Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Yazarlar’ Category

Derbi ve şampiyonluk

Tuesday
Apr 22,2008

Vedat Bayram

Başkanlığı döneminde hayli eleştirilip başarısız addedilerek görevini bırakması önerilen Özhan Canaydın’ın takımı G.Saray, bu hafta F.Bahçe ile karşılaşacak. Kimin şampiyon olacağı noktasında ciddi bir düğüm olan bu maç önemli. Ancak bundan daha önemlisi hocasız G.Saray’ın halen şampiyonluk yarışında F.Bahçe’nin sırtından düşmemesi. Liglerin bitimine 3 hafta kalmasına rağmen aynı puanla F.Bahçe’yi takip eden G.Saray kendi sahasında oynayacağı bu maçta %51 şanslı gösteriliyor.
Tabii bu matematiksel yaklaşım… Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini maç sonrası göreceğiz. Psikolojik varsayıma göre ise sezon başından beri kamuoyunda “F.Bahçe şampiyon olur” rüzgarı hakim. İşte 2008 futbol yılı ikinci yarısı yine bir ezeli rekabete bu şartlarda sahip olacak. Öyle veya böyle iş sonuçlanacak. Fakat dedik ya; asıl önemli olan bu sonuçtan önce her iki takımın bugünkü hali… Çünkü bu son durumdan çıkarılacak hayli ders, verilecek hayli cevap var.
Kime bu cevaplar?
Şüphesiz Canaydın. Ne diyecek? “Beni başarısız buluyordunuz. Ergun Gürsoy, ‘F.Bahçe kurumsal olarak G.Saray’ın çok önünde” diyordu. Bunlar doğru olabilir. Ama ben iki yıldır yapamadığım stadın temelini attım. 31. haftada da bunca sıkıntıya rağmen takımımı 70-70 eşit puanda bıraktım. Şu halde benim başarısızlığımdan söz edilemez” derse haksız mı?

Tuesday
Apr 22,2008

Ömer Üründül

Yüksek tansiyon
G
alatasaray ve Fenerbahçe’de teknik direktör olarak şampiyonluk yaşamış olan Mustafa Denizli, Milliyet’teki köşe yazılarında ve Kanal 1′deki ‘Futbol Merkezi’nde programında analizler yapıyor. Bu analizleri derledik. İşte Denizli’nin gözünden derbi: Beraberlik ağır basıyor. Kalan iki haftada Fenerbahçe’nin Trabzon deplasmanı ne kadar önemli ve zorsa Sivas maçı da Galatasaray için aynı çizgide, hatta Şampiyonlar Ligi biletinin belirleneceği final olacağından daha da zor. İki takımı baskı altında tutacak bir değil, iki sebep var. İkisi de derbide bir değil, iki hedefi (şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi) birden kaybedebilir. İki takım da öncelikle kaybetmemeyi isteyecek. Galatasaray, puan olarak geride olsa tek düşüncesi kazanmak olacaktı. Bugünkü tabloda beraberlik Galatasaray’ı olağanüstü mutsuz etmez. Tek forvetli sistem derbilerde geçerli olabilir. Kağıt üzerinde tek forvet gibi görünse de Arda ile Lincoln’ün varlığı sistemi tek forvetin dışına çekiyor. Burada İngilizler’in ‘target man’ dediği, ilerideki tek futbolcu önemli. Nonda, orta sahaya çok geliyor. Target man, en ileride defansla boğuşacak, atılan topları muhafaza edecek. Ülkemizde akla gelen ilk isim Hakan Şükür. F.Bahçe, yüksek tansiyona daha alışık. Sevilla ve Chelsea gibi güçlü rakiplere karşı turu/maçı çevirebilme özellikleri olduğunu da gösterdiler. Galatasaray, çok az gol yemiş olmasına rağmen çok önemli bir takım savunması görüntüsü ortaya koyamıyor. Birçok maçta Servet, Mehmet Topal, Song veya Emre kaleciyle birlikte ön plana çıkıyor. Bu, rakiplerinin Galatasaray’ı her maçta tehdit ettiğinin göstergesidir. Galatasaray çok iyi, tempolu futbol oynayamıyor ama bütün kadro sahada mücadele ediyor. G.Saray, mücadele eden, çalışkan bir takım. F.Bahçe buna tecrübe ekliyor.
MUSTAFA DENİZLİ

Gol atan kazanır
Milliyet yazarı Rıdvan Dilmen, NTV’deki %’de 100 Futbol’da Güntekin Onay’ın “G.Saray’ın yeni değiştirdiği 4-4-1-1 düzeni derbiyi nasıl etkiler?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Bunu geçen hafta sorsan ‘Fenerbahçe yüzde 80 maçı alır’ derdim. Galatasaray’ın iki forvet, arkasında Lincoln ile Fenerbahçe’ye karşı oyunu tutma şansı yoktu. Ancak şimdi Galatasaray, kalabalık orta saha ile hem oyunu tutabilecek durumda hem de artık savunma yapması beklenmeyen Lincoln’ün verimi de artacak görüntüde. İki takım da aynı formatta oynayacak. Sonucu bireysel hatalar ya da bireysel hünerler belirler. Fenerbahçe bireysel kalite olarak daha önde gözükse de, Galatasaray ev sahibi avantajıyla şansları yüzde 50-50′ye getirmiş durumda.” “Küçükken oynadığımız ‘gol atan kazanır’ gibi bir maç bekliyorum. İlk gol çok zor gelir. Gol yiyen çift forvete dönüp arkada açıklar bırakır. O zaman maç farka gidebilir.”
RIDVAN DİLMEN

Tempo, kontrol futboluna karşı
T
eknik analiz deyince Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olan yazarımız Ömer Üründül de iki takımın taktik düşüncesinin aynılaşmasının maçı bireysel boyuta taşıdığı görüşünde: “Galatasaray ilk 30 dakikada maçı koparmaya çalışıyor. Fenerbahçe bu dönemde oyunu tutamazsa skorda geriye düşebilir. Kezman’ın tek forvet oynaması halinde topu ileride tutmakta zorluk yaşar. Orta saha baskısı geldiğinde Alex ve Kezman bu orta sahaya alan kazandıracak varyasyonları yapamazlar. Fenerbahçe Alex ve Kezmanlı tertiple İnönü’de ilk 30 dakikada oyunun kontrolünü ele aldı ama Beşiktaş’la Galatasaray’ın oyun mantaliteleri çok farklı. Galatasaray etkili takım presi yapabiliyor. Galatasaray’ın dezavantajı, kontrol futbolunu bilmeyişi. Fenerbahçe kontratakla golü bulursa oyunda üstünlüğü ele geçirir.”
ÖMER ÜRÜNDÜL

Aydınus ve Gezer

Tuesday
Apr 22,2008

Bülent Yavuz

Derbi maç için geriye sayım başladı. Şampiyonluğu büyük ölçüde belirleyecek Galatasaray- Fenerbahçe maçını kim yönetecek anketleri çoktan başladı bile. Kim yönetirse yönetsin kaybeden yine faturayı hakemlere kesecek. Çünkü derbi maçlarda hakem, ne İsa’ya yaranır ne de Musa’ya…Fırat Aydınus banko görünüyor. Merkez Hakem Kurulu da (MHK) sürpriz yapmaya meyilli görünüyor. Onun adı da Bünyamin Gezer… Aydınus olsun, Gezer olsun veya bir başkası… Farketmez, sınavı Türk hakemliği verecek, Oğuz Sarvan MHK’si verecek.- Penaltılar atlanmasın,- Sarı ve kırmızı kartlar doğru çıksın,- Bayraklar doğru kalksın, - Düdükler adaletli ve eşit ötsün…Gerisi fasa-fiso… O demiş bu demiş… Kamil Abitoğlu (F.Bahçe-Denizli)Kolay maç hakem Abitoğlu’nun kimyasını bozdu. Fauller atladı, fauller yarattı. Selçuk’un Musa Kuş’a yaptığı hareket acılıydı, karşılığı da penaltı ve kart olmalıydı. Ne düdük çaldı ne de kart çıkardı. Abitoğlu sevilen ve sayılan sevimli bir hakem… Yanlışlar bir başladı mı ne saygı kalır ne de sevgi. Aman dikkat.Selçuk Dereli (İst. Büyükşehir Bel.-G.Saray)Arda’nın Kerim Zengin’e yaptığı hareket açık ve netti. Dereli göremedi bu gol kararı da hakemi bundan sonraki kararlarda baskı altına aldı. Tjikuzu, önce çekti durduramadı, sonra tuttu gene olmadı. Tekmeyi savurdu, tutturamadı. Dereli oralı bile olmadı. Lincoln ucuz kurtulurken, Tjikuzu da kırmızıdan kurtardı. Hakan Balta, sarı almazken, horoz dövüşü yapan Emre ve Efe de kartsız kaldı. Servet’in tekmesi Necati’nin yüzünde patlarken, faulün yanında sarı da olmalıydı. Dereli, neden gergindi doğrusu pek anlayamadım.Bülent Yıldırım (Ç.Rize-Beşiktaş)Müsabaka öncesi yaratılan komplo teorileri takımları ve hakemleri iyice germiş. Beşiktaş, “Ben bu işte yokum” diyerek varını yoğunu ortaya koydu. Rize, centilmence mücadele etti, ne oyunu bozdu ne de rakibi… Hakem Yıldırım, bu gergin ortamda çok dikkatliydi. Hemen hemen kusursuza yakın maç yönetti. Sahi komplo teorileri ne oldu… Tabi ki havada kaldı.Hüseyin Göcek (Sivas-Ankaraspor)7 günde üç maç… Bu bir rekordur ve kitaba girmesi gerekir. Ne FIFA ne de UEFA’da böyle bir uygulama var. Avrupa ve Dünya’da da örneği yok. MHK, “Ben yaptım, olur” diyor. Haydi hayırlısı. Saidi’nin Murat Akyüz’e bir teması var mı? Bal gibi var. Penaltı ve kırmızı kart gerekir. Göcek çözemedi. Çünkü uzaktaydı. Üstelik skor da 0-0 idi. Mehmet Yıldız ceza alanında 2-3 defa düştü veya düşürüldü. Düşürüldüyse penaltı, düştüyse aldattı. Yani sarı kart…İkisi de yok. Göcek, iyi hakem… Biraz da korumak lazım. Lastik patlarsa yazık olur.Süleyman Abay (Trabzon- G.Birliği)Bu maçta Abay’a fazla iş düşmedi. Futbolcuları ayıracağım diye araya girmesi doğru, ama onları itelemesi hiç hoş değil. Sen itelersen, onlar da iteleyebilir. Sonra ne mi olur? Herhalde sen daha iyi bilirsin.Cüneyt Çakır (A.Gücü-Konya)Zor maçı doğru kararlarıyla hakemlik açısından kolaya çevirdi. Futbolculara itiraz şansı vermedi. Düdükleri saygınlık yaratırken, mücadele en üst seviyeye çıktı.Halis Özkahya (Gaziantep-V.Manisa)MHK’nin altın çocuğu… Hiç boşu yok. Helal hoş olsun ama doğru yönetimler de olsun. Bu maçta Özkahya önemli hatalar yaptı. İvan, Kalabane’yi öyle bir indiriyor ki nereden bakarsan penaltı. Halis’ten tık yok. Manisalı Güven’e aldattın diye sarı kart gösteriyor, alakası yok. Penaltı verse cuk oturur. Forması öyle bir çekildi, fotoğrafını çek, duvara as.. Al sana iki büyük hata ve Vestel lige veda etmek üzere. Yazık değil mi?Özgüç Türkalp (Bursa-Kasımpaşa)Geçen haftanın başarılı hakemi, bu hafta da kendine güvenenleri mahçup etmedi. Kasımpaşa ligden resmen düştü. Hakem, düşenin kaderi olmadı.Taner Gizlenci (Oftaş-Kayseri)A Klasmanı hakemin Süper ligdeki ilk maçı. Belli ki gelecek sezon kadroya girecek. Yaşı geçkin ancak futboldan geliyor. Bu sınavında maalesef başarılı olamadı. Heyecanı her halinden belliydi. Kolay maçı zora soktu. OFTAŞ’lı Yakubu, maç boyunca rakipleri tarafından adeta ezildi. Bunun sonucunda da hastaneye gitti. Bir kaç tanesinde hakem haklıydı. Ama öyle bir pozisyon vardı ki futboldan gelmiş bir hakem için çok kolay verilecek penaltıydı. Kayseri’nin golü öncesi İglesias’ın eli Giray’ın boğazında. Hassas bölge, futbolcunun nefes alması zorlaşır. Yani hayati tehlike var. O halde hakemin oyunu derhal durdurması gerekir. Gizlenci öyle yapmadı, oyuncu yerde kıvrandı, top da gitti gol oldu.

 Yırtık krampon

Tuesday
Apr 22,2008

Hakan Yasar
Futbolda ortam gerildi, ayakkabılar bile delindi. Oysa ‘pardon’ diyen yokHükümsüz yönetici ‘Şike’ iddiası ortaya atar, 105 yıllık kulüp bunu ciddiye alır, bir başkan hakem için ‘alkol kontrolü’ ister, bir diğeri ‘dayak serbest’ derse, ‘Lincoln fotoğrafı’ da bu camiaya müstehak olurAzgIn teke gibi bizim futbol alemi. Kimsenin dilinin kemiği yok. Sallıyor da sallıyorlar. Sadece son bir haftaya bakın. Kocaman bir Yaşar Kemal romanı çıkar. Çarşaf çarşaf hem de… Mühim olan futbol. Ama aktörler için biçilmiş sanki roller. Oynayan oynayana! Bakın mesela şu Bursa cephesinden gelen saçmasapan iddia… “Beşiktaş Rize’de şike yapacak.” Açıklama yazılı. Yapan eski yönetici (Lemi Keskin)… Taktiğe bak. Yenisi, görevdeki, sorumlusu değil eskisi bülteni hazırlıyor. Tam bir komedi. Fakat kelebek etkisi yaratıyor.Yoksa Beşiktaş Menajeri Sinan Engin, “Tuhaf isimli bir adam çıktı. Şike iddiasında bulundu. Böyle birşey olmadığını tüm Türkiye gördü” şeklinde açıklama yapar mı?Yapıyor… Beşiktaş gibi 105 yıllık kulübü şike malzemesi yapan adamın muhatap alınıp açıklama yapılması bile bir fecaat. Ya da bu açıklama zorunluluğu acı bir Türkiye dramı…*** TUHAFLIK bitmiyor… Duayen başkan İlhan Cavcav, 41 yaşında ilk Süper Lig maçına çıkan hakem Taner Gizlenci için G.Birliği Oftaş-Kayserispor karşılaşmasının ardından bombayı patlatıyor: “Alkol kontrolü yapılsın.” Yok daha neler! Maç 15.00′da oynandı. Hakemin kahvaltıda içmiş olması lazım. Ya da heyecanın bastırmak için maç öncesi 2 tek atması..Yapılsın valla… Ama herkese. Ağzına geleni söyleyen, aldığı cezanın hiçbir özelliği olmayan yöneticilere de. Sahada cinayete teşebbüs eden futbolculara da. Yorumculara da. Hatta seyirciye de… Gerçi sadece medeniyetin beşiği İngiltere’de bu yasak var. Hatta sigara bile tüttüremiyor oradaki futbolseverler.***BUNUNLA bitmiyor vukuatları bizim alemin. Oftaş’ın örnek gösterilecek teknik direkörü Osman Özdemir mesela. Maçı terkediyor. Sebebi ise bakın neymiş: “Hakem kararlarına çok sinirlendim. Biraz daha beklesem oyundan atılacaktım. Hakem arkadaşa o şansı vermedim.” Oftaş’la 1-1 berabere kalan Kayseri’nin menajeri Süleyman Hurma’nın yaklaşımı daha bir ilginç:“Oftaş faullü oynayan bir takım. Aynı şeyi başkaları yaptığında ağlamayacaklar. Kaptanlarına da söyledim bunu.” Güler misin, ağlar mısın… En iddiasız maçta olan skandallara bakın.*** İDDİALI maçlar çok mu farklı? G.Saray, 1 ay önce Kalli’yi gönderince Belediye’nin hocasına teklif yapıyor. Olmuyor transfer işi! Daha önemlisi Necati, Aydın gibi futbolcuları var Belediye’de G.Saray’ın.Durumu ‘fair’ bulan rakipler olaya ‘gaz’ döküyor, ortam geriliyor. Sonrasında tekmelerle kramponu yırtılıyor Lincoln’ün.. Yırtan F.Bahçe’nin kiralık oyuncusu Kerim Zengin.. Kendi kalesine golü atan da. Eee! Ne senaryosu çıkar bundan. Çıkmaz ama çıkartır bizim futbol cemaati..G.Saray Başkanı da ‘Bize atılan dayak serbest, Lincoln’ü her takım dövebilir’ diyor. İsyanı yerli, ya da yersiz. Ama gerçek şu ki, kramponun yırtılmasını sağlayan gerginliği yaratan bu caima. Gerersen ortamı, yırtılır o krampon arkadaş! Sonra Kayseri, A.Gücü’ne ‘Satılmış’ diye bağırır tabii!***GEÇEN haftaya bakınca ilk 4 takım 4′te 4 yapıyor. En çok şaibe iması yapılan maçlarda hem de. Olay bu kadar basit yani. Fakat bir deli kuyuya taş atacak, takımlar sonra çıkıp normal futbol oynayacak.Şaka gibi! Maalesef yaklaşım bu. Peki bu sözleri edenler ‘pardon’ diyecek mi? Asla… Futbola başka açıdan bakmak lazım. Sezon (hayat) koşuşturmacanın içinde geçip gidiyor. Oysa bir dursak… Bir dursak da sezona (hayata) yeniden baksak. Ne keyifler, ne güzellikler var… Uzun uzun seyredilecek, ağır ağır tadına varılacak. (Bir reklamın ‘hayat’lı versiyonu uyarlanmıştır.)*****Necati, Yusuf, Fahri gibilerin suçu nedir?YUSUF eski Fenerli. 90 dakika ıslıklanıyor. Necati eski G.Saraylı. Kahraman gibi alkışlanıyor. Beşiktaş’ın Rize’deki kiralık adamı Fahri oynama şansı bile bulamıyor. Kerim, F.Bahçe’nin Bld.’deki kiralık oyuncusu, kendi kalesine gol atıyor. F.Bahçe’ye de bir gol atmıştı. Aynı hafta 4 farklı tablo. Hangisi doğru peki? İşte futbol böylesi kadersel durumları aynı anda insana öğretiyor. Hele de böylesi cilveleriyle…*****50. sezona yakışan şampiyonluk yarışıGARİP bir zirve heyecanı yaşıyoruz. Oysa R.Madrid, Inter, B.Münih gibi önemli liglerin liderleri şampiyonluğa rahatça koşuyor. Ancak bizim ligimiz öyle değil. Son 3 haftaya giriyoruz. Ancak matematiksel olarak F.Bahçe, 4. bitirip Intertoto’luk olabilir. Zira Sivas’ı şampiyon görebiliriz. 50. sezona da zaten böylesi heyecanlı bir lig yakışırdı. Öyle de oluyor.*****Fener’in G.Saray’a göre önemli artısı!G.SARAY tribünleri 3 haftadır “hocanız arma’nızdır” pankartı asıyor. Son operasyondan sonra belki Cevat Güler için derbide birşeyler yaparlar. Sonuçta hoca kim belli değil ama Cevat Güler bir simge!Peki, yeni F.Bahçe kurgusuyla Cimbom F.Bahçe’yi yenebilir mi? Bir orta alan savaşı olacağı kesin. Ancak nereden bakarsanız bakın G.Saray’ın orta sahası top özürlü. Evet, Zico’nun işi zorlaştı ama olağanüstü gelişmeler olmazsa favori F.Bahçe.*****’Çakma’ Ronaldinho gerçeği…HAFTANIN en iyi esprisiydi Kemal Unakıtan’ınki. Eskişehir’e ‘çakma Ronaldinho’ istedi bakan. Bunlar bütünüyle reklam kokan hareketler. Ancak Türkiye’de yabancı futbolcu transferi işte bu zihniyetle yapılıyor. Forma satmak, taraftarı kandırmak için. Sonrası felaket. Hatta iş öyle bir hal alıyor ki, bugün 10 yabancı deneyen Manisa ligde can çekişiyor. Vahim bir tablo yani!*****Dereli, Ahmet Çakar’ın yolundaBİR hakemin hata lüksü vardır. Ama her maçta bir hakem formsuz olabilir mi? Selçuk Dereli bunu başaran nadir hakemlerimizden. Adını yaptığı hatalarla hakemlik tarihine altın harflerle yazdırıyor. İstanbul BŞ-G.Saray maçının kasetini yeniden izleme cesareti olursa bir baksın. Bir de artan kilosuyla, Ahmet Çakar’ın hakemliğinin son dönemine benzetiyorum kendisini… Haberi olsun!*****“Sinan Engin ile hakem Bülent Yıldırım birbirlerine bakıp, güzel güzel gülüyorlardı. Hep böyle devam ederler inşallah.” (Allah muhabbetlerini artırsın modu)Erdoğan Arıca (Ç.Rize Teknik Direktörü)*****“Allah yardım ediyor. Destan yazmaya başladık, devam da ediyoruz. Kitabın bir önsüzü vardı yazdık. Bir de sonsözü var. Onu da 3 haftasonra yazacağız.”Bülent Uygun (Sivasspor Teknik Direktörü)

Yılın takımı Sivasspor

Tuesday
Apr 22,2008

Mehmet Demirkol
Hem yaratacağı heyecan, hem de getireceği gelirle TSYD Kupası kadar, belki ondan daha önemli olabilecek bu organizasyonu, TSYD’ye 2 yıldır öneriyorum, ama ses seda yok. Önerim, tüm mesleği temsil edecek, Futbol Oscarları’nın düzenlenmesi.
Statlara giden meslektaşlarımızın oyuyla, Türkiye ’nin her yanından katılımla, yılın takımı, yılın oyuncusu, yılın teknik direktörü seçilmeli. Lig bitmeden, şampiyon belli olmadan bu ödülleri vermeli. Bu sene artık geç. Ama önümüzdeki yıl sponsor gelirleriyle, ödül töreninin canlı yayın hakkıyla TSYD’ye büyük gelir sağlayacak bu organizasyonu düzenlemek lazım. Bu hem ülkede büyük bir heyecan yaratacak, hem de dernek için büyük bir saygınlık kaynağı olacaktır.
Eğer bu yıl bu seçim yapılsaydı sanırım oy çokluğuyla ödülleri alanlar da İstanbul dışından olacaktı.
Yılın takımı Sivas…
Yılın teknik direktörü Bülent Uygun…
Yılın futbolcusu Mehmet Yıldız…
En azından benim oyum tartışmasız şekilde bu üçlüye olurdu.
Her hafta Sivas’ın rakibi olan takımın kadrosuyla karşılaştırıyorum kadrosunu. Hiçbirinden güçlü durmuyorlar. Bugün Mehmet Yıldız dahil, her ne şartta olursa olsun mutlaka transfer edilmesi gereken oyuncu statüsünde kaç oyuncuları var, sorup soruşturuyorum. Neredeyse yok! Hemen tamamı düşme hattından, düşen takımlardan ve alt liglerden gelen bir kadro bu.
Sezon başındaki ideal 11’inden sadece 3 oyuncu Ankaraspor maçında sahadaydı. İdeal savunmasının tamamı yoktu. Balili, Yasir yok, Sedat yok. Petkoviç haftalarca yoktu. Var olanların varlığı da bir sevinç kaynağı değil. Bu belaların herhangi bir büyüğün başına geldiğini düşünün.
Misal Galatasaray’ın tüm savunmasını değil sadece Servet’i 2 maçlığına kaybettiğini (ki, Servet’i hayata döndüren de Sivas)… Ya da onların Balili ’yi kaybetmesi gibi Fenerbahçe’nin Semih’i bu kadar uzun süre kullanamadığını. Yaptıkları Hollywood usulü bir kahramanlık senaryosunu andırıyor.
Diğer maçları da 3 puan
Sivasspor ’un asıl başarısı ise başka bir detayda. Bizim Anadolu topçularının büyük çoğunluğu tüm sezon sadece 6 bilemedin 8 maçta oynar adam gibi. Büyüklere karşı oynanan canlı yayın maçlarında. Sivas bu maçlardan sadece 2’sini kazanabildi. (ilk Trabzon maçını kaybeden sahaya giren 10-15 kişiydi) Sivaslı oyuncular büyük maçlardaki başarısızlıklarına rağmen diğer maçlara konsantre olmanın önemini Anadolu’ya anlattı bu sene. Yani bilineni, alışılmış olanı yıktılar. Asıl önemli olanın standart oyun olduğunu, sistem olduğunu, her maçın 3 puan olduğunu ve sadece yayınlanan maçlarda gösterilen performansın değil, toplam sezonluk ve takım performansının önemini gösterdiler. Bundan güzel ders mi olur? Baştan sona, sondan başa bu dersi okuyun birkaç kez ve ezberleyin.
Sivas yine tarihin önemli derslerinden birini veriyor bu ulusa. Çok basit, ama şahane bir ders bu.
İşte bu yüzden:
Yılın takımı Sivasspor, yılın teknik direktörü Bülent Uygun, yılın futbolcusu Mehmet Yıldız…
İnönü’yü yık ama
Dolmabahçe Sarayı zamanının en çirkin yapılarından biri. Bir Topkapı Sarayı’nın mütevazı şıklığına bakın bir de Dolmabahçe’nin rüküşlüğüne. Arkasındaki Swissotel ise tam siluet katliamı. Geç arkaya, Gökkafes planlanan haliyle şıktı, ama yapılan hali skandal.  Ve İnönü Stadı. Beşiktaş’ın yıkıp yeniden yapma projesi iyi, hatta çok iyi bu haliyle. Sonuna kadar destekliyorum. Bu Beşiktaş’ı zenginleştirecek bir plan. Nişantaşı’nı, Maçka’yı aşağı indirecek. İyi taraftarının yanına zengin müşteri ekleyecek bir çalışma. Anıtlar ve Belediye kabul etmeli. Bir şartla tabii. Yık yap, ama ‘İstanbul ’un en kilit trafik noktasını da hallet’denmeli. Sahilden geçen yolu yerin altına indir. Ve yukarıdan gelen Taksim trafiğini de bir kavşakla aç.  Hem Beşiktaş kazansın, hem İstanbul!
Terim beni ikna etti
Geçen hafta geniş bir gazeteci grubu Fatih Terim ’i ağırladık bir akşam yemeğinde. Çata çat bir muhabbet oldu. Tartışmalar da oldu, uzlaşmalar da. Sıkıntıların çoğunun ortak olduğu ortaya çıktı.  ‘Terim’in 2010 takımı bugün hazır’ deyişi gecenin en parlak açıklamasıydı. İlginç ve insanı rahatlatan çalışmaları anlattı Terim. Bugünlerde okursunuz sayfalarda. Ben sadece takımın direncinin ve gücünün bir ayda artacağının müjdesini verebilirim. Ve Terim’in hem Milli Takım kadrosunda bazı sürprizler yapabileceğinin, hem de şampiyona sonrası kariyeriyle ilgili ilginç haberleri duyabileceğinizi söyleyebilirim. Evet, biraz muğlâk oldu yazdıklarım. Ama şunu söyleyebilirim ki Terim beni ikna etti. Ve zaten bunları yazabileceğimiz koskoca bir buçuk ay var önümüzde.
UEFA’ya kim gidecek?
Kayınpeder Kemal Bey’den bir soru. Çıkın bakalım işin içinden. Diyelim Gençler düştü (söylemek bile içimi sızlatıyor ya) ve kupayı aldı. Yönetim planladığı gibi kulüpleri ters yüz değiştirdi. Oftaş birinci ligde, Gençler süper ligde kaldı. Peki UEFA’ya kim gidecek? Garabet İlhan Cavcav’ın bu hafta yaptığı açıklamalardan bile garip. Ankaragücü’nün başkanına başkan beğendiremiyoruz. Belediye başkanın oğlu Brezilya’da futbol okulu kurmayı düşünüyor. Ah benim başkentim. Ankara ’nın taşına bak! Gözlerimin yaşına bak!
Çizgi hakemi lazım
2 hakem denendi. Almanya sarı ve kırmızı karta ilaveten mavi kartı denedi. Mavi kart gören 10 dakika dışarı çıkıyordu, buz hokeyi misali. Brezilya hakemlerin eline sprey boya verip baraj çizdirdi. İzni alıp deniyorsunuz. Becerirseniz tüm dünya uyguluyor. Bizim de bir katkımız olsun. Çizgi hakemi deneyelim. Yardımcı hakemlerin olmadığı köşelere iki çizgi hakemi koyalım, hem yardımcıların yükü hafiflesin, hem şu çizgi tartışması tamamen bitsin. Sonra sırada ceza sahası hakemi var.

Monday
Apr 21,2008

Can Bartu
Zico’nun derbilerdeki başarılı karnesi, Galatasaray önünde Fenerbahçe’ye ne getirir? Kadro yapısıyla ağır basan sarı lacivertliler, Ali Sami Yen’de de favori mi?

HEM favori, hem de değil. Öncelikle, Zico’nun başarısı bir yerde futbolcuların başarısı. Derbilerdeki zaferlerde yüzde 80 oyuncuların payı var. Hocalar takımlarını hazırlar, sahaya sürerler. Düzgün bir takım yaparsan, o takım da başarılı olur. Bu öyle bir derbi olacak ki son yıllarda benzeri yok. İki takım da aynı puanda ve bitime 3 hafta var. Aralarındaki büyük rekabete dayanarak final maçına çıkacaklar. Kazanan takım moral bulacak ve şampiyonluk yolunda da büyük bir adım atacak.Hakem büyük faktörFenerbahçe’nin favori olmasının avantajlarından biri beraberliğin de kendisine yetmesi. Galip geldiği takdirde işi büyük ölçüde kolaylayacak. Kadro ağırlığıyla, klas ayaklarının fazlalığıyla Fenerbahçe ağır basıyor.F.Bahçe, hızlı oynamazsa o zaman ibre G.Saray’a döner. Bu onların tarzına gitmiyor. Geride topu kabullenip, dan-dun yaparlarsa bu G.Saray’ın ekmeğine yağ sürer. Maç tehlikeye girer. G.Saray’ın baskısından da kurtulamazlar ve sarı kırmızılılar bu maçı kazanır. Çabuk oynarsa sahanın tek hakimi Fenerbahçe olur ve istediğini alır.Derbinin hakemi oyunda rol oynayacak. Türkiye’de iyi hakem yok. Bu maçın hakeminin otoriter, futbolcular üzerine baskın olması gerekiyor. Eğer oyunculara taviz verirse, o maçı bitiremez. Keyifli bir derbi seyredeceğiz. Bu maçlar belli olmaz derler ama Fenerbahçe dediğim gibi ağır basıyor. Zaten, Zico sezon içinde abuk subuk işler yapmasaydı, sarı laciverliler 7-8 puan farkla Ali Sami Yen’e ayak basardı. Şimdi, bu maçı kazanmak zorundalar. O zaman rahatlayacaklar. Kaybettiklerinde, ikincilik de rüya olabilir. Şampiyonlar Ligi vizesini kaybetme tehlikesi de var. O zaman Avrupa’daki başarılar da bir anda silinir.Sivasspor Devler Ligi’ni hakediyorAnadolu takımlarının Sivas’a sempatiyle bakması, kalan maçlarda kırmızı beyazlılar için avantaj teşkil eder mi?TRABZONSPOR’dan sonra Anadolu’da bir şampiyon daha çıkmasını isteyenlerin sayısı çok fazla. Bu da Sivasspor için bir avantaj. Sempatiyle bakılıyor ama onlar da bunu hakediyor. Camiada bir tek çatlak ses yok. Ön plana çıkan biri de yok. Derbide hangi sonuç olursa olsun, Sivas’a belki şampiyonluk için yetmez ama Devler Ligi vizesi için fayda sağlar. Sivas’ın, Devler Ligi’ne gitmesi bile çok büyük başarıdır. Bence, bunu fazlasıyla hakettiler.Beşiktaş’a yakışanı alınKadro yapısıyla eleştirilen ve bekleneni veremeyen Beşiktaş’ta sezon sonunda neler değişmeli?BEŞİKTAŞ’ta çok şey değişmeli. Holosko ve Delgado dışındaki bütün yabancılar gitmeli. Yerli oyuncu standartlarında oynuyorlar. Holosko, yararlı bir adam ama oynatıldığı yer yanlış. Sağ kanatta köreliyor. Delgado gibi bir oyuncuya sahip ama Ertuğrul Sağlam onu kenarda oturtuyor. Maça giriyor, golünü atıyor. Bir ara pas atar, frikik kazanırsın, topun başına gelir. Delgado, kenarda beklemez. O sahada yoksa topu kullanma şansın da gol atma şansın da azalıyor. Beşiktaş kadrosundaki yerli oyuncular kötü isimler değil. Serdar Özkan, gelecek vaadediyor. İbrahim Toraman çok faydalı. Gökhan Zan iyi bir savunmacı. Ali Tandoğan, sert ve hırslı olmasına rağmen görev adamı. Çok eleşirilen İbrahim Üzülmez de vazifesini yapıyor. Beşiktaş forması giyen oyuncu, takımına çok şeyler verebilmeli. Tello, çok koşuyormuş. Ne yapıyor Tello? Duran top olacak, vuracak. Maç kurtarıyor mu? Yok. O zaman ne işi var Beşiktaş’ta? Gordon diye bir adam almışlar ne yaptığını, ne için oynadığını anlayan yok. Baki Mercimek, ondan 3 gömlek üstün. Bırak hiç olmazsa o oynasın.Savunmada sıkıntın var. Bu belli. Elinde Cisse diye bir stoper var. Ama sen onu ısrarla orta sahada oynatıyorsun. Onu da bitiriyorsun, kendi açığını da kapatamıyorsun. Böyle hocalık mı olur? Beşiktaş, transferde akıllı işler yapmak zorunda. Aynı hataları tekrarlamaları halinde, kalitesiz ve Beşiktaş’a yakışmayan oyuncuları getirdikleri takdirde yine hüsran olur.Tek forvet Nonda olurGolcü bolluğu yaşanan G.Saray’ın tek forvetle oynaması, onlara uygun bir sistem mi? F.Bahçe önünde bunun sıkıntısını yaşarlar mı?İSTANBUL BŞB. maçında tek forvet oynadılar ama farklı kazandılar. G.Saray ilk kez böyle oynadı, pazar akşamı tek forvetle sıkıntı yaşarlar. İleride bir adam bırakıp, orta sahayı kalabalık tutma fikrini her takım benimsemeye başladı. F.Bahçe zaten böyle oynuyor. Dünya futbolu da bu sisteme dönüyor. Hatta, santrforsuz bile oynayanlar var. Ümit, sakatlandı. Fenerbahçe önünde o mu şans bulur, bilemem. Ama, bana göre Nonda oynarsa, Galatasaray’a büyük fayda sağlar. Bahsettiğim santrfor örneğine en uygun futbolcu. Hakan Şükür veya Ümit ise sonradan oyuna girerek takımına katkı sağlayabilir. İşin inceliğini biliyorAdnan Polat’ın, “Futbolcularımızı istedikleri gibi dövebilirler” diyerek Lincoln’e yapılan sertliklerden derbi öncesi yakınması strateji mi?ADNAN Polat, palavradan konuşacak bir adam değil. Fevkalade zeki, bu işin inceliğini ve hakemlere de nereden tesir edeceğini çok iyi bilen başkan. Lincoln’e fauller yapılıyor. Kastisi de, pozisyon gereği olanlar da var içlerinde. Sambacı çoğunda kendini yere atıyor. Lincoln’ün defans oyuncusuna karşı olan direnci önemli. Bu direnci yoksa, ayakta duramıyor. Sahada pinpon maçı oynanmıyor. Futbol sert oyundur. Kuralları içinde yapılırsa da kimse bir şey diyemez. İkili mücadele olacak. Lincoln de teknik oyuncu olduğu için bu tarz şeylerle karşı karşıya kalıyor.Adnan Polat’ın söyledikleri yabana atılacak şeyler değil ama dünyanın hiçbir tarafında böyle demeçler yoktur. Fenerbahçe derbisi öncesi Adnan’ın bu sözleri bir anlamda strateji de olabilir. Türkiye’de zaten böyle polemiklere alışkınız. Böyle konuşunca iyi Galatasaraylı, çok iyi Fenerbahçeli ve mükemmel Beşiktaşlı oluyorsun!..Buna mani olacak tek bir kurum var. O da Türkiye Futbol Federasyonu’dur. Avrupa Şampiyonası’na kimlerin gideceğine, neler yapacaklarına, hangi lüks otellerde konaklayacaklarını düşünüp duruyorlar.

Mikroplar şaşkın

Monday
Apr 21,2008

Ercan Güven
Normal koşullarda, içinde bulunduğumuz son üç hafta, asla ama asla “vukuatsız” atlatabileceğimiz bir süreç değildi.
Ama bir şansımız var neyse ki…
Şampiyonluğun üçüncü adayı; Sivasspor!..
İnanın; o olmasaydı rezillik tavan yapabilirdi.
Hatta yerinde Beşiktaş olsaydı bile fark etmezdi…
“Üç büyükler”in kimyası böyleydi çünkü:
“Sivas belki… Ama bir başka büyük asla”!
Yöneticilerin “tribün sorumlulukları” vardı… Tribünlerin kinleri.
Her dedikodu, ağırlığınca reyting demekti kimileri için.
Kaostan şöhret çıkarmaya/şaibeyi şampiyonluğa katık yapmaya koşullanan kafalar bir sezonda değişmez ki. 
Allah’tan Sivasspor da potada…
Yine de her türlü futbol kepazeliği, dalaveresi, çamuru, fiskosu muhtemeldir.  Denenecektir…
Bu mikrop, saman nezlesi semptomları gösterir. Yerleştiği bedenleri, her baharda ayaklı mikrop haline çevirir.
Artık taşıyan değil, bulaştıran haline gelir bazıları.
Yine gelecektir. 
Aksırma, tıksırma başlamıştır ama Sivasspor engeldir…
Nasıl mı?
Başarılı performansıyla ligi forse etmesi bir yana, “klasik” şike/şaibe ezberimizi bozarak.
Alışmadıkları bir ortam… Mikroplar şaşkın durumda.
Normal koşullarda… Fenerbahçe ile Galatasaray ligin kuyruğunda başa baş derbi oynayacak; son iki hafta ise kümede kalmış veya iddiasız takımlarla maç yapacak ve şampiyon belli olacak!..
Yanardık valla.
Sivasspor şampiyon olur veya olamaz… Lakin, başa baş mücadelelerde alın yazısı haline gelen “futbol üzerinden toplumsal yıkım ortamını” ötelemiş, bize arınma fırsatı getirmiştir.
Kullanan kullanır.
Kullanmayanlar mikrobun ta kendisidir.
* * *
Cumhuriyet’le yaşıttı Gazanfer ağabey.
Karamürsel’de doğmuş, 1948 Londra Olimpiyatları’nda şampiyon olmuştu.  Çok fiyakalı adamdı.
Çok hayırseverdi.
“Güzel ve faydalı bir ömür nasıl olur” sorusuna yanıt gibiydi.
Güreş yazarlığının duayeni Ali Gümüş ağabeyimizi aradım ve başsağlığı diledim.
“Efsaneleri” yaza yaza kendisi de efsane olmuş Ali Ağabey, bir cephe daha kaybetmiş kumandan kadar hüzünlendi.
Rahmetli Yaşar Doğu’nun tarihin yapraklarında kaybolmuş bir Gazanfer Bilge tarifini söyledi bana:
“Ben güreşin hamallığını, Celal Atik cambazlığını, Gazanfer Bilge pehlivanlığını yaptı”!
Londra’da üç ayrı minderde çıktıkları maçlarını, işaretleşip aynı anda tuşla kazanan üç büyük pehlivandan en “acı kuvvetli”si böyle anlatmıştı dostlarını ve kendisini.
Tuş kadar kısa, köprü kadar net.
Onlar milli kahramandı.
Ne kahraman oldukları için para aldılar, ne de kahraman olurken.
Doğu ve Atik yoksul öldü. Gazanfer Bilge ticaretten kazandığını hayır işine harcadı. 
Değişen Türkiye’nin değişen “Cumhuriyet Değerleri”yle birlikte, bu tür kahramanlar “hak ettiği gibi” nadasa bırakıldılar.
Kim bilir, hangi nesiller tarafından etraflarına örülen kozadan kurtarılıp, romanlarıyla, filmleriyle, belgeselleriyle Cumhuriyet tarihimizdeki özel yerlerine konulacaklar yeniden.
Haklarını helal edecekler mi bakalım.

Liverpool kazanır

Monday
Apr 21,2008

Ridvan Dilmen
Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçlarında, Liverpool’un saha avantajını iyi kullanarak Chelsea’yi mağlup edebileceğini düşünüyorum. Manchester United’ın ise Barcelona deplasmanında galibiyete ulaşması çok zor. Beraberlik bu müsabaka için ilk seçenek olarak düşünülmeli.
Yunanistan’da lig bitiminin ardından play-off maçları oynanıyor. AEK sahasında Panionios’u mağlup edecektir.
UEFA Kupası çeyrek final rövanş maçında büyük bir mucizeyi gerçekleştiren ve zor da olsa tur atlayan Bayern Münih bu sefer işi sıkı tutar. Alman temsilcisi sahasında Zenit’i yenerek rövanş için avantaj elde eder.

Süper Lig

Monday
Apr 21,2008

Ugur Meleke
Ne yapsanız olmuyor, her sezon aynı problemler karşımıza çıkıyor… Son 6-7 haftaya girilip orta sıralardaki takımlar hedefsizleştikten sonra ister istemez performansları düşüyor ve onların inişli-çıkışlı grafikleri düşme hattını doğrudan ve adaletsiz bir biçimde etkiliyor. İlk 24 haftada sadece 3 mağlubiyet alan Kayserispor, Avrupa kupaları umudu azalınca son 7 maçta 5 kez yenildi. Küme düşme korkusu kalmayan Denizli’nin de son 5 haftada 4 mağlubiyeti var.
Öte yandan, orta gruptaki hedefsizlerin finiş çizgisinde dağıttıkları puanlar, altlardaki sıralamayı belirliyor, 29 hafta vasat görüntü çizen bir takım, 5’te 5 yapıp ligde kalabiliyor. Örneğin, ikinci yarıda 12 hafta boyunca tek bir galibiyet alabilen Konya, son iki maçında şahlanıp Bursa’yı 2-0, Ankaragücü’nü 3-0’la geçiyor! Yine ikinci yarıda ilk 9 maçta 1 kez kazanabilen Antep’in, son bir ay içindeki 3 galibiyeti içinde Bursa ve Ankaragücü var!
Tabii mâlum, bu sezon ilk kez karşılaştığımız bir tablo değil bu… 2005-06’da ilk 29 haftada 24’er puan toplayabilen Samsun ve Malatya son 5 haftada 4’er galibiyet almışlar. Yine son bir buçuk aya kadar 30 puan barajına ulaşamayan Denizli son 4 haftada 8, Ankaraspor 7 maçta 13, Antep de 5 haftada 10 puan toplamışlar… 2006-07’de de durum farklı değil, geçen sezonun sonradan açılanları da; Ç.Rizespor (7 maç 11 puan), Manisa (8 maç 13 puan) ve Gaziantep (5 maç 8 puan)…
Bu sezon da son üç haftanın fikstürüne baktığımızda, sonuçların ne olacağını büyük ölçüde kestirebiliyorsunuz ve şimdiden kimlerin küme düşeceği, kimlerin kalacağı aşağı yukarı görülebiliyor maalesef… Hem de hiç âdil olmayan bir biçimde… 

Avrupa’da…
 Tabii ki bu problemler Avrupa’nın üst düzey liglerinde de oluyor, ama İngiltere-İspanya-İtalya gibi ülkelerde UEFA’ya-Ş.Ligi’ne gidenler 7-8 takıma kadar çıkınca, son günlere kadar hedefsiz takım sayısı artmıyor… Bazı orta sınıf ligler de çareyi, şampiyonadaki takım sayısını 10’a-12’ye indirmekte bulmuş. Biz, takım sayısını azaltmadığımıza ve de Avrupa kupaları biletlerimizi artıramadığımıza göre, (üç sezondur ara ara değindiğimiz gibi) Türkiye’ye en uygunu, Hollanda’daki play-off modeli gibi duruyor…  
Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası biletlerini doğrudan verseniz bile, en azından Intertoto Kupası’na gitmek için 4 ile 7’nci sıra arasındaki takımlar play-off oynarlarsa, bugün 12’nci Bursaspor’a kadar olan grup Avrupa kupaları umuduyla lige dört elle sarılmaya devam edeceklerdi. Alt taraftaki 5 takım da zaten kümede kalma savaşı veriyor. Yani tek bir statü değişikliği ile, son 3 haftaya girilirken koca ligde hedefsiz tek takım Kasımpaşaspor kalıyor…  

Play-out
Esasında küme düşme konusunda sıkça yaşanan adaletsizliğe bir alternatif çözüm de play-out gibi duruyor. Son sıradaki takım doğrudan TFF 1. Lig bileti alır, onun üstündeki 4 takım play-out oynar ve kaybeden iki ekip daha alt ligin yolunu tutar…
Veya Süper Lig’deki 14’üncü ile 17’nci arasındaki 4 takımı, ikinci ligde 2’nci ilâ 5’inci sırayı alan takımlarla çapraz eşleştirip kazanan 4 ekibi ligde tutma formülü de düşünülebilir…
Tüm bu formüller tartışılabilir, çeşitli avantajları ve dezavantajları var, belki bu ülkeye uygun formata sokulabilir. Ama her ne yapılırsa yapılsın, geçen sezonun son bölümünde Denizlispor-Sivasspor maçının global bahis listelerinden çıkarılmasından daha kötü olmayacaktır… Bu ülkede herkes namusuyla mücadele etse de, demek ki dışarıdan bakanlar şike olabileceği endişesine kapılıyorlar. Maalesef acı gerçek bu… 
Bülent Uygun
Avrupa’nın yükselen teknik adamlarını derleyen Champions dergisini, sevgili Ertem (Şener) getirmişti sağolsun, Türkiye’de piyasaya çıkmadan…
Daha önce Ertuğrul Sağlam’ın girdiği listeye, bu kez de Bülent Uygun’u almış Champions’çular… Şampiyonlar Ligi’nin resmi dergisi, Bülent Hoca’yı tarif ederken, futbolcuları marşlarla motive ettiğini manşete taşımış.
Siz istediğiniz kadar çalışın, idman yapın, taktik-teknik olarak kendinizi geliştirin, rakipleri analiz edin, Anadolu’dan yeni bir şampiyon çıkartma ihtimaline bu kadar yaklaşın, yine sizin başarınızı yalnızca “motivasyon” detayı içine sıkıştırsınlar…
Birilerinin bu ülkede futbol adamlarına “motivasyon” kelimesini kullanmayı yasaklaması gerekiyor artık galiba… Tabii ki motivasyonun spor müsabakalarında önemli bir değeri var, ama her şeyi bu kelimeyle izah etmeye kalkmak, bilimselliğin karşısında çok ciddi bir tezat olarak duruyor…
(Not: Esasında bu bölümün, Avrupa’nın diğer yükselen teknik adamlarından bahsedilen yazı ile birlikte dün çıkması gerekiyordu, ama yer yetersizliği nedeniyle atılmış, bugüne kalmış) 
Sağ bek Selahattin!
Fenerbahçe-Denizli maçından sonra iki konu çıktı ön plana… Birincisi, “Denizli’nin santrforu yok” geyiği… Doğrusu şu, Denizli’nin bir santrforu Selahattin sağ bekte, diğeri Engin kulübede… Hatta kadroda Christian Kotchoni de var… Ama zaten bu takımın sezon başından beri en dikkat çekici özelliği santrforsuz oynaması…  Attıkları 40 golün de yalnızca 6’sı forvet oyuncularından (4’ü Selahattin’den, 1’er tane Gökhan Güleç ve Kotchoni’den) geldi zaten… Roma gibi biraz… Denizli’nin Totti’si de Yusuf Şimşek…
***
İkinci konu da Selahattin’in sağ bek görevi… Türkiye’de futbol yazarlığının kapsamı 3 takım 75 futbolcudan ibaret olduğu için, Güvenç Kurtar’ın Selahattin’i sağ bekte kullanması, kadro yetersizliğinin ispatı için yeterliydi, çünkü zaten Denizlispor’dan iki buçuk adam biliyor kamuoyu…
Oysa Güvenç Hoca, bu denemeyi Trabzonspor maçında da yapmış, gerek gollerde, gerekse verilen sayısız pozisyonda savunma kurgusunun bozukluğu ön plana çıkmıştı. Kurtar da, 2-0 geriye düştükleri 60’ıncı dakikadan sonra M.Karakoç’u oyuna alıp geri dörtlüsünü Selahattin’siz bir biçimde yeniden şekillendirmişti.
Fenerbahçe karşısında da aynı deneme yapıldı, yine doğal olarak Selahattin başarısız oldu… Kurtar, bu kez 33’üncü dakikada bu oyuncuyu Çağlar’la değiştirerek Fatih’i sağ beke çekti ve savunmayı F.Yiğen-Hasan-Çağlar-C.Alberto şekline döndürdü…
O zaman akla ister istemez şu soru geliyor: “Daha önce denenmiş ve başarısız olunmuş bir diziliş, kenarda alternatifi de olduğu halde neden tekrar deneniyor?”… Mutlaka Güvenç Hoca’nın bizim aklımıza gelmeyen mantıklı bir açıklaması vardır, ama buradan bakınca “bile bile lades” gibi görünüyor maalesef…

Okumuş çocuklar içindir

Monday
Apr 21,2008

Nilay Yilmaz
Mustafa Altıoklar çok beğendiğim, filmlerine hayran olduğum bir yönetmen değildir. Fakat onun geçmişte sinema eleştirmenleriyle yaptığı polemiklerde söylediği bir söz filmlerinden daha çok hoşuma gitmiştir. Altıoklar, kendisine saydıran eleştirmenlere cevaben, filmler olmasa film eleştirmenlerinin olamayacağını, ama eleştirmenler olmadan da filmlerin çekilmeye devam edeceğini söylemişti.
Futbola dair bir  şeyler yazan bizlerin de bu dönemde böyle ironik ve okkalı  bir lafa ihtiyacımız olduğunu bugünlerde fazlasıyla düşünüyorum.
Ne zaman ki Simon Kuper, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” dedi, oyuna dair aklımıza bir değişim geldi. Oyunda hayatı görmeye başladık. Onu algılamaya çalıştık. Oyunda ona dair olmayan ne varsa yüklemeye çalıştık.
Siyasette umduğunu elde edememişler, yenikler, hep topçu olmayı isteyip becerememişler, yetenek özürlüler kafalarını futbola verdiler. Hep sinemacı olmak isteyip olamayan ve sinema eleştirmeni olan; ama bununla da yetinmeyip çocukluğundaki futbol aşkından hareketle futbol yazmakta da bir sakınca görmeyen yazarlarımız da oldu.
Bu futbola dair zenginleşmenin dilidir, güzeldir. Fakat, zenginlik deyince topraklarımızda üstencilik ve hakir görme anlayışı ikiz kardeş gibi yerleşiyor dile ve üsluba…
Okumuş ve futbola başka yerden bakan yazarlarımız, önceleri spor sayfalarının azınlık tarafını temsil ediyordu. Azdılar ve sesleri az çıkıyordu. Sonra haliyle çoğalmaya başladılar. Okumuş, temiz, traşlı çocuklar, güzel de yazıyorlar haklarını yememek lazım; ama çoğaldıkça o elit üslup doğasındaki saldırganlığı açığa çıkarmaya başladı.
Eski futbolcular hayatlarına yazar-yorumcu olarak devam etmeye başladıklarında dillerine, üsluplarına hakim olan temel şey “futboldan gelmeyenin bu işten anlamayacağı” efsanesidir. Bu söylem, kullanılmaktan o denli eskimiştir ki artık söylenmesinin bir kıymeti kalmamıştır. Ben de bu lafa çok kızanlardanım ve Bengay da kokladım; ama onların dediğinin aksine bir kerametini göremedim. 

‘İstemezük’ kampanyası
Fakat, son dönemdeki entelektüel üslubun şiddeti beni rahatsız ediyor. Medyada okumuş, dil bilen, araştıran; ama mahalle arasında bile top oynadığı kuşkulu yazarların, eski futbolculardan oluşan yorumcu kitlesine karşı  ağız birliği etmişcesine başlattığı  eleştiri kampanyası benim için can sıkıcı bir hal almaya başladı.
Futboldan gelen aklı  başında yorumcuların sayısı zaten az. Burada isim vermeye gerek bile görmüyorum. Takıldığım nokta şu ki, bu oyunu onların oyunu olmaktan çıkarıp, akıl, felsefe, eğlence ve hayata dair bilumum şeye dönüştürmek için kalem oynatanların onları bu arenada “istemezük” sancısıdır.
Elitler istiyor ki oyuna dair her  şeyi onlar bilsin. Oyunun aklından ziyade meziyetlerine dair de onlar yorum yapabilsin ve kimse onları geçemesin. Onun için de futbol için okulunu bırakan, kitap bile okumayan -öyle diyorlar- eski topçuların bazıları bu işe kafa yorup da ilgiyle izlendiğinde “öne çıkana saldırın” felsefesiyle saldırmaya başlıyorlar.
Elitler böyledir.
Onlar kimseye bir  şey bırakmazlar. Sıradanların, Müslüm Gürses’i vardı. Dinleyip kahrolurlardı  ve elitler Müslüm’e, dinleyenlerine burun kıvırır tepeden bakardı. Sonra bir gün arabesk müziği keşfettiler, ardından da Müslüm Gürses’in ne iyi bir sanatçı olduğunu. Onu kendi kitlesinden çekip almak için her şeyi yaptılar. Bugün Müslüm Gürses belki herkesin; ama eskiden ona tapanların değil.
Futbol da böyleydi.  Şimdi elitler onu da almak istiyorlar. Sadece tribünden aldıkları kombinelerle kapatmıyorlar oyunu, sayfalarda da aynı hükümranlığı yaratmak istiyorlar. Bu yolun başında, medyanın akıl yoksunu yazarlarından başlayarak sonuç alamayacaklarını bildikleri için, öne çıkanlarından başlıyorlar. Saygılı cümlelerinin bile içinden akan hıncı görebilirsiniz…

Lütfen başka kapıya!
Onlara göre futbolun bu eğitimsiz kuşağı, oynamalı, koşmalı ve terlemeli. Zaten bunun karşılığında kazanacağı parayı fazlasıyla kazanmakta. Bırakma zamanı geldiğinde ise köşesine çekilmeli. Çünkü orada artık enteller var. Gladyatörler gibi olmalı  futbolcular. Yoksulluğun içinden çıkıp gelmeli ve bizleri eğlendirmeli. Öldüğünde ise adını bile hatırlamamalıyız.
Merak ediyorum Roma İmparatorluğu gerçekten çöktü mü?
Entelektüel dil ve zenginlerin dili birbirinden ayrıdır. Fikirlerin ayrılığının da getirdiği bir şeydir bu. Fakat spor sayfalarımızda bu dil birbirinden ayrılmaz bir bütünü oluşturuyor.
Ben de gazetelerimizde kaliteli yazılar okumak istiyorum, aklı başında yorumlar dinlemek ve buna kafa yormak istiyorum; ama hayatla olan problemlerinin hıncını çıkarmak için kendine futbolu araç olarak seçenlerin de kafama takılmasını istemiyorum.
Ve rica ediyorum. Bizim de bir şeylerimiz olsun. Çocuklarımıza, tarihe bırakabileceğimiz şeylerimiz olsun. Her şeye el atmayın. Bunlar bizim. Biz az okumuş, kafası az basanların… Bolluk bereket içinde büyüme- mişlerin…
Futbol da bizim. Biz, biraz eğlenelim diye buldu bu oyunu bizim gibiler.
Lütfen başka kapıya. Bizim olan bize kalsın.
Ben, eski oyuncusuyla, akıllısıyla, okumuşu yazmışıyla bir spor arenası görmek istiyorum. “Biz sizden iyi biliriz” diye yeni bir oyuncak isteyen çocuk gibi ayaklarını yere vurarak ağlayan ve bu oyunun asli unsurlarını görmezden gelenlere karşı, bu oyunu ve o oyunun az okumuş ama hayatı  bilen kesimini daha çok seviyorum.
Okumuş çocukları  da severek okuyoruz işte…
İlk hedefiniz Intertoto, ileri!
Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız 
(Sinan Engin)
Ne iyi yaptın!
Adnan abi ile Başkan olduktan sonra, nihayet üç gün önce konuşabildik. Abi diyorum çünkü; bu Galatasaray’da bir gelenektir. Hele kongre üyesi ise, senden de kıdemliyse; ona abi diye hitap etmek her makamdan önemlidir. O kişi Başkan dahi olsa, bu konunun altını çizmek istedim.
 (Yalçın Dümer-Fanatik)
Seni dinlemiş Abi!
Hatırlarsanız ben Mondragon’un zamanında bile, “Şu Aykut’u zaman zaman oynatın” diye Gerets’i çok uyardım. O da oynattı. 
(Turgay Şeren-Akşam)
Okey!
Hani nerede Başbakan’ın takımları… Kasımpaşa küme düştü… Rize gitti, gidiyor… Beyler biraz insaflı atalım, bu hayali senaryoları biraz insaflı yazalım…  
(Şansal Büyüka-Akşam)
Yerseniz!
Yabancı futbolcular Beşiktaş’ta çok mutlu, hatta kovsak bile gitmiyorlar.  
(Sinan Engin)
Getiriniz efenim!
Bir hafta sonraya taşıdığı üç puan mı, bir puan mı daha iyi olurdu Galatasaray adına? Bunu bizim alışkın olmadığımız bir soru olarak gündeme getiriyorum. 
(Mustafa Denizli-Milliyet)
Gıcık kapıyormuş!
Melih Şendil: Ümit Hocam, Deivid sol kanatta oynamayı sevmiyor mu?
Ümit Kayıhan: Sevmiyor. 
(Ankaraspor-FB maçı, Lig TV)
Kızma çocuğa!
Göktuğ Sevinçli: Kezman da üzgündür şimdi Selim Abi!
Selim Soydan: Banane üzgünse ya! 
(Ve Gool, TV8)
Sus o zaman!
Beşiktaş 4-4-2 oynadıysa bugün, hakikaten ben bu futbolu fazla bilmiyorum demektir. 
(Göktuğ Sevinçli - Ve Gool, TV8)
Tabir-i caizse…
Beşiktaş için, matematiksel olarak her şey bitmiş değil ama; şampiyonluk ihtimali, önümüzdeki yaz Mars gezegeninde tatil yapmayı ummak kadar hayal ötesi…   
(Ali Sami Alkış-Star)