Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Fenerbahçe ilk hazırlık maçını oynadı. Adı üstünde hazırlık maçı olduğu için takımı oturup da enine boyuna çekişterecek halimiz yok. Ama yine de ortada görünenleri sizlerle paylaşmamız gerek. Çünkü bu bizim görevimiz. Şu anda merak edilenler, yeni transferler. Özelllikle Güiza ve Emre… Elbete onları görmemiz mümkün olmadı. Ama Burak sahadaydı. Kendisi zaten yabancımız değil. Üstün ve güçlü fiziği, gençliği, boş ve geniş alanlarda iyi dripling yapma özelliklerini biliyoruz. Her futbolcu gibi formayı giymeyi ve çıkartmamayı çok istiyor. Bu yüzden bayağı heyecanlıydı. Kendini göstermek için topla biraz fazla oynadı. Ama bunlar normaldir. İmzayı attığı gün de belirtmiştim. Geçen sene Gökhan Gönül’ün yaptığı çıkışı ben Burak’tan da bekliyorum. Gürhan’ın ilk 11′de yer alması beni şaşırttı. Demek ki antrenmanlarda çok iyiydi. Aragones’in gözüne girmeyi başarmış. Aferin Gürhan’a. Carlos’un tecrübe faktörü Benim için önemli olan sakatların durumuydu. Bu yüzden Carlos, Gökhan ve Deniz’i (bunlar önemli adamlar) ayrı gözlüklerle seyrettim. Eğer bu 3 futbolcu sağlam olsalardı ve son haftalardaki final maçlarında yer alsalardı, iddia ediyorum ki şu anda şampiyonun adı Fenerbahçe idi. Carlos kendini hemen toparlamış ilk geldiği günkü gibi. Bu beni sevindirdi. Tabii burada da tecrübesinin önemi çok büyük. Gökhan ve Deniz elbette eski günlerindeki gibi değiller. Aylardır toptan uzaklar ve aynı şekilde Carlos’un tecrübesinden de uzaklar. Ama önemli olan nokta sağlamlıkları ve dayanıklıkları. Oynadıkları her maçtan sonra daha iyi olacaklar. Yani bir problem yok. Yeter ki Allah başka sakatlık vermesin. Alex için hemen hemen herkes “Aragones koşan adamı oynatır. Bu yüzden Alex’in şansı yok” derken, ben de “Aragones gelir gelmez, bütün istatistikleri alt üst eden, ülkemizin gelmiş geçmiş en iyi yabancısının boynuna sarılacaktır” demiştim. Galiba haklı çıkacağım. İlk maçta da gördük ki Alex yine ön planda. Bambaşka bir futbolcu. Bana partnerlik yapan arkadaşlarıma asla saygısızlık etmem hepsinin yeri ayrıdır ama bir forvet adamı olarak şu Alex ile yan yana oynamak büyük şansım olurdu. Tuncay, İngiltere’ye gittiyse, Semih’e 5-6 transfer teklifi geldiyse perde arkasındak isim Alex’tir. Kalede sorun yaşanabilir Herkes “Aurelio’nun yeri dolar mı ?” diyor. Şu andaki görüntüye göre kolay değil. Eğer transfer yapılmayacaksa eldeki adaylar, Deniz, Selçuk ve Maldonado. Hepsinin ayrı yetenekleri var ama yine de Aurelio’nun görevini yapmaları zor görünüyor. Bir problem de kalede yaşanacak gibi. Her iki Volkan ve Mert burası için yeterli olabilir ama Şampiyonlar Ligi’nde en azından çeyrek ve yarı finali hedefleyen bir takım için acaba yeterli olacaklar mı? Teknik direktör Aragones’i, Stankoviç’e benzetiyorum. Bilenler bilir, çok disiplinliydi. O günden beri gelen 2. disipline bağlı hoca. 82 yılında onunla 5 kupa almıştık. Bakalım Luis Aragones ile ne olacak? Haydi hayırlısı…

Aurelio, Özkan Sümer’in bulduğu 4 Brezilyalıdan biri. Trabzon’da sağ dış oynadı. Tekniği ile dikkati çekerken orada büyük başarılara imza atamadı. F.Bahçe’nin 300 bin dolarlık teklifine ‘Evet’ dedi ama imza atmadan birgün önce İlhan Cavcav ile anlaşıp F.Bahçe’nin başına dert açtı. Daum kendisinden dünya çapında bir ön libero yarattı. Yıldızı F.Bahçe’de parladı, şampiyonluklar yaşadı, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finali gördü ve sonunda Betis’e transfer oldu. Marco’yu sadece “görev adamı” olarak tanımlamak son derece yanlış. Ekstra işler de yapıyor. Driplingleri kuvvetli, öldürücü asistler yapan, çok kritik gollere imza atıp takımına puanlar kazandıran bir futbolcunun gitmesi hangi kulüp için olursa olsun kayıptır. Türk statüsüne geçmesi Milli Takımımız için büyük şanstır. Çünkü ne yazık ki ülkemizde o bölgede Marco’nun yaptığı işi daha iyi yapacak bir isim yok. Şimdi gündemde bu olayda “kim haklı, kim haksız” soruları var. Kimileri “Aurelio F.Bahçe’yi sattı” derken, kimileri de “yönetim son derece hatalıydı” diyor. İlk önce şunu söyleyeyim. Aurelio’nun hayali İspanya Ligi’nde oynamaktı. Tıpkı Tuncay’ın hayalinin Milan’da oynamak olduğu gibi. Her ikisiyle de çok konuştuğum için bu gerçekleri iyi biliyorum. Tek kazanan Tutumlu Aurelio rüyasında gördüğü Real Madrid yerine Real Betis’e, Tuncay da Milan yerine Middlesbrough’ya gitti. İkisi de kafayı tamamen yurt dışına taktıkları için burada yönetimin yapacağı fazla bir şey olamaz. Zaten bonservislerinin elinde olmalarını beklediler, kendilerini isim yapan kulüplerine zırnık bile koklatmadan gittiler. Tuncay’ın kafası Milli Takım kamplarında karışmış, kararını vermişti. Zaten Aziz Yıldırım ile görüşmesi 5 dakika bile sürmemişti. Aurelio’da durum biraz daha değişik. Bayram Tutumlu devre arasında Marco için 3, kendisi için de 1 milyon euro talep edince görüşmeler başlamadan bitmiş oldu. Şu anda Betis’ten aldığı para F.Bahçe’nin teklifinden daha az. Bu olayda kârlı çıkan tek isim Tutumlu. Şu bir gerçek ki ne Aurelio ne de Tuncay eğer aşama kaydedemezlerse şimdi oynadıkları kulüplerle Şampiyonlar Ligi’ni görmeleri mümkün değil. F.Bahçe’ye bir şey olmaz. Kimler geliyor, kimler geçiyor. Tuncay’ın gitmesi nasıl çeyrek final oynanmasını engellemediyse, Aurelio’nun gitmesi de daha büyük yerlere gelinmesini engellemez. Kimse merak etmesin. Del Bosque ile bu olayı bir tutanlar var. Del Bosque, Beşiktaş’tan 12 milyon euro aldı. Aurelio zırnık alamaz. Çünkü Del Bosque şikâyetçiydi, Beşiktaş savunma yapmıştı. Şimdi Aurelio savunma yapacak. Kim haklı, kim haksız göreceğiz. Bayram Tutumlu göklere çıkarılırken benim tavsiyem Şekip Mosturoğlu’nu da kimse yabana atmasın.

Hasan Doğan göreve geldiğinde yazmadıklarını bırakmayanlar şimdi arkasından methiye düzüyor Aynısı Deivid’e de yapıyorlar. Gollerine alkışlarını esirgeyenler, şimdi “Deivid’e yazık oldu” diyorlar!
NE yazık ki insanların değerini ancak kaybettikten sonra anlıyoruz. Buna en güzel örnek olarak Hasan Doğan’ın vefatını gösterebiliriz. Bizim gibi onun futbolun başına gelmesi için uğraş verenlere yazacak bir şey bırakmadılar. “Futbola siyaset bulaştı. Beşiktaş kongre üyesi. Aziz Yıldırım zaten perde arkasında” iddialarıyla Doğan’a demediklerini bırakmayanlar, şimdi methiyeler düzüyorlar. “Pes yahu” demekten başka bir şey yapmak mümkün değil. “Beşiktaş kongre üyesi” dediler, bu sene hakemlere en fazla isyan eden takım da Beşiktaş. “Aziz Yıldırım ile beraber” dediler, “Haluk Ulusoy gittikten sonra Galatasaray’ın Hasan Doğan’la hiç şansı olamaz” dediler.
Galatasaray ligin en fazla penaltı atan takımı olarak şampiyonluğa ulaştı. MEKÂNI CENNET OLSUN Tüm bu örnekler bile Hasan Doğan’ın nasıl tarafsız bir spor adamı olduğunun en güzel göstergesidir. Çantasında çok güzel projeler vardı. Umarım yeni gelecek kişi, o çantayı yanında taşır, açar ve yapılması gerekenleri yapar. Hasan Doğan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum. Mekanı cennet olsun… Yukarda yazdıklarıma başka bir örnek de Deivid’i gösterebiliriz. Geçen gün Faruk Ilgaz Tesisleri’nde havuzdayız. Kalabalık bir arkadaş topluluğu ile sohbet ediyoruz. Sohbetin konusu elbette futbol, Fenerbahçe ve transferler. Laf lafı açıyor. Bir arkadaş “Deivid’e yazık oldu. Fenerbahçe büyük yara aldı” dedi. Ben de “Yahu kardeşim bütün sezon boyunca ‘Zico, Deivid’i nasıl oynattı. Takım bir kişi eksik oynuyor’ diyen sen değil miydin?” diye soruyorum. Ses seda yok. BİRDEN DEĞERLENDİ Şimdi ayağı kırıldı ya birden bire aranan adam oldu. Galatasaray’a, Beşiktaş’a, Trabzonspor’a, İnter’e, CSKA’ya, Sevilla’ya, Chelsea’ye gol attığı zaman alkışlarını esirgeyenler şimdi hiç konuşmasınlar. Futbol oynarken iki kere ayağım kırıldı, ikisi de fibula kemiğinden (biri altta biri üstte). Deivid’in neler çektiğini çok iyi anlıyorum. Umarım bir an önce sağlığına kavuşur. Sakatlanmasıyla bir kişilik kontenjan açılmış oldu. Böylece Güiza da imzayı bastı. Aragones eğer İspanya’ya oynattığı modeli uygulayacaksa, büyük ihtimalle iki forvet başlayacak. Yani Güiza, Semih ve Kezman’dan biri dışarıda kalacak. Tek dileğim, geçen seneki gibi dışarda kalanların suratlarını asmamaları ve bir takım havalara girmemeleri. Çünkü bu sayede kaybedilen puanların hesabını yapmak güç oluyor.

Hatırlarsanız bir zamanlar ligler bitip transfer ayına girildiğinde ortalık yıkılırdı. Özellikle üç büyükler, Anadolu’da parlayanların peşine düşer, futbolcu kaçırma olayları yaşanırdı. (O dönemler yabancı falan yoktu) Kim daha fazla futbolcu transfer ederse, havayı o atardı! Gazeteler sezon içinde sattıklarından daha fazla satardı. Şimdi böyle mi? Bakıyorum da hiç hareket yok. Şimdi dilerseniz dört büyüklerin neler yaptıklarına bir bakalım. Fenerbahçe ve Galatasaray’da pek hareket yok. Teknik adam değişikliklerine gidildi. Fenerbahçe, Burak’la anlaşma yaptı ki, Burak bu sene değişik bir sezon geçirebilir. Ondan da Gökhan Gönül’deki gibi bir patlama bekliyorum. Beşiktaş ve Trabzon ise daha aktif. Trabzon bence iyi işler yapıyor. Ersun Yanal güvendiğim teknik adamlardan. İyi bir sezon geçirecekler ama şampiyonluğu yaşamaları biraz zor. Gelen adamlar, bu seneki liderle aradaki 25 puan farkı kapatabilir mi, göreceğiz. F.Bahçe damgasını vurur Beşiktaş’ı en iyi yorumlayan yazarlardan biri olan İlker Akteş, dün Fotomaç’daki yazısında yabancı transferlerin kapalı kutu olduğunu belirtti. Yani iyi çıkarsa tamam da, tersi olursae ne olacak. “Bilinen tek şey, Sinan Engin’in bu futbolculara kefil olması” diyor. Yani Beşiktaşlılar bu sene sevgili Sinan’ın kefaleti kediye yüklememesi için dua edecekler. Galatasaray’da Kewell sesleri yükseliyor. Yıllardır yabancı transferlerde hayal kırıllığı yaşayan, umduğunu bulamayan, milyonlarca doları sokağa attıktan sonra fakir fukara edebiyatı yapıp televizyonlardan para toplamaya çalışan Galatasaray için tek Kewell yeterli olacak mı, hiç zannetmiyorum. Fenerbahçe’nin eliyle hediye ettiği şampiyonluğa güvenip yola çıkarlarsa, şansları bu sefer çok az olur. Yine Avrupa’da hiçbir şey yapamazlar. Fenerbahçe’ye gelince. Kadroyu elde tutmak da bir transferdir. Az ama öz, gerekli adamlar alınıyor. Aragones’le işi başından sıkı tutacak bir Fenerbahçe, lige damgasını sezon bitmeden çok önceden vurabilir. Avrupa’da ise yapılanlar yapılacakların garantisi değil midir? Beşiktaş’ın 8, Galatasaray’ın 5 yiyerek elendikleri bu arenada, yarı final şansını kıl payı kaçıran bir takım için Aragones’in fazla düşünmemesi gerekir. Yağ, var, un var, şeker var. Güzel bir helva için de Avrupa’nın en büyük aşçısı da gelmiş. Tadından yenmeyecek bu helvayı götürmek de taraftarın hakkı olsun.

İspanyol hoca, ülkesini Avrupa Şampiyonu yaptı ve Fener’e geliyor. Kalitesi tartışılmaz Aragones, Zico’nun mirasını en iyi şekilde kullanıp, takımı daha da başarılı kılacaktır
ARAGONES, Fenerbahçe’ye gelmeden fallar açılmaya başlandı. Herkes, “Hele bir gelsin de görelim. Sonra fikrimizi söyleriz” diyor. Aslında bu cümlenin açılımını “Kimse şimdiden sallamaya cesaret edemiyor” şeklinde yapabiliriz. Eeee ne de olsa adamın sağı solu belli değil. Ne yapacağını kestirmek güç. 15 gün önce ‘dede’ lakabı takanlar da şimdi düşünmeye başladılar. Yok ‘Fenerbahçe taraftarı Feldkamp ile dalga geçmiş de şimdi ne yapacakmış’ gibi geyiğe sarılanlarda var. Bir kere Feldkamp rahatsızlığı yüzünden yıllarca görev yapmamıştı. Aragones ise Avrupa Şampiyonu İspanya’nın teknik adamı olarak geliyor. O yüzden bunları bir kalemde geçelim, Aragones’i neler bekliyor. Onları tartışalım.
TEPKİ GÖSTERİLEMİYOR İlk önce Zico’nun, Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti bir takım aldığını belirtelim. Yani beklentiler büyük. Aragones, “Yahu ilk 8′e girmiş teknik adama bile tahammül edememişler ise benim daha fazla iş yapmam gerekir” diye düşünürse kazanan Fenerbahçe olur. Bir başka avantaj da futbolcu bünyesine yakalanacak. Artık yedek kalanların suratı düşmeyecek. Kulübe de sahadaki sevince ortak olacak. Oyundan çıkanlar abuk subuk hareketler yapmayacaklar. Öyle ya Raul gibi bir adamı kadrosuna almayan, finalde süper oynayıp gol atan Torres’i oyundan çıkaran ve tek tepki gösterilemeyen bir teknik adam var. Zico’nun en çok eleştiri alan yönü, oyuncu değişimleri ve dakikalarıydı. 6 maçını seyrettiğimiz Aragones ise bu konularda gayet başarılı. 60. dakikalardan sonra sahaya soktuğu futbolcularla işi bitiriyor. Final hariç her maça çift forvet başladı. Skoru aldıktan sonra orta sahayı kuvvetlendirip, tek forvete dönüyor, üstüne çektiği rakibin boşalan alanlarına yorulan Torres yerine Güiza ile imha planını uyguluyor. Eğer rakip üstüne gelmezse de işi sağlam tutuyor. Saçma sapan gol yemeden galibiyete ulaşıyor. “Koşan adamı oynatacak Alex’in işi zor” diyenler var. Tutulan istatistiklerde Alex en çok koşanların içinde yer alıyor. O da ayrı konu. Şunu söylemeliyim ki milli takım çalıştırmak ile kulüp takımı çalıştırmak bir tutulmaz. Ülkenin en iyi hazır adamları ile çalışmak ayrı, kendi hazırladıklarınla çalışmak ayrı. Birisinde 3-5 gün beraber oluyorsun, birisinde 11 ay. 34 maçlık lig maratonu, kupa, Avrupa derken tonla karşılaşma yapacaksın. Her futbolcuya ihtiyacın var. Alex’in ne anlama geldiğini Aragones gelir gelmez çözecektir. Semih’in de söylediği gibi ülkemizin gelmiş geçmiş (istatistikler de böyle söylüyor) en iyi yabancısını Aragones de boşlamayacaktır. Fenerbahçe bu sene takımı bozmadı. Yani Aragones’in elinde Arthur Zico’nun bıraktığı miras olacak. Ben yine baştan konuşacağım ve Aragones’in bu mirası iyi kullanıp başarılı Fenerbahçe’yi daha da başarılı bir ekip yapacağını söyleyeceğim.

Hep son dakikalarda sevinirken bu sefer de üzülen biz olduk. En iyi oyunumuzu, hem de 90 dakikaya yayarak çıkarttığımız bir maçtan yenik ayrılmak insana acı veriyor. Final oynamak hatta kupayı kaldırmak işten bile değildi ama sağlık olsun. Kimse maçlardan önce buralara kadar gelmemizi beklemiyordu. Çocukları tebrik etmek gerekir. Yorumlarını yaptığım ilk maçlardan sonra final favorilerinin Almanya ve İspanya olduğunu, Rusların da sürpriz yapabileceğini milyonlarca insan ile paylaşmıştım. Millilerin bu başarısını doğrusu beklemiyordum. Bu konu hariç yanılmadığımı söyleyebilirim. Sizlerden gelen sayısız maillerden gurur duydum, herkese teker teker teşekkür ediyorum. G.Saray’ın Avrupa’daki başarısından sonra dünya üçüncülüğümüzü bu başarıya bağlayanlar çok olmuştu. Şimdi de finali zorlamamız F.Bahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde finali zorlamasının bir eseridir. Mağlup durumda olsak bile asla teslim olmadık, aynı F.Bahçe gibi. Chelsea’yi 1-0 mağlubiyetten 2-1 galibiyetle geçen, CSKA’ya 2-1, Sevilla’ya 2-0 mağlupken maçı çeviren F.Bahçe, Milli Takımımız için güzel bir örnek teşkil etmiştir. Şu bir gerçek ki ülkemizin en iyi iki kanat oyuncusu Uğur Boral ve Gökhan Gönül’dür. Fatih Terim’in son maça kadar Uğur’u unutmasını anlamıyorum. Tükürdüğünü yalamak! Almanya karşısında 3 gol yediğimiz sağ kanatta bir Gökhan Gönül olsaydı kimbilir belki de finaldeydik. Niyetim asla sahada ter döken oyuncuları gözardı etmek değil. Hepsinin emeklerine saygı duyuyorum ama bu başka bir iş. Benim sitemim Kore’deki üçüncülüğü G.Saray’a bağlayanların şimdi F.Bahçe’den hiç söz etmemeleri. Yiğidin hakkını yiğide vermek yine bize düşüyor. İsmet Tongo, “Tükürdüğünü yalamak” başlıklı yazısında Löw ve Hiddink’ten yola çıkarak F.Bahçe taraftarına mesaj göndermiş. Yalnız bu iki teknik adam taraftar tarafından değil, futboldan anladığını zanneden bir takım spor yazarları tarafından kara listeye alınmış, kampanya başlatılmış ve gönderilmiştir. Yalnız onlar mı? Dünya Kupası’nı Zico’nun başında olacağı Brezilya’nın kaldırmayacağı ne malum. Sen “altyapı hocası” diye Hiddink’e, “amatör” diye Löw’e, “başkanın adamı” diye Osieck’e, “tembel” diye Mustafa Denizli’ye, “deli” diye Daum’a, “stajyer” diye Zico’ya hakaretler yağdır, sonra topu taraftarın üstüne at. Üslup yanlış olsa da verilen örneklerde doğruluk payı var. Biz de boşuna yıllardır “istikrar istikrar” diye yalvarmıyoruz. İşte son 25 yılda her sene bir teknik adam değiştirilirken son 5 yılda sadece iki kişi çalıştı, 3 şampiyonluk geldi, ikisi de mucize şekilde kaçtı. Yani 5′te 5 yapmak işten bile değildi. Bence en güzeli herkesin kapısının önünü temiz tutması. “Kefen giyerim de o formayı giymem” diyen Baliç’e ana avrat küfür edip, pankart açanlar üç ay sonra ortalığı “Baliç” diye inletirlerse bu yapılana “tükürdüğünü yalamak” başlığı hafif gelmez mi?

Teşekkürler çocuklar, hepinize helal olsun. Ne yazık ki turnuvanın en güzel maçını oynayıp elendik. Dünya bu maçı seyretti ve bizim buralara hakkımızla geldiğimizi gördü. Sakatlarımız vardı, kart cezalılarımız vardı, hatta kalecimizi orta sahada oynatma fikri bile vardı. Bütün bunlara rağmen çıkardığımız takımla Almanya’yı futbol olarak rezil ettik ama maalesef yenildik. Futbolda bunlar var. Ben bu turnuvada ilk defa oynayan Ayhan’ı da alnından öpüyorum. İlk defa stoper oynayan, bir kere Klose’yi kaçırmasına rağmen Mehmet Topal’ı da alnından öpüyorum. Uğur, Semih, Kazım ve diğer bütün futbolcuları alınlarından öpüyorum. Hak etmediğimiz bir yenilgi aldık. Bunlar normal ama herkes gördü ki Türk Milli Takımı buralara boşuna gelmedi. Hamit, Bayern Münih’te bile bu kadar istekli oynamadı. Bu çocuklar finali çok istediler ama maalesef olmadı. Varsın olsun. Yurda döndüklerinde hepsini kucaklamamız gerekir. Bizi gururlandırdılar, onurlandırdılar. Sabri 3. golde hatalıydı ama Semih’in attığı golde yaptığı herekete ne diyeceğiz. Adamın sağından atıp solundan geçti. Burada kimse kimseyi eleştirmesin. Rüştü, Klose’nin golünde hatalı çıktı, olabilir. O bizden daha çok üzgün. Ben bu maçın teknik yönüne girmek istemiyorum çünkü şu anda çok duygulu anlar yaşamaktayım. Kendi oynadığım dönemleri düşünüyorum. 48 kere milli oldum ama hiçbir zaman Avrupa Kupası’nda bir yarı final oynamadım. Ve bu maçı da kendi gözlerimle seyrettim. Büyük iş başardınız O yüzden dün akşam sahada olan futbolcularımıza tek kelime edecek, tek eleştiri yapacak kimse beni karşısında bulacaktır. Sevgili çocuklar hepinizi alınlarınızdan öpüyorum. Büyük bir iş başardınız. Sağ olun var olur. Löw, F.Bahçe’ye geldiği günlerde, bir şeyler yapmak istediğini söylüyordu. Ama maalesef medyamız buna izin vermedi. Sevgili İsmet Tongo’nun 2 gün önce ‘Tükürdüklerini yalıyorlar’ yazısını okurken Löw aklıma geldi. Löw’ü kimse bırakmak istememişti. Sevgili Tongo’nun söylediği gibi Löw’ü taraftar değil, futbolu çok iyi bildiğini sanan spor yazarları gönderdi! Bununla ilgili yazımı geniş şekilde yazacağım. Löw akıllı davrandı, Türklerin nasıl çılgın olduğunu biliyor. O yüzden takımı çıkartmadan oynattı, 4 kere kaleye geldi 3′ünde gol buldu. Löw’ü kutluyorum.

Semih’e tavsiyem
Salzburg’taki Yunanistan-Rusya maçını (atv’ye) yorumlarken spiker arkadaşım Yalçın Çetin’e “Biraz erken ama Rusya şampiyon olursa sakın şaşırma” demiş ve “Zhirkov da turnuvanın yıldızı olur” diye eklemiştim. O maçta Arshavin cezalı olmasaydı herhalde listeye onu da koyacaktık. Gerçekten de Ruslar futbolu dolu dolu, isteyerek ve severek oynuyorlar. Galip durumdayken bile asla futbolun pis taraflarına bulaşmıyorlar. Çok genç kadroları var, en büyük dezavantajları tecrübesizlik. 4-1 kaybettikleri İspanya maçı da çok iyiydi. Skor 3-1 iken kaçırılan yüzde yüz posizyonun dönüşü gol olmuştu. Yani 3-2′ye gelseydi, o maç da kurtulurdu. Turnuvanın en çok pozisyona giren takımını seyrederken o efsane Dinamo Kiev yıllarını hatırladım. CSKA ve Zenit’in UEFA şampiyonlukları asla tesadüf değil. Ruslar doludizgin geliyorlar ve inanıyorum ki önümüzdeki tüm şampiyonalara damgalarını vuracaklardır. Damgayı vuran bir başka takım da biziz. Büyük favori gösterilen Portekiz, Hollanda, Hırvatistan evlerine dönerken, Türkiye ve Rusya yarı finaldeler. Her iki takım da turnuvanın en genç ekipleri. Dünya onu konuşuyor Maçın sonlarında skorları değiştirmeleri bu yüzden. Uzatmaların ikinci yarılarında bizim Hırvatları, Rusların da Hollandalıları nasıl ezdiklerini gördük. Kendimizi iyice ezberledik, bu yüzden Milli Takım hakkında okuduklarınızdan değişik bir şey yazmak zor. Yalnız Semih için bir parantez açmak istiyorum. Doğum gününe kadar doğru dürüst forma şansı bulamayan Semih, ikinci devre oyuna girdiği maçlarda yıldızlaştı, hatta kahraman oldu. Zico döneminde de aynı durum devam etti. Her iki teknik adam da onu birçok maçta ilk 11′de oynattılar ama asıl verimi sonradan oyuna girdiğinde aldılar. Şimdi bir bakalım… İsviçre maçında ikinci devrede oynayan Semih kahraman, Çek maçında ilk 11′de oynayan Semih kenara alınıyor. Hırvat maçında ikinci devre oynayan Semih yine kahraman. Benim anlamadığım şu: Bu işleri böyle yapan Daum ve Zico’yu futbol bilmezlikle suçlayanlar, aynı işleri yapan Fatih Terim’i nasıl göklere çıkarıyor? Aslında bu Fenerbahçe’yi çalıştıranlarla ilgili bir durum. Yeni gelecek teknik direktörü de aynı dertler bekliyor. Son söz: Semih şu anda Avrupa’da hatta dünyada konuşulan bir oyuncu. Takımda Kezman duruyor, İlhan Parlak duruyor, yeni forvet gelecek. Bakalım işin içinden nasıl çıkılacak. Bu saatten sonra yedekliği kabul eder mi bilemem ama ben Semih’e kendini kahraman yapan dakikalara dikkat etmesini tavsiye ederim.

Favori gösterilen Hırvatların bizden korktukları açıkça belliydi. Aslında korkmakta da haklılardı. Çünkü kolay değil. Milli Takımımız, İsviçre ve Çekler’i yenerken özellikle ikinci devrelerde büyük işler yapmıştı. Bu yüzden rakibimiz savunmadaki oyuncularını hiç dışarı çıkarmadan oynarken, biz de onlara aynı düşünce ile cevap verdik ve ortaya tatsız tussuz çeyrek final maçı çıktı. Herhalde bir gün önceki 5 gol atılan Almanya-Portekiz maçını herkes aramıştır. Biz kendimize bakacak olursak 90 dakikayı berabere bitirmemiz başarıdır diyebiliriz. Çünkü maç boyunca Hırvatların direkten dönen ve Rüştü’nün kurtardıkları topları seyrederken, bizim tek pozisyon bulamadığımı söyleyebiliriz. O yüzden de beraberliği başarı olarak adledebiliriz. Fatih Terim’in ilk devre Sabri’ye bu kadar pas ve pozisyon hatası yapmasına rağmen nasıl tahammül ettiğini anlamış değilim. Nihat-Arda-Tuncay gibi silahlarımız da etkisizdi, bu yüzden pozisyon da yoktu. Hakan Balta sağ kanatta Sabri’nin yaptığı hataları sol kanattan kademeye girip bertaraf eden adam olarak yıldızlaşmıştı. Aslında bu görev Emre ve Gökhan’a aitti. Hakan’ı yaptığı ekstra işten dolayı kutlarım. Hırvatlar şaşırdı İkinci yarı Hamit de oyundan düşünce etkimiz tamamen azaldı ve ortada bir maç seyretmeye başladık. Skorun 0-0 bitip maçın uzatmaya gitmesi bizim için şanstı. Ama uzatmalarda sihirli değnek değmişçesine uyandık. Hırvatlar bu diriliş karşısında şaşkına döndüler. İlk uzatmadada rakibi sahasına hapsettik, atak geliştiremediler. İkinci uzatmada Hırvatlar biraz toparlandı ve sonuçta da bitime 1 dakika kala öne geçtiler. Tam her şey sona erdi derken Semih ortaya çıktı ve altın bir vuruşla ‘yola devam’ dedi. Çocukları bütün olumsuzluklara rağmen bu mücadeleyi verdikleri için ayakta alkışlıyorum. Gerçekten bir mucizeyi gerçekleştiriyorlar. Avrupa’nın son 4 takımı arasına girmeyi başardılar ve tüm Türkiye’yi sokağa döktüler. Teşekkürler çocuklar.

Avrupa Kupası’na Viyana-Salzburg gruplarındaki maçların yorumlarını (atv’ye) yaptığım için 12 gündür yurt dışındaydım. Çok yoğun olduğumuzdan Türkiye’de neler olduğunu pek takip edemedim. Zico gitti, henüz bir teknik adam ile anlaşılamadı. Emre’nin transferini de orada haber aldım. Genel Kurul’da da burada yoktum. Ama 301 milyon dolarlık bütçenin hemen hemen bütün üyeler tarafından kabul edilmesi beni çok mutlu etti. Bu rakam Fenerbahçe’nin büyük düşündüğünün göstergesidir. Şimdi gelelim teknik adam meselesine.. Beni takip edenler bilirler. Kenar yönetimi olsun, futbolcu olsun gelen isimlerim uzun yıllar hizmet etmesinden, yani istikrardan yanayım. Bu yüzden iki sene üst üste olmasına rağmen üçüncü senesinde şampiyonluğu son saniyede kaybeden Daum’un da, Zico’nun da gitmesinden yana değildim. Şampiyonluk erken gelir Hatalar yapılmıyor mu? Hata yapılmaması futbolun doğasına aykırı. Ama genel manzaraya bakarsak Zico adına yerin dibine sokulacak bir durum olmadığını da görürüz. İlk sene şampiyon olmuş, Süper Kupayı kaldırmış, bu sezon da ikincilikle yetinmiş. Ama Avrupa’da büyük başarı sağlamış. Kadro muhafaza edildi, birkaç takviye ile güçlendirilecek. Doğru olan da bu. Futbolcular hatalarını biliyorlar. Bu sene rakipler küçümsenmeyecek ve şampiyonluk erken gelecektir. Bundan kuşkum yok. Şimdi bu takımın başında dünyanın en iyi teknik adamını getirsen ne değişecek? Alex’in olduğu takımda çift forvet oynamak zor olduğuna göre 4-4-1-1 bozulmayacak. Biz de bütün sene, “Bu adam futbolu bilmiyor. Çift forvet oynatmıyor, maça göre sistem değiştirmiyor” gibi cümlelerle yeni hocaya futbol öğretmeye devam edeceğiz. Ne değişecek ben de merak ediyorum.