Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Yazarlar’ Category

 Skibbe sıkıntısı

Sunday
Aug 24,2008

Gökmen Özdemir
ENSESİNE vur, lokmasını al bir hali var G.Saray’ın. Bu durumun sadece sahada olduğunu sanmayın… Saha kulübün genel görüntüsünün yansıması… Yönetimle başlayan, teknik direktör ve futbolcularla devam eden, taraftarla noktalanan genel bir rehavet hakim sarı-kırmızılılarda. 4-1′e bakmayın… Dün akşam ligin galasındaki rakip, daha sezon başlamadan düşme adayları arasında gösterilen Denizli olmasaydı G.Saray Steaua’dan sonra Ali Sami Yen’de artçı şok yaşayabilirdi. Murat Karakoç acemice bir kırmızı kart görmese bu zayıf Denizli bile zorlardı G.Saray’ı…G.SARAY yumuşak, rahat, dengesiz, fizik olarak güçsüz… Sanki hamur gibi… Bazen kaliteli futbolcular birbirlerine yaklaştıklarında ortaya şık paslaşmalar, etkili pozisyonlar çıkıyor… Ama o kadar… Takım savunması sürekli sallanıyor. Futbolcular konsantrasyon sorunu yaşıyorlar. Öyle ki Servet bile tutup, pişirip, yemek peşinde… Topu alıp, kafası önünde eğerek uzun mesafeli koşular yapıyor. Ve bu konuda uyarılmadığı ortada. Çünkü böyle pozisyonları defalarca görüyoruz. Servet G.Saray’ın genel durumu için sadece örneklerden biri… BU KEWELL İŞ YAPARKEWELL çok kaliteli ama hazır değil. Lincoln isterse var, isterse ara ki bulasın. Nonda yalnız. Meira takımdaki yumuşaklıktan fazlaca etkilenmiş. Çok ‘kibar’ bir savunmacı rolünde… Michael Skibbe ise yönetimin kendisine yaşattığı rahatlığı sahaya yansıtan bir teknik adam… Skibbe demişken…. Kendisinden biraz bahsedelim…TÜRKİYE, Almanya gibi takım yenildiğinde taraftarlarca futbolculara ve teknik direktöre alkış tutulan bir ülke değil. Dortmund’da altyapıda çalışmak, Alman Milli Takımı yardımcı hocalığı yapmak, Leverkusen gibi üzerinde baskı olmayan bir takımda teknik direktörlük gömleği giymek Türkiye’de çalışmak için yeterli bir kriter değil sanki… Burada biraz ‘pişmiş’ olmak lazım. Hele G.Saray gibi her maça kazanmak için çıkan bir takımda, baskı altında çalışacaksanız daha tecrübeli ve hazır olmalısınız. Ama göreve “Sıkışırsak kovarız, dümene biz geçeriz. Nasıl olsa daha önce örneği var” mantalitesiyle getirildiyseniz, o zaman başka…MEHMET Topal oyundan çıkarken tribünden yükselen protesto sesleri Topal’a değil, Skibbe’yeydi… Daha doğrusu onu buraya getirenlere… Çünkü G.Saray taraftarı daha üçüncü resmi maçta teknik direktörünü ıslıklamaz… Bilmem anlatabildim mi ‘Gepetto Usta’ (Pinokyo’yu yaratan kuklacı) Adnan Sezgin…

Açıklanamaz!

Saturday
Aug 23,2008

Gürcan Bilgiç

Aragones’in gelişi ve hazırlık maçlarıyla, üç Şampiyonlar Ligi maçının görüntüsü gelecek adına biz umutlandırmıştı. Fenerbahçe takımı mükemmel değildi ama hocasının istediği tempoyu ve baskıyı üretecek düzenlemeleri yapacak kapasitedeydi. Maçlar oynandıkça bu gelişimi izleyeceğimizi sanırken karşımızda net bir “Zico mirası” bulduk. Sistemi rakibe ilerde baskı kurmak üstüne olan bir hoca ve bunu yapmaya çalışanları göreceğimizi sanırken, geriye koşmaktan kaçınan, ikili mücadelelerde kendilerini yere bırakanları seyretmeye başladık. Emre’yi oynatmak adına, Semih’i kulübeye çekme “vicdansızlığı”, Alex’i eski görev bölgesine taşıdı. Ama rakip takımın tümü adam adama oynuyordu.Mücadeleci ve dinamik bir savunma kurdular. Rakibin nefes almasına bile fırsat vermiyorlar, bu arada özellikle ilk yarıda golleri peş peşe kaçırıyorlardı.Fenerbahçe de bu duvarı aşmak adına pas üretmek zorundaydı. Ama Uğur Boral’ın birkaç şahsi bindirmesi dışında sessiz kaldılar. Güiza ilk yarıyı şutsuz kapadı, maçı da neredeyse pozisyonsuz bitiriyordu. Maldonado tek faul bile yapmadı. Kazım, “kırmızı” ayakkabılarının parlaklığına dalmıştı. Gözü yerde kaldı, aklı havada… Emre’nin pas trafiğini ileriye doğru yönlendirmesi gerekiyordu; Alex’e bu sorumluluğu verdiler, onun bir türlü açamadığı kilitle de durgun kaldılar.Aragones 54′te Semih ve Burak hamlesi yaptı. Böylece maçı rakip sahaya taşıyıp, daha çok adamla, daha etkili gelmeye başladılar. Fakat orta sahada da gediklerin büyüdüğü anlardı bunlar. Alex ve Emre geriye koşar gibi yapıyordu. Aragones bunu da fark edemedi. Gökhan-Önder değişikliğini tercih etti. Kontrayı kesecek hızlı oyuncusundan vazgeçti. BURASI LA LİGA DEĞİL Değişimin başladığını sanırken geçen senenin sorumsuz ve disiplinsiz anlayışı ve yine o zamanların “pasaport kardeşliği” Fenerbahçe’ye geri döndü. Futbol lügatının hiçbir sayfasında, Semih’in taşıdığı beklentilerin karşılığında yedek oturması yoktur. Bu karar eski tip yöneticilerin “Bu kadar para verdik hoca, bu futbolcular oynayacak” mantığından farklı değildir. Sahaya çıkan kadro Turkcell Süper Ligi’ni, La Liga gibi değerlendirip, deplasman beraberliklerini başarı gören anlayışın ürünüdür.Elindeki değerleri kaçırıp, on milyonlarca euroyu, kendi oyuncularından daha iyilerini alamayarak değerlendiren bir başkan ve yöneticileri varken, Fenerbahçe’de neyin “iyi” olarak değerlendirileceği “sakat ifadeler” kapsamına girdi.

G.Saray temposuz

Saturday
Aug 23,2008

Levent Tüzemen

G.Saray maçı 76.dakikada Hakan Balta’nın attığı muhteşem golle kopardı. Maçın geneline baktığımızda pozisyon zenginliği Galatasaray’ın elindeydi. Nonda, Kewell ve Lincoln vuruş beceriksizliği yaşamasaydı zaten ilk yarı fark olurdu. Takım maliyeti bir Lincoln kadar etmeyen Denizlispor gençleşen kadrosuyla “Önce gol yemeyelim bulursak bir gol atar üstüne yatarız” felsefesindeydi. Denizli bu düşüncesini ilk yarı yaptı, ikinci yarı savunmasına gömülünce Galatasaray’ı üzerinde buldu. İlk yarı yerden ayağa oynayan, kanatları kullanan ve bol pas yapan ama rakibi sindirecek presi koyamayan bir Galatasaray izledik.
Arda’nın girmesiyle daha çok topa sahip olan Galatasaray’ın Lincoln-Nonda-Arda- Hakan Balta dörtlüsüyle kurduğu pas trafiği Denizli’nin dengesini alt üst etti. Çünkü Kewell top taşıyacak ve rakip kaleye dikine gidecek fizik gücüne sahip olmadığından ilk yarı Nonda hücumda yalnız kaldı. Arda’nın girişi Lincoln’ü de Nonda’yı da aktif hale dönüştürdü.

TAKIM SAVUNMASI YAPILMIYOR
Skibbe’nin çözmesi gereken önemli sorunlar var. Çünkü ligde her takım Denizlispor gibi olmayacak. Nedir bu sorunlar?
1- Arda ile Kewell solda oynamayı seviyor. İkisi birlikte oynadığında Kewell sağa geçiyor ve verimi düşüyor. Oysa Kewell solda oynadığında attığı kafa golleriyle ün yapmış bir oyuncu. Arda ise soldan içeri girerek oynadığından sağa geçtiğinde etkisi azalıyor.
2- Galatasaray geçen sezon tempolu bir takımdı. Hazırlık maçları dahil Galatasaray halen ağır tempoda oynuyor, rakip kaleye hızlı hücum edemiyor. Ayrıca Galatasaray takım savunması yapmıyor. Lincoln-Kewell ikilisi Arda gibi geriye gelmediği ve adam kovalamadığı için orta sahada bütün yük Topal ile Ayhan’a biniyor.
3- Skibbe, Mehmet Topal takıntısından kurtulmalı. Sahanın her yerine basan, mücadele eden, hücuma destek veren ve dışarıdan attığı şutlarla gol arayan Topal’dı. Topal sadece bu işleri yapmadı, savunmayı da kademeye girerek rahatlattı. Meira top tekniği yüksek bir oyuncu ama Popescu gibi ağır. Efsane Galatasaray’da Popescu’nun ağırlık zaafını Suat, Ümit Davala, Hakan Ünsal gibi çabuk oyuncular kapatıyordu. Meira’yı hatta Servet’i Topal çabukluğuyla rahatlatıyor.
Steaua maçında Galatasaray’ın yerden ayağa oynaması en büyük silahı olacak. Ancak takım savunması da yapmalı. Bu bütünlük sağlanırsa Galatasaray tur atlar.

Thursday
Aug 21,2008

Kazim Kanat

“Olimpiyata değil, vatana ihanet ettik” yazım bir çığlıktı. Toplumun her kesiminden gelen bu tepkiye en çağdaş tepki Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘dan geldi. Dedi ki külahımızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor!
Sayın Başbakanım buradan kendimi sorumlu tutuyorum dediniz. Bu sorumluluk anlayışına inanarak ve güvenerek size açık mektup yazıyorum.
Başbakanım olimpiyat sporcuların yetişme yeri üniversiteler diyorsun. Çok doğru. ABD’de Kolej ligleri var. Türkiye‘de ise sabah kolejlerde eğitim 08.00 ile 17.00 arası. Bu gençler ne zaman spor yapacak. Demek ki önce eğitim sistemi değişecek.
Sayın Başbakanım Türkiye‘deki olimpiyat çalışmalarını TMOK yönetir. Yıllarca devleti ve halkımızı “İstanbul’a olimpiyatları alacağız” diyerek kandırdılar. Milyon dolarlar çöpe atıldı; attırıldı. Devletin 120 milyon doları bir beton olarak dağ başına (Atatürk Stadı) gömüldü.
Sayın Başbakanım TMOK’u yönetenler sanki oranın sahipleri gibi yıllarca oradalar. Sanki TMOK bir çiftlik gibi yönetiliyor. Öyleyse TMOK’u yeniden yapılandırmaya mecbursunuz. Bu kurumu akademisyen ve özellikle ülkesini seven insanlara teslim ediniz. Başbakanım ülkemde olimpiyat yöneticisi yok. 100 tane TV yorumcusu, 1000 tane spor yazarı var ama bir tane bile olimpiyat yazarı yok. ‘Olimpiyat sporcumuz var’ diyoruz ama sahalara bakıyoruz çoğu para karşılığı yarışan ( devşirme ) sporcular. Hani nerede benim gençliğim? Bu bozuk sistemi de tersine çevirecekte sizsiniz. Başta Ankara ve İstanbul belediyeleri olmak üzere tüm belediyeler futbola değil olimpik sporlara para harcasın. Başbakanım Yozgat’ta gece yarısına kadar uzanan bir sohbetten aldığım cesaretle ve sizi sporcu olarak izleyen ve yazan bir spor yazarı olarak şunu diyorum: Olimpiyat sporunun son ve tek umudu sensin. Sen de yapamazsan ne olur biliyor musun? “Bir adam 8 altın aldı bizim ise bir tane yok” demiştin ya..
Bir gün gelir “Bir bronz madalyamız bile yok” dersin. Benim korkum budur efendim.

Eksiklerimizi gördük

Thursday
Aug 21,2008

Ömer Üründül

Dünya Kupası elemeleri öncesi ilk ve son hazırlık maçımızı dün gece Kocaeli’de Şili ile oynadık. İlk 20 dakikada pasif bir görüntü sergiledik. Rakibin etkili presi karşısında top kullanmada büyük sıkıntılar yaşadık. Ayrıca Şili organize ataklarla kalemizi ciddi bir şekilde tehdit etti. Bilhassa defans bloğumuzun öne çıktığı anlarda arkaya atılan zamanlamalı paslarda rakibin etkili forvetleri tehlikeli girişimler yaptılar.
Devrenin ortasından sonra önce oyunu dengeledik, arkasından biz de hücumda etkili olmaya başladık. Semih’in üst üste yaptığı iki güzel asistte Tuncay ve Aurelio net pozisyonları değerlendiremediler.
İkinci yarıya iki değişiklik ile başladık. Bu yarıda Şili ilk yarı başından daha etkili biçimde oyuna hükmetmeye başladı. Zaten futbolumuzun kollektif bir sıkıntısı var. Bir de birlikte oynamayan oyuncular bir arada olunca bu sıkıntı daha da arttı. Önemli kale önü tehlikeleri yaşadık. Ardından yine son bölümde oyun dengelendi ve bu arada Nuri’nin güzel asisti ile Halil takımımızı öne geçirdi. Sonra oyun karşılıklı ataklara döndü ve sonuçta hazırlık maçını güçlü rakip karşısında galibiyetle bitirdik.

TERİM, NURİ’DEN FAYDALANMALI
Ancak ciddi saha içi sıkıntılarının devam ettiği gerçeği bir kere daha ortaya çıktı. Kopuk kopuk futbol oynuyoruz. Oyuncularımızın sezon başında kondisyonları ve mücadeleleri iyiydi. Yalnız bunlar günümüz futbolunda istikrarlı neticeler için geçerli olmuyor.
Ayrıca iki önemli noktayı da gözlemledim. Bir tanesi, Fatih Terim’in Nuri Şahin’den faydalanması gerektiği. Çünkü bu genç oyuncumuz hem top kullanmayı biliyor hem de rakipten kazanabiliyor. Ayrıca duran topları da iyi kullanıyor. Gökhan Zan ve Servet de top kullanma özellikleri yeterli olmasa da konsantrasyon ve mücadeleleri ile görevrelerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorlar.
İkinci önemli nokta ise, Uğur Boral’ın defans bloğunun solunda oynaması bence doğru değil. Bunu her zaman söylüyorum. Çünkü kanat savunucusu özelliklerine yeterince sahip değil. Uğur Boral’ın randımanlı yeri orta sahanın solu.

4 büyük tehlike

Wednesday
Aug 20,2008

Selçuk Yula
Şampiyonlar Ligi’nde devleri dize getiren Fenerbahçe, içeride zayıf takımlara neden bol keseden puan dağıttı? Bunun 4 nedeni vardı: Disiplinsizlik, rakibi küçük görme laubaliliği, sakatlık, cezalar. Fener’in rakibi yine bu 4 şey
Fenerbahçe hafta sonu Antep’te ilk lig maçına çıkacak. Sezona girmeden önce uzun süren kamplardan, hazırlıklardan, transferlerden, maçlardan daha önemlisi, öz eleştiriyi doğru ve samimi bir şekilde yapabilmektir. Geçen sene avuç içinde olan şampiyonluk neden kaçırıldı? Şampiyonlar Ligi’nde güçlü takımları dize getiren Fenerbahçe, ülkemizde kendisinden çok daha zayıf takımlara neden puanlar dağıttı? İşte bütün bunların analizi doğru yapılırsa, geleceğe daha güvenle bakılabilir. Aslında yaşatılan hayal kırıklıklarını 4 ana maddede toplayabiliriz. 1- Saha içi ve dışı disiplinsizlikler 2- Rakibi küçük görmek ve laubalilik 3- Sakatlıklar 4- Kart cezaları İsterseniz bu maddeleri en sondan başlayarak kısaca açalım. Lüzumsuz görülen kartlar son yıllarda takımın başını çok ağrıtıyor. Her teknik adamın en büyük derdi olmasına rağmen bu soruna kimse çare bulamadı. Umut Aragones’te diyeceğim ama MTK ve Patizan maçlarında görülen saçma sapan kartları düşünüyorum da “Gene eski tas, eski hamam mı acaba?” sorusu içimi kemiriyor. İşte dakika 1, gol 1! Burak, Partizan karşısında yok. Bu konu önemli. Yaptırım şart. Gereksiz görülen kartların cezası büyük olmalı. Gelelim üçüncü maddeye. “Camdan adam” lakabını Gökhan Zan için takanlar, Fenerbahçeli futbolculara ne diyecekler merak ediyorum. Daha lig başlamadı, Vederson, Deivid, Tümer ve Deniz yoklar. Geçen sene Selçuk, Deniz ve Aurelio sakat olduklarından Maldonado transferi yapıldı. ZİCO’NUN KATKISI! Gökhan Gönül ve Roberto Carlos aynı anda sakatlandılar, takım final maçlarında kanatsız uçak gibiydi! Vederson ile Uğur da bu kervana katılınca, Arthur Zico, Ali Bilgin’le Deivid’ten sol bek yaratmak zorunda kaldı. Örnekler anlatmakla bitmez. Bu konu da çok önemli, mutlaka önlem alınmalı. 1. ve 2. maddeleri aslında aynı potada eritmek gerekir. Laubalilik ve rakibi küçük görmek de bir bakıma disiplin sorunudur. Bu disiplinsizliğe Zico, 2-3 kişinin dinlendirmesi yeterli olan maçlarda 10 kişi dinlendirerek bir anlamda katkıta bulundu! Takımın iskeleti belli. 3 kulvarda birden koşulacak. Şampiyonlar Ligi zaten başlı başına bir efor harcama cehennemi (En azından 2 kişilik koşacaksın). Yani Fenerbahçeli futbolcular daha fazla yıpranıyorlar. Eğer kendilerine iyi bakmazlarsa, sezon sonuna doğru sahada yürümeye başlarlar. Örnek istiyorsanız, geçen senenin son 4 maçına bakmanız yeterlidir. Gezme, dolaşma elbette olacak ama zamanında. “Ağabey yapma, sen hiç gezmedin mi?” derseniz, yerden göğe kadar haklısınız. Ama bizler bir görev yapıyoruz. Ben hiçbir zaman “Şöyle gol attım, böyle kupa kaldırdım, gol krallıkları yaşadım” diye söylemem. Sadece zamanında yaptığım yanlışları siz gençlerin yapmamasını isterim. Haa gençsiniz, ister yaparsınız (çabuk bitersiniz), ister yapmazsınız (5 yıl fazla oynarsınız). Karar sizin. Bu yazımı da isterseniz “Semih mi, Güiza mı, yoksa Kezman mı Burak mı oynasın?” polemikleri dışında, lig öncesi duruma başka bir pencereden bakış yazısı olarak görebilirsiniz. Çünkü amaç sadece budur.

Olimpiyat ve biz

Monday
Aug 18,2008

Selçuk Yula

Olimpiyat oyunlarının ana spor dalı olduğu için en büyük ilgi de atletizmde toplanıyor. Ben de saatler önce TV’nin başına oturdum ve 100 metre finalini beklemeye başladım. Usain Bolt’un 9.69′luk rekoruna şahit olanlardanım. Yarış sonrası Bolt’un sevinci, binlerce insanı sanki kendi ülkesinin sporcusu gibi onu bağırlarına basmaları beni de duygulandırdı. Eşimin, “Selçuk neden ağlıyorsun?” uyarısından sonra gözlerimdeki yaşları fark edebildim. Sadece Bolt mu? Hangi dalında olursa olsun rekor kıran sporcular tüm ulusların insanları tarafından kucaklanıyor. İşte olimpiyatın, işte sporun ruhu budur. Din, dil, ırk ayrımı yapılmaksızın sınırları ortadan kaldıran, evrensel düşünceyle sporun barış, dostluk, kardeşlik ilkelerini benimsemek. Ve bu felsefeye sıkı sıkıya bağlı kalmak. Ne dersiniz, biz bunu başarabilir miyiz? Yani olimpiyat düzenleyebilir miyiz? Tesisler falan hepsi yapılır ama önemli olan nokta şu anki kafa yapımızdır. Bu yapıyla da olimpiyatlara talipli olmamız abesle iştigaldir. (Hangi spor dalını seyredecek kaç seyirci toplayabiliriz acaba?) Üç-beş kulüple olmaz Başta F.Bahçe olmak üzere 3-5 kulübün üstüne yıkılmış sporcu yetiştirme işi koskoca bir ülkeyi kurtarabilir mi? Belediyeler, futbolun peşine takılmış gidiyor. Büyük firmalar kolayını bulmuş basketbola bakıyorlar. Onlar da 5 oyuncunun 3′ünü ABD’den getirip işin içinden çıkıyor. Bu tablo içinde takım oyunlarının hiçbirinde yokuz. Futbola yapılan yatırım ortada. Ama ara sıra da olsa bu yatırımlar bize geri dönüyor. İşte en son F.Bahçe’nin ilk 8′e girmesi, milli takımın yarı final oynaması. Amatör branşlara asıl yatırım yapması gereken devlettir. F.Bahçe bu branşlarda fırtına gibi esiyor. Hemen hepsinde şampiyon. Olimpiyatlara da birçok sporcu gönderdi. Ama burada rakipsiz oldukları için kendilerini geliştiremiyorlar. Devlet; yüzme, atletizm, kürek, yelken, masa tenisi gibi dallara daha fazla önem vermeli. Yarışmacılık ruhu yerleştirilmeli, ülke rekorları, kırılan oyuncaklar gibi olmalı. Yoksa 3-5 güreşçi, 2-3 halterci ile madalya umutlarımız tamamen yok olacak. Sevgili dostumuz Mehmet Atalay, her fırsatta F.Bahçe’ye teşekkür ediyor. Ama artık bu işler kuru teşekkürlere kalmamalı. Devletten tek kuruş almadan hem bayan hem erkek baskette çeyrek final, masa tenisinde final oynayıp Avrupa’da bizi başarıyla temsil eden şu kulübe lütfen biraz destek olunsun. Bu branşlara ciddi olarak bakan başka her kulüp de aynı desteği alsın. Yoksa önümüzde sıfır çekeceğimiz olimpiyatlar yakın. Haa, atletizmde bize ilk gümüş madalyayı getiren bir Etiyopyalı daha bulursak onu bilemem. O zaman “Allah, spor bilgi ve kültürümüze değil de cüzdanımıza kuvvet versin” der işin içinden çıkarız.

 Transporter!

Monday
Aug 18,2008

Gökmen Özdemir
MICHAEL Skibbe 65. dakikada G.Saray’da neyin aksadağını gördü ve oyuna Harry Kewell’ı aldı. O da oyuna girer girmez daha ilk topla buluşmasında golünü attı. Skibbe, gerçekten G.Saray’ın aradığı teknik direktör… Böyle bir yorum yapmayı ve bu yorumun doğru olmasını çok isterim… Ama ne yazık ki Kewell’ın oyuna girdiği anda golü atması dışında yukarıdaki satırlar tamamen hayal ürünüdür… G.SARAY’IN ne belli bir sistemi, ne oyun isteği, ne de sahada kötü anlarda kendisini taşıyabilecek bir yıldızı var. Kayserispor genç ve arzulu kadrosuyla fizik olarak G.Saray’ın karşısında durduğu her dakika sarı-kırmızılılar aksadı. Aynen S.Bükreş maçında olduğu gibi… G.Saray’ın sorununun ‘golcü’ olduğunu düşünenler ve tüm transfer politikasını bunun üzerine kuranlar yanılıyorlar. G.Saray’ın problemi topu kişi ya da kişilerce rakip kale önüne taşıyamamak. Lincoln takımla bağlarını kesmiş. Ya da daha kötüsü, takım bağlarını onunla kopartmış. Ne yaratıcılık, ne ateşleyici, ne de beyin olarak G.Saray’ı taşıyamıyor. Onu gönderip yerine ‘golcü’ değil, forvet almak gerek. Çünkü Arda, Hasan, Kewell, Ayhan, Nonda formda olduklarında Lincoln’ün yaptıklarının fazlasını sahaya koyabiliyorlar. Yani işin özü, golcü değil bir transporter (taşıyıcı) lazım. HAVAYI DEĞİŞTİRMEZG.SARAY adına Kewell’ın gol atıp asist yapması dışında diğer iyi işaret Meira’nın yerinde yani defansın göbeğinde oynaması. Meira topu daha verimli oyuna sokabiliyor. Zaten Song’un gönderilip onun alınması bunun için değil miydi? Servet riskleri artık üzerinde daha az barındırmalı. Yanındaki madeni iyi kullanmalı. KAYSERİSPOR eksikli yapısıyla yine de umut verdi. Kadro istikrarları var. Gençleri oyuna sokmaktan korkmuyorlar. Örneğin orta alanda Abdullah… Oyunu iki yönlü oynuyor. 21 yaşında, sert ve sakin. Buna karşın M.Topuz’un aldığı ücret ve ismi kadar verim vermesi gerek. Daha fazla sorumluluk almalı. G.SARAY’A kupa farklı bir hava getirir mi? Gerçeği istiyorsanız, hayır! Ama G.Saray’ın eksiklerini bir kez daha gözler önüne serer. Tabi görmek isteyene.

Lincoln ve Şaş farkı

Sunday
Aug 17,2008

Kazim Kanat

G.Saray kötü oynarken iyi oynayan Kayserispor’un elinden bu kupayı nasıl aldı? Bu sorunun cevabı basit. G.Saray büyük takım! Kayserisporlular alınmasın; şunu demek istiyorum. Kazanmak için iyi futbol oynamak yetmez. Bu maçın teknik yorumunu yapmak istemiyorum. Eğer yapacak olursam Kayserispor’u çok övmem lazım. Övsem diyecekler ki, tabelaya bak.
Ben şu gerçeğe izin verirseniz eleştiri sınırını zorlayacağım. Allah aşkına söyleyin şu 10 numaralı futbolcu, hani adı Cassio Lincoln olan… Hani biraz tarif edeyim. G.Saray’da 10 futbolcunun aldığını tek başına alan adam. Ayıptır be, adam tam bir… Ağzıma geleni söylesem mahkemede tazminat öderim. Bir tarafta Hasan Şaş, öbür tarafta Lincoln. Şaş için yüreğini sahaya koyan adam gibi klasik laf etmiyorum. Sadece basit bir laf ediyorum. Lincoln 10 numaralı futbolcuysa, Şaş 100 numaralı futbolcu.
Bir oyuncuya daha özel paragraf açmak istiyorum. G.Saray-Steaua maçında yuhalanan oyuncu. Bu oyuncuyu yuhalayanlar şimdi ne düşünecekler? Kaleci Aykut Erçetin, 2 muhteşem vuruşu (Topuz ve Eren) üst düzey bir kaleci gibi kurtardı. Kurtarmasa kimse laf söyleyemez. Tek başına maçı çevirdi

G.SARAY’DA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR
Bir lafım da Sabri Sarıoğlu’na… Her şeyini sahaya veriyor. Ama mesleki ahlak konusunda çok ciddi sorunları var. Rakibe faul yapıyor, ben yapmadım diyor. Topu kendisi taca atıyor, pas veren arkadaşına kızıyor, sonra da tribünlere bir şey anlatıyor.
Maçın teknik yorumuyla ilgili iki ciddi laf edelim. Türkiye‘de çok beğendiğim Süleyman Hurma kaleci seçiminde (Souleymanou) hata yaptı. Buna rağmen Kayseri bu sezon iyi futbol oynayarak zirveyi zorlar. G.Saray’a antrenör Skibbe konusunda acımasızca eleştiri yapanlar 45 hafta sonra mahcup olurlar. Çünkü G. Saray’da çok güzel şeyler oluyor. Bunu medya göremiyor, seyirci gördü bile. Hakan Şükür diye bağırmıyorlar. Tam tersi Shabani Nonda ve Harry Kewell’e sevgi gösterisinde bulunuyorlar. Bu çok önemli.
MESAJ: Hakem Selçuk Dereli, mükemmel bir maç yönetti. Maç yönetti diyeceğim ama eleştirim şu. Kendisine eleştiri yapan, verdiği kararları eleştiren yani maçın otoritesini sarsan oyuncalara sarı kart göstermedi. Sen niye korkuyorsun Dereli? Futbolcu senden korksun.

Sezginsilin…

Sunday
Aug 17,2008

Levent Tüzemen

Zorlukları aşmanın iki yolu var; ya zorluk yaratanı değiştirirsiniz ya da zorluklara yaklaşımınızı değiştirirsiniz. Galatasaray yönetimi ikinci yolu seçip Steaua maçında sahaya çıkardığı yanlış onbirden sonra Skibbe’nin kulağını çekmiş. Kesin söylüyorum, Kayseri maçı öncesi kadro oluşumu konusunda Skibbe’ye karşı başkan Polat destekli bir “Sezginsilin” olayı yaşanmış. Kayseri önünde Sabri ve Meira yerinde oynadı, Ayhan da göbekte Topal’ı rahatlattı.
Bu doğru kadroya rağmen ilk yarıda Galatasaray’a top göstermeyen bir Kayseri vardı. EURO 2008′i Tolunay Kafkas ile izledim. Tolunay Hoca, İspanya’nın çok paslı ve önde pres yapan oyun sistemini takımına yüklemeye çalışmış. Bu Kayseri ligin tozunu atar. Özellikle Kayseri ilk 45′te önde pres yaptı, çok koştu, kanatları kullandı, topun olduğu yere iki kişiyle basarak Galatasaray’ın ayağa pas oynamasına izin vermedi ve biri direkte patlayan üç tane net pozisyon buldu.

TAKIM İYİ ÇALIŞMAMIŞ
Arda’nın yokluğunda Galatasaray rakip kaleye gidemedi. Tekniği zayıf Barış kanat bindirmelerini yapamadı. Servet-Meira uyumu üst düzeydi. Portekizli derinlemesine attığı paslarda isabetliydi.
İlk yarıda Galatasaray’ın göze çarpan en önemli zaafı fizik gücünün yetersizliğiydi. Bu durum da 15 günlük kamp döneminde iyi çalışılmadığının belgesidir. Bir hoca 15 günde takıma 4 gün izin verirse ve çift idman yaptırmazsa o hazırlık kampı değil tatil kampı olur. Kalli dönemini yaşayan oyuncuların, “Bu nasıl idman?” dediğini biliyorum.
İkinci yarı Sabri ileri çıkınca Galatasaray hareketlendi. Kewell-Barış değişikliği sonrası Hasan’ın sağa geçmesi Galatasaray’ın şansı oldu. Hasan’ın ısrarla sıfıra inip arka direğe kestiği topu Kewell kafayla ağlara bıraktı. Sağlam bir Kewell takıma güç katar. Nonda’nın golünde de Kewell’in pası mükemmeldi.
Bu doğru takıma Arda girecek. Ancak Kewell oynadığında Arda sağ tarafa geçince verimi düşüyor. Galatasaray’da Lincoln hazır görünmüyor. Kewell oynarsa Arda, Lincoln’ün görevini rahat üstlenir. Hücumda Hasan Şaş-Arda-Kewell-Nonda dörtlüsüyle dört dörtlük bir uyum yakalanır.