Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

“Okumuş çocuklar içindir” başlıklı yazıma ne tür tepkiler geldiğini kabaca biliyorum. Bire bir konuşmalar ve okur mailleri sayesinde bir fikir edindim. Fakat Cem Dizdar’ın dün Fanatik Gazetesi’nde yazdığından anladığım kadarıyla “okumuş”ların dahilinde görmediğim çevrelerin de yazımı üzerine alındığını fark ettim.
Cem Dizdar “Bu da ‘okumuş çocuklar için’ ” diyerek doğrudan olmasa da göndermeli bir yanıt yazmış. Cem Dizdar; sanırım “okumuşlar” sınıfına koyduğu benden böyle bir yazı beklemediği için olsa gerek bozulmuş. Ancak yanıldığı bir nokta var ki Dizdar’ın yazıları çoğunlukla benim eleştirdiğim çevreye karşı dayanak noktalarımdandır. Futbolun eğlencesi, oyun kısmı, akla ve duyguya hitap etmesi ve tabi ki tam da “bizden” tarafta yazması…
“Futbolun etrafına kümelenmiş onlarca tembel ve cahil hokkabaza, akıllarının erdiği güçlerinin yettiğince karşı durmaya çalışıyorsa bu okumuş çocuklar… Futbolu akıl, felsefe, eğlence ve hayata dair bilimum şeye dönüştürmek için ‘kalem oynatıyorlarsa’ ve bunun karşılığında duydukları ‘nazik’ bir ‘defolun’sa…” anladığım kadarıyla Cem yazımı tamamıyla olmasa da yanlış anlamış. Yoksa cevaben el insaf demek zorunda kalırım.
Ben futbolun etrafında kümelenmiş o kesime daha ne diyeyim Cem? Daha literatürde ne kaldı söylemediğim? Ancak kabul etmek gerekir ki başka bir yerden esen entelektüel şiddeti de görmezden gelemem. Kusura bakma ama onların da futbolun eğlencesini, aklını ve felsefesini düşündüğüne ikna olamıyorum.
Tepeden bakan tavır
Nerden mi? Yazılanlardan tabi ki? Varlıklarını onların yokluğuna endekslemiş, dilini onların tersini söylemek üzerine kurmuş yazarlar yok mu bu ülkede? Ve hâlâ iddia ediyorum, sayıları arttıkça üslupları değişiyor. Dillerinde oyundan çok, saldırganlık hakim oluyor. Saldırabilir, eleştirebilirler ama bu zamanla değişen bir üslupsa ve çoğalarak cesaret buluyorsa orada bir sorun yok mudur? Ve belirtmeden edemeyeceğim, kimseye en nazik şekliyle bile “defol” demiyorum. Haddime de değil. Ancak, onların “okuyoruz, anlıyoruz, tepeden bakıyoruz” tavrı da beni fazlasıyla rahatsız ediyor…
Yabancı dil bilmelerini gözümüze sokarcasına sürekli Avrupa futbolundan örnekler vermelerini (maçları takip edebilenlerin verebileceği örnekler değil kast ettiğim), güncel haberler sunarak görüşlerini haklı çıkarmaya çalışmalarını ise “Abdülhamit döneminin batılılaşma çabaları” denilerek yarattığı ucube kültürden başka bir şey olarak görmüyorum. Herkes her şeyi düşünüyor. Müsaadenizle ben de böyle düşüneyim…
Ben Müslüm Gürses’i sadece örnek olarak sundum. Ayrıca Müslüm’ü çok da iyi bilmem. Benim zevkime daha çok Orhan Gencebay hitap eder. Fakat Müslüm Gürses’in bu memlekette nerden alınıp nereye taşındığını hepimiz biliyoruz. Müslüm aynı Müslüm. Peki ne değişti? Düne kadar Gülhane şenliklerinde, onun gözlerine bakan insanlara söylerken bugün neden başka bir platformun gözbebeği oldu? Sana göre sakıncası yoktur belki ama ben bu duruma tepki gösteriyorum. Ve bildiğim kadarıyla Cem, sen de o okumuş çocuklardan sayılmazsın. Okumadığın anlamında söylemiyorum bunu, sadece okudukların onlarla aynı kaynaktan beslenmiyor…
‘Okumuşlar’dan kastım…
Ve gelelim “okumuş” meselesine. Bu “okumuşlar” sözü, senin de bileceğin gibi bilgiye aç bilgiyi arayan insanları kastetmiyor. Bu “okumuşlar”, kolejlerden, mastırlardan burnu havada gelenleri kastediyor. Ve birileri gladyatör gibi arenalarda çarpıştırılırken onları kıskanan, gazete sayfalarında eşitlenince de bundan rahatsızlık duyanları kastediyor. Hâlâ oyunu, aklı, felsefeyi savunduklarını mı söyleyeceksin?
Aklım başında, düşünüyorum, taşınıyorum ve kendi fikirlerimi ifade ediyorum…
Hiçbir şeytani rüzgâr, öğrenmenin erdemini unutturmuş değil…
Merak etme Cem yolumu şaşırmış değilim…
Günün anlam ve önemi üzerine…
Tarih: 28 Nisan 2008
Saat: 13:30
Adanaspor Teknik Direktörü Hüseyin Kalpar:
“…Dardanelspor maçının 40. saniyesinde gol yememiz bizim açımızdan dezavantaj oluşturdu.
Yediğimiz golün ardından beraberlik sayısını bulduk, ancak ikinci golü atamadık. Bizim açımızdan çok önemli olan ve kazanmamız gereken bir maçı kazanamadık ve bir puanla yetindik. Bu beraberlik her şeyin sonu anlamına gelmiyor. Hafta sonu yapacağımız maçta Adana Demirspor’u yenersek bir üst lige çıkabilme şansımız çok yüksek olacak. Bu maçı kazanmak için elimizden geleni yapacağız…”
***
Tarih: 28 Nisan 2008
Saat: 16:33
Adanaspor Teknik Direktörü Hüseyin Kalpar:
“…8 maç görevde kaldık. 8 maç sonunda 16 puan almış durumdayız. Yani iyi bir grafik çizmiş bulunuyoruz. Benim inancıma göre kayıp edilmiş hiçbir şey yoktur, ayrıca kazanılmış da bir şey yoktur. Ancak, hedefi yakalamak için geriye kalan 3 maçı da kazanmak gerekiyor. Kaldı ki, bundan sonra yaşanacak olumsuzlukta da gruplardan çıkma şansı vardır. Kıymetli kulüp başkanımla karşılıklı almış olduğum kararla, Adanaspor’un başarısı için ayrılmamız gerektiği görüşü hakim oldu. Ben ve ekip arkadaşlarım, Adanaspor’a başarılar dileyerek ayrılıyoruz. Gönlümde olan, Adana şehrinin iki takımının da başarılı olup Bank Asya 1. Lig’e çıkmasıdır…”
***
Anadolu Ajansı’na düşen bu haberler arasında sadece ve sadece 3 saat 3 dakika var. İlk açıklamasında önümüzdeki maçlara bakan Hüseyin Kalpar, ikinci açıklamasında kıymetli kulüp başkanıyla karşılıklı aldığı kararla önümüzdeki maçlara bakma işini başka bir meslektaşına bıraktı…
Antrenör kıyımı son hızla devam ediyor… Teknik direktörlerin mesleklerine yakışır çalışma hak ve koşullarından uzak emekleri sömürülüyor. Futbolcular bir metadan farksız bir şekilde alınıyor; etinden, sütünden, yününden faydalanılıp satılıyor.
Bugün 1 Mayıs. İşçinin, emekçinin bayramı… Günün anlam ve önemine uygun açıklama yapma ustası Hakan Şükür ve onun savunucusu Bülent Uygun’dan futbol emekçileri üzerine bir açıklama bekliyorum… Kendileri ve tüm futbol emekçileri adına…
1 Mayıs kutlu olsun!

Hakan Şükür’ün kutlu doğum haftası tebliğinin üzerinden zaman aktı geçti, gündem bolluğu ülkemizde eskiyen gündemler arasında yerini aldı. Hakan Şükür’ün de temennisi üzerine gerginlikten uzak, futbol odaklı bir derbi izledik, sağolsun…
Hakan Şükür’ün inancı, düşünceleri ve bunu dile getirme biçimi kendi tasarrufundadır. Buna yönelik söyleyecek pek bir şey yok. Hatta bunun üzerinde koparılan fırtınaları da gereksiz buluyorum.
Hakan Şükür bugün böyle olmadı. İnançları dünden bugüne şekillenmedi. Düşündüğü gibi yaşayan bir insansa şayet, bu futbolu yönetenlerin alması gereken bir tavır. Eğer koparılan fırtına, verilen demeç üzerinden şekilleniyorsa buna yönelik itirazlarım var. Memleketin laik damarı yüklü kesiminin verdiği tepkiler de bir şeyleri çözmekten uzak, aksine hakim ve otorite dilinin yansımasından başka bir şey değil gibi gözüküyor gözüme.
Hakan Şükür söyleyeceğini söyledi ve fırtına koptu ya, arada dikkatimi çeken Bülent Uygun oldu. Hakan Şükür’ün aksine, mutaassıp mahalle dilinin tezahüründen başka bir şey içermeyen bu demece kimse bir yorum yapmadı; hayret!
Cumaya gittim, gelicem!
Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Hakan Şükür’ü eleştirenleri bir kez bile cumaya giderken görmediğini buyurmuş.
Bu, karikatürize edilmiş Tahtakale esnaf mantığından başka bir şey değildir. Dükkanının kapısına kargacık burgacık, “cumaya gittim gelicem” yazan esnaf mantığından öte bir şey değildir. Rahatsız edici üslup buradadır.
Dükkan kapalıysa kapalıdır. Cumaya gitmişse o onun sorunudur. Fakat öyle değil, oraya yazılmalı ki muhafazakar müşteri kitlesine göz kırpılmalı. Çevre esnafla iyi geçinebilmenin bir yolu olmalı oradaki yön tarifi…
Bülent Uygun da böyle yapıyor; mantıktan, akıldan uzak yorumlarıyla… Ramazanda yemek yiyenlere saldıranların dilinden başka bir şey değil onun tarzı. Ne de olsa Asker Bülent, kodumu oturtur!!!
Cenazeleri Teşvikiye’den kaldırmanın şandan sayıldığı bir ülkedeyiz malum. Peki Cuma namazlarını hangi camide kılmak adettendir?
Nerede kılınırsa camiaya hoş görünülür? Ve ne zamandan beri İslamın şartlarından olan namaz haftada bir güne indirgendi?
Ne mozaiği, mermer!
Hıristiyan dininin felsefi çözülmesinde dünyevileşmesi yatar ve onlar için haftada bir gün kiliseye gitmek yeterli bir ibadet biçimidir. Sayın Uygun ne zamandan beri ilahiyatçı kimliğiyle bize günde beş vakit kılınması gereken namazı haftada bir gün kılmanın yeterli olacağını tebliğ etti?
Hakan Şükür’e kızabilirsiniz, anlayabilirsiniz bir şey diyemem. Fakat Bülent Uygun’un iki satırlık demecindeki dile, siyaset literatüründe tek kelimelik tanımlamalar yapılıyor. Ve o iki satırın içinde asıl tehlikeli olan şeyler var. Ve kimse oralara dokunmak istemiyor. Kimse dinen de cehalet içeren bu demece ağzının payını vermiyor. Hem cahil, hem ukala bu üsluba ses vermiyor…
Ben?
Baksanıza ben bile kıyısından köşesinden geçerek anlatmaya çalışıyorum. Ben bile bu dilin, “Ne mozaiği, mermer ulan!” diyenlerin dili olduğunu doğrudan söyleyemiyorum…
Derbi Kare Ası
Derbilerin derbisi, yüzyılın derbisi, milenyum derbisi… ve saire ve saire… Bir türlü bitmeyen derbiler…
Gerçekten inanan var mı, Galatasaray-Fenerbahçe derbilerinin dünyanın en büyük derbisi olduğuna?.. Dünyanın derbisi bizim dışımızda birilerinin umrunda mı? Aman, benimki de laf… Bitmiş, gitmiş bir derbi arkasından konuşulmaz… Yazılanlardan derbi kare ası yapılır:
Ercan Saatçi (Sarı kırmızı kartonları anladık da yeşil ne oluyor? - Hürriyet): Üstüne bir de kayınvaldemin öldüren soruları… Spiker “dünya derbisi” diyor, G.Saray taraftarı Kayınvalidem Tansu, “o ne demek” diyor… Top taça çıkıyor Tansu “gol mü oldu?” diyor… Bir de Ertuğrul Özkök’ün felaket tellağı, saptamaları ve öngörüleri… “Bittik, mahvolduk… Biz bu maçı hayatta alamayız” vs…Evdeki kakafoniyi düşünebiliyor musunuz?… Bu maçı işte böyle bir ortamda izledim, bu nedenle eğer bir hatam olduysa affola…
Mustafa Denizli (Yoktan var olmak - Milliyet): Rakip takım antrenörleri artık iyi düşünsünler. Oyuncularına, “Galatasaray ataklarında topu kornere vurun. Çünkü kornerleri kullanamıyorlar. Hiç olmazsa dönen toplarla gol pozisyonu yakalayabiliriz” demeliler. İnanılmaz bir şey bu. Galatasaray kornerlerde bir amatör takımın bile yapmayacağı, garip bir saha dizilişi uyguluyor. Bütün takım ceza sahası içinde, iki kişi dışarıda. Çabuk çıkan bir takım mutlaka gol yapar.
Haşmet Babaoğlu (Lincoln olsa G.Saray maçı alamazdı! - Vatan): Hâlâ öğrenemedim gitti! Şampiyonluğun kilidini açan derbilerin futbolla ne ilgisi var ki! Hafta içinde “Fener futbol oynuyor, G.Saray mücadele ediyor; sarı lacivertliler biraz da olsa daha şanslılar” demiştim! Halt etmiştim tabii!
Savaş Ay (Ulubatlı Birand - Pas Fotomaç): Ustam Mehmet Ali Birand şaşırttı beni. Maçın başlamasına dakikalar kala kameralar tribünleri çekiyor, orada bii baktım Mehmet Ali Abi amigo olmuş, sarı kırmızı bayrak sallıyor. Yüzünde de hin mi hin bir ifade. Sankim Mektebi Sultani (Galatasaray Lisesi) günlerine dönmüş, 19 Mayıs törenlerinde rol gereği Ulubatlı Hasan’ı canlandırıyor. Onu öylesine afacan, coşkulu, hınzır telaşlarda görünce aklıma sevgili kardeşim Deniz Arman geldi. O, Kanal D hafta sonu haberlerini sunmak için stüdyoda ter dökerken, esas “enkırmen” Birand maçta lay layda.
Sorma! Ne haldeyiz!
Bu F.Bahçe bu sezon Inter’i yendi, Sevilla’yı yendi, Chelsea’yi yendi, böyle mi oynadı, soruyorum Zico Efendi sana….
(Selim Soydan - Vatan)
İyi diyorsun Abi!
Ben kalecilere her zaman şu öğüdü veriyorum; “defansınız rakiple mücadele ederken kalenizi boşaltmayın” diyorum.
(Turgay Şeren - Akşam)
Dünyayı taramışlar!
F.Bahçe’nin tercihlerine gelirsek Maldonado’yu oynatmak Türk futbolu adına bir cinayet. Selçuk’a yazık ediyorlar. Şilili futbolcuyu çok aramışlar mı?
(Gökmen Özdemir - Vatan)
Galip sayılır bu yolda mağlup olan!Hep dediğimiz gibi, büyük hedefler ve istikrar anlayışından sapma yaşanmadığı taktirde, Fenerbahçe yine de bu ligin kazananıdır.
(Hasan Ali Atasoy - Fanatik)
Çok iyi olur!
Zico için eleştiri getirmeyeceğim.
(Gürcan Bilgiç - Sabah)
Geçme!
Bu arada, ya Galatasaray çok faul yaptı ya hakem Aydınus çok faul çaldı. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
(Kanat Atkaya - Hürriyet)
Bir uçak bileti kadar!
Hakem için son cümle; Bravo Aydınus yolun açık olsun. Avrupa şimdi sana daha çok yakın.
(Bülent Yavuz - Akşam)
Son düdüğüyle de bitti!
Ali Sami Yen Stadı’nda, hakem Fırat Aydınus’un ilk düdüğüyle beklenen derbi başladı.
(Selim Soydan - Vatan)
Ay akşamdan ışıktır!
Galatasaray sağdan çalışıyor, Fenerbahçe soldan. Yaylalar yaylalar.
(Şansal Büyüka - Maraton, Lig TV)
İkisi birden olmaz mı?
Zico herhalde son değişiklik hakkını kullanacak ya da kullanmayacak.
(Melih Gümüşbıçak, GS-FB maçı, - Lig TV)
Aman nazar değmesin!
Beşiktaş’ta Holosko diye bir fazlalık var.
(Vedat Okyar - Vatan)

Beşiktaş yönetiminin sözleşmeye koydurduğu madde gereğince, kiralık olarak Anadolu takımlarına giden futbolcuların (Çaykur Rizespor’da Fahri, Denizlispor’da Gökhan Güleç) Beşiktaş’la yapılan maçlarda oynamaması üzerine çokça yazıldı söylendi. Daha önceleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da başvurduğu bu yöntemden Beşiktaş’ın hâlâ vazgeçmemiş olması üzerine nice eleştiriler yapıldı.
Bir takım gözden çıkardığı bir oyuncudan neden korkar? Dahası bu etik midir? Beşiktaş’ın büyüklüğüne yakışıyor mu, böyle bir sözleşme? Ç. Rizespor ve Denizlispor, Fahri Tatan ve Gökhan Güleç’in attığı gollerle Fenerbahçe ve Galatasaray’dan puan alırsa, bu yarış adil olur mu? Vs. Vs.
Bu ve buna benzer eleştirileri ben de yaptım. Çünkü uygulama her şeyden önce çalışma hak ve özgürlüğüne aykırı…
Aklı başında bir insanın da böyle düşünmesi gayet normal.
Ancak!
Aklı başında toplumlarda…
Şimdi geçtiğimiz haftaya dönelim bir de…
Galatasaray’dan İstanbul BB’ye kiralanan Necati üzerinden geçen hafta yürütülen tartışmalara…
Sezon sonunda tekrar Galatarasay’a dönecek Necati bu maçta yürekten oynar mı, Galatasaray’a gol atar mı tartışmaları alıp başını gitmişti özellikle Fenerbahçeli spor yazarları arasında.
Galatasaray’ın ilk golünü Arda’nın yaptığı faulle kendi kalesine atan Fenerbahçeli Kerim Zengin değil de Galatasaraylı Necati Ateş olsaydı yürütülecek tartışmaların, yapılan açıklamaların haddi hesabı olmazdı…
Federasyon göreve!
İnsanın içine bir sıkıntı çöküyor ve düşünmek dahi istemiyor…
Tüm bunları düşününce insan, her tarafının düşmanlarla çevrildiğini düşünen ve bizim gibi komplo teorileri üretmede üstüne olmayan bir memlekette, niyeti bu olmasa da meğer Beşiktaş en doğrusunu yapıyormuş kiraladığı topçuların kendisine karşı oynamasına izin vermeyerek…
İşte tüm bu yaşananlar sebebiyle Federasyon’un bu konuyu bir standarta oturtması gerekiyor.
İngiltere’de Federasyon tarafından alınan karar uyarınca kiralanan topçular takımlarına karşı forma giyemiyor. Mesela Manchester United kalecisi Haward, Evertoon’da kiralık oynadığı süre boyunca M.United, Liverpool kalecisi Kirkland’da Wigan’da kiralıkken Liverpool’a karşı forma giyememişti federasyonca alınan karar gereği… Hatta bundan bihaber yorumcularımız bu maçlarda bu futbolcuların niye oynamadığını sorup durmuşlardı maç yorumu yaparken…
Futbolun ve birileri tarafından medeniyetin beşiği kabul edilen İngiltere’de bile belki de şike söylentilerinin önüne geçmek için böyle bir karar alınmışken, komplo üretme merkezi bu topraklarda bu durum kulüplerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir bence. Ve Federasyon’un bir an önce önlem alması gerektiği konuların başında gelmektedir…
Bu alınacak kararların da dört dörtlük adil olmasını ummuyorum. Çünkü böylesi konularda yapılacak her türlü düzenleme, içinde bir takım mağduriyetler barındıracaktır. Ama uygulaması en pratik çözümü hayata geçirmek ilk aşamada olumlu bir sonuç verecektir.
Aynı haftada iki farklı tartışmanın getirdiği durumu göz önüne alırsak, pratikte de zaten uygulanan ve İngiltere’de de benimsenen oynamama kuralını Federasyonun da karar altına alması gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü oyuncu üzerinde kurulan baskıyı hafifletmesi, onu hedef haline getirmesindense bir maçlık yokluk tercih edilebilir geliyor bana. Fakat gene de işin ahlaki kısmında herkesin takımını özgürce kurmasından yanayım. Ne yazık ki kirlenme buna müsaade etmiyor. Bir gün, bir sürü şey gibi ligimizde arınırsa, futbolcular adlarına leke sürüleceği korkusu olmadan rahatça sahaya çıkabilecektir. O zamana kadar keçiye Abdurrahman Çelebi demeye devam edeceğiz sanırım.
Antrenör öğütme ligi
Eskişehir ligin bitimine 8 hafta kala, o zamana kadar toplanılan puanların Sergen tarafından alındığını düşünerek, teknik direktör Metin Diyadin’in sözleşmesini feshetti, takımı Nejat Biyediç’e emanet etti.
Sonuç: 5 haftada 10 puan kayıp.
Antalya son 7 haftada Ümit Turmuş’la yollarını ayırarak Hikmet Karaman’la anlaştı. Sonuç: 4 haftada 4 puan kayıp.
Kocaelispor’u ligin 11. haftasından itibaren Fuat Yaman’ın yerine teknik menajer Kayhan Çubuklu çalıştırmaya başladığında takım 5. sırada ve liderden 7 puan gerideydi. 21 maçta takımın başında olan Kayhan Hoca 11 galibiyet, 6 beraberlik, 4 mağlubiyet aldı. Takım şu an 55 puanla 3. ikili averajda Antalya ve Eskişehir’e üstün.
Ancak kulüp yöneticileri Eskişehir’i 1-0 yendikleri maç sonrasında Kayhan Çubuklu’ya “güle güle” dedi.
Nedense 21 hafta boyunca bir sürü işsiz teknik direktör varken bir tane bile bulamayan Kocaelispor yönetimi bitime 3 hafta kala Engin İpekoğlu’yla anlaşmış.
Kulüp basın sözcüsü İlker Ertuğ, insanları aptal yerine koyarak Çubuklu’nun teknik direktörlük belgesinin olmaması nedeniyle bir süredir sürdürdükleri teknik direktör arayışında Engin İpekoğlu ile anlaştıklarını, anlaşmayı dün akşam Kocaelispor’un 1-0’lık galibiyetiyle sonuçlanan Eskişehirspor maçının ardından Çubuklu’ya bildirdiklerini söylemiş.
Kayhan Çubuklu’nun A diploması varmış. Bülent Uygun, Bülent Korkmaz nasıl teknik direktörlük yapabiliyorsa o durumda yani.
Hadi bu durum etik açıdan pek doğru bir şey değil ve tartışılıp duruyor, peki Kocaeli yönetiminin aklı başına 21 hafta sonra mı gelmiş?
Ve ve ve…
Kayhan Çubuklu idari kadroda göreve başladığı için ayrıca antrenörlük sözleşmesi imzalamamış. 10 aylık görev süresince de topu topu 22 bin lira almış. Aylık yaklaşık 2 bin küsur lira…
Şimdi…
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Engin İpekoğlu mu çıkarmış olacak?
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Kocaelispor yönetimi başarılı bir yönetim mi olacak?
Engin İpekoğlu geçtiğimiz haftalarda Karşıyaka’daki görevinden alındı. Amiyane tabirle ifade edelim; kovuldu. Şimdi başka bir yerde başka birinin yerine çalışacak. Hâlâ kimse görmüyor mu bu sistem, bu yöneticiler hoca öğütüyor. Ve teknik direktörler kırılmış cam parçaları gibi ligin her yanına dağılmış ve bir türlü toparlanamazken bu kaosun sorumluları yerli yerinde. Engin İpekoğlu geçtiğimiz yıl umut veren hoca kıvamındaydı. Bu yılki seyahat rehberini göz önüne alınca, kulak memesi kıvamına gelene kadar çırpılmış olduğunu düşünüyorum.
Kocaeli yönetimine ise söylenecek söz yok, gösterilecek örnek var. Eskişehirspor’a bakınız. Adalet dediğimiz şey başka nedir ki?
Gecikmiş düzeltme:
İki hafta önce yayımlanan “Küme düşenler” başlıklı yazımda, nasıl başardım bilmem ama Ali Güneş’i FB ve GS’de oynatmışım. Fotoğraflarda da yine Ali Güneş’in adı Ali Bilgin diye yazılmış. Vallahi Ali Güneş’le bir alıp veremediğim yok. Tamamen tesadüf. Düzeltir, özür dilerim.

Beşiktaş yönetiminin sözleşmeye koydurduğu madde gereğince, kiralık olarak Anadolu takımlarına giden futbolcuların (Çaykur Rizespor’da Fahri, Denizlispor’da Gökhan Güleç) Beşiktaş’la yapılan maçlarda oynamaması üzerine çokça yazıldı söylendi. Daha önceleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da başvurduğu bu yöntemden Beşiktaş’ın hâlâ vazgeçmemiş olması üzerine nice eleştiriler yapıldı.
Bir takım gözden çıkardığı bir oyuncudan neden korkar? Dahası bu etik midir? Beşiktaş’ın büyüklüğüne yakışıyor mu, böyle bir sözleşme? Ç. Rizespor ve Denizlispor, Fahri Tatan ve Gökhan Güleç’in attığı gollerle Fenerbahçe ve Galatasaray’dan puan alırsa, bu yarış adil olur mu? Vs. Vs.
Bu ve buna benzer eleştirileri ben de yaptım. Çünkü uygulama her şeyden önce çalışma hak ve özgürlüğüne aykırı…
Aklı başında bir insanın da böyle düşünmesi gayet normal.
Ancak!
Aklı başında toplumlarda…
Şimdi geçtiğimiz haftaya dönelim bir de…
Galatasaray’dan İstanbul BB’ye kiralanan Necati üzerinden geçen hafta yürütülen tartışmalara…
Sezon sonunda tekrar Galatarasay’a dönecek Necati bu maçta yürekten oynar mı, Galatasaray’a gol atar mı tartışmaları alıp başını gitmişti özellikle Fenerbahçeli spor yazarları arasında.
Galatasaray’ın ilk golünü Arda’nın yaptığı faulle kendi kalesine atan Fenerbahçeli Kerim Zengin değil de Galatasaraylı Necati Ateş olsaydı yürütülecek tartışmaların, yapılan açıklamaların haddi hesabı olmazdı…
Federasyon göreve!
İnsanın içine bir sıkıntı çöküyor ve düşünmek dahi istemiyor…
Tüm bunları düşününce insan, her tarafının düşmanlarla çevrildiğini düşünen ve bizim gibi komplo teorileri üretmede üstüne olmayan bir memlekette, niyeti bu olmasa da meğer Beşiktaş en doğrusunu yapıyormuş kiraladığı topçuların kendisine karşı oynamasına izin vermeyerek…
İşte tüm bu yaşananlar sebebiyle Federasyon’un bu konuyu bir standarta oturtması gerekiyor.
İngiltere’de Federasyon tarafından alınan karar uyarınca kiralanan topçular takımlarına karşı forma giyemiyor. Mesela Manchester United kalecisi Haward, Evertoon’da kiralık oynadığı süre boyunca M.United, Liverpool kalecisi Kirkland’da Wigan’da kiralıkken Liverpool’a karşı forma giyememişti federasyonca alınan karar gereği… Hatta bundan bihaber yorumcularımız bu maçlarda bu futbolcuların niye oynamadığını sorup durmuşlardı maç yorumu yaparken…
Futbolun ve birileri tarafından medeniyetin beşiği kabul edilen İngiltere’de bile belki de şike söylentilerinin önüne geçmek için böyle bir karar alınmışken, komplo üretme merkezi bu topraklarda bu durum kulüplerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir bence. Ve Federasyon’un bir an önce önlem alması gerektiği konuların başında gelmektedir…
Bu alınacak kararların da dört dörtlük adil olmasını ummuyorum. Çünkü böylesi konularda yapılacak her türlü düzenleme, içinde bir takım mağduriyetler barındıracaktır. Ama uygulaması en pratik çözümü hayata geçirmek ilk aşamada olumlu bir sonuç verecektir.
Aynı haftada iki farklı tartışmanın getirdiği durumu göz önüne alırsak, pratikte de zaten uygulanan ve İngiltere’de de benimsenen oynamama kuralını Federasyonun da karar altına alması gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü oyuncu üzerinde kurulan baskıyı hafifletmesi, onu hedef haline getirmesindense bir maçlık yokluk tercih edilebilir geliyor bana. Fakat gene de işin ahlaki kısmında herkesin takımını özgürce kurmasından yanayım. Ne yazık ki kirlenme buna müsaade etmiyor. Bir gün, bir sürü şey gibi ligimizde arınırsa, futbolcular adlarına leke sürüleceği korkusu olmadan rahatça sahaya çıkabilecektir. O zamana kadar keçiye Abdurrahman Çelebi demeye devam edeceğiz sanırım.
Antrenör öğütme ligi
Eskişehir ligin bitimine 8 hafta kala, o zamana kadar toplanılan puanların Sergen tarafından alındığını düşünerek, teknik direktör Metin Diyadin’in sözleşmesini feshetti, takımı Nejat Biyediç’e emanet etti.
Sonuç: 5 haftada 10 puan kayıp.
Antalya son 7 haftada Ümit Turmuş’la yollarını ayırarak Hikmet Karaman’la anlaştı. Sonuç: 4 haftada 4 puan kayıp.
Kocaelispor’u ligin 11. haftasından itibaren Fuat Yaman’ın yerine teknik menajer Kayhan Çubuklu çalıştırmaya başladığında takım 5. sırada ve liderden 7 puan gerideydi. 21 maçta takımın başında olan Kayhan Hoca 11 galibiyet, 6 beraberlik, 4 mağlubiyet aldı. Takım şu an 55 puanla 3. ikili averajda Antalya ve Eskişehir’e üstün.
Ancak kulüp yöneticileri Eskişehir’i 1-0 yendikleri maç sonrasında Kayhan Çubuklu’ya “güle güle” dedi.
Nedense 21 hafta boyunca bir sürü işsiz teknik direktör varken bir tane bile bulamayan Kocaelispor yönetimi bitime 3 hafta kala Engin İpekoğlu’yla anlaşmış.
Kulüp basın sözcüsü İlker Ertuğ, insanları aptal yerine koyarak Çubuklu’nun teknik direktörlük belgesinin olmaması nedeniyle bir süredir sürdürdükleri teknik direktör arayışında Engin İpekoğlu ile anlaştıklarını, anlaşmayı dün akşam Kocaelispor’un 1-0’lık galibiyetiyle sonuçlanan Eskişehirspor maçının ardından Çubuklu’ya bildirdiklerini söylemiş.
Kayhan Çubuklu’nun A diploması varmış. Bülent Uygun, Bülent Korkmaz nasıl teknik direktörlük yapabiliyorsa o durumda yani.
Hadi bu durum etik açıdan pek doğru bir şey değil ve tartışılıp duruyor, peki Kocaeli yönetiminin aklı başına 21 hafta sonra mı gelmiş?
Ve ve ve…
Kayhan Çubuklu idari kadroda göreve başladığı için ayrıca antrenörlük sözleşmesi imzalamamış. 10 aylık görev süresince de topu topu 22 bin lira almış. Aylık yaklaşık 2 bin küsur lira…
Şimdi…
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Engin İpekoğlu mu çıkarmış olacak?
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Kocaelispor yönetimi başarılı bir yönetim mi olacak?
Engin İpekoğlu geçtiğimiz haftalarda Karşıyaka’daki görevinden alındı. Amiyane tabirle ifade edelim; kovuldu. Şimdi başka bir yerde başka birinin yerine çalışacak. Hâlâ kimse görmüyor mu bu sistem, bu yöneticiler hoca öğütüyor. Ve teknik direktörler kırılmış cam parçaları gibi ligin her yanına dağılmış ve bir türlü toparlanamazken bu kaosun sorumluları yerli yerinde. Engin İpekoğlu geçtiğimiz yıl umut veren hoca kıvamındaydı. Bu yılki seyahat rehberini göz önüne alınca, kulak memesi kıvamına gelene kadar çırpılmış olduğunu düşünüyorum.
Kocaeli yönetimine ise söylenecek söz yok, gösterilecek örnek var. Eskişehirspor’a bakınız. Adalet dediğimiz şey başka nedir ki?
Gecikmiş düzeltme:
İki hafta önce yayımlanan “Küme düşenler” başlıklı yazımda, nasıl başardım bilmem ama Ali Güneş’i FB ve GS’de oynatmışım. Fotoğraflarda da yine Ali Güneş’in adı Ali Bilgin diye yazılmış. Vallahi Ali Güneş’le bir alıp veremediğim yok. Tamamen tesadüf. Düzeltir, özür dilerim.

Mustafa Altıoklar çok beğendiğim, filmlerine hayran olduğum bir yönetmen değildir. Fakat onun geçmişte sinema eleştirmenleriyle yaptığı polemiklerde söylediği bir söz filmlerinden daha çok hoşuma gitmiştir. Altıoklar, kendisine saydıran eleştirmenlere cevaben, filmler olmasa film eleştirmenlerinin olamayacağını, ama eleştirmenler olmadan da filmlerin çekilmeye devam edeceğini söylemişti.
Futbola dair bir şeyler yazan bizlerin de bu dönemde böyle ironik ve okkalı bir lafa ihtiyacımız olduğunu bugünlerde fazlasıyla düşünüyorum.
Ne zaman ki Simon Kuper, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” dedi, oyuna dair aklımıza bir değişim geldi. Oyunda hayatı görmeye başladık. Onu algılamaya çalıştık. Oyunda ona dair olmayan ne varsa yüklemeye çalıştık.
Siyasette umduğunu elde edememişler, yenikler, hep topçu olmayı isteyip becerememişler, yetenek özürlüler kafalarını futbola verdiler. Hep sinemacı olmak isteyip olamayan ve sinema eleştirmeni olan; ama bununla da yetinmeyip çocukluğundaki futbol aşkından hareketle futbol yazmakta da bir sakınca görmeyen yazarlarımız da oldu.
Bu futbola dair zenginleşmenin dilidir, güzeldir. Fakat, zenginlik deyince topraklarımızda üstencilik ve hakir görme anlayışı ikiz kardeş gibi yerleşiyor dile ve üsluba…
Okumuş ve futbola başka yerden bakan yazarlarımız, önceleri spor sayfalarının azınlık tarafını temsil ediyordu. Azdılar ve sesleri az çıkıyordu. Sonra haliyle çoğalmaya başladılar. Okumuş, temiz, traşlı çocuklar, güzel de yazıyorlar haklarını yememek lazım; ama çoğaldıkça o elit üslup doğasındaki saldırganlığı açığa çıkarmaya başladı.
Eski futbolcular hayatlarına yazar-yorumcu olarak devam etmeye başladıklarında dillerine, üsluplarına hakim olan temel şey “futboldan gelmeyenin bu işten anlamayacağı” efsanesidir. Bu söylem, kullanılmaktan o denli eskimiştir ki artık söylenmesinin bir kıymeti kalmamıştır. Ben de bu lafa çok kızanlardanım ve Bengay da kokladım; ama onların dediğinin aksine bir kerametini göremedim.
‘İstemezük’ kampanyası
Fakat, son dönemdeki entelektüel üslubun şiddeti beni rahatsız ediyor. Medyada okumuş, dil bilen, araştıran; ama mahalle arasında bile top oynadığı kuşkulu yazarların, eski futbolculardan oluşan yorumcu kitlesine karşı ağız birliği etmişcesine başlattığı eleştiri kampanyası benim için can sıkıcı bir hal almaya başladı.
Futboldan gelen aklı başında yorumcuların sayısı zaten az. Burada isim vermeye gerek bile görmüyorum. Takıldığım nokta şu ki, bu oyunu onların oyunu olmaktan çıkarıp, akıl, felsefe, eğlence ve hayata dair bilumum şeye dönüştürmek için kalem oynatanların onları bu arenada “istemezük” sancısıdır.
Elitler istiyor ki oyuna dair her şeyi onlar bilsin. Oyunun aklından ziyade meziyetlerine dair de onlar yorum yapabilsin ve kimse onları geçemesin. Onun için de futbol için okulunu bırakan, kitap bile okumayan -öyle diyorlar- eski topçuların bazıları bu işe kafa yorup da ilgiyle izlendiğinde “öne çıkana saldırın” felsefesiyle saldırmaya başlıyorlar.
Elitler böyledir.
Onlar kimseye bir şey bırakmazlar. Sıradanların, Müslüm Gürses’i vardı. Dinleyip kahrolurlardı ve elitler Müslüm’e, dinleyenlerine burun kıvırır tepeden bakardı. Sonra bir gün arabesk müziği keşfettiler, ardından da Müslüm Gürses’in ne iyi bir sanatçı olduğunu. Onu kendi kitlesinden çekip almak için her şeyi yaptılar. Bugün Müslüm Gürses belki herkesin; ama eskiden ona tapanların değil.
Futbol da böyleydi. Şimdi elitler onu da almak istiyorlar. Sadece tribünden aldıkları kombinelerle kapatmıyorlar oyunu, sayfalarda da aynı hükümranlığı yaratmak istiyorlar. Bu yolun başında, medyanın akıl yoksunu yazarlarından başlayarak sonuç alamayacaklarını bildikleri için, öne çıkanlarından başlıyorlar. Saygılı cümlelerinin bile içinden akan hıncı görebilirsiniz…
Lütfen başka kapıya!
Onlara göre futbolun bu eğitimsiz kuşağı, oynamalı, koşmalı ve terlemeli. Zaten bunun karşılığında kazanacağı parayı fazlasıyla kazanmakta. Bırakma zamanı geldiğinde ise köşesine çekilmeli. Çünkü orada artık enteller var. Gladyatörler gibi olmalı futbolcular. Yoksulluğun içinden çıkıp gelmeli ve bizleri eğlendirmeli. Öldüğünde ise adını bile hatırlamamalıyız.
Merak ediyorum Roma İmparatorluğu gerçekten çöktü mü?
Entelektüel dil ve zenginlerin dili birbirinden ayrıdır. Fikirlerin ayrılığının da getirdiği bir şeydir bu. Fakat spor sayfalarımızda bu dil birbirinden ayrılmaz bir bütünü oluşturuyor.
Ben de gazetelerimizde kaliteli yazılar okumak istiyorum, aklı başında yorumlar dinlemek ve buna kafa yormak istiyorum; ama hayatla olan problemlerinin hıncını çıkarmak için kendine futbolu araç olarak seçenlerin de kafama takılmasını istemiyorum.
Ve rica ediyorum. Bizim de bir şeylerimiz olsun. Çocuklarımıza, tarihe bırakabileceğimiz şeylerimiz olsun. Her şeye el atmayın. Bunlar bizim. Biz az okumuş, kafası az basanların… Bolluk bereket içinde büyüme- mişlerin…
Futbol da bizim. Biz, biraz eğlenelim diye buldu bu oyunu bizim gibiler.
Lütfen başka kapıya. Bizim olan bize kalsın.
Ben, eski oyuncusuyla, akıllısıyla, okumuşu yazmışıyla bir spor arenası görmek istiyorum. “Biz sizden iyi biliriz” diye yeni bir oyuncak isteyen çocuk gibi ayaklarını yere vurarak ağlayan ve bu oyunun asli unsurlarını görmezden gelenlere karşı, bu oyunu ve o oyunun az okumuş ama hayatı bilen kesimini daha çok seviyorum.
Okumuş çocukları da severek okuyoruz işte…
İlk hedefiniz Intertoto, ileri!
Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız
(Sinan Engin)
Ne iyi yaptın!
Adnan abi ile Başkan olduktan sonra, nihayet üç gün önce konuşabildik. Abi diyorum çünkü; bu Galatasaray’da bir gelenektir. Hele kongre üyesi ise, senden de kıdemliyse; ona abi diye hitap etmek her makamdan önemlidir. O kişi Başkan dahi olsa, bu konunun altını çizmek istedim.
(Yalçın Dümer-Fanatik)
Seni dinlemiş Abi!
Hatırlarsanız ben Mondragon’un zamanında bile, “Şu Aykut’u zaman zaman oynatın” diye Gerets’i çok uyardım. O da oynattı.
(Turgay Şeren-Akşam)
Okey!
Hani nerede Başbakan’ın takımları… Kasımpaşa küme düştü… Rize gitti, gidiyor… Beyler biraz insaflı atalım, bu hayali senaryoları biraz insaflı yazalım…
(Şansal Büyüka-Akşam)
Yerseniz!
Yabancı futbolcular Beşiktaş’ta çok mutlu, hatta kovsak bile gitmiyorlar.
(Sinan Engin)
Getiriniz efenim!
Bir hafta sonraya taşıdığı üç puan mı, bir puan mı daha iyi olurdu Galatasaray adına? Bunu bizim alışkın olmadığımız bir soru olarak gündeme getiriyorum.
(Mustafa Denizli-Milliyet)
Gıcık kapıyormuş!
Melih Şendil: Ümit Hocam, Deivid sol kanatta oynamayı sevmiyor mu?
Ümit Kayıhan: Sevmiyor.
(Ankaraspor-FB maçı, Lig TV)
Kızma çocuğa!
Göktuğ Sevinçli: Kezman da üzgündür şimdi Selim Abi!
Selim Soydan: Banane üzgünse ya!
(Ve Gool, TV8)
Sus o zaman!
Beşiktaş 4-4-2 oynadıysa bugün, hakikaten ben bu futbolu fazla bilmiyorum demektir.
(Göktuğ Sevinçli - Ve Gool, TV8)
Tabir-i caizse…
Beşiktaş için, matematiksel olarak her şey bitmiş değil ama; şampiyonluk ihtimali, önümüzdeki yaz Mars gezegeninde tatil yapmayı ummak kadar hayal ötesi…
(Ali Sami Alkış-Star)

Evvel zaman içinde kalbur da saman içinde forma aşkı, kazanma hırsı, takım ruhu gibi kavramlara; modern futbolun gerekleri, endüstriyel kulüp işletmeciliğinin rasyonel kaçınılmazlıkları gibi şatafatlı kelamlar galebe çaldı. Futbolcu bir meta özelliği taşır hale geldi. Etinden, sütünden, yününden faydalanıldı/faydalanılamadı ve gönderildi…
Futbol da hayat gibi işte.
Bir bakarsınız ki eller üzerindesiniz… Bir bakarsınız, İstanbul Belediyeli Erman’a gol sevincinde yaptıkları gibi ellerini bir çekerler, sırt üstü düşersiniz.
Futbol bu işte, hayat gibi…
Ne kadar iyi olursanız olun yüzünüz eskimişse, idarecilerle ters düşmüşseniz, kendinizi geliştirememişseniz, uyumsuz ve marjinalseniz başka gökler altında herkesten habersiz devam ediyorsunuz yolunuza. Belki de bu dünya için çok fazla beklentiniz vardır. Belki de kimbilir… Onlara da sormamız lazım…
Kimler geldi, kimler geçti…
“3 büyükler” olarak da nitelendirilen Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’da top koşturmuş, şampiyonluk yaşamış, hatta o takımın tarihine adını yazdırmış futbolcular… Kimisi bir yıldızın veliahtı olarak gösteriliyordu Olcan Adın gibi, kimisi büyük umutlarla gelmişti Bülent Akın ya da Serkan Aykut gibi…
Hepsinin ortak özelliği artık göz önünde değiller… Zamanında kadrosunda yer aldıkları takımlarının şampiyonluk mücadelesini dışarıdan izliyorlar ve artık alt liglerde formasını giydikleri takımların başarılı olması için uğraş veriyorlar.
Peki ya nerelerdeler? Hiç merak ettiniz mi?
Ben ettim, bu merakımı da doğrusu reklam yıldızlığına soyunan Sergen Yalçın tetikledi.
Bir zamanlar gözbebeği olan futbolcular… Bir futbol takımı kadar topçu vadesi dolduğu ya da istenilen verimi veremediği için kayıp gitmiş, küme düşmüş…
Ancak!
Küme düşmek ayıp değildir sevgili okur.
Yazımın başlığı böyle olsa da ironi sanılmasın!
Küme düşmek, biraz talihsizlik olsa da küme dışı takımlarda iyi futbolcular seyrettirmektir…
30 kişilik kadro!
Kadromuz kalabalık…
Mesela 3 takımdan da bir Fevzi var kalede… Bek sıkıntısı küme düşenlerde de baş gösteriyor: Sağa da, sola da sadece 2 tane düşüyor. Ama birçok takımın yalancı beklerle iş gördüğü düşünüldüğünde yeter de artar bile… Stoperlerimiz 4 tane. Sakatlık olursa dert etmeye gerek yok… Orta saha 10 kişi, 11’i yapacak teknik direktöre Allah kolaylık versin, işi gerçekten zor… Forvet hattı ise çok zengin. Tam 9 futbolcu. Ancak burada bir istisna uyguladım; Anadolu kulüplerinde gol kralı olmuş 2 ismi de kadroya dahil ettim. Her hafta farklı bir kombinasyon uygulayabilir hoca 9’undan da yararlanabilmek için…
Kimlerden mi oluşuyor bu kadro? Kimler yok ki…
Kaleciler:
Fevzi Tuncay (BJK): Fethiyespor.
Fevzi Elmas (GS): Antalyaspor.
Fevzi Layiç (FB): Gaziosmanpaşa
Sağ bekler:
Tamer Tuna (TS - BJK):
İstanbulspor.
Ali Güneş (FB - GS):
Freiburg (Almanya).
Sol bekler:
Cem Karaca (FB): İstanbulspor.
Ümit Özat (FB): Köln (Almanya).
Stoperler:
Serkan Özsoy (FB):
Diyarbakırspor.
Adem Dursun (BJK):
K. Erciyesspor.
Ali Eren Beşerler (BJK):
Turgutlu ’dan ayrıldı.
Erman Güraçar (BJK):
Kocaelispor
Orta saha:
Ahmet Yıldırım (FB - GS - BJK):
Adanaspor.
Evren Turhan (GS): Şekerspor.
Bülent Akın (GS): İstanbulspor.
Yasin Sülün (BJK): Kocaelispor.
Olcan Adın (FB): Karşıyaka.
Celil Sağır (FB): Samsunspor.
Serdar Topraktepe (BJK):
Kocaelispor.
Hakan Bayraktar (FB):
Diyarbakırspor.
Elvir Baliç (FB - Real Madrid - FB - GS): İstanbulspor.
Sergen Yalçın (BJK - FB - TS - GS - BJK): Eskişehirspor.
Forvetler:
Papen Mustafa Kocabey (GS):
Beylerbeyi.
Ahmet Dursun (BJK):
Kocaelispor.
Serkan Aykut (GS):
Samsunspor.
Atilla Birlik (BJK):
Malatyaspor.
Fazlı Ulusal (BJK):
Erzurumspor.
Berkant Göktan (GS - BJK): 1860 Münih.
Oktay Derelioğlu (BJK - FB - TS): Geçtiğimiz günlerde Karagümrük’te futbolu bıraktı.
Anadolu’dan çıkan gol kralları:
Cenk İşler:
Antalyaspor.
Okan Yılmaz:
Orduspor.