Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Yazarlar’ Category

 Generaller ve…

Sunday
May 11,2008

Gökmen Özdemir
Şampiyon olmak için özellikle de Türkiye’de anormal paralar harcayıp, anormal futbolcularla sahaya çıkmanıza gerek yok. Stadınızın çok büyük ve lüks olması da gerekmeyebilir. Gereken tek şey, sahada Türkiye şartlarına göre sert mücadele edecek, tekmeye kafa sokacak, giydiği formanın hakkını verecek futbolculara sahip olmak, şampiyonluk havasını tenefüs etmek, onu yaşamak. G.Saraylı futbolcuların bütün sezon yaptıkları buydu. 9 eksikle antrenman yaptıklarında bile, sakatlıklardan sürekli yeni kahramanlar çıkartarak kurtulan, sürekli kendini motive eden bir model oluşturdular. Günümüz şartları için bu modelin çok işlevsel gözüktüğünü söylemek zor. Ama G.Saray’da işe yarıyor.Formanın hamurunda mıdır, Florya’nın suyundan mıdır, takımın abilerinden midir, bilinmez. Sırrını çözmek zor. Tahmin ediyorum futbolcular da kazandıkları 17. zaferi anlatırken, çok doğru cümleler kuramazlar. Servet’in kahramanlaştığı, Lincoln’ün sezonun 4′de 3′ünü yedek kulübesinde geçirdiği bir maratonu zaten kolay kolay da açıklayamazsınız.GÜLE GÜLE KRAL!G.SARAY için mutlu son, Nonda’nın topu boş F.Bahçe kalesine dürttüğü an başlamıştı. Sivas ve Oftaş maçları teferruattı. Koca sezon zorluklarla boğuşup, şampiyonluğu aslanın midesinden söküp alanlar, kolay kolay başka kimseye mutlu olma şansı tanımazlardı. Hele 2006′da şampiyonluğu nasıl kazandıklarını bile bile.G.Saraylı futbolcuların hiçbirini diğerinden ayırmamak lazım. Hepsi sezonun belli bölümlerinde takıma büyük katkı sağladılar. Belki finişi omuzlarında daha fazla apolet olan generaller yaptı ama Florya’daki antrenman formalarını ıslatan herkes, rahatlıkla “Bu şampiyonlukta benim de payım var” diyebilir. Tebrikler G.Saray, tebrikler G.Saraylı futbolcular. Bu saatten sonra G.Saraylılar’ın umudu 17. zaferi kulübe katkı sağlayabilecek bir enerjiye çevirmek. Çünkü G.Saray’ın geleceği için adımlarını sağlam atması, her şampiyonluktan daha önemli. Son mesajımız da Kral Hakan Şükür’e. Muhtemelen dün akşam G.Saray formasıyla son defa sahaya çıktı, son kez gol attı, son kez kupa kaldırdı. Kendisine G.Saray ve Milli Takım’a verdiği büyük hizmetler için teşekkür ediyorum.

Eski bir yazıyla

Saturday
May 10,2008

Mustafa Denizli
Yazıma bir başka yazının bitişiyle başlamak istiyorum. Gençlerbirliği maçından sonra, “Galatasaray dün büyük takım olduğunu belki unuttu, ama takım olma yolunda iyi bir ruh hali kazandı. Galatasaray bundan sonra maç kaybeder mi? Bana göre zor. Çünkü üzerine basarak söylüyorum, sarı-kırmızılı takım sadece üç puan kazandığı bir maç oynamadı. Belki bu 90 dakika ona şampiyonluğu kazandıracak. Tabii gole kadarki görüntüsü değil, golden sonraki takım olma görüntüsüdür bunu bana söyleten…” diye yazmıştım.
Aslında şampiyonluğun noktası konuldu dünkü maçta. Fenerbahçe derbisinden sonra bütün Türkiye, Galatasaray’ın şampiyonluğu kaybetmeyeceğini hissetmişti… Oftaş maçına bakarak bir yorum getirmek son derece zor. Böyle günlerde taraftarın beklediği gibi galibiyetle gelecek şampiyonluk daha da keyiflidir. Zaten bu da gerçekleşti.
Şimdi bir Galatasaray fotoğrafı çekersek; tam altı maçını ceza yüzünden seyircisiz oynayacaksın, tribündeki taraftarın da sayısal olarak üç büyükler içinde geride kalacak. Büyük umutlarla alınan futbolcuların aylarca ortalarda görünmeyecek. Başarılı oyuncular birkaç kişi dışında hiç değişmeyecek ve bu tabloda şampiyonluk gelecek.
Enteresan bir tablosu var Galatasaray’ın. Ligden düşen ilk takıma yenildi, hem de sahasında. Sene başındaki aktif, üretken futbolunu kaybetmişti. Birçok insan, şampiyonluktan ümidini yitirti. Ancak Galatasaray kritik galibiyetlerle potaya girdi, tekrar liderliği yakaladı ve Fenerbahçe’yi de yenerek zirvedeki yerini perçinledi.
Şöyle son 5-6 haftaya bakacak olursanız, Ankara’da altın değerindeki Lincoln golü, içeride yine son dakikada gelen Servet’in çok kritik sayısı. Hocası da son 6 hafta takımdan ayrılmış, ama Galatasaray ligin şampiyonu oluyor.
Şampiyon sahaya çıkıyor, kadrosunda yabancı oyuncu yok. Takım mı olağanüstü, yoksa olağanüstü kötü bir yabancı politikası mı bu duruma yol açıyor? Tabii bunlar arada kaynıyor. Şampiyonlukta başkan, yönetim, teknik heyet hepsi pay sahibi. Hepsi övgüye, alkışa değer. Ama bu Galatasaray’ın çok takviyeye ihtiyacı var. Galatasaray’ın tekrar eski Galatasaray gibi görünmesi için gerçekten ince eleyip, sık dokumaya ihtiyacı var. Lig şampiyonunun kendini yeniden elden geçirmeye ihtiyacı var. Hele hele geçen yıl yaşanan UEFA faciası, geleceğin en iyi yol haritasını hazırlamak adına önemli bir fırsat.
Galatasaray hedefine ulaştı, ama yükü çeken, 7-8 kişiden bahsedemiyoruz. Çünkü onların sayısı bu kadar fazla değil. Sezonun özetini yaptığımız zaman Servet, Mehmet Topal ön plana çıkıyor. Onlara Arda yaklaşıyor. Ondan sonrakiler sanki eşit…
Bu üçlünün dışındakiler görevlerini yapmadılar mı? Hepsi yaptı. Ben her hafta, ‘Galatasaray yüreğini ortaya koyuyor, çok çalışıyor, mücadele ediyor’ diye yazdım. Ama önemli olan sadece bu değil. Takımda kalitesini, büyüklüğünü ortaya koyamayan çok daha fazla isim var. Böyle olsaydı ne olurdu? Belki takım çok daha önceden şampiyonluğunu ilan edebilirdi.
Fakat neticede kazanılmış bir şampiyonluk, ortaya konulmuş yürekler ve akıtılmış terler var. Burada artık çok fazla detaya girmenin bir manası yok. Onlar bütün zorluklara rağmen her puanı alınlarının teriyle kazanmayı bildiler.
Belki de Galatasaray’ın şampiyon olmasında en önemli etken 100 yıldan fazla Türk futboluna damgasını vuran ismiydi. Bütün bu yazdıklarım da bu ismin önümüzdeki yıllarda kendine yakışır bir şekilde ülkeyi temsil etmesi içindir. Emeği geçen herkesi, tribünlerde takımını yalnız bırakmayanları yürekten kutlamak en iyisidir.

Aldırma Kartal, aldırma!

Saturday
May 10,2008

Kazim Kanat

En büyük jüri dediğim; Beşiktaş taraftarı şu mesajını verdi; A-Başkan Demirören istifa etsin!. B-Menajer Engin gitsin! C-MHK istifa etsin! D-İnönü Stadı’na dokunulmasın! E-Sevgimiz futbolculara değil, formaya.(Toraman hariç)
Gelinen bu noktanın yorumu şudur; Demek ki; tek kişilik muhalefet değilmişim. Yani asla yalnız değilmişim. İnönü’de on binler bu satırların yazarının yazdıkları ve söyledikleri gibi haykırdılar. Dediler ki; Kupaları alsan da almasan da. Şampiyon olsan da olmasan da seni seviyoruz. Böyle kalpten haykıran taraftar şunu istedi;
- Herşeyden önce; Beşiktaşlı duruşu!
Futbolu konuşalım. Rüzgar gibi 10 dakika da atılan 4 gol elbette futbolcuya hesap sordurur. Taraftar şöyle der;
1-Seyircisi olmayan Belediye ve Oftaş maçlarını kazanmak için hiçbir şey yapmadın.
2-Liderken ve tüm şanslar senden yanayken. “Altın tepsi içinde” şampiyonluğu Galatasaray’a hediye ettin.
Şunu da yazalım;
Manisa düşmüş bir takım. Buna rağmen futbolcular onurları için direndiler. Beşiktaşlı oyuncular ise bu kez kendileri için oynadılar. Ama iki takım için de çok geç!..

BEŞİKTAŞ’I SEVİYORSAN GİT!
Beşiktaş’ın bu son maçında biriki güzellikten bahsedelim:
1-İbrahim Kaş’ı beğenmeyenler. Bu çocuğa sahip olun.
2-Bobo’yu göndermek isteyenler, Beşiktaş’ın gollerini savunma attı.
3-Delgado ve Holosko’ya sahip çıkılsın. Bu iki oyuncu gerçek star.
4-Taraftar Ertuğrul Sağlam’a destek verdi. Ama o destek de sınırlı.
Maçın özel notu da şu; Hakem Türkalp’e bravo!. (Beşiktaş’ın maçlarını böyle hakemler yönetseydi şimdi şampiyondu)
MESAJ : Eğer Başkan Yıldırım Demirören, büyük taraftarın bu seslerine kulaklarını tıkarsa Beşiktaş’a ihanet eder. Başkan Yıldırım Demirören’e şunu diyorum; Sen bu seslerin sayesinde, taraftarın rüzgarı ile o koltuğa oturdun. Şimdi o taraftar seni istemiyor. Beşiktaş’ı seviyorsan lütfen git!.

Cevat Güler

Saturday
May 10,2008

Ugur Meleke
Şampiyon Galatasaray, Avrupalı Fenerbahçe ve yeni Avrupalı Sivasspor’dan sonra ligin en çok övgüyü hak eden takımı Oftaşspor’un kanadı kırık… Maç öncesinde rakipleri kazanmış, ligi bitireceği pozisyon 10 veya 11’incilik olarak netleşmiş. Bence Milli Takım’da Servet’in yanına Emre’den çok daha fazla yakışacak Giray’la birlikte İlhan ve İbrahim de kadroda yok. Dünkü savunma ikilisinden Orhan’ın esas pozisyonu orası değil, Cevher’in de bütün futbol kariyerinde Süper Lig görmüşlüğü 9 dakikadan ibaret… Ve onlardan daha kötüsü, sol bekte Petkovic oynuyor…
Çeşitli ülkelerde ve liglerde amatör/profesyonel birçok maç izledim, sanıyorum Petkovic’ten daha kötü bir futbolcu çok az gördüm. Ya Sırbistan Ümit Milli Takımı’nda oynayan bu futbolcunun ikiziydi veya Sırplar bu çocuğu pazarlamak amaçlı koydular U21 kadrosuna… Petkovic’i daha önce izlemiş herkes, Galatasaray’ın sağdan yapacağı ilk atakta gol tehlikesi üreteceğini ve Osman Özdemir’in bu sezon defalarca yaptığı gibi yine onun yerini Murat Kalkan’la değiştireceğini tahmin ediyordu…
 
Euro 2008 etkisi
Tabii ki Oftaşspor oyunun gereklerini kusursuz yerine getirse de G.Saray muhtemelen buradan ihtiyacı olan sonucu alacaktı. Kulakları Euro 2008 listesinde olan iki Hakan’ın ekstra golleri de şampiyonluk gününe yakıştı.
Bu arada G.Saray yöneticilerinin “İlk 11’i yaptıklarını belirtme hevesi”, bu takımın Kalli ve Güler’in ekibi olduğu gerçeğini değiştirmez, zira teknik direktörlük bir meslektir ve sahaya çıkacak on bir kişiyi seçmekten ibaret değildir. 28 hafta boyunca Kalli, son 6 haftada da Cevat Güler önderliğindeki ex-Kalli ekibi, kenardaki hocanın kim olduğuna bakmaksızın 34 hafta boyunca aynı üst düzey mücadeleyi gösteren 25 onurlu futbolcusuyla birlikte şampiyonluğu hak ederek kazanmışlardır.
Bu şampiyonlukta ve 5 golle kapanan UEFA Kupası macerasında G.Saray yönetiminin bir payı vardır evet, o da parasızlık şayiası içinde dün yalnızca 4 tanesi on birde çıkan 12 transfer yapmaları ve Kalli’yle teknik ekibini sezon başında göreve getirmiş olmalarından ibarettir. Gerisi lâf-ü güzaftır.

Etkisiz eleman

Saturday
May 10,2008

Gürcan Bilgiç

F.Bahçe bu sezon Trabzon’dakinden çok daha ümitsiz maçlar oynadı. Sevilla ile eşleştiğinde de kimse turu geçeceğini ümit etmiyor, hele Chelsea önünde bir beraberlik bile yeterli görünüyordu. Bu engelleri, tüm dünyayı şaşırtarak, korkutarak geçmeyi bildiler. Ama bu maçların hiç birinde dünkü gibi pes etmiş, vazgeçmiş oynamadılar. Şampiyonluk avantajını rakibiniz ele geçirse de, sahadakilerin taraftarına ve formasına sorumluluğu; kazanmak için her şeyi yapmayı gerektiriyordu. Ama ne o duyguyu taşıdıklarına dair bir izlenim veriyorlar, ne de fedakarca mücadele ediyorlardı. Zico değişmeyen kadrosu ve zihniyeti ile oynadı maçı. Sahadaki etkisizlik, yine onun için ‘etkisiz’ elemandı. Yattara’nın golüne kadar, bunun benzeri dört pozisyon yakaladı Trabzon. Şans yaver gitti, Serdar kurtarışları seriye bağladı. KİM NELER ÖĞRENECEK? Bir sezon seyrettiği gibi, yine Alex’in ayaklarına dikti gözlerini. Sezonun yıldızı, yine kelepçedeydi. Bir türlü parlatamıyordu yeteneklerini. Buna rağmen Semih ile işbirliği, birkaç pozisyon getirse de, bu kez de Trabzon kalecisi Onur’un refleksleri devreye girdi.İlk yarıda şampiyon olması için kazanması gereken takım Trabzon’muş gibi bir izlenim vardı. İkinci yarıda Zico’dan klasiğini bekledik ama yapmadı. Yasin “Sakatlandım” diyene kadar değişikliğe gitmedi. Semih’in yanına İlhan’ı iliştirmek için farkın üçe çıkması ya da dakikaların 60′ı geçmesi gerekiyordu. Nitekim, çift forvet kararını kronometre verdirtti.Sakat olmasına rağmen Uğur’un sürüklemeye çalıştığı Fenerbahçe’nin karşısına, Trabzon Yattara ile çıktı. Gineli şovunu yaptı, maçın ‘keyif elemanı’ oldu. Şampiyonluğun neden kaçtığının özetidir bu maç. Alex’e kurgulanan oyun düzeninde, sürprizi zayıf takımlar karşısında yaratıyorsunuz. Ama mücadele etmediğinizde, ‘yarım yıldızı’ olan takım hesabı kesiyor. Bakalım bu maçtan kim nasıl ders çıkaracak, geriye yaşayıp öğrenecek bir şey kalacak mı?

Polat’ın başarısı

Saturday
May 10,2008

Levent Tüzemen

Tarih: 10 Mayıs 2008… Saat: 20.45… Özhan Canaydın tarafından eleştirilen başkan Adnan Polat’ın yeniden inşa ettiği Galatasaray takımı onca olumsuzluklar içinde 17′nci şampiyonluğunu kazandı.
Bu şampiyonluk, Polat’ın başkan olduktan sonra camiada yarattığı sinerjinin ürünüdür.
Bu şampiyonluk, futbolcuların “Birimiz hepimiz, hepimiz Galatasaray için” felsefesinin ve birlikteliğinin sevgiyle, saygıyla yoğrulup hedefe kol kola, omuz omuza yürümenin zaferidir.
Bu çok değerli ve anlamlı şampiyonluk taraftarıyla, yöneticisiyle, futbolcusuyla Cevat Hoca ve ekibiyle Galatasaray ailesine hayırlı olsun.

GOLE KADAR HERKES STRESLİYDİ
Galatasaray’a şampiyonluk için bir puan yetiyordu ama yine da kafalarda “Kaza olur mu?” sorusu vardı. Cevat Hoca’nın sahaya sürdüğü kadro “Yerli malı”ydı. Arda’nın bireysel becerisiyle Kral Hakan Şükür’e attırdığı gole kadar Galatasaray stresliydi. Takım olarak herkes her yerde pres yapıyordu ama Topal, Barış, Emre, Karan heyecandan kolay top kaybediyordu. Servet’in akıllı pasında Karan acele karar verince golü atamadı. Oftaş fizik olarak duruyor ama yaratıcı oyuncusu olmadığı için pozisyon üretemiyordu.
İlk yarının bir dakikalık uzatma bölümünde Hakan Balta öyle bir gol attı ki; şutun şiddetinden köşeye giden topu kaleci Recep ancak ağlarda görebildi. Bu gol Galatasaray’ın şampiyonluk kupasına uzanışının garantisiydi.

TARAFTAR MAÇI BIRAKTI
İkinci yarı Oftaş açık oyunu tercih edince keyifli, heyecanlı ve bol pozisyonlu bir maç izledik. Top iki kale arasında mekik dokurken taraftarın artık maç umrunda değildi. Trabzon’un devreyi iki golle önde bitirmesinden dolayı taraftar şampiyonluk şarkıları söylüyordu.
Kapalıdaki meşale gösterisi görülmeye değerdi. Şampiyonluk güzel şey.
Ancak yönetim yarından itibaren geleceğin hazırlıklarını yapmalı…
Özellikle yabancı transferinde ve hoca seçiminde kılı kırk yarmalı.

Yönetim iyi hesap yapmalı

Friday
May 9,2008

Levent Tüzemen

Futbol Federasyonu’nu her türlü ihtimali düşünürek iki tane şampiyonluk kupası hazırlattığı için kutluyorum. Geçmişte burun buruna yaşanan ve son haftaya kalan şampiyonluk yarışlarında, şampiyon olan takım kupasız tur atıyordu. Hasan Doğan ve ekibinin vizyonu sayesinde şampiyon olan takım çoşkuyu kupasıyla yaşayacak.

ARTIK SERİBAŞI DEĞİL
Ali Sami Yen Stadı bugün gelin gibi süslenmiş olacak. Çok büyük sürpriz olmazsa Galatasaray, OFTAŞ maçı sonrasında 17′inci şampiyonluğunu kutlayacak.
Şampiyonluk halinde Galatasaray, Devler Ligi’ne katılmak için tek ön eleme oynayacak. Yönetimin büyük gelir beklediği Şampiyonlar Ligi’ne katılmak, geçen yıllara göre Galatasaray adına daha zor olacak. Çünkü Avrupa’daki başarısız yıllar nedeniyle seri başı olma şansını yitiren Galatasaray, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynayan ekiplerle eşleşebilecek.
İspanya’dan Barcelona ve Atletico Madrid, İtalya’dan Juventus ve Milan, İngiltere’den Arsenal ve Liverpool, Almanya’dan Schalke, Fransa’dan Bordeaux, Galatasaray’ın ön elemede eşleşeceği muhtemel rakipler olacak.
Galatasaray yönetimi, şapkasını önüne koymalı. Simoviç, Taffarel ve Mondragon gibi kalecilerle Avrupa’da başarılar yakalayan Galatasaray çok iyi bir kaleci almalı.
Sabri’nin Avrupa’ya transferi gerçekleşirse; defansın sağına ve soluna güçlü oyuncular alınmalı. Çünkü Uğur’un yeri dolmadığı gibi, Hakan Balta ve Volkan ikilisi bu yıl inişli çıkışlı grafik sergiledi.
Ayhan, Linderoth ve Topal’dan oluşan ön liberoda sorun yok. Yaşadıklarından ders alan Necati Ateş, kulüpte tutulmalı. Nonda’nın sık sakatlık problemi yaşaması göz önünde tutulup, iyi bir golcünün arayışına gidilmeli. Carrusca, Barusso ve Bouzid gönderilecek. Song gideceği için Popescu gibi bir savunmacı alınmalı.

EN İDEAL YERLİ AVCI!
En önemlisi; teknik adam seçimi doğru yapılmalı. Eğer yeni hoca yabancı olacaksa; kendini ispatlamış, kupalar kazanmış ve medya baskısını kaldırabilecek, saygın biri olmalı. Geçmişte şöhreti olan ama kariyerinde dibe vuran hocalar, “Galatasaray’da yeniden doğar mı?” mantığıyla takımın başına getirilmemeli. Deschamps, Magath ve Scolari ya da camiayı iyi tanıyan Lucescu olabilir.
Eğer hoca yerli olacaksa en ideal isim Abdullah Avcı’dır.

Akıllı Stat

Friday
May 9,2008

Ercan Güven
Çalışkan ve akıllı çocuklar… Hem okuyorlar, hem de yaşadıkları toprağın sorunlarına kafa patlatıyorlar.
Gün geliyor, karşılarına bir “olimpiyat” çıkıyor.
İki yüzyıldan seneler yemiş “adaylığımız” ve hayal kırıklıklarımızdan sonra elimizde sadece kimselere beğendiremediğimiz “stadı” kalan o malum olimpiyat sanmayın…
“Sosyal Bilimler Olimpiyatı”.
Ne yapsınlar? Türk gençleri “umduğuyla” değil “bulduğuyla” yetiniyorlar.
Manisa Bilim Sanat Merkezi öğrencileri, ‘olimpiyat olimpiyattır’ deyip hazırlıyorlar projelerini, koyuyorlar jürinin önüne ve zafer…
Hem birinci hem ikinci oluyorlar.
Buraya kadar eğitim çağındaki nesillerimizin yürek kabartan “bilimsel başarı öyküsü”.
Kutluyoruz gençlerimizi. Helal olsun diyoruz.
Ama projelerine bakınca, hele ikinci olanı inceleyince, sarsılıyoruz.
Daha doğrusu sarsılmalıyız.
Gençlerimizin gelecek, iş, aş endişelerine bir de “futbol terörü” ekleyen bizler, sarsılmakla kalmayıp utanmalıyız. 
Bakınız… “Olimpiyat” ikincisi “Akıllı Stat” projesi, futbol sahalarındaki şiddet ve küfrü önlemeye çalışan gençlerin eseri. Raylar üzerinde dönen tribünler mi istersiniz, sahayla seyirci arasına inen şeffaf perdeler mi… Hepsi, stadı/ futbolcuları/ masum seyircileri şiddetten korumak, küfürden uzak tutmak için.
O gençler ki, tek kaygıları insani gelişime ivme katmak olmalı; güzelken berbat edilmiş ileri yeniden düzeltmek değil. Yaratıcılıkları “korku” yerine “coşku”dan kaynaklanmalı.
Lakin, taze zihinlerde yaratılan travmanın boyutları çoktan ellerinden almış bu lüksü.
Projenin sahipleri Berk Akçay ve Ahmet Atacan’a kocaman bir aferin tabi.
Lakin Berk ve Ahmet gibi zeki çocuklarımızın bile aklına bir numaralı memleket sorunu olarak “futboldaki şiddet ile küfür” felaketini kazıyan koskoca adamlara yazıklar olsun.
Yazarlarımız, düşünürlerimiz, yazar ve düşünür olup da futbola zaman zaman takılan kanaat önderlerimiz, futbolu foseptik çukuru gibi kullanıp/futbol üzerine komplo teorileri ürete ürete bu hale gelmiş gençlik işte.
“Cahil”i futbolu terörünün parçası, “okumuş”un beyninde futbol terörü travması.
Bir kere yaşanıp geçince, Marmara Depremi’nin o dehşetli tele- vizyon görüntüleri bile unutuldu. O kadar unutuldu ki,  önlem almak için arada bir insanları korkutmak gerekiyor. Ama bu futbol şiddetini beyinden çıkarıp atmak olanaksız. Her sezon tekrarlanıyor.
Civalı balık yemiş gibi iç organlarda birikiyor atıkları. 
Peki, ne yapıyor “yetkili/önemli” mercilerimiz?
Belki pek çok şey… Lakin hepsi yetersiz.
Bilimsel araştırma projesi hazırlayan çocukların bile korteksinde “futbol ile şiddet” el ele, yan yana, iç içe parselasyonunu yapmış bitirmiş.
Bize gelince.
Her şeyi daha da rezilleştirmek için elimizden geleni esirgemedik, belli ki esirgemeyeceğiz.
Biz kim miyiz?..
Gazetecisinden futbol adamına, kulüpçüsünden televizyoncusuna hepsini içine alana koca bir tarih dilimi…
Aynı bilimsel olimpiyatta birinciliği kazanan Kübra İnce ve Ege Doğuş Çetin’in projelerine verdiği isim gibi; “Kayıp Tarih”iz biz futbol adına.

Millet Gençlerle Kayseri

Friday
May 9,2008

Mehmet Demirkol

Türkiye Kupası Finali’nin tüm gün boyunca en çok seyredilen 7. yayın olması önemli. Bölünmeleri ve haber programlarını çıkarırsak en çok seyredilen 3. program oldu TRT’nin yayını. Az ama öz seyircili Gençlerbirliği ve daha önce bu kupada final görmemiş, böyle bir alışkanlığı olmayan Kayseri’nin oynadığı, hem de penaltılara kalan uzun süreli bu yayını, kimsenin geçemediği Yaprak Dökümü ve Acun’un rekorları alt üst eden yarışması geçti sadece.
Bu tablo bu ülkenin futbolunu düşünen ve bu oyun için endişelenenler için umut vericidir..
Çünkü bugün yayıncılık dünyasında sadece Fenerbahçe, Galatasaray ve Milli Takım’ın izleyici toplayabildiğine dair net bir düşünce var. Öyle ki, büyük kanallarımızdan biri UEFA yarı finalinin yayın haklarını satın alıp sonra maçları yayınlamadı. 
Bu tablo ülkedeki futbol yayıncılığı potansiyelini ortaya koyuyor. Ulusal ve uluslararası yıldızları çok, ama çok az olan, kendi statlarını dolduramayan, lig maçları yayınlanmayan iki takımın maçının bu kadar çok kişi tarafından seyredilmiş olması ezber bozar. Kupa finali olsa da.
Çünkü bu ülkede 30 yıldır sistematik olarak önce üç, sonra dört, şimdiyse iki takım üzerine bir yoğunlaşma uygulanıyor. İnsanlar bu takımları tuttukları için onlara daha fazla önem veriliyor. O iki takımdan başka hiçbir şey gösterilmediği için insanlar bu iki takıma yöneliyor. Buna mecbur kalıyorlar.
TV yayıncılığı başladığından bu yana diğerlerini yok sayıyor, insanları Fenerbahçe ya da Galatasaray’la ilgilenmeye itiyoruz. Onların maçları üzerinden bir futbol dünyası kurmaya çalışıyoruz. Kupa maçının ertesi günü yine Galatasaray ve Fenerbahçe haberleri spor gazetelerimizde ilk sayfayı süslüyordu. Halkın en çok seyrettiği spor yayını, en çok seyrettiği 3. yayın spor gazetelerinin ilk sayfasında yer bulamadı. Baskıya girmek için maçın bitmesine gerek duymamış belli ki patronlar.
Çünkü bu daha ucuz bir tercih… 
Çünkü bunu yapmak çok daha kolay.
Buna totalitarizm denir. Tekelleştirme bile değil.
Bu yüzden biz suçluyuz. Muhabirinden patronuna kadar. O şehirler de suçlu. Güçlü bir yerel medya kuramadıkları için. Ankara’nın 100 bin satan, İstanbul’da da okunan bir gazetesi neden yok? Ankara merkezli güçlü bir özel televizyon ya da. Bursa’da 30 bin satan gazete varken, Kayseri’de neden yok? 
Medya suçlu… Yerel ya da ulusal…
Bu futbolu etkiliyor. Para ve ilgi havuzunu büyütmeyi Fenerbahçe ya da Galatasaray’ı daha da büyütmek, daha çok yıldız oyuncuya sahip olmalarını sağlamak, Avrupa’daki başarılarını kovalamak sanıyoruz. Adana’yı, İzmir’i, Kocaeli’yi, Antalya’yı, Ankara’yı yarışa çekmek gerektiği gün gibi ortadayken, biz onları dışarı itiyoruz. Bugün Süper Lig dediğimiz aslında bir İstanbul Ligi. TRT bu maçı yayınlamaya karar vermese, Lig TV yayın hakkını paylaşmasa yine kimsenin haberi olmayacaktı bu maçtan. Halbuki ülkenin futbol potansiyeli de gerçeği de çok farklı.
70 milyonluk genç ve en kolay çıkış yolu futbol olan bir ülke burası. Avrupa standartlarında fakir bir ülke. Futbol bu ülke için büyük bir potansiyel. Ancak biz sadece 50 oyuncu üzerinden sürüklemeye çalışıyoruz bu devasa potansiyeli.  16 yabancı oyuncu bir o kadar gurbetçi. 20 Türk oyuncu hepi topu baktığımız. Üzerine haber yaptığımız.
Halbuki Gençlerle Kayseri’nin maçı, neredeyse hiç duyuru olmaksızın, devlet televizyonunda yayınlanıyor. Hem de öyle ahım şahım da bir maç olmamasına ve bu kadar uzamasına rağmen seyrediliyor. 
Dünyanın bütün liglerinin şifresiz olarak yayınlanmasına izin veren ve haksız rekabete imkân verenler umarım bu maçın reytinglerinden bir sonuç çıkarır.

Kuruşuna kadar açıklansın!

Thursday
May 8,2008

Kazim Kanat

Beşiktaş yine transfer ettiği futbolcularla değil, sattığı futbolcularla gündeme geliyor! Bu affedilmez bir hatadır. Çünkü Beşiktaş, futbolcusunu satmak yerine, kadrosuna kaliteli oyuncu almaya mecburdur.
Çünkü Beşiktaş Nihat Kahveci’yi satarak şampiyonluğu satmıştır. Rony Johnsen ve John Carew’i satarak büyük oyuncularla büyük takım olma felsefesine ihanet etmiştir. Her neyse konu şudur: Beşiktaş transfer komitesi kuruldu. Bu komite menajer dahil kime ne kadar para veriyorsa kuruşuna kadar açıklamak zorundadır. Ama sorun şurada. Beşiktaş menajeri Sinan Engin, transfer komitesine itiraz etmiş. Ekip çalışmasına inanmayan biri olarak tepkisi normal. Komiteye karşı çıkmasının nedeni ise Mehmet Özdilek’in varlığı. Şu anlaşıldı ki Engin, Özdilek’in varlığından çok rahatsız. Şunun altını çizerek yazalım.
1-Mehmet Özdilek adam gibi adam… (Jübilesini hatırlayın) Özdilek, Ulusal Takım antrenörlüğü de yaptı. (İsviçre maçının tüm çirkin yükünü omuzladı ve sustu)
2-Özdilek Beşiktaş’ta kaptan olarak muhteşem bir kariyer yaptı. (Oyun kurucu, asist ve 100′den fazla gol attı) Özetin özeti şudur: Futboldan ve futbolcudan Özdilek anlamıyor, Engin anlıyorsa diyeceğim şudur; Hadi oradan, hadi!..