Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Maçın teknik boyutunu değerlendirmeyi futbolda usta arkadaşlarıma bırakıp, Milli Takımımız’ın turnuva boyunca oynadığı futbol ile yaşantımıza kattığı artılardan bahsetmek istiyorum. Spor hayatını Almanya’da sürdüren bir Türk olarak dün ülkenin önde gelen iki gazetesi TAZ ve Rundschau benimle yarı final karşılaşması hakkında röportaj yaptılar. Benim aşırı güvenim sonrası her iki gazetecinin de sorduğu soru ” Bu inancı ve cesareti nereden alıyorsunuz? ” şeklindeydi. Tabii ki benim milli duygularım ve hislerimin yanında, o inancı bana veren sevgili Fatih Hocam, Türk sporcularımız, arkalarındaki Federasyon yöneticilerimizdir. Turnuva boyunca ortaya konan performans benim gibi milyonlarca Türk’e aynı duyguları aşıladı.
Ancak hesapta olmayan bir şey vardı. İsviçreli hakem ülkesinin şampiyonada bizim tarafımızdan elenmesini hazmedemiş olmalı. Dün gece sahada herhangi bir Alman hakem olsaydı inanın bundan çok daha iyi olurdu. Hakemin skandal yönetimine müthiş bir fairplay ile karşılık veren ve hiçbir fiili reaksiyon vermeyen teknik heyetimiz ve oyuncularımız oynadıkları futbol ve gösterdikleri inançtan sonra bir de davranış dersi verdiler. Bunun yanında stattan şarkılar söyleyerek, hakemin bu kötü yönetimini içine sindiren Türk taraftarlar da Alman taraftarları kutlayarak dünyaya bir başka güzel ders verdiler.
YÜREK DOLUSU TEŞEKKÜRLER
Bu şampiyonada tüm Avrupa’yı kendine hayran bırakan bir performans, özgüven, cesaret ve sempati üreten takımımızla ne kadar gurur duysak azdır. Onlar oynadıkları oyun ile “Futbol: Made in Turkey” sözcüğünü herkese ezberlettiler.
Böyle bir takımımız, böyle bir yürek ve inancımız olduğu için Türk olmaktan inanılmaz gurur duyduğum bir gece yaşadık. Belki skandal İsviçreli’nin yazdığı neticeyi değiştiremedik ama tüm dünyanın gözünde müthiş bir saygı kazandık. İnanıyorum ki son 15-20 yılın en olumlu Türk propagandasını yaptık. Emeği geçen Sayın Başkanımız Hasan Doğan ve Başkanvekilimiz Lutfi Arıboğan’dan başlayıp hocamız Fatih Terim’e tüm oyuncularımıza, masör kardeşimiz Uğur’a, malzemecimize kadar yürek dolusu teşekkür borçluyuz. Hepsinin yüreklerine sağlık.

Bugün takım sporlarında atletik becerilerin, kolektif savaşmanın, daha çok istemenin getirdiği artılar hiç tartışılmayacak gerçekler. G.Saray’ın evinde oynamanın yaratığı enerjiyi de arkasına alarak kurduğu büyük baskı, muhtemel golün de habercisiydi. Nonda’ya nasip olan bu tarihi gol, onun çalışkanlığına çok değerli bir ödül oldu.
Basketbolda boyalı bölge dediğimiz üç saniye koridorunun, yani pota altı civarını koruyamazsan kazanamazsın. Futbolda karşılığı olan ceza alanı içini Servet, Emre ve Aykut, son dakikalarda da hemen hemen hepsi öylesine bir kararttılar ki, F.Bahçe’ye gerçek bir pozisyon şansı yarattırmadılar. G.Saray tamamen kapandığı anlarda belki ciddi risk aldı. Ama dün kazananın yanında olması gereken şans ve başarılı defans derinliği onlarlaydı. Çabaları ve arzuları bir dünya derbisini zaferle kapatmanın büyük mutluluğunu, onurunu yaşattı sarı-kırmızılılara.
Sahaya spor salonundan basketbolcu gözüyle bakınca çok değerli tablolar vardı. Birbirlerine olabildiğince dostça davranan iki takım futbolcuları… G.Saray’ın yaşayan hemen tüm başkanlarını stata buluşturan zihniyet… Çekinmeden maç davetine eşiyle koşarak gelen Feldkamp… Rahmetli Değer Ağabey’in Türk sporuna kattıklarının anıldığı, böyle bir derbi öncesi için önemli olan saygılı duruş.. Galibiyeti önce Feldkamp ve eşiyle sarılarak kutlayan Adnan Sezgin…
70 MİLYON İNSAN…
Michael Jordan, bütün zamanların en büyük basketbolcusu. Birebir herkesi geçebildiği için. Lefter gibi, Rıdvan gibi. Oyunun asistlerini her gece yaratabildiği için. Alex gibi, Lincoln gibi. Her maç skoru kaydedebildiği için. Semih gibi, Hagi gibi. Kısacası onu Jordan ve eşsiz yapan, ondaki yaratabilme ve kontrol gücü. Ben, dünyaya gelmemizin en önemli realitesinin işimize, ofisimize, takımımıza, ne ile uğraşıyorsak, çevremize ve insanlığa iyi şeyler yaratabilmek için olduğuna inanıyorum.
Dün gece G.Saray kazandı. F.Bahçe, Avrupa başarılarıyla taraflı tarafsız milyonları sokağa döktü. Bu güzel tabloları yaratabilme gücüne sahip olanların bundan sonraki haftalarda da aynı değeri ve sürekliliği ortaya koymaları büyük futbol endüstrisine daha da büyük değer katacaktır. Maçın, hatta şampiyonluğun sonucunu kabullenip yarınları daha iyi yaratabilme gücü bu 70 milyon deli spor enerjili insanın da katkılarıyla Türk sporunu ve futbolunu yukarılara çıkaracak.

Pek çoğumuzun önceden düşleyemeyeceği bir teknoloji ve iletişim çağı yaşıyoruz.
Ekonominin dinamikleri yaşam tarzımızı da hızla değiştiriyor. Atasözleri her zaman mesaj taşıyan, güldüren, düşündüren değerlerimiz. Onlara bile rötuşlar yapabiliyoruz. Kaldı mı artık dedelerimizin dönemindeki atlı yaşamlar? Artık Jaguar’ı zaten aldın da, Audi’nin son modeline ne zaman geçiyorsun?
Değişmeyen kavram avrat! Herkesin annesine, eşine, kız kardeşine, kız arkadaşına, çocuğuna verdiği değer. Ama onların da ilgileri değişti artık. Nerede Pazar günü maç saati rahmetli Kemal Sunal’ı seyretmeyi tercih edecek anneler?
Artık yeni silah da futbol. Sevgili editörümüz Emrah dün aradı, “Coach var mı zamanın futbol derbisi ön yazısına?” diye. Almanya’da basketbol sezonunun ilk 3-4 günlük tatilindeyiz. Günün en güzel aktivitesi de ailece gideceğimiz Eintracht FrankfurtBorussia Dortmund futbol maçı. Futbolun böylesine endüstrileştiği dönemde onu bilmeyeni gerçekten dövüyorlar. Fenerbahçe’yi, birçok kişi yıllarca ve haksızca “Sadece tesisleşme, kurumsallaşma ile olur mu? Nerede kupalar?” diye eleştirdi. Özellikle Sevilla’da penaltıları kurtaran Volkan’ın elleri bir anlamda onlara sabrın ve yatırımın karşılığını hediye eden, Maradona ile futbola giren “Tanrı’nın eliydi!” Onlar en üst düzey Avrupalı olmanın, galibiyetlerin ve güvenlerinin yarattığı takımdaşlığın artıları ile çıkacaklar derbiye.
Galatasaray ise Ali Sami Yen’in enerjisini alacak yanına. Takım içi devrimi yaratarak geleneklerinde görmediğimiz bir şekilde sahayı da, kurguyu da oyuncuların üstlenmesi artı bir sorumluluk getirse de, önlem gerektiği anlarda Zico fark yaratacaktır.
2-1 GALATASARAY ALIR
Yarın Lucescu sahada olmayacak. Ama onun “Sakın ilk golü yeme” mantığı oyunun özünü oluşturacak. İki taraf da birbirine topu kullanma izni vermemeye çalışacaklar. Biz “Alex’in mi, Lincoln’ün mü duran top golü?” derken onların asıl başarısı defansın arkasına sarkanlara atacakları toplar olacak.
Biz Deutsche Bank Skyliners’da son topu daha iyi kullanmak için video çalışması yaparken hep beraber Serdar Kulbilge’nin Ankaraspor maçında gereksiz telaşlı degajını ve ardından yedikleri golü izlerken aynı pozisyonda Manchester United’ın nasıl süreyi yediğini konuştuk. Artık futbolun her geçen gün basketbola yaklaşan oyun ve akıl temposunda ben sadece içime doğanı “2-1 Galatasaray” olarak söyleyeyim. Gerçek ise Fenerbahçe’nin elde ettiği büyük ivme mi, yoksa Galatasaray’ın yaratacağı ev enerjisi mi, maçta ihtiyaçları olacak olan şansı yanlarına çekeceği?

Avrupa’nın Euroleague’den sonraki en ciddi organizasyonunda birçok gerçeğe ve doğruya da bir daha tanıklık etme şansı bulduk. Galatasaray, Badalona karşısında basketbol kalitesini beklenenin çok üzerine çıkardı. Dün oynadıkları Dinamo Moskova yaklaşık 40 milyon dolarlık bütçesi ile Avrupa’nın ilk 4-5 bütçesinden biri. Her geçen gün değeri ve zorluk katsayısı artan Rus liginde beklentilerin çok altında, 5. sırada kalmaları onlar için de ULEB Kupası‘nı bir çıkış yolu yapmıştı. Ama son bir yıl içerisinde basketbolunu inanılmaz geliştiren Gasol ve arkadaşları geçen yılki koçları Pesic‘e final şansı vermediler. Ve rakiplerini G.Saray’ın karşısına itiverdiler.
Galatasaray maçın başında geri düşüp, rakibini yakalasa da sonuçta kaybetti ama ne olursa olsun büyük bir arzu ve inançla maçı oynadı. Ama dedik ya rakip asla kolay olmayanıydı. Biz Galatasaray’ı bir kez daha kutlayıp asıl düşünmemiz gereken doğrulara dönelim.
Bence asıl düşünmemiz gereken İspanyol basketbolunun gelişimi! Geçen sene Kerem ve arkadaşlarının Real Madrid formasıyla kaldırdıkları kupanın bu sene iki ucunda da birer İspanyol temsilcisi var. Avrupa, dünya şampiyonası, olimpiyatlar, Euroleague final four hep finallerde onlar var. Liglerinde de Barcelona, Real Madrid, Badalona’yı her yerde yenebilecek takımlar var. Örneğin lig sekizincisi Unicaja Malaga gibi kadrosu olan bir takım var mı başka ülkelerde? Çoğu salon 10 bin kapasitenin üzerinde. 6 bin kapasitelik Valencia salonunda 5.700 kombineyi Eylül’den satıyor. Sorun Erman Kunter‘e, Fransa’nın da aynı yolda olduğunu göreceksiniz.
ÜLKER HERKESE ÖRNEK OLSUN
Bizde de Ülker iştahları iyice kabartarak kapıyı ardına kadar açtı. Ligin, kupanın, yayınların çok değerli sponsorları var. TTNet, Banvit, Casa önemli sponsorlar. Antalya, Mersin, Konya belediyelerinin katkılarına sponsorları ekle, Daçka’ya da layık olan ismi bulduğunda bizdeki bu güzel çekişme de çok daha yukarılara tırmanacaktır.
Ama oyunda, internet sitelerinde düşme kalksın (mı)? sualine en güzel cevap bu turnuvadan geldi. İspanya gibi her hafta içeride yaşanan büyük çekişme Avrupa için de büyük güç ve tecrübe yaratıyor. 18 takımlı bir ligin temelleri üzerine kurulacak kaliteli bir lig, 23 sene içinde de çok kaliteli bir Anadolu ligi kurabilecek bir ikinci ligi olumlu değerleriyle yaratacaktır.
Aynı İspanya’daki LEB Ligi gibi.

Murat Özyer ve ekibini yürekten kutluyorum. Herkesin de kutlaması gerek. Beşiktaş Cola Turka gibi çok deneyimli ve güçlü bir kadroyu geçtikten sonra Juventut’a karşı son topa kadar aslanlar gibi savaştılar. Galatasaray, dönem dönem kendi temposuna soktuğu Juventut’u çok zorlasa da özellikle Moiso‘nun hücum ribaundları ve pota altı hakimiyetiyle bir türlü yakalayamadı.
Hüseyin‘in sakatlığından sonra Özyer’in pek fazla şansı da yoktu. İki 4 numaradan (Owens ve Johnsen) 5 numara yapma zorunluluğu boyalı alanda takımı güçsüzleştirdi. Bu sezon ULEB Cup’ta katkı veremeyip kenarda oturan Fatih ve Cemal’in özeleştirilerini yapıp çember altının ve Tanrı’nın onlara verdiği boyutun önemini hatırlayıp kullanmaları gerek. Büyük fedakarlık ve takımdaşlık göstererek ameliyatının hemen sonrası ter döken Hüseyin en güzel örnektir.
Galatasaraylılar, Torino’da kazanma arzuları, var olma isteklerinin karşılığı olarak büyük bir tecrübe edindiler. Beşiktaş maçında hemen hemen sadece Hite ve Gaines‘in yarattığı ve 47‘de kalan toplam verimlilikleri bu maçta 82′ye çıkarmaları zaten yarı finaldeki pozitif basketbolun ve büyük direncin en güzel göstergesi. Juventut’un ULEB’de Telekom yenilgisi dışında böyle zor duruma düştüğü maç yok.
Sürekli başarılarla uluslararası marka olursunuz. Bu turnuvalarda hep yer almak, TV kanalına da, rakibe de, hakeme de daha yakın ve bilinen olma şansı yaratır. Kritik anlarda hep aleyhimize çalınan, lehimize ötmeyen düdükler derseniz, o da daha tanınan, daha bilinen, 40 yıllık yatırımın karşılığıdır derim.
Bu turnuvada en büyük üzüntüm saha dışında oluşabilecek büyük bir değeri kullanamamış olmamız. İki güzide gençlik kulübümüzün yer aldığı finaleight’te basketbola inanılmayacak büyük katkısı olan ortak sponsorları (Ülker), binlerce kişilik katılım yaratabilirdi. Bu, İtalya gibi bir basketbol ülkesinde saha içindeki başarıdan daha değerli olurdu. Binlerce misafirin Beşiktaş, Galatasaray, Türkiye ve sponsor bayrakları ile yaratacağı ve tüm Avrupa’nın ekranlardan izleyeceği coşku, renk cümbüşü Ülker’e yaptığı yatırımın haklı ve çok güzel bir geri dönüşü olurdu.

Galatasaray Cafe Crown bence bu sezonun en zor maçına çıkacak. Joventut Badalona, Avrupa’nın en üstün ligi olarak kabul edilen İspanya’nın üç yıldır en başarılı temsilcilerinden biri. Euroleague’in finalfour katılımcısı TAU Ceramica’yı geçen hafta 78-66 yenerlerken oynadıkları basketbolu büyük bir beğeniyle izledim.
Lubos Barton (11), Fernandez (5), eski Telekomlu Jan Jagla (14), çocuk yıldız Ricky Rubio (9), Demond Mallet (00), Popoviç (15), Hernandez (16), Ferran (18) gibi her maç çift sayılı rakamlara ulaşabilecek, yaratıcı ve çalışkan derin bir kadroları var. 12 kişinin süreyi zevkle paylaştığı ortamda büyük bir takım enerjisi yaratabiliyorlar. Hiçbir maçın skoreri onlardan çıkmasa da sayı ve ribaundu (Valencia maçında 9 oyuncu skor üretti; 7 oyuncu 4 ve üstünde ribaund aldı) bütün takıma paylaştırabilecek en üst düzey katılımı gerçekleştirebiliyorlar.
Çok sayıda ismin oyuna katkısının olmasının avantajını çeyrek finalde de yaşadılar. Valencia’ya karşı 44-26 önde oldukları ana kadar Jagla’nın 0/7 üçlüğü vardı. Bu, hem bir oyuncunun o günkü eksik performansından etkilenmediklerini hem de savunmayı nasıl bir makine intizamında uyguladıklarını açıkça gösteriyor.
Galatasaray’ın avantajı finaleight’e outsider (sürpriz takım) olarak başlayıp ilk engeli başarıyla aşmaları. Juventut yenilirse büyük bir hedeften uzaklaşıp çok şeyler kaybedecek. Galatasaray’ın ise yitirecek hiçbir şeyi yok. Tamamen bir sürprizin daha keyfini yaşamaya kilitlenmeleri onları kuşku duymadan rahat oynama ortamına itebilir.
Galatasaray’ın kısalarıyla düzeni ve oyunu karıştıran tarzı İspanyol ekibine de söker mi? Mallet, Fernandez ve Rubio bu düzensizliğe ne kadar izin verecek? Galatasaray’ın çember altını çok risk ederek kısaların başarısına dayalı oyun tarzında ayakta kalabilmek için çok yüksek isabetli dış atışa ve büyük bir kazanma arzusuna ihtiyacı var.

Basketbolda öyle geceler vardır ki, süper oynayıp kazanırsın veya inanılmaz biriki hatayla kaybedersin yıkılırsın. İkisinde de çoğu oyuncu, coach, yönetici “ Mümkün olsa da bu maçı yarın, öbür gün bir daha oynayabilsek” diye içlerinden geçirirler. Ya muhteşem zaferlerini yeniden yaşamak ya da o hatayı yapmayıp bu sefer kazanabilmek için…
Dün geceki oyunu şansın Galatasaray Cafe Crown’a güldüğü son an dışında iki takım da ne oynamak ister, ne de oynasalar bile bir benzerini tekrarlayabilirler. Toplam top kaybı 40. Faul isabeti % 60. Kaçan 16 serbest atış. Bu kadar hatayı, telaşı yaratan, oyunun akışı olmalı. Galatasaray’ın kaçıp Beşiktaş’ın gerilerden kovaladığı bir maçı iki taraf da düşlememiş, planlamamıştı diye düşünmek en kolayı galiba.
Beşiktaş kazansa maçın tarihinin yanına Drobnjak ile sözleşme imzaladıkları günü de eklemeleri gerekecekti. Predrag öylesine akıllı, yaratıcı, cesur oynadı ki. Şanssızlığı Shumpert ve biraz da Nicevic dışında ona destek olacak birinin çıkmamasıydı.
G.Saray, “Şutum ile oynarım, şutum ile yaşarım” felsefesinde. Pota altı boyut handikaplarını bilmelerine rağmen dış oyuncular o kadar kolay birebir geçildiler ki, pota altında Owens, Hüseyin, Johnsen, Gaines her topa yardıma gitmek zorunda kaldılar ve çok erken faul problemine girdiler. G.Saray ikinci yarıda 1012 sayı öndeyken iyice düşen tempoları, üst üste top kayıpları (son çeyrekte 8), çok uzak mesafe atışları aslında Beşiktaş’a galibiyet davetiyesi idi. Pota altını etkin kullandıkça maça ortak oldular, sonra da galibiyete çok yaklaştılar.
PLAY-STATION’DA ATILMAZ
Ama dedik ya; Cimbom’un yaşam tarzı üçlükleri. İlk yedisini kaçıran Cüneyt, sekizinciyi 7 saniye kala soktu. Cüneyt’in neredeyse dokuz metreden kullandığı üçlükleri, play-station’da atmaya çekinirsin. Taa oradan yetişir mi diye.
Sporun, basketbolun mutlaka bir adaleti var. Var olmasına var da, yoğun sezonda “Adalet Abla” bazen de bir şans perisinin adı olabiliyor. Aslında Dalmau bir dakika kala üç kişinin üzerinden neredeyse potayı görmeden yaptığı atış ile farkı iki sayıya indirirken şans perisi Beşiktaş’a da göz kırpmıştı. Ama onlar otuz saniye kala iki sayı öndeyken ivmeyi yakaladıkları, Galatasaray’ın tüm uzunlarının faul sıkıntısı yaşadığı, muhtemel bir uzatmanın belki de onlara daha büyük şans getirebileceği Galatasaray topuna faul yapmayarak savunmayı seçtiler.
Eurosport’tan Avrupa’ya bir “final-eight çeyrek final turca” seyrettiren iki takımı da tüm sezonki çabaları için kutlamak gerek.

Yıl 2001… Abdi İpekçi’de TürkiyeSırbistan finali. Son dakikada kaçırdığımız Avrupa Şampiyonluğu unvanı Sırbistan’a gidiyor, P.Drobnjak da iki dünya şampiyonluğu altın madalyası yanına bir de Avrupa şampiyonu unvanı eklemeye podyuma geliyordu. Diğer tarafta da gümüş madalyasını almaya hazırlanan ve bütün bir maç onu adam akıllı dövüp yıpratan Kaya Peker vardı.
Dalmau ve Apodaca, Porto Riko ile Amerika kıtasından daha kolay gelmenin avantajıyla oynadıkları Dünya Şampiyonası maçlarının sayısını sanıyorum kendileri de unutmuşlardır.
Ergin Ataman‘ın yönettiği finalfour, İtalya ve Saporta maçları, Saporta şampiyonluğu çok çok değerli başarılar; aynı zamanda çok önemli tecrübeler. Kamuoyunun favorisinin Beşiktaş olmasının birinci nedeni de bu tecrübe üstünlüğü.
ULEB Cup Final-Eight’in açılış maçında iki Türk gençlik kulübü. Bir daha kaç yıl beklemek gerekir böyle onurlu bir eşleşme için? Adı çeyrek final ama bizim final gecemiz. Maç, Beşiktaş’ın yaratacağı takım temposu ile Galatasaray’ın bitmeyecek bireysel temposunun savaşı içinde geçecek. Böyle bir maçın ağırlığını takım olarak kaldırabilme özelliğine daha sahip görünen Beşiktaş’ın başka bir avantajı da sabrı. Başta Shumpert olmak üzere Nicevic, Drobnjak, hata Dalmau hem gecenin yıldızı olabiliyor hem de gerektiğinde sadece o gecenin rol oyuncusu olabilecek farklılığı kabullenebiliyorlar.
BEŞİKTAŞ FAVORİ AMA…
Hüseyin’in sakatlığı Galatasaray’ı pota altında oyun kurucusuz kılıyor. Silahları ise her an, her çeyrek, her gece patlamaya hazır bombaları. Kadro Türk-ABD ortak yapımı. Gaines, Owens, Hite ve Brown bıkmadan usanmadan yüksek tempoyu severek oynayan basketbolcular. En üst seviyelerdeki tempoda, top kayıplarının yaşandığı, oyunun düzeninin hafiften düzensizliğe döndüğü anlarda Galatasaray tam sahada yüksek enerjiyle oynama avantajını ortaya çıkarabilir.
Kağıt üzerinde böylesi bir akşam için daha tecrübeli kalan Ergin ve takımı, oyunun kontrolunu tutmak için çok dikkatli olacak. Yine de atlet Amerikalı grubun ve her akşam her türlü performansı gösterebilecek olan Türk keskin nişancı Cüneyt-Tufan-Murat üçlüsünün gecelik katkıları ibreyi çevirebilir
Bu, beş maçlık bir playoff serisi değil, tek galibiyetlik bir oyun. Daha uzun ve daha fonksiyonel bankı ile Beşiktaş, normal seyirde galibiyete yakın. Galatasaray, son dörde kalmak için bir sürpriz bulmalı, bunun için risk almalı. İster ‘Tempo’ diyerek Apodaca ve Dalmau’yu tuzağa düşür, ister ‘Sertlik’ de, istersen de ‘Müthiş tempoda isabetli üçlükler’ de. Tur şansını her nasıl yaratacaklar ise Murat Özyer ve arkadaşlarına yazının başlığını tamamlama görevi düşüyor.