Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

İLİŞKİLİ HABERLER
‘Deniz’i çıkar Serkan’ı al’
Zico kardeşinden taviz vermedi
Üst üste 3 galibiyet sorunları çözer
Yarın
‘Deniz’i çıkar Serkan’ı al’
GÜRCAN BİLGİÇ
09.10.2008
Fenerbahçe, Aziz Yıldırım’ın 10 yıllık başkanlık süresinde dört şampiyonluk yaşadı. 1998 Şubat’ında göreve gelen Yıldırım, geçen sezon 5.5′uncu Galatasaray şampiyonluğuna şahit oldu; Beşiktaş’ın 100. yılda kaldırdığı kupayı da gördü.Yıldırım seçildiği günden bu yana büyümenin tesisleşmeden geçtiğini savunurken, gelirlerin artmasının stadın büyümesinden geçtiğini hemen her kongrede vurguladı. Bu hırsını hep korudu ve şampiyonsuzlukla geçen her geçiş senesinde, Şükrü Saracoğlu Stadı’nın bir bölümünü hizmete açtı. TERCİHLER DEĞİŞTİ! Kulübü mali olarak büyütüp, gelirlerin artmasını sağlayan hamlelerine ve çok doğru kararlarına rağmen, futbolda istenen başarının gecikmesi ve istikrarsızlığını korumasının nedenleri nelerdi? Yıldırım’ın 10 yıllık görev süresinde bir çok teknik adam geldigitti. Futboldaki topallığın temel nedeni de burada yatıyor. Yıldırım’ın ilk hocası Joachim Löw, Stutgart ile UEFA Kupası’nda finali kaybedip gelmişti göreve. Yıldırım o zamanlar genç hocayı tarif ederken, “Öyle bir teknik adam getireceğim ki, Avrupa’nın parlayan yıldızı olacak” diyordu. Teknik adam seçimindeki ilk tercihi ‘hırs’ iken, son hocası Aragones ile anlaşma sebebini “Tam kafama göre” ifadesiyle açıklayabildi. Fenerbahçe yönetiminin ekol fikri oluşmadı, kafalarında takım şekli yoktu, bu yüzden teknik adam seçimlerini ‘o anda alınabileceklerin en iyisi’ kıstasıyla yaptılar. DAUM’A GENÇLERİ VERDİ Bunun bir istinası oldu. 2003/04 sezonu başlarken, hemen hemen tüm ümit milli oyuncular alındı. Daum’dan ‘bu gençlerden bir takım oluşturması’ istendi. Alman hoca, Pierre van Hooijdonk gibi bir yıldızla kadrosunu süsledi. Daha en başında ‘kayıp’ olarak görülen sezonun, Beşiktaş’ın 11 puan gerisinden gelinip, şampiyonlukla sonuçlandığını izledik. Çünkü plan ve tahammül vardı. Daum, istediği gibi çalışıyordu ve küçük bütçelerle önemli oyuncular (önce Nobre ve Luciano… Sonrasında Alex, Appiah ve Anelka) transfer edildi.İki yıl üst üste şampiyonluk geldi; üçüncü sene ise son haftada, bir puan öndeyken, zirve Galatasaray’a kaptırıldı. Daum görevi bıraktı, ayrılacağını açıkladı. SOYUNMA ODASI SEVDASI Daum ve Yıldırım’ın başarıyla dolu iki senesine rağmen, finalin hüsran ile bitmesini Alman hoca, şu sözlerle açıkladı: “Futbolcular takımı benim yaptığıma inanmamaya başlamışlardı. Başkanın müdahaleleri, soyunma odasındaki tavırları, tüm takımda bu fikri oluşturdu. Devam etsem, hiçbir şey yapamayacaktım.” İki sene Daum’un yanına uğramayan Yıldırım’ın işin içine girmesiyle birlikte kaosu yaşadı takım. Örneğin o sezonun bitmesine bir hafta kala seyircisiz oynanan Erciyes maçında, Yıldırım’ın tribünden, “Deniz’i çıkar Serkan’ı al” dediğini herkes duydu. İkinci yarıda Deniz’i çıkarıp Serkan’ı sahaya süren Daum sonradan, “Bu değişikliği zaten yapacaktım” dedi. İpleri de bu müdahale; daha doğrusu müdahalenin kamuoyuna yansıması kopardı.Aslında bu genel sorundur. “Başkan takıma karışır mı?” Ali Şen ile başlayan ekol, bu müdahaleleri savunur. Aziz Yıldırım da “Ben bu kulübün başkanıyım. Elbette soyunma odasına inerim” ifadesiyle hiç gizlemedi. Zaten Zico ile yolların ayrılması da, soyunma odasındaki tatsız bir buluşmadan sonra gerçekleşecekti.

Henüz altıncı haftası oynayan futbol sezonunun en çok eleştirilen takımı Fenerbahçe, hocası da Aragones. Eleştiriler deplasman maçlarındaki mağlubiyetlerle başladı. Fenerbahçe’nin oyun sırasındaki teknik hataları ve temel eksikleriyle ilgili eleştiriler sürüp gitti. “Fenerbahçe lige son 20 yılın en kötü başlangıcını yaptı”, “60 dakikadan sonra çözülen takım” eleştirileriyle Sivas maçına kadar gelindi. 2-1′lik Sivas mağlubiyetinden sonra ‘tepetaklak’ ifadeleriyle gazete manşetlerine taşınan Fenerbahçe eleştirileri, Kiev beraberliği ile de artarak sürdü.
Bu hafta oynanan ve sonucu önceden tahmin edilen Kayseri maçından sonra ise seyirci tepkisinden de anlaşılacağı üzere bu iş başka mecralara doğru da hızla sürüklenecek. Ardından da muhtelif konular katılarak eleştiri yumağı sürekli büyütülecek. Ne vakte kadar? Şüphesiz önlem alınıncaya kadar. Nereden biliyorum? Kahin olmaya gerek yok, gidiş ve ’semptomlar’ onu gösteriyor. Ayrıca benzer örneklerde anlaşılacağı üzere günümüz Türkiye’sinde bu hep böyle olur. Düşüş başlayınca panikle birlikte geçmiş başarılar, tesisleşme ve muhteşem stat hepsi bir anda hikaye olur! Buna, “Bir anda yok sayılma” denir. “Nasıl olur?” diyenler bizim toplumumuzdaki son gelenek ve şekil değişikliğinden haberdar olmayanlardır. Bu durumda adamı ilk olarak en yakınındakiler satar. Bu dost kelamının kulaklara küpe olmasını dilerken; eleştiri yumağındaki bir haksız halkaya karşı çıkıyorum. Kim ki bu eleştiri halkaları arasına Arogones’i oturtur, inanın ki o çok büyük hata yapar. El insaf derler adama. Dün bir bugün iki. Dede diyerek ileri bir futbol ülkesinden en üst seviyede başarı ile dün gelen adamı kafadan başarısızlığın başı ilan etmek bilgelikle filan da bağdaşmaz. Peki nereye bağlayalım? Basit. Yabancı transferi! Fenerbahçe’nin iki yabancısı hala tribünde. Deivid ve Vederson, Kiev ile Kayseri maçlarında niye yok? Sakatlar! Niye sakat olduklarının cevabını hangi kurul verecekse çözümü de o bulsun. Vebal sahibi profesyonellikle çıksın ve cevabını versin. Ya da başkan Yıldırım ilk soruyu ona sorsun. Bu futbolcular niçin hala sakat?

İçi kan ağlayan taraftarlar Aragones’ten mazeret değil çözüm bekliyor. Ama o “Onlardan petrol mü çıkaracağım” diyerek futbolcuları da suçluyor
Dünkü yazımda küçük bir paragraf ayırmıştım biraz daha açayım; Fenerbahçe lige tarihindeki en kötü girişini yaptı. Aragones’in maç sonrası basın toplantısı kimseyi tatmin etmedi. İçi kan ağlayan milyonlarca taraftar mazeret değil çözüm bekliyor. Ama Aragones her ne kadar “Ben de suçluyum” dese de satır aralığında “Bu takım benim değil” sözüyle başarısızlığı yönetime yüklemeye çalışıyor. Hele “Onlardan petrol mü çıkaracağım” diyerek topu futbolculara atması güvenilir bir lider olma özelliğinden uzaklarda durduğunun bir göstergesidir. Liderler zor günlerde öne çıkar, sorumluluk alır ve zoru kolaya çevirirler. Aragones’te bunları göremiyoruz. Teşekkür etmeli Şimdi her şeyi bir kenara koyalım ve şu kötü dedikleri kadroya göz atalım; Kayseri maçında sahaya çıkanlar ortada. Kaleci Volkan (A Milli), sağ bek Gökhan (A Milli), stoperler Önder (Yakın zamanda Belçika’da mı Türkiye’de mi milli formayı giysin kavgası yapılan) ve Edu (Brezilya Milli Takımı’na gidip, gelen) isimler. Sol bek Roberto Carlos (Eee işte Carlos!), orta sahada Selçuk Milli Takım’a gidip gelen), Maldonado (Şili Milli Takım kaptanı), sağda Kazım (A Milli), solda Uğur Boral (A Milli), ortadaki Emre (A Milli Takımı kaptanı), ileride Güiza (İspanya Milli), İlhan Parlak (Ümit Milli). Şimdi Allah aşkına söyleyin… Elinde 7-8 sakat futbolcusu bulunan bir teknik adamın sahaya hâlâ böyle bir kadro çıkarabiliyorsa yönetimine bir teşekkür borcu olmaz mı? Aslında yanıt belli. Ama “Yok olmaz” diyorsanız ben de size o zaman “Hacettepe, Gaziantep, Kayseri ve Sivas teknik adamları ne yapsın?” diye sorarım. Senin tek futbolcunun parasıyla kurulan Hacettepe’ye bile yeniliyorsan o zaman Aragones kendi teknik adamlığını sorgulayacak. Sistemi yanlış, ilk önce bunu kabül etmeli. Şu takımla saha içinde yapılacak iki rötuşla 6 maçta 18 puan alması içten bile değildi. “Kadro yetersiz” sloganıyla şaşırtmaca yapanların amaçlarının sadece yönetimle olan kavgalarını tribünlere taşımak olduğunu herkes biliyor. Yılana sarılıyor Ama Aragones henüz kimseyi tanımadığı için bunları bilmiyor, can simidi gibi onların denize attığı yılana sarılmaya çalışıp yanlış yapıyor. Bilmiyor ki kendisi onlar için önemli değil, tıpkı Daum’un Zico’nun olmadığı gibi. Hedefleri belli. F.Bahçe’de iktidar olmak rüyası bazılarına o kadar tatlı geliyor ki bu rüya ne yazık ki insanlara yaptıkları işin etik değerlerini bile unutturuyor.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI Daha fazlası sabotaj demek! / 07-10-2008 Büyü de gitti / 06-10-2008 Hayal serbest / 05-10-2008 Yanlış mı duyduk / 02-10-2008 Kutlu olsun! / 01-10-2008 Uyanın artık / 28-09-2008 Kiev’e de yansırsa! / 27-09-2008 Mekanın cennet olsun / 25-09-2008 Şaşırmıyorum / 24-09-2008 Balık hafızalar / 22-09-2008
Şenol’un dikkatine
Ertuğrul Sağlam
Anadolu uyanıyor mu?
Foto Galeri Ana Sayfası için tıklayınız!
var secili_lig_widget = 1;
function lig_widget(i)
{
dgid(”ew_menu”+secili_lig_widget).className = “lig_widget_div”;
dgid(”ew_menu”+i).className = “lig_widget_secili”;
dgid(”ew_”+secili_lig_widget).style.display = “none”;
dgid(”ew_”+i).style.display = “block”;
secili_lig_widget = i;
}
.lig_widget_menu table td { color: #000000; padding:3px; border:1px solid #d6d6d6; border-left:0; border-top:none; cursor:pointer; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: bold; }
.lig_widget_div { background-color:#ffffff; }
.lig_widget_secili { background-color: #d6d6d6; }
#ew_1, #ew_2, #ew_3 { }
#ew_2, #ew_3 { display: none; }
.ekonomi_tablo th { text-align: left; font-size:11px; }
.ekonomi_tablo td { font-size:11px; color:#af1718; padding:2px; }
.ekonomi_tablo .tr1 { background-color: #ffffff; }
.ekonomi_tablo .tr2 { background-color: #dfdfdf; }
#lig_widget_alt th, #lig_widget_alt td { font-size: 11px; font-family: Tahoma; }
Puan Tablosu
Toplu Sonuçlar
Haftanın Maçları
Takım
O
G
B
M
A
Y
P
1 Trabzon 6 5 1 0 11 5 16 2 Bursa 6 5 0 1 11 7 15 3 Beşiktaş 6 4 2 0 11 4 14
Tümünü göster…
4 Gaziantep 6 4 1 1 11 7 13 5 Galatasaray 6 3 2 1 14 6 11 6 Kayseri 6 3 2 1 6 2 11 7 Sivas 6 3 2 1 9 6 11 8 Ankaraspor 6 3 1 2 9 6 10 9 G.Birliği 6 2 2 2 7 8 8 10 Denizli 6 2 1 3 8 11 7 11 Konya 6 2 1 3 8 12 7 12 Fenerbahçe 6 2 0 4 8 9 6 13 Eskişehir 6 1 3 2 5 7 6 14 Ankaragücü 6 1 2 3 6 9 5 15 Hacettepe 6 1 1 4 4 10 4 16 İ.B.B. Spor 6 0 3 3 3 7 3 17 Antalya 6 0 1 5 8 15 1 18 Kocaeli 6 0 1 5 5 13 1
6.HAFTA
Konya
2
Trabzon
3
Antalya
1
Gaziantep
4
Ankaraspor
2
Sivas
0
Denizli
2
İ.B.B. Spor
1
Bursa
2
Galatasaray
1
Eskişehir
2
Kocaeli
1
Ankaragücü
0
G.Birliği
2
Fenerbahçe
1
Kayseri
4
Beşiktaş
2
Hacettepe
1
7.HAFTA
Sivas
Ankaragücü
İ.B.B. Spor
Antalya
Bursa
Eskişehir
G.Birliği
Beşiktaş
Galatasaray
Trabzon
Hacettepe
Denizli
Gaziantep
Konya
Kocaeli
Fenerbahçe
Kayseri
Ankaraspor
Fenerbahçe | Galatasaray | Beşiktaş | Trabzonspor | Turkcell Süper Lig | Bankasya 1. Lig | Aktüel | Yazarlar | Sayısal loto | Süper toto | Şans topu | Künye | Ana Sayfa
Copyright © 2003, 2008 - Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Hepoku
Sabahtan Al Haberi
linkz_publisher_id = 2113;
linkz_scope = [ ’style3′ ];
linkz_publisher_id = 2113;
linkz_scope = [ ’style3′ ];

Merkez Hakem Kurulu (MHK) 6. haftada genç hakemlerine hem fazla hem de önemli maçlar verdi. Belli ki bir çıkış arıyor. Çünkü hep aynı hakemlerle ligi götürmek zor ve de hakem gelişimi açısından sakıncalı. Ligin performansı ve tansiyonuna paralel olarak bu uygulamasına devam etmesi gerekir. Aslında bu takdir edilecek cesur bir uygulamadır ve bizde destekliyoruz.Son 6 haftadır MHKnin yaptığı hakem atamalarını derleyip topladığını ve hakemleriyle tartışıp tartışmadığını bilmiyorum. Oğuz Sarvana bir hatırlatma… Kolay kolay penaltı verilmiyor. vermeyenlerde prim görüyor. Verenler de bunları verip vermemeye kalkarsa işte o zaman iş arap saçına döner… Aç açabilirsen.Halis ÖZKAHYA (Fenerbahçe-Kayseri): MHKnin geçen sezon can simidiydi. Bu sezon belli ki yine esas oğlan olacak. Olmasına olsun kimsenin sözü ve gözü yok. Lakin fazla yüklenme harabiyet verebilir. Müsübakada 3 penaltı pozisyonu var, birisini verdi ikisini vermedi. 3ü de tartışmasız penaltı. Peki ne olacak? Hiç birşey olmayacak. Çünkü MHK bunları sorgulamıyor. Halisin geçen seneki maçlarına baksınlar, vermediği onlarca penaltı var ve bundan dolayı da değişen ligin yapısı yani düşenler ve düşmeyenler. Halis iyi çocuk. Dürüstlüğü asla tartışılmaz. Çok iyi hakem olacak. Bu da tamam ama ne olur eksiğini ve yanlışını söyleyin. Söyleyin ki başka maçlarda hata yapmasın.Cüneyt ÇAKIR (Ankaraspor-Sivasspor)Tecrübeli hakem kimliğini müsabakaya yansıttı. Avantaj verdi, faulleri verdi. Kartlar gösterdi, gol iptal etti. Penaltı beklentileri vardı vermedi. Tüm bunlar saygı ile karşılandı. Maç bitti hakem alkışlandı. Daha ne olsun…Selçuk DERELİ (Konyaspor-Trabzonspor)Performansı giderek yükseliyor. Kendine güveni gelmiş ancakbazı yanlışları hala devam ediyor. Gereksiz koşular yapıyor, futbolcuların önüne geçiyor. Çok net faulleri vermiyor veya veremiyor. (Gökhan Ünal ve İsaac ikilisine Cihan ve İsmail Güldürenin yaptıkları) Gösterdiği sarı kartların hepsinde haklıydı yalnız Songa sar kart vermedi bu da önemli bir yanlışıydı.Taner GİZLENCİ (Antalyaspor-Gaziantepspor)Futboldan gelme… Bu onun en büyük avantajı. İyi konsantre olursa mükemmele yakın maç yönetiyor. Bu maç da öyle bir maçtı. Çok koştu, topa hep yakın oldu… Onun için verdiği kararlar hep saygı gördü.Suat ARSLANBOĞA (Denizlispor-istanbul BŞ Bld)Denizlinin kazandığı penaltıya yoğun itiraz var. Kalecinin teması var mı yok mu? Görüntülere göre ahkam kesmek zor. Günahı da sevabı da hakeme ait. Bir de Denizlisporun iptal edilen golü var. Hakem Arslanboğa, faul gerekçesiyle İzzetin attığı golü geçersiz saydı. Pozisyona yakındı, çok net çaldı. Söyleyecek bir şey yok çünkü görüntü burada da çok net değil.Özgüç TÜRKALP (Ankaragücü-Gençlerbirliği)Ankaragücünün iki penaltı beklentisi var. Görüntülere göre hakemin devam kararı haklı gibi. G.Birliği futbolcularının top çizgiyi geçti diye yaptığı itiraz var. Bu da hakemin değil, yardımcısının günahı… Tabi ki çizgiyi geçmişse… Çok zor maçta Özgüçü hayli iyi buldum.Abdullah YILMAZ (Eskişehirspor-Kocaelispor)Haftanın en zor maçıydı. Bu karşılaşmaya tecrübeli ve kokartlı hakem beklenirken, genç ve tecrübesiz Yılmaz atandı. Bence MHK büyük risk almıştı. Ama tam tersi oldu. Yılmaz maçı çok iyi kontrol etti ve önemli bir yanlışa imza atmadı. Bu yönetim ile çıtasını bir basamak daha yükseltti.Hüseyin GÖCEK (Bursaspor-Galatasaray)Zor müsabakayı neredeyse hatasıza yakın yönetti. Ancak Ömerin Nondaya yaptığı acımasız faulü görmedi. İtiraz eden Sabriye de çok kolay kart gösterdi. Bu maçtaki en önemli hatasıydı. Birde Bursalı Veliye de sarı kart gösterdi ki bu da gereksizdi. Tolga ÖZKALFA (Beşiktaş-Hacettepe)Tolga Özkalfanın sınav günüydü. Bir bakıma da görücüye çıkmıştı. Genç hakem, kendisini bu maça atayanları mahçup etmedi. Maçın kontrolünü çok iyi yaptı. 12. kuralda doğru karar yüzdesi çok yüksekti. Otoriter kimliğini 90 dakika boyunca hissetirdi. Böylede olunca; ne itiraz eden oldu, ne de tepki koyan. Maç bitince de alkışlanarak çıktı. Yolu açık olsun.

G.Antep maçı bitiminden itibaren Arnagones’e defalarca, “Eldeki kadro yapısıyla aynı sistemle devam edilecekse, hüsran yaşanacaktır” uyarısında bulunmuştuk. Olmadı, dinlemedi. Ama gün, “Ben demiştimciler” in hava atacağı gün değil! Böyle gitmeyeceği açık. Artık futbol adına akıl ve bilgi sahipleriyle, Fenerbahçe’nin gerçeklerini çok iyi bilen ve yaşayanlarla, ön yargısız, iyi niyetli isimler ortaya çıkmalı. Çünkü gevezeliğe değil, çözüme ihtiyaç var! Şimdi sakince düşünme ve fikir üretme zamanı. Geçen sene yarı finalden dönmüş, ligi son ana kadar takip etmiş takım, neden daha ligin başında havlu atıyor? Bu sorunun yanıtını, “Aurelio gitti de ondan” deyiverip kısa kesmek işin kolayı ama doğrusu değil. Koskoca Fenerbahçe, bir futbolcu gitti diye bu hale gelemez. Öyle olsa Aurelio’nun takımı şu anda La Liga’da dipte olmazdı. Futbolda birey yok, takım vardır. Takım ortadaysa, birey de yıldız olur. O kadar! Kestirmeden gidelim. “İstifa yok” diyen Aragones, aynı kafayla gidecekse, demek ki isteği kovulup, Del Bosque gibi tazminat almaktır. Yok öyle değilse, artık önerilere kulak tıkamamalıdır. Şöyle bir bakalım: Güiza, yalnızlar rıhtımında - Aragones takım oyununu getirememiştir. - Oyundan çıkan, kulübede oturan herkes triplerde. - “Sakatım” diyen, bir yerlere çekip gidiyor. Eğer sakatlar Samandıra’da tutulamıyorsa, nerede kaldı Aragones’in o meşhur disiplini! - Takımda kondisyon yok, 65′ten sonra iş bitiyor. Geçen sene tam tersiydi. Zico’lu Fenerbahçe, son dakikalarda eserdi. Semih neden 2. yarı girip de kahraman oluyordu? Çünkü çok top geliyordu. Ama şimdi Sivas’ta son 15 dakika kala giriyor, ayağına top değmeden çıkıyor. Aragones, Zico’nun mirasını yemekle meşgul. - Kezman gitti, daha iyisi geldi. Ama Aragones, Güiza’yı Erkin Koray’ın “Yalnızlar Rıhtımında” şarkısının klibindeki başrol oyuncusu yaptı. Biz Güiza’ya üzülüyoruz ama o vatandaşına üzülmüyor. - Çift ön libero adı altında 4 stoperle oynamak, 7-8 savunma oyuncusuyla sahaya çıkmak, Fenerbahçe’yi Fenerbahçe olmaktan uzaklaştırdı. Yönetimin dikkatine… 1- Takımda açık şekilde otorite ve disiplin boşluğu görülmekte. Acil çözüme ihtiyaç var. 2- Bu kadar sakatlık, futbolcuların yaşantılarından kaynaklanır. Güçlü olanlar, böyle kolay sakatlanmazlar. Futbolcuların profesyonelce yaşamaları sağlanmalıdır. Ücretlerini zamanında alanlar işlerini de iyi yapacaklar. 3- Duygu, heyecan, inanç, hırs, çalışkanlık ve profesyonellik anlayışı olmazsa, başarı tesadüflere kalır. Bunları futbolculara teknik adam sağlamazsa, ya yönetim ya da yönetimin işaret ettikleri sağlamalılar. Motivasyon dediğimiz de zaten budur. 4- Aragones’e takımdaki futbolcularını ve özellikle rakip takımları ve oyuncularını yeterince anlatacak, taktik ve kurulum için destek olacak birileri lazım. Fenerbahçe iyi anlatılmamış, belli. Yoksa Hacettepe’yi Valencia, Antep’i Sevilla zannedip, maçlara savunmacılar doldurup çıkmazdı. Bizim bildiğimiz Kadıköy’e gelenler maça 1-0 mağlup başlarlardı. Ama Aragones bunu da bilmiyor ki. Kayseri’ye karşı bile çift ön libero, tek forvet çıkıyor. Artık sayesinde ne o müthiş atmosferden, ne de çubuklu formalardan korkmuyorlar. Elindeki kadro yeterlidir Aragones hâlâ mazeret üretiyor. Biz fikir üretmesini bekliyoruz. Eğer “Bu takımdan petrol mü çıkaracağım” diyerek mazeretlere devam edip, gerçekleri göremiyor ve ilerisi için ümit veremiyorsa, istifa etmeli. Yoksa bundan sonraki puan kayıpları “sabotaj” olarak değerlendirilecektir. Elindeki kadro iyi kadrodur. Yapacağı küçük rötuşlarla Fenerbahçe otomatik galibiyetlere başlar. Ama şu andaki duruma inatla devam edecekse, yapacak bir şey kalmıyor demektir. Kulağıma gelen kötü söylentiler var. Eskiden yönetimi düşürmek için Dereağzı’nda futbolculara çengel atılırdı. Sonra da eski tesislerde oturulup kamuoyu yaratılır, kongereye gidilirdi. Şimdi teknoloji var. Bu çengellerin mail’lerle ipod’larla atıldığı söylentileri ayyuka çıktı. Kamuoyu da internet sitelerinde, radyolarda yaratılmaya çalışılıyormuş. Bakalım, ilk önce araştıracağız, sonra da yazacağız.

Beşiktaş, Metalist rövanşında aldığı farklı yenilgiyle UEFA Kupası’na erken veda edince, yönetimi tam bir şoka girdi. Gereksiz beyanatlar ve başkanın Lucescu’yla yaptığı görüşmeyle Ertuğrul Sağlam hedef tahtası haline geldi. Bu paniğin ana nedeni tahmin etmedikleri kupadan saf dışı olmaktı. Aslında en önemli konu yönetimde ve medyada yapılan yanlış teşhislerdi. Beşiktaş’ın bana göre hiç de söylendiği gibi güçlü bir kadrosu yok. Çok metiyeler alan yeni transferlerden Zapotocny ve Sivok, vasat defans adamları. Tello’da büyük fiziki ve moral düşüşü var. Çok şişirilen Bobo her zaman söylediğim gibi yerden ve havadan gole yakın bir santrafor ama devamlılığı yok, fizik gücü yetersiz. Rakip defanslarla savaşamıyor, sistemi işletemiyor. Önemli yaratıcı özellikleri olmasına rağmen Holosko da çok eksikleri olan bir genç. Delgado’da bilhassa zorluk derecesi yüksek deplasmanda genelde sahada kaybolan bir yetenek.
Kuralar çekildiği zaman Beşiktaş’a Metalist çıkınca, ismi duyulmadığından medyada hemen yakıştırma yapıldı. ” Şeker gibi kura” Lucescu Metalist’in iyi bir takım olduğunu Dinamo Kiev ve Shakhtar Donetsk‘i yendiğini çok dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. İnönü’deki ilk karşılaşmada Metalist’in iyi bir takım olduğu belgelendi. Kendi sahanda gol yemeden alınan tek farklı galibiyetler, genelde ikili maçlarda küçünsenmeyecek bir avantajdır. Ama ilk maçı seyreden futboldan anlayanlar. Rövanş için çok endişeliydiler. Belediye karşısında Beşiktaş’ın saha içi görüntüsü de bu endişeleri artırdı. Ve sonuçta rövanş hüsranla bitti.
Ama objektif bir bakışla değerlendirme yaparsanız işin gerçeği Metalist’in Beşiktaş’tan daha iyi bir takım olduğudur.
EN BÜYÜK HATA NOBRE
Ertuğrul Sağlam’ın bu maçtaki en büyük hatası, Nobre’yi yedek oturtmasıydı. Halbuki ligde son haftalarda Ertuğrul Sağlam doğru kararla Nobre’yi ilk 11′e koyuyordu. Nobre de hırsı, devamlılığı ve en önemlisi de nokta santrafor özellikleriyle de önemli katkılar sağlıyordu. Böyle zor deplasmanda Nobre’yle başlamamak yanlıştı. Yeri geldikce her zaman vurguluyorum. Bilhassa zorluk derecesi yüksek maçlarda ” Holosko-Bobo-Delgado ” bir arada olmaz” Artık bu maç geride kaldı. Beşiktaş’ın ligde çok ciddi şampiyonluk şansı var. İki büyük favoriden F.Bahçe 6. hafta havlu attı. G.Saray’da da işler iyi gitmiyor. İnandığın, uzun süreler birlikte çalışacağız deyip uzun vadeli anlaşma yaptığın bir teknik adamla senden daha iyi bir takıma elendin diye hemen yolları ayırmayı düşünmek bence bir çelişkidir.
Bir son paragrafta Lucescu için açıyorum. En beğendiğim teknik adamlardan bir tanesidir. Ancak Beşiktaş’ın Lucescu’lu döneminde istikkarlı bir grafik çizerken 1.5 senede tek yenilgi almışken, ligin ilk devresini 8 puan önde bitirip şampiyonluğu kaybettiğini de unutmayalım..

Dün gece bir daha gördük ki; Beşiktaş’ta yönetim saçmaladığında, olay fazlasıyla oyunculara da sirayet ediyor. Bu ne maçmış ki, UEFA Kupası’ndan elenildi diye Beşiktaş yangın yerine döndü ve dün geceki futbolcular, oyuncudan çok şartlı tahliyeyle salıverilmiş mahkumlar gibi oynadılar. Herkesin bacakları titriyor. Seyircinin ne yaptığı belli değil. İlk 5 dakika susuyorlar, sonra tuhaf sloganlarla tezahürat yapıyorlar ve Beşiktaş hâlâ “Ben çok büyük bir takımım” diyor.Kenara bakıyoruz; Ertuğrul Sağlam’ın gözleri yaşarmış. Tribüne bakıyoruz; seyirci reaksiyon mu gösteriyor, kutluyor mu belli değil. Aslında Beşiktaş dün gece çok şanslıydı. Ligin en zayıf takımına karşı futbol adına hiçbir şey koymadan üç puanı aldı. Nobre dışında, “Bırakın bu melankoliyi. Çıkalım oynayalım” diyen tek futbolcu yok. Takımın yaptığı sadece topu havadan Batuhan’a şişirmek. O, kafayı vurabilirse pozisyon buluyorlar. Koskoca Beşiktaş bir yenilgide böylesine tuhaf işler yapıyorsa, koskoca Beşiktaş Başkanı bir yenilgiden sonra kendi hocasını paçavraya çevirircesine önce Kiev’e gidip yeni hoca bakıyor, sonra da Ertuğrul’a “Biz seninle devam ediyoruz kardeşim” diyebiliyorsa varın gerisini siz düşünün. BIRAK GİT ERTUĞRUL İmam hapşırırsa cemaat grip olur. Dün gece Beşiktaş maçı kazanamasa, Ertuğrul Sağlam bu satırları okuduğunda Beşiktaş’ta işi çoktan bitmiş olacaktı. Kendisini yıllardır tanırım. Hocalığını tartışabilirsiniz ama adamlığını ve onurunu asla. 20 yaşında Samsunsporlu Ertuğrul iken tanıdığımda da gururlu ve hassas bir insandı. Bugün de öyle. Ertuğrul Sağlam, 60′ındayken de gençlerin kendisinin önünde ceketlerini iliklemelerini istiyorsa, bugün görevi bırakıp gitmelidir. Son birkaç günde ona yapılanlar, 1920′lerin Amerika’sında Afrika’dan gelmiş siyahlara bile yapılmadı.Bak Ertuğrul! Sen Milli Takım’da oynarken, senin için karar verecek kişiler diskolarda sabahlıyorlardı. Kendini onlara yem etme. İnsan bir kere ölür. Senin onurunla oynadılar, sen takımın başındayken açık açık, göstere göstere, otel otel dolaşıp hocalarla görüştüler. Sen de bırak git! Bugün bırakmazsan ileride bırakmak zorunda kaldığında çok pişman olursun.

Galatasaray’ın Bursa’da kaybetmesine çok sinirlenen Başkan Adnan Polat; sorumlular Haldun Üstünel ile Adnan Sezgin’e “Futbolcuları uyarın. Kredileri tükendi. Bu yenilgi son olsun. Giydikleri formanın hakkını versinler” şeklindeki uyarılarını aktarma talimatı vermiş. Hastalığı doğru teşhis edemezsen, tedaviyi de doğru yapamazsın. Ben Galatasaraylı futbolcuların, giydikleri formanın hakkını vermeyecek kişilikte insanlar olduklarına inanmıyorum. Doğru ve erken teşhis, doğru tedavi ile hastayı çabuk ayağa kaldırır.
HASAN ŞAŞ ÖRNEĞİ
Bir örnek vereceğim ve sonra konuyu açacağım. 2002′de dünya üçüncüsü Milli Takım‘ın en flaş oyuncusu Hasan Şaş olmuştu. Tokyo Havalimanı’na indiğimde sırtında Hasan Şaş yazan formalı iki Japon gencini gördüm. Mısır’da Galatasaray’ın ismi geçtiğinde esnafın ağzından dökülen ilk isim Hasan Şaş oldu. Dünya Kupası sonrası Türkiye‘de gazetelerde “Avrupa kulüpleri Hasan Şaş’ın peşinde” şeklinde manşetler atıldı.. Hasan’ın aklı karıştı. Sadece Monaco talip oldu. Ama bu transfer haberlerinden etkilenen Hasan uzun süre bocaladı, Galatasaray da Hasan’dan uzun süre faydalanamadı.
YERLİLER NEREDE?
Galatasaray geçen sezon yerli oyuncuların başarısıyla şampiyon oldu. Cevat Gülerli son 6 haftada kadronun iki maçta tümü yerliydi; 4 karşılaşmada da Lincoln, Nonda ve Song görev yaptı. Servet, Balta, Topal, Arda, Sabri, Ayhan ve Emre Güngör yaptıkları çıkışla Milli Takım‘ın EURO 2008 kadrosunda yer aldı.
Bu sezon ilk haftada yabancılar ön plana çıkarken, geçen sezonun flaş yerli oyuncuları geri planda kaldı. Avrupa Şampiyonası sonrası Topal, Servet, Sabri ve Arda için medyada yer alan, “Avrupa kulüpleri şu futbolcuyu istiyor” haberleri kafaları karıştırdı. Bu isimlerin, kendilerine talip olan kulüplerde oynayan yıldız oyuncularla ilgili birbirlerine “Sen falan oyuncuyla nasıl paslaşırsın, sen falan oyuncuya nasıl uzun topar atarsın” şeklinde takıldıklarını duyuyorum. Bu oyuncuları ya bu ortamdan çıkaracaksın ya da satacaksın. Aklın Avrupa’da, bedenin Galatasaray’da olursa oynayamazsın. Skibbe bu ayrıntıyı anlayabilecek kıvrak zekaya sahip değil. Uyarıdan çok, Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel önce bulutlar üzerinde gezen bu değerli ayakları Galatasaray zeminine bastırsın.

Şükrü Saraçoğlu Stadında Kayserisporun göz kamaştıran futbolu geceye damgasını vururken Fenerbahçe ise tam bir hayal kırıklığıydı. Hakem Halis Özkahya, kırılma noktalarında önemli kararlar verdi. Bunlardan birincisi; Uğur Boral, ceza alanına girerken Durmuş tarafından sağ ayağıyla engelleniyor. Açık darbe var. Kurala göre penaltı. Hakem de veriyor. Ancak Kayserililerin dışarıda diye itirazı var. İkincisi; ceza alanı içerisinde topa yükselen Kazımı Kaysesporin stoperi Eren açık bir şekilde iki eliyle iteliyor. Çok net bir penaltı. Ve durum 2-1… Hakem penaltıyı verse Fenerbahçe 2-2yi yakalayacak. Belki de maç ondan sonra daha değişik bir şekle dönüşecek. Üçüncüsü; gene ceza alanı içeresinde; bu kez Bilal, İlhanı iteliyor. Hakem itelemelere kapalı olduğu için bunu da es geçiyor. Fenerbahçenin mağlubiyetini bu penaltılara bağlamak biraz hafiflik olur. Ancak hakem ihlal olduğu zaman vermek zorundadır. Fenerbahçenin iki penaltısı güme gitmiş.