Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Michael Skibbe Almanya’da oynanan Süper Kupa maçını tekrar izlemiş olacak ki, Kayseri’de sahaya daha dinamik bir 11′le çıkmayı tercih etti. Çünkü o maçta Kayseri, G.Saray’a ilk yarıda sahada kımıldayacak yer bırakmamıştı. G.Saray ne top yapabilmiş, ne de rakibi kontrol edebilmişti. Bu sebepten dolayı dün Barış, Ayhan, Aydın ve Arda’dan oluşan dörtlünün görevi G.Saray adına enerji üretmekti. Bu uğurda sezona formsuz başlayan ama Everton tarafından 8 milyon Euro ve üstü bir fiyatla alınmak istenen Mehmet Topal yedek soyundurulmuştu.Aslında ne yalan söyleyelim… Bakıldığında plan doğruydu… Lincoln’ün oynatılmaması, Linderoth’un sağ bekte görevlendirilmesi, De Sanctis’in şans bulması da doğruydu… Kewell ve Ümit de bu sağlam ama hareketli takımın bitirici isimleriydi. Kayseri’de sahaya çıkabilecek iyi bir 11′di bu… Ama bazen doğru 11′ler de iyi futbol oynayamıyor. Çok paslı, bol hareketli ilk 45 dakikanın G.Saray adına hiç pozisyon üretmemiş olması büyük bir tezattı. Fakat şu da unutulmamalı… Barış’ın gol noktalarına sızmasını organize eden Skibbe, genç futbolcunun maçın başında sakatlanmasıyla forvette bir eksildi. Bir nevi G.Saray’ın görüntüsü vardı ama sesi yoktu. Bu süreçte kaleyi Aykut’tan devralan De Sanctis de ‘Taffarelvari’ bir kurtarışla güven veriyordu. TAKTİK VE SEÇİM DOĞRU İkinci yarı G.Saray daha fazla yer değiştirerek, ilk yarıdaki planları hayata geçirerek sahadaki varlığını göstermeye başladı. Kewell daha istekli ve hazır bir görüntü çizdi. Ama yine de beklenen pozisyonlar gelmedi. Çünkü G.Saray ileride çoğalamıyordu. Ümit ve Kewell ya kendilerinden ya da rakiplerden seken topları toplamakta yetersiz kalıyorlardı. Ayhan ve Topal bir türlü hücuma yaklaşmadılar. Duran toplardan da G.Saray verim alamayınca Souleymanou çok rahat bir maç çıkarttı. Kendisini rahatsız eden ilk top 78′de geldi. O da bir kornere Servet’in vurduğu kafaydı. G.Saray’ın bu takımının rakip kalede pozisyon bulamaması gerçekten anlaşılır gibi değil. Bu durumda kuşkusuz Kayseri savunmasının da payı var ama yine de böyle pahalı ve yetenekli futbolcuların şapkadan tavşan çıkarmasını beklemek haksızlık olmaz.Kayseri demişken. Kendisini geçen her adama faul yapan, oynamak yerine oynatmamayı tercih eden Kayserili oyuncular Türkiye’nin sempatisini böyle kazanmadılar. Tahmin ediyorum onlar da bunun farkında. Dün Skibbe doğru seçimler yapmış, doğru taktiği bulmuştu. Ama oyuncularının performansının, kendi planlarını gerçekleştirmeye yetmeyeceğini herhalde düşünmemişti.

Beşiktaşlı soruyor:
- 3 günde ne değişti?
Sorunun cevabı çok basit;
- Beşiktaş üç gün önce çok zayıf bir takım karşısında istediği futbolu oynadı. Aslında o maçta 4 golü az bile attı!
Futbolda dün yoktur. Biz bugüne bakalım. Konyaspor maçında yanlış olan şeyleri altını çizerek ve “Dikkat!” diyerek söyleyelim:
A- Beşiktaş gibi bir büyük takımın, üstelik evinde tek santrforla oynaması inanılmaz yanlıştır. Beşiktaş’ın klasik sistemi 4132′dir. Yani tek ön libero çift santrfor ana prensiptir.
B- Beşiktaş savunması aslında Tello’nun futbol felsefesi ile dörtlü değil. Tello’nun sağdaki tüm faul atışlarının her dönüşünde Beşiktaş savunmanın solunda sorun yaşadı. Dikkat!
C- Maçın kilit oyuncusu Philip Holosko ne çizgi oyuncusu oldu, ne de Bobo’ya destek verdi. Böylece Beşiktaş’ın, ‘hücum futbolu’ felsefesi temelden çöktü. Dikkat!
Antrenör Raşit Çetiner bu kadro ile doğru olanı yaptı. Savunmayı ve orta sahayı blok halinde döndürüp Beşiktaş’ın ataklarını çizgiye kaydırdı. Kontrataktan gol aradı. Konyaspor’un ana ilkesi “Asla teslimi olmadan” çağdaş futbol oynamaktı.
BİR PAŞA YETMEZ!
Şimdi özel noktayı not edelim;
Beşiktaş’taki tüm yanlışlıkları bir kişi, o da Kaptan Matias Delgado değiştirdi. Attığı gol o kadar önemli değil. Ama Beşiktaş’ın paşası Delgado oynadı, oynattı ve Beşiktaş’a ruh verdi. Zaten golden sonra Beşiktaş hem iyi futbol oynadı, hem de Konyaspor’un iyi futbol oynamasına izin verdi. Böylece can sıkıcı futbola kalite ve heyecan geldi.
Ertuğrul Sağlam’ın kafası karışmış olabilir. Çünkü önünde çok ciddi üç konu var:
1- Tek ön liberoya dönülürse Cisse ve İnceman’dan hangisi yedek kalır?
2- Beşiktaş çift santrfora dönerse Bobo’ya kim eşlik eder? ( Burada üç aday var; Nobre, Holosko ve Karadeniz)
3- Savunmanın göbeğinde Zapotocny’nin yeri garanti. Peki ona kim eşlik edecek? (Üç aday var: Toraman, Zan ve Sivok)
MESAJ: Beşiktaş’ın paşası Delgado sakatlanır veya ceza alırsa ne olur? Tekrarlıyorum: Beşiktaş’a bir paşa yetmez.

Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe geçmişte sezon öncesi eksiklerini görmek ve güçlerini tartmak adına son provalarını TSYD Kupası’nda yapardı.. Yükselen rekabet ortamında tribünlerde yaşanan gerilim, kulüp yöneticilerinin “Oynamayalım” kararıyla TSYD turnuvası bitti. Aslında kulüp yöneticileri TSYD Turnuvası’nı yaşatmayı düşünmedi.
Bugün Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe, sezon öncesi sıradan takımlarla maç yapmayı sürdürüyor, güçlü takımların katıldığı turnuvalarda yer almak için çaba harcamıyor.
Oysa Avrupa’da her sezon öncesi bir “Turnuva Kültürü” rüzgarı esiyor. Bu özel turnuvalarda liglerinde ezeli rekabet içinde olan takımlar karşı karşıya gelmekten korkmuyor.
İspanya’da 1 yıl içinde 14 tane özel turnuva düzenleniyor. Real Madrid, “Bernabeu Kupası”; Barcelona “Juon Gamper Kupası” adı altında davet ettiği bir takımla özel maç yapıyor. Sevilla’da Real Betis ile Sevilla’nın katıldığı dörtlü turnuva düzenleniyor.
Bir dönem Galatasaray’ın da davet edildiği ve Ajax’ın düzenlediği “Amsterdam Cup” a her yıl değişik güçlü takımlar katılıyor.
LOBİ FIRSATI DA YARATIR
Arsenal, “Emirates Kupası” adı altında turnuva düzenliyor. Bu sezon Real Madrid, Juventus ve Hamburg katıldı.
İtalya’da ezeli rakipler MilanInter ve Juventus geleneksel “Tim Kupası” nda 45′er dakikalık maçlar yaptı.
Chelsea, Milan ve Sevilla sezon başı Lokomotif Moskova’nın “Railways Cup” adı altında düzenlediği turnuvada buluştu.
Ne yazık ki Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe gibi asırlık çınar olmuş kulüplerimiz, turnuva kültürünü benimsemediklerinden 100′üncü yaşlarını kutladıkları dönemi bile taçlandıracak özel bir turnuva düzenlemeyi akıl edemediler.
Bu tür turnuvalara katılmak veya düzenlemek marka olmuş kulüplerle iletişimi geliştirir, dostlukları büyütür, yabancı oyuncu transferini kolaylaştırır ve en önemlisi kulüplere lobi yapabilme fırsatını tanır. Turnuvaya katılacak takımların medyası da, taraftarı da gelir.
GODİVA TURNUVASI OLMAZ MI?
G.Saray, Beşiktaş ve Fenerbahçe yönetimleri ya birlikte ya da bireysel olarak kendi stadlarında özel turnuva düzenlemeyi artık gündemlerine almalıdır. Turkcell, Ülker, Telekom, Vodafone, Avea gibi dev firmalar rahatlıkla sponsor olur.
Örneğin, Ülker çikolatada dünya markası olan “Godiva” adı altında düzenlenecek bir turnuvaya sponsorluk yapar. Ancak bu düşüncenin hayata geçmesi mevcut kulüp yöneticileriyle değil profesyonel kadrolarla gerçekleşir. Bu iş Avrupa’da şöyle yapılıyor: Turnuva paketi hazırlanıyor. Kulüplere davetiye gönderiliyor. Katılacak takımlar belirlendikten sonra sponsorlara teklif ediliyor.
YARIŞACAKSAK ÖRNEK ALALIM
2005′te Devler Ligi’ne ev sahipliği yaptık. 2009′da Saracoğlu’nda UEFA Finali oynanacak. Ülke olarak 2016 Avrupa Şampiyonası’nı düzenlemeye talibiz. Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe sezon öncesi sıradan takımlarla maç oynamayı bırakıp artık turnuva kültürüne ayak uydurmalıdır. Avrupa ile yarışacaksak, Avrupalı’nın sezona hazırlanış zihniyetini, hazırlık maçlarına bakış açısını örnek almalıyız.

Dünyanın en iyi oyuncularının F.Bahçe’nin kapısını çaldığını söyleyen Yıldırım; Güiza ve Josico’yu aldı; gidenlerin bile yeri dolmadı. Taraftara ise bu soruyu sormak kaldı.
Daha sezon biterken ortalığı bir dedikodu sarmıştı. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e, Roberto Carlos’tan bile büyük bir transferden bahsediyordu.(E. Özkök: Sizinle Zidane transferini konuştuk. Daha sonra Carlos’u aldınız. Seneye de var mı böyle transfer? A. Yıldırım: Seneye de Carlos gibi bir isim daha alacağız. Temas kuruldu. Ama şunu söyleyeyim, teklif bizden gitmedi. Ondan geldi.E. Özkök: Brezilyalı mı? A. Yıldırım: Değil. Dünyanın en iyi oyuncularından biri.Yukarıdaki sözlerin yer aldığı röportajdan bir gün önce Takvim Gazetesi’nde Hakkı Yalçın’a benzer sözler söylemişti. Yapılan işler ortadayken, Fenerbahçe taraftarı kulübe müthiş bir maddi akış sağlamışken, kimse bu sözleri ‘havada’ sanmadı. Aksine herkes sarıldı.Aziz Yıldırım, kulüpten ayrılacağı kesinleşen Mehmet Aurelio konusundaki eleştirileri Divan Kurulu’nda cevaplarken de, “Kimse merak etmesin. Ondan daha iyisini alırız” diyordu. İddialı demeçler sadece bu kapsamda kalmadı elbette. Aziz Yıldırım veya yöneticilerine göre dünyanın önemli oyuncuları için onlara teklifler geliyordu. Yıldızlar sıradaydı. İstediklerinde alamayacakları oyuncu yoktu. Yandaş alkışlarıyla süslenen bu ‘hamaset politikasından’ ortaya çıkanlara bir bakın.. XABI VE SENNA’NIN KAPISINDAN DÖNDÜLER Kezman’ın yarattığı hayal kırıklığından kurtulmak isteyenler, yaklaşık bir yıldır forvet ararken, izlettirirken, Güiza’yı satın aldılar. 40 milyon euroya kulübün tamamını satan Mallorca’ya, Guiza için 15 milyon euro ödeyerek yaptılar bunu. “Alamayacağımız oyuncu yok” diyenler Xabi Alonso ve Senna’nın kapısından döndüler. Bu sözleri söyleyenler, sözleşmeleri bitince gidenlere (Aurelio, Tuncay, Serhat Akın, Rüştü, Mehmet Yozgatlı, Ümit Özat…) “Dur” bile diyemediler.Güiza transferi sonrasında “Avrupa, Fenerbahçe’yi konuşuyor” diye gururla söylüyorlardı. Avrupa, Fenerbahçe’nin hangi özelliğini (!) konuşuyor, Allah’tan belirtmediler. İYİ OYUNCULAR NEDEN KAÇIYOR? Atalarımız güzel söylemişler; “Büyük lokma ye, büyük laf etme” diye. Hamaset kayığına bindirdikleri milyonlarca taraftarı, konuları-gündemi değiştirerek oyalıyor, tribünlere “Tek kimlik Fenerbahçe” yazılarını asarak, hedefi şaşırtmaya çalışıyorlar.Aurelio’dan daha iyisi Senna veya Alonso’ydu. Böyle bir futbol gerçeğini Josico’yu alarak mı kapatacaklar? Geri dönmek isteyen oyuncularına kulüp kapısını kapatmaları, geride kalanlara bir ders niteliği taşıyabilir, “Bakın eğer giderseniz dönüş yolunuz kapalı” mesajını iletebilir. Ama zaten belli kaliteye ulaşmış her oyuncusu ilk teklifte Fenerbahçe’den gitmiş. Böyle tehdit veya ders ile nereye varacaklarını umuyorlar? Türk Pop Müziği’nin güzel dizeleridir; “Hani verdiğin sözler” diye başlar. Sevgiliye sitemle devam eder. Aziz Yıldırım veya yöneticilerinin söyledikleri ile yaptıkları arasında fark bu kadar büyüdükçe, onlara alkış tutanların kafasındaki soru işaretleri de irileşecek. Artık ellerinde bahaneleri de kalmıyor. Hakemlerdi, federasyondu 10 yıldır hedef değiştirdiler. TEK REİS’İN 6 G.SARAY ŞAMPİYONLUĞU Görev süreleri içindeki altı Galatasaray şampiyonluğunun faturasını üstlerinden aldılar. ‘Tek reis’, yönetimindeki ‘yırtıcı santrforları’ birer birer gönderince, Güiza’ya 15 milyon euroyu tıkır tıkır sayıyor, Josico’yu Aurelio’dan daha iyi zannediyor, “Tam kafama göre hoca” diyerek 70 yaşındaki Aragones ile anlaşıyor.Bize de şarkısı kalıyor; “Hani verdiğin sözler.”

Galatasaray’ın 3 gün arayla üst üste iki maçı oynayacak fizik güce sahip olmadığı Kayseri‘de iyice su yüzüne çıktı. Bu durum da, Skibbe’nin hazırlık kampında Galatasaray’ı iyi çalıştırmadığının bir göstergesidir. Galatasaraylı oyuncular fizik kaliteleri kötü olduğundan mesafe katetmekte zorlanıyor, güçsüzlükten istedikleri hareketleri saha içinde yapamıyorlar. Skibbe’nin iskelet kadroyu belirleyememesi ve ‘deney’ yapar gibi sürekli kadro üzerinde oynaması yetersizliğini ortaya koyarken, Galatasaraylı oyuncuları da şaşkın ediyor. Alman hocanın, oyuncuların yerlerini kadro arayışı içinde sık değiştirmesi hem Galatasaray’ın takım uyumunu sağlamasını engelliyor hem de futbolcuların kendine olan güvenini yaralıyor.
Skibbe kulübeden yanlış yapmasına karşın Aragones gibi otoriter davranamıyor. Bu otoritesizlik yüzünden Galatasaraylı oyuncular kafalarına göre oynuyor. Kısacası; Galatasaray’da takım disiplini yok, fizik güç yok, yardımlaşma yok, ruh yok ve en önemlisi hoca yok. Galatasaray yönetimi sokak kemancısından orkestra şefi yaratma ısrarını sürdürürse Galatasaray akordu bozuk takım olmaya devam eder.
AYDIN TERCİHİ YANLIŞTI
Galatasaray’ın defoları ilk yarı mehtap gibi ortadaydı. 50 milyon dolarlık transfer yapan Galatasaray’ın altı eksikli Kayserispor kalesinde ilk yarı tek pozisyonu olmadığı gibi korneri bile yoktu. Aydın tercihi yanlış bir sürprizdi. Bunca pahalı transfer arasında Aydın kurtarıcı olacaksa vay Galatasaray’ın haline. Aydın eline geçen fırsatı kullanmadığı gibi Galatasaray’ı 10 kişi oynattı.
İkinci yarı Arda, Lincoln’un görevine soyunup Kewell sola geçince Galatasaray hareketlendi. Kewell geniş alanlar bulunca Galatasaray Kayseri kalesine daha etkili gitti. Bu değişim için ilk yarının bitmesi mi gerekiyor? Çünkü Skibbe oyunun içine elini sokmuyor; elleri cebinde maçı izliyor. Baros transfer ediliyor; 70′te oyuna giriyor ve Karan çıkıyor. Galatasaray’ın gole ihtiyacı var ama Skibbe Steaua maçında yapmadığı çift forvet hamlesini eksik Kayserispor önünde bile yapamıyor. Galatasaray taraftarı bu sezon tribünde ve TV başında çok saç baş yolar.
Not: De Sanctis kalitesini belgeledi. Kurtardığı golde köşeye kartal gibi pike yaptı. Hangi Türk kalecisi olursa olsun Olembe’nin vuruşunda topla ağlara girerdi.

Partizan maçı öncesi ve sonrası vurguladım; Fenerbahçe’nin bugün sakatlar yüzünden eldeki orta saha oyuncularıyla günümüz futbolunun istediği ilkeleri yerine getirmesi kesinlikle mümkün değil. Belli bir metrekarenin dışına çıkamayan Maldonado, ağır, devamlılığı olmayan, pres yapmayan Alex, ne zaman ne yapacaklarını ne kendileri ne de arkadaşları anlayabilen Uğur ve Kazım.
Fenerbahçe, İstanbul BŞB karşısında sıkıntılı bir ilk yarı yaşadı. Kadro yapısı dolayısıyla oyuna istenildiği gibi hükmedilemedi, rakip baskı altına alınamadı. Oyun geniş alana yayıldı, sürekli yerleşmiş savunmaya hücum etmek mecburiyetinde kalındı. Kanatlar hiç çalışmadı, çalışması da mümkün değildi. Çünkü Uğur Boral ve Kazım yardımlaşmayı ve kanat kombinelerine ortam hazırlamayı bilmiyorlar. Üstelik de üst düzey bireysel oynuyorlar. Böyle bir tabloda kenar defans adamlarından kanat atakları bekleyemezsiniz.
İlk devredeki en olumlu hareket, Semih’in sezisiyle kaptığı bir sürpriz topta çok iyi zamanlamalı bir pasla Güiza’yı kaçırmasıydı. Faulle kesilen bu atak da rakibi 10 kişi bıraktı.
KOLAY SARI KART!
İkinci devre başında İstanbul BŞB 9 kişi kalınca maç da bitti. Fenerbahçe’nin orta sahasında defansif-ofansif en başarılı isim bu seneye kadar bu bölgede hiç görev yapmamış Semih olduğuna göre sakatlar iyileşene kadar F.Bahçe sıkıntılar yaşamaya devam edecek. Diğer gözlemlediğim bir konu da Alex artık duran topları iyi kullanamıyor. Bu da Fenerbahçe’nin duran toplardaki silahını ortadan kaldırmış durumda. Güiza yine çok gol kaçırdı ama kısa sürede patlama yapacağı görüşündeyim. Çünkü sürekli çalışıyor ve futbolu biliyor.
Hakemler için senelerdir üzerinde durduğum konu kolay sarı kart çıkarmanın maçlardaki adaleti ortadan kaldırması. Ligin ilk haftasında bu konuda iki örnek yaşadık. Ali Sami Yen’de M. Kamil Abitoğlu, Avni Aker’de Cüneyt Çakır‘ın yanlış gösterdikleri ilk sarı kartlar yüzünden iki oyuncu ikinci sarıdan kırmızı kart görmesi, maçların neticesine etki etti.
Dün gece de Süleyman Abay aynı hataya düştü. İstanbulsporlu Serhat’ın ilk sarı kartı son derece gereksizdi. Hatta ikinci sarı dahi bana göre tartışılır.

Partizan karşısında büyük efor sarfeden Alex, Güiza ve Semih o maçı koparttılar. İstanbul BŞB mücadelesini izlemek için Şükrü Saracoğlu Stadı’na gelen bütün Fenerbahçeli taraftarlar onlardan daha büyük bir başarı beklediler. Beklerken de yanıldılar. Çünkü futbolun bir kişiyle değil, 11 kişiyle oynandığı gerçeğini anlamadılar. Ben beklerdim ki Fenerbahçe sahasında oynadığı ilk maçta rakibini boğacak, üstüne gelecek, pozisyon üstüne pozisyon bulacak golleri sıralayacak… Ama olmadı. Kafama takılan soru şu: Geçene seneki gibi Fenerbahçe, Avrupa maçlarında oynadığı futboldan ve kazandığı başarılardan sonra hep puan kaybetti. Bundan korkuyordum. Korktuğum da başıma geldi. Eğer İstanbul BŞB, 9 kişi kalmasaydı bu galibiyet elde edilebilir miydi? İşte bunları sorgulamak lazım. Dün akşamın olumlu yönleri de var. Herkesin salladığı Uğur Boral parladığı anlarda neler yaptığını gösterdi. Ne kadar birbirleriyle kopuk oynasa da Semih- Güiza-Alex üçgenini yadsımak mümkün değil. Aragones; bu üçgeni çok iyi ve çok akıllı kullanmalı. Çünkü Fenerbahçe’nin başarısı bu üçlüden geçiyor. Gökhan’la oturun konuşun Bir sözüm de Kazım’a… Gol attığı için kimseyi kahraman yerine koymam. Kazım, çok güzel gol attın ama arkanda oynayan Gökhan Gönül ile iletişimin sıfır. Geçen sezon Gökhan önünde oynayan Deivid’le hem Fenerbahçe’nin hem de Milli Takım’ın değişmez futbolcusu oldu. Çünkü Deivid, Gökhan’a sürekli boş yollar açıp oraya paslar atıyordu. Ama sen sürekli topu ayağında tutup, çalıma gidip, Gökhan’ın koşu yollarını kesiyorsun. Benim tavsiyem Gökhan’la oturun konuşun. Yoksa bu iş böyle olmayacak. Neticede Fenerbahçe, Antep mağlubiyetinden sonra Partizan galibiyetiyle Şampiyonlar Ligi’ne girdi. Arkasından da öyle ya da böyle İstanbul BŞB’yi yendi ve ligde de yoluna devam ediyor. Aslında bu da bir şanstır. Çünkü geçen sene İstanbul BŞB’ye iki maçta 5 puan kaybeden Fenerbahçe, bu kez daha ilk maçında 3 puan aldı. Bu yönde şanssızlığını kırdı diye düşünebiliriz. Önümüzde daha uzun bir yol var. Fenerbahçe’nin futbolunu eleştirebiliriz ama dışarıda kalan 7 sakat futbolcu takıma monte edildiği zaman ne duruma geleceğini o zaman tartışırız. Şu anda Fenerbahçe’ye çok saldıranlar var. Tam takım olduğu zaman ne olacağını hep beraber göreceğiz. 9 kişi kalan ‘İstanbul BŞB’yi yendi’ diye kimse bayram etmiyor tabii ki…. Biraz daha dikkat. Yoksa bu iş böyle gitmez.

İstanbul BŞBden atılan Metin Tepe bariz gol şansını engellemeden dolayı kırmızı kart gördü. Hakem Abay tarafından gösterilen kart eğitim seminerlerine ders olacak nitelikte doğru bir karttı. Serhat Gürpınarın kartlarına itirazım var. Birinci sarı kart kolay bir sarı karttı. Hakem burada kolaycı ve acemi bir uygulama yaptı. Böyle kart verilmeyen yirmi tane pozisyon gösteririm. İkinci sarı kart kontrolsüz ve tehlikeli hareketti. Ayağa gelse maazallah kırar geçer. Onun için karşılığı karttı ve hakem de öyle yaptı. İkinci olunca da dışarı atıldı. Rakip takıma verilmeyen kartlar vardı. Abayın kart konusunda daha dikkatli ve kurala uygun yorumlar yapması gerekir.

F.BAHÇE dün akşam, geçen sezon 5 puan kaybettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi karşısına stresli çıktı. Bu tip maçların anahtarı, erken bir gol atmaktır. İstediğin kadar iyi oyna, istediğin kadar istekli ol, istediğin kadar seyircin olsun gol çok önemli bir şey futbolda. Çünkü golü attığın zaman rahatlıyorsun. Gol geciktikçe de takımın oyun şekli bile değişiyor.GÖRÜNEN o ki, yeni transfer Güiza üzerindeki gol baskısıyla oynuyor. Tabii bu baskı, normal oyununu son derece etkiliyor İspanyol futbolcunun. Öyle ki, topsuz alanda tek başına bir sağa, bir sola zaman zaman şuursuzca koşturup duruyor. Zaten bütün golcülerin zorluğu da herkesin onlardan her maçta gol beklemesinden kaynaklanır.KAZIM’A bir hastalık geldi galiba. Topu ayağında çok tutan Kazım, artık seyircinin de tepkisiyle karşılaştığı halde ne zaman nereden çıkaracağını maalesef bilemediği için F.Bahçe’nin temposunu zaman zaman frenliyor. Neyse ki sonunda bir gol atabildi. Uğur’un ise ‘çabuk oynamak’adına normal topları maalesef kullanamadığını gördüm.İLK yarıda F.Bahçe’de normal oyununu oynayabilen sadece iki futbolcu vardı Alex ve Semih. Bana göre maçın dönüm noktası, Güiza’yı düşüren Metin’in haklı olarak kırmızı kartla oyundan atılmasıydı.MÜKEMMEL ALEXİKİNCİ yarının hemen başında Serhat’ı ikinci sarı karttan kırmızı kartla oyundan ihraç eden hakem Belediye’yi 9 kişi bıraktı. Tabii bundan sonra da maçın şekli belli olmuştu F.Bahçe gol için yüklenecek, Belediye de ancak kendi sahasında durarak bekleyecekti. Kazım’ın ayağından gelen golün dakikası 52 olmuştu. İkinci golün bence asıl sahibi Güiza’ydı. Öyle bir kafa pası verdi ki, Semih topu çok iyi takip ettiği için boş kaleye ikinci F.Bahçe golünü attı.DÜN maçı seyrederken, Alex’i bir kez daha kutladım. Rakibin 9 kişi kalmasına oyun disiplininden kopmayan, şut atan, top kapan, pas veren, yani topun gerektirdiği her şeyi yapan bir adamdı Alex. Öyle bir an vardı ki, çelme yedi, kalktı, topu yine kaptı ve istediği yere göndermeyi bildi. Alex’in inşallah bu tarzı, bütün F.Bahçeli futbolculara örnek teşkil eder.ÖNEMLİ olan dün F.Bahçe’nin sahasındaki bu kritik maçta 3 puanı kazanmasıydı. Çünkü lige daha ilk maçta mağlup başlamak F.Bahçe için büyük bir kayıptı.

BİR takım gücünü motorundan, yani merkezinden alır. Ancak F.Bahçe’de bir güç sorunu var. Çünkü ön libero Alex hâlâ yarım adam, Maldonado ‘karıncaezmez’ gibi.. Uğur ile Kazım topsuz alanda hikaye! Bu tablo Fener’i kırılgan yapıyor. NİTEKİM, Büşükşehir bu zaafı değerlendirmek istedi. Her topu ayağa ve kıymetini bilerek kullanıp oyuna girdiler. Gerekirse sahanın bütününü pasla geçmekti hedef. Bu uğurda reel bir sağ kanat olan Okan bile Tijikuzu’nun yanındaydı. BU Fener’i etkisiz kıldı. Ancak Semih’i değil. Nitekim, onun özel presiyle oluşan pozisyonlarda Güiza ve Uğur net fırsatlar buldu. Ancak ikisi de dağınıktı. Hele de Uğur. Sağını yürümek için kullanıyor ki, atamadı basit golü. Oysa büyük takım oyuncusu, yemez-içmez zayıf ayağını güçlendirir. Bu bizde yok.***TAKIMDA tek koşan adam Semih. Yeri yanlış olsa da Aragones’in olumlu sonuç veren bir hamlesi var. O da Semih’i top rakipteyken ön libero, Fener’deyken 2. forvet gibi kullanmak. Bunun için büyük bir enerji gerekiyor. Ve Semih, deli gibi her alana koşuyor. O ruh, yani Tuncay rolü, orta sahayı biraz güçlendirmese F.Bahçe, hiç maça ortak olamayacak. Hele de 11 kişilik Belediye’ye karşı, oyun kurmak imkansızdı! Güzia’nın Okan’dan kaptığı top ise kader anı oldu. Semih’in Alex-vari pasla arkaya kaçırdığı Güiza, deparsız stoper Metin Depe’yi attırdı. İş orda koptu.BU eksilmeye rağmen Belediye, 30-45. dakikalar arası harikaydı. F.Bahçeli oyuncular ise onları izlemekle yetindi… Hele devre arası F.Bahçe 11′inin bir soyunma odasına gidişi var ki, sormayın. Sanki 40 yıllık yük vardı omuzlarında… Ağır, aksak ve umutsuz. Daha ötesi bitik…!***BİR şans daha gerekiyordu belli ki Fener’e… Onu da Lugano yarattı. O bilindik uyanıklığıyla Serhat’ı oyundan attırdı. Lugano bu işi seviyor. Serhat gibi bir deneyimin bu tuzağa düşmesi onun acemiliği.. Peki fair-play? İki oyuncu da acaba bu atılmayla sonuçlanan olayı içine sindirebildi mi?DOKUZ kişi oynamayı en iyi bilen takım F.Bahçe’ydi. G.Saray’a karşı bir duruş sergilemişlerdi. Belediye aynı ruhla fazla direnemedi. Çünkü Semih, yine kendi yarattığı bir operasyonla Maldonado’ya ‘al da at’ asisti hazırladı. Deivid gibi olmayı, yani içeri girmeyi akıl eden Kazım golü attı. Maçın en sevimsiz adamıydı golü atan. Ezdiği her topta çıldırdı Aragones ve seyirci.. Kazım değişmeli…***İKİNCİ golün Güiza’nın asistiyle ve topsuz alanın süper adamı Semih’ten gelmesi iki çalışkanın ödüllendirilmesiydi. Ancak Güiza’ya parantez açalım. Giderek Kezmanlaşıyor… Neden? Çünkü F.Bahçe, bireysel hücum yapıyor. Takım hücumu değil.. O da yalnızlaşınca Kezman gibi agresifleşiyor.SON söz. Taraftar ‘Şampiyon’ diye bağırdı. Ancak sahada o umudu veren futbol yine yoktu. Umut kaf dağının arkasında değil! Çünkü bu takım değişir.Dikkat! Bazı konulara değinmek istiyorum. Volken Demirel, Uğur Boral’a fırça attı. Tribün önünde kavga etmek hiç hoş değil. Hele de kendi mahallende. Çünkü bağırarak o ıskaları engelleyemiyorsunuz. Öyle ki, F.Bahçe takımı ‘canlı bomba’ydı adeta.. Carlos (Dk.2), Yasin (5 ve 24), Lugano (7), Volkan (25) ilk yarım saatte 5 ciddi hata yaptı. Ve F.Bahçe’nin boyu kısa. Alex’e dikkat ettim, kornerleri ve serbest atışları yerden ve sert yapıyor artık. Sonuç şansa kalıyor. Bir de, 4 Fenerli yine sarı gördü. Bu nasıl disiplin?