hangisi? Sonunda kupa kazanılan ve bizi çıldırtan. Unutmuş olamayız. Daha 8 sene önce o kupa Kopenhag’da kaldırıldı. O kupayı kaldıranların bazısı hâlâ yeşil zeminde. Belleğimizden silinmiş ya da önemini kaybetmiş olabilir mi?
Peki bizi bu kadar sevindiren ve bu kadar önemli olan bu kupanın 8 yıl sonraki finali nasıl olur da yayınlanmaz Türkiye’de? Bu kupa yayınlamayacak kadar önemsizse biz niye o kadar sevindik?
Burası neresi ki, internet üzerinden İskoç TV’sinden seyretmek zorunda kalıyoruz? Hangi devir bu? Zamanın neresindeyiz? İnsanlar bu kadar mı adam yerine konulmaz?
Bu ülke yıl boyunca İskoç Ligi’ni bile naklen seyretti. Arjantin Ligi hâlâ izleniyor. Her şey TV’den serbestçe seyrediliyor ama UEFA yarı finali ve finali yok.  Bir Türk oyuncu, hem de 4 büyükten birinin en büyük efsanelerinden birisi sahada, ama yine de final yok. 
İnsaf diyebiliyorum ancak!

Dizilerde neden futbol yok
Fenerbahçe-Galatasaray maçı oynanmış. Milli Takım, Avrupa Şampiyonası’na gidiyor. Galatasaray şampiyon olmuş. Kayseri kupa kazanmış. Ancak ülkenin kitlendiği, ülkeyi yansıtan dizilerdeki adamlarda bir heyecan yok.
Kayseri tarihinde ilk kez kupayı almış misal Binbir Gece’nin Kayserili ailesi Evliyaoğulları’nda herhangi bir hareket yok. Nasıl oluyor bu iş? On bin tane dizi var. Bir dolu siyah ceket/beyaz gömlek adam. Bir tanesinin rengi belli değil? Futbol hayatlarında hiç yok. Nasıl oluyor?
Gördüğünüz gibi yavaş yavaş magazin dünyasına doğru kaymaktayım. Onlar ellerini kollarını salayarak futbola dalıyorlar ya, biz de boş durmayalım dedim.

Thursday
May 15,2008

Vedat Bayram

Dün yöneticisi olduğumuz TURFAD ‘Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin davetlisi olarak ülkemize getirdiğimiz Türkiye Milli Takımı’nın eski teknik direktörü Sepp Piontek ile yemekteydik. Şuradan buradan derken konu Türk Futbolunun alt yapısına geldi. Ardından ise yabancı oyuncu kontenjanı ve Türk Milli Takımının son durumu değerlendirildi sırasıyla. Türkiye’ye ve Türk futboluna verdiği hizmetle gönlümüzü kazanan Piontek’in söylediklerini biz söyleseydik inanın ‘kitleden tecrit edilirdik’! Ne diye? Şoven diye! Başka? ‘Cahil ilan edilir, yüzlerce email alırdık okurlardan’. Hem de spor akademilerinde onların yaşı kadar spor eğitimi almamıza rağmen. Gelelim 1990-1993 arası Türkiye’de çalışırken Anadolu’dan topladığı yeteneklerle, ‘2002 Dünya Kupası’nda 3. olan Türk takımının temelini atan’ Piontek’in sözlerine;
- “Ben geldiğimde hiçbir Türk futbolcusu Avrupa’da oynamıyordu.”
- “Biz şimdiki gibi Avrupa’ya yönelmedik. Zora talip olup Anadolu’yu dolaştık.”
- “80 milyonluk bir ülkede aksi davranmak akılcı değildi.”
- “İngiltere ve Bekçika’ya bir bakınız milli takımlarında oynatacak futbolcu bulamıyorlar.”
- “Neredeyse turnuvalara katılamayacaklar.”
- “Aynı yoldan giden ülkelerin aynı risklerle karşılaşma ihtimalleri çok yüksek”
- “Kaldı ki Türk vatandaşı yapma organizasyonuna tümden karşıyım.” Yabancı kontenjanının mutlaka mantıklı bir denge ya da balansı olmalı. Aksi halde ülke futbolu zarar görür.
Evet duydunuz mu beyler! Daha önce köşemde yabancı kontenjanıyla ilgili yazdığım benzer fikirleri şimdi söyleyen Sepp Piontek.
Yerliye itibar zayıf olduğundan konuyu öyle sunmak sanırım ‘yarım spor aydınları’ için belki daha inandırıcı olur.

Thursday
May 15,2008

Kazim Kanat

Fatih Terim hocam, “Hak edenler kadroda” dedi. Bu durumda kadroya giremeyenler “Hak etmeyenler” oluyor. Fatih Terim’in bu görüşüne şiddetle itirazım var. Dahası Terim, “Hak edenleri değil, sadece kendisine bağlılıklarını bildiren, biat eden” hadi açıkça yazıyorum; ” Terimci olanları” kadroya çağırdı. Bunun adı şudur: Hırslarını, duygularını aklının önünde tutmaktır.
Terim’e itirazımın gerekçeli kararlarını açıklarken şunu da diyorum; kimi kadroya aldığın o kadar önemli değil. Mesela Tümer Metin’i koruma altına alman gibi. Ama kadroya almadıklarının haklarını savunmak da, bana düşer;
1-Şampiyon Galatasaray’ın kalecisi Aykut nasıl üçüncü kaleci bile olmaz?
2-Beşiktaş’ta savunmanın her yerinde hatta ön libero da bile oynayan İbrahim Toraman nasıl olmaz?
3-UEFA finaline damga vuran Fatih Tekke gibi neden kadroda yok?
4-Bu sezon golün her türlüsünü ve en güzelini atan Ümit Karan niye yok?
5-Bu satırlarının yazarının hep eleştirdiği ama bu sezon Galatasaray’ı şampiyon yapan Hakan Şükür konusunda ise özel açıklama yapılmalıdır.

Thursday
May 15,2008

Ridvan Dilmen

İtalya Ligi’nde şampiyonluk düğümü bu hafta çözülecek. Roma, Catania deplasmanında kazanır ve birincilik ipini gögüslemek için Inter maçının sonucunu bekler. Şampiyonlar Ligi biletini almak için yarışan Milan ve Fiorentina da rakipleri Udinese ve Torino’yu yeneceklerdir. UEFA Kupası için mücadele eden Sampdoria da ligde hiçbir iddiası kalmayan Juventus’u zor da olsa yener.
Bank Asya 1. Lig’de hafta sonu oynanacak maçların ardından Süper Lig’e çıkacak üçüncü takım belli olacak. Sezonu rakiplerinden daha üst sıralarda bitiren Sakarya ve Eskişehir kazanarak pazar günkü finale çıkacaklardır.
 

Thursday
May 15,2008

Ziya Sengül
Yukarıdaki başlık tabi ki Fenerbahçe içindir. 25 yıldır Türkiye Kupası bir türlü Fener’in müzesine gidemiyor…
Hadi 3, 5, 10, 15 sene tamam da 25 sene bir ömür demektir. Bir türlü bu işi beceremedi Fenerbahçe takım olarak. Döndük geldik Süper Lig’imize… Herkesin kafasında, aklında, fikrinde, ‘Fenerbahçe kesin şampiyon olur’ düşüncesi vardı. Sonuç; olmayacak bir şekilde hüsran… Lig bitti, Fenerliler mutsuz. Yönetim karaları bağlamış, düşüncelerin içine gömülmüş, önümüzdeki sezonun hesaplarını yapadursun; bu Fener takımı iyi bir şekle, şemale girmezse; adam gibi transferler yapılmazsa, bu kadro önümüzdeki sezon da beklenen düzeyde ve şampiyon olabilecek kapasitede değil. Şampiyonlar Ligi’nde Avrupa’nın ilk 8’ine giren Fenerbahçe; büyük piyangoyu elinden kaçırıp sadece teselli mükafatı olarak amorti kazanan şekle döndü. Yani Şampiyonlar Ligi’nde bu kadar başarılı gördüğümüz bu takım; nasıl oluyor da kendi ligine havlu atıyor? Türkiye Kupası’na beyaz mendil sallıyor? Sonradan üzülmek neye yarar? Şimdi Aziz Yıldırım yapılaşmadaki başarısını önümüzdeki sezon da çok iyi düşünerek iyi futbol sergileyen, şampiyon olabilecek bir Fenerbahçe yaratmak zorundadır… Zico ile devam edip, edilmeyeceği yönetim kararıdır, saygı duyarız… Bu takımdan kesinlikle Kezman ve Maldonado gitmeli! Selçuk için çok iyi düşünülmeli… Golcü bir santrfor kesinlikle alınmalı. Orta sahada Aurelio’nun yanına, Aurelio’dan daha iyi birisi transfer edilmeli. Roberto Carlos da ‘Carlos abi’yi oynamaktan vazgeçsin… Reklamlarda star görüntüler vereceğine sahadaki Roberto Carlos’u sergilesin! Carlos abiyi değil! Kısacası Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nde bu sezonun başarısını önümüzdeki yıl da tekrarlamalı. Bunu başarabilmesi için de Şampiyonlar Ligi’ndeki kadro ve futbolculardan oluşan bir Fenerbahçe’yi, Avrupa piyasasında da bir kez daha hatta daha başarılı olmak zorundadır. Gelecek sezon da, ‘Olmadı yarim olmadı!’ demek istemiyoruz…

Thursday
May 15,2008

Gökmen Özdemir
Arda Turan… Türkiye’nin futbol zekası en yüksek oyuncusu… Çünkü hem sağ bek, hem sol açık, hem forvet arkası, hem de forvet olarak oynayabileceğini hepimize gösterdi. Sorumluluk almasını da öğrendi. Takımının en sıkıştığı anlarda sahneye çıktı. Ya topu kalesinden uzak tuttu ya da başında en az iki futbolcu bekleterek defansını rahatlattı. G.Saray’ın şampiyonluğunda tartışmasız saha içerisindeki en önemli etkendi. Goller attı, asistler yaptı. Gerektiğinde tekmeye kafasını soktu. Takım ruhunun ‘genç’ bayrağıydı.Hepimiz onu o kadar çok alkışlamak istiyoruz ki, bir maç kötü oynadığında hemen enseyi karartıyoruz… “Arda şımarmış, Arda yemiş yutmuş, Arda bitmiş” yorumları gelmekte gecikmiyor. Oysa ki o sadece 21 yaşında. Futbol hayatının başındaki istikrarsız oynayabileceği yıllarda… Kimi zaman yaptığı saha dışı hatalar da yok değil. Rakiplerle girdiği diyaloglar, hakemlere itirazlarının dozajı kimi zaman onu antipatik gösteriyor. Ve en önemlisi üzerinde yoğun bir baskı var. G.Saray gibi bir cadı kazanında da futbol oynadığını unutmamalı… Kulübün o kadar çok problemi var ki, Arda ile özel olarak ilgilenecek onu yüceltecek bir proje hala üretilemedi sarı-kırmızılılar tarafından. Oysa ki Arda G.Saray’ın şu anda elinde bulundurduğu en değerli futbolcu… Bu tartışma bile götürmez… SIÇRAMA ŞANSI VARŞİMDİ ise Arda’nın önünde gerçek bir sınav var. EURO 2008… Hem ülkenin hem de Fatih Terim’in ondan beklentileri fazla. Arda, 7 Haziran’dan itibaren en az 3 maç süreyle köpekbalıkları ile aynı suda yüzecek. Orada kendisini tartacak. Belki de G.Saray’ın ona veremediği deneyimi Milli Takım ile kazanacak. Büyük bir turnuva oynayacak. Üzerindeki mahalle baskısı 70 milyona yükselecek. Rakiplerin sertliği tavan yapacak. Ve biz orada Arda’nın ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu, nerelere gidebileceğini göreceğiz.Arda’nın EURO 2008′de zirve yapacağına inanıyorum. İyi bir sezon geçirdi. Fizik gücünün yeterli olduğunu son 6 maçta gösterdi. Oyunu eskiye göre daha sertleşti. Ağır baskı onu genç yaşında erken büyüttü. Ve en önemlisi dünya futbolunun vitrinine çıkacak olmanın bilincinde artık. Birbirimize söylemekten de çekiniyoruz galiba ama Arda Turan, A Milli Takım’ın EURO 2008′deki en büyük kozudur.

Wednesday
May 14,2008

Nilay Yilmaz

Yine bir ligin sonuna geldik. Adettendir. Her biten yıl gibi dönüp özet çıkarılır. Kazanan tek olduğu için sevinen ayrı bir yerdedir; ama kaybedenler daha çoktur yarışmalarda. Küme düşenler, şampiyonluk kaybedenler, olmak istediği yere varamayanlar… Bir de beklentisi az olup bulduğuyla yetinenler, yani haline şükredenler…
Bu yılki lig de kendine has bir seyir izledi bana göre. Futbol kalitesi hakkında söyleyenler, yazanlar olacaktır. Ben heyecanın son haftaya dek sürdüğü bu yılı sevdim açıkçası. Bu yüzden de bizi neler sevindirdi, neler üzdü, Avrupa arenası nasıl geçti diye bir hatırlayayım istedim. Hatırlamak anlatmaktır. İşte aşağıda kısaca not ettiklerim.   
* Süper Lig’de 2, 3 ve 4. takım aynı puanla sezonu tamamladı. Son haftalara kadar şampiyonluk mücadelesine katılan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Sivasspor ligi 73 puanla bitirdi.
*İlk kez “üçlü averaj” uygulandı. Ligin son haftasında “üçlü averaj” sistemi ligin zirvesini bir anda değiştirdi. Genel averajı son haftaya kadar Beşiktaş’tan iyi olan Sivasspor, üçlü averaj sisteminden sonra üçüncülükten, dördüncülüğe düştü. Başka bir deyimle, UEFA Kupası’na giderken, Intertoto’ya razı olmak zorunda kaldı. Olayın ilginç yanı, ligin son haftasına kadar üçlü averaj sisteminden kimsenin haberinin olmamasıydı. UEFA bile, üçlü averaj sisteminden habersiz, resmi sitesinde ligin üçüncüsünü Sivasspor olarak gösterdi, sonradan değiştirdi.
*73 puandaki takımlardan 23 galibiyetli Beşiktaş ve Sivasspor UEFA ve Intertoto’ya, 22 galibiyetli Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne gidecek.
* Lige Feldkamp’la başlayan Galatasaray, 28. haftada hocasıyla yollarını ayırdı. Lige yardımcı hocalarla devam etme kararı alan sarı-kırmızılı ekip, 6 maçın 6’sını da kazanarak şampiyon oldu.
*Galatasaray lig tarihinde teknik direktör değiştirerek şampiyon olan 2. takım oldu: Lig tarihi boyunca ikinci kez teknik direktör değiştiren bir takım şampiyon oldu. 1975-76 sezonunda Trabzonspor sezona Şükrü Ersoy ile başladı. 13. hafta sonunda Ersoy yerini Ahmet Suat Özyazıcı’ya bıraktı. O sezon Trabzonspor 43 puanla şampiyon oldu.
* Sivasspor bu sezon topladığı 73 puanla lig tarihinde 4 büyükler dışında bir sezonda en çok puan toplayan  ve 23 galibiyetle yine lig tarihinde 4 büyükler dışında bir sezonda en çok galip gelen takım oldu.
*Beşiktaş’ın alt yapıdan A takıma çıkan futbolcusu Batuhan Karadeniz 50. sezonunu bitiren Süper Lig’de gol atan en genç futbolcu oldu. Gaziantepspor-Beşiktaş maçında sonradan oyuna giren 1991 doğumlu Batuhan Karadeniz, son saniyelerde attığı golle Süper Lig’deki ilk golünü atarak en genç golcü unvanını alırken, Beşiktaş’a da 3 puan kazandırdı.
*Beşiktaş yine kalecisiz bir maç kazandı. 9. haftadaki Trabzonspor-Beşiktaş maçında, kaleci Rüştü 80. dakikada kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Kalan dakikalarda kaleye Beşiktaş’ın üçüncü golünü atan forvet oyuncusu Bobo geçti. Beşiktaş maçı 3-2 kazandı.
*Kayserispor 55 puanla kendi tarihindeki en başarılı sezonunu yaşadı. Sarı-kırmızılı ekip Türkiye Kupası’nı da ilk kez müzesine götürdü.
* Fenerbahçe Türkiye tarihinde ikinci defa, kendi tarihinde ise ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadı. İstanbul’da oynadığı tüm maçları kazanarak gruplardan çıkan ve Sevilla’yı penaltılarla eleyen Fenerbahçe, çeyrek finalde Kadıköy’de Chelsea’yi 2-1 mağlup etti, ancak Londra’daki maçı 2-0 kaybederek Şampiyonlar Ligi’ne veda etti.
*Şampiyonlar Ligi’nin en farklı yenilgisi Beşiktaş’a nasip oldu. İnönü’de Liverpool’u 2-1 mağlup eden Beşiktaş, iki hafta sonra karşılaştığı rakibine 8-0 mağlup oldu. Beşiktaş bu sonuçla Şampiyonlar Ligi tarihine de geçti.
* “Yedek” forvet, gol kralı oldu. Takımının esas golcüsü olmayan ve Kezman’ın sakatlığında ilk 11’de oynama fırsatı bulan “Nöbetçi golcü” lakaplı Semih Şentürk attığı 17 golle bu sezonun gol kralı oldu. Ama sanılanın aksine gollerinin çoğunu sonradan girdiğinde değil, ilk 11’de oynadığı zaman attı.
*En az faul yapıp, 8 kırmızı kartla en çok kırmızı kart gören takım Beşiktaş oldu.
* Beşiktaş alt yapısından yetişen İbrahim Kaş, Süper Lig’de parladığı ilk senesinde bir Avrupa takımıyla anlaştı. Ertuğrul Sağlam’ın şans verdiği oyuncu Milli Takım’da talihsiz bir sakatlık yaşamasına rağmen genç yaşında Avrupa’nın yolunu tuttu ve İspanyol ekibi Getafe’yle anlaştı.
*Galatasaray ligde 6 defa yerli 11 ile sahaya çıktı. Galatasaray sezonun şampiyonluk maçında tamamen yerli 11 ile çıktı. Galatasaray 2007-2008 sezonunda 34 lig maçının 6’sına yerli 11 ile çıktı. Sarı-kırmızılı ekip yerli 11 ile çıktığı 6 lig maçını da kazandı. Galatasaray ayrıca 5 maça sadece 1 yabancılı 11 ile çıktı ve bu maçların 4 tanesini kazandı.
* Geçtiğimiz sezon 2. Lig A Kategorisi (şimdiki adıyla 1. Lig) şampiyonu olan Gençlerbirliği Oftaş’ın oyuncusu Gökhan Gönül, Fenerbahçe’ye transfer olduğunda herkes onun iyi bir yedek olacağını sanmıştı. Ancak Gökhan, Önder Turacı’dan aldığı formayı bir daha geri vermedi ve Türkiye’nin en iyi sağ beki oldu. 
* Galatasaray 23 golle son 5 sezonun  en az gol yiyen şampiyonu oldu. Galatasaray bu sezon 34 lig maçında sadece 23 gol yedi. Maç başına 0.67 gol yiyen Galatasaray son 5 sezonda ligi en az gol yiyerek bitiren takım unvanına da sahip oldu . 
* 6 takım, sezonu aynı teknik direktör ile bitirdi. Ç. Rizespor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa 5’er değişik isimle çalıştı ve Ç. Rizespor ile Kasımpaşa küme düşerken Gençlerbirliği son anda kümede kaldı. Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor, Kayserispor, Gençlerbirliği Oftaşspor ve İstanbul BB  sezonu aynı teknik direktör ile bitiren takımlar oldu.
* Küme düşmesi 31. haftada kesinleşen Kasımpaşa, son 3 maçında mağlup olmadı. 2 galibiyet, 1 beraberlik aldı ve 7 puan topladı.
* Fenerbahçe son 5 sezonda ligi en çok gol atan takım olarak bitirdi. Sarı-lacivertli ekip son 5 sezonda ligde toplam 386 gol atarken maç başına 2.27’lik bir gol ortalaması tutturdu.
* Trabzonspor 12 maç sonra Fenerbahçe’yi yenmeyi başardı. Ligde ezeli rakibini en son 8 Aralık 2001 tarihinde Avni Aker Stadı’nda 2-1 mağlup eden bordo-mavili ekip Fenerbahçe’yi 2-0  yenerek, “üçlü averaj” uygulanmasını sağladı ve lig sıralamasını değiştirdi.
*Teknik direktörlük diploması olmayan Bülent Uygun, Sivasspor’da gösterdiği başarıyla birçok kişi tarafından yılın teknik direktörü seçildi.

Wednesday
May 14,2008

Ercan Güven
Dünya’nın en “kontrolcü” insanlarından biridir Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım.
Selefi, Ali Şen ise “ben merkezci”…
Ayıp mı?..
Hayır; yönetici “sıra dışı” insan olmalı.
Zekada, atılımda, cesarette, fikirde sıra dışı olan yöneticilerin “kusur” sayılabilecek özelliklerinden daha doğal bir şey var mı?
Ayıp olan, dengeyi bulamamak… “Olumsuz sıra dışılıkları” tatmin etmek için kulübü kullanmak.
Takıntılı olmak. Kavgayı sürdürmek. Kaostan beslenmek.
Ve bu yolla gündeme gelmek.
Vakti zamanında Aziz Yıldırım ile Ali Şen’in -beklendiği gibi- yıldızları barışmadı. Nefrete varan bir ilişkileri vardı.
Ama ne oldu sonra?
Her akıllı insanın yapabileceği gibi bir kar/zarar hesabı.
“Bu sürtüşmenin kulübe faydası var mı”?
Yoktu… O zaman; tüm önyargılar, eski hesaplar,  bir yana bırakıldı ve Ali Şen, Aziz Yıldırım’ı “en büyük başkan” ilan etti. Karşılığında Yıldırım’dan “çok büyük bir Fenerbahçe değeri” olarak itibar gördü.
Kim kazandı?..
Fenerbahçe.
İşte, olması gereken “sabık” veya  “faal” yöneticilik şekli.
Çünkü o göreve insanları zorla veya gönülden biat ettirmek için gelmiyorsunuz. “Yaşam boyu en büyük” kalamıyorsunuz.
Zaten “Anayasanın birinci maddesi” kulübün bekası… Sizin değil.
Şampiyonluğu yitirmek hüzünlü, kazanmak güzel de… Fenerbahçe o şampiyonlukları “sürdürülebilir” ve “verimli” hale getirebilecek aşamaları sessiz sedasız geride bırakıyor her sene.
Peki Galatasaray?
Faruk Süren’i dinleyin siz karar verin:
Galatasaray’ı Kalli’nin değil Özhan Canaydın’ın gidişi şampiyon yapmış…
Canaydın’ın şampiyonluğa sevinemediği gibi bir hissiyatı varmış Faruk Süren’in.
20.45’in patenti de ona aitmiş.
Buram buram nefret kokan sözler bunlar.
Hem de ne zaman?.. Galatasaray şampiyon olalı 72 saat dolmadan.
Şimdi buradan Özhan Canaydın’ın herkesin bildiği değerlerini, özverisini anlatsam; Faruk Süren’in yöneticilik kariyeri, yetenekleri ve tarzı ile karşılık bulacak.
“Adnan Polat’ı engellemesin” desem, “UEFA Kupalı Süren’den iyi mi bileceksin” diyenler çıkacak.
Hepsi doğru…
Ancak ortada bir yanlışlık var ki, şampiyonluğa sevinmek yerine yeni cepheler açılıyor Galatasaray’da.
Heykeli dikilecek Canaydın horlanıyor bir başka heykeli dikilecek başkan tarafından. Önü açılması gereken Polat’a aba altından sopa gösteriliyor rütbe ve kariyer olarak önündeki başkan marifetiyle.
Kime faydası var?
Onu bilmem ama sebebini biliyorum:  
Yönetici denilen “ırk”ın, bir sürü meziyetler yanında bazı olumsuz sıra dışılıklara da sahip olması ve bunları dengeleyememesi. Fenerbahçe aştı… Sıra Galatasaray’da.