Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Hatırlarsanız bir zamanlar ligler bitip transfer ayına girildiğinde ortalık yıkılırdı. Özellikle üç büyükler, Anadolu’da parlayanların peşine düşer, futbolcu kaçırma olayları yaşanırdı. (O dönemler yabancı falan yoktu) Kim daha fazla futbolcu transfer ederse, havayı o atardı! Gazeteler sezon içinde sattıklarından daha fazla satardı. Şimdi böyle mi? Bakıyorum da hiç hareket yok. Şimdi dilerseniz dört büyüklerin neler yaptıklarına bir bakalım. Fenerbahçe ve Galatasaray’da pek hareket yok. Teknik adam değişikliklerine gidildi. Fenerbahçe, Burak’la anlaşma yaptı ki, Burak bu sene değişik bir sezon geçirebilir. Ondan da Gökhan Gönül’deki gibi bir patlama bekliyorum. Beşiktaş ve Trabzon ise daha aktif. Trabzon bence iyi işler yapıyor. Ersun Yanal güvendiğim teknik adamlardan. İyi bir sezon geçirecekler ama şampiyonluğu yaşamaları biraz zor. Gelen adamlar, bu seneki liderle aradaki 25 puan farkı kapatabilir mi, göreceğiz. F.Bahçe damgasını vurur Beşiktaş’ı en iyi yorumlayan yazarlardan biri olan İlker Akteş, dün Fotomaç’daki yazısında yabancı transferlerin kapalı kutu olduğunu belirtti. Yani iyi çıkarsa tamam da, tersi olursae ne olacak. “Bilinen tek şey, Sinan Engin’in bu futbolculara kefil olması” diyor. Yani Beşiktaşlılar bu sene sevgili Sinan’ın kefaleti kediye yüklememesi için dua edecekler. Galatasaray’da Kewell sesleri yükseliyor. Yıllardır yabancı transferlerde hayal kırıllığı yaşayan, umduğunu bulamayan, milyonlarca doları sokağa attıktan sonra fakir fukara edebiyatı yapıp televizyonlardan para toplamaya çalışan Galatasaray için tek Kewell yeterli olacak mı, hiç zannetmiyorum. Fenerbahçe’nin eliyle hediye ettiği şampiyonluğa güvenip yola çıkarlarsa, şansları bu sefer çok az olur. Yine Avrupa’da hiçbir şey yapamazlar. Fenerbahçe’ye gelince. Kadroyu elde tutmak da bir transferdir. Az ama öz, gerekli adamlar alınıyor. Aragones’le işi başından sıkı tutacak bir Fenerbahçe, lige damgasını sezon bitmeden çok önceden vurabilir. Avrupa’da ise yapılanlar yapılacakların garantisi değil midir? Beşiktaş’ın 8, Galatasaray’ın 5 yiyerek elendikleri bu arenada, yarı final şansını kıl payı kaçıran bir takım için Aragones’in fazla düşünmemesi gerekir. Yağ, var, un var, şeker var. Güzel bir helva için de Avrupa’nın en büyük aşçısı da gelmiş. Tadından yenmeyecek bu helvayı götürmek de taraftarın hakkı olsun.

İspanyol hoca, ülkesini Avrupa Şampiyonu yaptı ve Fener’e geliyor. Kalitesi tartışılmaz Aragones, Zico’nun mirasını en iyi şekilde kullanıp, takımı daha da başarılı kılacaktır
ARAGONES, Fenerbahçe’ye gelmeden fallar açılmaya başlandı. Herkes, “Hele bir gelsin de görelim. Sonra fikrimizi söyleriz” diyor. Aslında bu cümlenin açılımını “Kimse şimdiden sallamaya cesaret edemiyor” şeklinde yapabiliriz. Eeee ne de olsa adamın sağı solu belli değil. Ne yapacağını kestirmek güç. 15 gün önce ‘dede’ lakabı takanlar da şimdi düşünmeye başladılar. Yok ‘Fenerbahçe taraftarı Feldkamp ile dalga geçmiş de şimdi ne yapacakmış’ gibi geyiğe sarılanlarda var. Bir kere Feldkamp rahatsızlığı yüzünden yıllarca görev yapmamıştı. Aragones ise Avrupa Şampiyonu İspanya’nın teknik adamı olarak geliyor. O yüzden bunları bir kalemde geçelim, Aragones’i neler bekliyor. Onları tartışalım.
TEPKİ GÖSTERİLEMİYOR İlk önce Zico’nun, Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti bir takım aldığını belirtelim. Yani beklentiler büyük. Aragones, “Yahu ilk 8′e girmiş teknik adama bile tahammül edememişler ise benim daha fazla iş yapmam gerekir” diye düşünürse kazanan Fenerbahçe olur. Bir başka avantaj da futbolcu bünyesine yakalanacak. Artık yedek kalanların suratı düşmeyecek. Kulübe de sahadaki sevince ortak olacak. Oyundan çıkanlar abuk subuk hareketler yapmayacaklar. Öyle ya Raul gibi bir adamı kadrosuna almayan, finalde süper oynayıp gol atan Torres’i oyundan çıkaran ve tek tepki gösterilemeyen bir teknik adam var. Zico’nun en çok eleştiri alan yönü, oyuncu değişimleri ve dakikalarıydı. 6 maçını seyrettiğimiz Aragones ise bu konularda gayet başarılı. 60. dakikalardan sonra sahaya soktuğu futbolcularla işi bitiriyor. Final hariç her maça çift forvet başladı. Skoru aldıktan sonra orta sahayı kuvvetlendirip, tek forvete dönüyor, üstüne çektiği rakibin boşalan alanlarına yorulan Torres yerine Güiza ile imha planını uyguluyor. Eğer rakip üstüne gelmezse de işi sağlam tutuyor. Saçma sapan gol yemeden galibiyete ulaşıyor. “Koşan adamı oynatacak Alex’in işi zor” diyenler var. Tutulan istatistiklerde Alex en çok koşanların içinde yer alıyor. O da ayrı konu. Şunu söylemeliyim ki milli takım çalıştırmak ile kulüp takımı çalıştırmak bir tutulmaz. Ülkenin en iyi hazır adamları ile çalışmak ayrı, kendi hazırladıklarınla çalışmak ayrı. Birisinde 3-5 gün beraber oluyorsun, birisinde 11 ay. 34 maçlık lig maratonu, kupa, Avrupa derken tonla karşılaşma yapacaksın. Her futbolcuya ihtiyacın var. Alex’in ne anlama geldiğini Aragones gelir gelmez çözecektir. Semih’in de söylediği gibi ülkemizin gelmiş geçmiş (istatistikler de böyle söylüyor) en iyi yabancısını Aragones de boşlamayacaktır. Fenerbahçe bu sene takımı bozmadı. Yani Aragones’in elinde Arthur Zico’nun bıraktığı miras olacak. Ben yine baştan konuşacağım ve Aragones’in bu mirası iyi kullanıp başarılı Fenerbahçe’yi daha da başarılı bir ekip yapacağını söyleyeceğim.

Hep son dakikalarda sevinirken bu sefer de üzülen biz olduk. En iyi oyunumuzu, hem de 90 dakikaya yayarak çıkarttığımız bir maçtan yenik ayrılmak insana acı veriyor. Final oynamak hatta kupayı kaldırmak işten bile değildi ama sağlık olsun. Kimse maçlardan önce buralara kadar gelmemizi beklemiyordu. Çocukları tebrik etmek gerekir. Yorumlarını yaptığım ilk maçlardan sonra final favorilerinin Almanya ve İspanya olduğunu, Rusların da sürpriz yapabileceğini milyonlarca insan ile paylaşmıştım. Millilerin bu başarısını doğrusu beklemiyordum. Bu konu hariç yanılmadığımı söyleyebilirim. Sizlerden gelen sayısız maillerden gurur duydum, herkese teker teker teşekkür ediyorum. G.Saray’ın Avrupa’daki başarısından sonra dünya üçüncülüğümüzü bu başarıya bağlayanlar çok olmuştu. Şimdi de finali zorlamamız F.Bahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde finali zorlamasının bir eseridir. Mağlup durumda olsak bile asla teslim olmadık, aynı F.Bahçe gibi. Chelsea’yi 1-0 mağlubiyetten 2-1 galibiyetle geçen, CSKA’ya 2-1, Sevilla’ya 2-0 mağlupken maçı çeviren F.Bahçe, Milli Takımımız için güzel bir örnek teşkil etmiştir. Şu bir gerçek ki ülkemizin en iyi iki kanat oyuncusu Uğur Boral ve Gökhan Gönül’dür. Fatih Terim’in son maça kadar Uğur’u unutmasını anlamıyorum. Tükürdüğünü yalamak! Almanya karşısında 3 gol yediğimiz sağ kanatta bir Gökhan Gönül olsaydı kimbilir belki de finaldeydik. Niyetim asla sahada ter döken oyuncuları gözardı etmek değil. Hepsinin emeklerine saygı duyuyorum ama bu başka bir iş. Benim sitemim Kore’deki üçüncülüğü G.Saray’a bağlayanların şimdi F.Bahçe’den hiç söz etmemeleri. Yiğidin hakkını yiğide vermek yine bize düşüyor. İsmet Tongo, “Tükürdüğünü yalamak” başlıklı yazısında Löw ve Hiddink’ten yola çıkarak F.Bahçe taraftarına mesaj göndermiş. Yalnız bu iki teknik adam taraftar tarafından değil, futboldan anladığını zanneden bir takım spor yazarları tarafından kara listeye alınmış, kampanya başlatılmış ve gönderilmiştir. Yalnız onlar mı? Dünya Kupası’nı Zico’nun başında olacağı Brezilya’nın kaldırmayacağı ne malum. Sen “altyapı hocası” diye Hiddink’e, “amatör” diye Löw’e, “başkanın adamı” diye Osieck’e, “tembel” diye Mustafa Denizli’ye, “deli” diye Daum’a, “stajyer” diye Zico’ya hakaretler yağdır, sonra topu taraftarın üstüne at. Üslup yanlış olsa da verilen örneklerde doğruluk payı var. Biz de boşuna yıllardır “istikrar istikrar” diye yalvarmıyoruz. İşte son 25 yılda her sene bir teknik adam değiştirilirken son 5 yılda sadece iki kişi çalıştı, 3 şampiyonluk geldi, ikisi de mucize şekilde kaçtı. Yani 5′te 5 yapmak işten bile değildi. Bence en güzeli herkesin kapısının önünü temiz tutması. “Kefen giyerim de o formayı giymem” diyen Baliç’e ana avrat küfür edip, pankart açanlar üç ay sonra ortalığı “Baliç” diye inletirlerse bu yapılana “tükürdüğünü yalamak” başlığı hafif gelmez mi?

Teşekkürler çocuklar, hepinize helal olsun. Ne yazık ki turnuvanın en güzel maçını oynayıp elendik. Dünya bu maçı seyretti ve bizim buralara hakkımızla geldiğimizi gördü. Sakatlarımız vardı, kart cezalılarımız vardı, hatta kalecimizi orta sahada oynatma fikri bile vardı. Bütün bunlara rağmen çıkardığımız takımla Almanya’yı futbol olarak rezil ettik ama maalesef yenildik. Futbolda bunlar var. Ben bu turnuvada ilk defa oynayan Ayhan’ı da alnından öpüyorum. İlk defa stoper oynayan, bir kere Klose’yi kaçırmasına rağmen Mehmet Topal’ı da alnından öpüyorum. Uğur, Semih, Kazım ve diğer bütün futbolcuları alınlarından öpüyorum. Hak etmediğimiz bir yenilgi aldık. Bunlar normal ama herkes gördü ki Türk Milli Takımı buralara boşuna gelmedi. Hamit, Bayern Münih’te bile bu kadar istekli oynamadı. Bu çocuklar finali çok istediler ama maalesef olmadı. Varsın olsun. Yurda döndüklerinde hepsini kucaklamamız gerekir. Bizi gururlandırdılar, onurlandırdılar. Sabri 3. golde hatalıydı ama Semih’in attığı golde yaptığı herekete ne diyeceğiz. Adamın sağından atıp solundan geçti. Burada kimse kimseyi eleştirmesin. Rüştü, Klose’nin golünde hatalı çıktı, olabilir. O bizden daha çok üzgün. Ben bu maçın teknik yönüne girmek istemiyorum çünkü şu anda çok duygulu anlar yaşamaktayım. Kendi oynadığım dönemleri düşünüyorum. 48 kere milli oldum ama hiçbir zaman Avrupa Kupası’nda bir yarı final oynamadım. Ve bu maçı da kendi gözlerimle seyrettim. Büyük iş başardınız O yüzden dün akşam sahada olan futbolcularımıza tek kelime edecek, tek eleştiri yapacak kimse beni karşısında bulacaktır. Sevgili çocuklar hepinizi alınlarınızdan öpüyorum. Büyük bir iş başardınız. Sağ olun var olur. Löw, F.Bahçe’ye geldiği günlerde, bir şeyler yapmak istediğini söylüyordu. Ama maalesef medyamız buna izin vermedi. Sevgili İsmet Tongo’nun 2 gün önce ‘Tükürdüklerini yalıyorlar’ yazısını okurken Löw aklıma geldi. Löw’ü kimse bırakmak istememişti. Sevgili Tongo’nun söylediği gibi Löw’ü taraftar değil, futbolu çok iyi bildiğini sanan spor yazarları gönderdi! Bununla ilgili yazımı geniş şekilde yazacağım. Löw akıllı davrandı, Türklerin nasıl çılgın olduğunu biliyor. O yüzden takımı çıkartmadan oynattı, 4 kere kaleye geldi 3′ünde gol buldu. Löw’ü kutluyorum.

Semih’e tavsiyem
Salzburg’taki Yunanistan-Rusya maçını (atv’ye) yorumlarken spiker arkadaşım Yalçın Çetin’e “Biraz erken ama Rusya şampiyon olursa sakın şaşırma” demiş ve “Zhirkov da turnuvanın yıldızı olur” diye eklemiştim. O maçta Arshavin cezalı olmasaydı herhalde listeye onu da koyacaktık. Gerçekten de Ruslar futbolu dolu dolu, isteyerek ve severek oynuyorlar. Galip durumdayken bile asla futbolun pis taraflarına bulaşmıyorlar. Çok genç kadroları var, en büyük dezavantajları tecrübesizlik. 4-1 kaybettikleri İspanya maçı da çok iyiydi. Skor 3-1 iken kaçırılan yüzde yüz posizyonun dönüşü gol olmuştu. Yani 3-2′ye gelseydi, o maç da kurtulurdu. Turnuvanın en çok pozisyona giren takımını seyrederken o efsane Dinamo Kiev yıllarını hatırladım. CSKA ve Zenit’in UEFA şampiyonlukları asla tesadüf değil. Ruslar doludizgin geliyorlar ve inanıyorum ki önümüzdeki tüm şampiyonalara damgalarını vuracaklardır. Damgayı vuran bir başka takım da biziz. Büyük favori gösterilen Portekiz, Hollanda, Hırvatistan evlerine dönerken, Türkiye ve Rusya yarı finaldeler. Her iki takım da turnuvanın en genç ekipleri. Dünya onu konuşuyor Maçın sonlarında skorları değiştirmeleri bu yüzden. Uzatmaların ikinci yarılarında bizim Hırvatları, Rusların da Hollandalıları nasıl ezdiklerini gördük. Kendimizi iyice ezberledik, bu yüzden Milli Takım hakkında okuduklarınızdan değişik bir şey yazmak zor. Yalnız Semih için bir parantez açmak istiyorum. Doğum gününe kadar doğru dürüst forma şansı bulamayan Semih, ikinci devre oyuna girdiği maçlarda yıldızlaştı, hatta kahraman oldu. Zico döneminde de aynı durum devam etti. Her iki teknik adam da onu birçok maçta ilk 11′de oynattılar ama asıl verimi sonradan oyuna girdiğinde aldılar. Şimdi bir bakalım… İsviçre maçında ikinci devrede oynayan Semih kahraman, Çek maçında ilk 11′de oynayan Semih kenara alınıyor. Hırvat maçında ikinci devre oynayan Semih yine kahraman. Benim anlamadığım şu: Bu işleri böyle yapan Daum ve Zico’yu futbol bilmezlikle suçlayanlar, aynı işleri yapan Fatih Terim’i nasıl göklere çıkarıyor? Aslında bu Fenerbahçe’yi çalıştıranlarla ilgili bir durum. Yeni gelecek teknik direktörü de aynı dertler bekliyor. Son söz: Semih şu anda Avrupa’da hatta dünyada konuşulan bir oyuncu. Takımda Kezman duruyor, İlhan Parlak duruyor, yeni forvet gelecek. Bakalım işin içinden nasıl çıkılacak. Bu saatten sonra yedekliği kabul eder mi bilemem ama ben Semih’e kendini kahraman yapan dakikalara dikkat etmesini tavsiye ederim.

Favori gösterilen Hırvatların bizden korktukları açıkça belliydi. Aslında korkmakta da haklılardı. Çünkü kolay değil. Milli Takımımız, İsviçre ve Çekler’i yenerken özellikle ikinci devrelerde büyük işler yapmıştı. Bu yüzden rakibimiz savunmadaki oyuncularını hiç dışarı çıkarmadan oynarken, biz de onlara aynı düşünce ile cevap verdik ve ortaya tatsız tussuz çeyrek final maçı çıktı. Herhalde bir gün önceki 5 gol atılan Almanya-Portekiz maçını herkes aramıştır. Biz kendimize bakacak olursak 90 dakikayı berabere bitirmemiz başarıdır diyebiliriz. Çünkü maç boyunca Hırvatların direkten dönen ve Rüştü’nün kurtardıkları topları seyrederken, bizim tek pozisyon bulamadığımı söyleyebiliriz. O yüzden de beraberliği başarı olarak adledebiliriz. Fatih Terim’in ilk devre Sabri’ye bu kadar pas ve pozisyon hatası yapmasına rağmen nasıl tahammül ettiğini anlamış değilim. Nihat-Arda-Tuncay gibi silahlarımız da etkisizdi, bu yüzden pozisyon da yoktu. Hakan Balta sağ kanatta Sabri’nin yaptığı hataları sol kanattan kademeye girip bertaraf eden adam olarak yıldızlaşmıştı. Aslında bu görev Emre ve Gökhan’a aitti. Hakan’ı yaptığı ekstra işten dolayı kutlarım. Hırvatlar şaşırdı İkinci yarı Hamit de oyundan düşünce etkimiz tamamen azaldı ve ortada bir maç seyretmeye başladık. Skorun 0-0 bitip maçın uzatmaya gitmesi bizim için şanstı. Ama uzatmalarda sihirli değnek değmişçesine uyandık. Hırvatlar bu diriliş karşısında şaşkına döndüler. İlk uzatmadada rakibi sahasına hapsettik, atak geliştiremediler. İkinci uzatmada Hırvatlar biraz toparlandı ve sonuçta da bitime 1 dakika kala öne geçtiler. Tam her şey sona erdi derken Semih ortaya çıktı ve altın bir vuruşla ‘yola devam’ dedi. Çocukları bütün olumsuzluklara rağmen bu mücadeleyi verdikleri için ayakta alkışlıyorum. Gerçekten bir mucizeyi gerçekleştiriyorlar. Avrupa’nın son 4 takımı arasına girmeyi başardılar ve tüm Türkiye’yi sokağa döktüler. Teşekkürler çocuklar.

Avrupa Kupası’na Viyana-Salzburg gruplarındaki maçların yorumlarını (atv’ye) yaptığım için 12 gündür yurt dışındaydım. Çok yoğun olduğumuzdan Türkiye’de neler olduğunu pek takip edemedim. Zico gitti, henüz bir teknik adam ile anlaşılamadı. Emre’nin transferini de orada haber aldım. Genel Kurul’da da burada yoktum. Ama 301 milyon dolarlık bütçenin hemen hemen bütün üyeler tarafından kabul edilmesi beni çok mutlu etti. Bu rakam Fenerbahçe’nin büyük düşündüğünün göstergesidir. Şimdi gelelim teknik adam meselesine.. Beni takip edenler bilirler. Kenar yönetimi olsun, futbolcu olsun gelen isimlerim uzun yıllar hizmet etmesinden, yani istikrardan yanayım. Bu yüzden iki sene üst üste olmasına rağmen üçüncü senesinde şampiyonluğu son saniyede kaybeden Daum’un da, Zico’nun da gitmesinden yana değildim. Şampiyonluk erken gelir Hatalar yapılmıyor mu? Hata yapılmaması futbolun doğasına aykırı. Ama genel manzaraya bakarsak Zico adına yerin dibine sokulacak bir durum olmadığını da görürüz. İlk sene şampiyon olmuş, Süper Kupayı kaldırmış, bu sezon da ikincilikle yetinmiş. Ama Avrupa’da büyük başarı sağlamış. Kadro muhafaza edildi, birkaç takviye ile güçlendirilecek. Doğru olan da bu. Futbolcular hatalarını biliyorlar. Bu sene rakipler küçümsenmeyecek ve şampiyonluk erken gelecektir. Bundan kuşkum yok. Şimdi bu takımın başında dünyanın en iyi teknik adamını getirsen ne değişecek? Alex’in olduğu takımda çift forvet oynamak zor olduğuna göre 4-4-1-1 bozulmayacak. Biz de bütün sene, “Bu adam futbolu bilmiyor. Çift forvet oynatmıyor, maça göre sistem değiştirmiyor” gibi cümlelerle yeni hocaya futbol öğretmeye devam edeceğiz. Ne değişecek ben de merak ediyorum.

Son Avrupa Şampiyonu Yunanistan dün Rusya önünde Zyryanov’un golüne engel olamayınca turnuvada adını havlu atan takımlar arasına yazdırdı. Dün gece Rusya iyi bir takım olduğunu bir kez daha gösterdi. Kanat organizasyonlarını mükemmel yapıp maçın kontrolünü hep alinde tuttu. 2-3 pasla Yunanistan kalesine inen Rusya’da şayet Pavlyuchenko gol kaçırma rekoru kırmasaydı skor farklı olacaktı. Rehagel dün elindeki tüm kozları yerinde kullandı. Özellikle forveti ikinci yarıda ikiye çıkararak oyunun kalitesini artırıp Yunanistan’ın bol pozisyon bulmasını sağladı. Karagounis oyuna hareket getirdi ama son vuruşlarında etkisiz kalınca Yunanistan gol atamadı. Dün gece maçta bana göre iki yıldız vardı. Biri Torbinsky diğeri ise Zyryanov. Yani dün Rusların gecesiydi.

EURO 2008 finalleri öncesinde Avusturya hem grubun hem de turnuvanın “keklik takımı” olarak gösteriliyordu. Ancak bizim için “Sürpriz” takımdı. Çünkü tanınmıyordu. Hırvatistan maçında ve dün akşam hiç de yabana atılacak bir ekip olmadığını gösterdi. Ev sahibi Avusturya gol yiyene kadar çok iyi oynadı. Ancak 30. dakikada Guerreiro’nun golü “İkinci ev sahibi de eleniyor” düşüncelerini getirdi. Oynayan Avusturya, çeyrek final umudunu taşıyan Polonya’ydı. Son dakikada penaltıdan attıkları gol ise “Futbol ciddi iştir. Rehavet kaldırmaz” sözünün canlı örneğiydi. Avusturya, uzatma dakikasında attığı penaltı golüyle hem keklik takım olmadığını gösterdi, hem şansını son Almanya maçına taşıdı. Çok zor olsa da Almanya karşısında alınacak bir galibiyet Avusturya’nın yola devam etmesini sağlayacak. Polonya öne geçtikten sonra işi rölantiye almanın bedelini amatörce yaptığı penaltı ile ödedi.

Dün akşam aklın almadığı iki olay oldu. Birincisi, ilk devre yürünmesi mümkün olmayan saha 15 dakika içerisinde ikinci devreye nasıl hazır hale getirildi? İkincisi ise ilk devre futbol adına hiçbir şey gösteremeyen takımımız ikinci 45 dakikada rakibini nasıl ezdi? İlk sorunun yanıtını bizim federasyonun sahalarla ilgili sorumlularına bırakalım. İkincisinin yanıtını da Fatih Terim’den bekleyelim. Tamam belki yağmur yağınca kötü saha koşulları oyunumuzu etkilemiş olabilir. Bunu kabul etmemek mümkün değil. Çünkü İsviçre takımı daha iyi fizik kuvvetiyle bu sahalarda oynayabilecek bir ekip. Bizim asıl sorgulamamız gereken dizilişlerde ve isimlerde yaptığımız yanlışlardır. Ön liberoda Aurelio’yu tek düşünürsek, dörtlü orta sahanın önündeki tek forvet Nihat asla olamaz. Bu tür turnuvalarda işi daha sağlama almak gerekir, macera aramamalıyız. Yenilsek kahrolurduk Aurelio’nun yanına Mehmet Topal’la göbeği kuvvetlendirdik, en öne Semih’i koyduk. Onun arkasına da Nihat, Arda, Tuncay gibi gole yakın ve iyi top yapan futbolcuları yerleştirdik. Fark da belli oldu. İkinci 45 dakika İsviçre’yi resmen ezdik ve hak ettiğimiz galibiyeti aldık. Çek maçı önemli. Savunmadaki hatalarımızı gözden geçirmeliyiz. Yediğimiz gol ve Hakan Yakın’ın kaçırdığı boş kaleye pozisyon arkaya atılan toplarla ne kadar zayıf olduğumuzun göstergesi. Eğer takımlarının en iyisi Eren, Hakan Yakın ve Gökhan olan futbolculara sahip İsviçre’ye yenilseydik gerçekten kahrolurduk. İkinci devredeki düşünceyle devam edip savunmadaki önlemlerimizi alırsak Çekler önünde de bir zafer kazanabiliriz.