Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Selçuk Yula’ Category

Balık hafızalar

Monday
Sep 22,2008

Selçuk Yula

Görünen o ki, Aragones futbolcularını yeni yeni tanımaya başlıyor. Ama henüz yarı yolda. Dört-beş aylık süre istemişti, aslında önerilerimize kulak verse bu süre bir haftaya kadar inecek. “Önder, Edu’nun yokluğunda oynaması gereken ilk adam” diye defalarca yazdık, konuştuk ama dinlemedi, Porto maçı gitti. Hadi onu geçelim, Edu ile Lugano’nun yokluğunda bile onu düşünmedi. Böylece 50 kere oynasan kazanacağın Hacettepe maçı da gitti. Takım “Rakip kaleyi hiç düşünmeyen adamlardan oluşan çift ön liberoyla pozisyon fukarası olur” diye diye dilimizde tüy bitti. Ama anlatamadık. Sonuçlar ortada. Neyse ki son hafta Emre Belözoğlu o bölgeye çekildi de bir şeyler olmaya başladı. “Göbekte dört stoper görüntüsü veren bir takım ofansta ne yapabilir”in yanıtını Aragones kendi kendine çoktan vermeliydi. Ama görüyorum ki kafası hep orada. Öyle olmasa skor 2-0′ken 10 kişi kalmış rakibi karşısında neden iyi oynayan Uğur Boral’ı çıkartıp da Selçuk’u Maldonado’nun yanına alsın ki. ***Güiza ne kadar faydalı transfer olduğunu sürekli gösteriyor. Bakıyorum da “Ona bu kadar para verilir mi. Çok hatalı transfer” diyenler iki gün önce yazdıklarını unutmuşlar, şimdi methiyeler düzüyorlar. Balık hafızalı olmak buna denir herhalde. Hatırlayın, Alex’e de daha gelir gelmez, “Yarım adam, takımı on kişi oynatıyor” damgasını vuranlar da değiştiler. Geldiği günden beri büyük maçların büyük adamına bu satırlarda güvenimi belirtmiş ve “Ülkemize gelmiş en iyi yabancı futbolcu Alex’tir” iddiasında bulunmuştum (İstatistikler ortada, isteyen Hagi ile kıyaslayabilir). Ama Alex yalnız. Yanında adam yok. Geçen sene hani “futbolcu değil” diyenlerin şu aralar mumla aradıkları Deivid ve Aurelio ile iyi işler yapıyordu. Bu sene ise ne top verecek ne de alacak kimse yok. İş başa düşüyor; oyunu kuruyor, pasını veriyor, gidiyor gelen ortaya kafa atıyor, şut atıyor, gol yapıyor. ***Şimdi bir tartışma konusu açalım; “Onsuz asla olmaz, dünyanın en iyi futbolcularındandır” dediğim ve asla toz kondurmadığım Alex acaba takıma zarar mı veriyor? F.Bahçe’de ofansta kalabalıklaşma prensibi tamamen geçersiz. Oynayan futbolcularla ve sistemle bu olanaksız. Çünkü yıllardır Alex var diye transferlerde sürekli defansif orta saha futbolcuları alınıyor, daha doğrusu resmen yığılıyor. Haliyle adamlar kaleye yaklaşmıyorlar. Bu sene tamam da önümüzdeki sene için konu masaya yatırılmalı, yeni bir transfer politikası saptanmalı. Eğer giderse, en çok üzülenin ben olacağını bilmeme rağmen futbolun gereği yapılmalı. Şu an için tek paragrafla bir açılış yaptım ama mantık bu. İleride daha da açarız. Aslında tartışalım, benim için sizlerin fikirleri önemli. Bana bu konu hakkında ne düşündüğünüzü yazarsanız sevinirim.

Daha güzel olmalı

Sunday
Sep 21,2008

Selçuk Yula

Fenerbahçe’yi Gençlerbirliği ile ilk önce 11′e 11 oynadıkları bölümle, sonra da 10 kişi kaldıkları bölümle değerlendirmemiz gerekir. İkinci bölüm çok iyi, söyleyecek bir şey yok. Ama ya önceki bölüm, ona ne diyeceğiz? Fenerbahçe bu sene maçlara öyle etkisiz başlıyor ki zannedersiniz karşısındaki takımlar Barcelona, Chelsea!… Oyuna ağırlık bir türlü konulamıyor.Biz özellikle Kadıköy’de rakibi kendi sahasına hapseden, basan, pozisyon üstüne pozisyon bulan Fenerbahçe’ye alışmışız. Öteki türlü görüntülerden haliyle rahatsız oluyoruz.Gole kadar iki pozisyon var. Biri taçtan gelen topa Burak’ın vuruşu, biri Carlos’un pasına Lugano’nun koyduğu ayak içi. Hepsi bu…Başka ne gollük bir şut, ne orta hiçbir şey yok.Aragones bari içerideki maçlarda sistem değişikliğini düşünmeli. İlhan Parlak bu kadar eksik varken oynamazsa ne zaman oynayacak? Güiza’ya yazık değil mi? Adam yapayalnız, gene de her yere koşuyor. Aragones ona acımıyor ama taraftar her şeyin farkında.En çok alkışı Güiza’ya gönderiyor. Rakip 10 kişi kalmış, skor 2-0, 80. dakika Güzia çıkıyor, İlhan Parlak giriyor. Yahu bir ikisini yan yana oynat da görelim bakalım ne olacak? Babacan güven verdi Gol gene son haftaların klasiği olan Uğur’un ortası, Alex’in şutu şeklinde gelişti.Güiza ile beraber en çok koşan, bu sene atılan gollerin hepsinde asist yapan Uğur’un kıymetini galiba Aragones bilmiyor. Gene ilk çıkarttığı adam o oldu. Şu takımda rakip hiç rahatsız edilmezken, ileriye oynayan üç tane futbolcu var; Güiza, Alex ve Uğur Boral. Bunları da çıkartırsan ne olacak! Aragones’i gün geçtikçe daha iyi çözebiliyorum.Güiza’yı çıkartmadan önce Uğur Boral’ı çıkartıyor. Yerine aldığı adam Selçuk. Yani ofansif yönü kuvvetli olan bir futbolcu çıkıyor, defansif yönü kuvvetli olan bir başka futbolcu giriyor. Skor 2-0 ve rakip 10 kişi. Fenerbahçe’nin moral kazanması gereken maçta Aragones buna yol vermiyor.Alex ayrı bir futbolcu. Attığı goldeki vuruş mükemmel. El Saka’nın kırmızısında rol oynayan tek futbolcu. Kazım’ın golünde yaptığı asist muhteşem. Asist demişken Carlos’un Güiza’ya attırdığı golü de es geçmeyelim.Aragones herhalde Önder ile başlamanın ne olduğunu görmüştür ve Ankara’daki, Porto’daki yenilgilere şimdi kendi de yanıyordur.Volkan Babacan bana güven verdi. Hep böyle devam et Volkan. Çünkü Fenerbahçe’nin çok ihtiyacı var.

Acı ama gerçek

Saturday
Sep 20,2008

Selçuk Yula

Maç öncesi Porto’da arkadaşlarla tartışıyoruz. Edu’nun yokluğunda Önder’in sahada olması konusunda hemfikiriz. Ne yazık ki haklı çıktık. Ankara ve Portekiz’deki maçlarda futbol ne kadar kötü olursa olsun, göbek sağlama alınsaydı böyle üzüntüler yaşanmazdı. Önder’in gerçek yeri stoper. Yahu bu çocuk için 1.5 yıl önce Türkiye ve Belçika federasyonları bizde oynayacak diye birbirine girmemiş miydi? Bunlar Aragones’e anlatılmalı. ***Aragones ön liberoda iki futbolcu oynatma konusunu iyi düşünmeli. Maldonado, Deniz, Josico, Selçuk oyuna katkıda bulunmayan futbolcular. Orta saha yuvarlağından dışarı çıkmıyorlar, pasları sürekli yana ve geriye kullanıyorlar. Ofansa yardımları sıfır. Ne asist, ne şut, ne driplin, ne adam eksiltme… Hiçbir şey yok. İleriyi düşünen bir tek Alex. O da olmasa kaleye gidilemeyecek. Sonra da rakip kaleyi hiç düşünmeyen orta sahayla bütün bunlar nasıl olacak diye kafa yormuyoruz. Sadece “Güiza yalnızları oynuyor, hücumda kalabalık olma prensibi unutuluyor” diye eleştiriyoruz. Aragones artık cesaretli olmalı. Çalıştırdığı takımın adı F.Bahçe ve F.Bahçeliler korkak futbolu sevmezler. Semih’in yokluğunda hiç olmazsa İlhan Parlak, Güiza’nın yanında düşünülmeli. 4 stoper görüntüsü veren çift ön liberonun birisinden vazgeçilmeli. Zaten ne ofansta ne defansta faydaları yok. Bu ısrar niye? ***Ülkemiz medyası genelde skorla ilgilenir. Yenildiğin zaman yerin dibindesin ama aynı futbolla kazanırsan mükemmelsin. Beşiktaş’ın maçını seyrettim. Rakibin iki topu direkten döndü, fark atılacak diye çıkılan maç çok açık ofsayttan golle 1-0 bitiyor, zafer manşetleri atılıyor. F.Bahçe’nin de Porto’da Güiza’nın gollük atağı haksız bayrakla kesiliyor. Beraberlik güme gidiyor. Son dakikada Lugano’ya yapılan yüzde 100′lük penaltı çalınsa 2-2 olacak. Bir düşünün bakalım. Porto’da 2-0′dan 2-2′ye gelecek maç için nasıl destanlar yazılacaktı? Ama futbol gene aynı futbol. İşte anlatmak istediğim bu… Antep’te verilmeyen penaltı ve kırmızı kart, Ankara’da Güiza’ya kalkan yanlış bayrakla 2-0′ın önlenmesi, çalınan haksız penaltı… Sonuca etki eden hakem kararları doğru verilse F.Bahçe şu anda ligde lider, Porto’dan da zaferle dönmüş olacaktı. Övgüler düzelecek, futbol tartışılmayacaktı. Ama biz gene tartışıp Aragones’in yaptığı hatalardan geri dönmesini isteyecektik. Çekirge 3 kere zıplamaz diyecektik. Neticede; dost acı ama gerçek söyler.

F.Bahçe hak etti

Sunday
Sep 14,2008

Selçuk Yula

F.Bahçe ortaya koyduğu oyunla Ankara’da haklı bir mağlubiyet aldı. Aslında maça iyi başlayan taraf sarı-lacivertlilerdi. Hacettepe tüm hatlarıyla çekilmiş, beraberliğe yatan bir görüntü çizerken kontrataklarla da golü aramak istiyordu. F.Bahçe, Alex’le 1-0 öne geçmesine rağmen gene golü kovalayan taraftı. Başta Güiza’nın olmak üzere kaçırılan pozisyonlar var. Ama ilk devre biterken Can ayağına gelen topu ters vuruşla İbrahim’in önüne indirip golün yenmesine neden olunca 1-1′le soyunma odasının yolu tutuldu. Bu golde Volkan’ın neden erkenden yere kapaklandığını anlayamadım. Edu ve Lugano’nun yokluğunda savunmanın sallanan göbeğinde bir değişikliğe gitmek şarttı. Aragones değişiklik yaptı ama yanlış adamları çıkardı. Önder’in zaten 11′de Yasin’le yan yana başlaması gerekiyordu. Isınmaya başladığı zaman moralsiz Can’la yer değiştireceğini zannediyorduk. Ama dışarı alınan Gökhan oldu. Gene iyi oynayan ve topu rakip kaleye taşıyan Kazım çıktı, Burak girdi. Can’ın kendi kalesine attığı golden sonra ipler tamamen başkent takımının eline geçti. İstedikleri gibi gelmeye başladılar. Karşılarında kendilerini rahatsız eden bir rakip yoktu. Aragones bir değişiklik hakkını da Uğur’u çıkartıp Gürhan’ı sokmakla yaptı. Çok iyi olmasa da gene topu ileriye taşıyan Uğur çıkmamalıydı. En azından şu yoklukta Alex’e attırdığı golde yaptırdığı mükemmel ortanın hatırı olmalıydı. Onun yerine belki de bugüne kadar hem ofansta hem savunmada en kötü oyununu oynayan Roberto Carlos çıkmalıydı. Hakem ne yapmak istedi! Gözümüz yeni transfer Josico’nun üstündeydi. Maalesef hiçbir şey göremedik. Sahada ayakta kalmaya çalışan bir kaptan Alex vardı, biraz da Maldonado. Hepsi o kadar. Hepsi o kadar olunca da alacağın sonuç böyle oluyor. Son dakikada bir penaltı pozisyonu var. Gene Can’ın ofsaytı bozduğu pozisyonda kaçırdığı rakibine Volkan’ın bir girişi var. Penaltı mı değil mi elbette tartışılacak. Ama atıştan sonra Volkan’ın “Yukarıda Allah var” sözüne sarı karttan kırmızı gösteren Abitoğlu ne yapmak istedi! Küfür yok, hakeme hareket yok. Sadece yukarı kalkıp Allah’ı işaret eden bir parmak var. Dünyanın hiçbir yerinde buna kart çıkmadığı için bizim hakemlerimiz de dünyanın hiçbir yerinde maç yönetemiyorlar. Edu, Lugano, Selçuk, Semih, Vederson, Emre, Deivid, Tümer, Ali Bilgin sakat oldukları için yoklar. Bu kadar yokluk sizler için bir bahane midir bilemem ama benim için bir bahane değil. Gene de Josico’yla, Güiza’yla, Carlos’la, Alex’le Ankara’dan 3 puanla çıkmak gerekirdi diye düşünüyorum.

Değerlerimizi bilelim

Thursday
Sep 11,2008

Selçuk Yula

Mutlak galibiyet parolasıyla çıktığımız maça o kadar kötü başladık ki bırakın galibiyeti neredeyse beraberliğe razı olacak duruma geldik. Tuncay’ın erken sakatlanması bütün planlarımızı alt üst etti. Çıktığı dakikaya kadar ileriye topu taşıyan tek futbolcumuz Tuncay’dı. Halil’in girmesiyle tipik çift forvet sistemine döndük. Tuncay, Semih’in yanında ikinci forvet olarak gözükse de ileri geri oynayıp sürekli yer değiştiren adamımızdı. Ama Halil’de o özellikler olmadığı için orta sahada bir kişi eksilmek zorunda kaldık. Emre’nin pas hataları, Mehmet Topal’ın orta sahayı hiç geçmemesi, Çağlar’ın bir şutu dışında sol kanadı hiç kullanmaması doğru dürüst atak yapmamızı engelledi. Koskoca 45 dakika sadece bir pozisyon (o da Arda’nın kafası) bulabildiysek ilk devre için nasıl bir yorum yapabiliriz ki!.. Yediğimiz gol ise içler acısı. Yıllardır şu adam paylaşımını bir türlü öğrenemedik gitti. Estonya maçında iki gol birden atan rakibimizin en tehlikeli adamı Sonck, ilk tutulması gereken isim değil mi? Ama adam bomboş geldi, kafayı vurdu, golünü attı, gitti. Bu kadar basit goller yememeliyiz. Solda Uğur oynamalıydı Hakan Balta’nın yokluğunda herkes Mehmet Topal ile Uğur Boral’ın oynayacağını zannediyordu. Mehmet tamam ama Fatih Terim büyük bir sürprizle Çağlar’ı sahaya sürdü. Teknik direktörün takdiridir, bir şey demem. Ama Uğur’u tercih etmesi daha mantıklıydı. Çünkü Şükrü Saracoğlu, Uğur’un aşina olduğu bir saha. Gole ihtiyacınız olan bir maçta Uğur gibi ofans gücü yüksek bir futbolcu sahaya sürülmeliydi. Arda 4-5 kişinin içinde çaresizleri oynarken, Çağlar kendisine ofansif anlamda hiç yardım etmedi. Kanatları iyi kullanamadığımız, orta sahada iyi organize olamadığımız için keyifli bir atak geliştiremeden devreyi 1-0 yenik kapattık. İkinci devre Kazım’ın çıkıp Mehmet Topuz’un girmesi pek bir şey değiştirmedi. Biraz daha baskın gibi göründük ama gene pozisyon fakiriydik. Mevlüt’ün girip 3 forvete dönmemiz de fayda getirmedi. Emre’nin penaltı golüyle hiç olmazsa bir puanı kurtardık. Terim’in sol kanattaki boşluğu neden görmediğini merak ediyorum. Çağlar 90 dakika iki kere akına katıldı. Resmen 3 stoperle oynamış gibiydik. Sol kanadı çalışmayan bir takım, bir kanadı olmayan uçakla eşdeğerdir. Üstüne gelmeyi düşünmeyen rakip karşısında Uğur gibi rakibin üstüne gitmesini seven futbolcuyu düşünmemek, bizi 3 puandan eden baş etkendi. Aurelio oynamadığı zaman nasıl yokluk içinde olduğumuzu herhalde herkes görmüştür. Bu çocuk milli forma için sakatlandı. Belki İspanya’da da uzun süre oynayamayacak. Artık lütfen değerlerimizin kıymetini bilelim.

Güzel başlangıç

Sunday
Sep 7,2008

Selçuk Yula

Bizde hâlâ anlaşılamayan ve anlatamadığı mız bir nokta var. Zannediyorlar ki çift forvet oynadığın zaman ortalığı darmadağın edeceksin (!), 50 tane pozisyon bulacaksın (!) ve teknik direktörü de cesur ilan edeceksin! Tek forvet oynatan teknik adamı da korkak ilan edip, postalayacaksın! İşte bu düşünce tarzının ne kadar yanlış olduğu Erivan’da bir kez daha görüldü. Önemli olan rakamlar, şablonlar değildir. İçeride verilen taktiğin iyi uygulanmasıdır. Siz zannediyor musunuz ki favori olan takımlar sahaya tek forvet çıkardığında, teknik direktörler ona “İleride yalnız kal” emri veriyor. Arkada oynayanlar ofansa yardım ettiği müddetçe işler zaten hal oluyor. Dün Fatih Terim sahaya Semih ve Mevlüt ile çift forvet olarak çıktı. Arkasına da ofans ağırlığı yüksek olan Tuncay, Arda, Emre gibi futbolcuları monte etti. Geri dörtlünün önünde Aureilo’yu sübap olarak koydu. Amacı belliydi. Rakibi kendi sahasında sindirip, ceza sahısına bol top indirmek. Bu toplarla da Mevlüt ve Semih ile sonuca gitmek. Fakat istedikleri olmadı. Hatalar giderilmeli Ermenistan, geride ve orta sahada kalabalık bir savunma hattı kurarak bizi oynatmamayı yeğledi. Onlar da haklı. Avrupa üçüncüsü olmuş bir takım karşısında ilk maçta puan almak başarı diye düşündüler. Başarılı da oldular. İlk devre Semih ve Mevlüt’ün pozisyonları dışında kaleye bile gidemedik. İkinci 45 dakikada da maç aynı şekilde devam ederken Mevlüt’ün çıkıp Kazım’ın girmesi ileride tek kalıp mücadele alanını genişletip Semih’in daha faydalı konuma gelmesi, Tuncay, Emre ve Arda’nın kaleye daha yakın oynamaları işi kolayca bitirmemize neden oldu. Tuncay’ın attığı golde Kazım’ın topu indirmesi; Semih’in golünde de Aurelio’nun topu yere indirmesi son derece akıllıydı. İlk maçta iyi başlamamız önemliydi. Kadıköy’de oynanacak Belçika maçına çok moralli çıkacağız. Yalnız, Fatih Terim’den ilk 45 dakikada yapılan hataları tekrarlamamasını bekliyoruz.

Bugün ve yarın

Saturday
Sep 6,2008

Selçuk Yula

Futbolcuların karakteristik özelliğidir; o anda başındaki teknik adam kimse, en iyisidir. Ama ayrıldıktan sonra yerine gelen de kendisini en iyi anlayandır. Eskisi ise anında tukaka olur. Eğer futbolcu ayrılırsa, bu sefer işler terse döner. O güne kadar “Kanını kesseler şu renk akacak” dedikleri kulüplerinin arkasından sallamaya başlarlar, aynı Kezman gibi! En kötü oynadığı günlerde bile taraftar onu bağrına bastı. Büyük saldırılara rağmen Zico kendisini sürekli oynatmaya çalıştı. Kulübünden parasını her daim tıkır tıkır aldı. Yani ne taraftara, ne teknik heyete, ne de yönetime söyleyecek bir şeyi yok. Ama Paris’e gider gitmez zehir zemberek konuştu. Konuştu da ne oldu? PSG’de takımı 1-0 galipken, vakit geçirilmesi için oyuna son dakikada alınan adam oldu. Fenerbahçe’de son yarım saatte içeri girerken şekil yapardı, baktım kuzuya dönmüş! Burada hiç olmazsa oynuyordum be Kezman, orada rezil oluyorsun. Hadi şimdi de PSG için konuş. Ama çok zor değil mi? Çünkü işin gerçeği, her futbolcu gibi sen de kulübünden ayrılmayı bekleyeceksin. Elbette bu arada her futbolcu derken, Tuncay, Ümit Özat gibileri ayırmak gerekir. Tabii kendimi de. Bu konuyu bir sonraki yazımda işleyeceğim. ***Dün Samandıra’daydım, antrenmanı izledim. Futbolcularla konuştum, Volkan Ballı ile sohbet ettim. Biliyorsunuz bu sene sakatlıklara kafayı takmış durumdayım. Çünkü çok iyi biliyorum ki tam takım haline gelmiş eksiksiz bir Fenerbahçe ülkemizde rakipsizdir. Avrupa’da ise geçen seneki başarısının üstüne çıkar. Bu yüzden sizlere vereceğim müjdeli haberlerden dolayı sevinçliyim. Tümer, Hacettepe maçına hazır hale gelecek gibi. Dün düz koşu yapıyorlardı. Edu’nun MR’ında görülen gerçek, “Zorlarsa Hacettepe maçı ama olmazsa Porto’da oynar” şeklinde. Selçuk ve Emre zaten hazırlar. Vederson ile Deivid ise verilen sözden önce sahada olacaklar. “Ekim başında antrenmanlara çıkarız, ortasında da oynarız” diyorlar. Tabii bütün bunlar Allah korusun başka bir aksaklık yaşanmazsa olacaklar. Her zaman söylüyorum, yukarıda yazdığım futbolculara 3-4 takviye yapın, şampiyon olsunlar. Fenerbahçe’yi daha ikinci haftada Avrupa’da gruptan çıkarmayanlar, ligimizde ilk 5′e sokmayanlar, ileride mahcup olacaklardır. Hee, derseniz ki “Kardeşim biz bugünü yazıyoruz”, doğru haklısınız. O zaman ben de size, “Siz bugünü yazmaya devam edin, bize de her zamanki gibi yarını yazmak düşsün” diye yanıt veririm.

Bardak boş mu?

Wednesday
Sep 3,2008

Selçuk Yula
F.Bahçe’yi eleştirenler, 1980 ile 2000 arasında sadece 4 şampiyonluk yakalandığını unutuyor Eleştirmek normal. Ancak 100 yıllık işlerin son 10 yıla sığdırıldığı neden gündeme getirilmiyor
Kadıköy cephesinde değişen bir şey yok. Her sene olduğu gibi ligin daha ikinci haftasında karayı bağlamaya çalışanlar kamuoyu yaratmak için büyük çaba sarfediyorlar. Gariptir ve nedendir bilinmez mesela son 30-35 değil de hep ve ısrarlı bir şekilde son 10 yıl masaya yatırılıyor. Bu dönemi neredeyse F.Bahçe döneminin en başarısız bölümü gibi göstermek için beyhude çabalarda bulunuluyor. 1980 ile 2000 arasında, yani 20 yıllık sürede sadece 4 şampiyonluğu alan ve Avrupa’da hiçbir başarısı bulunmayan koca F.Bahçe, bu 4 şampiyonluğu son 8 yıla sığdırmadı mı? G.Saray’ın şampiyonluk sayıları F.Bahçe’yi neden ilgilendirsin? Bu konu çok daha gerilerde olan Beşiktaş’ın konusu değil midir? RAKİPLER NE YAPTI? F.Bahçe’nin aldığı futbolculara ne kadar para harcadığını merak etmek anlaşılabilir bir durumdur. Bu paraların üstünden eleştiri de yapılabilir. Ama mukayese ettikleri G.Saray ve Beşiktaş’ın transferde F.Bahçe’den daha çok harcama yaptıkları gerçeğini belirttikten sonra. Peki onların başarısı ne? UEFA’da yollarına devam ediyorlar. F.Bahçe ise gene ülkemizi Şampiyonlar Ligi’nde tek temsil eden takım olarak bir alkış bile alamıyor. Gene ilginçtir camianın bütün ağır toplarının kabul ettiği gerçek, tesisleşme, şirketleşme, halka açılma gibi konularda 100 yılın son 10 yıla sığdırıldığı şeklinde değil midir? Son iki yıldır Avrupa’da mart ayını gören tek Türk futbol takımı hangisidir? Tarihi boyunca ilk defa çeyrek finali ne zaman oynamıştır? YAKUP’U UNUTMAYIN 9 branşın hepsinde şampiyonluğu hangi kulüp kucaklamıştır? Basketbolda, voleybolda, kürekte, atletizmde, yüzmede, masa tenisinde, yelkende, boksta elde edilen şampiyonlukları F.Bahçe övmeme adına köşelerine asla taşımayanlar için spor yazarlarından daha çok ‘F.Bahçe futbol takımı yazarlığı’ etiketini koymak yanlış mı olacaktır. Hadi hepsini geçtik de olimpiyatlarda büyük başarı yakalayıp bronz madalya kazanan Yakup Kılıç’a tek teşekkür yazısı neden yazılmaz. Acaba sadece F.Bahçe’nin boksörü olduğu için mi? Bunlar bardağın dolu tarafları. Boş tarafları da elbette gündemde kalmalıdır. Ama sadece boş tarafıyla ilgilenenler “Yahu kardeşim, şunlar şunlar da yapıldı” diye kendilerini bilgilendenlere “Yandaş” diye saldırma hakkını kimden alıyorlar. Benim gibi bunu merak edenler o kadar çok ki! EVET İYİ BAŞLAMADIK Evet F.Bahçe futbol takımı oyun olarak sezona iyi giriş yapmadı. Zaten bunu her yazımızda belirtiyoruz. Geçen sezon sakatlanana kadar kanatları çok iyi kullanan Carlos, Gökhan, Uğur gibi isimler aynı durumda değiller. Kazım da öyle. Ama oynadıkça düzeleceklerdir, o da ayrı. Şu anda en büyük eksik kanatlardan çok top gelmemesi yönünde. Her zaman iddia ediyorum F.Bahçe’nin son 3-4 yıldır sakatlıklarla başı dertte. Yalnız bu sene bir rekor kırılmakta. Dışarıda kalan sakatlara 2- 3 takviye yapın ligde şampiyonluğa oynayacak takım kurarsınız. Yedek kulübesi zayıfladı. Geçen hafta da belirttim, bu işin üstüne gidilmeli. Her gün antrenmanda yeni bir sakatlık haberi geliyor. Ne oluyor, ne bitiyor bilmiyoruz. Bu kadar emek harcanıp kurulan bir takım neredeyse 11′i bile zor buluyor. Sağlık Kurulu ve futbolcular sorguya çekilmeli. İki kere ayağı kıralan bir futbolcu olarak uzun süren sakatlıkların ne anlama geldiğini iyi bilirim. Allah korusun kimsenin ayağı kırılmasın ama 3-4 ay süren adale sakatlıklarından da kimse kusura bakmasın hâlâ bir şey anlamış değilim. Not: Amatör branşlarda 2008′in ilk 8 ayında 25′i Türkiye Şampiyonu olmak üzere 77 kupa kazanıp bir rekora daha imza atanları emeği geçen herkesi ve sporcu kardeşlerimi tebrik ediyorum.

Böyle gitmez…

Sunday
Aug 31,2008

Selçuk Yula

Partizan karşısında büyük efor sarfeden Alex, Güiza ve Semih o maçı koparttılar. İstanbul BŞB mücadelesini izlemek için Şükrü Saracoğlu Stadı’na gelen bütün Fenerbahçeli taraftarlar onlardan daha büyük bir başarı beklediler. Beklerken de yanıldılar. Çünkü futbolun bir kişiyle değil, 11 kişiyle oynandığı gerçeğini anlamadılar. Ben beklerdim ki Fenerbahçe sahasında oynadığı ilk maçta rakibini boğacak, üstüne gelecek, pozisyon üstüne pozisyon bulacak golleri sıralayacak… Ama olmadı. Kafama takılan soru şu: Geçene seneki gibi Fenerbahçe, Avrupa maçlarında oynadığı futboldan ve kazandığı başarılardan sonra hep puan kaybetti. Bundan korkuyordum. Korktuğum da başıma geldi. Eğer İstanbul BŞB, 9 kişi kalmasaydı bu galibiyet elde edilebilir miydi? İşte bunları sorgulamak lazım. Dün akşamın olumlu yönleri de var. Herkesin salladığı Uğur Boral parladığı anlarda neler yaptığını gösterdi. Ne kadar birbirleriyle kopuk oynasa da Semih- Güiza-Alex üçgenini yadsımak mümkün değil. Aragones; bu üçgeni çok iyi ve çok akıllı kullanmalı. Çünkü Fenerbahçe’nin başarısı bu üçlüden geçiyor. Gökhan’la oturun konuşun Bir sözüm de Kazım’a… Gol attığı için kimseyi kahraman yerine koymam. Kazım, çok güzel gol attın ama arkanda oynayan Gökhan Gönül ile iletişimin sıfır. Geçen sezon Gökhan önünde oynayan Deivid’le hem Fenerbahçe’nin hem de Milli Takım’ın değişmez futbolcusu oldu. Çünkü Deivid, Gökhan’a sürekli boş yollar açıp oraya paslar atıyordu. Ama sen sürekli topu ayağında tutup, çalıma gidip, Gökhan’ın koşu yollarını kesiyorsun. Benim tavsiyem Gökhan’la oturun konuşun. Yoksa bu iş böyle olmayacak. Neticede Fenerbahçe, Antep mağlubiyetinden sonra Partizan galibiyetiyle Şampiyonlar Ligi’ne girdi. Arkasından da öyle ya da böyle İstanbul BŞB’yi yendi ve ligde de yoluna devam ediyor. Aslında bu da bir şanstır. Çünkü geçen sene İstanbul BŞB’ye iki maçta 5 puan kaybeden Fenerbahçe, bu kez daha ilk maçında 3 puan aldı. Bu yönde şanssızlığını kırdı diye düşünebiliriz. Önümüzde daha uzun bir yol var. Fenerbahçe’nin futbolunu eleştirebiliriz ama dışarıda kalan 7 sakat futbolcu takıma monte edildiği zaman ne duruma geleceğini o zaman tartışırız. Şu anda Fenerbahçe’ye çok saldıranlar var. Tam takım olduğu zaman ne olacağını hep beraber göreceğiz. 9 kişi kalan ‘İstanbul BŞB’yi yendi’ diye kimse bayram etmiyor tabii ki…. Biraz daha dikkat. Yoksa bu iş böyle gitmez.

Gelecek Fener’in

Thursday
Aug 28,2008

Selçuk Yula
Gelecek Fener’in

Uzun bir top geliyor. Güiza’dan mükemmel bir stop. Arkadan gelen Uğur’un önüne indiriyor. Uğur’dan aynı güzellikten orta ve zaten orada görmeye alıştığımlız Semih iyi bitiriyor: 1-0. Gene uzun bir top geliyor. Bu sefer Semih’ten harika bir stop ve çok güzel bir pas. Güiza’dan muhteşem bir orta ve Alex’in kafası: 2-0. İşte yıldızlar ortaya çıktığı zaman neler oluyor görüyoruz. Fenerbahçe zor gibi gösterilen maçı ilk önce kolaya çevirdi sonra gene zora soktu. Maça iyi başlayan taraf sarı-lacivertlilerdi. Gaziantep maçındaki kötü oyun ve kötü skorun etkisinde kalan taraftar bir de üstüne 3 gün içinde Edu ile Emre’nin sakatlık haberini alınca bir anda karamsarlığa düştüler. Çünkü Sırbistan cephesinden bizim için iyi haberler gelmiyordu. İlk başta 5 oyuncuları yoktu. Şu anda Sırbistan Milli Takım antrenörlüğüne getirilen Antiç’in de bize maçtan üç saat önce verdiği bilgiler milli takımda oynayan iki futbolcunun mükemmele yakın işler yapacağıydı. Yani sözün kısası Partizan tam takım, Fenerbahçe de kanatları kırılmış bir takımdı. Ama unuttukları ber şey vardı o da Kadıköy gerçeği. Burada İnter’e, Sevilla’ya, Chelsea’ye çimleri yediren Fenerbahçe, Partizan’a boyun eğip, çeyrek finalde yarım kaldığı Şampiyonlar Ligi’ne veda mı edecekti? Elbette etmeyecekti. Zaten buna dün akşam ispat ettikleri gibi muhteşem taraftarı izin vermezdi. Güiza çok koştu Semih’in sakat olmasına rağmen özverili oynamasında, attığı gol ve yaptığı mücadeleden dolayı alnından öpüyorum. Güiza’yı seyrederken, resmen yoruldum. Bu kadar mı koşulur be birader. Kezman’la kendisini bir tutanlara yaptığı asistleri hatırlatmak isterim. Lugano ve Yasin ilk devre mükemmeldiler ama 2. yarıda çok düştüler. Göbekten bayağı tehlikeli akınlar geldi. Aman dikkat. Her zaman söylüyorum. Fenerbahçe’de kanatlar çalışmazsa işler rayına oturmuyor. Dün akşam Gökhan çok iyiydi. Uğur da çok pas hatası yapmasına rağmen bence gereğini yapmıştır. Geldiği günden beri yerden yere vurulan Maldonado nihayet gerçek kimliğine kavuşmaya başladı. Gollük vuruşlar yapıyor, gollük paslar atıyor. Kim bilir belki de Aurelio, Selçuk, Deniz üçgeninde 4. adam kalmışken yapamadıklarını şimdi 1. adam olarak yapmaya başladı. Bakarsanız Fenerbahçe o bölgeye milyonlarca dolar harcamak zorunda kalmaz. Son sözüm de Alex’e. Büyük maçların büyük adamı Alex gene bu özelliğini göstererek, hem ülkemizde hem Avrupa’da maçı kim seyrediyorsa herkese futbol dersi vermeye devam etti. Gaziantep maçından sonra karamsarlığa kapılanlar şunu bilmeliler ki Fenerbahçe bir Avrupa takımı olmuştur ve gene şunu bilmelidirler ki bu takımın şu anda ilk 11′de oynayacak kapasitedeki 8 oyuncusu eksik. Gelecek Fenerbahçe’nindir.