Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Mustafa Denizli’ Category

Viyana kuşatması

Sunday
Jun 15,2008

Mustafa Denizli

Avrupa Şampiyonası finalleri öncesinde yine bu sütunlarda, “Türkiye bu turnuvanın en önemli atak gücüne sahip” diye yazmıştım. Fakat Milli Takım’ın bu gücünü sayısal bir sistem içine hapsetmeyin. Çünkü Türkiye’nin 2-0’dan sonra hangi sistemle oynadığını hiç kimsenin çözmesi, bilmesi mümkün değil.
Esasında bizim takımın gücü buradan kaynaklanıyor. Çabuk atağa çıkan, önde fazla adamla bulunan gerçek bir hücum gücü bu. Türkiye bu defansıyla turnuvada ayakta kalamaz. Türkiye bu turnuvada elindeki hücum gücüyle ayakta kalır. Belki birçoğu gerçek bir atak oyuncusu değil, ama her biri çok önemli ofansif orta saha futbolcuları. Türkiye son yarım saati bunlarla oynadı ve yine bunlarla sürpriz olmayan sonucu aldı. Bunları turnuvadan önce de söylemiştim. Türkiye sayısal kalıplar içinde oynayacak bir Milli Takıma sahip değil. Bu maçın önceki gün analizini yaptığım zaman iki takımın geliş şekliyle bizim ne kadar avantajlı olduğumuzu söyledim. Dün akşam maçta 2-0 geriye düşmek esasında Çekler’in müthiş oyunundan kaynaklanmadı. Bizim hatalarımızdan kaynaklandı. Böyle bir oyunda öne geçen skoru koruma psikolojisini yaşayacağı için biz geriden geldik, baskı kurduk, telaşı Çekler yaşadı ve birkaç tane yıldızımız oyuna ağırlığını koydu.
Arda, İsviçre maçında zaten bu mesajı vermişti. Dün yine bu sütunlarda Nihat ve Tuncay’dan bahsetmiştim. Bunlar devreye girdiği zaman Türkiye çeyrek finale çıkar diye yazmıştım. Tuncay mücadele, Nihat da kalite olarak oyuna girdi. Ve bir şey daha söyledim. Bu maçı kazanmak çeyrek final değil, yarı final oynamaktır demiştim. İnanıyorum, bu takım yarı finale de gidecektir. Futbol hataları değerlendirme oyunudur. Kendi hatalarımıza rağmen, rakibin yanlışlarını değerlendirdik ve istediğimizi aldık. Ancak bu mutluluk, bize yetmez. Devamını bekliyoruz…

O gün, bugündür

Saturday
Jun 14,2008

Mustafa Denizli
Turnuvaya futbolsuz mağlubiyetle başladık. İsviçre maçının ikinci yarısı ise hem üç puan hem moral getirdi.
Peki İsviçre maçının ikinci yarısındaki futbol, Çek karşılaşmasına yeter mi? Bana göre yeter. Çünkü ortaya koyduğumuz futbol hücuma dayalıydı. Dörtlü hücum oyunu, İsviçre gibi defansı pek de iyi olmayan bir takım üzerinde etkili oldu diyebiliriz. Buna rağmen Volkan’ın çok kritik bir kurtarışı maçın kader anıydı.
Volkan başarılı gözüküyorsa, kalemizde tehlike yaşıyoruz demektir. Bunu Çek maçında da yaşayabilir miyiz? Çeklerin özellikle önde Sionko, geriden ve sol kanattan Jankulovski ile yaptığı atakları kesemezsek, tehlikeyi yine yaşayabiliriz. Çekler eğer oyuna Milan Baros ile başlarsa burada ilk önlem alacak iki isim Sionko ve Baros olmalıdır.
Koller, defansımızın en büyük sorunu olabilir. Çok ağır olmasına rağmen hava toplarında savunmamıza müthiş rahatsızlık verebilir. Milan Baros, defansımızın çok dikkat etmesi gereken bir isim. İngiltere’de kötü bir sezon geçirdi. Milli takımında düşündüklerini yapamadı, bu nedenle patlamaya hazır bomba gibi.
Ama Baros’dan daha önemli şu ana kadar patlama yapamayan bizim de iki önemli hücum silahımız var. İlk iki maçta çizgilerinden uzak görüntüler veren Tuncay ve Nihat büyük bir ihtimalle bu maçın çeviricileri olacaklar. Onlardan son derece umutluyum. Keza Arda, çizgisini korursa karşılaşmanın lehimize dönmesi daha da kolaylaşacak.
Mehmetler önemli
Bence oyun üzerinde çok önemli etkinlik kurabilecek isimler iki Mehmet olacak. Bunlardan biri Topal, diğeri Aurelio. Neticede Çekler için de bir var olma veya yok olma maçı bu. İki takım aynı duygularla oyuna başlayacak. Son oynanan maçlar ibreyi kesinlikle bize çevirdi. Çeklerin uzatmada yediği, bizim ise uzatmada attığımız gol, büyük bir ihtimalle çeyrek finale çıkacak takımın habercisi gibi gözüküyor.
Bu maçın yıldızı belki isminden bu yazıda bahsetmediğim biri olacak. Çünkü bazı maçlar hiç hesapta olmayan yıldızları çıkarır. İşte bu da öyle bir maç…
Kısacası Tuncay ve Nihat’a atacağımız defans arası ve defans arkası toplar çok önemli. Oynarsa Kazım’ın fiziğe dayalı ve hatta sonucu etkileyecek asist ve şutları da belki onu gecenin kahramanı yapacak.
Portekiz’e kaybettiğimiz maçın çok büyük bir değerinin olmadığını söylemiştim. Şimdi bu tabloyu yaşıyoruz. Bu tabloyu gerçekleştireceğimiz maç da geldi, çattı. Çekleri geçince çeyrek finali değil, büyük bir ihtimalle yarı finali yakalayacağız.
Bunu yapacak bütün değerlere sahibiz. Haydi Fatih hoca, haydi çocuklar…

Wednesday
Jun 11,2008

Mustafa Denizli
Kaybettiğimiz Portekiz maçının grupta çok belirleyici olmayacağını söylemiştim.
Şimdi iş geldi, tekrar bize kaldı. Esasında oyunla birlikte yağmurun bastırması sahadaki kadromuzun inanılmaz derecede aleyhine oldu.
Gerçi Portekiz maçında da benzer hücumları denemiştik, ama gol pozisyonu bulamadık. Türk Milli Takımı havadan çıkma şansını ilk yarıda kaybetti. İkinci devrede Semih ve Mehmet Topal özellikle saha koşullarına uyum gösterebilecek futbolcularımızdı.
İsviçre’yi baskı altına aldığımız zaman bu baskıdan kurtulma şanslarının olmadığını İstanbul’da da görmüştük.
Çok iyi mücadele ettik
İkinci yarıda oyun 4-2-4’e döndü ve maçta mutlak hakimiyet kurduk. Böyle takımlara karşı hücumda fazla adamla bulunmak her zaman lehimize olmuştur.
Çünkü dörtlü savunmada Mehmet Topal ile Aurelio’nun katkısı, İsviçre’nin gol yollarına mümkün değil müsaade etmez. Zaten galibiyetin böylesi daha da keyifli oluyor. Özellikle oyun 1-1 iken Volkan’ın kritik bir kurtarışı maçı çevirdi diyebilirim.
Şimdi Çek maçı esasında bizim için daha kolay olacak. Çünkü Çekler, bizim hücumumuza karşı koyacak bir defansa sahip değiller. Bu maç hem kırılan umutların yeşermesine hem de ihtiyacımız olan morale ortam hazırladı.
İkinci yarıda sahanın futbol oynamaya daha elverişli olması gayet tabii ki bizim lehimizeydi. Bu fırsatı kaçırmamamız gerekirdi.
Kısacası çok iyi mücadele ettik. Her şeyimizi sahaya koyduk ve Portekiz maçından çok farklı bir görüntü verdik. Şartlar ne olursa olsun yaklaşık oyun anlayışımız kazanmak için bunları gerektiriyor.
Kısacası ümitlerimiz hep vardı. Bundan sonra da var olacak. Gerçekten can siperane bir anlayışla mücadele ediyoruz, ama bazı yıldızlarımızdan istediğimiz verimi ikinci maç sonunda da alamadık.
Nihat ve Tuncay dönmeli
Bunların başında da Nihat ile Tuncay geliyor. Ama bu oyuncular bu Milli Takım’ın her zaman önemli kozları. Onlar devreye girdiği anda Çek maçında işimiz daha da kolay olacak. Ümitlerimiz pazar günü bizi bir ileriki tura taşıyacak. Şu anda iki takımın pazar için verdiği mesaj budur.
Statta müthiş bir atmosfer vardı. Bu atmosfer hem burada kaybettiğimiz 2-0’ın rövanşını hem de gidemediğimiz 2006 Dünya Kupası’nın rövanşını birlikte aldı. Biz bu galibiyeti, İsviçre de bu mağlubiyeti uzun süre unutmayacaktır.

Bu futbol yetmiyor

Saturday
Jun 7,2008

Mustafa Denizli
Oyunu lehimize çevirecek işleri çok zor yapabiliyoruz. Böylesine bir maçta kaliteli futbol oynamak için gerçekten topu etkili ve iyi kullanan ayaklar lazım.
Bir takım, bir kişinin üzerine kazanmak için bu kadar yüklenirse başarılı olmak çok zordur. Koşmuyor muyuz, koşuyoruz. Fakat top rakipteyken koşuyoruz. Yani oynamak için, hücum etmek için değil, rakibi oynatmamak için daha çok koşuyoruz. Biz oynamak için daha çok koşarsak iş yapabiliriz.
Emre, Kazım, Servet
Hiçbir etkin atağımız, şutumuz, etkin asistimiz yok. Portekiz mi çok iyi? Biz böyle olunca rakip gayet tabii iyi gözüküyor, bu da normaldir.
İlk yarı Hamit Altıntop’un savunduğu bölge resmen koridor gibi, her an tehlike yaşıyor.
Allah’tan Portekiz bu bölgede iyi top oynayamadı. Portekiz birey olarak bu kadar çok yıldızı bir araya getirmesine rağmen, onlardan bireysel özellikleri kadar takım olarak istifade edemiyor.
Bütün bunların yanında üç topları direkten döndü. Oyunun aşağı yukarı tamamen hakimi onlardı. Daha farklı da kaybedebilirdik. Burada Portekiz’in yıldızlarının şahsi oyunu tercih etmeleri bizim için avantaj oluşturdu, fakat bunu da iyi kullanamadık.
Rakipleri de gördük
Takımımızda iyi oynayanlar var mıydı? Biraz Emre, biraz Kazım, biraz Servet diyebiliriz. Ama takımın çoğunluğu kendi kalitesinin çok altında kalınca bu sonuç kaçınılmaz oldu.
Burada bir gerçeklik var. Futbol oynamayı hakikaten zor şekliyle deniyoruz. Bir takım topa sahipken rahat kullanamıyorsa, rahat hareket imkanı bulamıyorsa istediği işleri yapamaz. Neticede milliler kendi kapasitesinin oldukça altında bir günü yaşadı.
Peki Portekiz’den puan alamamak bu gruptan çıkamamak demek mi? Asla böyle bir şey değil.
Bizden önce oynanan İsviçre - Çek Cumhuriyeti maçında bu takımların ne olduğunu dünya alem gördü.
Biz bu iki takımı da yenecek güce sahibiz. Ama bu futbolla değil. Bu futbolla gruptaki işimizi zora değil, imkansıza sokarız. Görünen budur.
İkisini de yenebiliriz
Bu tabloyu değiştirebilecek takıma gerçekten sahibiz. Bu nedenle bu maçı en kısa sürede geride bırakalım. Portekiz’e kaybetmemiz doğaldır, ancak oynadığımız futbol doğal değildi. Hiç kimse buna doğal diyemez.
Bu maçı unutup, kazanabileceğimiz iki karşılaşmayı da kazanarak yolumuza devam etmeliyiz.
Kısacası orta sahadan vurabileceğimiz bir Portekiz vardı karşımızda, ama bu alanı hiç kullanamadık. Özetle iyi günümüzde değildik. Bu gruba mağlubiyetle başlamak kesinlikle bizi yıkmamalı.

Birlikte yaşamalıyız

Saturday
May 31,2008

Mustafa Denizli
Doğrudur, Portekiz’le başlamak bir avantajdır. Neden mi? Çünkü Portekiz çok yetenekli futbolculara sahip olmasına rağmen, çok iyi bir takım görüntüsü veremiyor. Bana göre veremeyecek de…
Tabii bu analizi yapmadan önce Milli Takım’ın yakın tarihine iyi bakmak lazım. Bu serüvende büyük pay sahibi olan isimleri anmadan geçmemeliyiz. O dönemler itibariyle alt yapıda önemli uzmanlık gösteren Özkan Sümer, Turgay Renklikurt, Tamer Güney gibi ve de en önemlisi yakın dönemde kaybettiğimiz Gündüz Tekin Onay’ın bu yolculukta büyük katkıları olduğunu unutmamalıyız.
Bu üçüncü serüvenimiz. 1996’da Fatih’le başladı. 2000’de benimle ve şimdi de Fatih’le devam eden bir macera. Buradan ne çıkartabiliriz. Son derece karışık görüntü veren grup maçlarından sonra finaller öncesi oynadığımız hazırlık karşılaşmaları, birinci derecede yolumuz için bize ışık tutmadı. Şu anda turnuvanın en bilinmez takımıyız. Bilinmezlik bizi finale de taşıyabilir, gruptan çıkmamızı da engelleyebilir. Farklı duyguları ve görüntüleri olan bir takımız. Kadromuzda bulunanlar, bulunmayanlar hep tartışıldı, tartışılmaya devam ediyor.
İyi servis şart
Hücumu iyi olan takımlar karşısında defansımızın çok gedik verdiği gerçek. Hücum hattımız, takımımız için en önemli koz. Çünkü çok farklı bölgeleri etkin biçimde kullanabilecek futbolculara sahibiz. Tabii burada söylediğimiz futbolcular daha ziyade oynatılan tipler. Servisleri iyi alabilirlerse, problem yaşamayız kanaatindeyim. Takım savunmasının iyi olmadığı üç hazırlık maçında gözlendi. Fakat neticede bunlar hazırlık maçıydı. Bu görüntülerin önemli bölümü puan maçlarında bertaraf edilir.
Bu grubun anahtarı 3 maç 6 puan veya 3 maç, 5 puan gibi gözüküyor. Takımımız fizik kondisyon olarak ne kadar iyi durumdaysa, fizik olarak aynı görüntüyü vermiyor. Oldukça kısa boylu elemanlardan kuruluyuz. Bu da bizim için özellikle kalemize kullanılacak korner ve yan toplar konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Bütün bunları saydıktan sonra bizim sahip olduğumuz çok önemli silahları da burada belirtmemiz lazım. Nihat, Tuncay, Mevlüt ve Emre Belözoğlu gibi rakip defanslarda müthiş gedikler açabilecek yaratıcı oyuncularımız, Portekiz karşısında mutlaka pozisyonlar bulacaktır. Yine üzerine basa basa söylüyorum; en büyük avantajlarımızdan biri çok iyi kullandığımız sağ kanadımıza karşılık, Portekiz’in kendi sol tarafında defans zaafı yaşadığı ve yaşayacağı gerçeğidir. Bizim sağ ve Portekiz’in sol kanadı maçın skoru üzerinde çok büyük bir etkinlik yaratacaktır.
Tabii biz bu rakipleri düşünürken, önemli olan bizim ne yapacağımız. Oyunu çok fazla yönlendirecek, maçın kontrolünü elimizde tutacak futbolcumuz yok. Bunu önce Emre’den bekliyoruz. Oynadığı sürelerde de Tümer belki. Ama kabul etmek gerekir ki, fazla sayıda bu tip futbolcuya sahip değiliz.
Kazım savunucu olmaz
Şunu bir kez daha belirtmekte fayda var; Türkiye bu şampiyonanın en tehlikeli takımlarından biridir. Oyun şeklimiz büyük ihtimalle 4-5-1 olacak. Nihat’ın ortadaki yalnızlığı sorun teşkil edebilir. Çünkü Nihat’a gelecek hücum desteği, arkadan olmayacak. Büyük olasılıkla topun oynandığı kanatların tersinden olacak. Bunu, Tuncay ve Mevlüt hatta Gökdeniz iyi yapıyor. Ama sol kanatta oynayacak Arda’nın bu etkinliği daha az.
Tümer oynadığı dönemlerde geriden hücum desteğini daha iyi verebilir. Çok alternatifli hücumculara sahibiz. Bu takımımızın en büyük kozu. Hazırlık maçlarında gördük ki, oturmuş blok yapımız yok. Bu, sorun teşkil edebilir. Keza geride görev yapacak Servet ve Gökhan Zan öncelikli olmak üzere önemli ölçüde bireysel hata yapabiliyoruz. Hamit, haftaya kadar düşündüğümüz çizgisine yaklaşamazsa, bu da bizim için önemli bir sorun olacaktır.
Kısacası hangi sonucu alırsak alalım sürpriz olmayacaktır. Bireysel yeteneklerimizden hiçbir kuşkumuz yok. Ama bunu mutlaka takım için kullanmamız lazım. Fatih basın toplantısında Kazım’dan, ihtiyaç olursa, Hamit’in bölgesinde hatta sağ kanat savunucu pozisyonunda istifade edebileceğimizi söyledi. Bana göre bu ihtimal çok çok uzak. Çünkü Kazım’ın bu tür görüntüsü hiç yok.
Pozitif elektrik var
Hava olarak hazır olduğumuzu söyleyebilirim. Takımın pozitif elektriği son derece olumlu. Hazırlık döneminin artı görüntüleri turnuva stresi ve puan heyecanıyla sekteye de uğrayabilir. Onun için bugünden itibaren takımın mental çalışmaları daha büyük ağırlık kazanacaktır.
Bu, her şeyiyle bizim takımımız. Finallere katılarak ilk sınavı başarıyla bitirdik. Şimdi daha önemli bir başarı için ve ulus olarak bir moral değerler yumağına ihtiyacımız var. Dikkat, birlikte düşünmek, birlikte hareket etmek, birlikte yaşamak, başarıyı ülkemize getirecektir. Turnuva öncesi, sadece Milli Takımımız’ın nelerle karşılaşabileceğini ve bireysel analizlerimizi daha geniş ve detaylı bir şekilde sizlere aktaracağım.

Yıldıray kalmalıydı
Şahsi kanaatim özellikle Yıldıray ve İbrahim Kaş’ın bu kadronun içinde yer almasıydı. Belki fazla polemik yaratılmasın diye 23 kişilik kadrodan çıkarılan üç futbolcunun da kulüpleri yurt dışında… Bir diğer konu Volkan ile Rüştü’nün durumu. Volkan’ın haftalar önce bu maçlarda oynayacağı açıklandı. Tabii bu düşünce çok tartışılacak. Hem oynaması hem de açıklanması.

Portekiz’e dikkat !
Portekiz eğer beklendiği gibi önde Ronaldo, Simao ve Nuno Gomes’le oynayacaksa bunun bizim için bir avantaj olduğunu şimdiden söyleyebilirim. Ancak Nani ve Helder Postiga büyük tehlike yaratabilecek isimler. Orta sahada Deco gibi bir beynin olması da dikkat edilmesi gereken unsur. Forvetlerinde görev yapan Querasma ve Ronaldo topla müthiş oynamayı seven, bireyselliği ön plana çıkaran adamlar. Bu da bizim için bir avantaj teşkil edebilir.

Avantajlarımız var
Çek Cumhuriyeti ve İsviçre’nin, Portekiz çizgisinde olmadıkları kesin. Çek Cumhuriyeti’nde, Rosicky ve Nedved gibi hem takım için büyük önem taşıyan, hem de yüksek ölçüde bireysel etkinliğe sahip oyuncuların kadroda olmaması, bizim kullanabileceğimiz önemli bir avantajdır. İsviçre maçında ise rakibimizin Türk asıllı oyuncuları gerçekten yetenekli ve etkinler. Hakan Yakın, Eren Derdiyok ve Gökhan İnler iyi futbolcular. Bunun yanında Frei, Degen ve Barnetta bizim için çok dikkat edilmesi gereken oyuncular.
Play-off maçlarından biliyoruz ki, İsviçre rahat gol atabileceğimiz, ancak aynı zamanda 2 maçta 4 gol yediğimiz bir takım. İsviçre maçlarının her yönüyle değişik olmasını bekleyebiliriz. Büyük ölçüde de gruptan çıkacak takımı bu maç belirleyecektir.

3 maç, 6 puan…

Thursday
May 29,2008

Mustafa Denizli
Hazırlık döneminin maç bölümü bitti. Şimdiye kadar yaptığımız çalışmalar, hazırlık maçları Portekiz karşısına çıkaracağımız 11’i de belirledi.
Portekiz karşısına muhtemelen bu kadroyla çıkacağız. Oyun içi alışkanlıklarımız da aynı olacak. Ataklarımızı yine sağ taraftan geliştireceğiz. Bu görüntüyle soldan atak yapma şansımız yok. Hep düşünmüşümdür, hazırlık maçlarında neyi gösterebiliriz, neyi göstermeyiz diye. Kazanmak mı önemli, yoksa yapmak istediklerimiz mi? Bu çerçeveden bakınca hazırlık maçlarının bize çok önemli veriler sağlayacağını söyleyemiyoruz.
Genel olarak takımımızın çalışkanlığı, oynama isteği, hepsi güzel. Çok gol pozisyonu üretemiyoruz, ama aşağı yukarı şablon goller atıyoruz. Sanki tek kanatlı kuş gibiyiz. Oyunu iki taraftan forse edemiyoruz. Tabii bu sol tarafımızı hiç kullanmayacağız demek değildir. Sadece sahaya sürdüğümüz kadronun yapısı, alışkanlığı bu. Hücum alternatifi fazla olmayan takımların durdurulma ihtimali daha fazladır. Bu bir handikap olarak önümüzde duruyor.
Hücumu güçlü olmayan takımlar karşısında defansımızın testini sağlıklı yapamıyoruz. Ama neticede her şey bir tarafa hazırlık ile resmi maç görüntüleri bambaşkadır.
Oyuna baktığımız zaman Volkan - Rüştü tercihi dışında çok fazla bir alternatifimiz bulunmuyor. Ancak bu oyunlarda Yıldıray yapısında bir oyuncumuz yok. Böyle bir oyuncu profiline ilerleyen maçlarda ihtiyacımız olabilir mi? Bunu gidişat gösterecek.
Fatih hocanın söylediği gibi 4-3-3 sisteminin çok farklı versiyonlarını oyunda deneyeceğiz. Bu futbolcu tercihleri onu gösteriyor. Yine de hücum ve defansın takım olarak yapılmasındaki sıkıntılarımız devam ediyor. Özellikle çabuk ve takım olarak pas yapamadığımız için hücumda etkin ayaklarımızın ön plana çıkması gerekiyor. Bu zorluğu aşabilir miyiz? Gayet tabii aşabiliriz.
Fizik olarak gerideyiz
Neticede bunlar hazırlık maçlarının görünen tarafları. Portekiz maçında bu görüntümüz çok daha aktif olabilir. Tabii buradaki asıl sıkıntımız şudur; Portekiz hücumda Finlandiya’dan çok daha etkin, çabuk top oynayabilen, ama buna karşılık ofansif üstünlüğünü bireylere bağlayan bir takım. Portekiz maçında oyunun sonucunu rakipteki hücum oyuncularının günlük performansı ve kolektif olmayan oyun anlayışı ortaya çıkaracaktır.
Fizik olarak Portekiz’in çok gerisinde kalabileceğimizi söyleyemem. Aktif, canlı bir ekibe sahibiz. Özellikle Tuncay, Nihat ve Mevlüt’ün defans arkasına yapacakları koşular ve buna yardımcı olacak Emre ve Hamit Altıntop’un kullanacağı toplar bizim için büyük önem arz edecek. Fizik kondisyon görüntümüz iyi olmasına rağmen fizik olarak rakiplerin gerisinde kalacağımız kesin. Bu da özellikle rakibin kullanacağı korner ve frikiklerde başımızı çok ağrıtacak.
Kısacası hazırlık maçları sona erdi. Bu görüntümüzün önemli bir bölümünü puan maçlarına taşımayacağız. Bu, takımımızın artıları için de eksileri için de geçerlidir. Uruguay maçında defansımız açıklar vermişti. Hücumda pozisyon üretememiştik. Bunlar o maçın görüntüleriydi. Şahsi kanaatim turnuvaya Portekiz maçıyla başlamak şartlar ne olursa olsun avantajımız olacak. Maçlar bölümünü sakat vermeden atlatmak en büyük kazancımızdı.
Hazırlık karşılaşmalarında aldığımız puanı, finallerdeki grup maçlarında da alırsak yolumuz açıktır. 3 maç 6 puandan kastım bu…
 

Kaybederken kazanmak!…

Sunday
May 25,2008

Mustafa Denizli
Bu maçın kazanılması veya kaybedilmesi çok önemli değil. Önem arz edecek bir sonuç varsa o da yaşadıklarımızdır. Uruguay’ı özel maçta yenmek belki bir takım zaafları örtebilirdi.
Genel olarak takımın havası iyi. İyi ama problem yaşıyoruz, sorunlarımız var. Problem yokluktan değil, çokluktan. Ama çokluk bir bölgede, hücumda… Defansta böyle bir lüksümüz bulunmuyor. Dünkü maç gösterdi ki, Türkiye belki bu turnuvanın en etkin hücumcularına sahip. Bir kıyamet say, say bitmez. Tuncay, Nihat, Arda, Gökdeniz, Halil, Yıldıray, Emre, Mevlüt, Tümer ve Kazım. Bunlardan beşi ile oynamak mümkün değil. Bunlardan en fazla üçünü çok ekstrem zamanlarda da dördünü kullanacağız. Organizasyonumuz nasıl olacak? Bu organizasyon takım savunmasını nasıl etkileyecek? Bunlar bizim öncelikli görünen sorunlarımızdır.
Defansta yeterli sayıda oyuncuya sahip değiliz. Bu nedenle harmoniyi çok iyi yapmamız lazım. Evet çok iyi bir takımımız var, ama rakibe bir ton gol pozisyonu veriyoruz. Uruguay’ın oyun içinde ürettiği kadar kolay gol pozisyonu üretemiyoruz. İkinci devre golümüz frikikten, Emre Aşık’ın boş kaleye vuramadığı kafa yine frikikten, oyunun sonunda Mehmet Topal’ın attığı şut ise kornerden. Bu kadar çok hücum adamının olduğu bir takım fazla gol pozisyonu üretemiyorsa burada bir sorun var demektir.
Benim gördüğüm problem şu; en etkin kontratak futbolcularına sahibiz, fakat kontraya iyi çıkamıyoruz. Çünkü topu zamanında ve etkin kullanamıyoruz, kullanmıyoruz. Oyunun yönünü çabuk değiştiremiyoruz ve Nihat’ın ikinci devre yaptığı ofsayt olmayan defans arkası koşularını da çok az yapıyoruz.
Ruh halimiz iyi
Bu kadar hücumcuya sahip olunca takım savunması mutlaka zaafa uğrar ve uğruyor. Servet ve Aurelio’nun bu manada büyük katkısı olacak. Sol tarafımızda sorun yaşayabiliriz. Onun için Uruguay maçı bize çok şey kazandırabilir. Tam kadro olmamalarına rağmen çok etkin bireysel silahlara sahipler. Aynen turnuvadaki rakibimiz Portekiz gibi. Böyle hücumculara sahip takımlar karşısında zaafiyet yaşıyoruz. Gerçi iki golü bireysel hatalardan yedik. Gökhan ve Emre Aşık’ın bireysel hataları bize bir özel maç kaybettirdi, ama bu iki oyuncuya belki çok şey kazandıracak.
Her zaman söylediğim şeyi tekrarlayacağım. Özel maçların sonucu hiç önemli değildir. Ama hem takım olarak hem birey olarak önemli defans sorunlarımız var. Portekiz maçında özellikle hücumcularımızı çok iyi kullanmak mecburiyetindeyiz.
Futbolcularımızın şunu unutmamaları lazım; bir maçın başlaması değil, bitişi önemlidir. Özellikle turnuvalarda oyuna sonradan dahil olacak futbolcuların olağanüstü etkinlikleri vardır. Hücumda birçok yıldızımız var, ancak hiçbiri, “Niye oyuna ben başlamadım” diye bir burukluk yaşamamalı. Bunun faturası ağır olur.
Şimdi çok önemli bir şeyi kullanmamız ve ileriye taşımamız lazım. Bu da kaybederken kazanmak olmalı. Bunu değerlendirdiğimiz zaman turnuvaya fırtına gibi girer ve de devam ederiz. Ruh olarak takımımız iyi bir görüntü veriyor. Bunu daha iyiye götürecek zamanımız da mevcut. Zaten turnuva öncesi milli takımımızı daha geniş analizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Tuesday
May 20,2008

Mustafa Denizli
Özel maçlar ne kazandırır, ne kaybettirir? Aslında böyle maçların kazandırdığı ve kaybettirdiği fazla bir şey yoktur. Birinci derecede futbolcuların maç kondisyonu ve bazı taktik atışların uygulanması açısıdan faydalar sağlayabilir. Kazandığınız zaman çok fazla detaylara inmezsiniz. Kaybettiğiniz zaman ise kuvvetli bir check-up yapmak durumunda kalırsınız.
Maça başlayan 11 ve devam edenler diğerlerinden hem fizik hem düşünce olarak daha fazla harcama yaparlar. Bir sonraki maçta bu tablo değişir. Neticede turnuvanın başına kadar gelirsiniz.
Benim bu tabloda gördüğüm şudur; Türk Milli Takımı, Fatih’in söylediği ciddi ise 4-3-3 dizilişiyle rakiplerine üstünlük sağlayacak bir kadro yapısına sahip değil. Tabii dün Milli Takım’ın belki vazgeçilmez hücum oyuncusu Nihat görev yapmadı. Slovakya’ya karşı diğerleri sahadaydı. Belki kadrodan ayrılacak futbolculara daha uzun süre fırsat verilmek istendi.
Böyle maçlarda sakatlık olmadıysa amacınıza ulaştınız demektir. Niye böyle? Çünkü bütün bu hazırlık maçları rakibimiz Portekiz gibi oynamayan takımlarla yapılıyor. Oyuncuların sahada birbirini anlayabilme, hissedilme duygusu ön plana çıkar böyle maçlarda. Bu oyun anlayışımızı, bu futbolcularla gerçekleştirebilir miyiz diye teknik adamın kafasındaki bir takım sorular cevap bulabilir. Ama neticede Portekiz’e karşı sahaya çıkacak kadro ne Slovakya ve bundan sonra oynayacağımız Uruguay ve Finlandiya maçlarında şekillenmeyecek. Bu kadroları ancak antrenmanda görebiliriz.
Takımın isteği olumlu
Kısacası Milli Takımımız’ın arşivlerine bir galibiyet daha eklediğimiz için güzel bir geceydi. Futbolcularımızın isteği olumluydu. Çok fazla pozisyon üretememek bizim açımızdan tekrar değerlendirilmesi gereken konu olarak ortaya çıktı. Ve bu armoni içinde bol antrenman ve taktik çalışma özellikle Portekiz maçında iyi sonuç almak için önemli. Kadromuzda topu çabuk kullanan, hücuma dönük orta saha oyuncularımız bize başarıyı getirecek sayıda var. Ve oyun şeklimizi onların yapısı belirleyecek. Ayrıca sayısal kalıplara giren bir oyuncu yapımız yok. Esasında bu bizim için bir avantaj. Öyle ki birçok futbolcumuzun hücumun birçok bölgesini rahatlıkla kullanabildiğini biliyoruz. Bu rakip açısından çözülmesi son derece zor bir konudur. En büyük avantajımız bu.
Slovakya maçını kaybetsek de kazansak da benim için çok fazla bir değer ifade etmiyordu. Skor ne olursa olsun çok iyi bir Milli Takımımız olduğunu biliyoruz. Bu ekibin bu gruptan başarıyla çıkacağını da biliyoruz. Bu nedenle çok pozisyonumuz olmasa da keyifli bir gece yaşadık diyebiliyoruz.
Puan ve hedef maçlarıyla, hazırlık karşılaşmaları birbirinden Kaf Dağı’nın ardı kadar uzak aktiviteler. Bütün bunlar Portekiz maçı için kafamızdaki bazı sorulara cevap bulmak içindir. Ama bence o soruların cevapları zaten vardır.

Eski bir yazıyla

Saturday
May 10,2008

Mustafa Denizli
Yazıma bir başka yazının bitişiyle başlamak istiyorum. Gençlerbirliği maçından sonra, “Galatasaray dün büyük takım olduğunu belki unuttu, ama takım olma yolunda iyi bir ruh hali kazandı. Galatasaray bundan sonra maç kaybeder mi? Bana göre zor. Çünkü üzerine basarak söylüyorum, sarı-kırmızılı takım sadece üç puan kazandığı bir maç oynamadı. Belki bu 90 dakika ona şampiyonluğu kazandıracak. Tabii gole kadarki görüntüsü değil, golden sonraki takım olma görüntüsüdür bunu bana söyleten…” diye yazmıştım.
Aslında şampiyonluğun noktası konuldu dünkü maçta. Fenerbahçe derbisinden sonra bütün Türkiye, Galatasaray’ın şampiyonluğu kaybetmeyeceğini hissetmişti… Oftaş maçına bakarak bir yorum getirmek son derece zor. Böyle günlerde taraftarın beklediği gibi galibiyetle gelecek şampiyonluk daha da keyiflidir. Zaten bu da gerçekleşti.
Şimdi bir Galatasaray fotoğrafı çekersek; tam altı maçını ceza yüzünden seyircisiz oynayacaksın, tribündeki taraftarın da sayısal olarak üç büyükler içinde geride kalacak. Büyük umutlarla alınan futbolcuların aylarca ortalarda görünmeyecek. Başarılı oyuncular birkaç kişi dışında hiç değişmeyecek ve bu tabloda şampiyonluk gelecek.
Enteresan bir tablosu var Galatasaray’ın. Ligden düşen ilk takıma yenildi, hem de sahasında. Sene başındaki aktif, üretken futbolunu kaybetmişti. Birçok insan, şampiyonluktan ümidini yitirti. Ancak Galatasaray kritik galibiyetlerle potaya girdi, tekrar liderliği yakaladı ve Fenerbahçe’yi de yenerek zirvedeki yerini perçinledi.
Şöyle son 5-6 haftaya bakacak olursanız, Ankara’da altın değerindeki Lincoln golü, içeride yine son dakikada gelen Servet’in çok kritik sayısı. Hocası da son 6 hafta takımdan ayrılmış, ama Galatasaray ligin şampiyonu oluyor.
Şampiyon sahaya çıkıyor, kadrosunda yabancı oyuncu yok. Takım mı olağanüstü, yoksa olağanüstü kötü bir yabancı politikası mı bu duruma yol açıyor? Tabii bunlar arada kaynıyor. Şampiyonlukta başkan, yönetim, teknik heyet hepsi pay sahibi. Hepsi övgüye, alkışa değer. Ama bu Galatasaray’ın çok takviyeye ihtiyacı var. Galatasaray’ın tekrar eski Galatasaray gibi görünmesi için gerçekten ince eleyip, sık dokumaya ihtiyacı var. Lig şampiyonunun kendini yeniden elden geçirmeye ihtiyacı var. Hele hele geçen yıl yaşanan UEFA faciası, geleceğin en iyi yol haritasını hazırlamak adına önemli bir fırsat.
Galatasaray hedefine ulaştı, ama yükü çeken, 7-8 kişiden bahsedemiyoruz. Çünkü onların sayısı bu kadar fazla değil. Sezonun özetini yaptığımız zaman Servet, Mehmet Topal ön plana çıkıyor. Onlara Arda yaklaşıyor. Ondan sonrakiler sanki eşit…
Bu üçlünün dışındakiler görevlerini yapmadılar mı? Hepsi yaptı. Ben her hafta, ‘Galatasaray yüreğini ortaya koyuyor, çok çalışıyor, mücadele ediyor’ diye yazdım. Ama önemli olan sadece bu değil. Takımda kalitesini, büyüklüğünü ortaya koyamayan çok daha fazla isim var. Böyle olsaydı ne olurdu? Belki takım çok daha önceden şampiyonluğunu ilan edebilirdi.
Fakat neticede kazanılmış bir şampiyonluk, ortaya konulmuş yürekler ve akıtılmış terler var. Burada artık çok fazla detaya girmenin bir manası yok. Onlar bütün zorluklara rağmen her puanı alınlarının teriyle kazanmayı bildiler.
Belki de Galatasaray’ın şampiyon olmasında en önemli etken 100 yıldan fazla Türk futboluna damgasını vuran ismiydi. Bütün bu yazdıklarım da bu ismin önümüzdeki yıllarda kendine yakışır bir şekilde ülkeyi temsil etmesi içindir. Emeği geçen herkesi, tribünlerde takımını yalnız bırakmayanları yürekten kutlamak en iyisidir.

Alkışlarla…

Sunday
May 4,2008

Mustafa Denizli
Final maçı, hakikaten final gibiydi. Heyecanıyla, golleriyle, iki takım adına giden, gelen skoruyla…
Bunlar maçın güzel, hoş taraflarıydı. Ama şimdi soruyorum. Şampiyonluğa oynayıp, rakibine bu kadar gol fırsatı veren böyle iki takımı dünyanın hangi ülkesinde görebilirsiniz? Bu kadar basit defans hataları, bu kadar kolay gollere izin verilmesi dünyanın hangi liginde olur?
Sivas tartışmasız bu sezonun en başarılı takımı. Bu başka bir şey. Şimdi hemen kaseti geri sarın. Bir Fenerbahçe, bir Beşiktaş, bir de dünkü maçı gözünüzün önüne getirin. Sivas üç rakibiyle de sahasında berabere bile kalsa belki de şampiyon olacaktı, fakat kaybettiği bu üç maçta 11 gol yedi ve şampiyonluk için olağanüstü bir avantaj yitirdi.
Peki Galatasaray farklı mı? Sivasspor hücumda biraz etkili olsa veya Arda dün akşam Galatasaray’da değil de rakipte oynasa maç tamamen tersine dönerdi. Hakikaten heyecan ve gol açısından maç güzeldi. Sahadaki mücadele ve tribündeki taraftarların katkısı da mükemmeldi. Fakat bu mükemmel gecede, şampiyonluğun en büyük adayıyla, onun takipçisi futbol olarak beklentinin uzağında kaldılar.
Sivasspor hayatında, önümüzdeki yıllarda kaç defa böyle büyük bir fırsat daha yakalayabilecek? Bu meçhul… Sivasspor için bu heyecanı kaldırmak, kadrosundaki problemlerle uğraşmak hakikaten zor bir hadiseydi. Dolayısıyla bu mücadeleyi alkışlamak lazım. Ancak Galatasaray defansında o kadar basit hatalar yapıldı, o kadar rahat goller yendi ki, sarı-kırmızılılar, dünkü yanlışlara rağmen büyük ölçüde şampiyonluğunu garantiledi.
Tabii tüm bunları söylerken, maçın Galatasaray için de hiç kolay olmadığını belirtmeliyiz. Çünkü Galatasaray da genç futbolcularını oyuna sürdü. Sarı-kırmızılılar açısından pozitif taraflar da vardı. Geriye düştü bırakmadı, rakip yakaladı, avantaj Sivas’a geçti, burada tekrar oyunu döndürmek önemli bir hadiseydi. Bunu da bir tarafa not etmek lazım.
Panik yapmadılar
Bu genç kadro panik de yaşayabilirdi. 2-1 öne geçiyor Sivas yakalıyor. 3-2 öne geçiyor, Sivas yakalıyor. Burada panik yaşansaydı tablo ters olabilirdi. Neticede Galatasaray belki bir puanla da evine dönse fazla üzülmeyecekti, ancak artık öyle bir avantaj yakaladı ki kapıları ardına kadar açtı.
Son haftaların başarılı kalecisi Aykut, dün akşamki maçın tansiyonu ve heyecanı altında bu görüntüsünden uzak kaldı. Takım maçı kazandığı için o da mutlu.
Hakem, avantajlara hiç izin vermedi. Halbuki düne kadar çok beğendiğim bir hakemdi.
Kısacası böyle bir günde ligin son haftasına kadar bu mücadelenin içinde olan Galatasaray’ı da, Sivas’ı da yönetim kurullarını, teknik adamlarını hepsini kutlamak gerekiyor.
Maçın mükemmel futbol ve defans hataları olmadan 5-3 bittiğini düşünebilir misiniz? Hakikaten mükemmel bir futbol gecesi yakıştırmasını her şeyiyle yapacağımız bir karşılaşma olurdu. Yine de alkışlarla yazımızı noktalayalım…