Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Vedat Bayram’ Category

Devşirmeler ve Piontek

Thursday
May 15,2008

Vedat Bayram

Dün yöneticisi olduğumuz TURFAD ‘Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin davetlisi olarak ülkemize getirdiğimiz Türkiye Milli Takımı’nın eski teknik direktörü Sepp Piontek ile yemekteydik. Şuradan buradan derken konu Türk Futbolunun alt yapısına geldi. Ardından ise yabancı oyuncu kontenjanı ve Türk Milli Takımının son durumu değerlendirildi sırasıyla. Türkiye’ye ve Türk futboluna verdiği hizmetle gönlümüzü kazanan Piontek’in söylediklerini biz söyleseydik inanın ‘kitleden tecrit edilirdik’! Ne diye? Şoven diye! Başka? ‘Cahil ilan edilir, yüzlerce email alırdık okurlardan’. Hem de spor akademilerinde onların yaşı kadar spor eğitimi almamıza rağmen. Gelelim 1990-1993 arası Türkiye’de çalışırken Anadolu’dan topladığı yeteneklerle, ‘2002 Dünya Kupası’nda 3. olan Türk takımının temelini atan’ Piontek’in sözlerine;
- “Ben geldiğimde hiçbir Türk futbolcusu Avrupa’da oynamıyordu.”
- “Biz şimdiki gibi Avrupa’ya yönelmedik. Zora talip olup Anadolu’yu dolaştık.”
- “80 milyonluk bir ülkede aksi davranmak akılcı değildi.”
- “İngiltere ve Bekçika’ya bir bakınız milli takımlarında oynatacak futbolcu bulamıyorlar.”
- “Neredeyse turnuvalara katılamayacaklar.”
- “Aynı yoldan giden ülkelerin aynı risklerle karşılaşma ihtimalleri çok yüksek”
- “Kaldı ki Türk vatandaşı yapma organizasyonuna tümden karşıyım.” Yabancı kontenjanının mutlaka mantıklı bir denge ya da balansı olmalı. Aksi halde ülke futbolu zarar görür.
Evet duydunuz mu beyler! Daha önce köşemde yabancı kontenjanıyla ilgili yazdığım benzer fikirleri şimdi söyleyen Sepp Piontek.
Yerliye itibar zayıf olduğundan konuyu öyle sunmak sanırım ‘yarım spor aydınları’ için belki daha inandırıcı olur.

Nasıl şampiyon olunur?

Wednesday
May 7,2008

Vedat Bayram

Bu hafta F.Bahçe, G.Birliği’ni 3-2, G.Saray da Sivas’ı 5-3 ile geçti. Takdir edersiniz ki bu sonuçla G.Saray şampiyonlukta hedefi yüzde 99 yakaladı. Hem de süre gelen onca ekonomik, matematik ve psikolojik dezavantajlara rağmen ya da F.Bahçe’nin tüm üstünlük ve avantajına rağmen. Efendim Daha lig bitmedi. Bu ne acele teşhisdiyenler olabilir. Fakat onlar bu işin ikinci bir Nuh Tufanı kadar zor olduğunu da bilmektedirler.
Asıl önemlisi F.Bahçe’nin nasıl şampiyon olmadığını anlamak yerine G.Saray’ın bu başarıya nasıl ulaştığını ifade etmektir. Bir kere, 2 takımı kıyasladığımızda tüm şartların G.Saray’ın aleyhine olduğuna kani misiniz?
Ne gibi mi? Transfer, bütçe, ödeme güçlüğü, yabancı oyuncu adet ve kalitesi, huzur, tesis oranı, seyirci desteği, lig arasında başkan değişikliği, sezon başında oynanan 5 seyircisiz maç. Bunların tamamı G.Saray’ın aleyhine net dezavantajlar değil mi? Öyleyse ne oldu da bu kadar handikapa rağmen G.Saray şampiyonluğu yakaladı?

ZENGİN BABANIN ÇOCUKLARI
Bize göre Kalli’nin gidişi G.Saray için itici bir güç oldu. ‘Hocasız da başarırız’ mantığı takım için bir kırılma noktası ve rüzgara dönüştü. Şans da G.Saray’dan yana olunca, bu işi bitirdiler. Fenerli futbolcular mı? ‘Zengin babanın çocukları’ edası ile rehavete düşüp bedava puan dağıtarak şampiyonluğu zora soktu. Ayrıca buna tek cümle ile yerli oyuncunun ruh ve inanç farkı demek mümkün. Israrla sınırsız yabancı oyuncu tercihinde bulunanlar şimdi sıkı dursun! Çünkü F.Bahçe ve Beşiktaş takımında tonla yabancı oyuncu varken, G.Saray şampiyonluğa yakın. Dedik ya bunu değiştirmek için de şimdi ancak yeni bir ‘Nuh Tufanı’ gerekir.
Baş sağlığı; Spor ailesinin ve benim önemli dostum M.Ali Aydınlar’ın katlanılması zor acısına yürekten iştirak edip, Kerem için rahmet ve ailesine sabır diliyorum.
Sayın Başesgioğlu; İstanbul Aydın Üniversitesi’ndeki öğrencilerimizi kırmayarak davetimize iştirak eden, Türk Futbolu ve 2008 Olimpiyatları’nı değerlendiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’na da şükranlarımızı arz ediyoruz.

Suçlu sadece Zico mu?

Tuesday
Apr 29,2008

Vedat Bayram

Adam eğer adam olmaz ise; olayı kavramaz, telkin ve tavsiyelere uymazsa; hatta lig bitimine 3 hafta kala bu çok hayati derbinin önemini algılayamayarak ‘Fenerbahçe gibi’ oynamazsa, suçu şunda bunda aramanın manası yok.
Evet GalatasarayFenerbahçe derbisinin ardından yapılan konuşma ve yorumlara, yazılan yazılara istinaden yazıyorum.
Çok değerli yorumcu arkadaşlarıma saygım sonsuz… Elbette onların futbol konusundaki üstün teknik bilgilerine de sözüm yok!
Ama taze yenilginin ardından bütün suçun A’dan Z’ye teknik direktör Zico’ya yıkılmasına itirazım var.

AVUKATI DEĞİLİM AMA…
Neden? Zico’nun savunma avukatı olduğumdan değil elbette… Bir bütünün içinde sonucu etkileyecek büyük parçayı ya da dilimi bırakıp, tabaktaki kırıntı ile uğraştıkları için, benzetmeye mi takıldınız? Evet ama maalesef bu konu böyle.
Şimdi siz Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan, yarı finalin kapısından dönen takımın hocası Zico’yu göklere çıkaracaksınız; umumi istek ve arzu ile 2-1 biten Chelsea maçı sonrası kendisini alkışlarla onore edeceksiniz… Sonra kamuoyunca sonuna yüzde 51 sans verilen Galatasaray’ın saha ve seyirci avantajı ile 1-0 kazandığı maçın tüm kusurunu Brezilyalı teknik adama yıkacaksınız.

BÜTÜN TAKIM SORUMLU
Peki sebep ne?
Kezman’la başladı, Maldonado’yla başladı diye! İşte bu yanlış bir teşhistir ve tamamen teferruattır.
‘Asıl suçlu’ aranıyorsa bu ‘Fenerbahçe Futbol Takımı’dır. Neden?
- Fenerbahçe, Galatasaray önünde, Fenerbahçe gibi oynamamıştır.
- Futbolcuların maçı kazanma adına bir istek ve gayretine şahit olunamamıştır.
- 90 dakika boyunca maçın ‘kafalarda kazanılması’ ile ilgili hiçbir işaret görülememiştir.

CARLOS YETİŞTİRİLEMEDİ
- 32. haftada puan durumundaki hassasiyete rağmen takımın teminatı Roberto Carlos bu maça kadar hazır edilememiştir.
Bunlar madalyonun bir yüzü… Gelelim diğer tarafına…
Ali Sami Yen Stadı’nda kendisine ayrılan komik yeri dahi tıklım tıklım doldurmayan Fenerbahçe seyircisini gören ‘yetkili/görevli’ herkesi vicdan ve izana davet ediyorum.
O neden?
1970′li yıllarda yıllarda yarı yarıya paylaştığımız stat ve seyirci kapasitesini, ilerleyen zaman ve modern çağa rağmen yüzde 5′lere düşürdükleri için… Derbi mücadelesinde komik görüntüye neden oldukları için… Açıkçası bunun adına ‘ileriye değil geriye gitmek’ denir.

GEÇMİŞE BİR BAKIN!
Neye rağmen? Sözde modernleşmeye rağmen… Özgürlüklerin geliştiği iddialarına rağmen… Sizce bir yerlerde bir çelişki yok mu?
Niçin? Rakip seyirciyi stat kapasitesinin yüzde 5′i kadar kabul ettiğimiz için. Bunun gerekçesi ne? “Kavga dövüş olur” diye mi?
“Bin 500 kişinin can güvenliğini sağlarız, ama 12 bin 500 kişi gelirse kefil olamayız; asayişini sağlayamayız” demek mi istiyorsunuz?
Ama ben biliyorum ki, bu il spor güvenlik kurulu toplantılarında alınan karardır.
“Kulüp başkanları da böyle istiyor” diyeceksiniz. Deseniz de yanlış buluyorum. Sizi maziye davet ediyorum. Statlardaki eskiyeni iki görüntüyü canlandırıp, “Statlar değişti, bizler mi yaşlandık” diye soruyorum.

Derbi ve şampiyonluk

Tuesday
Apr 22,2008

Vedat Bayram

Başkanlığı döneminde hayli eleştirilip başarısız addedilerek görevini bırakması önerilen Özhan Canaydın’ın takımı G.Saray, bu hafta F.Bahçe ile karşılaşacak. Kimin şampiyon olacağı noktasında ciddi bir düğüm olan bu maç önemli. Ancak bundan daha önemlisi hocasız G.Saray’ın halen şampiyonluk yarışında F.Bahçe’nin sırtından düşmemesi. Liglerin bitimine 3 hafta kalmasına rağmen aynı puanla F.Bahçe’yi takip eden G.Saray kendi sahasında oynayacağı bu maçta %51 şanslı gösteriliyor.
Tabii bu matematiksel yaklaşım… Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini maç sonrası göreceğiz. Psikolojik varsayıma göre ise sezon başından beri kamuoyunda “F.Bahçe şampiyon olur” rüzgarı hakim. İşte 2008 futbol yılı ikinci yarısı yine bir ezeli rekabete bu şartlarda sahip olacak. Öyle veya böyle iş sonuçlanacak. Fakat dedik ya; asıl önemli olan bu sonuçtan önce her iki takımın bugünkü hali… Çünkü bu son durumdan çıkarılacak hayli ders, verilecek hayli cevap var.
Kime bu cevaplar?
Şüphesiz Canaydın. Ne diyecek? “Beni başarısız buluyordunuz. Ergun Gürsoy, ‘F.Bahçe kurumsal olarak G.Saray’ın çok önünde” diyordu. Bunlar doğru olabilir. Ama ben iki yıldır yapamadığım stadın temelini attım. 31. haftada da bunca sıkıntıya rağmen takımımı 70-70 eşit puanda bıraktım. Şu halde benim başarısızlığımdan söz edilemez” derse haksız mı?

Yaralı Kartal

Wednesday
Apr 16,2008

Vedat Bayram

İnsanlar, aileler, holdingler, siyasi partiler ve kulüpler. Fertten başlayıp, orta ve büyük ölçekli tüm topluluklar ve cemiyetlerde başarılı olmanın yol ve kriteri bellidir. Bunların başında da ilişki gelir. Şayet siz başarılı adam, aile, şirket, siyasi parti ya da futbol takımı olacaksanız, buna dikkat edecek ve öncelik vereceksiniz. Aksi takdirde kendi kapılarınız ardına kapanırsanız, yüksek duvarlarınızın gerisinde mutluluk oyunu oynamaya kalkarsanız, işte sonu bu olur. Evet Beşiktaş’ı kastediyorum.
Ne alaka? G.Birliği OFTAŞ’a kaybetmenin ilişki ile ne alakası var? Felsefe yapıyorsundiyen olabilir. Bilesiniz ki onlar skorun moralden, moralin de ilişkiden etkilendiğini unutanlardır. Maalesef bu yolda Beşiktaş’ta beni umutlandıran Sinan Engin’e rağmen, 2000 yılında ‘100 Gönüllü 100 Tesis’ projesi icra kuruluna aldığım Yıldırım Demirören’e rağmen, bu başarısızlık yaşanmaktadır. Nerede hata? Dedik ya ilişkide. Sayın Demirören’in başkanlığa taşındığı süreçteki doğru yol ve yöntemi, başkan olunca terk etmesinde.
Evet aynen böyle. Maalesef Sayın Başkan hedefe ulaşan insanların tutulduğu hastalığa biraz da etrafın rüzgarıyla daha erken tutuldu.

EN GÜZEL ÖRNEK SEBA
Bence unutmamalıydı, padişahın bile ardından Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var diye bağırttığını. Unutmamalıydı, spor, sanat, siyaset ve kulüpçülüğün sürekli ilişki gerektirdiğini. Beşiktaş başkanının cenazede, düğünde iyi ve kötü günde de mutlaka bulunması gerektiğini. Ve her şeyden önce tevazuyu.
Kim gibi mi? Tabi ki Süleyman Seba gibi. Tabi ki Serdar Bilgili gibi. Başarısızlıkta bundan başka neden yok mu? Olmaz olur mu! Var mutlaka ama en önemlisi ilişki, iletişim ve koordinasyon. Ya gerisi? Gerisini de kendileri sıralasın.

Bir kayıp bir kazanç

Thursday
Apr 10,2008

Vedat Bayram

Chelsea maçı öncesi herkes bir beklenti içindeydi. Spor yazarındanTV yorumcusuna, kulüp yöneticisinden taraftarına, futbolcusundan Türk halkına kadar herkesin kendince bir beklentisi vardı. Ben de Fenerbahçe ve Türk futbolu adına beklenti içindeydim. Sende mi? diye sormayın lütfen. Zordu muhakkak ama ilk Fenerbahçe maçının ikinci yarısında ‘abandone’ olmuş Chelsea’yi de akla getirince olmaz da değildi sanki.
Yine birinci maçın ilk yarısında Chelsea, Fenerbahçe’den 3-5 gömlek üstün algısı, maçın ikinci yarısında nasıl yıkılıdıysa, ikinci maçta da bir beraberlikle “niye olmasın” diye umutlandırıyordu herkesi.
Tabii bir şartla! Çekinmeksizin, korkmadan, defansta tedbirli ama rahat oynayarak. En önemlisi isteyerek.
Turu geçme adına tüm futbolcuların varını yoğunu harcaması gerekiyordu. İşte bunu göremedik. Hem de çok iyi bulmadığımız, markası ile çelişen Chelsea karşısında.

BEYAZIT’IN SÖZLERİ
Fenerbahçeli futbolcular sanki 0-1′lik mağlubiyete rağmen turu geçecek kendileriymiş gibi oynadı. Bu da tura İngiltere’de nokta koymaya yetti.
Sonuç: Şampiyonlar Ligi’nde Türkiye’yi umutlandıran Fenerbahçe çeyrek finalde yarıştan ayrıldı. Biz kaybettik. Hem de Chelsea’nin hiç hak etmemesine rağmen.
Fenerbahçenin bu kaybı sportif bir kayıptı. Fakat Türkiye’nin, takım İngiltere’den dönerken umutlu bir kazancı da oldu. Maçtan önce statta ‘Ben Fenerbahçeliyim’ diye uzatılan mikrofona konuşan Galatasaray’ın eski başkanı Selahattin Beyazıt’la kazançtaydık. Sn.Beyazıt’ın sözleri milli bir terbiye ve milli bir onurdu.
Nitekim çeyrek final ikinci maçında 2-0′la kaybettiğimiz Chelsea maçında sahadan mağlup ayrılan Fenerbahçe, ezeli rekabetten bir kazançla çıktı. Bu da Türk futbolu adına çok olumlu oldu.