Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Ceske ile oynanan maçta ortaya konan kötü futbol gösterdi ki Fenerbahçe, MTK’yı küçük görmemeli Luis Aragones’i göklere çıkarıyorlar. Dolduruşa gelmeden tam konsantrasyon ile sahada olmalı
FENERBAHÇE bugün Shakhtar Donetsk ile bir hazırlık maçı daha yapacak. MTK’dan önceki son prova olacağından Aragones karşılaşmaya önem verecektir. Büyük ihtimalle kafasındaki 11′i sahaya sürüp, sistemini uygulattıracaktır. Bizler de takımı daha iyi görmüş olacağız. Son maçta görülen, pozisyon üretmekte zorlanan ama kendi kalesinde rakibe rahat pozisyon veren bir Fenerbahçe idi. Özellikle orta saha ne forvete ne de savunmaya yardım ediyor. Her ileri gidişte ve geri dönüşte büyük problemler yaşanıyor. “Ama o kadro yedeklerle doluydu” derseniz ben de Aragones’in, “Benim için formayı giyen kimse yedek değildir, herkes aynıdır” sözünü hatırlatırım. Son derece haklı. Futbolcular hazır olmalı.
Sakatlıklar ve cezalarla dolu geçecek koca bir yılda görev alanlar da aynı başarıyı göstermek zorundalar. SİSTEMİ GÖRECEĞİZ Bu akşam Aragones’in sistemini de göreceğiz. Güiza ile Semih’i ya da Kezman’ı aynı anda oynatabilecek mi? Alex’in görev almasıyla bu futbolcular bol pozisyona gireceklerdir. Savunmada Gökhan Gönül, Edu, Lugano ve Carlos banko gibiler. Sorun orta sahada. Çift forvet oynanacaksa bir kişi eksilecek. Bu bölgede geriye dönüşlerde yaşanan problem nasıl çözülecek? Yok gene tek forvet oynanacaksa bu sefer de “Zico futboldan anlamıyor” diyenlerin, aynı eleştirileri Aragones’e de getireceklerini hep beraber göreceğiz. MTK maçı son derece önemli. Çantada keklik gibi görüyorlar. Rıdvan döneminde de böyle bir görüntü vardı. Ama sonuç malum. Şimdi duruma bakalım. Daha sezon başı Deivid, Tümer, Vederson 3 ay yok. Kalede Volkan Demirel’e bir şey olmasın diye herkes duacı. Flaş transfer Emre askerdeydi. Ve sakatlığı sürüyor mu bilmiyoruz. Aurelio katıldığı kamptan ayrılıp, İspanya’ya gitti. Bu şartlar altında kadro gene MTK’dan üstün görünse de Fenerbahçe’nin rakibini küçük görmeye asla hakkı olamaz. ONUN ZATEN GÖREVİ Her gelene yaptıkları gibi Aragones’i de göklere çıkarıyorlar. Neredeyse o yaşta antrenmanlara çıkıyor diye alkışlattıracaklar. Yahu zaten görevi, çıkıp takımla birlikte çalışmak. Yapamıyorsa kendi bırakacak. Hani magazindeki arkadaşlar ünlü birisi için “Bikiniyle yakaladık” derler ya kimse de “Kadın plajda kürk mü giyecek de yakalamak nedir?” diye sormaz. Bu da aynı mevzu. Antrenmanlara çıkıp, koşuyor diye Aragones’i yağlayıp ballıyorlar. Allah korusun MTK karşısında kötü bir sonuç çıkarsa bu yağlayıp ballayanların pusuda olduğunu ve o kafaların kumdan nasıl çıkacağını hatırlatmak isterim. O yüzden dolduruşlara gelmeden tüm ciddiyet ve konsantrasyonla zor geçecek MTK maçlarına hazırlanmalıyız.

Fenerbahçe, 3 maçta da berabere kaldığından Aragones henüz galibiyetle tanışamadı. Sergilenen oyun tatminkâr değil. Gerçi hazırlık maçları eksikleri görmek içindir. Yalnız eldeki takım yeni kurulmuş bir takım olmadığından Aragones bu konuda şanslı. Takviye olarak Güiza ve Burak da gayet başarılılar. Ama çok önemli bir nokta var. O da gol kısırlığı çekiliyor. Çünkü pozisyon üretilemiyor. Geldiğinden beri acımasızca eleştirilen Zico asla bir enkaz bırakmadı. Tam tersi 1 sene şampiyon, 1 sene ikinci olan, UEFA’da gruptan çıkan, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan bir takımı Aragones’e emanet etti. Şu anda Fenerbahçe’de İspanya ve Türkiye Ligleri’nin gol kralları var. Önemli olan bu futbolculara topu taşıyabilmek, sistemi buna göre kurabilmek. Aragones, Güiza ve Semih’i aynı anda oynatabilecek bir taktik geliştirmek zorunda. Bir tek Aurelio’nun yokluğu asla bahane olmamalı. Transfer yapılacak. Görüşmeler sürüyor ama unutmamak gerekir ki 6+2 dolu. Kontenjanı boşaltmadan futbolcu alamazsınız. Peki kim ile yollar ayrılacak derseniz. Şöyle bir bakalım. Edu ve Lugano olmaz. Son maçta ve daha öncede gördük Can ve Yasin büyük hatalar yapıyorlar. F.Bahçe’yi eleştirmem Neyse geçelim Roberto Carlos’a. Ona dokunulmaz. Aynı Alex gibi. Güiza zaten hiç olmaz. Geriye kim kalıyor. Deivid, Kezman ve Maldonado. Tercihi teknik adam yapacaktır. Deivid’in ayağının kırılması büyük talihsizlik. Ardından annesini kaybetti. Zor günler geçirirken, yanında olmak gerekli. Aurelio’nun yerine birisi ve forvete bir kişi alınacaksa ortada kalan iki isim Kezman ve Maldonado oluyor. Aslında bu kadro ligimize göre fazla. Geçen sene herkes 20 puan farkla şampiyon olunur diyordu. Avrupa’da yarı final kılpayı kaçarken, şampiyonluk büyük hatalarla kaybedildi. Demek ki aynı hatalar yapılmayacak. Transferde adı geçen Eto’o ve Albelda gibi isimler gelecekse elbette hayır demem. Ben yapılan 1-2 hatadan dolayı kulüpleri, teknik adamları ve futbolcuları yerden yere vurmam. Fenerbahçe’nin doğru yolda olduğunu ezeli rakiplerinin başkanları kabul ediyor ama içeridekilere kabul ettirmek zor oluyor. 5 yılda 3 şampiyonluk, 2 ikincilik yaşamış, diğer branşların hepsinde zirveye oynamış bir kulübü eleştirmek yerine alkışlamayı kabul eden bir yazarım. Bu yüzden gerçekleri saptırmak bize göre değil. Not: 19.07′yi FEDER’in Zeytin Dalı’nda düzenlediği gecede kutladım. Güzel bir geceydi. Bir dahaki yazımda orada yaşananları sizlere paylaşacağım.

İkinci hazırlık maçını da oynayan Fenerbahçe’de, eksikler gün ışığına çıkmaya başladı. 90 dakika boyunca dişe dokunur bir pozisyona girilememesi dikkat çekici. Sparta Prag hazırdı. Önünde oynayacağı maçın provasını yaptı. Eğer başarılı olurlarsa UEFA’ya katılacaklar. O yüzden maçı çok önemsediler. Şunu açıkça gördük ki Aurelio’nun yeri dolmamış. Selçuk, Deniz ve Maldonado Aurelio’nun yaptığı işi yapmaktan uzaklar. Sürekli yana ve geriye oynamaları insanı sıkıyor. Dolayısıyla top forvete gitmiyor ve pozisyon üretilemiyor. Topu dikine oynayanları, Aragones’in himayesine alması gerekir. Transferler bu düşünceyle yapılmalı. Sistem yine aynı: 4-4-1-1 Eto’o'nun adı geçiyor, keşke gelebilse. Bir de Aurelio’nun boşluğu doldurulursa o zaman işin yüzde 90′ı halledilir. Uğur Boral, Gökhan Gönül, Colin Kazım rakibin üstüne gidip sıfır çizgisine inen futbolcular. Ortaları da güzel yapıyorlar. Ama ceza sahası içinde hücumda çoğalma prensibi uygulanmadığı için bu ortalar da boşa gidiyor. Yıllardır olduğu gibi yine Alex’in ayağına bakacağız. Şimdilik görüntü böyle. Güiza, Tümer ve Emre’nin gelmesiyle neler değişecek hep birlikte göreceğiz. Aragones’in elinde Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmış bir takım var. Bir tek Aurelio gitmiş. Bir kişi ile de çok şey kaybedilmemeli. Sparta Prag maçında sahada Zico’nun kurduğu bir takım ve Zico’nun uyguladığı bir sistem (4-4-1-1) vardı. O zaman soru “Ne değişti?” şeklinde olmalı. Maçtan bir gün sonra Volkan Ballı ile telefonda uzun uzun konuştum, kamptan bilgiler aldım. Volkan, çalışmaların çok iyi gittiğini ve takımın biraz yorgun düştüğünü söyledi; “Ayın 30′una kadar (MTK maçının olduğu gün) her şey hazır olacak merak etme” diye de ekledi. Başkan seni satmış Fahri! Her zaman söylüyorum; Fenerbahçe’den gitmek isteyenler gider, kimse kimseyi zorla tutamaz. Zaten Tuncay da Aurelio da istedikleri için gittiler. Daha önce de ayrılırlardı ama bonservislerinin ellerinde olmasını beklediler ki kulüp para kazanmasın, o parayı da böylece menajerleri alsın. Bunun için Fenerbahçe’yi ağır şekilde eleştirenler, diğer kulüplerle hiç ilgilenmiyorlarlar. Mesala Beşiktaş’ta bir Fahri olayı yaşandı ki olacak gibi değil. Sinan Engin “Başkan seni Konya’ya satmış” dediğinde çocuğun dili tutulmuş. Sanki köle pazarı. Profesyonel Futbolcular Derneği bu konuda bir bildiri bile yayınlamadı. “Ayıptır” diyelim ve konuyu kapatalım!

F.Bahçe dün oynadığı futbolla ilerisi için fazla umut vermedi. Gerçi beni bilirsiniz, hazırlık maçlarında takımın orasını burasını enine boyuna çekiştirenlerden değilim. Gördüklerimi sizlerle paylaşmaya çalışırım. Dün 90 dakika boyunca dişe dokunur, doğru dürüst bir pozisyon yaratamayan F.Bahçe için takdir edersiniz ki söyleyecek fazla bir şeyim yok. Bu işe herhalde en çok maçı seyreden MTK’nın yardımcı antrenörü sevinmiştir. Aragones takımı, kadroyu şekillendirmeye başlamış. Kafasında düşündüklerini sahaya sürüyor. Aurelio’nun yokluğunda Selçuk ve Deniz’in önemi büyük. Bu iki futbolcu rakipten gelen atakları kendi kalesinde tehlike yaratmadan önlemek durumunda olmalılar. Çünkü F.Bahçe riskli oyunu tercih ediyor. Belki topun sarı-lacivertli takımda kalması iyi gibi gözükebilir ama pozisyon üretmedikten sonra bunun da önemi kalmıyor. Kaptırılan toplar kontratağa dönüşünce büyük tehlikeler oluşuyor. Hücumda çoğalma prensibini unutmuş gibi gözüküyor F.Bahçe. Semih ileride tek kalıyor. F.Bahçe çok yan pas yapıyoruz ve geriye oynuyoruz, bu da tempoyu düşürüyor. Aragones’in bu noktada dikine oynayan futbolcuları tercih etmesi lazım. Bunlar da zaten belli. Başka Alex olmak üzere Gökhan, Uğur ve Kazım. Takımın lideri Alex Alex her zamanki gibi takımın lideri konumunda. Topla boş alanda buluşturulduğu zaman mükemmel işlere imza atıyor. Aragones geçen maçta Kezman’ı, bu karşılaşmada da Semih’i ilerde tek bıraktı. Demek ki Zico’nun sisteminden vazgeçmeyek. Zaten hep söylüyoruz, Alex’in olduğu takımda önde iki forvetle oynamak kolay değil. Peki şimdi soru şu: Güiza geldiğinde ne olacak, Aragones tek mi, yoksa çift forvet mi oynatacak. Semih yine nöbetçi golcü olarak kulübeye mi dönecek. Bunları yakın zamanda göreceğiz. Şu anda henüz çok erken. Bence sistem de kadro da her an değişebilir. Zaten ilk önemli maç MTK ile, o da ayın 30′unda. Demek ki önümüzde 13 gün daha var. Bu da oldukça uzun bir süre. O yüzden beklemekte fayda var diye düşünüyorum. MTK maçında ortaya çıkan eseri hep birlikte görüp yorumlayacağız.

Büyük bütçeler, borsada birçok devi sollamak ve dünyada konuşulur bir kulüp olmak kolay değil Her zaman en büyük olarak kalmak istiyorsanız F.Bahçe modelini uygulayıp peşinden gitmelisiniz
Başarıya giden yol dikenlidir. Eğer zirvede geçici değil de kalıcı olmak istiyorsan acılar çekmeye hazırlanacaksın. Özveride bulunacaksın, emek vereceksin. Başın daima dik duracak, eleştirilere, saldırılara maruz kalacaksın ama bütün bunlara göğüs germeyi de bileceksin. Yukarıda yazdıklarımız Fenerbahçe’nin son 10 yılının özetidir. Büyük bütçelere ulaşmak, borsada devleri sollamak, dünyada konuşulan bir kulüp haline gelmek öyle kolay olmadı. Ülkemizde diğer kulüplerin “Fenerbahçe ile aramızda dağlar var, eşit şartlarda mücadele etmiyoruz” demesi aslında kulübün geldiği noktayı en iyi anlatan sözlerdir. Her zaman söylüyorum, Fenerbahçe uzaydan gelmedi. Bu ülkenin takımı.
Yıllardır çok büyük yanlışlar yapıldığı için 5 yılda 1′e denk gelen şampiyonluklar yaşandı. Avrupa’da esamesi bile okunmuyordu. Peki şimdi nasıl oldu da zirveye çıktı? İlk önce bütün yapılanların plan ve program dahilinde olduğunu söylememiz gerekir. Aziz Yıldırım ilk seçildiğinde sürekli transferler yaptı, teknik adam değişikliklerine gitti. Yapmak istediklerini hayata geçirebilmek için zamana ihtiyacı vardı o yüzden acil şekilde şampiyonluk gerekiyordu. Elbette bunlar doğru hamleler değildi. TESİSLEŞME SÜPER Şampiyonluk gelmese de kafasında düşündüklerini yapmaya başladı. Sportif başarısızlıklar yaşanırken kimsenin görmediği gerçekler vardı. Kadıköy bir şantiye alanına dönmüştü. Dereağzı’nda çim sahalar yapılıyor, Faruk Ilgaz Tesisleri yıkılmış yeni bir eser yükseliyor, Todori şekilleniyor. Şükrü Saracoğlu, tribün tribün yıkılarak UEFA finalinin oynanacağı stat haline getiriliyor, Samandıra, Kayışdağı ve Fikirtepe’de inşaatlar yükseliyor, olimpik yüzme havuzları, kapalı salonlar, atletizm pistleri yapılıyordu. Bunları görmeyen gözler, sadece Fenerbahçe’nin futbolda neden şampiyon olmadığını sorguluyordu. Peki şimdi ne oldu. Altyapı tamamlandı ve sportif başarılar da art arda gelmeye başladı. Futbolda son 5 yılda 3 şampiyonluk, 2 ikincilik elde edilirken, amatör branşlarda ortalığı kasıp kavuran tek kulüp var. O da Fenerbahçe. Bütün bunlar herkesin bildiği ama kimsenin dile getirmediği gerçekler. Varsa yoksa Daum işi bilmiyor, Zico futboldan anlamıyor denerek bu konulara sığ düşünceyle yaklaşıyorlar. Büyük paralarla belki 1-2 şampiyonluklara imza atabilirsiniz ama sürekli en büyük olarak kalmak istiyorsanız Fenerbahçe’nin modelini uygulayıp peşinden gitmeniz kâfi gelecektir.

Fenerbahçe ilk hazırlık maçını oynadı. Adı üstünde hazırlık maçı olduğu için takımı oturup da enine boyuna çekişterecek halimiz yok. Ama yine de ortada görünenleri sizlerle paylaşmamız gerek. Çünkü bu bizim görevimiz. Şu anda merak edilenler, yeni transferler. Özelllikle Güiza ve Emre… Elbete onları görmemiz mümkün olmadı. Ama Burak sahadaydı. Kendisi zaten yabancımız değil. Üstün ve güçlü fiziği, gençliği, boş ve geniş alanlarda iyi dripling yapma özelliklerini biliyoruz. Her futbolcu gibi formayı giymeyi ve çıkartmamayı çok istiyor. Bu yüzden bayağı heyecanlıydı. Kendini göstermek için topla biraz fazla oynadı. Ama bunlar normaldir. İmzayı attığı gün de belirtmiştim. Geçen sene Gökhan Gönül’ün yaptığı çıkışı ben Burak’tan da bekliyorum. Gürhan’ın ilk 11′de yer alması beni şaşırttı. Demek ki antrenmanlarda çok iyiydi. Aragones’in gözüne girmeyi başarmış. Aferin Gürhan’a. Carlos’un tecrübe faktörü Benim için önemli olan sakatların durumuydu. Bu yüzden Carlos, Gökhan ve Deniz’i (bunlar önemli adamlar) ayrı gözlüklerle seyrettim. Eğer bu 3 futbolcu sağlam olsalardı ve son haftalardaki final maçlarında yer alsalardı, iddia ediyorum ki şu anda şampiyonun adı Fenerbahçe idi. Carlos kendini hemen toparlamış ilk geldiği günkü gibi. Bu beni sevindirdi. Tabii burada da tecrübesinin önemi çok büyük. Gökhan ve Deniz elbette eski günlerindeki gibi değiller. Aylardır toptan uzaklar ve aynı şekilde Carlos’un tecrübesinden de uzaklar. Ama önemli olan nokta sağlamlıkları ve dayanıklıkları. Oynadıkları her maçtan sonra daha iyi olacaklar. Yani bir problem yok. Yeter ki Allah başka sakatlık vermesin. Alex için hemen hemen herkes “Aragones koşan adamı oynatır. Bu yüzden Alex’in şansı yok” derken, ben de “Aragones gelir gelmez, bütün istatistikleri alt üst eden, ülkemizin gelmiş geçmiş en iyi yabancısının boynuna sarılacaktır” demiştim. Galiba haklı çıkacağım. İlk maçta da gördük ki Alex yine ön planda. Bambaşka bir futbolcu. Bana partnerlik yapan arkadaşlarıma asla saygısızlık etmem hepsinin yeri ayrıdır ama bir forvet adamı olarak şu Alex ile yan yana oynamak büyük şansım olurdu. Tuncay, İngiltere’ye gittiyse, Semih’e 5-6 transfer teklifi geldiyse perde arkasındak isim Alex’tir. Kalede sorun yaşanabilir Herkes “Aurelio’nun yeri dolar mı ?” diyor. Şu andaki görüntüye göre kolay değil. Eğer transfer yapılmayacaksa eldeki adaylar, Deniz, Selçuk ve Maldonado. Hepsinin ayrı yetenekleri var ama yine de Aurelio’nun görevini yapmaları zor görünüyor. Bir problem de kalede yaşanacak gibi. Her iki Volkan ve Mert burası için yeterli olabilir ama Şampiyonlar Ligi’nde en azından çeyrek ve yarı finali hedefleyen bir takım için acaba yeterli olacaklar mı? Teknik direktör Aragones’i, Stankoviç’e benzetiyorum. Bilenler bilir, çok disiplinliydi. O günden beri gelen 2. disipline bağlı hoca. 82 yılında onunla 5 kupa almıştık. Bakalım Luis Aragones ile ne olacak? Haydi hayırlısı…

Aurelio, Özkan Sümer’in bulduğu 4 Brezilyalıdan biri. Trabzon’da sağ dış oynadı. Tekniği ile dikkati çekerken orada büyük başarılara imza atamadı. F.Bahçe’nin 300 bin dolarlık teklifine ‘Evet’ dedi ama imza atmadan birgün önce İlhan Cavcav ile anlaşıp F.Bahçe’nin başına dert açtı. Daum kendisinden dünya çapında bir ön libero yarattı. Yıldızı F.Bahçe’de parladı, şampiyonluklar yaşadı, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finali gördü ve sonunda Betis’e transfer oldu. Marco’yu sadece “görev adamı” olarak tanımlamak son derece yanlış. Ekstra işler de yapıyor. Driplingleri kuvvetli, öldürücü asistler yapan, çok kritik gollere imza atıp takımına puanlar kazandıran bir futbolcunun gitmesi hangi kulüp için olursa olsun kayıptır. Türk statüsüne geçmesi Milli Takımımız için büyük şanstır. Çünkü ne yazık ki ülkemizde o bölgede Marco’nun yaptığı işi daha iyi yapacak bir isim yok. Şimdi gündemde bu olayda “kim haklı, kim haksız” soruları var. Kimileri “Aurelio F.Bahçe’yi sattı” derken, kimileri de “yönetim son derece hatalıydı” diyor. İlk önce şunu söyleyeyim. Aurelio’nun hayali İspanya Ligi’nde oynamaktı. Tıpkı Tuncay’ın hayalinin Milan’da oynamak olduğu gibi. Her ikisiyle de çok konuştuğum için bu gerçekleri iyi biliyorum. Tek kazanan Tutumlu Aurelio rüyasında gördüğü Real Madrid yerine Real Betis’e, Tuncay da Milan yerine Middlesbrough’ya gitti. İkisi de kafayı tamamen yurt dışına taktıkları için burada yönetimin yapacağı fazla bir şey olamaz. Zaten bonservislerinin elinde olmalarını beklediler, kendilerini isim yapan kulüplerine zırnık bile koklatmadan gittiler. Tuncay’ın kafası Milli Takım kamplarında karışmış, kararını vermişti. Zaten Aziz Yıldırım ile görüşmesi 5 dakika bile sürmemişti. Aurelio’da durum biraz daha değişik. Bayram Tutumlu devre arasında Marco için 3, kendisi için de 1 milyon euro talep edince görüşmeler başlamadan bitmiş oldu. Şu anda Betis’ten aldığı para F.Bahçe’nin teklifinden daha az. Bu olayda kârlı çıkan tek isim Tutumlu. Şu bir gerçek ki ne Aurelio ne de Tuncay eğer aşama kaydedemezlerse şimdi oynadıkları kulüplerle Şampiyonlar Ligi’ni görmeleri mümkün değil. F.Bahçe’ye bir şey olmaz. Kimler geliyor, kimler geçiyor. Tuncay’ın gitmesi nasıl çeyrek final oynanmasını engellemediyse, Aurelio’nun gitmesi de daha büyük yerlere gelinmesini engellemez. Kimse merak etmesin. Del Bosque ile bu olayı bir tutanlar var. Del Bosque, Beşiktaş’tan 12 milyon euro aldı. Aurelio zırnık alamaz. Çünkü Del Bosque şikâyetçiydi, Beşiktaş savunma yapmıştı. Şimdi Aurelio savunma yapacak. Kim haklı, kim haksız göreceğiz. Bayram Tutumlu göklere çıkarılırken benim tavsiyem Şekip Mosturoğlu’nu da kimse yabana atmasın.

Hasan Doğan göreve geldiğinde yazmadıklarını bırakmayanlar şimdi arkasından methiye düzüyor Aynısı Deivid’e de yapıyorlar. Gollerine alkışlarını esirgeyenler, şimdi “Deivid’e yazık oldu” diyorlar!
NE yazık ki insanların değerini ancak kaybettikten sonra anlıyoruz. Buna en güzel örnek olarak Hasan Doğan’ın vefatını gösterebiliriz. Bizim gibi onun futbolun başına gelmesi için uğraş verenlere yazacak bir şey bırakmadılar. “Futbola siyaset bulaştı. Beşiktaş kongre üyesi. Aziz Yıldırım zaten perde arkasında” iddialarıyla Doğan’a demediklerini bırakmayanlar, şimdi methiyeler düzüyorlar. “Pes yahu” demekten başka bir şey yapmak mümkün değil. “Beşiktaş kongre üyesi” dediler, bu sene hakemlere en fazla isyan eden takım da Beşiktaş. “Aziz Yıldırım ile beraber” dediler, “Haluk Ulusoy gittikten sonra Galatasaray’ın Hasan Doğan’la hiç şansı olamaz” dediler.
Galatasaray ligin en fazla penaltı atan takımı olarak şampiyonluğa ulaştı. MEKÂNI CENNET OLSUN Tüm bu örnekler bile Hasan Doğan’ın nasıl tarafsız bir spor adamı olduğunun en güzel göstergesidir. Çantasında çok güzel projeler vardı. Umarım yeni gelecek kişi, o çantayı yanında taşır, açar ve yapılması gerekenleri yapar. Hasan Doğan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum. Mekanı cennet olsun… Yukarda yazdıklarıma başka bir örnek de Deivid’i gösterebiliriz. Geçen gün Faruk Ilgaz Tesisleri’nde havuzdayız. Kalabalık bir arkadaş topluluğu ile sohbet ediyoruz. Sohbetin konusu elbette futbol, Fenerbahçe ve transferler. Laf lafı açıyor. Bir arkadaş “Deivid’e yazık oldu. Fenerbahçe büyük yara aldı” dedi. Ben de “Yahu kardeşim bütün sezon boyunca ‘Zico, Deivid’i nasıl oynattı. Takım bir kişi eksik oynuyor’ diyen sen değil miydin?” diye soruyorum. Ses seda yok. BİRDEN DEĞERLENDİ Şimdi ayağı kırıldı ya birden bire aranan adam oldu. Galatasaray’a, Beşiktaş’a, Trabzonspor’a, İnter’e, CSKA’ya, Sevilla’ya, Chelsea’ye gol attığı zaman alkışlarını esirgeyenler şimdi hiç konuşmasınlar. Futbol oynarken iki kere ayağım kırıldı, ikisi de fibula kemiğinden (biri altta biri üstte). Deivid’in neler çektiğini çok iyi anlıyorum. Umarım bir an önce sağlığına kavuşur. Sakatlanmasıyla bir kişilik kontenjan açılmış oldu. Böylece Güiza da imzayı bastı. Aragones eğer İspanya’ya oynattığı modeli uygulayacaksa, büyük ihtimalle iki forvet başlayacak. Yani Güiza, Semih ve Kezman’dan biri dışarıda kalacak. Tek dileğim, geçen seneki gibi dışarda kalanların suratlarını asmamaları ve bir takım havalara girmemeleri. Çünkü bu sayede kaybedilen puanların hesabını yapmak güç oluyor.

Hatırlarsanız bir zamanlar ligler bitip transfer ayına girildiğinde ortalık yıkılırdı. Özellikle üç büyükler, Anadolu’da parlayanların peşine düşer, futbolcu kaçırma olayları yaşanırdı. (O dönemler yabancı falan yoktu) Kim daha fazla futbolcu transfer ederse, havayı o atardı! Gazeteler sezon içinde sattıklarından daha fazla satardı. Şimdi böyle mi? Bakıyorum da hiç hareket yok. Şimdi dilerseniz dört büyüklerin neler yaptıklarına bir bakalım. Fenerbahçe ve Galatasaray’da pek hareket yok. Teknik adam değişikliklerine gidildi. Fenerbahçe, Burak’la anlaşma yaptı ki, Burak bu sene değişik bir sezon geçirebilir. Ondan da Gökhan Gönül’deki gibi bir patlama bekliyorum. Beşiktaş ve Trabzon ise daha aktif. Trabzon bence iyi işler yapıyor. Ersun Yanal güvendiğim teknik adamlardan. İyi bir sezon geçirecekler ama şampiyonluğu yaşamaları biraz zor. Gelen adamlar, bu seneki liderle aradaki 25 puan farkı kapatabilir mi, göreceğiz. F.Bahçe damgasını vurur Beşiktaş’ı en iyi yorumlayan yazarlardan biri olan İlker Akteş, dün Fotomaç’daki yazısında yabancı transferlerin kapalı kutu olduğunu belirtti. Yani iyi çıkarsa tamam da, tersi olursae ne olacak. “Bilinen tek şey, Sinan Engin’in bu futbolculara kefil olması” diyor. Yani Beşiktaşlılar bu sene sevgili Sinan’ın kefaleti kediye yüklememesi için dua edecekler. Galatasaray’da Kewell sesleri yükseliyor. Yıllardır yabancı transferlerde hayal kırıllığı yaşayan, umduğunu bulamayan, milyonlarca doları sokağa attıktan sonra fakir fukara edebiyatı yapıp televizyonlardan para toplamaya çalışan Galatasaray için tek Kewell yeterli olacak mı, hiç zannetmiyorum. Fenerbahçe’nin eliyle hediye ettiği şampiyonluğa güvenip yola çıkarlarsa, şansları bu sefer çok az olur. Yine Avrupa’da hiçbir şey yapamazlar. Fenerbahçe’ye gelince. Kadroyu elde tutmak da bir transferdir. Az ama öz, gerekli adamlar alınıyor. Aragones’le işi başından sıkı tutacak bir Fenerbahçe, lige damgasını sezon bitmeden çok önceden vurabilir. Avrupa’da ise yapılanlar yapılacakların garantisi değil midir? Beşiktaş’ın 8, Galatasaray’ın 5 yiyerek elendikleri bu arenada, yarı final şansını kıl payı kaçıran bir takım için Aragones’in fazla düşünmemesi gerekir. Yağ, var, un var, şeker var. Güzel bir helva için de Avrupa’nın en büyük aşçısı da gelmiş. Tadından yenmeyecek bu helvayı götürmek de taraftarın hakkı olsun.

İspanyol hoca, ülkesini Avrupa Şampiyonu yaptı ve Fener’e geliyor. Kalitesi tartışılmaz Aragones, Zico’nun mirasını en iyi şekilde kullanıp, takımı daha da başarılı kılacaktır
ARAGONES, Fenerbahçe’ye gelmeden fallar açılmaya başlandı. Herkes, “Hele bir gelsin de görelim. Sonra fikrimizi söyleriz” diyor. Aslında bu cümlenin açılımını “Kimse şimdiden sallamaya cesaret edemiyor” şeklinde yapabiliriz. Eeee ne de olsa adamın sağı solu belli değil. Ne yapacağını kestirmek güç. 15 gün önce ‘dede’ lakabı takanlar da şimdi düşünmeye başladılar. Yok ‘Fenerbahçe taraftarı Feldkamp ile dalga geçmiş de şimdi ne yapacakmış’ gibi geyiğe sarılanlarda var. Bir kere Feldkamp rahatsızlığı yüzünden yıllarca görev yapmamıştı. Aragones ise Avrupa Şampiyonu İspanya’nın teknik adamı olarak geliyor. O yüzden bunları bir kalemde geçelim, Aragones’i neler bekliyor. Onları tartışalım.
TEPKİ GÖSTERİLEMİYOR İlk önce Zico’nun, Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti bir takım aldığını belirtelim. Yani beklentiler büyük. Aragones, “Yahu ilk 8′e girmiş teknik adama bile tahammül edememişler ise benim daha fazla iş yapmam gerekir” diye düşünürse kazanan Fenerbahçe olur. Bir başka avantaj da futbolcu bünyesine yakalanacak. Artık yedek kalanların suratı düşmeyecek. Kulübe de sahadaki sevince ortak olacak. Oyundan çıkanlar abuk subuk hareketler yapmayacaklar. Öyle ya Raul gibi bir adamı kadrosuna almayan, finalde süper oynayıp gol atan Torres’i oyundan çıkaran ve tek tepki gösterilemeyen bir teknik adam var. Zico’nun en çok eleştiri alan yönü, oyuncu değişimleri ve dakikalarıydı. 6 maçını seyrettiğimiz Aragones ise bu konularda gayet başarılı. 60. dakikalardan sonra sahaya soktuğu futbolcularla işi bitiriyor. Final hariç her maça çift forvet başladı. Skoru aldıktan sonra orta sahayı kuvvetlendirip, tek forvete dönüyor, üstüne çektiği rakibin boşalan alanlarına yorulan Torres yerine Güiza ile imha planını uyguluyor. Eğer rakip üstüne gelmezse de işi sağlam tutuyor. Saçma sapan gol yemeden galibiyete ulaşıyor. “Koşan adamı oynatacak Alex’in işi zor” diyenler var. Tutulan istatistiklerde Alex en çok koşanların içinde yer alıyor. O da ayrı konu. Şunu söylemeliyim ki milli takım çalıştırmak ile kulüp takımı çalıştırmak bir tutulmaz. Ülkenin en iyi hazır adamları ile çalışmak ayrı, kendi hazırladıklarınla çalışmak ayrı. Birisinde 3-5 gün beraber oluyorsun, birisinde 11 ay. 34 maçlık lig maratonu, kupa, Avrupa derken tonla karşılaşma yapacaksın. Her futbolcuya ihtiyacın var. Alex’in ne anlama geldiğini Aragones gelir gelmez çözecektir. Semih’in de söylediği gibi ülkemizin gelmiş geçmiş (istatistikler de böyle söylüyor) en iyi yabancısını Aragones de boşlamayacaktır. Fenerbahçe bu sene takımı bozmadı. Yani Aragones’in elinde Arthur Zico’nun bıraktığı miras olacak. Ben yine baştan konuşacağım ve Aragones’in bu mirası iyi kullanıp başarılı Fenerbahçe’yi daha da başarılı bir ekip yapacağını söyleyeceğim.