Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Nilay Yılmaz’ Category

Akılda kalanlar (2)

Wednesday
Jun 11,2008

Nilay Yilmaz
Salı günü bundan önceki Avrupa Şampiyonalardaki ilginç olaylarla ilgili derleme yapmış, devamı perşembeye demiştim. Euro 88’den akılda kalanlarda Hollanda ve Almanya’yı yarı finalde karşılaştırmak yerine finalde karşılaştırmışım. Oysa biraz yukarıda Hollanda ve SSCB finaliyle ilgili bilgi vermişken küçük bir yazım hatasının kurbanı olmuşum. Siyasi bir krize sebep olmamak için düzeltme gereği duyar, siz okurlardan özür dilerim…
Konuyu biraz açalım ve kaldığımız yerden devam edelim…
-  Hollanda, Batı Almanya’yı yarı finalde mağlup ettiğinde, bu 32 yıldır Almanya karşısında kazandıkları ilk galibiyetti. Amsterdam ve Rotterdam’daki taraftarlar deliye döndü. “Bisikletlerimizi geri aldık” diye şarkılar söylediler, dans ettiler… Çünkü Almanlar, İkinci Dünya Savaşı’nda Hollanda’yı işgal ettiğinde bütün bisikletleri kilitlemişti.
Euro 92
-  Euro 92 elemelerinde İzlanda-Arnavutluk maçı için Arnavutluk’tan umutla yola çıkan futbolculardan bir kısmı Londra Havaalanı’nda mola verdikleri sırada hırsızlık suçlamasıyla tutuklandı. Sonunda yolculuklarına devam etmelerine izin verildi. Euro 92 elemeleri nihayet başladı. Şoktaki Arnavutlar İzlanda’ya 2-0 yenildi. 
-  Euro 92 elemelerinde çekilen kura sonucunda aynı gruba düşen Batı Almanya ve Doğu Almanya birleşince gruptaki ülke sayı 5’ten 4’e düştü. Güçlerini birleştiren Almanya finallere yükseldi…
-  İsveç’in ev sahipliğini yaptığı turnuvaya katılma hakkı kazanan Yugoslavya, Balkanlar’da oluşan kriz sonucu politik nedenlerden dolayı finallere alınmadı.
Ve Yugoslavya’nın yerine Danimarka’ya şans doğdu. Kararı finallerden 10 gün önce duyan Danimarka Milli Takımı’nın oyuncularının bir kısmı tatildeydi, teknik direktörleri Richard Mollerr Neilsen de mutfağını dekore etmekle meşguldü. Hazırlık dönemi geçirmeden, plajdan gelen oyuncularla bir takım oluşturan Danimarka’ya kimse şans tanımıyordu. Gruplarında İsveç’in ardından 2. oldular. Yarı finalde bir önceki şampiyon Hollanda ile karşılaştılar. Kaleci Schmeichel, 1988’in gol kralı Van Basten’in penaltısını kurtarıp takımını finale taşıyan isim oldu. Finalde Almanya’yı Jensen ve Vilfort’ın golleriyle yenerek, “Plajdan Gelen Şampiyon” olarak tarih yazdılar ve unutulmazlar arasına girdiler…
Euro 96
-  Euro 96 elemelerinde 8. grupta yer alan San Marino’nun part-time kalecisi Benedittoni seyahat acentesi işlettiğinden sadece ülkesi için futbol oynamakla kalmadı, aynı zamanda takım otobüsünü de kullandı.
-  Rusya Milli Takımı’nın euro 96 finalleri için İngiltere’de olduğu günlerde Rusya’da genel seçimler yapılıyordu. Özel bir izin çıktı ve futbolcular oylarını seçim kuruluna İngiltere’den faksla gönderdi. Böylece futbol sayesinde belki de dünyanın ilk faksla oy kullanma olayı gerçekleşmiş oldu. 
-  Çek orta saha oyuncusu Vladimir Smicer ülkesinin oynadığı futbol ve euro 96’da elde edecekleri başarı konusunda ümitsiz olmalıydı ki, nikah tarihini finalin oynanacağı günden bir gün önceye aldırmıştı. Oysa, Çekler yarı finalde Fransa’yı da devirip finale çıktı. Smicer maçtan sonra doğru Prag’a gidip evlendi, karısını alıp final için koştura koştura Londra’ya dönmek zorunda kaldı. 
-  Almanya-Çek Cumhuriyeti maçı diğer finallerden biraz farklıydı. Maçın sonucuna penaltı atışları olmadan karar verildi. 90 dakika sonunda takımlar 1-1 berabere kaldı. Turnuvada ilk kez uygulanacak olan altın gol kuralı doğrultusunda, uzatmaların 4. dakikasında takımını beraberliğe taşıyan golü atan Bierhoff, bu defa galibiyet golüne imza attı ve Almanya Euro 96 şampiyonu oldu.
-  Türkiye, tarihinde ilk kez katıldığı bu organizasyondan golsüz ve puansız döndü. Ancak, Hırvatistan maçında, gole giden Vlaoviç’i düşürmeyen Alpay Özalan, ülkesinde çokça eleştirilse de UEFA tarafından Fair Play ödülüne layık görüldü.
Euro 2000
-  Galler Milli Takımı’nın Teknik Direktörü Bobby Gould, idmanlar için lüks bir otelde kalmak yerine, oyuncularını Proscoed Açık Hapishanesi’ne götürdü. Böylece oyuncularına kendi ülkeleri için oynamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu göstereceğini iddia etti. Ne yazık ki işe yaramadı. Galler defansı rakip forvetleri sürekli kaçırıyordu ve turnuvayı pek iç açıcı olmayan sonuçlarla bitirdi. Gould, Galler İtalya’ya 4-0 yenildikten sonra istifa etti. 
-  Fransa, en başarılı dönemini bu turnuvaya kadar taşıdı. 98 Dünya Şampiyonu Horozlar, finalde İtalya’yla karşılaştı. Son dakikaya kadar maçı 1-0 mağlup götürüyorlardı. Kenarda, bütün İtalyanlar omuz omuza vermiş, son düdüğü bekliyorlardı. Maç bitmek üzereyken beraberliği yakalayan Fransa, uzatmalarda attığı golle kupaya uzandı.
Euro 2004
-  Play-Off’ların en büyük sürprizine Türkiye imza attı. Grubunu ikinci bitirerek yeterince sürprize imza atan Letonya’ya elenen Milliler 2002 Dünya Kupası’nı üçüncü bitirirken de dünyayı şaşırtmıştı. 
-  Şampiyonanın açılış maçında da, kapanış maçında da Portekiz ile Yunanistan karşılaştı. Ev sahibi Portekiz 2 maçı da kaybetti. 
-  Turnuvanın en büyük sürprizini Yunanistan gerçekleştirdi. Kimsenin şans vermediği Yunanistan, oynadığı “sıkıcı” futbolla kupanın sahibi oldu. İzleyenler ve rakip için sıkıcı olsa da 12 milyonluk Yunan halkı için turnuvanın gayet eğlenceli geçtiği aşikar…
 

Ve Gool, Euro Gool, GOOOOLLL!

Wednesday
Jun 4,2008

Nilay Yilmaz
Lige verilen arada spor programlarının sayısı iyice azaldı. Pazar akşamı kanalları dolaşırken Ve Gool’ün  Euro 2008 versiyonu Euro Gool’e rastladım. Yorumculardan daha çok konuşan Ve Gool sunucusu Göktuğ Sevinçli bu defa yorumcu koltuğunda oturuyordu. Milli Takımımız değerlendirildiği programda Sevinçli, Colin Kazım’ın neden santrafor olarak değerlendirilmediğini sordu ve “Kazım, Hakan Şükür tipinde bir santrafor… Babası siyahi olduğu için atletik… Kazım 1.95. 1.95’lik adamdan sağ kanat yaratmaya çalışıyorlar, 1.95’lik adamı santraforda kullanmayı kimse düşünmüyor. Kazım İngiltere’de santrafor oynarken bunu ne Fenerbahçe’de ne de Milli Takım’da görebildik. 5-10 dakika bile göremedik yani… Kazım alternatif genç bir oyuncudur. “Ben bunu santrafor olarak yetiştireyim” derse birileri bana göre daha büyük fayda getirir Türk Milli Takımı’na… Bu çocuğun o potansiyeli var. Biz mi yanılıyoruz acaba? Yanılabiliriz ama hiç denenmemesini ben anlamıyorum…”  mealinde cümleler kurdu .
Sevinçli’nin söylediklerinin bir kısmı bu, konuşmasının başını kaçırdım. Tüm söylediklerini öğrenebilmek için TV8 Spor servisini arayıp programın kaydını istedim, “biz sizi arayalım” dediler; ama telefonuma geri dönme nezaketini dahi göstermediler. Olsun, canları sağolsun! Ben konumuza geri döneyim:
Kazım hakkında bu güzel sözleri söyleyen Sevinçli, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi maçları sırasında ise şöyle demişti: “Colin Kazım orta sınıf bir santrafor. Medya bir adamın notunu verdi mi o fazla kalmaz. Colin Kazım seneye gider. Büyük ihtimalle de orta sınıf bir Anadolu takımına gider. Bakın buraya yazıyorum: Bu Colin Kazım senede 10-15 tane gol atar. İsteyenle de iddiaya girerim. Orta sınıf bir oyuncu ya! Bu kadar abartılacak ve bu kadar konuşulacak bir oyuncu değil…”
Orta sınıf bir oyuncu 2 ayda nasıl bir gelişme gösterdi ki Sevinçli’nin Milli Takım’daki santrafor adayı oldu bilinmez. Üstelik bu kadar abartılacak ve konuşulacak bir oyuncu da değildi Sevinçli’nin sözleriyle… Eklemek gereken bir başka nokta ise Kazım’ın boyu 1,95 değil 1,85. Bunun için çok araştırmacı olmaya da gerek yok . Programdan önce bakarsınız Fenerbahçe’nin resmi sitesine, sonra da istediğiniz kadar konuşursunuz.
Sonra Ve Gool’de programın sunucusu arkadaş “Portekiz’in de hazırlık maçını izlemişken…” diye başladı cümleye Portekiz-Gürcistan maçını konuşmak için…
Sonra Portekiz’in Gürcistan maçındaki dizilişini verdiler… Bosingwa solda, Ferreira sağda dizilişte…
Nasıl izlemişler maçı bilmem… Çünkü Portekiz-Gürcistan maçında Bosingwa sağda, Ferreira solda oynamıştı…
‘Falco kim, Löw kim’
“Galatasaray’ın bir türlü kurtulamadığı parasızlık ve ondan dolayı kaliteli adam alamayışı artık insanları bıktıracak hale geldi. Öyle isimler karşımıza çıkıyor ki onların Galatasaray takımında bırakın antrenörlüğü resim bile çektirmesi bu kişileri kalitelendirir. Galatasaray ise hiçbir şey kazanmaz. Şimdi gene bir sürü isim dolaşıyor. Falco Götz, yok Löw ya da Mathias Sammer. Yahu bana lütfen söyleyin, bu antrenörler neler yapmış? Var mı büyük başarıları? Kim bu Sammer? diyoruz, “Ohooo…” diyorlar bana, Alman futbolunda en yetkili yerde! Ne iş yapar? Federasyonda genç takımların başındaymış. Buyrun, namazı siz kılın. Öbürleri belli; Falco bildiğim kadarıyla iki senedir filan boşta. Löw de öyle, federasyonda milli takımda bir hoca” diyor İsmet Tongo 1 Haziran 2008 tarihindeki Pas Fotomaç’taki yazısında…
Kimle paylaştıysam bu satırları, “nasıl yani?” diyerek güldü… İsmet Tongo futbolu nereden takip ediyor bilmem… Sadece şunu demek bile yeterli ona: “Löv de kim” dediği adam, federasyonda bir hoca değil, Almanya Milli Takımı’nın teknik direktörü… 
Asi Ruh hakkında küçük bir açıklama
Akşam Gazetesi’nin dünkü sayısında “Küfür, Rant Artık Bitecek” başlıklı yazıda, gazetenin Çarşı’nın yeni A takımı diye nitelediği isimlerle yapılmış söyleşiye yer verilmiş. Haberin sonlarına doğru, Alen ve arkadaşları için Asi Ruh’un telif hakkını Beşiktaş’a bağışlamaları gerektiği belirtiliyor.
Belgesel filmin proje danışmanı olduğum için açıklamam gerekiyor ki; bu filmde Çarşı’ya veya herhangi bir kişiye telif ödenmesi söz konusu değildir. Çünkü bir film yapılırken hele de bu futbola ilişkin ise gerekli izinlerin ve teliflerin karşılandığı yerler sınırsızdır. Ve zaten bu izinler alınmadan belgeselin çekilmesi mümkün değildir.
Asi Ruh, yapımcısı Pancard Film’in ilk filmidir ve iki yıl boyunca karşılık beklenmeksizin para harcanarak çekilmiştir. Bu film sinemalarda gösterilmeyecektir. Sadece DVD olarak satılacaktır ve Pancard filmdeki arkadaşlar bu filme gönüllerini koymuş borçlanarak bu filmi bitirmişlerdir. Kar edeceği tartışılır; ama sadece iyi bir film olması hedeflenmiş filmin bu tip spekülatif tartışmalarda adının geçmesi hem beni hem de bu filme emeği geçmiş herkesi rahatsız etmiştir. Bu en başta emeğe saygı duymamaktır. İlgili ilgisiz herkese duyurulur. Pancard Film de bu konuyla ilgili gerekli açıklamayı zaten yapacaktır.

Asi ruh nasıl doğdu?

Monday
Jun 2,2008

Nilay Yilmaz
İçinde yol olan filmin yolculuğu da uzun olur haliyle. Çarşı’nın belgeseli Asi Ruh, geçtiğimiz hafta içinde heyecan, sevinç, hüzün ve keder taşıyan bir gala gösterimiyle nihayete erdi. Şimdi artık yeni bir yolculuk başlıyor bu belgesel için. Seyircisiyle kavuşmaya dair bir yolculuk artık bu. Diliyoruz ki gösterilen çaba kadar çok insana ulaşır bu film.
Futbola dair kitapların okunmadığı, filmlerin de pek izlenmediği bir ülkedeyiz. Hep anlatılır, bizim ülkemizde oyun değil, kazanmak sevilir diye. Biz, Asi Ruh’ta sevinmek için sevmeyenleri anlattık. Öyleyse bu oyunda kazanmaktan ötesini bulanlar seyredecek diye ümit ediyoruz.
Sinemanın teknik kısmından pek anlamam, benim bu filmdeki rolüm proje danışmanlığıydı. Görevimi kağıt üstünde bırakmamak için, sadece danışmanlık yapmak gibi bir lükse sığınmadım. Bazen elde telefon röportajları organize ettim, bazen de hikayeye dair fikirlerimi beyan ettim. Çünkü bütün ekip seferberlik halinde çekiyordu filmi.
Bu film, anlattığı  hikaye kadar dostça bir film oldu. Çarşı’nın popülaritesine sığınıp tez elden kotarılmış bir film olmaktan ziyade, uzun emeklerle, taraftar cefasını sindirerek çekilen bir film olmayı seçmişti kendisine. Adı ne olursa olsun, bir şey böyle bir emekle çıkıyorsa yola bence o şey iyidir. Eksikleri vardır; ama mesele şu ki iyi bir şey eksikten ziyade yanlışıyla yargılanmalıdır. Eksik her zaman vardır. Dünyamızda bilimden öte bir şey yoktur ki her buluş bir öncekinin reddine dayanır. Film nedir ki muhakkak daha iyileri çekilecektir. Zaten çekilmelidir de.

İmkansız aşk…
Asi Ruh, Çarşı’nın nasıl doğduğunu ve nasıl bir oluşum olduğunu çarpıcı örneklerle anlatmaya çalışırken bunları iki yıllık uzun soluklu bir takiple gösteren bir film. Ne tam bir belgesel, ne de tam bir kurmaca film. Asi Ruh, küçük bir çocuğun mahalledeki bir kadına olan imkansız aşkından hareketle tribündeki sevdayı işlemeye çalışıyor. İkisi de aynı tutkuyu içerir. İkisi de asla dokunamayacağımız bir sevgidir. Ve bu yüzden çok tutkulu, acılı ve bir o kadar da güzeldir.
Asi Ruh görürken, gösterirken öğrenmiştir de. Doğru bildiğimiz yanlışları da göstermiştir bize. Karşılaştığımız zorlukları aşmasını da. Bir filmin bir taraftar kolektifine dönüşmesi nasıl olurmuş onu da gördük. Yola çıkarken, taraftarın gazabına uğramayı da gördük. Ama her şey mutlu bitti. Bu yeterli…
Asi Ruh’u çekerken neler olmadı  ki. Rıza Hoca, Rize’nin başındaydı ve bir gün önce Beşiktaş’a yenilmişlerdi. Röportaj günü açılmayan telefonlarıyla kasıldık. Ya gelmezse diye. Kaptan, moralinin bozukluğunu atıp geldi. Her soruyu ısrarla tekrarlatmayı muziplik gösterisi haline getirdi.
Ve o günün akşamında babamı kaybettim. “Yastayız, kapalıyız” dedik.
Sonra devam etti çekimler. Rıdvan Dilmen röportaj sonrasında kameranın tripodunu sırtlayıp Ulus parkının merdivenlerini ağır ağır tırmanırken kameralar hâlâ kayıttaydı. Feyyaz Uçar’ın gözlüğünün vidası asistan arkadaşımız Hasan’ın elinde kalırken, Feyyaz Hoca lakabındaki kibarlığı bozmasa da bozulduğu hayli belliydi, “çocuklar bu röportaj bana pahalıya patladı” derken… İnceden gelen sitemi yüzümüz kızararak karşıladık.
Çarşı’nın önde gelen arkadaşlarıyla röportaj gününü ayarlamak ise Hollywood’un değme aktörleriyle çekim günü ayarlamaktan daha zordu; ama bu filmin en önemli ayağı da onlardı. Haklarını yemeden, “bu kadar da yoğun olunmaz ki” diye ufak bir dokundurma hakkımızdır sanırım.
Tribüncülük demişken, filmimizin başrol oyuncusu, tribün liderlerinden Murat’ın oğlu Umut Akyıldız’ın evinde çekim yaparken, tribün rantçılığından dem vuran yazarlar da bolca anıldı. İki odalı bir evde onuruyla yaşamaya çalışan aileyi görmeden, gazete köşelerinden yorum yapmanın ayıbını anlatmak da  şart oldu. 

Optik için…
Ve hasretle beklenen Optik Başkan’ın çekimlerden bir gün önce hayatını kaybetmesi… Bu filme dair ekibin eksik saydığı tek şeydir. Ve cenazesinde bile çekim yapmaktan vazgeçmiştir film ekibi. O gün çekilen acıyı bu filme malzeme yapmama kararı almıştır. Optik filmde yer aldı almasına ama bizim gördüklerimizden değil, derlediklerimizden hareketle yansıdı filme.
Ve zaten Asi Ruh, Optik’e adanmıştır…
Bu belgeselin kendisi kadar emekle hazırlanmış müziklerinden ve müzisyenlerinden de bahsetmeden olmaz. Tam sekiz müzisyenin eli değdi bu filme.Ve kalabalık bir orkestra eşlik etti onların besteledikleri müziklere. Kemal Sahir Gürel, Erdal Güney, İrşad Aydın, Hüseyin Yıldız, Ayşe Önder, Levent Güneş, Soner Akalın ve Mayki. Onlar bu filmin asi ruhuna çok şey katan notalar eklediler.
Bu filmin ekibi kadar filme emek veren tribüncüleri de belirtmek  şarttır. Bengi ve Alaattin çekimleriyle, Cihan Kaya fotoğraflarıyla filmi sahiplenmiş ve daha iyi olması için gönülden desteklerini sunmuştur. Filmin galası için koşturan, görev alan arkadaşlar hepsi bu filmin ekibidir hepsine sonsuz teşekkürler.
Pancard Film’in ilk ürünüydü Asi Ruh… Dilerim ki arkası  gelir. 

Sitem…
Son olarak Sergen Yalçın, Gökhan Keskin ve İlhan Mansız’a değinmek istiyorum. Bu filmde olmaları gerekiyordu, olmalıydılar. Fakat bu filmin Beşiktaş taraftarı için değerini ve önemini kavrayamadılar. Çekim talebimizi reddetmekten ziyade, oyaladılar, yanıtsız bıraktılar. Olsun onlara da teşekkürler.
NOT: Asi Ruh Haziran ayının ortalarında Kalan Müzik ve Pancard etiketiyle DVD olarak yayınlanacak. Filmin yanı sıra filmin 17 şarkılık müzik albümü de yanında hediye olacak. Sonbaharda da Asi Ruh kitap olarak okurlarıyla buluşacak.
 
Coğrafya kaçtı?
Uruguay’ın Avrupa’da ne başarısı var?  
(Sergen Yalçın - NTV Spor) 
Değil Abi!
Adnan Galatasaray’ın ve senin en büyük şanssızlığın şu anda Galatasaray Başkanlığı unvanını taşımandır. Galatasaray’ı ikiye, üçe, hatta ona bölmeye hakkın yok. Hakan’ı yem olarak herkesin önüne atmaya da hakkın yok. Niye ortaya çıkıp söyleyemiyorsun, ‘Hakan sen bu sene futbolcu olarak kadromuzda yoksun’ diyemiyorsun da binbir dereden su getiriyorsun. Yok Hakan’a 5 senelik kontrat diyorsun, yok ‘Hakan’ı okulların başına getireceğim’ diyorsun. Hakan’a unvan kazandırıp ona kendini affettirmek isterken kulübü ne durumları düşürdüğünün farkında mısın?  
(Turgay Şeren - Akşam)
LeBron James’le karıştırdın galiba!
Kazım 1.95. 1.95’lik adamdan sağ  kanat yaratmaya çalışıyorlar, 1.95’lik adamı santrforda kullanmayı kimse düşünmüyor.  
(Göktuğ Sevinçli - Euro Gool, TV8)
Hep birlikte!
Demirören yönetimi mi? Artık bu konuda bir şey söylemiyorum. Bırakın yandaş tuttukları gazetelerine manşetler attırdıkları arsaları Beşiktaş’a kazandırmayı, ellerindekini kaybetmesinler ayakta alkışlayacağım.      
(Fatih Doğan - Pas Fotomaç)
Saygı bizden!
Biz bildiğimiz doğruları her zaman ve her yerde söylemeye devam edeceğiz… Biliniz ki Allah’tan gayrı korktuğumuz da yoktur… Saygılarımla..
 (Yakup Sevindik - Fotospor)
Iıı!
Demirören’e soruyorum; 19 Mayıs günü temel atacağım dediğin gün ben de elimde kazma kürek bir amele gibi çalışırım dedim. O gün geldi geçti. Peki ne oldu? Beşiktaş başkanı sözünü tutamayan başkan oldu. Yakıştı mı?      
(Kazım Kanat - Sabah)
İsterseniz şampiyon da olun!
Üç hazırlık maçının ikisini kazandık. İstesek oyunu tutar, Uruguay maçını da kazanırdık.     
(Fatih Terim)
Gordon’u kim aldı?
Seric’i daha takıma gelmeden yerden yere vurmaya başladılar. Ancak Gordon Schildenfeld’le kıyaslarsanız, Maradona’yı transfer ettik.
 (Sinan Engin - Lig TV)
Aman aman aman!
Düşünün bir defa Portekiz karşısında böylesine hatalar yaparsak o Ronaldo bizi ne yapar düşünemiyorum bile.
 (Ahmet Çakar - Sabah)

Asi bir ruh

Wednesday
May 28,2008

Nilay Yilmaz
İki yıllık maceramız nihayete erdi. Asi Ruh sonunda bitti. Çarşı’nın 25. yılı için hazırlanan belgesel filmin proje danışmanlığı görevi de tarafımdan yürütülmekteydi. Asi Ruh onu merakla bekleyenler için hayırlı olsun diyorum. Film süresince yaşadıklarımızla ilgili ayrıntılı yazımı salı günü yazacağım. Çünkü, gala gecesi herkesi şaşırtan bir gelişme yaşandı.
Film gösteriminden hemen önce sahneye davet edilen Alen Markaryan, 25 yıllık yol arkadaşlarını yanına alarak tribünden çekildikleri kararını açıkladı. Bu, Asi Ruh belgeselini önemli bir dönemin belgesi haline getirse de tribünler için nasıl bir dönemin geleceğinin belirsizliğini de içeriyor.
Son dönemde Beşiktaş tribünleri sürekli malzeme haline getiriliyordu. Tutkuları, hasretleri, sevdaları, olumlulukları, olumsuzlukları, haşinlikleri, holiganlıkları. Sanki memlekette başka mesele yokmuş gibi, sanki ülkeyi tribünler idare ediyormuş gibi her şey o küçücük kutudaki bir grup taraftara malediliyordu.
Şimdi yoklar. Ülke rahat bir nefes alabilir. Artık promosyon olarak basılan biletler karaborsa satılmayacak. Artık, futbol büyük oyunların oynandığı bir rant alanı olmaktan çıkacak. Niye? Çünkü Çarşı, adını bu futbol temaşasından çekti.
Demirören’in yönetme politikasından zerrece hazzetmediğim bilinir. Fakat bu çocukların eleştirildiği üzere neden yönetime tepki konulmadığı fikrine de katılmıyorum. Yönetimi gönderecek olan Çarşı değildir. Büyük Beşiktaş kongresidir.
Nerede bu kongre? Altı  ay önce genel kurulda neredeydi? Adayı neredeydi? Mali kurulda neredeydi? Demirören’in karşısında olanlar?
Tribüne, Britanya’nın ucuz İrlandalı askerleri muamelesi yapmaya çalışan ve futbolun gerçek rantının peşinde olanlar…  Şimdi kendilerine yeni malzemeler arayacak ve muhtemelen de bulacaklar.
Alen’in okuduğu metinde Çarşı adının Beşiktaş adının önüne geçtiği eleştirisinden bahsediliyor…
Olabilir.
Umursamak… Önde olmak
Bu, Çarşı’nın günahından çok, Beşiktaş’ı yönetenlerin günahıdır…
Yıllardır yürüttükleri akıl yoksunu politikalar Beşiktaş’ı sadece taraftarı izlenecek bir kurum haline dönüştürdü.
Açıklamayla birlikte salonda üzüntü, şok, umutsuzluk havası  hakim oldu. Gelen günler ne getirir bilinmez; ama bilinen  şey şu ki; sahneye çıkan insanlar tribüne yıllarını vermiş insanlardı.
Birçok topçu, yönetici gördüler…
Hepsi gitti, onlar kaldı…
Bu insanlar gittik demekle de gitmiş olmuyorlar aslında… Eğer böyle oluyorsa ve yıllarca bahsettikleri o Çarşı ruhunu, asi ruhu tribüne verememişlerse zaten bütün o Çarşı efsanesi yanılsamaymış diyebiliriz. Ama aksi bir durumsa o tribün kendi dinamiklerini yaratacaktır… Nasıl ki Çarşı’yı yaratanları da yaratan bir dinamik varsa ve o dinamik de Beşiktaş’lılıktır.
Bu çekilme kararının Aziz Yıldırım’ın istifa kararıyla benzer yönleri olabilir mi?
Yönetmek, içinde siyaseti de getirir…
Tribünü yönetmek de buna dahildir…
Bakıldığında imkan dahilinde böyle bir ihtimal de var…
Ama tüm bunları  zaman gösterecek…
Bekleyecek ve göreceğiz…
Kişisel fikrim, Çarşı  şu anda kendine değil, kaostan medet umanlara karşı olmalıydı. Çünkü görünen o ki kulübü umursayan bir tek onlar kalmıştı.
Ve umursamak hazindir ki; hep önde olmaktır… Gerekirse sonuna kadar…  
Perhiz ve lahana…
Fatih Terim’le Yıldıray’ın arasının limoni olduğunu sağır sultan bile biliyor. O sebeple kadrodan çıkartılacak futbolcular üzerinden dönen iddiada Yıldıray Baştürk açık ara önde gidiyordu… İbrahim Kaş ve Halil Altıntop tercihleriyle ise herkesi ters köşeye yatırdı Sayın Terim…
Terim “Yıldıray Baştürk’ü ilk 11’de oynatmayı düşünmüyordum. Yedek kalacaktı. Yıldıray kalitesindeki bir futbolcunun yedek kalması hoş değil, o yüzden kadrodan çıkarttım”… mealinden cümleler kurdu basın toplantısında…
Anlaşılan o ki; Uruguay maçında oyun lideri olarak Yıldıray’ı kullanan Fatih Terim, demek ki bir hazırlık maçını boşa harcamış…
İmparator sonradan da ekledi: “Kadrodan çıkan arkadaşlar isterlerse bizimle kalabilir”.
Bu şu demek mi Yıldıray’a: “Yıldıray! Kulübede dahi olamazsınız; ama otelde kalabilirsin… Çok istersen maça da gelebilirsin…”
Uğur Meleke’nin düşündürdüğü…
Uğur’un (Meleke) Sivasspor’la ilgili yazdığı yazılara katılırsınız, katılmazsınız. Yazılar sizi ikna edebilir, ya da “amma da zorlamış” diyebilirsiniz. Ancak herkes her şeyi düşünüyor. Müsaadenizle o da öyle düşünsün…
Amma velakin Uğur’un yazdıkları üzerinden eleştirmek değil, hakaretamiz cümleler kurmak, genç meslektaşını gazete köşelerinde ve TV ekranlarında aşağılamaya kalkmak bu mesleğin önemli insanlarından birine yakışmadı zannımca…
Uğur’un yazdığı yazılar sonrasında Federasyon, yeni sezon öncesi lig statülerinin daha net ve basit bir dile indirgenmesi için gerekli çalışmaları yapma kararı aldı. Böyle bir noktada da bazılarına düşen “yanlış yazdın ama talimatın düzeltilmesini sağladın, tebrikler” demekti; hakaret etmek yerine…
Gazete sayfalarının ve ekranların genç yazarlara açılmasını içine sindiremeyen gazeteci-yazar, para verip gazete alan, gözünü saatlerce ekranlara dikenlere acımış…
Merak etmeyin sayın yazar, Uğur Meleke, suç sayılan fiili öven, “bu ülkeye Çatlılar lazım” diyen sizin kadar zarar vermiyordur futbolumuza…

Moskova hatırası…

Monday
May 26,2008

Nilay Yilmaz
Geçtiğimiz hafta ben de Şampiyonlar Ligi finalini izlemek için Moskova’ya gidenlerden biriydim. Uçaktan indiğimizde kendimi başka bir dünyada sandığımı söylemeden geçemeyeceğim. Bambaşka bir alfabeyle dolu tabelalarla nereye gideceğimizi bilmeden bakındım etrafa… Tesadüfen tanıştığımız Rizeli İbrahim ve arkadaşı İsmail olmasa Moskova’da geçirdiğim 2 gün işkenceye dönebilirdi. İngilizce konuşmamak için direnen Ruslar, İstanbul’un 2 katı genişliğindeki yollara rağmen yoğun trafik…
İbrahim ve İsmail’e selam eder, yardımları için bir kez daha teşekkür etmeyi borç bilirim. İyi ki vardınız yaban ellerde…
Moskova’ya gidince ilk yapılması gerekenler listesinde neler vardır? Kızıl Meydan’a gitmek, Lenin’in mezarını ziyaret etmek ve Kremlin’i gezmek. Nazım’ın mezarını ziyareti unutmamak… Ünlü acı biberli ve ballı Nemiroff isimli votkadan içmek… Votka içmek dışında hepsini yaptım, ne mutlu bana…
Güneri Civaoğlu, Luzhniki Stadyumu’nda yaşadığı zorluklardan bahsetmiş geçen gün yazısında… Bense bizim boş Olimpiyat Stadı’na girmekten daha kolay girdim içeri… Ne kuyruk, ne itiş kakış… Tuvaletler tertemiz… Bizim memleketteki finalde stada varmak için saatlerce yürümek zorunda kalan taraftarlar düşünülünce her şey güzel… Uçağımız da rötar yapmadı, tam vaktinde hareket etti…

Futbol dediğin…
İtiraf etmeliyim ki ben Manchester’ı destekliyordum maç boyunca…
Nedeni?
Belki Ferguson sebebiyle…
Belki Chelsea’ye karşı hissedilen soğukluk… Bilmiyorum…
Manchester trübünlerindeydim tesadüfen; ama sağım solum Chelseali… Sheva’yı desteklemek için gelen Ukraynalılar, kamera her onlara döndüğünde maçı bırakıp Shevchenko için tezahürat yaptı… Karma bir trübünde kavgasız, gürültüsüz bir maç izlemek ne güzel…
Şehirden ve tribünden çıkıp sahaya inelim biraz…
İlk diyeceğim şu ki, bildik klişeyle; “bu arkadaşların oynadığı futbolsa bizim çocukların oynadığı ne?”
Manchester mesela 45 dakika ısındı, yedekleriyle beraber. Chelsea’yi ise dakikalarca gözlerimiz aradı. Onlar sadece 15 dakika ısınmakla yetindiler… (Soyunma odasında da ısınmak için bir yer mi var diye düşünmeden edemedim)
Sadece oynadıkları oyun değil söz konusu olan… Her iki takımda da saha içi antrenörler gördüm. Oyun durduğu anda saha içinde Ballack takıma taktik verdi, diğer tarafta da Ferdinand arkadaşlarının pozisyonlarını söyledi. Hagi için “saha içi antrenör denirdi” ya, demek ki doğruymuş… Her takıma böylesi oyuncu lazımmış…
Tüm taraftarların bir gözbebeği var. Manchester United’da C.Ronaldo yanlış pas da verse, kötü de vursa, penaltı da kaçırsa her halükarda alkışlanıyor…

Chelsea’de John Terry…
Bu yazının yazılmasının esas sebebi…
İyi bir profesyonel olmanın dışında iyi bir amatör olduğu için…
Maç boyunca hırslıydı, çok koştu, çalıştı, çizgiden top çıkardı bu kupa için. Hayatı boyunca en büyük başarısı, jübile yaptığında çocuklarına anlatacağı “büyük hikayesi”, lig şampiyonu M. United’ı yenip Şampiyonlar Ligi Kupası’nı nasıl kazandıkları olacaktı belki de. Çok istiyordu ki, her halinden belliydi. Penaltılarda ayağı kaymasa, topu auta atmasa, bir gol olsa… Ah ah…
Göğsüm daralıyor, ciğerim yanıyor, olmasaydı sonu böyle…
Penaltılarla kupayı kaybettiklerinde hepsi yıkılmıştı. Olmamıştı, buraya kadardı. Binlerce Chelseali onu alkışlarken stad ekranında gördük ki Terry’nin ağlamaktan gözleri şişmişti… Ama o, dünyanın en güzel ağlayan adamıydı. O kadar güzel ağlayan birisi de asla yenilmiş sayılmamalıydı. Bir maçı kaybeden Chelsea, kaptanı sayesinde gönlümüzü kazanmıştı. Düşünüyorum da “John Terry hiç ağlamasaydı, futbol yine bu kadar güzel olur muydu?” Kesinlikle olmazdı, biliyorum…
 
SEVDİK BİR KERE: Mircea LUCESCU
 Sufi düşünür İdris Şah’a gelen genç bir öğrenci, öğrenme konusunda onunla konuşmak ister. İdris Şah, bu isteği “şimdi zamanı değil” diyerek geri çevirir. Öğrencisi, düşünürün meşgul olduğunu zanneder. İdris Şah, ısrarla şimdi zamanı olmadığını söyler. Öğrenci sinirlenip konuyu kapatır. İdris Şah, neden “işim var” deyip de konuyu bitirmemiştir ki?
Oysa İdris Şah’a göre genç adam değil öğrenme, dinleme kapasitesine bile erişmemişti. “Daha zamanı değil” cümlesinden her anlamı çıkarmış ama “daha sonra uygun bir zamanda” öğrenmeye uygun bir zamanda anlamını çıkaramamıştır. Onun için henüz zamanı değildir.
Zamansız bir ülkenin futboluna geldi.
O geldiğinde hala öğrenememiştik. Hatta dinlemeyi bile bilmiyorduk. O anlattı, söyledi. Biz ise Taif’in ahalisi gibi taşladık.
Dinletemedi. Sadece şampiyonları yücelttiğimizi gördü ve bu kurak iklimde, dinlemeyi bile bilmeyen öğrencilerle baş başa bırakıp gitti bizi… Üzgünüz, kırgınız ama ne yapalım SEVDİK BİR KERE
 
Akşam gönderir!
Bizim başkanın sağı solu belli olmaz. Gece canı sıkılır, sabah alır.  
(Beşiktaş Menajeri Sinan Engin)
Estağfurullah!
Bülent Ülgen: Şu görüntüleri izleyerek yorumlar mısınız?
Cem Arslan: Gerizekalı mıyız biz Bülent? İzlemeden yorumlayamıyor muyuz?       
(Verkaç - Fox TV)
Herkes herkes!
Derbilerde kameraman arkadaşımız da motive eder.    
 (Rıdvan Dilmen - %100 Futbol, NTV)
İstenmeyen yöneticiler ne olacak?
Taraftarımızın görmek istemediği oyuncular ile yollarımızı ayıracağız.  
 (Beşiktaş Menajeri Sinan Engin)
Patagonya’nın takımı mı?
Özetle; Bu yenilgi benim şahsen canımı sıktı. Ama moralimiz bozulmadı. Çünkü, biliyorum ki, dünkü milli takım bizim milli takım değil!  
(Ömer Güvenç – Akşam)
Allah sahibine bağışlasın!
Delgado yakışıklı bir çocuk.
 (Vedat Okyar - Vatan)
Ne alaka?
Bu sadece  Galatasaray’ın değil, Türkiye’nin şampiyonluğu. Kimse anlatmasın Türkiye’de futbolcu yok. Bugün sadece Galatasaray camiası için değil Türk bayrağı için de savaşıyoruz.
 (Galatasaray kalecisi Aykut Erçetin)
Senin gibi mi?Burası Beşiktaş. Buradan gitmemek için çaba sarf edeceksin.
 (Beşiktaş Menajeri Sinan Engin)
Yolunuz açık olsun!
Fenerbahçe’nin başını öne eğmesini gerektirecek hiçbir kirli ittifakı, hiçbir iktidar ve kurumla yanaşık ve yalaşık düzen ilişkisi yok. Susmak, sözleriyle ucuzlayıp çürüyenlere, içerden ölenlere en iyi hayat dersidir. Ama galiba dozu kaçtı biraz. “Söz meclisten içeri” diyerek en üst perdeden konuşma zamanıdır artık.
 (Hasan Ali Atasoy - Fanatik)
Hiç ama!
Erman Toroğlu: Açısını beğenmedim kameranın. Daha iyisi olabilirdi.
Şansal Büyüka: Sen yerleştir kameraları. Daha iyisini çekebiliyorsan git çek. Bizimkilere laf etme. Zaten bu kameralarımıza laf etmek alışkanlık oldu sende. İstiyorsan, yan hakemle beraber gitsin gelsin kameralar.
Erman Toroğlu: Geçen hafta da bir pozisyonda gol olup olamadığını çözemedik, haksız mıyım? Devler Ligi’nde nasıl çekiyorlar?
Şansal Büyüka: Yüzüne gözüne dursun. Yıllardır bu kameralar olmasa nasıl yorum yapacaktın?  
(Maraton – Lig TV)

Medyanın ardından-2

Wednesday
May 21,2008

Nilay Yilmaz
2007-2008 sezonunun ilginç, komik, unutulmaz sözlerini yayımlamaya Salı günü başlamıştım, “devamı Perşembe’ye”demiştim. İşte ikinci bölüm:
Ben Türk hakemlerini ısırabilirim; ama ben Türk hakemlerini sizlere, kurda-kuşa, kulüp başkanlarına yem etmem kardeşim. (Ahmet Çakar - 6 Pas, Show TV)
Teknik direktörlük kolay iş, ileride ben de yapmayı düşünüyorum. (Sergen Yalçın)
Sabredicem, sabredicem. Siz uyuyunca uyucam. (Ve Gool’e mesaj gönderen seyirci - TV8)
Bu artık benim için bir onur meselesi oldu. Beşiktaş’ı şampiyon yapmadan gitmem. (Yıldırım Demirören - Akşam)
Morientes gelsin diye takla atarım 2 tane. Keşke gelse… (Selim Soydan - Ve Gool, TV8)
Kurbağa 20-30 derece arasında yaşıyor ya, ben -30’la 60 derece arasında yaşarım. (Ahmet Çakar - 6 Pas, Show TV)
Penaltı kaçırılmaz, kurtarı… Nasıldı? Bir deyim vardı ya neydi? (Gökmen Özdenak - Telegol, Kanal 1)
Bülent Ülgen: Sayın Tamburacı, Kulüp Başkanı olsanız Beckham’ı mı alırsınız, Hakan Şükür’ü mü?
Osman Tamburacı: İkisini de almam.
Bülent Ülgen: Bir tanesini almak zorundasınız.
Osman Tamburacı: Almam efendim! Eksik oynarım, 10 kişi çıkarım. (Verkaç - Fox TV)
Ömer Çavuşoğlu: Kadirciğim bugün dikkat ettim, Servet önemli bir gol kaçırdı. Niye kaçırdı bu golü? Kendi kalesine atıyordu da… (Ha ha ha)
Kadir Çetinçalı: Her defans oyuncusunun başına gelebilir…
Aziz Üstel: Sen de oynarken yapardın bunları. Karabükspor’da oynadığın yılları unutmadık. (Hih ho hih ho hih)
KÇ: Biz uçağa yetişeceğiz. Sizin şamatanıza daha fazla katılamayacağım. Hoşçakalın!
Rıdvan Dilmen: Akşam izledin mi Sevilla’nın maçını?
Güntekin Onay: Ben anlattım hocam.
Rıdvan Dilmen: Ben televizyonun sesini kısmıştım… (%100 Futbol - NTV) 
Hamilenin az hamilesi, çok hamilesi yoktur. Hamile hamiledir.  (Serdar Bali - 6 Pas, Show TV)
Teklif ettiğiniz ücret çok komik. David Beckham’a 250 milyon dolar verdiniz. Beckham’ın kariyeri nedir? Ben gol kralıyım ve ben Beckham’dan daha kariyerli bir futbolcuyum. (Hakan Şükür, Los Angeles Galaxy takımı yöneticilerine demiş…) 
Çağdaş futbolda koy Ceyhun’u Bayern Münih’de oynar! (Kazım Kanat - Santra, ATV)
Hakan Can: Bizim hakemlerimiz de bir Bayern Münich - Barcelona maçı yönetse güzel olmaz mı?
Ahmet Çakar: Onlar için de, Türk hakemliği için de iyi olur. Ama ben sıkıntı çekerim.
Hakan Can: Niye?
Ahmet Çakar: Çocukluğuma inmen lazım…  (6 Pas - Show TV)
Hakan Şükür’ün takımdan gitme ihtimali varsa, ben Hakan için kötü bir laf söyleyebilir miyim ya! Dünyanın en iyi futbolcusu, yeter ki gitsin!!! (Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV)
Güntekin Onay: Bazı hakemlerimiz var şu anda, yorumculuk yapıyor, yazarlık yapıyor. Ben nasıl hakemlik yapmışlar zamanında gerçekten şaşırıyorum.
Rıdvan Dilmen: Kim?
Güntekin Onay: O kadarla kalsın, söylemeyeyim… (%100 Futbol  NTV)
Serdar Bali: Mehmet Topuz’la İlhan Parlak’ın çok anormal bir farkı var mı?
Hakan Can: Çok fark var, Mehmet Topuz bir boğa.
Serdar Bali: İlhan Parlak ne? Ceylan… (6 Pas - Show TV)
Beşiktaş’ın sadece forması ikinciliğe oynar. Biraz üzerine koysan şampiyon olur. (Orhan Yıldırım - Fanatik)
Linderoth’u arkadaşları Tobbe diye çağırır. Ve yine dostları onun Çin Seddi kadar geçilmez, Berlin Duvarı kadar sağlam olduğunu söylerler… (Korkut Göze - Hürriyet)
Bu grubun en iyi takımı biziz. Panionios’u deplasmanda 3-0 yenerek gruptan çıktık. (Hakan Şükür)
Holosko konusunda iddialıyım. Bugün Chelsea’nin, Manchester United’ın sağ kanadında oynar. Ancak Barcelona ve Real Madrid’de zorlanır. (Filip Holosko’nun menajeri Mithat Halis)
H Göktuğ Sevinçli: Şu anda stoper bulma. Beğenmediğimiz, Vedat Abi’nin de hiç beğenmediği Baki’yi koy oraya. Tamam mı? Toraman’ın yanına. Üzülmez’i de aç.
Vedat Okyar: Baki’yi koyma Abi!
Göktuğ Sevinçli: Farzet ki. En kötü şartlar bahsettiğim.
Vedat Okyar: Olmaz. Baki’yi koyma!
Göktuğ Sevinçli: En kötü şartlar bahsettiğim Vedat Abi.
Vedat Okyar: Yok. Olmaz. Ben antrenör olsam 10 kişi oynarım, Baki’yi oynatmam. (Ve Gool - TV8)
Taraftarlar bizi seyretmeye gelmiyor, büyük takımları seyretmeye gelmiyor. Merak ediyorum ne zaman gelecekler? (Kayserisporlu oyuncu Aydın Toscalı)
Ben Fenerbahçe maçından sonra “Federasyon gidecek” dedim gitti. Beşiktaş Kulübü başkanı sözünün arkasında durur. (Yıldırım Demirören)
Dakika 58. Skor 4-0. Ama izlediğiniz gibi Leverkusen hâlâ rahat değil, hala Galatasaray’dan çekiniyor, hâlâ oyunun boşluklarına sığınıyor. (Emre Tilev, B. Leverkusen  Galatasaray maçı, D Smart)
Futbolda kesin konuşulmayacağını iyi bilenlerdenim. Bu işin mutfağından yani sahadan gelen biri olarak pek yaş tahtaya basmam ama ilk defa ve kesin olarak söylüyorum ki F.Bahçe şampiyon olacaktır. (29 Şubat 2008, Selçuk Yula  Pas Fotomaç)
Cüneyt Çakır ve çiftetelli oynayanlar bilsinler ki uyuyan devi uyandırmışlardır. O yüzden F.Bahçe şampiyon olacak diyorsam bir şeyler görüyor ve hissediyor da söylüyorum. Bu sözlerimi not edin, ileride ne olacak göreceğiz. (29 Şubat 2008, Selçuk Yula  Pas Fotomaç)
Partizan’da idoldüm. Beni hâlâ çok seviyorlar. PSV’de de çok sevildim; ama burada olduğu kadar hiçbir yerde taraftar tarafından bu kadar sevilmemiştim. (Mateja Kezman)
Zico’nun antrenörlüğünde gelişme var. Ama benim bir takımım olsa, onu başına getirmem. (Gürcan Bilgiç - Futbol Aktüel, NTV)
Beşiktaş, Holosko’yu alırsa bir şey olmaz. Çünkü Holosko gelir, olsa olsa Youla olur. Birkaç maç sonra da tribünler onu dışarı davet eder. (Mehmet Demirkol  Stadyum, TRT1)
Rakipleriniz gol attığında, siz de atamadığınızda her zaman kaybedersiniz. (Fransa Milli Takımı Teknik Direktörü Raymond Domenech)
Arsenal-Liverpool eşleşmesinden Arsenal çıkar. Biz onları yener Moskova’ya gideriz. (Eski Fenerbahçe Başkanı Ali Şen) 
Beyaz: Hakemlik mesleği niye seçilir? 70 bin kişi stada gelip dümdüz küfür edebiliyor. Bir de işinizi ne kadar iyi yapsanız da yine yaranamıyorsunuz…
Erman Toroğlu: O küfürü yemek inanılmaz büyük bir zevk! (Beyaz Show - Kanal D)

Medyanın ardından-1

Monday
May 19,2008

Nilay Yilmaz
“Yine bir ligin sonuna geldik. Adettendir. Her biten yıl gibi dönüp özet çıkarılır…” deyip Süper Lig’de yaşanan ilginç olaylardan bahsetmiştim geçen Perşembe… Bu defa ise sahanın dışına çıkıp medyaya göz attım ve ilginç, komik, unutulmaz sözleri derledim… Bir ligi daha ardımızda bırakırken 2007-2008 sezonunun en’leri…
Konu çapkınlık ise, Carlos’un listesinde yer alan güzellerin hemen bir dökümünü yapabilirim… 10 yıldan fazla evli kaldığı eşi Pinheiro’dan üç, sevgilileri Simone Hamilko ve Martins’ten de birer çocuğu var. Toplam 5 evlat sahibidir Roberto Carlos! (Korkut Göze - Hürriyet)
 Ertem Şener: Sayın Karaman, Anderlecht’i değerlendirir misiniz?
Hikmet Karaman: Belçika’nın önemli takımlarından biri! (Lige Doğru, Star)
Gökhan Gönül yetenekli ve farklı bir yıldız adayı. Bekar iken özgürlüğünü sonuna dek kullanırdı. Evlendi ve uslandı.  (Korkut Göze - Hürriyet)
Ben ders almam, ders veririm…  (Fatih Terim)
 Attila Gökçe: Bobo’yu çok iştahlı gördüm.
Deniz Gökçe: Senin de maaşını iki katına çıkarsalar, senin de iştahın artar.  (Futbol Aktif ,  Sky Türk)
Robert De Niro ve Al Pacino’nun her filmini izleyen, evinde 400’ün üzerinde DVD arşivleyen Orkun, biraz üşengeçtir. Kalede ne kadar cesur ve enerji doluysa, evinde o denli sakin. Kurulduğu koltuktan kimse kaldıramaz Orkun’u. Evet, kendisinin de söylediği gibi miskinin tekidir!  (Korkut Göze - Hürriyet)
Galatasaray’da Ismael Bouzid diye bir adam var. Ben kayıp ilanı vereceğim gazeteye yakında, ‘aranıyor’ diye.  (Aziz Üstel - Futbolmania,  CNNTürk)
Dünyada nasıl Türkiye üzerine bazı planlar yapılıyorsa, Türkiye’de de Trabzon üzerine oyunlar oynanıyor. (Trabzonspor Başkan Yardım cısı İbrahim Baturoğlu) 
Kendisinin benden daha iyi teknik direktör olduğunu zanneden gazeteciler var. (Galatasaray Teknik Direktörü  Karl Heinz Feldkamp)
Ayağına top değmemiş futbol profesörleri var.  (Fenerbahçe Teknik Direktörü  Arthur Zico)
Hakan Arıkan küçük bir çevrede yetiştiği için büyük kentlere alışmakta sıkıntılar çekmiştir. Ankara’ya geldiği ilk günlerden bir anısı var… Bir gün eşi ile kahvaltı yapmak için Kızılay’daki evinden çıkar, ancak dönüp dolaştıktan sonra geldiği yer Mamak cezaevinin önüdür. Yolu şaşırır, işin içinden çıkamaz…  (Korkut Göze - Hürriyet)
Biliyorsunuz biz hakemler hakkında konuşmuyoruz ama bugün hakem çok kötüydü. (Fenerbahçe Yöneticisi  Nihat Özbağ)
Sayın Başkanım, Beşiktaş ne zaman bir dünya kulübü haline gelecek? Bir Chelsea gibi, bir Liverpool gibi, bir Barcelona gibi… (Ertem Şener-Futbolig, Star)
Vederson hangi restorana gitse, hemen kuru fasulye ve pilavı sorar. Mutlaka çift porsiyon yer… Sabah kahvaltıları mı… Kaşarlı, jambonlu ve salamlı tostları midesine indirmeden masadan kalkmaz. Hadi daha açık söyleyeyim. Biraz düşkündür midesine. Onu tanıyanlar Atatürk Orman Çiftliği’nden evine kolilerle dondurma taşıdığını söylerler. Günde üç dört dondurma yemeden duramaz…  (Korkut Göze - Hürriyet)
ALLAHIM’a dua ederek başladığım her yeni günümde ‘Rabbim Trabzonspor’umu yönetenler hiç olmazsa bugün boynumuzu dik tutacak bir şey yapmış olsunlar’ diyerek dualarımı bitiririm!  (Serdar Bali - Star)
 6 tane gol atıldı. 6-0. Ya bir de seyircili olsaydı? 12 garanti. Seyircisiz 6 oluyorsa, seyircinin teşviğiyle 12 olacak demektir. (Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV)
Devre arasında Mehmet Yıldız’ı alan takım şampiyon olur.  (Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun) 
Kazım Kanat: Sevgili Kemal Belgin. Ciddi olmak için diyorum, Sayın Belgin.
Kemal Belgin: Evet.
Kazım Kanat: Sallama! (Santra - ATV)
 Adnan Aybaba: Samet Aybaba’nın en büyük şanssızlığı nedir, biliyor musun?
Cem Papila: Sensin.
Adnan Aybaba: Benim, onun kardeşi olmam.  (Telegol-Kanal 1)
Altan Tanrıkulu: Kalli kaç yıldır takım çalıştırmıyor.
Osman Tamburacı: Çalıştırmazsa çalıştırmasın. Sen kaç yıldır bisiklete binmiyorsun? Unuttun mu?  (Verkaç - Fox TV) 
Bu hakemlerle bu lig bitmez. (Beşiktaş Genel Menajeri Sinan Engin)
Serhat Ulueren: Sion takımını Türkiye ligine koyalım, küme düşer… Formda bir Gökmen Özdenak’la biz Sion’u yeneriz.
Gökmen Özdenak: Sen nerde oynayacaksın?
Serhat Ulueren: Orta sahada tabi. Sana pasları kim atacak sonra?
Hep beraber: Ha ha ha! (Telegol, Kanal1)
Türkiye’de çalıştıysanız dünyanın her yerinde çalışırsınız. (Erik Gerets)
Ertuğrul Sağlam’ın dik duruşuna hayran kaldım. Zaten onu beğeniyordum ama, şimdi daha çok sevmeye başladım. Üstüne üstlük, hepimizi ilgilendirecek kadar yakışıklıydı. (Ali Sami Alkış - Star)
Bülent Tulun: Kazım şimdi kim daha uzağa taş atarı konuşmuyoruz.
Kazım Kanat: Ben konuşuyorum. Ben daha uzağa atarım. (Santra - ATV)
Ersun Yanal ya da Şenol Güneş Moldova’ya, Malta’ya, Bosna’ya puan kaybetseydi şu an Türkiye Cumhuriyeti pasaportu iptal edilir miydi, edilmez miydi? (Tuğrul Yenidoğan - Santra, ATV)
Muhabir: Türkiye’den hangi futbolcular İngiltere liginde oynayabilir?
Fatih Tekke: Hepsi oynar! (Verkaç - FoxTV)
Ahmet Çakar: Oyun iyi olsun, her maçta yenileyim mi diyorsun sen?
Gürcan Bilgiç: Evet! (6 Pas - Show TV)
Milan önümüzdeki hafta Ancelotti’yi kovacak. (22 Ekim 2007  Ahmet Çakar)
Real Madrid bu sene tokat üstüne tokat yiyecek. Bu sene ne yapacaklar Real Madrid’i biliyor musunuz? Şamar oğlanına dönecek İspanya Ligi’nde. İlk 3’e girsin mayısta konuşuruz…  (22 Ekim 2007  Ahmet Çakar)
Cengiz Semercioğlu: En sevdiğiniz yazarlar kim?
Kazım Kanat: Ercan Güven.
Cengiz Semercioğlu: Başka?
Kazım Kanat: Kazım Kanat!!!  (Full Ekran - Haber Türk)
Masaya yumruğumuzu vurursak, ne federasyon ne de hakemler kalır. (20 Eylül 2007 - Yıldırım Demirören)
Herkes sakin düşünsün!!! Sivas maçına PAF Takımla çıkıyoruz. Bu kesin kararımızdır. Taraftardan da rica ediyoruz. Kimse o maça gelmesin, ki Beşiktaş’ın sponsorları da çekilecekse çekilsin!!!  (Yıldırım Demirören)
Bak! El oğlu acımıyor bile. 3, 4, 5… Maç devam etse hala gol atmak için üstüne gelecekler senin. (8-0’lık Liverpool yenilgisi  sonrası Sinan Engin - Star TV)
Nüfus kayıtlarına göre dünya genelinde 7 milyon 135 bin Sivaslı var. Onlardan gelecek yardımlarla hiçbir problemimiz olmaz. (Sivasspor Basın Sözcüsü Fikret Ünsal)
‘Rıza’dan libero olursa ben de Alain Delon’um’ diye yazı yazdım. Küstü bana Rıza. (Vedat Okyar - Ve Gool, TV8)
 Devamı perşembeye…
 
101. yılda kim yaptı?
100. yılda bütün transferleri Sinan Engin yaptı. Bir tane fiyasko yok.
 (Vedat Okyar-Ve Gool, TV8)
Ne iyi dedin!
Oyuncusu Roberto Carlos olan bir Fenerbahçe’nin kalecisi Volkan olamaz, yorumcusu da Gürcan Bilgiç olamaz.
 (Ahmet Çakar-6 Pas, Show TV)
Hayırlısı olur inşallah!
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nde onları zevki sefaya sürüklerken; Süper Lig’de de şimdilik üzen oldu! Bu maçlarda elbette iyi futbol beklenmez. Bunlar tabela maçıdır. İşte Fener de öyle veya böyle Gençlerbirliği’ni kendi sahasında devirdi, seneye Allah kerim…  (Ziya Şengül - Star)
Nasıl yani?
Chelsea iyi takım falan demeyin tepem daha da atar!
 (Osman Tamburacı - sporx.com)
Bilmez miyiz!
Bunun nedenini, geçen haftalarda çokça yazdım. Çokça da tepki aldım. Bildiğiniz üzere kadrolu “Zico düşmanıyım”…
 (Gürcan Bilgiç - sporx.com)
Sen sen sen!
Galibiyetler üst üste gelirken, herkes şarkılar söylerken Maldonado’yu yazan kimdi? Fenerbahçe’nin Alex’e endeksli bir takım olduğunu, alternatif taktik üretilmesini savunan kimdi? Zico’nun yetersiz olduğunu, takım performansının yıldız futbolculara orantılı arttığını, teknik direktör farkı yaşanmadığında ısrarcı olan kimdi? (Gürcan Bilgiç - sporx.com)
Ha ha ha!
Bir Kongoluyla bir Bartınlı İstanbul’da buluşursa ne olur? Ne mi olur; aşağıdaki konuşma olur…
Geçen gün Kongolu Nonda, Bartınlı Volkan’a takılmış, “Mr German” diye… Volkan Almancı ya; o yüzden.çıktı bu” demiş, Nonda da “Öyle değil mi? Mr German değil misin? Almanya’dan gelmedin mi” karşılığını vermiş gülerek…
Volkan “İyi de ben Türk”üm sevgili Şaban.. Yaşantımı onlara benzetebilirsin ama ben has Bartınlıyım. Sen bilir misin Bartın’ın neresi olduğunu? Zaten nereden bileceksin ki ? Öyle değil mi Şabancım..?”
Nonda da hemen cevabı yapıştırmış: “Peki Mr Bartın!”  
(Bahri Havadır - Akşam)
Günah çocuğa!
Lincoln’e gelirsek bence bu sabah uçağa binsin ülkesine gitsin. Bu takımda ona yer yok. Önümüzdeki sezon da olmayacak.  (Gökmen Özdemir - Vatan)

Ligin ardından

Wednesday
May 14,2008

Nilay Yilmaz

Yine bir ligin sonuna geldik. Adettendir. Her biten yıl gibi dönüp özet çıkarılır. Kazanan tek olduğu için sevinen ayrı bir yerdedir; ama kaybedenler daha çoktur yarışmalarda. Küme düşenler, şampiyonluk kaybedenler, olmak istediği yere varamayanlar… Bir de beklentisi az olup bulduğuyla yetinenler, yani haline şükredenler…
Bu yılki lig de kendine has bir seyir izledi bana göre. Futbol kalitesi hakkında söyleyenler, yazanlar olacaktır. Ben heyecanın son haftaya dek sürdüğü bu yılı sevdim açıkçası. Bu yüzden de bizi neler sevindirdi, neler üzdü, Avrupa arenası nasıl geçti diye bir hatırlayayım istedim. Hatırlamak anlatmaktır. İşte aşağıda kısaca not ettiklerim.   
* Süper Lig’de 2, 3 ve 4. takım aynı puanla sezonu tamamladı. Son haftalara kadar şampiyonluk mücadelesine katılan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Sivasspor ligi 73 puanla bitirdi.
*İlk kez “üçlü averaj” uygulandı. Ligin son haftasında “üçlü averaj” sistemi ligin zirvesini bir anda değiştirdi. Genel averajı son haftaya kadar Beşiktaş’tan iyi olan Sivasspor, üçlü averaj sisteminden sonra üçüncülükten, dördüncülüğe düştü. Başka bir deyimle, UEFA Kupası’na giderken, Intertoto’ya razı olmak zorunda kaldı. Olayın ilginç yanı, ligin son haftasına kadar üçlü averaj sisteminden kimsenin haberinin olmamasıydı. UEFA bile, üçlü averaj sisteminden habersiz, resmi sitesinde ligin üçüncüsünü Sivasspor olarak gösterdi, sonradan değiştirdi.
*73 puandaki takımlardan 23 galibiyetli Beşiktaş ve Sivasspor UEFA ve Intertoto’ya, 22 galibiyetli Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne gidecek.
* Lige Feldkamp’la başlayan Galatasaray, 28. haftada hocasıyla yollarını ayırdı. Lige yardımcı hocalarla devam etme kararı alan sarı-kırmızılı ekip, 6 maçın 6’sını da kazanarak şampiyon oldu.
*Galatasaray lig tarihinde teknik direktör değiştirerek şampiyon olan 2. takım oldu: Lig tarihi boyunca ikinci kez teknik direktör değiştiren bir takım şampiyon oldu. 1975-76 sezonunda Trabzonspor sezona Şükrü Ersoy ile başladı. 13. hafta sonunda Ersoy yerini Ahmet Suat Özyazıcı’ya bıraktı. O sezon Trabzonspor 43 puanla şampiyon oldu.
* Sivasspor bu sezon topladığı 73 puanla lig tarihinde 4 büyükler dışında bir sezonda en çok puan toplayan  ve 23 galibiyetle yine lig tarihinde 4 büyükler dışında bir sezonda en çok galip gelen takım oldu.
*Beşiktaş’ın alt yapıdan A takıma çıkan futbolcusu Batuhan Karadeniz 50. sezonunu bitiren Süper Lig’de gol atan en genç futbolcu oldu. Gaziantepspor-Beşiktaş maçında sonradan oyuna giren 1991 doğumlu Batuhan Karadeniz, son saniyelerde attığı golle Süper Lig’deki ilk golünü atarak en genç golcü unvanını alırken, Beşiktaş’a da 3 puan kazandırdı.
*Beşiktaş yine kalecisiz bir maç kazandı. 9. haftadaki Trabzonspor-Beşiktaş maçında, kaleci Rüştü 80. dakikada kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Kalan dakikalarda kaleye Beşiktaş’ın üçüncü golünü atan forvet oyuncusu Bobo geçti. Beşiktaş maçı 3-2 kazandı.
*Kayserispor 55 puanla kendi tarihindeki en başarılı sezonunu yaşadı. Sarı-kırmızılı ekip Türkiye Kupası’nı da ilk kez müzesine götürdü.
* Fenerbahçe Türkiye tarihinde ikinci defa, kendi tarihinde ise ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadı. İstanbul’da oynadığı tüm maçları kazanarak gruplardan çıkan ve Sevilla’yı penaltılarla eleyen Fenerbahçe, çeyrek finalde Kadıköy’de Chelsea’yi 2-1 mağlup etti, ancak Londra’daki maçı 2-0 kaybederek Şampiyonlar Ligi’ne veda etti.
*Şampiyonlar Ligi’nin en farklı yenilgisi Beşiktaş’a nasip oldu. İnönü’de Liverpool’u 2-1 mağlup eden Beşiktaş, iki hafta sonra karşılaştığı rakibine 8-0 mağlup oldu. Beşiktaş bu sonuçla Şampiyonlar Ligi tarihine de geçti.
* “Yedek” forvet, gol kralı oldu. Takımının esas golcüsü olmayan ve Kezman’ın sakatlığında ilk 11’de oynama fırsatı bulan “Nöbetçi golcü” lakaplı Semih Şentürk attığı 17 golle bu sezonun gol kralı oldu. Ama sanılanın aksine gollerinin çoğunu sonradan girdiğinde değil, ilk 11’de oynadığı zaman attı.
*En az faul yapıp, 8 kırmızı kartla en çok kırmızı kart gören takım Beşiktaş oldu.
* Beşiktaş alt yapısından yetişen İbrahim Kaş, Süper Lig’de parladığı ilk senesinde bir Avrupa takımıyla anlaştı. Ertuğrul Sağlam’ın şans verdiği oyuncu Milli Takım’da talihsiz bir sakatlık yaşamasına rağmen genç yaşında Avrupa’nın yolunu tuttu ve İspanyol ekibi Getafe’yle anlaştı.
*Galatasaray ligde 6 defa yerli 11 ile sahaya çıktı. Galatasaray sezonun şampiyonluk maçında tamamen yerli 11 ile çıktı. Galatasaray 2007-2008 sezonunda 34 lig maçının 6’sına yerli 11 ile çıktı. Sarı-kırmızılı ekip yerli 11 ile çıktığı 6 lig maçını da kazandı. Galatasaray ayrıca 5 maça sadece 1 yabancılı 11 ile çıktı ve bu maçların 4 tanesini kazandı.
* Geçtiğimiz sezon 2. Lig A Kategorisi (şimdiki adıyla 1. Lig) şampiyonu olan Gençlerbirliği Oftaş’ın oyuncusu Gökhan Gönül, Fenerbahçe’ye transfer olduğunda herkes onun iyi bir yedek olacağını sanmıştı. Ancak Gökhan, Önder Turacı’dan aldığı formayı bir daha geri vermedi ve Türkiye’nin en iyi sağ beki oldu. 
* Galatasaray 23 golle son 5 sezonun  en az gol yiyen şampiyonu oldu. Galatasaray bu sezon 34 lig maçında sadece 23 gol yedi. Maç başına 0.67 gol yiyen Galatasaray son 5 sezonda ligi en az gol yiyerek bitiren takım unvanına da sahip oldu . 
* 6 takım, sezonu aynı teknik direktör ile bitirdi. Ç. Rizespor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa 5’er değişik isimle çalıştı ve Ç. Rizespor ile Kasımpaşa küme düşerken Gençlerbirliği son anda kümede kaldı. Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor, Kayserispor, Gençlerbirliği Oftaşspor ve İstanbul BB  sezonu aynı teknik direktör ile bitiren takımlar oldu.
* Küme düşmesi 31. haftada kesinleşen Kasımpaşa, son 3 maçında mağlup olmadı. 2 galibiyet, 1 beraberlik aldı ve 7 puan topladı.
* Fenerbahçe son 5 sezonda ligi en çok gol atan takım olarak bitirdi. Sarı-lacivertli ekip son 5 sezonda ligde toplam 386 gol atarken maç başına 2.27’lik bir gol ortalaması tutturdu.
* Trabzonspor 12 maç sonra Fenerbahçe’yi yenmeyi başardı. Ligde ezeli rakibini en son 8 Aralık 2001 tarihinde Avni Aker Stadı’nda 2-1 mağlup eden bordo-mavili ekip Fenerbahçe’yi 2-0  yenerek, “üçlü averaj” uygulanmasını sağladı ve lig sıralamasını değiştirdi.
*Teknik direktörlük diploması olmayan Bülent Uygun, Sivasspor’da gösterdiği başarıyla birçok kişi tarafından yılın teknik direktörü seçildi.

Bank Asya

Monday
May 12,2008

Nilay Yilmaz
1. Lig de tamamlandı ve Kocaeli ile Antalya doğrudan Süper Lig’e çıkan iki takım oldu. Hafta sonunda Süper Lig’in diğer yeni takımını da öğreneceğiz.
Bence Süper Lig’deki mücadele kadar heyecan dozu yüksek bir mücadele oldu 1. Lig’deki de…
Bank Asya 1. Ligi demek daha doğru aslında… Adamlar o kadar para yatırmış bu lige…
Ancak!
10 gündür Bank Asya 1. Lig’in tanıtımı yapılıyor sürekli TV’de ve gazetelerde.
Gazetelerde yayınlanan bir reklamda “Türk Futbolunun Resmidir. 1 Lig. 18 Takım. Kıran kırana mücadele. İşte Bank Asya 1.Lig” ifadeleri kullanılıyor. Reklamdaki görsel materyal de futbol forması giymiş 18 genç bir futbol sahasında takım pozu veriyor. Sloganla birleşince görüntü, bu 18 delikanlının Bank Asya 1. Lig’de mücadele eden 18 takımı temsilen orada olduğunu düşünüyorsunuz doğal olarak…
Formaları inceleyince 6 formanın Bank Asya 1. Lig’de mücadele eden (2007-2008 Sezonu takımları) takımlara ait olmadığını fark ettim (turuncu-siyah, yeşil-sarı, turuncu-mavi… falan). Diğer 12 formada yer alan renkler, 18 takımdan sadece on altısının renklerini kapsıyor…
Kalan 2 takım Altay ve Malatya…
Yani siyah-beyaz ve sarı-kırmızı formalar reklamda yer almıyor.
Sonra ALTAY taraftarı Uçar Sayıl Gündem’in maili ulaştı elime… “Konu ilgili olarak görüştüğüm Bank Asya Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yetkilisi Dilek Hn. bu noktada kasıt olmadığını, renklerin “rastgele” seçildiğini belirtmiştir”  diyor Sayın Gündem ve “Kişisel olarak başlattığımız protesto kampanyasını size de duyurmak için bu bilgileri aktarıyorum. Futbolun saha dışı dinamiklerle ve bakış açısıyla da tartışılmasını savunan görüşlerinize yürekten katılıyor, 18 takımın orijinal formasını edinerek resim çektirmeyi akıl edemeyen bir Futbol Ligi sponsoru hakkında görüşlerinizi merak içinde bekliyorum”  diye bitiriyor mailini.
Böyle bir hatanın art niyetlice yapılmış olduğuna inanmak istemiyorum. Ancak diğer türlü durum daha da vahim:
1.Lig pek ciddiye alınmıyor. Anlaşılan o ki; ligin sponsoru hiç ciddiye almıyor…
 
Antalya taraftarına…
Dün D Spor’dan canlı verildi Antalyaspor-İstanbulspor mücadelesi… Maç 0-0 bitti. Antalya taraftarı rakip takım futbolcularına ve yedek kulübesine hiç de hoş olmayan şekilde davrandı, TV’den gördüğümüz kadarıyla… Belki de demek istedikleri şuydu trübün dilinde: “Küme düşmüşsünüz zaten, kaç lira aldınız da bu kadar mücadele ediyorsunuz?”
Oysa 2 hafta önce aynı İstanbulspor, Sakaryaspor’u 2-1 yenmişti…
Antalya’nın en ciddi rakibini… Hem de deplasmanda…
O zaman sormak lazım Antalyalılara: “İstanbulspor Sakaryaspor maçında da mı teşvik primi almıştı?”
 
Kafeste’ki aslan
Galatasaray şampiyonluk kutlamaları sırasında Ali Sami Yen’e kafes içinde bir aslan getirdi. Şampiyonluk kutlamalarını ilgi çekici hale getirme gayreti olsa da bence hayli yadırgatıcı bir durum bu. Futbol stadlarının kolezyumlara dönüştürüldüğü, oyuncuların ise gladyatörleştirildiği bu oyunda bir aslan eksikti, o da tam oldu. Bir dahakine kafeste gladyatör de bekleriz. Tribünler de baş parmaklar aşağıda bağırırlar, ritüel tamamlanmış olur.
Kulübün simgesi aslan diye kafeste bir aslan getirmek düşünülen niyete de aykırı. Kafesteki bir aslan ne derece gurur verici olabilir ki? Şov uğruna, alt metni düşünülmeden yapılmış bir aksiyon olarak yorumluyorum bu etkinliği… Ve akıl fikir diliyorum birilerine…
 
Tebrikler!  
Bir lig daha yaşandı ve bitti…Manzara net: Aslan kral, Cimbom şampiyon…
Bu şampiyonluk Erdal Kara’ya, Mehmet Bilmiş’e, Mehmet Mertoğlu’na, Murat’a, Aytaç’a, Zuhal’e, Hüseyin’e, Birten’e, Vedat’a, Veli’ye, Orhan’a, Cem’e, Can’a, Süper’in sıkı Cimbom’lusu Cenk’e, Haluk’a, Zeynep’e, Veysel’e… diğerine, ötekine, öbürüne… Daha bir dolu tanıdığım-tanımadığım  nice Cimbomluya hayırlı olsun… Tebrikler…
 
 
Dikkat et kendine!
Nasıl verdik şampiyonluğu Volkan’ın yediği golle ya. Hasta olucam resmen. Herşey aklıma gelirdi de şampiyonluğu vereceğimiz gelmezdi.
 (Selim Soydan - Ve Gool, TV8) 
Rüyanda mı?
2 yıldır aynı olay oluyor. 2 yıldır son haftalara kadar lider olarak geliyoruz, ama sonunu getiremiyoruz. 
(İbrahim Üzülmez)
Du bakali n’olcek?
Gecenin son teşekkürü Zico’ya olacak. Yaptığı ‘hizmetlerden’ dolayı elbette. Onun sıkacağımız eli, yeni sözleşmeye imza atacak mı? Yoksa bu tokalaşma iyi bir ‘yolculuk’ dileğiyle mi olacak? Bekleyip, göreceğiz.
 (Gürcan Bilgiç - Sabah)
Pasta da yaptırın…
Ey Hakan Şükür; Şimdi bir görev de sana düşüyor. Bu takımın Ağabey’i sensin. Topla takımı Kalli’ye götür. Haysiyetli bir uçak yolculuğu… Öpün elini dönün geri! Bu bir şükran borcudur.
 (Osman Tamburacı - Yeni Şafak)
Yeni mi aklınıza geldi?
Gençlerbirliği ve GB Oftaşspor takımları aynıdır. FIFA’ya başvuracağız.
 (Ç. Rizespor Başkanı Abdülkadir Çakır)
Cimrilik yapma, uçak parası ver!
Ne alkışlayacağım be ben Kezman’ı. Şampiyonluğumu çaldı benim resmen. Gitsin abi gitsin. Gerekirse ben vereyim tren parasını gitsin yeter.
 (Selim Soydan - Ve Gool, TV8) 
Her şekilde Kalli…
Kalli’nin gidişinden sonra Galatasaray takımı oyuncularının bu kadar bilenerek maç etmesi, arka arkaya; Fenerbahçe ve Sivas’ı yenerek şampiyon olmasının da en büyük sebebi Kalli’ydi. Ona karşı kendilerini ispat etmeye uğraştılar. Bu hissi aşılayan da yine Kalli’ydi. Kalli’nin sözünü dinleyen zaten takımına en büyük katkıyı sağladı. Dinlemeyen de onun yokluğunda kendini ortaya koydu ve Galatasaray şampiyon oldu!
 (Osman Tamburacı - Yeni Şafak)
Çok şey istiyorsun!
Ben istiyorum ki; Maldonado da gitsin şut atsın, orta yapsın, gol atsın. Delgado da gelsin savunma yapsın. Yani tek taraflı oyuncu olmasın orta sahada.  
 (Güntekin Onay - %100 Futbol, NTV)
 Rıza da öyle diyordu!
Kesinlikle benim Beşiktaş’taki görevim çok uzun sürecek.
 (Ertuğrul Sağlam)

Giden geliyor acep nedendir?

Thursday
May 8,2008

Nilay Yilmaz
Yurt dışında oynayan futbolcularımız, diğer bir deyişle futbol gurbetçileri attıkları gollerle EURO 2008’e hazır olduklarını gösterdiler…
İspanya’yı sallayan, takımı Villarreal’i, attığı gollerle La Liga’da ikinciliğe yerleştiren Nihat Kahveci, bu hafta ağları iki kez havalandırdı…
Almanya’da Yıldıray Baştürk, Stuttgart’ın Eintracht Frankfurt’u 4-1 yendiği maçta, 2 süper gol attı…
İngiltere Premier Lig’de sezona geç ısınan Tuncay Şanlı, Middlesbrough’nun sahasında Portsmouth’u 2-0 yendiği maçta ikinci golü kaydetti…
Bundesliga’daki diğer futbolcumuz Halil Altıntop, Schalke’nin Hannover’e yenilmesini engelleyen golü attı…
Rubin Kazan’daki Gökdeniz Karadeniz 8 maçta attığı 4 golle adından söz ettiriyor…
Fransa’nın Sochaux takımında oynayan Mevlüt Erdinç de milli takımı son gözdelerinden. Fransa gibi zor bir ligde şimdiye kadar 11 gol atan genç futbolcunun formu da Euro 2008 için iyi bir sinyal veriyor…
İthal kramponlar
Yabancı  sayısının azlığından(!) dert yanan kulüplerimiz yabancı oyuncuları Türk vatandaşı yapıp kontenjan açmaya çalışıyor ya da yurt dışında oynayan gurbetçilere göz dikiyor…
Her transfer döneminde ithal kramponların adları inmiyor gazete manşetlerinden…
Ha! Birde bizim buranın topçuları her gün yurt dışında bir yerlere gidiyor, bir yerlerden teklif alıyor yine bizim gazete manşetlerine göre…
Her gün olmasa da gidenler oluyor elbet… Mesela;
Nihat Kahveci: Real Sociedad, Villareal
Tugay Kerimoğlu: Glasgow Rangers, Blackburn Rovers
Emre Belözoğlu: Inter, Newcastle United
Erol Bulut: Eintracht Frankfurt, Panionios, Olympiakos, Metalurg Donetsk
Alpay Özalan: Aston Villa, Incheon United, Urawa Red Diamonds, Köln
Serhat Akın: Anderlecht
Caner Erkin: CSKA Moskova
Ümit Özat: Köln
Fatih Tekke: Zenit St. Petersburg
Tuncay Şanlı: Middlesbrough
Gökdeniz Karadeniz: Rubin Kazan
Hasan Kabze: Rubin Kazan
Ersen Martin: Recreativo Huelva
Tümer Metin: Larissa
Gidip de dönenler!
Bir de gidip de geri dönenler var… Bunların arasında kimler yok ki… Mesela;
Hakan Şükür: Torino, Inter, Parma, Blackburn Rovers
Rüştü Reçber: Barcelona
İlhan Mansız: Vissel Kobe
Ahmet Dursun: Tianjin Teda
Okan Buruk: Inter
Ümit Davala: Milan, Inter, Werder Bremen
Arif Erdem: Real Sociedad
Fatih Akyel: Real Mallorca, PAOK
Hakan Ünsal: Blackburn Rovers
Tayfun Korkut: Real Sociedad, Espanyol
Oktay Derelioğlu: Las Palmas, Nürnberg, Hazar Lenkeran
Ali Eren Beşerler: Cenova
Cenk İşler: Hannover
Okan Yılmaz: Marsilya
Hami Mandıralı: Schalke 04
Tolga Seyhan: Shaktar Donetsk
Bülent Akın: Bolton Wanderers
İstikrar abideleri
Yıldıray, Halil, Hamit, Mevlüt’ü saymamak gerekir. Zaten onlar orada altyapılarını almışlar ve o kültürle yoğrularak takımlarında başarılı olmuşlar. Bizim ihracımız değil onlar…
Nihat Kahveci ve Tugay Kerimoğlu hala yurt dışına giden futbolcularımızın en istikrarlıları…
6.5 sezondur İspanya’da top koşturan Nihat Kahveci, sakatlıklarına rağmen ligde 173 maçta tam 75 gol atmış … Tugay Kerimoğlu istikrarı sayesinde takım kaptanlığına kadar yükseldi ve ilerlemiş yaşına rağmen kulübüyle yeniden sözleşme imzalaması gündemde ve hâlâ transfer teklifleri alıyor… Onlar çoktan artık oralı oldular… Nihat da dün Türkiye’ye geri dönmeyeceğini dile getirdi tekrar…
Diğer yurtdışındaki futbolcularımızın ise adı sürekli Türkiye’deki kulüplerle anılıyor. Askerlik sebebiyle yurt dışına giden Tümer Metin’i bu gruptan ayrı tutalım, tahminim şudur ki; -umarım yanılırım- Erol Bulut (zaten o burdan çok oranın insanı) ve Ümit Özat dışındakiler de yurda dönüş yapacak… (Alpay için bir  şey diyemiyorum… Bkz: yurtdışı  serüveni)
Çünkü bizim mahallenin çocuklarının çoğu geri dönüyor baba ocağına…
Eğitim şart!
Bunun birinci sebebi bence uyum problemi…
Çünkü Türkiye’de futbolcu olmak yurtdışında futbolcu olmaktan daha rahat. Ve galiba bizim buraların insanı başarıdan çok rahatı seviyor. Futbol Türkiye’de gündemi belirleyen bir spor dalı. Belki bu büyük ilgiyi yurtdışında bulamamak, sıradan vatandaş olmak futbolcuları olumsuz etkiliyor. Ligimizin belirleyici takımlarından, Avrupa’nın orta sıra takımlarına gidiyor olmak ve onlara göre “hedefsiz” takımlarda oynamak da onları buraya geri getiriyor. Newcastle’da kadroya girmesi tartışılan Emre’nin adı Fenerbahçe ve Galatasaray’la geçiyorsa ortada bariz bir standart farkından da söz etmek gerekir. Ve bu sorunu sadece futbolcuların yetişme tarzıyla da ele alamayız diye düşünüyorum.
Bizim topçuların da dil bilmeyişi, öğrenme gayretinin sınırlı oluşu bu durumları iyice besliyor. Ortaya sürekli tekrarlanan “uyum problemi”ni çıkarıyor. Örneğin Hakan Şükür ilk İtalya macerasında İstanbul’dan kendisini ziyarete gelen arkadaşlarına lahmacun ve seccade sipariş etmişti. Siparişle işler yürümeyince de soluğu tekrar İstanbul’da almıştı…
Yaman çelişki!
Mesela yıllarca Avrupa’ya pazarlanmak için imajı belirlenen ve sonunda İngiltere’ye transfer olan Tuncay Şanlı’nın giderken İngilizce bilmemesi de ne yaman bir çelişkidir…
Bizimkiler, öğrendiklerini yeterli sayıyor. Oysa başka bir yerde öğrenilecek çok şey var. Daha başka bir yer, “bildiğiniz her şeyi unutun; yepyeni bir insan olacaksınız!” diyor. Bu, herkes için hele de ülkemiz futbolcularının yüksek egoları için kolay kabul edilebilir bir şey olmasa gerek. Ama iz bırakmak, adından söz ettirmek öğrenme isteğini, başarma isteğini canlı tutmaktan başka bir şey değildir. Ancak böyle uygulayabilir insan. Bir maçı kazanma azminden daha fazlası yani…
Bunu yapanlar var. Mesele bunun genel karaktere dönüşmesi. Ve bu sadece futbolumuza has bir sorun değil. Çok yönlü bir mesele…
Not: Unuttuğum futbolcular mutlaka var. Hepsinden özür dilerim…