Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Wednesday
Aug 6,2008

Gürcan Bilgiç

Maçın benim için önemi tek yönlüydü. Zaten ilk maçta rakip tartılmış. Tur için gereken skor alınmıştı. Fenerbahçe’nin yeni takım düzenini ne kadar geliştirdiği, ilerleyen haftalarda hangi noktalara taşıyabileceğini görmek önemliydi.Dokuz kişi aynı istek ve disiplin ile topun arkasında kaldılar . Rakibi bir an bile küçümsemeden ciddi oynadılar. Tempoyu düşük tuttular, çünkü golü erken bulup gereğini yapmışlardı. Bundan sonrasında maçı ‘kazasız belasız’ bitirmek için topu ayaklarında tuttular, kontrolü ellerine aldılar.Ciddiyetlerini oyun içinde bölge değiştiren oyuncuların yerlerine hemen bir takım arkadaşının geçmesiyle veya oyuna girmek için kenarda bekleyen Burak’a, rakibin atacağı korneri bekleyen Volkan’ın “Hemen gel, önümdeki yerini al” telaşında görüyorduk.Oyun alanını daraltmak, rakibe fırsat vermeyecek terminalleri üretmek için de hassastılar. Bunlar Fenerbahçe’nin Aragones dönemindeki değişmez anayasa maddeleri olacak. Bu nedenle vazgeçilmeden yapılması ve devamlı görüntüde kalması gerekiyor. GÜİZA MAHCUP EDECEK GİBİ Semih’in golleriyle belki de yeni bir bakış açısı daha yakalayacağız. Zico oynatmıyordu, Aragones forvet arkasında görev veriyor. Güiza ise golleri birbiri üstüne kaçırıyor. Kezman’ı aratacak kadar kötü vuruşlara sahip. Adını ‘formsuz’ koymak istiyoruz ama ‘okçu’ Fenerbahçe’nin kasasındaki 30 milyon euroyu tıkır tıkır sayanları mahcup etmeye kararlı gözüküyor. Şu anda ‘cicim ayları’ yaşanıyor. Ama bilsin ki, bu golleri kaçıran oyuncuya, kulübeyi yöneten ‘manevi babası’ bile daha fazla sahip çıkamaz. Onun uğruna iki yıldız; Semih ve Alex bir pozisyon geride oynuyorlar. Emre kenarda bekliyor. Bir ‘fay sıkışmasında’, takıma girecek ilk oyuncu Güiza’yı auta atar. Tabii kararlar adaletli alınır, yine pasaport ‘kardeşliği’ devreye girmezse… Semih yeni görev bölgesinde mükemmel oynuyor. Ama ceza alanına girdiğinde, küçüklüğünden beri O’na öğretilenleri yapıyor, gollerini atıyor. Biri atıyor, biri kaçırıyor. Semih ‘derslerine’ devam ediyoruz.

Wednesday
Aug 6,2008

Hakan Yasar
UEFA, F.Bahçe için Budapeşte seyaheti ayarlamış… MTK rövanşının anlamı kısaca bu. Turistik bir seyahat. Daha ötesini düşünmek, MTK’dan ürkmek hayâlcilik olur. Rakip kalite olarak o kadar gerideki ‘acaba’ demek bile Fener’e saygısızlık olur. Rutin bir 90 dakika izleriz. Sonra ’sıra sende Partizan’ durumu yaşanır. HATTA Partizan’ı rakip saymak da ‘zul’.. Çünkü geçen yıl Inter’i, Sevilla’yı, Chelsea’yi yenmiş, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamış bir takımın bu elemelerde işi olmamalıydı. Ancak oldu… Nitekim takımı şampiyon yapamayanlar faturayı ödedi…***BU takımın Avrupa’da yüceldiğini kimse inkar edemez. Düşünün… İki MTK maçı (30 Eylül 1999-30 Temmuz 2008) arasında F.Bahçe, 22’si Devler Ligi’nde 53 maça (19 galibiyet) çıkmış. MTK’nın maç sayısı topu topu 17. Bu bile herşeyi anlatıyor… Tabii F.Bahçe’nin 100 milyon Euro’luk bütçesiyle çıtası yarı final olmalı. Henüz hergün siteden yazarların satıraralarındaki fikirlere bile cephe açan Yıldırım’dan bir söz duymadık.! ***YİNE de, MTK maçı bazı oyuncuların hazırlanması için önemli. Mesela Emre’nin, Güiza’nın… 60 milyon dolarlık adamların tribünü coşturmak adına acelesi olabilir. Özellikle de Emre’nin. Bir davası var. Kendini kanıtlamak zorunda. ‘Can Bartu gibi idol olmak istiyorum’ diyor..BU söz bile tek başına performans patlaması yaratabilir. Güiza’nın aldığı paranın altında ezilme durumu olmaz. Çünkü Aragones gibi bir sigortası var. Mesela Kezman’a 2 yılda kimse omuz atmadı. Suçsuz mu Kezman? Suçlu… Dilerim Fener, Anelka’nın Milan’a 4 attığı günleri, yine yaşamaz…***DENİZ, Maldonado, Selçuk…3′üne rağmen F.Bahçe ön libero arıyor! İlki F.Bahçe’nin geçen yılki motoruydu. Bazı maçlarda Marco’dan daha değerliydi hatta. Maldonado, G.Amerika’nın en iyisi olarak geldi. Alex’e göre Avrupa’da benzeri yoktu… ZİCO’NUN Maldonado takıntısı yüzünden F.Bahçe, şampiyonluğu kaçırdı. Aragones’in ilk kadro dışı bıraktığı isim o. Selçuk kendini geliştiriyor. Ancak asıl Deniz’e yazık oluyor. Kötü bir dönem geçirebilir. Belki, F.Bahçe taraftarı gibi Luis de Deniz’in kıymetini anlayacak. Umarım, çok geç olmaz!***SÖZ savunmanın… MTK maçı sonrası Fener’in oyun felsefesiyle ilgili ‘Şakacı Aragones’ yorumu yaptım. Şezlong eleştirmenleri mail patlaması yaşattı bana… Dün akşam NTV Spor’da Rıdvan Dilmen, Ercan Taner’e şu yorumu yaptı:“F.BAHÇE bu oyun felsefesiyle bırakın Devler Ligi’ni, ligde 40 puanı göremez”… Haydi Dilmen’i de bombalayın…!MTK maçında asıl sorgulanması gereken ‘inatçı’ Aragones’in bu anlayışıdır….

Wednesday
Aug 6,2008

Selçuk Yula

Her gün daha çoğalan sevgi ve coşku, kulübüne duyulan büyük güven ve hiç bitmeyecek aşk. İşte son günlerde gene karış karış harmanladığım Anadolu’daki Fenerbahçelilerin tablosu kısaca bu şekilde. İlk önce Bilecik Osmaneli’ndeki Karpuz Festivali’ndeydik. Dünyanın en güzel karpuzlarının yetiştirildiği bu ilçede, karnımız patlayana kadar güzelim karpuzları mideyi indirdik. Hazır olun, sarı-lacivert karpuzlar yolda! Şimdilik özel olarak bana verildi ama yakında piyasaya sürülecek. Mehmet arkadaşımızın yetiştirdiği bu karpuzların dışı yeşil, içi kanarya sarısı, çekirdekleri de lacivert. Her yıl katıldığım bu festivalde beni artık Osmanelili olarak kabul ediyorlar. Belediye Başkanı Selahattin Altıntaş da ‘fahri hemşehrilik’ sıfatı verecek, elbette gururla taşıyacağım bir sıfat olacak. İznik Fenerbahçeliler Derneği, en iyi çalışan dernekler arasında. Başkan Mustafa Sönmez ve yöneticiler, gerçekten güzel işler yapıyorlar. Güneş batarken İznik Gölü’nün harika manzarası altında Darkay’da hep beraber yediğimiz yemekte, kabul edersiniz ki konuşulan tek konu Fenerbahçe’ydi. Güiza, Emre ve Burak’tan çok şey bekliyorlar. Tümer, Deivid ve Vederson’un da bir an önce iyileşmelerini istiyorlar. Kezman ve Maldonado’dan umutları artık kesmişler. Onları gönderip yerlerine daha iyilerinin alınmasını talep ederek, benden de mesaj götürmemi istiyorlar. İşte ben de elçi olarak bu görevi yerine getiriyorum. Bu taraftar alkışlanır Pazartesi akşamı Bursa Fenerbahçeliler Derneği’nin Holiday İnn’de düzenlediği balo, gerçekten kaliteli ve muhteşemdi. Bursa zaten bu güzelliği her sene yaşatıyor. Levent Kurtuldu’dan başkanlığı geçen sene devralan Nedim Kurtuluş ve ekibi, güzel çalışmalar yapıyorlar. Eğer düşündüklerini hayata geçirebilirlerse, ufukta yapılacak ilkokul var. Hayırlısı diyelim ve önemli bir konuya geçelim. Bana inanın ki buralarda gördüğüm, konuştuğum Fenerbahçelilerin çoğunun cebinde kombine kartları var. Kulübüne böylesine katkıda bulunan, böylesine bağlı bir taraftar topluluğu sadece alkışlanır. Bu sene şampiyon olmasına rağmen Galatasaray’a ve diğer ezeli rakiplerine kombine sayısında atılan büyük fark sizce neyin göstergesidir? Bugün Avrupa’da bir sınav daha verilecek. O arenada her maç önemlidir. Çünkü neticede ülke puanı da etkileniyor. Biz Fenerbahçe’den MTK karşısında ilk önce turu geçmesini istiyor, sonra da ülke puanı kazanılması ve moral açısından bir de galibiyet almasını temenni ediyoruz. Umarım yarınki maç yazımız Fenerbahçe için güzelliklerle dolu olur.

Tuesday
Aug 5,2008

Gökmen Özdemir
Görüntü G.Saray’ın gol sorunu olduğu. Belki gerçek hayatta (!) yoktur ama hazırlık maçlarından çıkan tablo bu. 6 maçta sadece 5 gol atabildi G.Saray. Eğer bu maçların 5′ini 1-0 kazanıp birinde 0-0 berabere kalsalardı bu bir problem olarak gözükmeyebilirdi. Fakat sıkıntı gol atamamak kadar fazla gol yemekten de kaynaklanıyor… İşin özüne baktığınızda ise G.Saray’ın yeni teknik direktörü Skibbe ile hâlâ belli bir organizasyonu oturtamamış olması sarı-kırmızılıları zorluyor… Bunun çeşitli sebepleri var… İnceleyelim…G.Saray’da başarı takım ruhu yakalandığında gelir hep. Kulübün gelenekleri arasında bir kişinin yükü sırtlanıp takımı başarıdan başarıya koşturması yoktur… Ne Metin Oktay, ne Hagi, ne Hakan Şükür bunu tek başlarına yapabildi… G.Saraylı sporcular birliktelik sağlayabildiklerinde formaya can veriyorlar. Bu birlikteliği de hiyerarşi sağlar Florya’da. Birlikteliğin adı ‘ruh’ olur ve o ruh abiden kardeşe geçer… Bu sezon o ruhu kardeşlerine yansıtacak efsanelerden sadece Hasan Şaş kaldı takımda… Bülent Korkmaz’dan sonra Hakan Şükür de yok artık… Hasan’ın yardımcıları Ayhan, Ümit ve Emre Aşık olacak gibi… Herkes forma derdindeyken, ağabeylerin ‘ruhsal’ sorunlara hemen eğilememesi gayet doğal. ‘SAĞLIK’ SORUNU!GOL atmak ya da pozisyona girememek gibi problemlerin bir forvet transferiyle çözüleceği düşünülüyor. Ama burada bence bir yanılgı var. Ümit Karan ve Nonda kötü golcüler mi? Bence değiller. Hatta üst sınıf gol vuruşları var. Ama gol vuruşu yapabilmeleri için topun önce onlara gelmesi lazım. Yani anlayacağınız G.Saray topu forvetlerine sağlıklı bir şekilde geçiremiyor. Bu da ‘forvet’ değil ‘orta saha’ sıkıntısı olduğunun belirtisi… Lincoln’den ümit bu kez daha sezon başlamadan kesildi. Kewell gelir gelmez sakatlandı. Arda hala Euro 2008 yorgunu… Yaratıcı ayaklarda sorun var. Linderoth ve Mehmet Topal oyunu defansif anlamda sağlam oynuyorlar. Fakat hücum güçleri zayıf. Ayhan ve Hasan geç form tutuyorlar. Elde kalıyor Aydın… Onun da bu genç yaşında bu yükü tek başına kaldırması beklenemez. Takımdaki eksikler geçen sezon sonu kaldığı yerden devam ediyor. Sakatları sayalım… Lincoln, Linderoth, Kewell, Uğur, Servet, Emre Güngör… Florya’ya sağlam giren sakat çıkıyor. Sanki sağlık ekibinde de sıkıntı var gibi. Uzun süredir takım içerisinde bu tür yakınmalar var. G.Saray, sağlık ekibini gözden geçirmeli. Bu kadar çok uzun süreli sakatlık kulübe zarar vermeye başladı. Sağlık ekibi de teknik direktör kadar önemli günümüzde. Bu detay atlanmamalı… G.Saray’da sürekli bir transfer hareketi var. Bu durum takım içerisinde huzurun sağlanmasını zorlaştırıyor. Çünkü her gelen bir gidene bilet kestiriyor. Bu kafayla futbol oynamak zor. Ortalık sakinleşip, transferler bittikten sonra gerçek performanslara bakmak lazım. Ama bu da imkansız. G.Saray’ın süper kurumsal profesyoneli (!) Adnan Sezgin, üçüncü sezonuna üçüncü teknik direktörle girdi. Her transfer dönemine 6 ay hazırlanıyor ama yinede transferler gecikiyor. Belki kulübün ekonomik şartları çok güçlü değil ama durum Fernando Meira’nın gelirken söylediği “Adnan Sezgin’in gözündeki ışığı görüp geldim” sözü kadar da parlak değil. Eğer transferler ışıkla yapılıyorsa, G.Saray’a gelmeyenler Sezgin’in gözündeki parıltıyı mı göremediler? Sadede gelirsek… G.Saray kendisi için hem prestij hem para anlamına gelen S.Bükreş maçlarına hazır bir görüntü çizmiyor. Bunun tek bir nedeni yok. Sanki biraz ciddiyet, biraz organizasyon, biraz profesyonellik, biraz özveri eksik… Kalan sürede G.Saray çözemeyeceği problemleri yok ama önemli olan problemin ne olduğunu görebilmek. Gerçekten birileri sorunun ne olduğunu görüyor mu? Yoksa geçen sezonun zafer sarhoşluğu Florya üzerinde hâlâ promil etkisi mi yaratıyor? *****Aykut ve Orkun’a ÖZEL NOT…Sizler çok iyi kalecilersiniz. De Sanctis’in transferi size güvensizlikten değil, yöneticilerin kendilerine olan güvensizliğinden kaynaklanıyor. Siz yediğiniz golün hesabını verirsiniz de, yöneticiler veremezler. De Sanctis kötü kaleci mi? Kesinlikle hayır! Ama ikiniz de ondan iyisiniz.

Tuesday
Aug 5,2008

Ömer Üründül

Her sene iddialı erken teşhisler yapıyorum. Tepkiler alıyorum ama sonunda hepsinde haklı çıkıyorum. Haklı çıktığım son örnekler Kezman ve Maldonado. Kezman daha transfer edilmeden F.Bahçe yönetimini uyarmıştım. Aynen şunları yazdım: “Kezman’ın son 2 senesi çok verimsiz geçti. 2006 Dünya Kupası’nda Sırbistan Karadağ’ın en kötü futbolcusuydu. Güçsüzlükten katkı sağlayamadığı gibi bir maçta da kırmızı kart gördü. Mourinho, Chelsea‘den Kezman’ı gönderdi. Gerekçe olarak da ‘Çalışmıyor ve huzursuzluk yaratıyor’ diye beyanat verdi.” Bu uyarılarıma rağmen Kezman hem de yüksek maliyetle transfer edildi.

MALDONADO TANK GİBİ
Sezon içinde yapılan Maldonado transferini de daha kendisini izlemeden eleştirdim. “Yabancı kontenjanı sıkışmışken, eldeki kadroda en fazla alternatif olan görev yeri ön liberoyken nasıl böyle bir tercih kullanılabilir” demiştim. Eğer bu bölgeye Xabi Alonso, Senna, Makalele gibi biri alınsa sesim çıkmazdı. Herhalde tanımadığımız bir altın madeni bulundu dedim. Maldonado’nun durumu ise ortada. Aslında futbolu biliyor, topu da iyi kullanıyor ama ağır tank gibi. 50 metrekarenin dışına çıkamıyor. Günümüz futbolunun orta saha formatına tam ters bir kutup.
F.Bahçe’nin transfere ihtiyacı var ama yönetim bu iki oyuncudan kurtulamıyor. Çünkü talipleri yok. Olan da bedavaya almak istiyor. Yani atsan atılmaz satsan satılmaz. Bence zararın neresinden dönülse kardır. Cepten para çıkmadan bu oyuncularla yollar ayrılmalı.
Zico’yu en fazla eleştiren spor yazarıyım. Yeri gelmişken yine değinmeden geçemeyeceğim. Bütün sezon ‘Fizik gücü tükenmiş Kezman, Semih’e nasıl tercih edilir’ demekten dilimde tüy, kalemimde mürekkep bitti. Deniz’in sakatlığından sonra kulübe mahkumu Selçuk’a fırsat çıktı. Selçuk bunu iyi değerlendirdi, sergilediği performans sayesinde milli takıma seçildi. Ama Zico yürüyen Maldonado’yu Selçuk’a tercih etti.
Düşünebiliyor musunuz? F.Bahçe, Sami Yen’de G.Saray’la final derbisine çıkıyor. İlk 11′de Kezman, Alex, Maldonado bir arada. Zorluk derecesi yüksek deplasmanda üç koşmayan oyuncuyla iyi netice almak sadece bir mucizeyle olabilirdi.

FENERBAHÇE’YE UYGUN
Avrupa şampiyonu apoletiyle Fenerbahçe’nin başına gelen Aragones ilk resmi sınavda Kezman ve Maldonado’yu bırakın 11′e almayı; 18′e bile dahil etmedi. Bu konuda fazla söze gerek yok. Bana gelen tepkiler içinde, “Hiçbir transferi beğenmiyorsunuz” eleştirileri var. Hemen cevap vereyim; Güiza’nın transferine tepki gösterdim mi? Hayır. Aksine ‘Doğru transfer’ dedim. Üstelik Güiza, dünya transfer gündeminde bir isim değil. Maliyeti de hayli yüksek. Ama benim düşünce ve görüşlerime göre iyi bir transfer. Nedenleri:
1- Başarıya aç bir oyuncu.
2- La Liga’da gol kralı olmuş. Yani son senesi çok başarılı.
3- Aragones, Avrupa Şampiyonası’nda Torres gibi santrforu her maç çıkararak Güiza’ya şans tanıdı.
4- Güiza’nın oyun yapısı Fenerbahçe’ye uygun.

Monday
Aug 4,2008

Selçuk Yula

Bugünlerde bana sorulan soru hep aynı: “Partizan’ı rahat geçer miyiz?” Benim de bu soruya verdiğim yanıt hep aynı: “Yahu kardeşim durun bakalım. İlk önce MTK’yı geçelim hele, sonrasına bir bakarız.” Her zaman ısrarla “Futbol ciddi iştir, şakaya gelmez” diyorum. Rakibine saygı göstermediğin zaman sahadan boynu bükük ayrılırsın. Biz de zamamında bu gerçekle çok yüz yüze geldik. Geçen sene kaçan şampiyonluğun da tek sebebi buydu. Şampiyonlar Ligi’nde kazanılan her zaferden sonraki maçlarda puanlar neden kaybedildi zannediyorsunuz? Ayrıca Partizan’ın da İnter Bakü’yü eleyeceği garanti değil. Kağıt üstünde favoriler ama maçlar kağıt üstünde değil, yeşil sahanın üstünde kazanılır. O yüzden teknik heyet ve futbolcular çarşamba akşamı oynanacak maça konsantre olmalılar, turu geçip Kadıköy’e geri gelmeliler. Sonrasında zaten Partizan’lı futbolcuları, ayakkabı numaraları, ana-baba isimlerine kadar tanıyacağız. ***Güiza ve Emre bu senenin en merak edilen transferleri. İki gün önce Osmaneli Karpuz Festivali’ne davetliydim. İznik Fenerbahçe Derneği başkan ve üyeleri beni bırakmadılar, İznik’te ağırladılar. Şu anda da Bursa’dayım, çünkü bu akşam da Bursa Fenerbahçe Derneği’nin düzenlediği baloda olacağız. Gittiğim her yerde hatırı sayılır kalabalıklarla sohbet ediyorum. Güiza kendini taraftarlara iyice sevdirmiş. “Bizden biri” diyorlar. Emre’nin ise MTK maçının son 15 dakikasında gösterdiği performans herkesi memnun etmiş. Zaten sahaya girmeden önce yapılan tezahürat, taraftarın Emre’yi bağrına bastığının göstergesidir. Sarı-laciverli formayla işe iyi başladı, umarım iyi de götürür. Ben Burak’tan da çok ümitliyim. Takım skoru sağladığı anlarda bulacağı boş alanlar ve üstün fiziğiyle Aragones’in çok işine yarayacaktır diye düşünüyorum. Colin Kazım şu anda takımın en iyisi. Eğer böyle devam ederse, geçen sezon pek ortalarda görünmeyen Kazım, bu senenin en flaş transferi olacaktır. Not: Gene seyahatlar başladı, gene yollara düştük. Gittiğim yerlerde yaşadıklarımı sizlerle çarşamba günkü köşemde paylaşacağım.

Sunday
Aug 3,2008

Levent Tüzemen

Galatasaray geçen sezon başı yapılanma döneminde Kalli yönetiminde, Avrupa’da oynadığı 5 hazırlık maçının ikisini kazanıp, ikisinde berabere kalmış, bir yenilgi almıştı. Üstelik rakipler güçlüydü. Kalli’nin Galatasaray’ı Türkiye‘de oynadığı 4 maçta ise üç beraberlik alıp tek maç kazanmıştı. Skibbe ile Alman ekolüne devam eden Galatasaray 6 hazırlık maçında başarılı olamadı. Zayıf rakiplere karşı bir galibiyet alırken bir kez yenildi; 4 maçta da berabere kaldı.

Sunday
Aug 3,2008

Gürcan Bilgiç

MTK maçı sonrası F.Bahçe’nin iyi oyununu gölgeleyen yorumların başında Macar ekibinin amatör takım görüntüsünde olduğu geliyordu. Bakış açısına göre fikir ‘yanlış’ değil. Ama Macarları kendi sahalarına hapsedip, özellikle son yarım saat içinde çaresiz bırakan istek, kazanma arzusu ve disiplin iradesi göz ardı edilirse, yazık olur.F.Bahçe’yi geçen senelerden farklı kılan, oyun karakteri olacak. 9 kişinin otomatiğe bağlanmış gibi geriye, topun arkasına koşması bu sezonun değişmeyecek görüntüsü olacak. Defansın sürekli öne çıkarak oyun alanını daraltmak istemesi de çağdaş futbolun gereği. Problem önde basmakta. Hücum presinin organize olduğu ve bu baskıyı yapacak oyuncuların yeterliliği tartışılır. Bu düzeni işletecek temel, bunu iyi yapmak ve başarmaktan geçiyor. Liglerin başlamasına kadar geçecek üç haftalık süre içinde bu görüntünün gelişeceğini umuyoruz. Çünkü F.Bahçe kadrosu ‘oynayamaz-yapamaz’ denilen her şeyi başarabilecek yetenekte oyunculardan oluşuyor.Aragones de onlardan bunu isteyecek. Yaparlarsa onbirde kalacaklar, yapamazlarsa yerlerine başkaları geçecek. YABANCIYA GEREK KALMAZ Emre’nin gelişi, alınacağından bahsedilen ön liberonun katılımı ile kadro yapısında eksiklerin azalacağı muhtemel. Ancak Selçuk’un hızlı yükselen ivmesi de var. Temposunu arttırır, daha çabuk ve garanti oynamaya başlarsa, bu sorunun varlığını herkes unutur. Selçuk oynadıkça gelişen bir oyuncu ve Avrupa Şampiyonası gösterdi ki, bizim futbolcularımızın kalitelerini çok küçümsüyoruz. Herkesin burun kıvırdığı Semih’in durumu ortada. Elde edecekleri şans sayısı artar, kafaları rahatlarsa F.Bahçe kadrosu yabancı transferine sebep olamayacak çıkışı gösterir.Ve son gelişme… İspanyol mahkemelerinden sonra Avrupa Toplulukları Mahkemesi de, Türkiye gibi Avrupa Ekonomik Topluluğu (CEE) ile anlaşması olan ülkelerin oyuncularının AB statüsünde oyuncu sayılmasına karar verdi. Uluslararası ilişkilerde ‘karşılıklılık’ esastır. 6 artı 2 gibi ‘abuk’ bir yabancı uygulamasını gürbüz çocuk gibi büyütürken; Federasyon’un ve kulüplerin bu gelişmeler ışığında hukukçuları toplayıp, bir karara varması gerekebilir.

Saturday
Aug 2,2008

Levent Tüzemen

Galatasaray için bu sezon geçen yıldan daha zor geçecek. Şaşırmayın… Çünkü Galatasaray yönetimi geçen sezon değişim rüzgarlarına yelken açarken geminin dümenine Kalli’yi getirmişti. Değişiklik için Kalli ideal isimdi. Çünkü, Kalli Galatasaray’da çalıştığı ilk döneminde disiplini ile ön plana çıkmıştı. Yani Kalli astığı astık kestiği kestik bir diktatördü. Yönetim de değişimi ancak Kalli gibi diktatörle yapabilirdi. Kalli’nin yaptığı onca yanlışa rağmen yöneticiler zaman geldi kan kustu ama “Kızılcık şurubu içtik” diyerek Alman hocanın arkasında durdu. Son altı haftada, yönetim stratejik bir manevrayla Kalli’yi gönderip sorumluluğu futbolcuların sırtına yükledi. Futbolcuların Kalli’ye olan nefreti, Alman hocanın gönderilmesinden sonra anında aile kenetlenmesine dönüştü ve şampiyonluk takım içinde oluşan bu sevgi ve dostluk sayesinde yakalandı.

FUTBOLCUSUNU SATMIYOR
Kalli sonrası yönetim Galatasaray’ı yine bir Alman’a yani Michael Skibbe’ye teslim etti. Kalli diktatör bir Alman’dı. Skibbe ise yumuşak huylu bir Alman. Galatasaray bir ölçüde buz gibi iklimden sıcak bir iklime geçti. Yurt dışında ilk kez görev yapacak olan Skibbe için herkes
“Suya sabuna karışmaz, işine bakar” diye konuşuyor.
Hazırlık maçları sonrasında Skibbe’nin yorumlarını dikkatle izledim, bol bol not tuttum. Skibbe kötü bir sonuçtan sonra Kalli gibi başarısızlığa kulp takmıyor. Futbolcularını eleştirmiyor, yorumlarında kelimeleri seçerek kullanıyor. Yaşının verdiği (43 yaşında) enerji ve algılamayla futbolculara sıcak davranıyor. Futbolcu da yumuşak huylu, diyalog kuran hocalara bayılır. Her şey iyi giderse sorun çıkmaz. İşler ters giderse; işte o zaman futbolcudan çok Skibbe’nin kariyeri, bilgisi, becerisi masaya yatırılır.
Galatasaray yönetimi, Skibbe’yi bir takımın başındayken transfer etmedi; önce Dortmund’da sonra da Leverkusen’de görevine son verilen bir hocayı getirdi. Skibbe hazırlık döneminde her Alman hoca gibi takıma fizik güç pompaladı. Ama hazırlık maçlarında kendisi için “İyi bir taktisyen”
diyeceğimiz ve farklılığını ortaya koyacak taktiksel hamlelerini göremedik. Galatasaray henüz tam takım olarak oynayamadığı için Skibbe’nin bu hamle eksikliğini hoşgörebiliriz. Ancak Skibbe de elinde daha da güçlenmiş, genişlemiş, omurgası olan bir şampiyon kadro olduğunu unutmamalı.

REKABETİ DOĞRU YÖNETMELİ
Kalli disiplininde Galatasaray’ın kadrosu dardı ve huzur yoktu. Skibbe döneminde Galatasaray huzur buldu, kadro genişledi ve en önemlisi rekabet alanı genişledi. Centilmen, iyi adam Skibbe rekabeti doğru yönetebilirse hem hocalık kariyeri adına puan toplar hem de Galatasaray’ı başarıya taşır. Kalli patavatsızdı, pervasızdı, unutkandı, kararları yanlıştı ama geldiği ilk gün Galatasaray’a hakim olmuştu. Centilmen Skibbe’nin henüz Galatasaray’a hakim olduğunu söyleyemem.

Friday
Aug 1,2008

Levent Tüzemen

Kamp dönemindeki hazırlık maçlarında skorlardan çok, oyuncuların performansı, mücadele gücü, oyun disiplini, birlikte hareket edip etmemeleri, yeni transferlerin takıma uyumu önemlidir. Hazırlık sürecinde Galatasaray’ın iyi çalıştığını, fizik olarak güçlendiğini Hoffenheim önünde gördük. Zaten bir Alman hocanın çalıştırdığı bir takımın fizik gücünün düşük olacağını düşünmüyorum.
Banko isimler olarak görülen Arda, Servet, Kewell, Lincoln ve Linderoth’un yokluğunda sahaya çıkan Galatasaray’da ciddi bir rekabetin yaşanacağını gördük. Bu rekabeti bakalım Skibbe yönetebilecek mi? Camianın havasını bilen ve oyuncuları iyi tanıyan Ümit Davala’ya da büyük düşecek. Forma bulamayan Davala’nın önüne dikilecek. Skibbe’nin de Davala’nın partnerliğine ihtiyacı var. Elinde iskeleti hazır bir kadro olmasına rağmen Skibbe’nin Galatasaray’a tam olarak hakim olmadığını görüyorum. Neden mi?
56.dakikada yapılan Hasan ŞaşNonda değişikliğine kadar birbirini tamamlayan, top rakibe geçtiğinde en az iki kişiyle basan, hücumdan geriye çabuk dönen mücadeleci ve uyumlu bir Galatasaray izledim. Bundan sonraki değişikler ise tam bir fiyaskoydu. Hazırlık maçlarında son 15 dakikada yapılan değişikliklere karşıyım, giren oyuncunun da bundan memnun olduğunu düşünmüyorum. Bu değişikliklerin “Gönülleri kırılmasın” diye yapıldığını düşünüyorum. Ayrı iki takım yaparsın ya da aynı anda 5 oyuncuyu birden oyuna alırsın.

KANATTA MACERA ARIYOR
Skibbe ne yaptı? Meira çıktı, Topal savunmaya geçti. Mehmet Güven ön libero oldu. Güven ilk 18′e bile girmez. Topal sakatlandı, gerçek stoper Murat girdi. Murat’ı alacaksan, Topal’ı defansa hiç çekme. Aydın boş alanı seven ve sağda oynayan bir isim. Hasan Şaş hep solda oynar. İkisi de ters tarafta oynayınca verimleri düştü. Aydın sağa geçince Sabri’nin de etkisi çoğaldı. Skibbe aynı yanlışı Kewell’e solda yer açmak için Arda’yı sağa çekerek yapıyor.
35′lik Emre Aşık’ı kutluyorum. İlk yarı rakibini takibi, kademeye girişi, ilk toplara müdahalesi mükemmeldi. Meira savunmaya güç katacak. Portekizli iki ayağını da kullanıyor ve bilerek görerek pas veriyor. Hücuma topla çıkışı da Popescu’yu andırıyor. Meira tam isabet.

Meta