Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Ömer Üründül’ Category

Kontrolsüz G.Saray!

Tuesday
Jul 22,2008

Ömer Üründül

Galatasaray günümüz futbolunun istediği ilkelerin büyük bölümünü yerine getirebilen geniş ve alternatifli bir kadroyla, sezon öncesinin en az sorunlu takımı konumunda. Ayrıca alt yapıdan gelen yetenekli gençleri de var. UEFA şampiyonluğu ile noktalanan ilk Fatih Terim döneminde yerleşen dar alan presine ve ileride çoğalma prensibine dayalı, tempolu ve dikine oyun modeli; değişen teknik direktör ve oyunculara rağmen devam ediyor. Eğer bir takımın oturmuş sistemi varsa hem yeni gelen teknik direktörün hem de yeni transferlerin işleri kolaylaşıyor.

KANATLAR ÇOK ETKİLİ
Michael Skibbe teknik direktörlüğe çok genç yaşta başladı. Leverkusen’de de oldukça deneyim kazandı. Genel görüntüleri ve aynı ekolün uygulayıcısı olduğundan ben Skibbe’yi Löw’e benzetiyorum. Löw’ü Fenerbahçe‘de zaman zaman eleştirdim ama Fenerbahçe‘de devam etmesi hakkında da görüş bildirmiştim. Çünkü önemli artıları vardı. Ancak Alman hoca tam uyum sorununu halletmiş, istikrar ve sistem açısından katkılar sağlayacakken gönderildi. Bakalım Skibbe, Galatasaray‘da uzun süre kalıcı olabilecek mi? Alman teknik direktörlerin genel oyun stratejisi tempo, pres ve kanat ataklarına ağırlık vermektir. Galatasaray‘ın da tempo ve pres açısından kadro yapısı buna uygun. Arda, Kewell, Sabri, Barış, Serkan ve Aydın gibi orta sahanın kenarlarında görev yapabilecek etkili isimler var. Hakan Balta’nın EURO 2008′deki her maç üzerine koyan performansı da önemli avantaj. Kanat bindirme özelliğiyle Uğur Uçar tam Skibbe’nin istediği kenar defans adamı.

HEP TEMPOLU OYNANMAZ
Bence Skibbe’nin üzerinde durması gereken çok önemli bir konu var. Galatasaray‘ın en zayıf tarafı kontrol futbolunu bilmeyişi. Günümüzde sistemin ne olursa olsun ne kadar yüksek tempolu oynarsan oyna, maçların genel gidişatına, zorluk derecesine ve skorlarına göre belli zamanlarda mutlaka kontrol futbolu gerekiyor. Eldeki geniş ve birbirlerinin özelliklerini tamamlayan kadronun en büyük sıkıntısı burada yatıyor. Skibbe bu sorunu halledebilirse ve Lincoln ve Kewell’dan mümkün olan en iyi randımanı alabilirse işi daha da kolaylaşır.

Tuesday
Jul 15,2008

Ömer Üründül

Fenerbahçe‘nin transfer politikasına akıl sır erdirmek mümkün değil. Bugüne kadar genellikle geçmişleri sorunlu olan, Türkiye‘de ne yapacakları bilinmeyen oyunculara büyük paralar ödendi. Bu ödenen paraların karşılığı nın alınamadığı üç örnek var: Anelka, Kezman ve Roberto Carlos. Tabii Roberto Carlos’un transferine ayrı bir yer ayırmak lazım. Sakatlanana kadar kendisinden beklenen randıman alınamadı. Ağırlığı ve deneyimiyle takımın moral gücü dendi. Ama Ali Sami Yen’deki final derbisinde arkadaşlarının yanında değil, Brezilya’da tatildeydi.
Bir de madalyonun öbür yüzü var. En faydalı oyuncular küçük hesaplar ve iletişim eksikliği yüzünden takımdan gittiler. İki sene evvel bana Fenerbahçe‘nin en faydalı, mutlaka takımda olması gereken üç ismini sorsalar hiç düşünmeden şu cevabı verirdim: Tuncay, Aurelio, Semih. Geçen sezon Tuncay gitti; bu sezon da Aurelio. Aslında Zico ve yönetimin bakış açısıyla Semih de Aurelio’dan önce giderdi ama Semih yaşadığı büyük haksızlıklara rağmen Fenerbahçe‘de kalmayı tercih etti. Tabii ki kendi tercihidir.
Aurelio’nun gitmesi büyük kayıptır. Bu kadar faydalı, istikrarlı ve devamlılığı olan bir ön liberoyu 15 milyon euro’ya bulamazsınız. Üstelik Aurelio Türk statüsündeydi. Bugün Avrupa Şampiyonu İspanya’da, orta sahada o kadar yıldız varken Aurelio’ya benzer yapıdaki Senna takımın temel direğiydi. Aragones orta sahada bir tek ona hiç dokunmadı .

ZİCO’NUN GİDİŞİ DOĞRU
Fenerbahçe yönetiminin en doğru kararı Zico’yla yolları ayırmaktır. Her zaman vurguladım: Tesadüfen gelen başarılı neticelere aldanmayacaksın. İyi antrenör vardır, kötü antrenör vardır. Zico benim bugüne kadar gördüğüm en zayıf teknik adamlardan biriydi. Bu konuyla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Abramovich, Mourinho’yla yollarını ayırdıktan sonra takımın başına Avram Grant’ı getirdi. Hiç kimse Grant’ı Chelsea‘nin başında olmaya layık görmedi. Eğer Terry’nin ayağı kayıp penaltıyı kaçırmasa, Chelsea Avram Grant’la Şampiyonlar Ligi şampiyonu olacaktı. Öyle de olsa Grant gidecekti. Fenerbahçe‘ye tarihinde ilk defa çeyrek final oynatan Zico’nun peşinde olan bir uluslararası takım veya kulüp takımı şu ana kadar yok. Olacağını da zannetmiyorum.

ALEX EN FAZLA 60 DAKİKA
Fenerbahçe bu sezona İspanya’yı Avrupa Şampiyonu yapan Aragones’le başlıyor. İspanya EURO 2008′de bütün dişlileri makine düzeninde işleyen bir futbol sergiledi. Aragones’in kenar müdahaleleri oldukça ilginçti. Başta Torres olmak üzere en önemli yıldızlarını performanslarından memnun olmadığı dakikalarda oyundan aldı. Fabregas gibi bir yıldız Aragones’in 4-4-2 düzenindeki ideal 11′inde yoktu. Villa’nın sakatlığı dolayısıyla finale tek forvetli, Fabregas’lı 11′le başladı. İlk oyundan çıkardığı da Fabregas oldu. Finalde ikinci yarıda skor avantajına sahipken çok kısa bir bölüm Almanya biraz hareketlenince, iki önemli orta saha oyuncusunu birden çıkarıp yerlerine soktuğu isimlerle oyunun gidişatını takımı lehine çevirdi. Bir de mantıkla bağdaşmayan çılgınlığı vardı. Yarı finalde Rusya karşısında tek farklı skor avantajına sahipken ve her an ikinci golün geleceğini gösteren bir oyun şekillenmişken bitime 22 dakika kala 3 oyuncu değiştirme hakkını bitirdi. Olası bir sakatlık probleminde maç oradan aleyhe de dönebilirdi. Aragones de bunun faturasını çok zor öderdi.
EURO 2008′de izlediğim Aragones profilinde, Alex Fenerbahçe‘de en fazla 60 dakika forma şansı bulabilir. Geçen seneki durumuyla da Kezman hiç forma şansı bulamaz. Tabii Aragones Türkiye‘de prensiplerini değiştirmezse… Güiza’yı dikkatle izledim. Öne doğru oynayan çabuk bir forvet tipi. Zamanlamalı koşularla defansların arkasına aniden sarkabiliyor. Golcülüğünün yanında asist özelliği de var. Bana göre Semih ile birlikte birbirlerinin özelliklerini tamamlayan uyumlu bir partner olurlar.

Doğan doğru modeldi

Tuesday
Jul 8,2008

Ömer Üründül

Hasan Doğan ne tipik bir halk adamıydı, ne de onca ‘iş adamı’ unvanı olmasına rağmen insanlara yukarıdan bakan biri. Tam ortadan üstlendiği görevi, hassas ve titiz ilişkiler çizgisi üzerinden yapmaya çalışan bir lider tipiydi. Ülke futbolunun uzun yıllardır yaşadığı ve ne yazık ki gerek yönetici gerekse spor medyası tarafından her gün altı yakılan kaos kazanının içine düşmemeye gayret eden bir kişilik çizdi. Milli Takımımız’ın Avrupa Şampiyonası’ndaki ciddi başarısı tabii ki tamamen Hasan Doğan’a mal edilemez. Bu kolektif bir başarı. Ama Doğan; harcadığı yoğun mesai, yönetim becerisi ve birleştirici yaklaşımıyla Avrupa Şampiyonası’nda çok önemli katkılar yaptı.

PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMELİ
Genç yaşta kaybettiğimiz Doğan’ın asıl notunu bir tam sezon lig yaşadıktan sonra, ya da o ligi uzun süre yaşarken vermek daha doğru olacaktı. Ama kader gerek biz spor medyasını, gerekse Doğan’ın kendisini bu değerlendirmeyi yapma noktasından alıkoydu. Nur içinde yatsın. Bakalım yazımızın girişinde fotoğrafını vermeye çalıştığımız doğru federasyon başkanlığı tipinin yenisini görebilecek miyiz?
Hasan Doğan’ın en büyük ideali futbol okulları projesiydi. Onun ruhunu şad edebilmek için bu proje ivedilikle hayata geçirilmeli. Çok saygı duyduğum Hasan Doğan’a Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine de başsağlığı diliyorum.

Saturday
Jun 28,2008

Ömer Üründül EURO 2008′de inanılmaz maçlar sonunda dünya gündeminde baş sırayı alan Milli Takımımız, yarı finalde Almanya karşısındaki futboluyla da bütün gönülleri fethetti ve şampiyonaya ayrı bir renk kattı. Tabii ki çok iyi oynayarak kaybettiğimiz yarı final maçından sonra çok üzüldük. Ama yapacak bir şey yok. Bizlere bu büyük heyecanı yaşatan Fatih Terim’i, yardımcılarını ve tüm futbolcularımızı canı gönülden kutluyorum. Almanya’yı senelerdir takip ederim. En kötü dönemlerinde bile bir bakarsınız final oynamışlardır. Ama kendimi bildim bileli Almanya’yı bizim maç hariç 10 dakika dahi oyuna hükmedemediği başka bir karşılaşma hatırlamıyorum.

ALMANYA’YI OYNATMADIK
Milli Takımımız’ın Almanya maçında rekor eksiklere rağmen sahaya çıkan takım tertibi kolektif futbolu oynamaya yatkın bir kadroydu. Mehmet Topal’ın orta saha oyuncusu olmasından dolayı top kullanabilme özelliği stoper görevinde hazırlık pası yapmamıza ve oyunu geriden iyi başlatmamıza olanak sağladı. Orta sahanın ortasında Ayhan pres özelliği ve akıllı top kullanma becerisiyle, Aurelio ile birlikte olgun bir ikili oluşturdular. İleride Semih de rakip kaleye sırtı dönük oynamasını bildiğinden, Hamit’in de katkılarıyla topa sahip olan bir takım oluştu. Futbolcularımızın yüksek motivasyonu Fatih Terim’in kenardan müthiş sinerjisiyle birleşince rakibi oynatmayan ve kendi oynayan bir takım sahaya yansıdı. Hem de Almanya gibi güçlü bir rakip önünde. Ama ne yazık ki bu defa son dakikada kaybettik.

KOLAY GOL YİYORUZ
Her zaman vurguladığım bir konu var. Bizim en büyük rahatsızlığımız kolay gol yemek. Kalemize 5 defa gelen Almanya 3 defa gol attı. Bir örnek verelim. Şampiyonanın en iyi takımlarının başında İspanya geliyor. Hücum güçleri de çok kuvvetli. Ama formsuz ve hücum gücü yetersiz İtalya 120 dakikada İspanya’ya 1 net gol şansı verdi. Aslında yarı finalde Almanya’dan başka bir takım olsa biz o futbolu sergilesek ve son dakikada skora denge getirsek kesinlikle kaybetmezdik. Ama Almanlar çok profesyonel ve soğukkanlı. Ayrıca hiç demoralize olmuyorlar. Bu özellikler artık onların klasikleri. Lahm defans bloğunun solunda çok önemli bir kenar adamı. Hem defansif yönü iyi hem de ofansif. SabriKazım ikilisinin karşısında futbol hayatının en zor anlarını yaşadı. Rekor sayıda çalımlar yedi. Hakemin vermediği sarı kartlık fauller yaptı. En sonunda Sabri’den yediği moral bozucu çalımla Semih beraberlik golünü attı. Lahm’dan başka her futbolcu bu durumda çökerdi. Ama Lahm gitti 90 dakikada takımını finale götüren golü attı.

İŞTE
SEMİH BU
Semih’in çok yönlü bir santrfor olduğunun farkına varamayanlar ve onu bir türlü Fenerbahçe ve Milli Takım’a layık görmeyenler, artık gerçekle yüzleşmişlerdir. Semih çok önemli bir golcü olmasının yanı sıra sistemin işlemesini sağlayan önemli bir nokta santrfordur. Almanya karşısında iki güçlü stoperle boğuştu. Defalarca top kazanıp atakların olgunlaşmasını sağladı. Baskı uyguladı. O kadar yorgunluğun üstüne ön direkte iğne deliğinden klas bir gol attı. 3 golü de çok kritik anlarda attı. Ayrıca hiç hayatında penaltı atmamasına rağmen Hırvatistan’a bir de penaltı golü attı. Yaptığımız 5 maçın toplam süre olarak yarısında görev aldığı halde, finale kalabilsek belki de gol kralı olacaktı. Almanya maçındaki futbol ve kenardan seyrettiğim Fatih Terim sinerjisi bizim her zaman arzu ettiğimiz bir tabloydu. Çünkü bu tip bütünleşme birçok eksiği bulunan futbolumuzun en önemli gücüdür. Bu havayı yakalamışken Fatih Terim’in Milli Takım’da devam etmesi gerekir. Hedefler bitmez şimdi hedef önce 2010 Dünya Kupası’ndaen iyisini yapmaktır. Fatih Hoca’ya diyorum ki bu güzel düzen bozulmasın; aynı hırsla ve inançla devam etsin. Çıtayı düşürmeyip daha yükseklere taşıyalım.

Kalan sağlar bizimdir

Tuesday
Jun 24,2008

Ömer Üründül

Portekiz yenilgisiyle başladığımız EURO 2008′de nefes kesen maçlar sonrasında yarı finale yükseldik. Hele inanılmaz çeyrek final karşılaşmasının ardından dünya bizi konuşuyor. Futbol tarihinde 119. dakikada gol yiyip son saniyede cevap veren başka bir takım olmadı.
Milli Takımımız’ın birçok saha içi rahatsızlığı var. Belli bir sistemimiz ve kadro istikrarımız yok; bu yüzden organizasyon sıkıntısı çekiyoruz. Kadroda bulunan ve bulunmayan defansın ortasındaki tüm futbolcularımız, yapıları itibariyle geriden oyun başlatamıyorlar.
Aralarında hazırlık pası dahi yapamıyorlar. Günümüz futbolunda en önemli silahlardan biri duran toplar. Duran toplarda kolay pozisyon verirken, kendimiz zor pozisyon buluyoruz.
Bu kadar baş ağrıtan handikaplara rağmen yarı finale çıkmamız gerçekten büyük başarı. Bu başarıdaki en önemli etken de takım ruhu. Fiziki olarak maç sonuna kadar diri kalıyoruz. Bu da çok büyük bir artı.

BALTA OLGUNLAŞTI
Gruptaki son maçına işi bitirdiği için yedek kadroyla çıkan, dinlenmiş ve iyi futbol oynayan Hırvatistan karşısında zorlu bir mücadele verdik. 90 dakika içinde ciddi sıkıntılar yaşadık ama uzatma bölümünde hırsımız ve fizik gücümüzle kontrolü biz ele geçirdik.
Hırvatistan maçında Hakan Balta’nın gittikçe yükselen performansıyla artık olgun bir sol bek kimliğine büründüğü açıkça ortaya çıktı. Takımları incelediğimizde hepsinin defansının ortasında çok önemli oyuncular var. Emre Aşık ile Gökhan Zan, sakatlıklarına ve birçok temel eksikliklerine rağmen yapabileceklerinin maksimumunu yaptılar.

HAMİT’E SAYGI
Hamit ile Tuncay’ın devamlılıklarına ve sergiledikleri sınırsız enerjiye saygı duymamak mümkün değil.
Semih Şentürk, F.Bahçe’ye yaptığı çok önemli katkılara Milli Takım’da da devam ediyor. İsviçre’nin güçlü defansının arasından attığı mükemmel kafa golüyle maçı döndürmüştü. Hırvatistan maçında da uzatmanın son saniyesinde, santrası yapılamayan tarihi golü attı. Üstelik buna ilaveten, hayatında ilk defa penaltı kullandı.
Yarın gece yarı finalde Almanya karşısına çıkıyoruz. İşte tarihi bir maç daha…
Rakibimiz; deneyimli, güçlü ve eksiksiz bir takım. Biz ise rekor sakatlık ve cezalarla sahaya biri kaleci 14 kişi çıkacağız. Artık ‘Kalan sağlar bizimdir’ demekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
Futbolcularımız sahaya çıkıp her şeylerini ortaya koyacaklar. Bu çok zoru başarırlarsa tarihe geçecekler; başaramazlarsa canları sağolsun.

Semih Şentürk sahaya

Tuesday
Jun 10,2008

Ömer Üründül

EURO 2008′e ne yazık ki iyi bir başlangıç yapamadık. Milli Takımımız hakkında her zaman vurguladığım, klasik haline gelen bir teşhisim var: “Oturmuş sistemimiz yok, basit oynamayı beceremiyoruz. Bu rahatsızlığa bir de kadro istikrarsızlığı eklenince daha da zorlaşıyor.” Portekiz karşısında futbolcularımız hırslıydı. Koştular, mücadele ettiler. Kişisel becerilere sahip oyuncularımız da var. Ama günümüz futbolunda yalnız bunlar yeterli olmuyor. Kolektif bütünlük şart. Topa sahip olup iyi kullanmak gerekiyor. Defansın ortasında kadroda olan olmayan tüm oyuncularımız ne hazırlık pası yapabiliyorlar ne de geriden oyunu başlatabiliyorlar. Orta alanda istenilen düzeyde organize olamıyoruz. Orta saha-ileri uç bağlantısını istenildiği kadar kuramıyoruz. Bir diğer sorun da sürekli değişen kadro yüzünden ortaya çıkan uyum sorunu. Portekiz karşısında Kazım, Mevlüt, Nihat ve Tuncay bir arada görev aldılar. Dördü de genelde bireysel ağırlıkta oyuncular. Hiç de bir arada oynamadılar. Aralarında nasıl bir ilişki kuracaklar? Adeta çok bilinmeyenli bir denklem.

SABRİ-HAMİT BOZULMAZ
Fatih Terim’i eleştireceğim en önemli nokta santrfor tercihi. Saha içi düzeni oturmamış bir takım, bu rahatsızlığını en aza indirebilmek için, mutlaka sırtı dönük oynamasını bilen ve nokta santrfor özelliklerine sahip bir forvetle sahaya çıkmak mecburiyetindedir. 15 gün önceki köşe yazımda da geniş biçimde belirttim. Fatih Terim’in senelerdir Milli Takım’da alternatifi olmayan tek futbolcusu Hakan Şükür’dü. Her türlü değişik oyun kurgusunun odak noktasıydı. Çok da doğruydu. Bügünkü kadroda nokta santrfor özelliğine sahip tek isim Semih Şentürk. Ama Terim burada tamamen zıt kutup olan Nihat’ı oynattı. Bu tercih bize maçın hiçbir bölümünde kısa sürede olsa oyuna hükmetme şansı vermedi. Portekiz’in iki kaliteli defans adamı Carvallo ve Pepe hiç zorlanmadılar. Bir de üstelik Pepe geriden çıkıp takımını öne geçiren kritik golü attı. Bir anlam veremediğim diğer konu da Fatih Terim’in Sabri-Hamit uyumunu bozması. Bence sakatlığından dolayı Gökhan Gönül’ün kadrodan çıkmasından sonra artık bu ikiliye hiç dokunmamak gerekir.

İYİ ANALİZ ETMELİYİZ
Şimdi yarın gece “Tamam devam mı?” maçına çıkıyoruz. İsviçre, Portekiz ile kıyaslanacak bir takım değil. Ama sınırlı güçlerine rağmen saha içi düzenleri oturmuş. Takım savunması sağlam, planlı programlı bir takım. Yedikleri gol dışında Çek Cumhuriyeti’ne pozisyon vermemeleri ve kendilerinin pozisyon bulmaları önemli bir olay. Onlar da kendileri açısından son şans gördükleri bu maçta sahaya her şeylerini koyacaklar. Çok zor bir maç olacak. En sorumlu bölgemiz olana defansın ortası da yine sakatlık problemleri gündemde. Futbolcularımız kazanmak için her şeylerini ortaya koyacaklardır. Ama Fatih Terim’in taktik planı ve takım tertibi çok önemli, iyi düşünüp iyi analiz yapması lazım. Bu zor sınavda Terim ve futbolculara başarılar diliyorum.

Tuesday
Jun 3,2008

Ömer Üründül

EURO 2008′deki ilk sınavımıza dört gün kaldı. Uzun bir kamp dönemi geçti. Yaptığımız 3 hazırlık maç artılarımızı ve eksilerimizi teşhis etmek açısından çok yararlı oldu.
Senelerdir oturmuş bir sistemimiz ve kadro istikrarımız olmadığından kopuk kopuk futbol oynamamız son derece normal. Üretkenlikte zorlanıyoruz. Takım savunmamız da bölüm bölüm arızalar gösteriyor. Bilhassa kalemize gelen yan toplardaki alışılmış rahatsızlığımız yine baş ağrıtan en büyük sorun. Bu arada her zamanki gibi önemli sınavlar öncesi çok sayıda sakatlık problemi yaşıyoruz.
Yaptığımız 3 hazırlık maçı gösterdi ki, sezon sonunda takımımızın fizik kondisyonu iyi. Şampiyonada daha da iyi olacağı görüşündeyim. Gruptaki rakiplerimizin birer tane hazırlık maçlarını televizyondan izledim.
Portekiz’in gücü ortada. Oturmuş takım oyunu en başta Cristiano Ronaldo olmak üzere yetenekli futbolcularla birleşince doğal olarak ortaya güçlü bir ekip çıkıyor.
Çek Cumhuriyeti başlı başına bir ekol. Topu iyi kullanıyorlar. Sahaya iyi yayılıyorlar. Her türlü etkili hücum girişimleri var. Ayrıca bunlara ilaveten kazandıkları duran toplarda rakip kaleler önünde adete hava köprüsü kuran pivot forvet Koller var. İsviçre de sınırlı gücüne rağmen saha içi düzeni oturmuş, iyi savunma yapan ve disiplinli bir takım.

KURGUMUZ BOZULUYOR
Milli Takımımız, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda seyirci katkısını da arkasına alıp yüksek motivasyonla mücadele edip savaşacak . Her an patlama yapacak kapasiteye sahip bireysel yetenekte oyuncularımız var.
Fatih Terim’in, rakiplerin özelliklerine göre uygulatacağı taktik plan ve takım tertibi çok önemli. Ben tek bir konudaki hassasiyetimi geçen haftaki yazımda geniş olarak açıkladım. Bu konudaki haklılığım Finlandiya maçında bir kere daha görüldü. Bir kere daha tekrar ediyorum.
Nihat Kahveci ileride son adam olarak görev yaparsa hem oyun kurgumuz arızaya uğrar hem de önemli bir silahımızdan beklediğimiz randımanı alamayız.

Nihat son adam olmaz

Tuesday
May 27,2008

Ömer Üründül

Terim’in sistemi 4-3-3′ün en ucundaki nokta santrfor Nihat olmaz. Nihat’tan yararlanmak için ya üçlü forvetin sağına koyacağız ya da sistemi değiştirip çift santrfor oynayacağız.

Milli Takımımız, EURO 2008 öncesi iki hazırlık maçı yaptı. Slovakya’dan daha güçlü bir takım olan Uruguay ile gerçekleştirdiğimiz karşılaşma, ciddi saha içi rahatsızlıklarımızı açıkça gösterdiğinden çok yararlı oldu. Her zaman söylediğim bir şey var: Neticeye göre analiz yapılmaz. Son 10 dakikaya kadar galip durumdaydık, maç böyle de bitebilirdi. Bu önemli değil. Genel saha içi görüntümüz önemli. Attığımız biri frikikten iki gol dışında bir tane pozisyonumuz yok. Ayrıca yediğimiz goller dışında rakibe verdiğimiz çok sayıda pozisyon var. Sezon sonunun yorgunluğuna rağmen fizik-kondisyonumuz iyi. Ama günümüz futbolunda başarı için yalnız koşmak, mücadele etmek yetmiyor.

OTURMUŞ BİR SİSTEMİMİZ YOK
Topa mümkün olduğunca sahip olacaksın, planlı programlı ataklar geliştireceksin. Karşı ataklarda da tek blok halinde iyi yerleşip savunma güvencesi oluşturacaksın. Bizim en büyük sıkıntımız oturmuş belli bir sistemimizin olmaması. Bu yüzden rakiplere göre taktik plan ve takım tertibi çok önemli. Fatih Terim, Uruguay karşısında Nihat, Yıldıray, Emre Belözoğlu, Kazım ve Arda gibi ofansif yönleri kuvvetli oyunculara yer verdi. Ama bu tip oyuncularla oynamak takım savunmasını arızaya uğrattı. Defans bloğumuzun ortasındaki ciddi sıkıntıyı da buna eklersek yaşadığımız kale önü tehlikelerinin nedeni ortaya çıkıyor. Bir diğer önemli konu da günümüz futbolunda hücum ağırlıklı oyuncularla hücum zenginliğinin sağlanamaması.

ARAYIŞ YAPILMASI NORMAL
Tabii ki hazırlık maçlarında yeni arayışlar yapılır. Terim’in arayışlarına saygı duyuyorum. Ama bir konu var ki mantığımla bağdaşmıyor: Nihat’ı ileride son adam olarak görevlendirmek. Nihat kesinlikle bu tip bir göreve uygun oyuncu değil. Mutlaka bir santrforla birlikte sağ kulvar ağırlıklı oynar, buradan içe kat ederek santrforla iletişim kurup ver kaçlara girer. Ayrıca santrforun rakip defansın arasına yaptığı koşularla ve adam eksiltmeleriyle oluşan boşluklarda kendisini kaybettirip orta sahadan atılan zamanlamalı toplarla pozisyon bulur. Ama Nihat son adam oynarsa hiçbir katkı sağlayamaz. Uruguay maçında da açıkça görüldü.

NİHAT’TAN HAKAN ŞÜKÜR OLMAZ
Fatih Terim’in daha önce Galatasaray ve Milli Takım’da senelerdir sakat veya cezalı değilse alternatifsiz oynattığı tek isim Hakan Şükür’dü. Bu da çok doğruydu. Çünkü Hakan Şükür golcülüğünün dışında takımına çok önemli katkılar sağlıyordu. Hava toplarında rakip defansı zorluyor, hücum pres yapıyor, çapraz koşularla alan açıyor, geride sıkıştığımız zaman çıkan uzun toplara hakim olup, saklayıp arkadaşlarının karşı alana gelmesini sağlıyordu. Nihat’ın bu formattaki özellikleri de tamamen zıt kutup. Nihat kesinlikle olmaz. Zaten bugüne kadar örnekler de var. 4-3-3 oynayan Villarreal’de sağ kulvarda oynuyor, santrfor Rossi’yle işbirliğine giriyor. En iyi döneminde Sociedad’da pivot santrfor Kovacevic’le oynadı. Tuncay da santrfor özelliklerine sahip değil.

SEMİH, HALİL YA DA MEVLÜT OLUR
Bugünkü kadroda Semih’ten başka nokta santrfor özelliklerine sahip oyuncu yok. Ama Terim ilk olarak Semih’i düşünmüyorsa yapısına tam uymasa da Halil’i ya da genç Mevlüt’ü ilerideki son adamı olarak deneyebilir. Finlandiya maçı son prova. Artık ideal kadro için fazla düşünmemeli. En büyük sorun olan defansın ortası için fazla yorum yapmaya gerek yok. Terim’in Gökhan Gönül’ün sakatlığından dolayı sağ kulvarda HamitSabri ikilisini tercih edeceğini düşünüyorum. Solda Hakan Balta, önünde Tuncay veya Arda. Orta sahanın ortasında ya Aurelio ile birlikte Ayhan veya Mehmet Topal’la iki ön libero. Önlerinde Emre veya Yıldıray; ileride tek forvet. Ya da Aurelio’nun yanında Emre ve iki forvet. Terim’e ve takıma başarılar diliyorum.

Ne yaptın Anelka

Thursday
May 22,2008

Ömer Üründül Şampiyonlar Ligi finali adına yakışan bir kapışmaya sahne oldu. M.United ve Chelsea 120 dakika izleyenleri futbola doyurdu. Chelsea’nin son penaltısını Anelka kaçırdı, kupa Manchester’ın oldu..Şampiyonlar Ligi’nin günlerdir merakla beklenen finali Moskova’da muhteşem bir atmosferde oynandı. İki takım savunması güçlü ekibin ilk devrede gole kadarki bölümde beklendiği gibi tam bir kontrol futbolu vardı. Hazırlık paslarına karşılıklı olarak izin veriliyor ama atakların olgunlaşma dönemi başlarken engelleniyordu. Manchester United’ın rakibine oranla biraz daha oyunda ağırlığı vardı. Bunun en önemli nedeni Ronaldo’nun alışılmış aksiyonlarıydı. Nitekim Portekizli yıldız 26. dakikada Wes Brown’ın sağdan yaptığı mükemmel ortaya Essien’in de kendisini unutmasıyla güzel bir kafa vurup topu Peter Cech’in uzanamayacağı köşeşe yolladı: 1-0. Bu golden sonra devre bitene kadar mükemmel bir maç izledik. Chelsea artık risk alıyor. Manchester ise hücumda daha geniş alanlar buluyordu. Van der Saar ve Peter Cech iki mükemmel kurtarış yaptılar. Ardından Tevez yüzde yüzlük bir golü kaçırdı. Devre böyle bitecek derken, 45. dakikada Chelsea eşitliği sağladı. Essien’in uzak mesfaden şutu defanstan döndü, tamamlayan Lampard skoru eşitledi: 1-1.

DİREKLER İZİN VERMEDİ
İkinci yarı çok tempolu başladı. İlk yarının aksine Chelsea, oyuna ciddi bir şekilde ağırlığını koydu. Arka arkaya etkili ataklar geliştirdi ama bir türlü Manchester’ın deneyimli ve uyumlu defans blokunun gardını düşüremediler. United’ın orta sahası rakip pres karşısında Scholes’un yorulmasıyla etkinliğini bu yarıda kaybetti. Tevez ve Rooney de sahada kaybolunca bütün yük Ronaldo’nun omuzlarına bindi. O da elinden geldiği kadar rakibi zorladı. Chelsea ise son dakikaya dek golü arayan bir oyun sergiledi. 78′de Drogba’nın şutu direkten döndü. 90 dakikada eşitlik bozulmayınca iş uzatmalara kaldı. Bu bölümde Chelsea’den Lampard’ın 94′te direkten dönen topu dışında önemli bir pozisyon olmadı. 115. dakikada yaşanan gerginlikte Vidic’e tokat atan Drogba kırmızı kartla oyun dışı kalırken, Tevez ve Ballack da sarı kart gördüler. Yüksek tempo-toplu hücum-toplu savunma ve karşılıklı taktik savaşıyla mükemmel bir final izledik. Penaltılarda gülen taraf olan Manchester United’ı tebrik etmek gerek.

Semih oynamalı

Wednesday
May 21,2008

Ömer Üründül

Slovakya karşısında ilk devrede mücadeleci ve hırslı ama kopuk kopuk bir futbol sergiledik. Bunun da sebebi, sahayı çıkan 11′in birbirlerini yeterince tanımayışı ve oyunu yönlendiren bir oyuncunun olmayışıydı. Bu yüzden ataklarımız kolektif olgunluk kazanamadı. Fatih Terim bu karşılaşmada 4-4-2 düzenini denedi. Kanat atakları düşüncelerimiz dışında zaman zaman Semih de orta saha kimliğine bürünüp, hem kenarlara hem de Mevlüt’e zamanlamalı toplar atmaya çalıştı. Top rakipteyken genelde iyi pres yaptık. Slovakya’nın kazandığı üç korner yine duran toplardaki alışılmış rahatsızlığımızı gösterdi.
İkinci yarıya üç oyuncu değişikliği ile başladık ve oyunun kontrolünü ilk dakikadan itibaren elimize aldık. Tabii Emre Belözoğlu’nun oyuna girmesi, Aurelio’nun en başarılı olduğu görev yerine dönmesi ve Sabri ile sağ kulvarın işlemesi ofansif gücümüzü de artırdı. Ve bunun sonucunda da Hakan Balta’nın güzel golüyle öne geçtik. Maçın son bölümünde ise kontrolü kaybettik ve yine yüksek toplarda iki ciddi tehlike yaşadık. Sonuçta da ilk hazırlık karşılaşmasını galibiyetle kapadık.
Bu karşılaşmadan sonraki gözlemlerim ise şöyle:
Aurelio defansın önünde oynadığı zaman çok daha randıman veriyor. Ama ileriye dönük oynadığı zaman verimi düşüyor. Eldeki kadroda tek nokta santrfor Semih. Dün de başarılıydı. O çıktıktan sonra karşı alandaki baskımızı kaybettik. Hakan Balta defansif ve ofansif olarak başarılıydı. Hücumlara da dengeli katılması çok akılcı. Zan maç başında tedirgindi ama sonra ısındı. Uğur Boral defansın solunda başarılı olamıyor. Orta sahanın solunda daha yararlı. Bence Avrupa Şampiyonası öncesi ilk hazırlık maçımız son derece yararlı oldu.