Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Salonlar Fener’in
Yüzüncü yılda toplanan kupalarla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olan Fenerbahçe, 101. yılda da aynı başarıları sürdürüyor. Amatör branşlarda tek kelimeyle hakimiyet kurulmuş şekilde. Özellikle salonlarda sarı-lacivertli renkler, çok güzel işlere imza atıyorlar. Bayanlar voleybolda şampiyonluğu aşırı motivasyon yüzünden yapılan basit hatalarla Eczacıbaşı’na kaptıran Fenerbahçe’nin elde ettiği ikincilik, büyük başarıdır. Erkek voleybolde ise Halk Bankası ile yapılan final maçları sonunda zafere ulaşıldı. Daha birkaç yıl öncesine kadar bu dalda esamesi okunmayan Fenerbahçe’nin kısa zamanda voleybola damgasını vurmasının ardında yönetici Hakan Dinçay’ın büyük katkılarını unutmamak gerekir. Bayan basketçiler finalde Galatasaray’ı geçerek bir kez daha şampiyonluk kupasını kaldırdı. Erkekler ise yarın Efes Pilsen’i mağlup ederse finale kalacak. Masa tenisinde şampiyonluklardan sonra elde edilen Avrupa ikinciliği, bu dalda Fenerbahçe’nin rakipsiz olduğunun göstergesidir. Ülkemiz spor tarihinde ilk defa masa tenisinden bir sporcu olimpiyatlara katılacak. Burada da özverili çalışmalar yapan yönetici Ercan Karasu’yu kutlamak gerekir. Fenerbahçe’nin boks şubesinde Mert Temelli’nin önderliğinde almadığı kupa, toplamadığı madalya kalmadı. Oradan da olimpiyatlara gidecek sporcular mevcut, tıpkı yüzme ve atletizm gibi. ***Bütün bunları neden yazıyorum? Fenerbahçe’yi sadece futbol kulübü olarak görenler var. Oysa Fenerbahçe bir spor kulübüdür ve ülke sporuna büyük katkılar yapmaktadır. Eğer spor sevdalısıysanız, bir hafta sonu şöyle Dereağzı’na, Kalamış’a veya Fenerbahçe’ye doğru uzanmanızı tavsiye ederim. O manzarayı görmenizi isterim. 5-18 yaş arası yüzlerce çocuk, bütün bu branşların spor okullarında eğitim görmektedir. 9 yaşındaki kızım Nazlı da bunlardan sadece bir tanesi. (O da 2 sene yüzdükten sonra şu anda voleybola gidiyor) Onu antrenmanlarına, sırf o manzarayı görebilmek için hep ben götürüyorum. Sarı-lacivertli renklerden oluşmuş cıvıl cıvıl bir orduyu görmek gurur verici. İleride belki de içlerinden birçok olimpiyat şampiyonu çıkacak. Fenerbahçe amatör şubelerini laf olsun diye açık tutmuyor, iddiasını ortaya koyuyor ve her dalda zirveye oynuyor. Böyle bir kulübü, sadece futbolda ikinci olduğu için yargılamak büyük haksızlık. Futbolun önemini elbette biliyorum. Kulübün lokomotifi futbol şubesidir. Yapılan hataları defalarca yazdık. Bunları en iyi bilenler yapanlardır ve bir kez daha yapmazlar. Mutlaka transferler yapılacaktır ve bu transferler de her sene olduğu gibi bir kez daha Avrupa’yı ve dünyayı sallayacaktır. O yüzden siz siz olun kombineler için fazla gecikmeyin.

Şu aralar gündemde (transferlerden de önce) Fenerbahçe’yi ilgilendiren tek soru var. Zico kalsın mı gitsin mi? Ben son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Kesinlikle kalmalı. Hatta kadro da korunabildiği karar korunmalı. Çünkü bu sene yapılan hataları onlardan daha iyi kimse bilmiyor. Şunu size kesinlikle söylemeliyim ki lig bittikten sonra Fenerbahçeli futbolcular önümüzdeki sezonun hemen başlaması için dua eder hale geldiler. “Biz bu şampiyonluğu nasıl kaybettik” havasındalar. İnanın ki önümüzdeki sezon yeni gelecek teknik adam bu sorunları çözmekte büyük çaba harcayacaktır ve zaman kaybı olacaktır. Ayrıca hani Fenerli medya denilen hayali medya gelen yeni teknik adamın 30 yıldır yaptıkları gibi canına okuyacaklardır. Bakın geldiği günden beri “Zico gitsin” diye adeta kampanya başlatan yazarlar bile şimdi Zico gitmesin diyorlarsa işin yüzde 80′ bitmiş demektir. Aslında rahatlayacak olan bizleriz. Çünkü sorumluluk bizlerden çıkacak rahat rahat teknik yorumlar yapabileceğiz. Onların bizlere söylediği gibi biz de onlara günahları boynuna diyeceğiz. Ne yapalım yıllarca bizim gibi düşünenlere saldıranlar en sonunda ellerini taşın altına soktular ya ne kadar sevinirsek azdır. Dr. Gürkan Kubilay haklı iddialifutbol.com’un yaratıcısı sevgili dostum Dr. Gürkan Kubilay dün “Fatih Terim bu işi bilmiyor” başlıklı bir yazı kaleme almış. Mutlaka okumuşsunuzdur. O yazının altına Selçuk Yula olarak ben de imzamı atarım. Yalnız sevgili doktorumuz her şeyi istatistiklerle, bilimle ve de futbol bilgisiyle yapıyor. Ülkemiz futbol kamuoyunun böyle erdemli değerleri ve doğruları bir arada barındırması ve anlaması mümkün değil. Gol kralı Semih’in Milli Takım’a çağrılması kimleri, niye rahatsız ediyor? Söyleyelim. Bir tek Galatasaray medyasını. Ersun Yanal’ın da o yüzden başını yiyip gönderen onlar değil miydi? Adamlar Milli Takım’da Fenerbahçeli bir futbolcu olmasına bile tahammül edemiyorlar. Sırf bu yüzden kendi istedikleri Fatih Terim’e saldırıyorlar. Ben 1973 yılında Genç Milli olduktan sonra şu yıla kadar Milli Takımlar içindeyim. Gördüğüm en güzel maç, Danimarka’daki Nihat’ın penaltı kaçırdığı 1-1′lik maçtı. Ersun Yanal istediği devrimi yapmıştı. Ama adama izin vermediler. Önemli değil, Fatih Terim de şimdi aynı yolda. İleride Nihat tek forvet görevi yapsa da arkadaki orta sahanın hepsi ofansif silah olarak (Tuncay, Emre, Yıldıray, Gökdeniz, Hamit vs.) bir forvet gibi görünmekteler. Yani istenen; döne döne oynanacak, rakibi şaşırtacak, herkesin top yaptığı, çok koştuğu, gol atıp asist yaptığı bir kadroyu sahada görmektir. Nihat’ın da orta saha özelliğini ortaya koyarsak Fatih Terim’in İsviçre’de nasıl top oynatacağını biraz daha anlamış oluruz.

Fenerbahçe kulübünün bütün başarılarında hizmeti geçenlere ‘Türk sporu adına’ teşekkür etmek gerekir
Futbolda hedefler asla bitmez. Her sezon başlangıcında yeni hedefler ortaya konur. Büyük takımlar kupa ve ligdeki beklentilerinin yanına Avrupa’da başarılar da eklerler. Yani heyecanlar sürekli tazelenir ve güncelliğini korur. Fenerbahçe açısından şampiyonluğun kaçırılması elbette üzücüdür ama gelinen noktada bir başarısızlıktan da söz edilemez. Avrupa’da ilk 8′e girmekle, ligde Şampiyonlar Ligi’ni bir hafta kala garanti etmekle karalar bağlanmaz. Zaten taraftarlarla yapılan anketlerde (en güzel örnek antu.com’daki anket) açık ara bu sezonun başarısız kapatılmadığı konusunda birleşiliyor. Yani Fenerbahçe taraftarı, kulubüne güvenoyunu vermiştir. Gerisi de önemli değildir. Kombine kuyruklarının altında yatan gerçek de budur. Bu senen hakemler tarafından en fazla kollanan takımın şampiyonluğu son haftaya bırakması aslında tartışma konusudur. Medyamızda akıl almaz çifte standart örnekleri yaşanmakta. Mesela Fenerbahçe şampiyon olduğu zaman “Bu şampiyonluğu ne yapayım, hani Avrupa” diyenler, şimdi bakıyorum da Galatasaray için Avrupa’dan bahsetmiyorlar bile. Tam tersi kötü bir popülistlik örneği göstererek “İşte yerli futbolcularla kazanılan büyük başarı” diye insanları kandırıyorlar. Tabii bu söylemler en çok Galatasaray yönetimine yarıyor. Asıl sorulması gerekenler sorulmuyor. Ortadaki gerçek, Galatasaray’ın yabancı transferlerdeki büyük başarısızlığı, hataları, bilgisizliği ve isabetsizliği yüzünden sokağa atılan ve milyonlaca doları bulan ülke paralarıdır. Beyleri okuyup dinleyenler zannederler ki hiç transfer yapılmamış. (Yani fakir-fukara edebiyatına devam.) 7 yabancısından faydalanmayan Galatasaray’ın sadece Lincoln’e verdiği para 50 milyon YTL’dir. Fenerbahçe ile Galatasaray’ın karşılaştırılması gereken; kapalı kapılar ardında sözlerin verildiği, kutsal ittifakların yaşandığı, her türlü dolabın döndüğü, kendi deyimleriyle beyaz sayfa açılmayan şaibeli ligimiz değil Avrupa arenasıdır. Galatasaray o arenada yerlileri ile sıradan bir Alman takımından 5 yiyerek elenirken, Fenerbahçe doğru yaptığı yabancı transferlerleriyle Şampiyonlar Ligi’nde neredeyse final oynayacaktı. Bu sene de değişen bir şey olmayacak. Fenerbahçe kadrosunu daha da güçlendirecek, Avrupa’daki çıtayı yükseğe çıkaracaktır. Ligde sezon içi yapılan hatalar tekrarlanmayacak, futbolun asla olmazı “rakip küçümsenme” olayı bir daha olmayacak, iş baştan sıkı tutulacak ve şampiyonluk erkenden ilan edilecektir. Ekonomi başta olmak üzere kulüpte her yönden büyüme devam etmektedir. Adnan Polat önüne ilk hedef olarak Fenerbahçe’yi yakalamayı koydu. Galatasaray başkanı örnek olarak Fenerbahçe’yi almakla doğruyu yapıyor. Son 5 yılda 3 şampiyonluk kazanan, diğer ikisine de akıl almaz şekilde kaybedip ikinci olan, 9 amatör branşın hepsinde zirveye oynayan ve olimpiyatlara birçok sporcu gönderen bir kulüp için söylenecek tek söz vardır. O da bütün bu başarılarda hizmetleri geçenlere teşekkür etmek. Kimin adına mı? Elbette türk sporu adına.

Sezon nihayet son hafta yapılan formalite maçlarından sonra tamamlandı. Aslında Ali Sami Yen’de, Volkan’ın kendi kalesine attığı golle biten şampiyonluk mücadelesi, son haftaki galibiyetle tura dönüştü. OFTAŞ Spor maçı ise herkesin beklediği gibi şekillendi. Son hafta kimse Denizli’de ki gibi bir mucize beklemiyordu, zaten olmadı da. Çünkü şartlar çok değişikti. En basit örneği, Haluk Ulusoy herkesin Fenerbahçe yüzde yüz şampiyon dediği maçta Denizli’de yoktu ama Hasan Doğan kupayı vermek üzere Ali Sami Yen’de hazırdı.* Fenerbançe son beş yılda iki şampiyonluğu da inanılması gerçekten güç şekilde kaybetti. Şu bir gerçek ki Fenerbahçe saha dışında oynamasını asla beceremiyor. (Aslında doğrusu da bu) Hatırlayın, Kadıköy’deki Kayserispor maçından sonra isyanlar oynanıyor, beyaz sayfa açılması isteniyordu. Şimdi tur atarken, bu isteklerini tamamen unutmuşa benziyorlar. Gençlerbirliği maçındaki verilmeyen penaltı, haksız kalkan bayraklar, Büyükşehir Belediye maçında açık faulle atılan gol, gösterilmeyen kırmızı kartlar, Sivas’ta 1-0 mağlupken yine verilmeyen penaltı ve ofsayttan atılan golle, son haftaları hakemlerle geçenlerin, sahaya atılan yabancı maddeleri raporlarına yazmayan gözlemcilerle, komik para cezasıyla kurtulanların simsiyah olmuş sayfayı nasıl beyaza çevirecekleri gerçekten merak konusu.* Yanlış anlaşılmasın, sözüm mücadele edenlere terlerini akıtanlara değil. Her ülkede her ligde her zaman öyle ya da böyle tek şampiyon çıkacaktır. Kupayı da elbette o alacaktır. Benim mücadelem, “Hep bana, hep bana” ya da, “Başarı için her yol mübahtır” felsefelerini yaşam biçimi kabul edip spor dünyamızı sokanlar içindir. Aylardan beri başkanlarıyla, yöneticileriyle, futbolcularıyla, medyasıyla “Bu federasyonla bu hakemlerle bu gözlemcilerle Fenerbahçe’nin şampiyon olmaması mümkün değildir” diye fetvalarda bulunanlara, “Şimdi neredesiniz” diye soru sorma hakkımız bile olmayacak. ‘Çamur at izi kalsın’ı da yukarıdaki diğer felsefelere eklersek heralde futbolumuzun ne halde olduğunu daha iyi anlatabiliriz.* Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler üzülmesin, şampiyonluğu dürüstçe verdikleri mücadele sonunda her şeye rağmen kendi yanlışları ve hatalarıyla kaybettiler. Yapılacak rötuşlarla önümüzdeki sene hem ligde hem de Avrupa’da kalınan yerden devam edilecektir. Büyük bir aksilik olmazsa seri başı katılacağı iki ön eleme grubundan da çıkıp Şampiyonlar Ligi’ne katılacaktır. Öyle travma falan yaşamaya gerek yok. Önemli olan Fenerbahçe’nin Türk sporuna verdiği hizmettir. Amatör branşların hemen hepsinde final oynayan ve de finali zorlayan bir kulübe, Türk sporu adına teşekkür edilmesi gerekir. Yoksa herkesin yaptığını yapmak kolay. Eğer Fenerbahçe, bütün güçlerini, bütün sponsorlarını sadece futbol üzerine yoğunlaştırırsa, ligimizin heralde on hafta önceden biteceğini söylemeye gerek kalmayacak.

Bana göre hiç yoktu ama futbol adına gene de çok küçük de olsa şampiyonluk için bir ihtimal vardı. Fenerbahçe’nin Trabzon’u yenip Ali Sami Yen’den gelecek haberi beklemesi gerekirdi. Ama zannederim ki Fenerbahçeli futbolcular da bu ihtimale pek inanmamışlar. Çünkü maç 0-0 devam ederken “Ben bu maçı koparırım” zihniyetinde olmadıkları görülüyordu. Zico savunmayı biraz daha orta sahaya çıkartarak rakibe kendi sahasında basmak istedi. Ama orta sahanın dirençsizliği yüzünden istedikleri olmadı. Her giden top geri gelince özellikle Yattara’ya gün doğdu. Herhalde Yattara da bu kadar boş alan bulup bu kadar demarke oynayacağını düşünemezdi bile. Attığı golde zannedersem 40 metre top sürdü. Ama daha da önemlisi o topu elini kolunu sallayarak sürdü. Özellikle Uğur’un soldan geliştirdği ataklar, Semih’in ortada gol için istekli olması Fenerbahçe’nin birçok pozisyon yakalamasına neden oldu. Direkten dönen toplar ve verilmeyen goller var. Gerçi bunları yazmak artık o kadar önemli değil. Lig bitti… Trabzonlular çok sevindi! Fenerbahçeli futbolcular zaten ilk devre soyunma odasına 2-0 mağlup gittiklerinde orada Galatasaray’ın 2-0′lık galibiyet haberini aldılar. Ondan sonra ikinci 45 dakika tam bir yazlık maç oldu. Heyecansız, hedefsiz, her sonuçta iki takımı da yerinden kımıldatmayacak maçı seyretmenin de zaten alemi yoktu. Fenerbahçe ligi başarılı mı başarısız mı bitirdi, tartışılır. Bence Avrupa’da ilk 8 arasına giren, ligimizde de kendi yaptığı inanılmaz hatalarla ikinci olan bir takıma başarısız damgası vuramayız. Yapılacak rötuşlarla bu takım önümüzdeki seneye damgasını vurur. En önemlisi futbolcular nerede hata yaptıklarını biliyorlar ve bir daha tekrarlamazlar. Neticede bir sezonu daha kapattık. Fenerbahçe açısından gidilecek Şampiyonlar Ligi ve Semih’in gol krallığı bir teselli ikramiyesi oldu. Trabzonspor’da Yattara çok iyiydi. Ama bu kadar boş alanları bir daha hangi maçta bulur bilemem. İlk defa oynayan genç kaleci Onur da sahanın ikinci yıldızıydı. Gerçekten çok iyi kurtarışlar yaptı. Yalnız skorlar belli olduktan sonra bile hiçbir hedefi olmayan maçtaki küfürler, atılan yabancı maddeler, yakılan meşaleler neyin nesiydi… Onu anlamadım. Trabzonsporlular herhalde Fenerbahçe ile arasındaki 24 olan puan farkını 21′e indirdikleri için çok sevindiler!

Fenerbahçe, şampiyonluğu kaybetse bile kulüp yapısı itibarıyla Türkiye’de rakipsiz görünüyor Adnan Polat, Fenerbahçe’nin yolunda ilerlerse Galatasaray’ı ileride daha iyi yerlere getirebilir
Adnan Polat’ın dün gazetemiz Fotomaç’taki demeçleri, 1-2 kısmı hariç hoşuma gitti. Bardağın dolu tarafına bakanlar için olumlu düşüncelerdi. Belki taraftarını sevindirecek açıklamalardı ama konunun özüne inince karşınıza çıkan gerçekler başka oluyor. Sporda rekabetin önemini anlatmaya gerek yok. Şampiyonluğu kaybetse bile F.Bahçe kulüp yapısı olarak ülkemizde rakipsiz görünüyor. Her zaman söylüyorum. Önemli olan yukardakileri aşağıya çekmek değil, o noktalara varabilmek için mücadele etmektir. Böyle yaparsan hem kendin, hem de Türk sporu kazanır. Adnan Polat, diğer başkanların yapmadığını yaptı. F.Bahçe gerçeğini kabul etti. Önüne örnek olarak F.Bahçe’yi aldı. Hedefini de F.Bahçe’yi geçmek olarak koydu. Dünya yıldızlarını alacağını söylüyor, alabilir. ‘Seyrantepe Saracoğlu’ndan daha iyi olacak’ diyor, o da olabilir. Ama asla Kadıköy’de F.Bahçe’nin yaşadığı keyfi yaşayamaz. O başka iş. Çünkü Saracoğlu tamamen F.Bahçe başkanı, yönetimi, camiası ve taraftarıyla yapılmış stattır. Orayı herkes kendi evi gibi bilir. Seyrantepe ise ‘devletin hediyesi’dir. Yani o burukluk her zaman yaşanacak. ‘Avrupa Şampiyonu olacağım’ diyor. İlerisi için bir şey diyemem ama şu an için imkansız. Adnan Polat, şampiyonluğu F.Bahçe’nin hediye ettiği gerçeğini kabul etmeli ve takımının Avrupa arenasında hafif kalacağını da bilmelidir. Tüm takımı değiştiremeyeceğine göre yapacağı transferlerle Helsinborg’dan 3, Leverkusen’den 5 gol yiyen G.Saray için Avrupa’da şampiyonluk hedefini koyup, taraftarına ümit vermemelidir. Fener iyi yolda ‘F.Bahçe geriye gidecek, Avrupa G.Saray’ı konuşacak’ katılmadığım tek cümlesiydi. F.Bahçe’nin geriye gitmesi artık olanaksızdır. Dev bir eser meydana geldi ve her gün yeni bir taş konuluyor. Borsada her iki büyük kulübümüzün toplamının iki katı değerindeki F.Bahçe’yi geçmesi mümkün görünmüyor. Plan ve programını yaptıktan sonra o yolda tüm olumsuzluklara rağmen ilerlerlerse, kulübünü ileride iyi yerlere getirebilir. Yani F.Bahçe’nin yaptığını yapmalı. Avrupa’da bu seneki gibi F.Bahçe’yi konuşmaya devam edecek. Kadıköy’de herkes şimdiden ‘Şampiyonlar Ligi’nde nerede kalmıştık’ sorusunu soruyor. Dünya tarihi, 9 branşta yarışıp da 8′inde hem bayan ve hem erkeklerde şampiyonluk kazanan, birinde de (voleybol) ikinci ve üçüncü olan bir kulübü yazmadı. Futbolda, erkek ve bayan basketbolda Avrupa’nın ilk sekizine giren F.Bahçe’yi yakalamak, hele ki geçmek o kadar kolay değil. F.Bahçe, bu sene de büyük dersler çıkarmalıdır. Önümüzdeki sezon işi baştan ciddiye almalıdır. ‘Yapmayın, etmeyin’ diye ikaz etmemize ve neredeyse yalvarmamıza rağmen futbolla şaka olmayacağına, rakibin asla küçük görülmeyeceğini asla anlatamadık. Diğerlerini bırakın, sadece Büyükşehir Belediye ve Bursaspor’a 10 puan veren takım, hâlâ final maçına çıkıyorsa Adnan Polat’ın F.Bahçe’yi başka yönden değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Her şeye rağmen Volkan’ın kendi kalesine attığı golde (Nonda’yı geçin, top zaten kaledeydi) olmasa F.Bahçe, gene de şampiyonluğa ulaşacaktı. Şu ana kadar 3 büyükle yaptığı 5 maçı kazanan takım, şampiyon olamıyorsa şapkaları önüne koyup düşünme zamanıdır. F.Bahçe, belki şampiyonluğu kaybetti ama geleceğini asla. Gelecek emin ellerdedir. Kimse merak etmesin.

Fenerbahçe kazanması gereken maçı kazandı. Ama Sivas’tan istediği haber gelmedi. Şampiyonluk belki kazanılmadı ama dünkü sonuçlardan sonra Şampiyonlar Ligi’ne katılmak garanti oldu. Hiç yoktan iyidir. Alkışladık, eleştirdik. Zico ve talebelerine bu sene verdiklerinden dolayı teşekkür etmek gerekir. Taraftar da bunun bilincindeydi. Takımı en iyi şekilde destekledi, maç bittikten sonra da bağrına bastı. Artık önümüzdeki senenin planları yapılmaya başlanacak. Sağ ve sol kanatlarda oynayan Gökhan ve Uğur’u iyi kullanacak bir sistem geliştirilmeli. Bu çocuklar gerçekten hem çok gençler, hem de çok iyi işler yapıyorlar. Dün akşam da böyleydi. Dün Deivid de olumlu ve sürekli kaleyi düşünen oyunuyla göz dolduran başka bir isimdi. Tabii bir gol atıp bir de asist yapan Semih’i geçmek olmaz. Onların dışında Yasin için iyi bir şeyler söylemek istiyordum ama yenilen iki golde de büyük hatası vardı. İlk golde bütün savunma çıkmış, Yasin 3-4 metre arkada bekliyor. Araya atılan topta ofsaytı bozmakla kalmıyor, bir de ileri çıkış yaparak Kahe ile Serdar’ı baş başa bırakıyor. İkinci golde de topa yaptığı müdahele boşa gidince Serdar’ı kontrpiyede bırakan adam oluyor. Fenerbahçe mutlaka kazanması gereken maça hiç de iyi başlamadı. Düşünün ki böylesine önemli bir günde rakip kaleye atılan ilk şut 16. dakikada Aurelio’nun ayağından oluyor. G.Birliği geldiği pozisyonlarda tehlike yaratıyor. Zaten bunlardan bir tanesi de golle neticelendi. Kezman sürekli rakibin arkasında dolaşıyor. Alex markaj altında bir şey yapamıyor. Bu şartlar altında golü bulmak da imkansız oluyor. İşte o anda Zico faktörü devreye girdi. Belki de ilk defa bu kadar erken oyuncu değişikliklerine gitti. Semih ile Kazım’ı anda oyuna alırken sahada hiçbir şey yapmayan Ali Bilgin ile Maldonado’yu yanına çekti, doğru bir hamleydi. Tartışmanın önemi yok Gene de takımı ateşleyen en önemli olay, Sivas’tan gelen gol haberiydi. Bu haberden sonra çılgına dönen tribünlerin tezahüratı, sahadaki futbolcuların mücadalesine de yansıdı. Son saniyede atılan gol takımın soyunma odasına 1-1 gitmesine neden oldu. Arkadan gelen gollerle de skor sağlandı. Edu’nun attığı golde “el var mı yok mu” tartışması yapılacak. Ama artık bu saatten sonra bu tartışmanın da pek bir önemi olmayacak.

Bugün tüm sezonun ağırlığını omuzlarda taşınacağı bir gün olacak. Sevinçler ve üzüntüler birbirine kavuşacak. Maçlar gerçekten çok zor. Sivas’taki maç 3 sonuca da açık, her şey olabilir. Kadıköy’de de işler kolay değil. G.Birliği kaybederse kümede kalma umudunu son haftaya taşıyacak. Yani şiddetle puana ihtiyacı var. F.Bahçe’yi zaten konuşmaya gerek yok. Tek hedef galibiyet. Sonra da Sivas’tan haber beklenecek. Fırsatlar değerlendirilemedi. Bunları çok yazdık, tartıştık. Bu saatten sonra yapılacak tek şey maçları kazanmak. Avrupa’da önemli mücadeleler verilip, yıpranılması, Roberto Carlos, Appiah ve Deniz’in geçmek bilmez sakatlıkları takımın şimdiden tur atmasını engelleyen faktörlerdi. Ama ne olursa olsun son düdük çalınana kadar beklenecek. Unutulmasın ki futbol tarihi son dakika şampiyonluklarını çok yazmıştır.* Denizli’de kaybedilen şampiyonluk hâlâ hatırlarda. 22 dakika duran oyun sadece 16 dakika uzatılmıştı. İşin doğrusu 5 kere duran maçın tatil edilmesiydi. Ama o dönemin şartları ve yönetimi buna izin vermedi. “Dün dündür, bugün bugündür” felsefesinin siyasetten sonra sporda da yaşatıldığı kara bir gündü. Denizli Başkanı Ali İpek şimdi çıkıp o zaman söylediklerinin arkasında olduğunu yineliyor. Çantacının federasyonda bir yönetici olduğunu iddia ediyor. Yani Denizli’ye giden teşvik primlerini bir federasyon yöneticisiyle kendilerine iletildiğinden bahsediyor. Yavaş yavaş sayfalar açılıyor. Tarih kuşkusuz her şeyi yazacaktır. Olan F.Bahçe’nin şampiyonluğuna olmuştur. Umarım ki bir işe yarar. Ali İpek en azından o yöneticinin adını vermelidir. Kimler neleri neden yapmış öğrenmek hakkımız. Açılması istenen beyaz sayfaları açmaya yeni federasyon ilk önce bu noktadan başlamalıdır. Ali İpek’in söyledikleri soruşturma kapsamındadır ve karanlık bir dönemin aydınlanması için bu soruşturma mutlaka gereklidir.* G.Saray cephesi, Sivaspor Başkanı Mecnun Otyakmaz’ın Serkan Acar’ı ziyaretine büyük tepki gösteriyor. Benim bildiğim Mecnun başkan, İstanbul’a her geldiğinde kulübe uğramadan geri dönmez. F.Bahçe içinde çok dostu vardır. Buradan ne çıkartacaklarını merak ediyorum. Bir kere Sivas’ın maçı F.Bahçe ile değil, G.Saray ile. Şehir zaten çoktan ayağa kalkmış durumda. Kimsenin motivasyonlarına da ihtiyaçları yok. Eeee o zaman öküz altında neden buzağı aranıyor! Adnan Polat ile Yıldırım Demirören arasındaki meşhur yemeği hatırlarsınız. Hani “Siz kupayı, biz de ligi alalım” yemeği. Beşiktaş-G.Saray maçı da o yemekten iki gün sonraydı. O zamanlar bunları yaşayan ve Türkiye’ye yaşatanlar şimdi Otyakmaz’ın kulüp ziyaretini sorgulamaya çalışıyorlar ya, işte sözün bittiği yer de tam burası oluyor. Pes yahu. Vallahi de pes, billahi de pes.

Sivasspor, G.Saray’ı yenerse şampiyonluk için büyük avantaj yakalayacak. Ligi üç takımın da aynı puanla bitirme ihtimali var. Eğer bu gerçekleşirse tarihte bir ilk yaşanacak. F.Bahçe belki ikili averaj sayesinde şampiyon olacak ama alkışlar Sivas’a gidecek. Gerçekten de büyük iş başardılar. F.Bahçe ve Beşiktaş’a kendi sahalarında kaybetmeselerdi şu anda tur atıyor olacaklardı. Kısıtlı olanaklarla verdikleri mücadeleyi herkes takdir etmelidir. “Yerli oyuncularla oynuyoruz” diye fakir- fukara edebiyatı yapan G.Saraylılara “Peki Sivas ne yapsın” diye sormak gerekir. Transferlerdeki isabetsizlik ve başarısızlığın adını parasızlık koyuyorlar. Yabancı futbolculara dağıttıkları milyonlarca doları sokağa atanların nasıl şikâyet hakkı olabilir ki? Hedef şaşırtma üstatlarına sorulması gerekenler sorulmadığı için ne yazık ki ortaya sahte kahramanların çıkarıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ***Gözlemcilerin başında olan Kemal Dinçer’i yıpratma politikası işe yaradı. Dinçer’i fena halde sindirdiler. Atacağı her adımda “G.Saray düşmanı F.Bahçeli” damgasını yiyeceğini bildiği için görevini yapamıyor. Hatırlarsanız, Hakan Şükür yüzünden Ersun Yanal’ı da aynı şekilde G.Saray düşmanı diye ilan edip başını yemişlerdi. Eğer Kemal Dinçer bunları aşamayıp görevini layıkıyla yapamayacaksa bir an önce istifa etmelidir. Bu hafta G.Saray’ın PFDK’yla sevk edilmemesi işte hep bu propagandaların yüzündendir. Kemal Dinçer korkuyor ve çekiniyor. Yoksa tüm Türkiye’nin gözü önünde doksan dakika küfredilen bir maçı nasıl görmezden gelir? Alex’e korner bile attıramayan yabancı maddeleri hangi gören(!) gözler görmez. Sırf bu yüzden Beşiktaş iki maç ceza almadı mı! Peki Kemal Dinçer’in gözlemcileri nerede, raporları nerede? Herkesin görüp şahit olduğu gerçekler raporlarda yazıyorsa G.Saray ceza kurulunda olmalıydı. Eğer yazmıyorsa Kemal Dinçer’in gözlemcileri görevlerini yapmıyor demektir. Sevgili Kemal, sana tavsiyem, tehditlerden korkmadan işini yürüt. Bu alemde senin ne kadar dürüst olduğunu herkes biliyor. Sakın korkma ama korkarsan da bırak. Bu işin başka yolu yok. ***Şampiyonluk artık F.Bahçe’nin elinden çıktı. Çünkü kendi ipini kendisi kesti. Önündeki iki maçı kazanıp G.Saray’ın yenilmesini bekleyecek. Her zaman söylüyorum, Zico gerçekleri görmeli. Kendi kurduğu sistemi ve takımı gene kendisi dağıttı. Gereksiz hamleler yaptı. Şimdi gene eskiye dönmeli, Samandıra’daki olaylardan sonra taraftar kenetlendi. Pazar akşamı Kadıköy’de futbolcuları şampiyon gibi karşılayacaklar. Onlar da umarım şampiyon gibi oynayıp taraftarlarını Kadıköy’deki son maçta güzel bir şekilde selamlarlar.

Galatasaray maçındaki yenilgiye fulbolcuların isteksizliği değil, Zico’nun hataları neden oldu… Sarı-kırmızılı kulübün ‘beyaz sayfa’ ile ilgili yayınladığı bildiriye imza atmasını bekliyoruz
Fenerbahçe-liler, üzgün ve kırgın. Üzüntüleri son 2 haftaya 3 puan geride girmekten, elindeki avantajı altın tepsiyle Galatasaray’a hediye etmelerinden. Kırgınlıkları da pazar akşamı Ali sami Yen’de futbolcuların mücadele etmeden teslim bayrağını çekmeleri. Yenilen o tuhaf golü hala içlerine sindiremiyorlar. Bunlar normaldir. Yaşanacaktır. Galibiyetlerde sevinç, yenilgilerde üzüntü futbolun olmazsa olmazlarıdır. Yalnız işi Samandıra’da futbolculara saldıraya kadar getiren birkaç kişiye de son derece öfkeliler. O günler çok gerilerde kaldı. Ve bu yüzden yaşamak istemiyorlar. Bizde zamanında neler çektik. Daha yakın zamanda omuzlarda taşınan bu çocuklar değil miydi? Ama taraftarın ezici çoğunluğu yapılanlara karşı çıktı, internet sitelerinde bunu kınadı ve Fenerbahçe taraftarının gerçek profilini çizdi. Önemli olan da budur. G.BİRLİĞİ ÖNEMLİ Maça sadece futbolcuların isteksizliği değil, Zico’nun yanlışları da damgasını vurdu. Aslında yapması gereken iş çok kolaydı. F.Bahçe, bu sezon ligin kanatları en iyi kullanan takımı. İyi giden mekanizma niye bozulur anlamak mümkün değil. Sağda Gökhan Gönül ve Deivid, solda Vederson ve Uğur Boral’ı bozmayacaksın. Sallanan Maldonado ile Selçuk değiştireceksin işlem tamam olacak. Semih, zaten her zamanki gibi oyuna girecek ilk isim. Şimdiye kadar bunlar yapıldı ve sorun çıkmadı. Galatasaray karşısında Vederson ve Uğur yan yana gelemediler. Skor 1-0 iken uzatma dakikalarında (sanki galipmiş gibi) kaleciye geri pas yapan Maldonado’yu gördük. Şimdi yapacak tek iş var. Gençlerbirliği maçında yanlışlardan dönüp, sahadan galibiyetle çıkmak ve Sivas’tan gelecek haberi beklemek. ÖZÜR DİLEMEZLER Galatasaray, bu saatten sonra şampiyonluğu verir mi? Zor görünüyor. Bu arada merak ettiklerimiz var. Ortalarda göremediklerimizi gördük. Kimler mi? Hani beyaz sayfalardan bahsedenler, hani o federasyon Fenerbahçe’yi şampiyon yapacak diyenler, hani o Recep Tayyip Erdoğan F.Bahçe’yi koruyacak diyenler, birden bire ortadan yok oldular. Daha doğrusu G.Saray’a karşı görevlerini tamamladılar ve geri çekildiler. Başbakan’ın takımı dedikleri Çaykur Rize ve Kasımpaşa ligden düştü. Fenerbahçe son 2 haftaya 3 puan geriden giriyorsa Erdoğan’a bir özür borçları vardır demektir. Özür dilerler mi? Zannetmiyorum. Ama görevlerini tamamladılar. F.Bahçe yıllardır Haluk Ulusoy’a karşı olduğunu söyledi ve mücadele verdi ama düşüremedi. Bu işi G.Saray ve Beşiktaş yaptı. Bu işi onlar yapmasına rağmen federasyonun Fenerli olduğunu iddia ettiler. Başkan Hasan Doğan, Beşiktaş kongre üyesi. Lütfi Arıboğan, Ahmet Güvener, Reşat Bostan, İlhan Helvacı hepsi Galatasaraylı. Adnan Türkan ve Sait Yalazay Beşiktaş, Süheyl Önen’in Trabzonsporlu olmasına rağmen tek Fenerbahçeli olan Kemal Dinçer üzerinden yorumlarını yapıyorlar. Gelinen noktayı görüyorsunuz. Ben bu federasyonun iyi işler yapacağına inanıyorum. Sadece Fenerbahçeli olmadığını belirtmek için yazıyorum. Hakemlerin adaletinden bahsedenler, o adalet gerçekten isteseydi, bırakın geçmiş maçları, G.Saray ne Gençlerbirliği ne de Büyükşehir’i yenebilirdi. Eğer iki haftada fikirleri değişmediyse G.Saray’ın sitesinde beyaz sayfa ile ilgili yayınladığı bildirinin altına bir daha imza atmasını bekleyeceğiz. Sivas’ta bu konula ilgili pankartla çıkarlarsa ne kadar samimi olduklarını göreceğiz.