Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

OLİMPİYAT heyecanı sabahın erken saatlerinde hepimizi televizyon başına oturtuyor. Amaç güzel bir mücadele izlemek, sporun lezzetine varmak. Kazanmak elbette çok önemli… Ama kaybetmek de var sporun içinde… Kazananı alkışlamak ne kadar normalse, kaybedenden de iyi bir mücadele beklemek o kadar doğal. Çünkü posterin arka kısmında kalan da en az rakibi kadar hazırlanıyor o sınırlı süreye… Onun da olimpiyat da katkısı oluyor. Çorbadaki tuz misali…ŞU ana kadar üzerinde ay-yıldızlı forma ile mücadeleye çıkan sporcularımızdan sadece Sibel Özkan ile güldü yüzümüz… Diğerlerini de alkışlamak isterdik kaybetmelerine rağmen… Fakat posterin arka yüzünde kalmak bile ayrı bir ‘gayret’ gerektiriyor… Örneğin yüzme… Tüm dünya ’su küpünde’ Michael Phelps’in hedeflerini ve onları gerçekleştirme şeklini alkışlarken, üzerinde ay-yıldızlı mayoyu taşıyan hiçbir sporcumuz bırakın madalyayı, finali hatta yarı finali bile göremeyişi ne kadar ilginç değil mi?DENİZ’E 21 SANİYE FARK’ÜZERİNDE ay-yıldızlı mayoyu taşıyan’ diye bahsediyorum çünkü içlerinde devşirme olanlar var. Ukrayna’dan getirilip, Türk yapılıp, Ukrayna forması ile Olimpiyat rüyası bile göremeyecek olan yüzücüler, Türkiye adına turistik seyehate gittiler Pekin’e. Mesela… Michael Phelps’in 4.03 ile dünya rekoru kırdığı 400 metre karışıkta havuza Türkiye adına Deniz Nazar girdi. Kendisi devşirme bir yüzücü… Türkiye rekoru 4.24 ile ona ait… Elemede 4.31 yüzdü… Yazık… Olimpiyat en formda, en hazır olmanız gereken yer değil mi? Hele bir de bu işi para için yapıyorsanız… Hadi üzerindeki ay-yıldızı iyi temsil edemiyorsun, bari paranın karşılığını ver… Türkiye’de 4.31 yüzecek devşirme olmayan yüzücü yok mu? BARİ ‘ORADA’ OLALIM’DevŞİrelİm mi, devşirmeyelim mi’ sorusu kafaları kurcalarken, gözü karartıp devşirdiklerimize de bir kriter koymanın zamanı gelmedi mi? Hani en azından posterin arka yüzündeki resmimiz yakışıklı olsun… Bir yüzücümüz de Phelps ile aynı havuzdaydım diyebilsin… CNN Türk’ün ‘Oradaydım’ programına çıkabilsin… Ülkenin spor politikası olmayabilir, sporcularımıza istenen imkanlar sağlanamayabilir ama sporcular da bu kadar vurdumduymaz olmamalılar… Posterin diğer yüzünün de onuru vardır… HAZIR televizyondan, programdan bahsetmişken… İçerisinde top olan her sporu yorumlarım hırsıyla Pekin’e olimpiyatlara gidip, basketbolu ve voleybolu izleme zevkini işkenceye döndürme hakkı kimsenin elinde olmamalı.

Alex’i anlamak
Geldiği günden beri Fenerbahçe’nin attığı gollerin yüzde 80′inde imzası bulunan adamı. Son 4 yılın asist krallığında açık ara önde gelen ismi. Kulüp tarihinin gol krallığı yaşamış tek yabancısı. Yarı final ve final oynamamasına rağmen Şampiyonlar Ligi’nin asist krallığını yakalamış futbolcusu. İstatistikleri alt üst eden bir sihirbaz! Şimdi elinde böyle bir silah varken, bundan yararlanmamanın çeşitli yollarını aramak ne derece doğrudur? Ya da hemen hemen bütün Galatasaray maçlarında golü bulunmasına, Beşiktaş, Trabzonspor ve Avrupa’daki birçok maçın yıldızı olmasına rağmen hâlâ “Büyük maçlarda yok” geyiğinin arkasından gitmek ne kadar doğrudur? Ülkemize gelen bütün yabancıları “Şu kadar Alex eder, bu kadar Alex eder” diye onunla kıyaslayan ve fiyat biçen rakiplerinin değerini bilip kabul ettiği bir adamı hâlâ doğru yorumlayamamak hangi futbol mantığına sığabilir? Sözüm Aragones’e ve kurmaylarına. Alex mutlaka iyi etüt edilmelidir. Bu olaya mahalle dedikoduları ile değil, gerçeklerle yaklaşılmalıdır. İstatistikler de, kasetler de Samandıra Bilgi Merkezi’nde. Kimseye güvenilmiyorsa, o kasetler izlenmelidir. Aslında buna da gerek yok, çünkü Shakhtar maçındaki görüntüsü ortada. Yani demek istediğim, Alex kesinlikle son MTK maçında olduğu gibi etkisiz olacağı bölgeye çekilmelelidir. Takım 10 kişi kalır Ne Emre, ne Semih (o bölge için) ona alternatif olamazlar. Tümer zaten ortalarda yok. Aragones eğer Alex’i orta çizgi üzerinde sadece yanındakilere pas verecek bir adam olarak düşünüyorsa, onsuz bir 11′i hayata geçirmesi gerekmektedir. Çünkü böyle bir usta pasifize edilirse, işte o zaman takım 10 kişi kalmış demektir. Bu durumda bizlere, elini taşın altına sokacak futbolcu aramak düşecektir. Son sözüm de, daha gelir gelmez birkaç kişinin üstüne yapıştırdığı “küçük maçların adamı” etiketini aldırıp, örnekleriyle sabit olunduğu üzere, “büyük maçların büyük adamı”na haksızlık yapılmamasını istemek olsun. “Onunla hiçbir şey olmaz” dedikleri Alex’le 3 şampiyonluk, 2 ikincilik, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final yaşandı. Yani söylemek istedikleri, Alex’siz Fenerbahçe ligde 5′te 5 yapar, Şampiyonlar Ligi’nde de kupa mı kaldırırdı acaba? Yok canım, hiç zannetmiyorum.


* Galatasaray gemisinin başına geçen Michael Skibbe de benzer sıkıntıları yaşayabilir. Elindeki kadroda, kariyer olarak kendisinin üzerinde çok oyuncu var. EURO 2008′de yarı finale çıkan ve Avrupa üçüncüsü olan Milli Takım‘da Galatasaray’dan tam 8 futbolcu var. Servet, Mehmet Topal, Ayhan, Arda, Sabri, Hakan Balta, Emre Güngör ve Emre Aşık kariyer olarak Skibbe’nin önünde. Bu oyuncular masum birer yıldız adayıyken, artık teklif alan ve isimleri bilinen yıldızlar konumunda. Mesela Fenerbahçe’de ise durum farklı. Roberto Carlos dışında Luis Aragones’ten daha kariyerli bir futbolcu yok. Skibbe’nin çapı bu kadroyu yönetmeye yeter mi? Bence yetmez. Örneğin Kalli dönemindeki hazırlık kampında yaşanan izin süreleri, Michael Skibbe dönemine göre azdı. Ben Galatasaray’da geçen sezonun son döneminde başlayan “Futbolcuya dayalı düzen”in bu yıl da sürmesinden endişeliyim.
6 AĞUSTOS ÖNEMLİ
Özellikle “Centilmen” Michael Skibbe’nin yumuşak huylu ve taviz vermeye yatkın karakteri bu durumu daha da suistimale açık kılıyor. Sayın Adnan Polat ve Adnan Sezgin “Bir sıkıntı olursa biz devreye gireriz” diye düşünebilirler. Polat’ın 6 Ağustos’ta Florya’da futbolculara, “Steaua maçı çok önemli. Toparlanın” demesi Skibbe’nin takımı toparlayamayacağının bir göstergesi değil mi? Ligin bitimine 6 hafta kala Kalli’yi gönderip sorumluluğu Kalli nefretiyle dolu futbolculara yüklemek (Hoşgörülerine sığınarak) ‘Adnanlar’ın büyük başarısıydı ve şampiyonluğu getirdi. Sayın Polat ve Sayın Sezgin, Skibbe’deki otorite eksikliğini, Skibbe’nin takım üzerinde hakimiyet kuramadığını, en önemlisi takım içi rekabeti yönetebilecek kapasiteye sahip olamadığını bugünden görmez ve önlem almazsa yarın Galatasaray’ın başı ağrır.

Şu bir gerçek ki parlayan yıldızlar çabuk sönerler. Emek vererek, öğrenerek, çalışarak geldiğin noktada ise kalıcı olursun. İşte Semih’in en kısa hikayesi budur. Kendisini geliştirdi, hep üstüne koydu ve ustalaştı. Şimdi rahat bırakalırsa en parlak günlerini yaşayacak. Bu gelişimde elbette Daum’un da, Zico’nun da büyük katkıları var. Asla vazgeçmediler. Zico geldi, formayı ona verdi. Semih golsüzdü, sezon ortasında 4 transfer yapıldı; işler düzeldi, takım şampiyon oldu. Ama gene de Zico ona ilk sene 19, geçen sene de 27 maç forma giydirdi. Semih de boş durmadı, hep çalıştı. Zaten özel hayatı düzgün, adam gibi adam. Kimseyle çatışmadı. Ortega, Van Hooijdonk ve Anelka’larla hatıra fotoğrafı çektirmek yerine onlardan bir şeyler kaptı. Aynı şekilde Alex’ten de (MTK’ya attığı 2. gol). Golsüz geçen günlerinde başta medya kimse arkasında değildi. Harcamak kolaydı. Sonradan girip attığı gollerle kahraman oldu. Ona güvendiler. Altyapıdan gelip de kulübede özgüvenini kazanan, dokunulmazlığı olan, taraftar tarafından adeta tapılan ilk futbolcudur Semih. Şu anda hak ettiği yerdeBaşındakiler onun üstüne yük bindirmediler, doğru olanı yaptılar. Halbuki kulüp tarihi beklentilerin büyük olduğu futbolcu mezarlıklarıyla dolu (En son örnek gol kralı Zafer Biryol). İnanın ki Aragones de 3-4 yıl önce gelseydi, aynı yolu izleyecekti. Çünkü futbolun dili birdir. Aragones’in elinde şu anda İsviçre, Hırvatistan ve Almanya’ya gol atmış bir kral var. Yani onu oynatması asla bilgelik değildir. Semih yıllarca hazırlanmış ve en verimli çağında Aragones’e teslim edilmiştir. Portekiz maçında yedekti. Çek maçında 11′deydi, 46′da çıkarıldı. İsviçre maçında sonradan oyuna girdi, golünü attı. Hırvat maçında gene yedekti, 77′de girdi, golünü attı. Zico’ya bu nedenlerle dar ağacı kuranlar Fatih Terim’e tek söz etmediler (Almanya maçında 8 kişi eksik olmasak büyük ihtimalle sonradan girecekti). Semih, şu anda hak ettiği yerdedir. Ama asıl görevi şimdi başlıyor. Beklentiler artık büyük. Unutmasın ki bu ülkede İspanya’dan gelen gol kralını, sırf MTK’ya gol atmadı diye şimdiden yok etmeye çalışıyorlar. Onun için her zaman “Sevgili Semih, sen sen ol, sakın polemiklerin ortasında kalma” diye boşuna söylemiyoruz.

Bir spor yazarı olarak Süreyya Ayhan’ın olimpiyatlarda şampiyon olarak kürsüye çıkacağına öylesine inanıyordum ki. Bu Türk spor tarihi için bir kırılma noktasıydı. Pekin’den şampiyon olarak dönecek olan Süreyya Ayhan’ın peşinden milyonlarca genç kızımız koşacaktı. Bu, sporun anası olan atletizmin doğuşu olacaktı. Bu, Türkiye‘nin genç kızlarının sosyal bir patlaması olacaktı. İşte böylesine tarihi misyonu yakalayan Süreyya Ayhan şimdi ne yapacak? Biliyorum ki, televizyon başında gözyaşları içinde bugün başlayacak olimpiyatları izleyecek. “Gelinen bu noktanın sorumlusu kim?” derseniz; “Sporun sorumluları” der kurtulurum. Ama diyemiyorum. Tek suçlu Süreyya Ayhan’dır. Yaşlı ve evli bir kamyon şoförünü koca seçebilir. Ama hoca seçemez. Seçerse kendi de yanar, ülkeyi de yakar.
MESAJ: Devşirme sporcuların ülkem adına yarışması beni incitiyor. Onların şampiyonluğu yerine, sonuncu bile olsa benim toprağımın sporcusunun yarışmasını isterdim!

Bursaspor’un sezon açılışını Galatasaray’la yapması adeta geleneksel hale geldi. Bu olayın gerçekleşmesinde eski başkan Özhan Canaydın’ın Bursalı oluşunun ve çabalarının büyük payı var. Bu güzel birlikteliğe Bursa taraftarının küfürle yaklaşımı yakışmıyor. Misafirperverlik böyle olmaz. Rakip takıma cehennemi yaşatacak bir tezahürat gücüne sahip Bursaspor taraftarı eğer tavrını değiştirmezse “Keskin sirke küpüne zarar” sözünü hep yaşar ve yaşatır.

Başlığa bakıp aldanmayın. Konumuz F.Bahçe takımı değil. Son günlerde F.Bahçe kafilesine iştirak edenler. Başka bir ifadeyle F.Bahçe kafilesi ile gitmemişse bile F.Bahçe’nin yurt dışındaki maçlarını takip edenler. Ne mi var bunda? Yüzeysel bakıldığında bir şey yok. Bir kez olsa, tesadüf deyip geçeriz. Fakat çok kez olunca, bir de bu iştirakçi G.Saraylı olmakla ün yapmış, tescilli bir marka olunca ‘Ne oluyor?‘ demekten geri duramıyoruz.
Umarım hadiseyi fark eden G.Saraylılar da ‘hayrola!’ diye sormaktadır. Eski Demokrat Parti Başkanı Mehmet Ağar’dan bahsediyorum. Şahsen Başkan Aziz Yıldırım‘la dostluklarının yıllara tekabül ettiğine şahidim. Kendisini yakinen tanır ve biliriz. Genelde de plansız, programsız ve nedensiz bir iş de yapmadığına şahidiz.
BU SEVDA DİKKAT ÇEKTİ
Öyleyse memlekette kıyametler koparken Türk siyasetine önemli vakitler harcayan Sayın Ağar’ın şimdi bu Fenerbahçe sevdası açıkçası dikkatimizi çekti. Bu sadece bir dostluk ilişkisi mi, stres atma mı, siyasetten uzaklaşma mı? Açıkçası merak konusu. Altından bir şey çıkar mı? diye düşünmeden edemedik.

F.BAHÇE’NİN maça Semih’in erken bulduğu bir golle başlaması futbolcuları oldukça rahatlattı, kendine olan güvenlerini de bir kat daha artırdı. Bu gol, oyuncuların düşüncelerini sahaya daha kolay yansıtmasına da neden oldu. Zaten F.Bahçe, oyunu oynayan, topu istediği gibi çeviren ve oyunun tamamen hakimi olarak gözüktü.DÜN gözüme çarpan en önemli futbolculardan biri Roberto Carlos’tu. Brezilyalı öyle bir savunma oyuncusu ki, tam savunma yaparken öylesine bir top atıyor ki, rakip kalede tehlike yaratıyor. Dün uzun attığı her top Güiza’yı ve Semih’i gol pozisyonlarına soktu. Yani Carlos ayağına gelen her topu olumlu kullandı.KAZIM ÇOK DEĞİŞTİGELELİM Colin Kazım’a Nereden nereye geldi Kazım. Geçen seneki Kazım’la bugünkü arasındaki fark çok büyük. Kazım öncelikle Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’e teşekkür etmeli. Çünkü Terim ona güvenerek, onu Milli Takım’da oynatarak genç futbolcunun özgüvenini sağladı. Zaten dün F.Bahçe’nin ilk golündeki yaptığı orta da bilerek, düşünülerek yapılan güzel bir ortaydı. Bu arada dikkatimi çeken bir diğer nokta da F.Bahçe’nin dün akşamki maçta özellikle ilk yarıda, İstanbul’daki sonucu düşünmeden istekli ve ciddi oynamasıydı.GEÇEN sene Semih’in, Kezman’dan daha iyi oyuncu olduğunu yazdığım ve televizyonlarda söylediğim zaman F.Bahçeli yöneticiler bana çok kızdılar. Dünkü maçın akıllardan çıkmayacak bir golünü anlatmak istiyorum size.. Semih’in attığı ikinci F.Bahçe golü. Semih, devamlı sorumluluk alan ve riske giren bir oyuncu. Dün topla buluştuğu anda başını kaldırıp kalecinin ileriye çıktığını görünce sol ayağı ile kalecinin üstünden topu MTK ağlarına göndermesi bir ustanın işidir.MTK KALESİNE YAĞDIDEMEK ki, Semih, Alex’le uzun zamandır yan yana oynamanın faydalarını görüyor diyorum. Emre’nin F.Bahçe forması altında ilk golünü atmasına sevindim. Çünkü iyi bir Emre, F.Bahçe takımına büyük faydalar sağlayacaktır. Semih’in öteki gollerinden çok bahsetmek istemiyorum. Çünkü onlar Semih için normal gollerdi. Velhasıl Semih, dün gece gol oldu, MTK kalesine yağdı.

MTK’YI elemek F.Bahçe için başarı değil. Olağan durum sayılmalı. Nasıl elediği de çok önemsiz. Çünkü, bu tür takımlar sizi yanıltabilir. Tabii 5 atmak, olaya ’sükse’ katar.. Yine de çıkan anafikre bakmak lazım. F.Bahçe’nin geleceği adına önemli olan bu. Gerisi ‘La Fonteinne’den masallar’a girer. İkinci maçın çıkardığı tablo yine net… Bu F.Bahçe’nin Zico’nunkinden farkı, tempo, hız falan değil..DİSİPLİN, disiplin, disiplin. Rehavete asla yer yok. Peki bunun nedeni ne? Aragones ruhu. Bu, hoca değişiminden kaynaklanan bir futbolcu yaklaşımı olabilir mi? Sanmam, bu yaklaşım biraz farazi olur. Kesin olan şu kimse maç seçemez.***ARAGONES… Onun şanlı şöhreti sadece disiplini değil. Katı inatçılığı. Shakthar, 2 MTK maçına aynı 11 ve yürümeyen sistemle çıkmasının şifresi bu mu? İhtimal o.. Yüzde yüz olmayabilir. Ki, yakın bir örnek… Kezman’ın Atletico Madrid’den takım arkadaşı Torres’le bir paylaşımı olmuş.DEMİŞ ki Torres, Aragones kimseyi satmaz. Ancak beyaza siyah derse bile susun. Çünkü fikri asla değişmez… Alex’in ısrarla Marco pozisyonunda oynaması beni kuşkuya düşürüyor. Emre hâlâ 11′de yok.. Yeni ön libero da! Bu Aragones’te kalıcı etki yaratmasın?DEĞİŞİM zaman alır. F.Bahçe değişiyor. Özellikle Emre ile daha iyiler… Ama Alex değişimi biraz abartılı. Onu geriye mahkum kılmak saçmalık! Alex, kendi 18 üzerinde 90 dakika bir top kapmış olabilir. Bu Aragones’i haklı kılmaz. Rakip ceza sahasına girmemesi bizi doğrular… ALLAH aşkına! Alex, kendi alanında yan pas yaptırılacak adam mı? Geriden Alex’in bir değerli çalımını gördünüz mü? Nasıl asist yapacak, nasıl adam eksiltecek? Ya da orada eksiltse ne olur ki, attığı çalım rakibin 2. forvetine. 180 dakikada attığı şut 3.. 2’si Semih pozisyonuna geçtiği son bölümlerde. Daha tehlikelisi Alex’in kaptırdığı her top asist olur!***ALEX çıktıktan sonra F.Bahçe’nin 3 gol atması tesadüf mü? Belki.. MTK’nın gardının düşmesi etken olabilir. Ancak kesin olan şu ki, dünkü farkı yaratan adam Semih… Hem de Güiza’nın uzağında kalan, bir forvet bile oynamayan Semih!İLK golü gayreti, Semih’i Semih yapan takipçiliğiyle attı… İkinci ve ücüncüyü Alex’ten (G.Birliği’ne de atmıştı) öğrendiği akılla.. Dördüncüyü Nobre’den kaptığı geride kurnazca beklemesiyle.BU gençte (!) şeytan tüyü var. Ayakları mıknatıs gibi, topu çekip alıyor. Adrese de teslim ediyor. Penaltıyı Emre’ye bırakmasa 5. golü de atacaktı. Ama topu Emre’ye verip ders verdi! Türk medyası olarak en büyük haksızlığı ona yaptık. Ama iyi de yaptık.. Yoksa sıçrama yapabilir miydi? 5-0 abartılmasın! Baz da alınmasın. Ancak Aragones bu felsefeden vazgeçmeli. Daha önemlisi… 180 dakikada 4 sarı kart (Colin, Gökhan, Selçuk, Burak)… Oyuncular bu hastalıktan kurtulmalı…

Fenerbahçe dün gece Budapeşte’de adeta ter idmanı yaptı. Maçın adı Şampiylonlar Ligi ön elemesi ama MTK İstanbul amatör kümesinde şampiyonluğa oynar. Dolayısıyla dün gece için teknik anlamda söylenecek fazla birşey yok. Budapeşte’deki maçın yegane anlamı Semih’in attığı çok güzel goller. Yıllarca Fenerbahçe’de yedek kaldı, bozulmadı. Geçen yıl maçların neredeyse yarısında oynamadı ama gol kralı oldu. Avrupa Şampiyonası’nda direkt oyuncu değildi ama çok hayati goller attı.Semih artık büyüdü. Şu anda Türk futbolunun tartışmasız, uzak ara en önemli santrforu. Öyle soğuk kanlı ve zeki ki seyredenleri bile ürkütüyor. Vuruş tekniği de ‘benim’ diyen santrforlarla kıyaslanacak nitelikte.Herkes ‘Fenerbahçe’de ön libero sorunu var’ diyor. ‘ Aurelio gitti, Fenerbahçe’de sistem bozuldu’ diyorlar. Olabilir ama Fenerbahçe atak yönünden geçen yıla kıyasla çok daha ileride. FENER’İN YUMUŞAK KARNI Ön liberonun ne kadar büyük eksiklik olacağını lig başlayınca daha iyi anlayacağız. Selçuk ve Deniz bu uzun maratonda bu görevi ne kadar başarılı yerine getirebilirler, bu tartışılır. Fenerbahçe ligde ve Şampiyonlar Ligi’nde rahat yürümek ve korkulu rüya görmek istemiyorsa ön libero sorununa bir çözüm getirmelidir. Çünkü biliyoruz, ligde alınabilecek kötü sonuçlarda bu ‘yumuşak karın’ sürekli gündeme getirilecek. EMRE VE GÜİZA ÖNEMLİ KAZANÇ Roberto Carlos geçen yıl istenilen seviyede değildi. Özellikle defansif anlamda çok açık verdi. Bu da yumuşak karın. Ama Emre ve Güiza şartlar ne olursa olsun Fenerbahçe çok için önemli kazançlar. Sonuçta Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ndeki şimdiki rakibi Partizan. Partizan bir MTK değil ama şunu çok iyi biliyoruz ki kalitelerine bakıldığında Fenerbahçe’ye rakip olacak nitelikle bir takım da değil.