Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Rotasyon motasyon diyerek, Zico’nun “suçlu benim”, “ben hata yaptım”, “her gün bir şey daha öğreneceğim” demeçleri birbirini takip ederek bu maça kadar geldi Fenerbahçe. Ama unutulan birşey vardı. Ali Sami Yen’e puan puana çıkmak o kadar da kolay değildi.
Ligin bitimine 5-6 hafta kala Galatasaray yönetimi doğru bir seçim yapmış, Teknik Direktör Feldkamp’ı göndererek doğru oynamaya başlamıştı. Bir hafta önce de Belediye önünde tek forvet, arkasında Lincoln ile oynamış, Lincoln sakatlanınca teknik heyet sistemde fazla oynama yapmadan çift forvetle sahaya çıkmıştı. Tipik 4-4-2 düzeni. Yani Sevilla gibi. Ama Sevilla karşısındaki o arzulu Fenerbahçe sahada yoktu. Galatasaray arzu ve iştah olarak üst seviyeye çıkarken, rakibine göre daha iyi oynadı, maçı fazlasıyla hak etti.
Hak ettiler
Her iki yarı da oyunun son 10 dakikası hariç Galatasaray ağırlıklı oynandı. Son 10 dakika Fenerbahçe baskı kurmak istedi ancak Galatasaraylı oyuncular rakiplerinin yüzünü kaleye döndürmedi.
Fenerbahçe takımında bireysel anlamda iyi oynayan bir kişi bile yoktu. Herkes vasatın altındaydı. Çok iyi işlere imza atan teknik heyet son on dakika ciddi bir hata yaptı ve anlamsız şekilde Song’u oyuna aldı. Bu durum Fenerbahçe’nin işine geldi. Ama gol pozisyonu üretemedi.
Galatasaray taktiksel anlamda kusursuzdu. Dört çizgi orta saha oyuncusu rakibin kanatlarını çok iyi durdurdu. Burada bütün iş Maldonado’ya düşüyordu. Ancak o her zaman olduğu gibi Lugano ile Edu’nun arasında dolaştı. Galatasaray ev sahibi olmanın da avantajıyla Fenerbahçe’nin en iyi yaptığı hazırlık paslarını tatlı faullerle kesti ve organizasyona izin vermedi.
İki hafta daha olmasına rağmen Galatasaray bu sonuçla yüzde 90 şampiyonluğa ulaştı diyebiliriz.

Bu maçın değil, bu yılın sorusudur; Şampiyonlar Ligi’nde, ‘çağdaş ve cesur’ futbol oynayan Fenerbahçe neden Galatasaray karşısında, ‘ çağdışı ve korkak’ futbol oynar? Bu sorunun üç cevabı vardır;
A-Galatasaray; oynayabileceği en iyi futbolu oynarken, ‘takım ruhu’ na sarıldı.
B-Fenerbahçe; oynadığı ‘hücum futbolu’ na ihanet ederek, yenilmemek için savunma futboluna sarıldı.
C-İşte derbi budur! Kimin iyi takım olduğu önemli değildir. Önemli olan, o gün o maçı istemektir.
Elbette üç cevabın en doğrusu C şıkkıdır. Ama bu şıkkın içindeki soru da şudur: Şampiyonlar Ligi’nde dev takımlara ders veren Fenerbahçe’ye Ali Sami Yen’de ne oldu? Bu sorunun cevaplarını verelim:
1-Kaleci Volkan “Sakatım” diyor. Kasık sakatlığı çok önemli, sıçrayamazsın. Öyle de oldu, golü yedi. (Bu pozisyonda Edu’nun hatası büyük!)
2-Fenerbahçe orta alanında top tekniği yüksek oyuncuların hepsi yüksek top kaybıyla oynadılar. (İnanılacak gibi değil ama Alex bile üç pası bir arada yapamadı.)
3-Fenerbahçe’nin bir tane bile organize atağı yoktu.
BİRAZ ŞANSLA FARK OLURDU
Elbette Galatasaray’dan saygı ile söz edeceğiz. Bakın ne yaptılar:
1-Takım ruhuna sarıldılar. Disiplinli oynadılar. (Bravo Cevat Güler hoca. Zico‘ya futbol dersi verdin!)
2-Fenerbahçe’nin en etkili silahları olan iki çizgi oyuncusunun koşu yollarını mükemmel kapattılar. (Cephaneci olmayınca golcüler suskun kaldı.)
3-Galatasaray gol pozisyonlarında organizeydi. Biraz şanslı ve becerikli olsalardı fark olurdu. (Kaleci Demirel‘in hatası maçın skorunu belirledi demek doğru değil!)
Özetin özeti: Hakem Fırat Aydınus faul ve sarı kart yorumlarında Fenerbahçe’ye hoşgörülü baktı. Dikkat!
MESAJ: Galatasaray’ın, ‘kurşun askerleri’ nin, Şampiyonlar Ligi’nin kahramanları olan 8 yabancılı Fenerbahçe’yi yenip şampiyonluk kapısını aralamasını çok tartışacağız. Bu, Türk futbolunun aynasıdır.
(İşte bu nedenle; atv’de Santra’da ve NTV’de “Futbolun adaleti olsa bu maçı Fener kazanır ve şampiyon olur. Ama bu maçı da şampiyonluğu da Galatasaray kazanacaktır” dedim.)

Derbiye dört dörtlük hazırlanan taraf Galatasaraydı… Eski başkanlar, eski hocalar, eski yıldızlarla bir tek mesaj vardı ortada; “bugün bayram”…
Hani “derbiler pamuk ipliğine bağlıdır, minicik motivasyon farklarıyla kazanılır” derler ya, motivasyon değil “mecburiyet” koymuştu ortaya Galatasaray…
“Kazanılacak o kadar”… Çünkü bugün bayram…
Elbette ortamı istediğin kadar allayıp pulla, skoru sahadakiler yazacaktı.
Tek yabancısı Nonda olan Galatasaray, yedi yabancılı şampiyonlar ligi çeyrek finalistine adım attırmadı ilk yarıda.
Evet… Her kim ki, Fenerbahçe kötü oynadı diyorsa, inanmayın… Oynatmayan Galatasaray’dı.
“Oynatmayarak oynamak”… Futbolun en kısa tarifi bu olmalıydı ve en azından bir devre uyguladı ev sahibi. Galibiyet de o sırada.
Sadece kendi yarı alanında mükemmele yakın alan savunması yapmıyordu Galatasaray. Top rakipteyken bu savunmayı orta sahaya, hatta rakip sahaya taşıyordu. Resmen çıkamıyordu konuk takım. Çıksa hatalı pasla topu kaybediyordu.
Hamle üstünlüğü
Orta saha kalabalığı Galatasaray’a yaramıştı, mimarları her topa basan Ayhan, Sabri ve Arda’ydı. O kadar ki, Fenerbahçeli bir futbolcu topla 10 metre ilerleyemiyordu.
Bu Galatasaray üstünlüğü 60’lı dakikalarda Fenerbahçe Semih’le forvetleri çiftleyinceye kadar sürdü. Üstüne, Hakan Şükür’ün VIP kontenjanından oyuna girmesi ve takımın uç noktadaki eli ayağı Nonda’nın çıkarılması, Galatasaray lehine bozulmuş dengeyi biraz olsun düzeltti.
İlk 45 dakikada top ve Fenerbahçeli sadece iki kez buluşabildi Galatasaray ceza alanında. Son 20 dakikada ise haddinden fazla… Lakin bu sefer Galatasaray savunmasının hamle üstünlüğü bozuyordu Fenerbahçe planlarını. Servet ve Hakan baltalıyordu resmen.
Asla yanıtı verilemeyecek sorulardan bir tanesi de Maldonado yerine Selçuk olsa, tatlı sert tavrı ile özellikle ilk yarıdaki Galatasaray fırtınasını biraz olsun azaltabilir miydi acaba?
Başka sorular da kaldı Ali Sami Yen’de… Maçın beşte dördünde topla kendi alanında buluşabilen Alex’i ileriye taşıyabilecek planı yok muydu Zico’nun? Ön liberonun alanını kullanan Alex’ten yararlanmak mümkün müydü?
Kaleci Volkan sakatsa neden devam ediyordu?
“Hocası yok” denilen Galatasaray’a zekice oyunu kim dikte etmişti?.. Falan…
Gole gelince… Doğrusu Galatasaray’ın çabaları ve emekleri ile örtüşmeyen bir kolaylıktaydı. Bence gol yiyeceğini ilk sezen Fenerbahçeli Volkan’dı… Kasık ağrısı bilinçaltının yarattığı bahane miydi yoksa?
Sorular bir yana Bayram Galatasaray’ındı.
Büyük işti bu galibiyet.
Bu şartlarda büyük iş.

Dünyanın en büyük derbisi oynanıyor İstanbul’da… Bitime sadece 3 hafta var ve 2’nci G.Saray, lider F.Bahçe’yi ağırlıyor. Maç gündüz 12:45’te, çünkü federasyon, tüm yılın fikstür planlamasını çok önceden yapmış ve olağanüstü bir durum olmaması halinde değişikliğe gitmiyor (Eyvah, maçın gündüz oynanması, yayıncı kuruluşun reytingini veya reklam payını düşürecek)…
Üstelik lider F.Bahçe, çarşamba günü Ş.Ligi yarı final maçı oynamış, sadece 61 saat sonra bu derbiye çıkmak zorunda kalmış, hatta önümüzdeki salı da Devler Ligi’nde finale kalma mücadelesi verecek. G.Saray, rakibinden 1 gün fazla dinlenmiş, bu müsabakadan sonra da 24 saat ekstra zamanı var. (Federasyon, maçı pazara almadığı için G.Saray’ı kayırmakla suçlanacak)
Kadrolar elimize ulaştı. Zico, sezonun bu en önemli maçında Alex’i kulübede oturtuyor ve onun yerine Deivid’i oynatıyor (Bu Zico da hoca mı şimdi?).
Maçın öyküsü
Dakika 10… Esas şimdi büyük bir problem var. Nonda’nın darbesiyle Lugano’nun yüzü kanlar içinde kaldı, Uruguaylı ayakta durmakta güçlük çekiyor ve hastanenin yolunu tutuyor. Zico, kenarda Önder olduğu halde oyuna Selçuk’u sokup sistem değiştiriyor! (Evet, gerçekten hoca değil galiba)…
Dakika 44… Deivid’in arkadan yaptığı sert darbeyle H.Balta yerde kaldı… Tribünler ayaklandı, hakem Aydınus, kart göstermek üzere koşarak gitti olay yerine… Ama H.Balta, hakeme eliyle “Hayır, kart gösterme” diye işaret etti, yerde acı içinde yatarken Deivid’in özrünü kabul etti ve Aydınus bu pozisyonu uyarıyla geçiştirdi. (Ey hakem, oyuncunun uyarısına göre mi karar verilir? Hakemin başı dertte… Hatta H.Balta’nın da…)
Dakika 45… Deivid’in karttan kurtulduğu pozisyonun devamında G.Saray’ın golü geldi! Durum 1-0… Şampiyonluk el değiştirebilir!
Kafa golünü atan Lincoln, formasının altından Mehmet’in annesinin adı yazılı olan bir tişört çıkardı. Mehmet, perşembe günü anneciğini yitirdi ve hocası oynayıp oynamama kararını ona bıraktığını söyledi. Mehmet, sezonun bu en önemli maçında oynamamayı tercih etti. (Oysa başkaları bacağı kopsa oynuyorlar!)
Galatasaraylılar, ellerini gökyüzüne kaldırarak bu golü merhuma armağan ettiler. Bu gergin maçın ilk yarısındaki tek sarı kart da formasını çıkaran Lincoln’e geldi. (Ne sorumsuzca görülmüş bir sarı kart!)
Dakika 64… (Zico nihayet medyayı dinledi ve…) Alex’i oyuna aldı… Durum 1-1, avantaj F.Bahçe’de…
Dakika 72… G.Saray frikik kazanıyor ve Nonda ile Lincoln arasında atışı kullanmak için tartışma yaşanıyor. Nonda’nın vuruşunu kaleci Volkan çeliyor, ama iki oyuncu arasındaki tartışma sürüyor. (Kimse G.Saray’dan büyük değildir, 2 oyuncu da kadro dışı kalabilir).
Dakika 84… G.Saray bu kez bir penaltı kazanıyor ve şimdi de Lincoln topu Nonda’ya bırakmıyor… Takımın esas penaltıcısı Mehmet de sahada yok! (Lincoln kaçırırsa büyük kaos olacak)
Lincoln attı. Müsabaka 2-1 sona erdi… 202 TV kanalının yayınladığı dünyanın en önemli derbisinde 3 puanı kazanan G.Saray, şampiyonluk umutlarını tazeledi. Maçta sadece 29 faul oldu, 1 ciddi sakatlık, 1 penaltıya rağmen yalnızca 7 sarı kart var. Bu müsabakanın rövanşı belki de 1 ay sonra Moskova’da, Ş.Ligi finalinde olacak.
***
Gözlerimizi kapattık ve bir an Stamford Bridge’i Ali Sami Yen, M.United’ı F.Bahçe, Chelsea’yi de G.Saray varsayıp, onların cumartesi günü oynadığı harika maçı, Türkiye’ye adapte ettik.
Şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp düşünelim, bu yazı bir Chelsea-Manchester United uyarlaması değil de gerçek olsaydı, Galatasaray-Fenerbahçe maçı 12:45’te oynansa, Zico Alex’i yedek bıraksa, H.Balta Deivid’in kart görmesini engellese ne olurdu?
Bir İngiliz A.Cole’ün bir Portekizli Nani’ye gösterilecek karta engel olması, Bir Alman Lampard’ın golünü vâkur bir şekilde Bayan Pat Lampard’a armağan etmesi, takımların bütçesiyle, ekonomisiyle, İngiltere’nin gelişmişlik seviyesiyle ilgili midir? Ahlâk, adalet duygusu veya medeniyet paraya tahvil edilebilir mi; bir ırkın/bir kıtanın uhdesinde olabilir mi?
Galiba hep beraber düşünmek gerek bu maç üzerinde..
Intertoto Kupası
Gelecek sezondan itibaren tarihe karışacak Intertoto Kupası’nda muhtemel rakiplerimiz belli oldu. Süper Lig’in 4’üncüsünün seri başı olduğu 2. turdaki rakibi, (kupa finalinde lig lideri ile 2’ncisi oynadığı için) Karadağ Ligi 4’üncüsü (şu anda R. Pljevlja) veya B.Hersek Ligi üçüncüsü (kupayı kazanmazsa Z.Mostar)… Üçüncü turdaysa rakibimiz, seri başı Portekiz Ligi’nin (kupa finalinde Porto-S.Lizbon oynadığı için) yedincisi (şu anda Maritimo)…
Üçüncü turda seri başı olmamamıza rağmen, iki senedir seri başı ülkelerden Romanya ve Portekiz’i çekmiş olmamız, büyük bir şans doğrusu..

Bir tarafta şampiyonluğun ince çizgisi üzerinde yürüyen rahat takım vardı, diğer yanda ise yürümek yerine koşmayı tercih eden isteklisi. Koca bir sezonun raconunun kesileceği 90 dakikada, oynamadan kazanacaklarını sananların, gerçek dünya ile tekrar tanışmasını izledik aslında. Şampiyonlar Ligi’ndeki tecrübenin bu maça yansımasını, beklenen Galatasaray presi karşısında pas üçgenleri ile oyunun kontrol edilmesini bekledik. Ayrıca rakibin sahasında karşılanarak sahadaki ateşin daha yanmadan söndürülmesi de gerekiyordu. Bir başka nokta Maldonado’nun Lincoln’e karşı tercih edilmesiydi. Şilili’nin hamle zamanlaması ile rakibi faulsüz karşılama ihtimali, seçilme nedeniydi. Ama Lincoln yoktu, Selçuk yine kulübedeydi.”Al gülüm ver gülüm” devam ederken Volkan’ın hatası bir anda dengeleri bozdu. Ayrıntıların ön plana çıkacağı belliydi. Açıkçası Fenerbahçe kalecisinin pişmiş aşa su katma kontenjanını uzun süre önce doldurduğunu düşünürken, yine yanlış bir zamanlama ile golü rakibine armağan etmesi ile karşılaştık. ZİCO’YU ELEŞTİRMEYECEĞİM! İkinci yarıya dikilen gözlerimiz Fenerbahçe’yi ayağa kaldıracak hamleleri ararken, yine Galatasaray, her türlü alternatifi çöpe attıracak isteğiyle, yardımlaşmasını sahaya koydu. Mağlup gibi oynamaya başladılar, Fenerbahçe’yi yumuşak karnından vurdular. Alex’e endekslenen rakibinin, o topun doğru şekillenecek karar vuruşlarına erişmesini engellediler. Bazı maçları yıldızlarınız ile kazanırsınız, bazılarını yüreğinizle… Bunların hepsini yapsanız da kaybedecekleriniz olabilir. Önemli olan yapmaya çalışmanızdır. Fenerbahçe’nin Ali Sami Yen’de yolunu kaybettiğini, doğrularına ulaşamadığını, geçmiş yanlışlarının ısrarı ile kısır fikirlerden medet umduğunu söylememiz yanlış olmaz. Zico için eleştiri getirmeyeceğim. Zaten şimdi yazacaklarımızın benzerlerini bir çok kez belirttik. Fenerbahçeliler farklı olmaya devam etmek istiyorlarsa, bu takımın belinin neden kırıldığını bir saniyelik karar yanlışlığında aramasınlar. Faturanın adresini ve maddelerini doğru seçsinler. Galatasaray ligin son iki maçına, cebine bir beraberlik opsiyonunu da koyarak giriyor. Uzun seneler sonra “kurt” olmayı başardı, kendi işini “kendi” gördü. Şampiyonun adını koyma fırsatını yakaladı.

Fenerbahçe, derbinin favorisiydi. Galatasaray’ın rakibini durdurmak ve kazanmak için tek yolu sahada savaşmaktı. Tribünler bayram yerini andıryordu. Adnan Polat eski başkanları ve hocaları da davet ederek camiada müthiş bir sinerji yarattı. Filozof Quinlan Vos şöyle der: “Tehlikeye atılmadıkça yarışı kazanmak, mücadeleyi, göze almadıkça da zaferi elde etmek mümkün değildir.”
Lincoln’ün yokluğunda Galatasaray, Fenerbahçe’ye karşı iki forvetle dikildi. İlk 45 dakikada Galatasaray’ın “Avrupalı ruhu” sahadaydı. Zihinsel olarak derbiye yeterince hazırlanmayan Fenerbahçe’nin tek ciddi pozisyonu olmadı. Çünkü Galatasaraylı oyuncular sahanın her yerinde pres yaptı, rakibe top kullanacak boş alan bırakmadı.
Kanatları Sabri-Barış ve Balta-Arda ikilisiyle akıllı kullanıyorlardı. Mehmet Topal, büyük yıldız Alex’e top aldırmıyordu. Galatasaray rakip kaleye kadar organize olarak geliyor ama final paslarında isabeti yakalayamıyordu. Nonda rakip defansın arkasına kaçarken ofsayta düşmeseydi Galatasaray golü erken bulacaktı.
Zico’nun sakat olan kaleci Volkan’ı oynatması büyük riskti; bedeli ağır oldu. Volkan’ın yumruklayamadığı topu Nonda boş kaleye gol olarak değerlendirdi. Brezilyalı hocanın Vederson dururken Uğur’u savunmanın solunda oynatması Galatasaray’ın işine geldi. Barış ve Sabri o bölgeyi fazlasıyla yıprattı.
ALKIŞLAR CEVAT HOCAYA
İkinci yarı Galatasaray skoru korumak için kalesine kapanınca topa daha çok sahip olan Fenerbahçe’ydi. Risk alıp çok adamla Galatasaray’ın üzerine giden Fenerbahçe, savunmasında derin boşluklar verdi. Ayhan ve Sabri “Golü ben atayım” saplantısına girmeseydi ve ayaklarındaki topu Arda’ya, Karan’a aktarsalardı Galatasaray farklı kazanırdı.
4′te 4 yapan Cevat hocanın bu başarısını alkışlamak gerekir. Galatasaray derbide takım disiplininden taviz vermedi. Savunmada Servet-Emre ikilisi yürekleriyle oynadı. Balta ile Topal kritik pozisyonlarda çok iyi kademeye girdi. Sonuçta “Hocası yok” denilen Galatasaray yüreğini koyarak oynadığı derbiyi hak ederek kazandı. Galatasaray için; deplasmandaki Sivas maçını oynamadan “Şampiyon oldu” demek hata olur. En büyük tehlike rehavettir.

Bugün takım sporlarında atletik becerilerin, kolektif savaşmanın, daha çok istemenin getirdiği artılar hiç tartışılmayacak gerçekler. G.Saray’ın evinde oynamanın yaratığı enerjiyi de arkasına alarak kurduğu büyük baskı, muhtemel golün de habercisiydi. Nonda’ya nasip olan bu tarihi gol, onun çalışkanlığına çok değerli bir ödül oldu.
Basketbolda boyalı bölge dediğimiz üç saniye koridorunun, yani pota altı civarını koruyamazsan kazanamazsın. Futbolda karşılığı olan ceza alanı içini Servet, Emre ve Aykut, son dakikalarda da hemen hemen hepsi öylesine bir kararttılar ki, F.Bahçe’ye gerçek bir pozisyon şansı yarattırmadılar. G.Saray tamamen kapandığı anlarda belki ciddi risk aldı. Ama dün kazananın yanında olması gereken şans ve başarılı defans derinliği onlarlaydı. Çabaları ve arzuları bir dünya derbisini zaferle kapatmanın büyük mutluluğunu, onurunu yaşattı sarı-kırmızılılara.
Sahaya spor salonundan basketbolcu gözüyle bakınca çok değerli tablolar vardı. Birbirlerine olabildiğince dostça davranan iki takım futbolcuları… G.Saray’ın yaşayan hemen tüm başkanlarını stata buluşturan zihniyet… Çekinmeden maç davetine eşiyle koşarak gelen Feldkamp… Rahmetli Değer Ağabey’in Türk sporuna kattıklarının anıldığı, böyle bir derbi öncesi için önemli olan saygılı duruş.. Galibiyeti önce Feldkamp ve eşiyle sarılarak kutlayan Adnan Sezgin…
70 MİLYON İNSAN…
Michael Jordan, bütün zamanların en büyük basketbolcusu. Birebir herkesi geçebildiği için. Lefter gibi, Rıdvan gibi. Oyunun asistlerini her gece yaratabildiği için. Alex gibi, Lincoln gibi. Her maç skoru kaydedebildiği için. Semih gibi, Hagi gibi. Kısacası onu Jordan ve eşsiz yapan, ondaki yaratabilme ve kontrol gücü. Ben, dünyaya gelmemizin en önemli realitesinin işimize, ofisimize, takımımıza, ne ile uğraşıyorsak, çevremize ve insanlığa iyi şeyler yaratabilmek için olduğuna inanıyorum.
Dün gece G.Saray kazandı. F.Bahçe, Avrupa başarılarıyla taraflı tarafsız milyonları sokağa döktü. Bu güzel tabloları yaratabilme gücüne sahip olanların bundan sonraki haftalarda da aynı değeri ve sürekliliği ortaya koymaları büyük futbol endüstrisine daha da büyük değer katacaktır. Maçın, hatta şampiyonluğun sonucunu kabullenip yarınları daha iyi yaratabilme gücü bu 70 milyon deli spor enerjili insanın da katkılarıyla Türk sporunu ve futbolunu yukarılara çıkaracak.

BEN bu sezon bu kadar bitmiş, topu kullanamayan bir F.Bahçe görmedim. Sen çok önemli bir maça çıkıyorsun. Derbi, ezeli rekabet, şampiyonluğa doğrudan etki edecek bir maç.
Topu pas yaparak ileri doğru kullanamayan bir takım vardı dün sahada. Topu kullanamadığı gibi en ufak bir preste de kaybediyorlar. Her ikili mücadelede top kaybı yaptı F.Bahçe.Fenerbahçe buraya puan farkıyla gelmeliydi. O vakit daha rahat oynardı. Peki ne oldu? Puan puana geldiler. G.Saray doğal olarak ayağına kadar gelen fırsatı tepmedi. Çok fazla gol pozisyonu üretemeseler de ikili mücadeleleri kazandı sarı kırmızılı takım. F.Bahçenin yediği gol bir facia. Kaleci Volkanın böylesine önemli bir maçta bu tür bir hata yapmamalıydı. Kezman bildiğimiz Kezman. Aurelio varla yok arası. Deivid de öyle. Alex sahada hiç yok. Uğur Boral, Kezmanla beraber devamlı topu kaybeden pozisyonda. Semih girdikten sonra F.Bahçe biraz ileriye gider gibi oldu. Ancak, Alexin sağ ayağına gelen top dışında pozisyonu yoktu F.Bahçenin.Bileğinin hakkıylaÜmit Karan devamlı hakeme itiraz etti, Barış hep faullü oynadı ama sürekli gözden kaçtı. G.Saray daha çok mücadele etti, daha çok koştu, daha fazla istedi ve kazandı.Maçtan önce korktuğum başıma geldi. F.Bahçe yavaş oynadı, presi yiyince çıkamadı. Avrupa maçlarındaki gibi ikili mücadeleye girip süratli oynamalarını beklerdim ama olmadı. Dörtte birini bile yapmadı.Galatasaray bu maçta hile mi yaptı? Hayır. Bileğinin hakkıyla kazandı. Fenerin bu durumlara düşmemesi lazımdı. Fenerin Ali Sami Yen Stadına puan farkıyla gelmesi lazımdı. Ukalalığından bu duruma düştü. Şimdi ayıkla pirincin taşını. G.Sarayı tebrik etmek lazım. Doksan dakika boyunca bir rakibe üç kişi baskı yaptı, hep koştular. Demekki bu galibiyeti ve şampiyonluğu onlar daha çok istiyormuş.

Eğer Süper Lig’deki 13 takım için başarı ölçüsü kümede kalmaksa, evet Bursaspor sanırım istediğini elde etti bu sezon… Emeği geçen herkese, sporculara, teknik kadroya ve diğerlerine tebrikler…
Lâkin zaten sadece 3 takım küme düşecekti, bugün ligde 6 ile 15’inci sıra arasında yer alan takımların büyük bir mücadele verip, Kasımpaşa, Rize ve Manisa’yı geride bırakmayı başardıklarını söylemek güç… Zira son 3 sırada yer alan 3 ekip de Kadri Özcan, Giray Bulak ve Saffet Susiç’i gönderdikleri gün intihar etmişlerdi zaten… Üstelik bir hatırlatma daha yapmak lazım, geçen sezonun sonunda düşenler Antalya’yla Erciyes’ken, sevinenler Rize ile Manisa’ydı… Bugünün sevinenlerinden biri olan Bursa da, oynadığı (pardon oynamadığı, hatta oynamaya pek de niyeti olmadığı) bu futbola bakıp öz eleştiri yapmalıdır yeni sezon öncesinde…
Ali Aydın imitasyonu
Bursa’nın savunma dörtlüsünün üç buçuğu (kısmen Ömer Aysan hariç) Egemen, Ö.Erdoğan ve İ.Güldüren’in oyun kurma konusunda hiçbir katkıları olmadığı gibi, hiçbir çabaları da yok. Üstelik bütün meziyeti adam döver gibi kart göstermek olan kötü bir Ali Aydın imitasyonunun, sahada gezerek bu üçlünün futbol dışı hamlelerine göz yummasıyla rakipleri de oyun oynama şansı bulamıyorlar.
Samet Aybaba, iki son durak oyuncusu, sadece duran toplarda ortaya çıkan Romaschenko ile, yüzüne baktığınızda kendisi mi yoksa çocukları mı 30 yaşındadır tereddütü yaşadığınız Tum’la gol arıyormuş gibi yapıyor. Ligin en iyi 30 yerli oyuncusundan ikisini, Sinan Kaloğlu ve Volkan Şen’i kullanmak için skorun 2-0, dakikanın da 65 olmasını bekliyor.
Intertoto Kupası biletine yakın gözüken Beşiktaş’ın bu sezon 2 farklı yenebildiği sadece 4 takım var ve Bursaspor, siyah-beyazlılardan İnönü’nün dışında iki (ve daha fazla) fark yiyebilen ilk ekip oluyor. İki Tigana kazanımı, Serdar ve Bobo oyuna girene dek, akılda şöyle bir soru oluşturan bir oyun var: “Holosko’nun oynadığı futbolsa diğerlerinin oynadığı ne, veya bunlar futbol oynuyorsa Holosko ne yapıyor?”
Bursalılar, şiddet imasını gözümüzün içine sokarak, üstelik (sporcuların elindeki pankarttan anlaşıldığı üzere) buna takım elbiselilerden destek de alarak yapay bir kavga ortamı oluşturmaya çalışıyorlar, ama futbol takımlarının 180 dakikada ezeli rakibine(!) karşı bir buçuk pozisyonu yok! Sahada 3 turuncu pabuçlu, Volkan Şen, İsmail Özgür ve Veli de olmasa, her şey kara, gerçekten her şey kapkara…

Mondragon, Tomas ve Song daha bir yıl önce Galatasaray’ın oyununun temeli olarak görülüyordu. Sarı-kırmızılıların Gerets’le hücuma yönelmiş, ama takım savunması açısından kırılganlaşmış tarzının sigortası onlardı. Bu yıl Kalli’yle iyice hücumperver olan takımda 1 yıl geçmeden başka bir üçlü işbaşında. Emre, Servet ve Aykut’la geçen yılın mart ve nisanından çok daha az yenilen bir dönem yaşanıyor. Bunda kuşkusuz bu üçlüyü tamamlamakla kalmayıp, hücum yönüne destek veren büyük aşama kaydeden Mehmet Topal’ın da payı büyük.
Krizi yönetebilecek beyin var mı!
Yeni teknik oluşum bu en azından lig ölçüsünde başarılı ekibi güçlendirecek bir hamle daha yaptı. İBB maçıyla birlikte santrfor sayısını azaltıp, hücumcu orta saha ya da forvet oyuncularını iki yönlü defansif katkısı yüksek oyuncularla harmanlayan bir oyun seçildi. Ligin iyi pas oyunu oynayan takımlarından Belediye’ye pozisyon vermeden maçı kopardılar.
Buna benzer bir oyunu, kupa serisinde Fenerbahçe’ye karşı da oynamışlardı. Özellikle Kadıköy’deki maçta, evinde Şampiyonlar Ligi standardından dahi çok iyi oynayan sarı-lacivertlileri sıkıntıya soktular.
Fenerbahçe’nin etkili kanatlarını 2’li 3’lü kademelerle karşılıyor, Fenerbahçe göbeğe dönünce ters kanattakilerin ve savunmanın yaklaşmasıyla Fenerbahçe’yi kapana kıstırıyorlardı. Bu dar alan oyunundan çıkışın yolu ani ters toplar ve hızlı top çevirmeyle boş alana topu geçirmekti, ama Fenerbahçe’nin oyun tarzında bu pek yok. Böyle olunca alışılmışın çok uzağında, zor pozisyona giren bir ekibe döndü Fenerbahçe. Galatasaray, İBB maçında bunun provasını gayet iyi yaptı.
Bu oyunu bir kez daha sahaya koymak peşinde olacaklar. İleride 3 oyuncu için Arda, Lincoln ve Ümit Karan muhtemel isimler. Arda ve Ümit 2 kanatta rakibi zorlarken Lincoln serbest kalacak. Arkadan da 3 sert oyuncuyla Fenerbahçe’nin artistik ayaklarını dar alana sıkıştıracaklar. Kupa serisinde olan buydu.
Pazar günü de Galatasaray bunun peşinde olacak. Bu oyunla ve ev sahibi olması dolayısıyla Galatasaray’ı avantajlı görüyorum. Ancak onlar için sıkıntı Fenerbahçe’nin öne geçmesiyle ya da Zico’nun sürpriz bir hamlesiyle doğabilir. Çünkü maç içinde krizi yönetebilecek bir beyin var mıdır? Ya da bu kimdir gibi sorular var Galatasaray’da. Kriz anında olaya el koyacak ve hamleyi yapacak, hamleye cevap verecek olan kim? Tek, ama büyük dezavantaj da bu!