Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Vedat Bayram’ Category

Federasyon kulisleri

Friday
Jul 18,2008

Vedat Bayram

Geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesi Spor Müdürü İbrahim Seten’in yazısını okudum. Kendisi, daha rahmetli Hasan Doğan’ın cenazesi cami avlusundan çıkmadan şahit olduğu kulislerden utandığını anlatıyordu. Timsah gözyaşlarıyla ‘ah vah’ ederken kulis yapanlardan bahsediyordu. Seten’in bu duyarlılığından etkilenmedim desem yalan olur. Ancak kendisine bu tip insanları henüz fark ettiği için ‘Günaydın’ diyeceğim. Sadece ona mı? Hayır, futbol ailesi içinden gelip de kafasını kuma gömerek işe yeni uyananlara da… Niçin? Hala itibarın bu tip adamlara olduğunu çözemedikleri için. Maalesef böyle derin üzüntülü olaylarda bile çok üzülmüş gibi görünüp dizlerini döven, sonra ise cenaze kalkarken kulislerle kendilerine yer arayanların tezgahına geldikleri için. Bunu yapanların en çok üzülen ve de rahmetliye en yakın gibi görünenlerin içinden çıkması, Seten gibi birkaç insanı kahrediyor. Peki kızmak, kahrolmak ya da hakaret etmek problemi çözüyor mu? Şüphesiz hayır. Birkaç münferit ikaz bu kurnazlara yetmiyor.

HASAN DOĞAN EKOLÜ SÜRMELİ
Aslında kabahat hepimizin. Ne yapmalıyız? Kaybettiğimiz erdemli davranışları öne çekerek ve tavır alarak, bu tatlı su kurnazlarını utandırmalıyız. Türk toplumuna ters düşen bu ayıp davranışları, pişkinlerin yüzlerine vurmalıyız. Peki ya bu yeni federasyon seçimleri? Orada alacak pozisyon? Davranış biçimi? Öncelikle Hasan Doğan’la yola çıkanlara söylüyorum; bu gibi adamlara ilk tavır mevcut federasyon üyelerinden gelmeli. Futbolla pek alakası olmamasına rağmen adamlığı nedeniyle puan kazanan Hasan Doğan ekolüne ilk sahip çıkan onlar olmalı. Aralarından ya bir aday çıkarmalı, ya da Şenes Erzik dışında hiç kimseye yol vermemeliler. Aksi takdirde birçok palavra aday çıkar.
Sonuç? Başarısız Türk sporunun diğer branşları arasına bir de Türk futbolu eklenir.

Ölümden ders çıkarmak

Wednesday
Jul 9,2008

Vedat Bayram

İnsanlar vardır; çeşitli mevki ve makamları işgal etmek için yanıp tutuşan…
İnsanlar vardır; aynı mülahaza ile senaryolar yazıp oyunlar kuran… Yine onların benzerleri vardır; bu kez bulundukları yeri muhafaza etmek için filmler çeviren… Hırsla bu işleri yaparken de birilerinin üzerlerine basarak onları mutsuz eden…
Sonuçta geç de olsa fark edilir onlar… Sırıtır çünkü bunların ayıp sayılan davranışları. Aşağıdaki fıkralar da anlatılsa kulaktan kulağa onlar için; fark eder mi? Siz karar verin…

HİÇ OLMAK İÇİN!
Hırslı adamla Bektaşi karşılaşmış.
“Nedir sıkıntın? Niye hırs yapıyorsun?” diyen Bektaşi’ye hırslı adam; “Bulunduğum yere kadı olacağım” cevabını vermiş.
Bektaşi: “Eee sonra?”
“Vali olacağım”
demiş hırslı adam.
Bektaşi: “Eee sonra?”
“Vezir olacağım.”
“Eee sonra?”
“Padişah efendimiz sadrazam yapacak beni.”
Bektaşi yine “Eee sonra?” deyince, hırslı adam başka bir şey olamayacağından, “Hiiiç” demiş.
Bu kez Bektaşi; “Yahu bu kadar çabaya ne gerek var ben zaten hiçim” deyip noktalamış.
Karar verebildiniz mi bilmem!
Ama biliyorum ki Hasan Doğan onlardan biri değildi. Bir yerlere gelmek için hırs yapmadı. Engin gönlüyle 21. yüzyıl paradigmalarını Türk kültürü ile sentezleyip, hangi düşünceden olursa olsun Türk insanını futbol ile bütünleştirmekten yana oldu. Kısa başkanlık döneminde gönüller alarak Fatih Camii’nin avlusunu her düşünceden insanla doldurdu! İşte bu cenazeden;
a) Hırslı adam…
b) Hırslı adamlara müsamaha gösteren basın, yönetici ve vicdan sahipleri…
c) Bundan sonra ortaya çıkabilecek olan hırslı adamlar…
Herkes ders çıkarmalı. Bu güzel adamın görkemli cenazesi de, ölümden çıkarılacak ders olmalıdır.

Terim’in metodu mu?

Thursday
Jun 19,2008

Vedat Bayram

Genel olarak siyah ve beyaz yargı ağırlıklı bir toplumsal genetiğe sahibiz. Bizim için çoğunlukla bir şey vardır ya da yoktur… İyidir ya da kötüdür… Hiç bunun ortasını düşünmez, “Hayatta bir de gri olduğunu” çoğunlukla hatırlamayız. Portekiz yenilgisinin ardından “Gardı düşen bir boksör” gibiydik. Şimdi zoru başarıp güçlü Çek Cumhuriyeti eledikten sonra yine herkese kafa tutmaya başladık.
Dikkat ediniz, Türk toplumunun yüzde 80′i Çekler karşısında kendi takımının tur şansını “Zor” kelimesi ile ifade ediyordu. Şimdi ise “Bu takım final oynar” demeye başladık. Hem de ne olduğunu hesap etmeden, Çek Cumhuriyeti’nin 20′ından nasıl kurtulduğumuzu düşünmeden. Kalan dakikalarda skor eşitlenseydi oyundan atılmış bir kaleci ile ne yapacağımızı hesap etmeden. Sonuç olarak, +92′de kazanılan İsviçre ve 15 dakikada alınan Çek Cumhuriyeti galibiyeti tamamen Türk Milli Takımı’nın inanç ve şansıdır.

4′TE 3 BAŞARISIZIZ
Bulduğumuz goller dışındaki dakikaları hatırladığımızda ise oyunların 4′te 3′ünde çok başarılı olmadığımız da ayrı bir gerçektir. Bu şart ve gerçekler altında Avrupa 2008′de başarılı olmak inanç, moral ve mutabakat
işidir. Bu hadise yüzde 100 bir toplumsal mutabakat ve pozitif ortam gerektirir. Oysa Fatih Terim maç sonrası basın toplantısı ile bu mutabakatı bozmuştur. Terim’in maç sonrası ifade ettiği sözler bir metot mudur anlayamadım.
Ömrümün uzun yıllarını stat koridorlarında karşılaşarak geçirdiğim Sayın Fatih Terim’in bu işi sık sık yaptığını görmekteyiz.

TSYD’YE BİR TAVSİYE
Yukarıda arz ettiğim gibi tam mutabakat zamanı başarıyı konuşmak yerine amiyane tabirle “Çerkez çıkması gibi” bir çıkışı hocanın birilerini mahcup etme gayreti olarak açıklayamam. Terim’i bu karakterde biri olarak tanımıyorum. Ancak böyle önemli bir ortamda “hesapsız bir konuşma” yapabileceğine de ihtimal vermiyorum. Olsa olsa bu işi de bir motivasyon aracı olarak kullanıyor diye düşünmekten de geri kalamıyorum. Fakat ne maksatla yapılırsa yapılsın; birincisi kafaları karıştırdığı, ikincisi mutabakatı bozduğu kesin.
Eğer hoca böyle devam edecekse, ikide bir basın mensuplarını mahcup edecekse ve bundan da bir yarar olacaksa TSYD’ye bir tavsiyem olacak. 10 kişilik bir Fatih Terim ekibi kursunlar. Onlar da gerekli oldukça karşılıklı atışsınlar

Bunlar amatörce oyunlar!

Friday
Jun 13,2008

Vedat Bayram

İstanbul Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu 495 amatör kulübün temsilcisidir. Kimse sakın onların amatör ifadesine takılıp da küçümseme yanlışına düşmesin. Çünkü onlar Türk futbolunun temel taşlarıdır. Zor şartlarda verdikleri mücadele ne kadar “yoğun ve hırçın” olursa Türk Milli Takımı ve profesyoneller de o denli güçlü olur. Gerçi bir dönem önce başkanlarını Futbol Federasyonu yönetimine vererek pasivize oldularsa da önem dereceleri yüksektir. Medyadan gereken ilgiyi göremediklerinden sizlerin onlar hakkında bilgi sahibi olmadığınıza inanıyorum. Bugünlerde ise sıkıntıları şimdiye kadar görülmediği derecede çok. Niye mi?
Önümüzdeki günlerde başkanlık seçimleri var da ondan. Sakın ne var bunda deyip geçmeyelim. Öyle iddialar var ki, öyle veya böyle neticelense yine kaybeden Türk futbolu olacak. Kulis çalışmalarına kulak verdiğimizde ilk kez seçimin siyasilerle irtibatlandığına şahit oluyorum. Bu problem adaylar etrafındaki kurnazların cambaza bak oyununa rağmen şimdiden dışarı sızmış. Başkan adayları mı? Onlar da kurgunun kurbanı iki dost…
Biri mevcut başkan Sait Yücel diğeri ise Yeniköy Başkanı Ali Düşmez. Yücel taraftarları, Düşmez’i iktidar partisi il genel meclis üyesi olarak girdiği seçime siyaset karıştırmakla suçluyorlar. Tabi bunun karşısında kendileri de direnişe geçip siyasi bir blok oluşturma çabasındalar. Hani şu etki ve tepki prensibi var ya . Evet dedik ya işte ‘kurban bu başkan adayı” dostlarım.

HER DEVRİN ADAMLARI!
Ya asıl aktörler? Onlar da işi pompalayıp kurbanları yarın zora sokacak kurnazlar. Öyle bir kurgu yapmışlar ki gölgeli! Kaybedeni kayıp. Kazananı ondan da kayıp. Tek kazananı seçimi ve tabiki işi götürmeye çalışıp kulis yapan ikinci ve üçüncü adamlar. Niye mi? Çünkü onlar her devrin adamı. En azından biz böyle hesaplarken sözde stratejistler bir hata yaptı. 11 Haziran’da kongreye giden Sait Yücel taraftarları planlarına uygun kongre tuttular. Düşmezciler çoğunluk sağlanamaz diye taraftarlarını kongreye yollamadılar. Şimdi ise “Gaziosmanpaşa Arnavutköy Kulübü deplasmanında sahte imza var diye itiraz ediyorlar” Olur mu? Bilmem. Tren kaçtı gibi geliyor. Başta da dedik ya adaylardan biri bu son hatayla 2.kez kurban oluyor. Kulaklarınız çınlasın eski başkan Talay! Boşa çalışmışsınız boşa.

Fenerbahçe, Asyalı mı?

Friday
May 30,2008

Vedat Bayram

Başlığa bakınca kafanız karışabilir. Ama açıkladığımızda anlayacaksınız. Biz Türkler’in mi görgü ya da perspektifi az yoksa Avrupalılar’ın mı? İsterseniz okuduktan sonra karar verelim.
Fenerbahçe’nin bir dünya takımı olduğu iddiasındayız. Fenerbahçe; başkan ve yönetiminin koyduğu hedef de bu. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele veren Fenerbahçe’nin göstergesi de bu.

İSVİÇRELİLER’İN GAFI
Ancak anlaşılıyor ki yapılan bunca transfer, harcanan bunca para ya da kısa sürede yapılan stadyum pek kıymete geçmemiş, ya da şu an çok önemsediğimiz Avrupalı bunu hiç kavramamış. Nereden mi anlıyoruz? Medeniyetin beşiği İsviçreliler’in uygulamalarından. Şimdi sıkı durun. İsviçreliler yaptıkları bir değerlendirmede Fenerbahçe’yi klasman dışı bırakmış. Onlara göre Fenerbahçe, Avrupalı bulunmamış. Sebebi ise Şükrü Saracoğlu Stadı’nın Asya’da oluşu. İnsaf… 80 milyonluk Türkiye ve dünyada yaşayan onca Türk vatandaşına rağmen. Fenerbahçe’nin bir dünya markası olma iddiasına karşın İsviçreliler’in gafı son derece komik. Bunu sadece komik olarak ifade etmek de yeterli olmayabilir. Bu davranış, birilerinin kulağına küpe olmalı. Merkezleri Cenevre ve Zürih olan kuruluşlar da, bu ırkçı ve gayrıciddi yaklaşımdan dolayı ilgilileri uyarmalı.

Hakan’ın inançları

Thursday
May 22,2008

Vedat Bayram

İnançlar kişilik, karakter ve yetişme mevzuudur. Tabii ki son derece önem arz eder. Hukuka, toplum düzenine, birliğe ve dirliğe de katkı sağlarlar. Ardından bu katkı ülke gelişimi ve toplumculukla da perçinleştiğinde inanılmaz bir enerji ortaya çıkarır.
Bu nedenle toplumla ters düşmeyen inançlı, ideal sahibi insanlara müthiş saygı duyulur. Bu Hakan Şükür olur, Ünal Karaman olur, Saffet Sancaklı olur. Adları fark etmez. Futbolcu, halterci, güreşçi olmaları da mühim değildir. Onlar toplumun itici güçleri ve güzel örnekleridir.
Her yaptıkları iş, verdikleri söz, davranış biçimleri ilgiyle takip ve taklit edilir. Yukarda saydığımız yaptıkları ise toplumsal güzellikler içindir. Bir başka deyişle onlar ülkeleri için güçlü birer dava adamıdır . Böyle devam ettikçe güçlü bir örnek olarak saygıyla anılırlar. Güçlüdürler de, kimse onları karşılarına almaya cesaret edemez. Fakat iki küçük ayrıntı var ki, onları gözden düşürmeye yeter.
1) Şimdi Hakan’ın yapmaya çalıştığı “ben” veya “inançlı ben” vurgusu, ki hatadır.
2) İnançlı adamın inanılırlığında zaafiyet, verdiği sözde durmaması! Ya da çok sık inanç tekrarlaması!

İşte bu iki zaafiyet, inancı da, inanca saygıyı da bitirir.
O nedenle toplumun %80′inde mevcut olan inanca saygıyı iyi muhafaza etmek, onu sözle ifade etmekten(!) önemlidir.

ÇAĞDAŞ MİLLİ TAKIM!
Her sektörde aşama yaptığı iddia edilen ve de işlerin iyiye gittiğine dair açıklamalar yapılan ülkemizde; spordaki sıkıntıyı vurgulamaz isek bize kimse inanmaz. Bu nedenle başta EURO 2008 olmak üzere futbolu, ardından da olimpiyat çalışmalarını dikkatle izliyoruz.
Bunlarla ilgili imkan ve beklenilenleri hassas terazide tarttığımızda ise Türk sporunu ‘futbol ve diğerleri’ diye ayırmak zorunda olduğumuzu da net görüyoruz.
Almadan vermenin tanrıya ait olduğunu da bildiğimizden; Futbol hariç branşlarda fazla şanslı olmadığımızı da üzülerek söylüyoruz.
Bunun Türkçe açıklaması şudur:
a) Kanunla maddi manevi her türlü donanım sağlanmış futbol.
b) Üvey evlat muamelesi gören diğer branşlar.
Peki sebep? İlgi, alaka ve idare.
Aynı ülke, aynı meclis, aynı kanun, aynı kaynak. Fakat branşlar arasında korkunç finansal uçurum!
Daha da açalım: Amerikalı gıda uzmanlarınca besi değerleri ayarlanan futbolcular. Yırtık pırtık tel kafes, tozlu sahalarda çekiç atmaya hazırlanan diğer olimpiyat sporcuları! Dahası mı? Dünya ve olimpiyat şampiyonu olmasına rağmen, hala imkansızlıktan şikayet eden Halil Mutlu!
Net söylersek, başarı için her türlü imkanin seferber edildiği çağdaş bir Futbol Milli Takımı! Hazırlanırmış gibi yapılan diğer branşlarda olimpiyat kafilesi! işte bu yönetim sorunudur. İşte bu bir insan ve idare farkıdır. Bu şartlarda kim daha başarılı olur? Siz karar verin.

Devşirmeler ve Piontek

Thursday
May 15,2008

Vedat Bayram

Dün yöneticisi olduğumuz TURFAD ‘Türkiye Futbol Adamları Derneği’nin davetlisi olarak ülkemize getirdiğimiz Türkiye Milli Takımı’nın eski teknik direktörü Sepp Piontek ile yemekteydik. Şuradan buradan derken konu Türk Futbolunun alt yapısına geldi. Ardından ise yabancı oyuncu kontenjanı ve Türk Milli Takımının son durumu değerlendirildi sırasıyla. Türkiye’ye ve Türk futboluna verdiği hizmetle gönlümüzü kazanan Piontek’in söylediklerini biz söyleseydik inanın ‘kitleden tecrit edilirdik’! Ne diye? Şoven diye! Başka? ‘Cahil ilan edilir, yüzlerce email alırdık okurlardan’. Hem de spor akademilerinde onların yaşı kadar spor eğitimi almamıza rağmen. Gelelim 1990-1993 arası Türkiye’de çalışırken Anadolu’dan topladığı yeteneklerle, ‘2002 Dünya Kupası’nda 3. olan Türk takımının temelini atan’ Piontek’in sözlerine;
- “Ben geldiğimde hiçbir Türk futbolcusu Avrupa’da oynamıyordu.”
- “Biz şimdiki gibi Avrupa’ya yönelmedik. Zora talip olup Anadolu’yu dolaştık.”
- “80 milyonluk bir ülkede aksi davranmak akılcı değildi.”
- “İngiltere ve Bekçika’ya bir bakınız milli takımlarında oynatacak futbolcu bulamıyorlar.”
- “Neredeyse turnuvalara katılamayacaklar.”
- “Aynı yoldan giden ülkelerin aynı risklerle karşılaşma ihtimalleri çok yüksek”
- “Kaldı ki Türk vatandaşı yapma organizasyonuna tümden karşıyım.” Yabancı kontenjanının mutlaka mantıklı bir denge ya da balansı olmalı. Aksi halde ülke futbolu zarar görür.
Evet duydunuz mu beyler! Daha önce köşemde yabancı kontenjanıyla ilgili yazdığım benzer fikirleri şimdi söyleyen Sepp Piontek.
Yerliye itibar zayıf olduğundan konuyu öyle sunmak sanırım ‘yarım spor aydınları’ için belki daha inandırıcı olur.

Nasıl şampiyon olunur?

Wednesday
May 7,2008

Vedat Bayram

Bu hafta F.Bahçe, G.Birliği’ni 3-2, G.Saray da Sivas’ı 5-3 ile geçti. Takdir edersiniz ki bu sonuçla G.Saray şampiyonlukta hedefi yüzde 99 yakaladı. Hem de süre gelen onca ekonomik, matematik ve psikolojik dezavantajlara rağmen ya da F.Bahçe’nin tüm üstünlük ve avantajına rağmen. Efendim Daha lig bitmedi. Bu ne acele teşhisdiyenler olabilir. Fakat onlar bu işin ikinci bir Nuh Tufanı kadar zor olduğunu da bilmektedirler.
Asıl önemlisi F.Bahçe’nin nasıl şampiyon olmadığını anlamak yerine G.Saray’ın bu başarıya nasıl ulaştığını ifade etmektir. Bir kere, 2 takımı kıyasladığımızda tüm şartların G.Saray’ın aleyhine olduğuna kani misiniz?
Ne gibi mi? Transfer, bütçe, ödeme güçlüğü, yabancı oyuncu adet ve kalitesi, huzur, tesis oranı, seyirci desteği, lig arasında başkan değişikliği, sezon başında oynanan 5 seyircisiz maç. Bunların tamamı G.Saray’ın aleyhine net dezavantajlar değil mi? Öyleyse ne oldu da bu kadar handikapa rağmen G.Saray şampiyonluğu yakaladı?

ZENGİN BABANIN ÇOCUKLARI
Bize göre Kalli’nin gidişi G.Saray için itici bir güç oldu. ‘Hocasız da başarırız’ mantığı takım için bir kırılma noktası ve rüzgara dönüştü. Şans da G.Saray’dan yana olunca, bu işi bitirdiler. Fenerli futbolcular mı? ‘Zengin babanın çocukları’ edası ile rehavete düşüp bedava puan dağıtarak şampiyonluğu zora soktu. Ayrıca buna tek cümle ile yerli oyuncunun ruh ve inanç farkı demek mümkün. Israrla sınırsız yabancı oyuncu tercihinde bulunanlar şimdi sıkı dursun! Çünkü F.Bahçe ve Beşiktaş takımında tonla yabancı oyuncu varken, G.Saray şampiyonluğa yakın. Dedik ya bunu değiştirmek için de şimdi ancak yeni bir ‘Nuh Tufanı’ gerekir.
Baş sağlığı; Spor ailesinin ve benim önemli dostum M.Ali Aydınlar’ın katlanılması zor acısına yürekten iştirak edip, Kerem için rahmet ve ailesine sabır diliyorum.
Sayın Başesgioğlu; İstanbul Aydın Üniversitesi’ndeki öğrencilerimizi kırmayarak davetimize iştirak eden, Türk Futbolu ve 2008 Olimpiyatları’nı değerlendiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’na da şükranlarımızı arz ediyoruz.

Suçlu sadece Zico mu?

Tuesday
Apr 29,2008

Vedat Bayram

Adam eğer adam olmaz ise; olayı kavramaz, telkin ve tavsiyelere uymazsa; hatta lig bitimine 3 hafta kala bu çok hayati derbinin önemini algılayamayarak ‘Fenerbahçe gibi’ oynamazsa, suçu şunda bunda aramanın manası yok.
Evet GalatasarayFenerbahçe derbisinin ardından yapılan konuşma ve yorumlara, yazılan yazılara istinaden yazıyorum.
Çok değerli yorumcu arkadaşlarıma saygım sonsuz… Elbette onların futbol konusundaki üstün teknik bilgilerine de sözüm yok!
Ama taze yenilginin ardından bütün suçun A’dan Z’ye teknik direktör Zico’ya yıkılmasına itirazım var.

AVUKATI DEĞİLİM AMA…
Neden? Zico’nun savunma avukatı olduğumdan değil elbette… Bir bütünün içinde sonucu etkileyecek büyük parçayı ya da dilimi bırakıp, tabaktaki kırıntı ile uğraştıkları için, benzetmeye mi takıldınız? Evet ama maalesef bu konu böyle.
Şimdi siz Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan, yarı finalin kapısından dönen takımın hocası Zico’yu göklere çıkaracaksınız; umumi istek ve arzu ile 2-1 biten Chelsea maçı sonrası kendisini alkışlarla onore edeceksiniz… Sonra kamuoyunca sonuna yüzde 51 sans verilen Galatasaray’ın saha ve seyirci avantajı ile 1-0 kazandığı maçın tüm kusurunu Brezilyalı teknik adama yıkacaksınız.

BÜTÜN TAKIM SORUMLU
Peki sebep ne?
Kezman’la başladı, Maldonado’yla başladı diye! İşte bu yanlış bir teşhistir ve tamamen teferruattır.
‘Asıl suçlu’ aranıyorsa bu ‘Fenerbahçe Futbol Takımı’dır. Neden?
- Fenerbahçe, Galatasaray önünde, Fenerbahçe gibi oynamamıştır.
- Futbolcuların maçı kazanma adına bir istek ve gayretine şahit olunamamıştır.
- 90 dakika boyunca maçın ‘kafalarda kazanılması’ ile ilgili hiçbir işaret görülememiştir.

CARLOS YETİŞTİRİLEMEDİ
- 32. haftada puan durumundaki hassasiyete rağmen takımın teminatı Roberto Carlos bu maça kadar hazır edilememiştir.
Bunlar madalyonun bir yüzü… Gelelim diğer tarafına…
Ali Sami Yen Stadı’nda kendisine ayrılan komik yeri dahi tıklım tıklım doldurmayan Fenerbahçe seyircisini gören ‘yetkili/görevli’ herkesi vicdan ve izana davet ediyorum.
O neden?
1970′li yıllarda yıllarda yarı yarıya paylaştığımız stat ve seyirci kapasitesini, ilerleyen zaman ve modern çağa rağmen yüzde 5′lere düşürdükleri için… Derbi mücadelesinde komik görüntüye neden oldukları için… Açıkçası bunun adına ‘ileriye değil geriye gitmek’ denir.

GEÇMİŞE BİR BAKIN!
Neye rağmen? Sözde modernleşmeye rağmen… Özgürlüklerin geliştiği iddialarına rağmen… Sizce bir yerlerde bir çelişki yok mu?
Niçin? Rakip seyirciyi stat kapasitesinin yüzde 5′i kadar kabul ettiğimiz için. Bunun gerekçesi ne? “Kavga dövüş olur” diye mi?
“Bin 500 kişinin can güvenliğini sağlarız, ama 12 bin 500 kişi gelirse kefil olamayız; asayişini sağlayamayız” demek mi istiyorsunuz?
Ama ben biliyorum ki, bu il spor güvenlik kurulu toplantılarında alınan karardır.
“Kulüp başkanları da böyle istiyor” diyeceksiniz. Deseniz de yanlış buluyorum. Sizi maziye davet ediyorum. Statlardaki eskiyeni iki görüntüyü canlandırıp, “Statlar değişti, bizler mi yaşlandık” diye soruyorum.

Derbi ve şampiyonluk

Tuesday
Apr 22,2008

Vedat Bayram

Başkanlığı döneminde hayli eleştirilip başarısız addedilerek görevini bırakması önerilen Özhan Canaydın’ın takımı G.Saray, bu hafta F.Bahçe ile karşılaşacak. Kimin şampiyon olacağı noktasında ciddi bir düğüm olan bu maç önemli. Ancak bundan daha önemlisi hocasız G.Saray’ın halen şampiyonluk yarışında F.Bahçe’nin sırtından düşmemesi. Liglerin bitimine 3 hafta kalmasına rağmen aynı puanla F.Bahçe’yi takip eden G.Saray kendi sahasında oynayacağı bu maçta %51 şanslı gösteriliyor.
Tabii bu matematiksel yaklaşım… Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini maç sonrası göreceğiz. Psikolojik varsayıma göre ise sezon başından beri kamuoyunda “F.Bahçe şampiyon olur” rüzgarı hakim. İşte 2008 futbol yılı ikinci yarısı yine bir ezeli rekabete bu şartlarda sahip olacak. Öyle veya böyle iş sonuçlanacak. Fakat dedik ya; asıl önemli olan bu sonuçtan önce her iki takımın bugünkü hali… Çünkü bu son durumdan çıkarılacak hayli ders, verilecek hayli cevap var.
Kime bu cevaplar?
Şüphesiz Canaydın. Ne diyecek? “Beni başarısız buluyordunuz. Ergun Gürsoy, ‘F.Bahçe kurumsal olarak G.Saray’ın çok önünde” diyordu. Bunlar doğru olabilir. Ama ben iki yıldır yapamadığım stadın temelini attım. 31. haftada da bunca sıkıntıya rağmen takımımı 70-70 eşit puanda bıraktım. Şu halde benim başarısızlığımdan söz edilemez” derse haksız mı?