Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Karşılaşmaya her iki takım da beklediğimiz gibi başladı. Hem İsveç hem de Yunanistan savunma güvenliğini ön planda tuttu. Son Avrupa şampiyonu Yunanistan, kontratağa kalkmak için İsveç’in üzerine gelmesini bekledi. İsveç ise bu tuzağa düşmedi. İlk yarıda resmen uyuduk! Hatta 35. dakikada sert şekilde esmeye başlayan rüzgârdan bile medet umar olduk. Ancak bu sert esen rüzgâr ne Yunanistan’ı hareketlendirdi ne de İsveç’i. İkinci yarıda İsveç daha etkili ataklar geliştirdi. Gecenin en iyisi olan İbrahimovic golü buldu. İsveç bu golle öne geçerken, Yunanistan da artık hareketlenmesinin zamanının geldiğini anladı. Ancak Yunanistan gol atmak için atağa kalkınca defansında açıklar vermeye başladı. Bu da İsveç’in işine yaradı. İsveç,bir gol daha bularak zor geçecek denen maçtan rahat bir galibiyet aldı. Yunanistan’ın mağlubiyetinde, bize 4-3 yenildikleri maçta da büyük hatalar yapan kaleci Nikopolidis başrol oynadı. Nikopolidis, ikinci golde topu adeta kendi kalesine attı.

B Grubu açılış maçında ev sahibi Avusturya ile Hırvatistan arasındaki mücadelede futbola doyduk. Maçın başında kazandığı penaltı ve Modric’in kaydettiği golle Hırvatlar büyük bir avantaj yakaladı. Golden sonra ataklarını sıklaştıran Bilic’in takımı, Avusturya kalesini abluka altına aldı. Bu dakikalarda Hırvat forvet Olic’in girişimleri sonuçsuz kaldı. Bundesliga’daki performansından oldukça uzaktaydı. Avusturya ise ilk yarıda kontrataklarla maça denge getirmeye çalıştı. Fakat Hırvat savunma oyuncuları beraberlik golüne izin vermeyince ilk yarı 1-0 Hırvatistan üstünlüğüyle sonuçlandı. İkinci yarıda çok güzel bir maç seyrettik. Mücadele gücü çok yüksekti. Golü isteyen, arzulayan taraf Avusturya’ydı. Maçın kontrolünü ellerine geçirip oyunu rakip alana yıkmayı başardılar. Avusturya için tek eksik goldü. Maçın 69. dakikasında oyuna giren Türk asıllı futbolcu Ümit Korkmaz ortaya koyduğu mücadeleci futboluyla tribünleri ateşledi. Sol kanattan geliştirdiği akınlarla arkadaşlarını gollük pozisyonlara soktu. Fakat Avusturya istediği gole bir türlü ulaşamadı. Bunda kalesinde devleşip gecenin kahramanı olan Pletikosa’nın da payı büyüktü. Hırvat kaleci dün akşam olağanüstü bir performans ortaya koydu. Avusturya direndi EURO 2008′de herkes dersini iyi çalışmış. İyi mücadele etmeyene puan yok. Avusturya mağlup olsa dahi iyi bir futbol sergiledi. Doğruyu söylemek gerekirse evsahibinden bu performansı beklemiyordum. Benim için sürpriz oldu. Turnuvanın favorileri arasında gösterilen Hırvatistan çok önemli bir galibiyete imza attı. Böyle turnuvalarda açılış maçlarına üç puanla başlamak çok önemlidir. Hırvatlar en azından bu zorlu grupta önemli bir avantajı cebine koydu. Avusturya ise kolay lokma olmadığını göstererek kalan iki maç için taraftarına umut verdi.

Fatih Terim bize “Bu şampiyonada çok güzel izler bırakacağız” mesajını vermişti. Yani demek istediği, yensek de yenilsek de Milli Takımımız bu turnuvaya damgasını vuracaktı. Turnuva daha bitmedi. Umarım Terim’in dilekleri gerçekleşir. Ama dün akşamki maça bakarsak Milli Takımımızın bu turnuvaya damga falan vuracak hali olmadığını söylememiz gerekir. Ayağa kalkamadık 90 dakika boyunca bizleri ayağa kaldıracak tek bir pozisyon yok. Buna karşılık rakibimizin attığı gol dışında üç tane direkten dönen topu var. Çekler, İsviçre’yi yendikten sonra bizim için şu maçta alacağımız bir puanın bile önemi büyük olmuştu. O yüzden ilk 45 dakikada oynanan futbol için bir şey diyemeyeceğim. Sağ kanatta Hamit Altıntop, Simao’yu; sol kanatta Hakan Balta Ronaldo’yu etkisiz hale getirmiş, Aurelio gelen atakları engelliyor, Servet canı gönülden oynuyor ve ilk 45 dakikayı berabereye bitiyoruz. Arda’yı beklerdim Fatih Terim’in aslında ne yapmak istediğini çok iyi biliyorum. İleride Mevlüt, Tuncay ve Nihat’ı oynatarak bu maçı kazanmak istedi. Ama her üç futbolcumuzun da etkisiz oyunları rakip kaleye gitmemizi engelledi. İkinci devrede Mevlüt’ü çıkartıp Sabri’yi oyuna koyması da “Baktım ki bu iş olmayacak bari maçı berabere bitireyim” düşüncesinin ürünüydü. Ama hangi tarafı toplasak, hangi tarafı çıkartsak hiçbiri birbirine uymuyor. Çünkü dün akşam Milli Takımımız bizi sevindirmekten çok uzaktı. Yapacak da bir şey yoktu. Bükemediğin bileği öpeceksin. Portekiz bizden daha iyi takım. Bunu kabul etmemiz lazım. Ama önümüzde iki maç daha var. Toparlanırsak bu gruptan çıkma ihtimalimiz var. Ondan sonrasına da bakacağız artık. Ama önlemler almamız kesinlikle şart. Ben sahada dolaşanların yanına Fatih Terim’in bir de Arda’yı koymasını beklerdim.

Yıldırım’ın kadroyu koruma kararı çok yerinde ancak futbolun ciddi bir iş olduğu hatırlatılacak Bana sanki Zico ‘gidici’ gibi geldi. Mutlaka bir B planı vardır. Forvete takviye ise kesin yapılacak
Başkan Aziz Yıldırım’ın açıklamalarını dinledikten sonra Fenerbahçe’nin önümüzdeki sezon çizeceği stratejiyi daha iyi anlamış olduk. Tüm konuşmayı ana hatlarıyla 4 maddede toplamak mümkün. Bir, kadro dağıtılmayacak. İki, transferler ezbere değil, gerekli yerlere, gerekli adamlar alınarak yapılacak. Üç, teknik adam sorunu yaşanmayacak. Dört, Fenerbahçe futbol kulübü olarak değil, spor kulübü olarak anılmaya devam edecek. (Yani amatör branşlara desteğe devam) Şimdi yukarıda yazdıklarımızı biraz açalım. “Kadro dağıtılmadan birkaç takviye ile yola devam” kararı son derece doğru. Şampiyonluğu son haftaya kadar kovalayan ve de Avrupa’da ilk 8′e giren bir takımı yok sayamazsınız.
Çok basit, hatalarla akıl almaz puanlar kaybedildi. Başkanın en az üç dört kere tekrar ettiği, “Yürüye yürüye şampiyon olmamız gerekirdi” sözünde işaret edilen, Zico gibi görünse de futbolcuların da bu sorumluluktan kaçmamaları gerekir. Futbol ciddi iştir, şaka olmaz. Rakibini küçük görürsen yani saygı göstermezsen başına her zaman her şey gelebilir. İşte bu gerçek unutuldu. “Ben İnter’i, Sevilla’yı, Chelsea’yi yenmişim. Siz de kimsiniz kardeşim!” dersen, sadece Bursa ve Büyükşehir Belediye’ye 10 puan kaybetmen elzem olur. Önümüzdeki sezon aynı hataların yapılması mümkün değil, o yüzden kadroyu elde tutmak akıllıca olur fikrindeyim. Başkan, “Avukatıyla görüşmem devam ediyor” derken, bana Zico gidici gibi geldi. Zaten Yıldırım da, “Bu konu problem olmaz” diyerek, her zaman B planını hazırda tuttuğunu belirtti. Yapılacak transferler için isim belirtmese de gelecekte de kulübe faydalı olabilecek genç yeteneklerin alınacağını çıkartmamız mümkün. Ancak bunlar kesinlikle boş futbolcular değiller. Kezman’ın sakatlanıp, Semih’in kart cezalısı olduğu dönemde, santrforsuz sahaya çıkan takımın, forvette büyük sorun yaşadığı herkesin malumu. İlk takviyeler bu bölgeye yapılacak. Yalnız benim tanıdığım başkan, yine de bir bomba patlatıp kombine ve forma satışlarını hızlandıracaktır. Son olarak, benim de hep söylediğim gibi, Fenerbahçe bir futbol değil spor kulübüdür. Katıldığı 9 branşta da şampiyonluğu kovalamak kime nasip olmuştur! Sporcu ordusuyla sadece ülkemizde değil Avrupa’da da ses getiriyor. (Bayan-erkek basket takımı ve futbol takımı, Avrupa’nın ilk sekizinde, masa tenisi ise final oynadı.) Bu akşam da Abdi İpekçi’den galibiyetle çıkarsa erkek basket takımı şampiyon oluyor. Bu yüzden yapılanlara değişik gözle bakmak gerekir. Viyana’da koyu Galatasaraylı bir dostumuz, “Allah bizim de başımıza bir Aziz Yıldırım versin” derken, aslında anlatmak istediklerimizi özetliyordu.

F.Bahçe, kombinelerde, borsada ve ürün satışlarında ezeli rakiplerinden çok önde Devler Ligi’nde çeyrek finale kalınması, Fenerbançeliler için sadece bir başlangıç
Şampiyonluk son dakikada kaçmış, henüz transfer yapılmamış, teknik adamdaki belirsizlik sürüyor ve bütün bunlara rağmen şu ana kadar satılan kombine sayısı 21 bini geçmiş durumda (Daha bu rakam sponsorlar dahil değil) Yapılacak transferlerden sonra bu rakamın 30 bini geçeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Gerçekten de Türkiye şartlarının üzerinde bir çizgiye ulaşıldı. Fenerbahçe taraftarının kulübüne sahip çıkmasını, bağlılığını ve sevgisi anlamak için şu tabloya bakmak bile yeterli.
Kulübüne elinden geldiğince maddi-manevi katkıda bulunan o topluluk için söylenenler, yazılanlar, çizilenler asla bir popülistlik örneği değil olsa olsa yiğidin hakkını yiğide vermek olarak adlandırılabilir. ZEMİN SAĞLAM Kombinelerde, borsada, ürün satışında, halka arzda, maça gelen taraftar sayısında ve her türlü ekonomik konularda G.Saray ile Beşiktaş’ın toplamının iki katından daha fazla hacime ulaşılmıştır. F.Bahçe’nin bu günlere gelmesinde elbette akılı yatırımlar, politikalar ve belli bir plan içinde yapılan programlar etken olmuştur. Yalnız unutulmasın ki en büyük nedenlerden biri de taraftarın her türlü şarttaki özverisidir. O yüzden F.Bahçe, diğer kulüplere göre çok daha sağlam zeminde oturmaktadır. Başkan ve yönetime güvenleri çok fazla. Asla yalnız yürümeyeceklerini biliyorlar. “Nasıl olsa transferler yapılacak, o yüzden beklememize gerek yok. Kombinelerimizi şimdiden alalım” diyorlar. Bugüne kadar yapılanları teminat olarak görüyorlar. F.Bahçe taraftarı iyi biliyor ki, bulundukları maddi katkılar, kendilerine her türlü geri dönüyor. Sürekli yatırım yapılıyor. Transferi de dert etmiyorlar çünkü “Revivo’yu, Rapaiç’i, Ortega’yı, Hooijdonk’u, Alex’i, Anelka’yı, Roberto Carlos’u Kadıköy’e getirenler herkesi getirebilir” diye düşünüyorlar. Rakip yöneticiler ve medyasının “formalarını bile göremezler” dediklerine teker teker imza attıranlar “biz de sizlerin yanındayız” mesajlarını veriyorlar. Yalnız şu var. Herkes geçen sezonki Avrupa macerasından umutlanmış ki kalındığı yerden devam edilmesi için büyük beklenti içinde. “Fenerbahçe bu gruptan çıksın, ben de bu mesleği bırakırım” diyenlere inat çeyrek finale kalınıp, yarı final zorlandı. Bazılarına göre mucize olan bu başarı F.Bahçeliler için sadece bir başlangıç. O yüzden teknik adam konusunda bir an önce karar alınmalı ve de en önemlisi gereken yerlere gereken transferler yapılmalı. Herkes bana kim gelsin kim gitsin diye soruyor. Kontenjan açılmadan dışarıdan transfer yapılamaz. Onun için biraz sabır. Beni takip edenler bilirler ki ben istikrardan yanayım. Özellikle teknik adam konusunda, ne kadar uzun kalınırsa o kadar iyi diyenlerdenim. Geçtiğimiz sezonun başarı ile kapatıldığına inandığım için de kadronun korunmasını ve birkaç takviye yapılmasını istiyorum. Yabancı konusunda kontenjan 7 olarak açılmalı. Oynamayacak, sakat veya yarar sağlamayacaklarla yollar ayrılmalı. Çünkü çıta yükseldi ve hedef büyüdü.

Bir kere orası Kalamış değil, Fenerbahçe Muhtarlığı’na bağlı bir bölge. Yani Fenerbahçe. Dolayısıyla işin doğrusu; Galatasaray Kalamış Tesisleri değil, Galatasaray Fenerbahçe Tesisleri’dir. Şimdiye kadar hiçbir başkanın söyleyemediği bu gerçeği, haliyle Adnan Polat da söyleyemiyor. Şimdi bu nedir? Ablamla eniştem doktor. Tıp hakkında biraz da olsa bilgim var ama bunun adına “Fenerbahçe kompleksi” demek için doktor olmaya gerek yok. Karada bir polis ordusu, denizde Sahil Güvenlik botları, Fenerbahçe Burnu’nun köşesindeki tesiste bu şartlarda “Her an olay çıkabilir” endişesiyle eğlenmeye çalışan bir grup… Böyle kutlama olur mu! Halbuki verilecek dostluk mesajlarıyla oraya gidilebilirdi. Kutlama da daha rahat ve mutlu bir şekilde yapılabilirdi. Ama her zamanki gibi kavga ortamını tercih ettiler. Meydan okurcasına “Galatasaray kutlamayı Kalamış’ta yapar” gibisinden bir pankart astılar, “Daha önce ne zaman yaptınız?” sorusuna yanıt aramadan… OFTAŞ maçından sonra Adnan Polat, Levent’teki Liseliler’in derneğinde etrafında toplanan 8-10 kişiye “Saat kaç?” diye soruyor, onlar da “20.45″ diyorlar. “Duyamadım” diyor, yine “20.45″ diye bağırıyorlar. Aziz Yıldırım modeli Ama Polat tatmin olmuyor, “Daha çok bağırın, Kadıköy de duysun” diyor. Yani Polat kafayı tamamen Kadıköy’e takmış durumda. Acaba neden? Caferağa’da Fenerbahçe-Galatasaray bayan basketbol finali oynanıyor. Ortam gayet güzel, maçın bitmesine 3 dakika falan kalmış; Fenerbahçe 13 sayı önde, taraftarlar şampiyonluk şarkıları söylüyorlar. Ama o da ne! Birdenbire iki Galatasaraylı idareci taraftarları el kol hareketleri yapıp tahrik ediyor. Amaç belli; maçı tatil etmeye çalışacaklar. Salonda kazanamadıklarını saha dışında kazanacaklar. Ama işin farkına varan Aziz Yıldırım ve idareciler, olaya el koyuyorlar ve provokasyon yarıda kalıyor. İşin özeti; Galatasaray’ın Fenerbahçe kompleksini üzerinden atması pek mümkün görünmüyor. Tahriklere, provokosyana açık bir şekilde Kadıköy’e gelen Galatasaray Başkanı’na karşı aynı gün “Bayan basketçilerin şampiyonluğunu kutlayalım” diyenlere, “Hayır, bırakın rahat eğlensinler” yanıtını verip tesislerini kapatan Fenerbahçe Başkanı modelini tartışalım ki herkes fikrini söylesin, kim kavgadan, kim barıştan yana görelim.

Her sene ligler bittikten sonra biz de yollara düşüyoruz. Sağ olsunlar sevdiklerinden lig sonrası yapılan tüm etkinliklere davet ediliyoruz. Yorgunluk oluyor ama tatlı bir yorgunluk. Çünkü sevgiler de saygılar da karşılıklı. Yalnız işlerimizin yoğunluğundan bazı davetlere gidemiyoruz. Trakya Üniversitesi ve Çankaya Üniversitesi’nin bahar şenliklerine katılamadım. Bu beni de çok üzüyor ama yapacak bir şey yok. Yetişebildiğim her yere gidiyorum. Cuma günü Düzce’de GFD’nin gecesine katıldım. Yarın yine bir panel için Kıbrıs’a gideceğim. Buralarda gördüklerim; Fenerbahçe seyircisinin sadece şampiyonluklarla ilgilenmediğidir. Çocuklar sarı-lacivert renklere sevgilerini o kadar güzel gösteriyorlar ki üzerine ne desek boş…

Salonlar Fener’in
Yüzüncü yılda toplanan kupalarla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olan Fenerbahçe, 101. yılda da aynı başarıları sürdürüyor. Amatör branşlarda tek kelimeyle hakimiyet kurulmuş şekilde. Özellikle salonlarda sarı-lacivertli renkler, çok güzel işlere imza atıyorlar. Bayanlar voleybolda şampiyonluğu aşırı motivasyon yüzünden yapılan basit hatalarla Eczacıbaşı’na kaptıran Fenerbahçe’nin elde ettiği ikincilik, büyük başarıdır. Erkek voleybolde ise Halk Bankası ile yapılan final maçları sonunda zafere ulaşıldı. Daha birkaç yıl öncesine kadar bu dalda esamesi okunmayan Fenerbahçe’nin kısa zamanda voleybola damgasını vurmasının ardında yönetici Hakan Dinçay’ın büyük katkılarını unutmamak gerekir. Bayan basketçiler finalde Galatasaray’ı geçerek bir kez daha şampiyonluk kupasını kaldırdı. Erkekler ise yarın Efes Pilsen’i mağlup ederse finale kalacak. Masa tenisinde şampiyonluklardan sonra elde edilen Avrupa ikinciliği, bu dalda Fenerbahçe’nin rakipsiz olduğunun göstergesidir. Ülkemiz spor tarihinde ilk defa masa tenisinden bir sporcu olimpiyatlara katılacak. Burada da özverili çalışmalar yapan yönetici Ercan Karasu’yu kutlamak gerekir. Fenerbahçe’nin boks şubesinde Mert Temelli’nin önderliğinde almadığı kupa, toplamadığı madalya kalmadı. Oradan da olimpiyatlara gidecek sporcular mevcut, tıpkı yüzme ve atletizm gibi. ***Bütün bunları neden yazıyorum? Fenerbahçe’yi sadece futbol kulübü olarak görenler var. Oysa Fenerbahçe bir spor kulübüdür ve ülke sporuna büyük katkılar yapmaktadır. Eğer spor sevdalısıysanız, bir hafta sonu şöyle Dereağzı’na, Kalamış’a veya Fenerbahçe’ye doğru uzanmanızı tavsiye ederim. O manzarayı görmenizi isterim. 5-18 yaş arası yüzlerce çocuk, bütün bu branşların spor okullarında eğitim görmektedir. 9 yaşındaki kızım Nazlı da bunlardan sadece bir tanesi. (O da 2 sene yüzdükten sonra şu anda voleybola gidiyor) Onu antrenmanlarına, sırf o manzarayı görebilmek için hep ben götürüyorum. Sarı-lacivertli renklerden oluşmuş cıvıl cıvıl bir orduyu görmek gurur verici. İleride belki de içlerinden birçok olimpiyat şampiyonu çıkacak. Fenerbahçe amatör şubelerini laf olsun diye açık tutmuyor, iddiasını ortaya koyuyor ve her dalda zirveye oynuyor. Böyle bir kulübü, sadece futbolda ikinci olduğu için yargılamak büyük haksızlık. Futbolun önemini elbette biliyorum. Kulübün lokomotifi futbol şubesidir. Yapılan hataları defalarca yazdık. Bunları en iyi bilenler yapanlardır ve bir kez daha yapmazlar. Mutlaka transferler yapılacaktır ve bu transferler de her sene olduğu gibi bir kez daha Avrupa’yı ve dünyayı sallayacaktır. O yüzden siz siz olun kombineler için fazla gecikmeyin.

Şu aralar gündemde (transferlerden de önce) Fenerbahçe’yi ilgilendiren tek soru var. Zico kalsın mı gitsin mi? Ben son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Kesinlikle kalmalı. Hatta kadro da korunabildiği karar korunmalı. Çünkü bu sene yapılan hataları onlardan daha iyi kimse bilmiyor. Şunu size kesinlikle söylemeliyim ki lig bittikten sonra Fenerbahçeli futbolcular önümüzdeki sezonun hemen başlaması için dua eder hale geldiler. “Biz bu şampiyonluğu nasıl kaybettik” havasındalar. İnanın ki önümüzdeki sezon yeni gelecek teknik adam bu sorunları çözmekte büyük çaba harcayacaktır ve zaman kaybı olacaktır. Ayrıca hani Fenerli medya denilen hayali medya gelen yeni teknik adamın 30 yıldır yaptıkları gibi canına okuyacaklardır. Bakın geldiği günden beri “Zico gitsin” diye adeta kampanya başlatan yazarlar bile şimdi Zico gitmesin diyorlarsa işin yüzde 80′ bitmiş demektir. Aslında rahatlayacak olan bizleriz. Çünkü sorumluluk bizlerden çıkacak rahat rahat teknik yorumlar yapabileceğiz. Onların bizlere söylediği gibi biz de onlara günahları boynuna diyeceğiz. Ne yapalım yıllarca bizim gibi düşünenlere saldıranlar en sonunda ellerini taşın altına soktular ya ne kadar sevinirsek azdır. Dr. Gürkan Kubilay haklı iddialifutbol.com’un yaratıcısı sevgili dostum Dr. Gürkan Kubilay dün “Fatih Terim bu işi bilmiyor” başlıklı bir yazı kaleme almış. Mutlaka okumuşsunuzdur. O yazının altına Selçuk Yula olarak ben de imzamı atarım. Yalnız sevgili doktorumuz her şeyi istatistiklerle, bilimle ve de futbol bilgisiyle yapıyor. Ülkemiz futbol kamuoyunun böyle erdemli değerleri ve doğruları bir arada barındırması ve anlaması mümkün değil. Gol kralı Semih’in Milli Takım’a çağrılması kimleri, niye rahatsız ediyor? Söyleyelim. Bir tek Galatasaray medyasını. Ersun Yanal’ın da o yüzden başını yiyip gönderen onlar değil miydi? Adamlar Milli Takım’da Fenerbahçeli bir futbolcu olmasına bile tahammül edemiyorlar. Sırf bu yüzden kendi istedikleri Fatih Terim’e saldırıyorlar. Ben 1973 yılında Genç Milli olduktan sonra şu yıla kadar Milli Takımlar içindeyim. Gördüğüm en güzel maç, Danimarka’daki Nihat’ın penaltı kaçırdığı 1-1′lik maçtı. Ersun Yanal istediği devrimi yapmıştı. Ama adama izin vermediler. Önemli değil, Fatih Terim de şimdi aynı yolda. İleride Nihat tek forvet görevi yapsa da arkadaki orta sahanın hepsi ofansif silah olarak (Tuncay, Emre, Yıldıray, Gökdeniz, Hamit vs.) bir forvet gibi görünmekteler. Yani istenen; döne döne oynanacak, rakibi şaşırtacak, herkesin top yaptığı, çok koştuğu, gol atıp asist yaptığı bir kadroyu sahada görmektir. Nihat’ın da orta saha özelliğini ortaya koyarsak Fatih Terim’in İsviçre’de nasıl top oynatacağını biraz daha anlamış oluruz.

Fenerbahçe kulübünün bütün başarılarında hizmeti geçenlere ‘Türk sporu adına’ teşekkür etmek gerekir
Futbolda hedefler asla bitmez. Her sezon başlangıcında yeni hedefler ortaya konur. Büyük takımlar kupa ve ligdeki beklentilerinin yanına Avrupa’da başarılar da eklerler. Yani heyecanlar sürekli tazelenir ve güncelliğini korur. Fenerbahçe açısından şampiyonluğun kaçırılması elbette üzücüdür ama gelinen noktada bir başarısızlıktan da söz edilemez. Avrupa’da ilk 8′e girmekle, ligde Şampiyonlar Ligi’ni bir hafta kala garanti etmekle karalar bağlanmaz. Zaten taraftarlarla yapılan anketlerde (en güzel örnek antu.com’daki anket) açık ara bu sezonun başarısız kapatılmadığı konusunda birleşiliyor. Yani Fenerbahçe taraftarı, kulubüne güvenoyunu vermiştir. Gerisi de önemli değildir. Kombine kuyruklarının altında yatan gerçek de budur. Bu senen hakemler tarafından en fazla kollanan takımın şampiyonluğu son haftaya bırakması aslında tartışma konusudur. Medyamızda akıl almaz çifte standart örnekleri yaşanmakta. Mesela Fenerbahçe şampiyon olduğu zaman “Bu şampiyonluğu ne yapayım, hani Avrupa” diyenler, şimdi bakıyorum da Galatasaray için Avrupa’dan bahsetmiyorlar bile. Tam tersi kötü bir popülistlik örneği göstererek “İşte yerli futbolcularla kazanılan büyük başarı” diye insanları kandırıyorlar. Tabii bu söylemler en çok Galatasaray yönetimine yarıyor. Asıl sorulması gerekenler sorulmuyor. Ortadaki gerçek, Galatasaray’ın yabancı transferlerdeki büyük başarısızlığı, hataları, bilgisizliği ve isabetsizliği yüzünden sokağa atılan ve milyonlaca doları bulan ülke paralarıdır. Beyleri okuyup dinleyenler zannederler ki hiç transfer yapılmamış. (Yani fakir-fukara edebiyatına devam.) 7 yabancısından faydalanmayan Galatasaray’ın sadece Lincoln’e verdiği para 50 milyon YTL’dir. Fenerbahçe ile Galatasaray’ın karşılaştırılması gereken; kapalı kapılar ardında sözlerin verildiği, kutsal ittifakların yaşandığı, her türlü dolabın döndüğü, kendi deyimleriyle beyaz sayfa açılmayan şaibeli ligimiz değil Avrupa arenasıdır. Galatasaray o arenada yerlileri ile sıradan bir Alman takımından 5 yiyerek elenirken, Fenerbahçe doğru yaptığı yabancı transferlerleriyle Şampiyonlar Ligi’nde neredeyse final oynayacaktı. Bu sene de değişen bir şey olmayacak. Fenerbahçe kadrosunu daha da güçlendirecek, Avrupa’daki çıtayı yükseğe çıkaracaktır. Ligde sezon içi yapılan hatalar tekrarlanmayacak, futbolun asla olmazı “rakip küçümsenme” olayı bir daha olmayacak, iş baştan sıkı tutulacak ve şampiyonluk erkenden ilan edilecektir. Ekonomi başta olmak üzere kulüpte her yönden büyüme devam etmektedir. Adnan Polat önüne ilk hedef olarak Fenerbahçe’yi yakalamayı koydu. Galatasaray başkanı örnek olarak Fenerbahçe’yi almakla doğruyu yapıyor. Son 5 yılda 3 şampiyonluk kazanan, diğer ikisine de akıl almaz şekilde kaybedip ikinci olan, 9 amatör branşın hepsinde zirveye oynayan ve olimpiyatlara birçok sporcu gönderen bir kulüp için söylenecek tek söz vardır. O da bütün bu başarılarda hizmetleri geçenlere teşekkür etmek. Kimin adına mı? Elbette türk sporu adına.