Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Levent Tüzemen’ Category

Wednesday
May 21,2008

Levent Tüzemen

EURO 96 Milli Takım’ın uluslararası turnuvayla tanıştığı ilk kupaydı. Grupta hiç puan alamadan, tek bir gol atamadan geri döndük. Bu başarısızlık için, “Önemli olan katılmaktı” dedik.
Fransa’da düzenlenen 1998 Dünya Kupası’na gidemedik. Hollanda ve Belçika’da yapılan EURO 2000′de bir yenilgi, bir beraberlik ve bir galibiyetle çeyrek finale yükseldik. Arif’in penaltı kaçırdığı, Alpay’ın atıldığı maçta Figo’lu, Nuno Gomes’li, Cauto’lu, Pinto’lu Portekiz’e 2-0 kaybedip kupaya veda ettik.
2002 Dünya Kupası’nda uluslararası turnuvaların en büyük zaferini kazandık. Yarı finalde Brezilya’ya kabettikten sonra ev sahiplerinden Kore ile oynadığımız üçüncülük maçını kazanıp futbol tarihimiz az kullanılan onur sayfalarına adımızı altın harflerle yazdırdık. Bu başarılarda Galatasaray’ın katkısı büyüktü. 2000′de UEFA ve Süper Kupa’yı kazanan Galatasaray takımı, Milli Takım’ın omurgasını oluşturuyordu.
2003′te Fransa’da düzenlenen Konfederasyon Kupası’na yepyeni bir takımla katıldık. Brezilya’yı elememiz tüm dünyada flaş haber oldu. Final öncesi Fransa’ya 1-0 kaybettik. Eğer Okan Yılmaz penaltıyı dışarı atmasaydı finale biz çıkacaktık. Çünkü maçtan sonra Henry, “Maç uzatmaya gitseydi Türkiye bizi perişan ederdi. Gücümüz tükenmişti” şeklinde açıklama yaptı.

ŞENOL GÜNEŞ’İN FELSEFESİ
Fransızların ünlü gazetesi L’Equipe’in Dış Habeler Müdürü Rick Hagege Türkiye’ye övgüler yağrırırken şöyle demişti: “Türkiye, EURO 2004′te şampiyonluğa en az Almanya ve İtalya kadar yakın.”
2003′te değişimin tohumlarını attık ama Türkiye’ye dönüşte o tohumları yeşermeleri için sulamadık. 2003′te Fransa’da, 1980, 1981, 1982 ve 1983 doğumlu Tuncay Şanlı, Servet Çetin, Gökdeniz Karadeniz, İbrahim Toraman, Fatih Sonkaya, Necati Ateş, Serkan Balcı, Selçuk Şahin ve Hüseyin Kartal “Futbolumuzun yeni prensleri” olarak vitrine çıkmıştı.
Şenol Güneş’in, “Yarışıyoruz, değişiyoruz” diye oluşturduğu Milli Takım’da 14 ayrı kulüpten oyuncu vardı.
2002 Dünya Kupası’ndan sonra böyle bir değişime karar vermek hem cesaret isterdi hem de büyük riskti. Nihat ve Emre’nin olmadığı Milli Takım, tekniğiyle, uyumuyla, mücadelesiyle gönülleri fethetti. 2002 Dünya Kupasın’da üçüncü olan kadronun üzerine kurulacak çatının aşısı tutmuştu. Ancak Türkiye’ye dönüşte Güneş, “Yarışıyoruz, değişiyoruz” felsefesiden geri adım atıp, yeni prenslerini var olan kadronun içine serpiştiremeyince geleceği ıskaladık. Önce EURO 2004 sonra da 2006 Dünya Kupası trenlerini kaçırdık.

KADRO 2003′TEKİ GİBİ
İlginç bir ayrıntıya dikkat çekeceğim. İki ülkenin düzenlediği turnuvalarda hep başarılı olmuşuz. Dilerim bu ayrıntı EURO 2008 için de geçirli olur. Şimdi İsviçre ve Avusturya’nın ortaklaşa düzenlediği 2008 Avrupa Şampiyonası’nda mücadele edeceğiz. 2003 yılına benzer yapıda bir Milli Takım oluşturuldu. 2003′te oynayan Servet-Tuncay-Gökdeniz üçlüsü Emre, Nihat ve Rüştü ile birlikte tecrübeli isimlerimiz olacak. Kazım, Mevlüt, Halil, Hamit, Hakan Balta, Semih, Uğur Boral, Mehmet Topal, Sabri, Emre Güngör, Gökhan Zan Avrupa’nın vitrinine çıkmaya çalışacak.
Fatih Terim eskilerin tecrübesiyle gençlerin enerjisini ve açlığını harmanlayan bir kadro tercih etti. Geçen hafta Kıbrıs’ta üç gün arayla üç ayrı üniversitede katıldığım panellerde sorular, “Neden Ümit Karan yok?” şeklindeydi.

ÜMİT KARAN’I TERCİH EDERDİM
Terim’in kararlarına saygılıyım. Portekiz ve Çek savunmalarının sevmeyeceği ve ilginç gollerin adamı Ümit gibi bir golcüyü almamak dilerim sıkıntı yaratmaz.
Ben, Mevlüt’ün yerine Ümit Karan’ı tercih ederdim. Mevlüt, çok hızlı, yetenekli bir oyuncu ancak takımla aynı dili konuşmuyor, bireysel becerisini ön plana çıkarmaya çalışıyor. Mevlüt ayrıca mesafesi ve stresi yüksek kısa turnuvalarda kazanç değil kayıp olabilir. Mevlüt yeteneğindeki bir oyuncu, telafisi olan Dünya Kupası eleme maçlarında ve iki yıllık süreçteki özel maçlarda oynadıkça uyum sorununu aşar ve etkili olur.
Slovakya önünde izlediğim Milli Takım’ın fizik gücüne hayran oldum. Terim’in 2006′da Almanya’ya hizmet veren “Amerikan Athlete’s Performance” ekibiyle çalışması Milli Takım’ın fizik performansını da olumlu etkilemiş. Çok koşan, geriye çabuk dönen, rakibe sahanın her yerinde basan bir takım izledik. Bu fizik güçümüzü güçlü bir Emre’nin ve güçlü bir Yıldıray’ın teknik becerisiyle kenetleyebilirsek topu ayağa isabetli pas olarak kullanmakta ve gol pozisyonu üretmekte sıkıntı yaratmayız.
Bir önerim de Rüştü’ye olacak.. Topu degajla oyuna sokmak gerilerde kaldı. Topu elle oyuna sokmak daha akılcı olur.

Polat’ın başarısı

Saturday
May 10,2008

Levent Tüzemen

Tarih: 10 Mayıs 2008… Saat: 20.45… Özhan Canaydın tarafından eleştirilen başkan Adnan Polat’ın yeniden inşa ettiği Galatasaray takımı onca olumsuzluklar içinde 17′nci şampiyonluğunu kazandı.
Bu şampiyonluk, Polat’ın başkan olduktan sonra camiada yarattığı sinerjinin ürünüdür.
Bu şampiyonluk, futbolcuların “Birimiz hepimiz, hepimiz Galatasaray için” felsefesinin ve birlikteliğinin sevgiyle, saygıyla yoğrulup hedefe kol kola, omuz omuza yürümenin zaferidir.
Bu çok değerli ve anlamlı şampiyonluk taraftarıyla, yöneticisiyle, futbolcusuyla Cevat Hoca ve ekibiyle Galatasaray ailesine hayırlı olsun.

GOLE KADAR HERKES STRESLİYDİ
Galatasaray’a şampiyonluk için bir puan yetiyordu ama yine da kafalarda “Kaza olur mu?” sorusu vardı. Cevat Hoca’nın sahaya sürdüğü kadro “Yerli malı”ydı. Arda’nın bireysel becerisiyle Kral Hakan Şükür’e attırdığı gole kadar Galatasaray stresliydi. Takım olarak herkes her yerde pres yapıyordu ama Topal, Barış, Emre, Karan heyecandan kolay top kaybediyordu. Servet’in akıllı pasında Karan acele karar verince golü atamadı. Oftaş fizik olarak duruyor ama yaratıcı oyuncusu olmadığı için pozisyon üretemiyordu.
İlk yarının bir dakikalık uzatma bölümünde Hakan Balta öyle bir gol attı ki; şutun şiddetinden köşeye giden topu kaleci Recep ancak ağlarda görebildi. Bu gol Galatasaray’ın şampiyonluk kupasına uzanışının garantisiydi.

TARAFTAR MAÇI BIRAKTI
İkinci yarı Oftaş açık oyunu tercih edince keyifli, heyecanlı ve bol pozisyonlu bir maç izledik. Top iki kale arasında mekik dokurken taraftarın artık maç umrunda değildi. Trabzon’un devreyi iki golle önde bitirmesinden dolayı taraftar şampiyonluk şarkıları söylüyordu.
Kapalıdaki meşale gösterisi görülmeye değerdi. Şampiyonluk güzel şey.
Ancak yönetim yarından itibaren geleceğin hazırlıklarını yapmalı…
Özellikle yabancı transferinde ve hoca seçiminde kılı kırk yarmalı.

Yönetim iyi hesap yapmalı

Friday
May 9,2008

Levent Tüzemen

Futbol Federasyonu’nu her türlü ihtimali düşünürek iki tane şampiyonluk kupası hazırlattığı için kutluyorum. Geçmişte burun buruna yaşanan ve son haftaya kalan şampiyonluk yarışlarında, şampiyon olan takım kupasız tur atıyordu. Hasan Doğan ve ekibinin vizyonu sayesinde şampiyon olan takım çoşkuyu kupasıyla yaşayacak.

ARTIK SERİBAŞI DEĞİL
Ali Sami Yen Stadı bugün gelin gibi süslenmiş olacak. Çok büyük sürpriz olmazsa Galatasaray, OFTAŞ maçı sonrasında 17′inci şampiyonluğunu kutlayacak.
Şampiyonluk halinde Galatasaray, Devler Ligi’ne katılmak için tek ön eleme oynayacak. Yönetimin büyük gelir beklediği Şampiyonlar Ligi’ne katılmak, geçen yıllara göre Galatasaray adına daha zor olacak. Çünkü Avrupa’daki başarısız yıllar nedeniyle seri başı olma şansını yitiren Galatasaray, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynayan ekiplerle eşleşebilecek.
İspanya’dan Barcelona ve Atletico Madrid, İtalya’dan Juventus ve Milan, İngiltere’den Arsenal ve Liverpool, Almanya’dan Schalke, Fransa’dan Bordeaux, Galatasaray’ın ön elemede eşleşeceği muhtemel rakipler olacak.
Galatasaray yönetimi, şapkasını önüne koymalı. Simoviç, Taffarel ve Mondragon gibi kalecilerle Avrupa’da başarılar yakalayan Galatasaray çok iyi bir kaleci almalı.
Sabri’nin Avrupa’ya transferi gerçekleşirse; defansın sağına ve soluna güçlü oyuncular alınmalı. Çünkü Uğur’un yeri dolmadığı gibi, Hakan Balta ve Volkan ikilisi bu yıl inişli çıkışlı grafik sergiledi.
Ayhan, Linderoth ve Topal’dan oluşan ön liberoda sorun yok. Yaşadıklarından ders alan Necati Ateş, kulüpte tutulmalı. Nonda’nın sık sakatlık problemi yaşaması göz önünde tutulup, iyi bir golcünün arayışına gidilmeli. Carrusca, Barusso ve Bouzid gönderilecek. Song gideceği için Popescu gibi bir savunmacı alınmalı.

EN İDEAL YERLİ AVCI!
En önemlisi; teknik adam seçimi doğru yapılmalı. Eğer yeni hoca yabancı olacaksa; kendini ispatlamış, kupalar kazanmış ve medya baskısını kaldırabilecek, saygın biri olmalı. Geçmişte şöhreti olan ama kariyerinde dibe vuran hocalar, “Galatasaray’da yeniden doğar mı?” mantığıyla takımın başına getirilmemeli. Deschamps, Magath ve Scolari ya da camiayı iyi tanıyan Lucescu olabilir.
Eğer hoca yerli olacaksa en ideal isim Abdullah Avcı’dır.

Stratejik şampiyonluk

Sunday
May 4,2008

Levent Tüzemen

Matematiksel olarak şampiyonluğu garantilemeden yani Oftaş maçı bitmeden “Galatasaray şampiyon oldu” demek büyük hata olur. Ancak Galatasaraylı futbolcular; yöneticisinin, taraftarının yüreklerini ağızlarına getirmelerine rağmen zaferi ellerinin arasına getiren üç puanı kaptılar.
Bu sezon Galatasaray adına şampiyon olmak stratejik açıdan çok önemli. 2000-01′de Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan Galatasaray’ın beşinci şampiyonluğuna “Dur” diyen Fenerbahçe, o sezon stratejik açıdan önemli bir şampiyonluk almıştı. Eğer Galatasaray beşinci kez şampiyon olsaydı Fenerbahçe’de yönetim değişecek belki de tesisleşme ve kurumsallaşma hamlesi gerçekleşmeyecekti.
Adnan Polat bu sezon ciddi para harcayıp yeni bir takım kurdu. Harcanan paralar Galatasaray’ın son atımlık barutuydu. Avrupa’da çeyrek finale oynayan Fenerbahçe şampiyon olsaydı Galatasaray çok geride kalacaktı. Sivas’ta alınan galibiyet sonrası Galatasaray için “Şampi…” diyebiliriz.
Sivas’ta nefeslerin tutulduğu, tansiyonların yükseldiği nefes nefese bir final izledik. Sivaslı futbolcular iyi mücadele ettiler ama stresten oyunu tutabilecek zihinsel refleksi gösteremediler.

SONG’UN LAUBALİLİĞİ
Cevat Hoca’nın Song tercihi yanlıştı. Çünkü, sezon sonu gönderilecek olan ve bu sezon Afrika Kupası finalindeki hatasıyla Kamerun’a şampiyonluğu kaybettirip büyük bir travma yaşayan ve haftalardır oynamayan Song’u sağbek oynatmak takımın başına iş açıyordu. Song’un yedirdiği ilk goldeki laubali hareketini amatör futbolcu bile yapmaz. Haftalardır kazanan takım bozulunca Galatasaray’ın ayarı da bozuldu. Özellikle Barış-Ayhan ikilisi hücum ağırlıklı oynayınca Topal orta alanda tek kaldığı için aksadı . Nonda da hücumda yalnız adam olarak etkisiz kaldı.
Galatasaray ayağa isabetli pas yapabildiği anlarda etkili oldu ve pozisyon üretti. Aslında 8 gol attıkları maçı 5-3 kazandılar. Sivas’ın golleri Galatasaray defansının ve kaleci Aykut’un hediyesiydi. Galatasaray’ı zafere Arda, Ayhan, Barış, Sabri ve Servet taşıdı. Arda kenardan kurtulup içeri girdiği anlardaki klas golleriyle “Hat-Trick” yaptı. Ayhan tecrübesiyle oyuna ağırlığını koyarken çok çalıştı, akıllı paslar verdi, hiç telaş etmedi. Arda’ya attırdığı golde topu çevirmek için büyük güç harcadı. Song tercihindeki hatasına rağmen Cevat Güler ve ekibini kutluyorum.

Friday
May 2,2008

Levent Tüzemen

Galatasaray teknik heyeti Trabzonspor, İstanbul Büyükşehir Belediye ve Fenerbahçe maçlarında taktik olarak başarılıydı. Bu sezon öne geçtiği maçları hiç kaybetmedi. Şimdi Galatasaray, Sivas’ta “Final” maçına çıkacak. Sivasspor’un üç büyük takıma göre dirençsiz bir orta sahaya sahip olduğunu söyleyebilirim.
Galatasaray’ın Barış-Mehmet Topal-Ayhan-Arda dörtlüsünden oluşan orta sahasının Sivas orta sahasıyla başa çıkabilecek güce sahip olduğunu düşünüyorum.
Galatasaray, Sivas’ta çift forvetle oynamalı. Tek forvetle oynamayı düşünmek Sivas’ı “Galatasaray bizden tırstı” diye cesaretlendirir ve moral motivasyonunu yükseltir. Bu yüzden Galatasaray çift forvet oynamalı. Özellikle ilk yarım saatte rakip kalede oluşturulacak baskı ve bulunacak bir gol Galatasaray’ın işini kolaylaştırır. Unutulmasın ki; önce atacağı bir gol Galatasaray’a bir gol yeme kredisi de yaratır.

KONTROLÜ ELİNDE TUTMALI
Futbol bir akıl oyunudur. Evinde oynadığı büyük maçlarda yeterince etkili olamayan ve Avrupa kupalarına katılmayı hedefleyen Sivasspor’un Galatasaray önünde “Dimyata giderken evdeki bulgurdan olmak” gibi bir zihniyet içinde olacağını düşünmüyorum.
Galatasaray’ın da “Bana beraberlik yetiyor” oyun anlayışıyla sahaya çıkmasının son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer Galatasaray Sivas’tan avantajlı bir skorla dönmek istiyorsa oyunun kontrolünü sonuna kadar elinde tutmalıdır. Bunu yapabilecek tecrübeye ve oyuncu kalitesine de sahiptir.

G.Saray hak etti

Sunday
Apr 27,2008

Levent Tüzemen

Fenerbahçe, derbinin favorisiydi. Galatasaray’ın rakibini durdurmak ve kazanmak için tek yolu sahada savaşmaktı. Tribünler bayram yerini andıryordu. Adnan Polat eski başkanları ve hocaları da davet ederek camiada müthiş bir sinerji yarattı. Filozof Quinlan Vos şöyle der: “Tehlikeye atılmadıkça yarışı kazanmak, mücadeleyi, göze almadıkça da zaferi elde etmek mümkün değildir.”
Lincoln’ün yokluğunda Galatasaray, Fenerbahçe’ye karşı iki forvetle dikildi. İlk 45 dakikada Galatasaray’ın “Avrupalı ruhu” sahadaydı. Zihinsel olarak derbiye yeterince hazırlanmayan Fenerbahçe’nin tek ciddi pozisyonu olmadı. Çünkü Galatasaraylı oyuncular sahanın her yerinde pres yaptı, rakibe top kullanacak boş alan bırakmadı.
Kanatları Sabri-Barış ve Balta-Arda ikilisiyle akıllı kullanıyorlardı. Mehmet Topal, büyük yıldız Alex’e top aldırmıyordu. Galatasaray rakip kaleye kadar organize olarak geliyor ama final paslarında isabeti yakalayamıyordu. Nonda rakip defansın arkasına kaçarken ofsayta düşmeseydi Galatasaray golü erken bulacaktı.
Zico’nun sakat olan kaleci Volkan’ı oynatması büyük riskti; bedeli ağır oldu. Volkan’ın yumruklayamadığı topu Nonda boş kaleye gol olarak değerlendirdi. Brezilyalı hocanın Vederson dururken Uğur’u savunmanın solunda oynatması Galatasaray’ın işine geldi. Barış ve Sabri o bölgeyi fazlasıyla yıprattı.

ALKIŞLAR CEVAT HOCAYA
İkinci yarı Galatasaray skoru korumak için kalesine kapanınca topa daha çok sahip olan Fenerbahçe’ydi. Risk alıp çok adamla Galatasaray’ın üzerine giden Fenerbahçe, savunmasında derin boşluklar verdi. Ayhan ve Sabri “Golü ben atayım” saplantısına girmeseydi ve ayaklarındaki topu Arda’ya, Karan’a aktarsalardı Galatasaray farklı kazanırdı.
4′te 4 yapan Cevat hocanın bu başarısını alkışlamak gerekir. Galatasaray derbide takım disiplininden taviz vermedi. Savunmada Servet-Emre ikilisi yürekleriyle oynadı. Balta ile Topal kritik pozisyonlarda çok iyi kademeye girdi. Sonuçta “Hocası yok” denilen Galatasaray yüreğini koyarak oynadığı derbiyi hak ederek kazandı. Galatasaray için; deplasmandaki Sivas maçını oynamadan “Şampiyon oldu” demek hata olur. En büyük tehlike rehavettir.

Şifre, sabır ve sakinlik

Friday
Apr 25,2008

Levent Tüzemen

Geçen hafta sistemini tek forvet arkası, kalabalık orta saha şeklinde özetlenebilecek bir dizilişe çeviren Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe karşısında bu yeni sistemiyle ne kadar avantajlı?
Sistem yeni değil. Galatasaray bu sezon iki ön libero ile oynadığı ciddi maçları kaybetmedi. Fenerbahçe hem Avrupa’da hem de Süper Lig’de iki ön libero, tek forvet oynayarak ve bu sisteminden taviz vermeyerek başarıyı yakaladı.
Galatasaray’ın 4-4-1-1 oynaması çok doğru bir karar. Çağımız futbolunda orta sahayı tuturak oynamak çok önemli. İki ön liberolu sistemde Lincoln serbestlik kazanıyor, daha çok topla buluşuyor ve daha geniş alanda oynayabiliyor. Mehmet Topal-Ayhan ikilisi birbirleriyle iyi anlaşıyor. Ayhan her ne kadar Aurelio kadar formda olmasa bile savunma yaptığı gibi hücuma da destek verebiliyor.
- Galatasaray Süper Lig’in zirvesine oturmak için kazanmak zorunda. Üç puanın reçetesi nedir?
Fenerbahçe kanatları çok iyi kullanan ve ayağa isabetli pas yapabilen bir takım. Ayrıca hem kaliteli hem de birbirlerini iyi tanıyan oyunculardan kurulu uyuma sahip.
Galatasaray, Gökhan Gönül-Deivid, Vederson-Uğur Boral ikililerinin kanat bindirmeleri yapmalarını mutlaka engellemeli. Yani Galatasaray kanatlarda hiç boşluk bırakmamalı.
Benim söylediklerimi “Sağır Sultan” duydu ama hiçbir kulübün hocası duymadı; Alex’in yapacağı “Dip” koşularına çok dikkat edilmeli.
Fenerbahçe hücuma çıktığında Alex daima göz hapsinde tutulmalı. Dikkat, sabır ve sakinlik bu derbinin şifresi. Emre-Servet ikilisi ayağındaki topları gelişi güzel ileri vurmamalı. Kaleci Aykut mümkün olduğu kadar topu oyuna elle sokmalı. Çünkü tek forvet oynadığında ileri amaçsız vurulan toplar rakibin işine yarar.
Fenerbahçe’nin duran top üstünlüğü var. Aldığım bir bilgiye göre; Zico bir idmanı sadece duran top çalışmasına ayırıyormuş.
Galatasaray
savunması ceza alanı içinde adam paylaşımına dikkat etmeli.

SEYİRCİ MAÇI YAŞAMALI
- İşler kötü giderse kaderi değiştirebilicek müdahale nasıl ve nereden gelir? Derbiler satranç gibidir. Satranç ustaları en iyi piyonunu ilk anda sürmez. Eğer gemiler yakılacaksa bunun zamanı son 20 dakikadır.
Galatasaray iki forvete oyun içinde dönse bile iki ön liberodan asla vazgeçmemelidir. Üstelik kulübede sarı-kırmızılı takım adına oyunu değiştirecek futbolcu zenginliği Fenerbahçe’de olduğu kadar güçlü değil.
- Galatasaray seyircisi ne yapmalı?
Kadıköy’de Fenerbahçe seyircisinin uyguladığı baskı Galatasaraylı futbolcuların sinir katsayısını yükseltiyor. Ancak Fenerbahçeli oyuncular tersine rakip tribünlerin gerginliğinden besleniyor.
Galatasaray seyircisi, İngilizler gibi takımıyla birlikte maçı oynamalı. Aklını ve desteğini tamamen takımına vermeli.

Sistem doğru ama..

Sunday
Apr 20,2008

Levent Tüzemen

Olimpiyat Stadı’nda ilk kez gömlekle bir maç izledim. İstanbul’u etkisi altına alan boğucu sıcak Belediye-Galatasaray maçına da damgasını vurdu. Aşırı nemden tempo yükselmedi; futbolcular oyunun durduğu anlarda hemen su şişelerine sarıldı.
Cevat Güler’in iki ön libero ile tek forvete dönmesi Galatasaray’ın Gençlerbirliği kupa maçında orta sahada yaşadığı dağınıklığı da toparladı. Orta sahayı çok adamla kontrol eden Galatasaray, büyük maçlarda Belediye’nin en etkili silahı olan pas yapma özelliğine izin vermedi. Barış’ın 11′e dönmesi hem orta alana dinamizm kazandırdı hem de Sabri’yi rahatlattı. 4-1-3-2 sisteminde tek forvet Karan’a yakın oynayan Lincoln çok fazla boş saha buldu ve etkili oldu. Galatasaray hücumu düşünürken sürekli kanatları kullandı. HakanKaran ikilisi ikili forvet oynadığında takım kanatları az kullanıyor, ayağa pas oynamıyor, kolayı seçip şişirme toplarla hücuma gitmeyi düşünüyordu.
Ayhan destekli Mehmet Topal ilk topları karşılamada başarılıydı, yine çok çalıştı, savunmaya gelip yardım etti ama kazandığı topları arkadaşlarına atmak isterken pasın şiddetini ayarlayamadı.
İlk golde Arda’nın kendi kalesine topu vuran Kerim’e teması vardı. Selçuk Dereli faul verse itiraz olmazdı. Gol öncesi Lincoln’ün topu Volkan’dan çalışı mükemmeldi. Gol sonrası oyunun kontrolü hep Galatasaray’daydı.

TEK FORVET NONDA OLUR
Gol yollarında Ümit Karan çok etkisizdi. Tek forvetli sistemde aktörü doğru seçmek gerek. Karan top tutma ve isabetli pas verme yeteneği olmadığı için kolay top kaybetti. Yüksek toplarda zamanlama hatası yaptı. Arda ile girdiği duvar paslarında topu arkadaşına iletemedi. Tek forvetin adı bence Nonda. Ancak onun da fizik güç ve motivasyon yetersizliği var.
Pas yapamayıp her yerde pres yemek Belediyeli oyuncuların sinirini bozdu. Rakibe girişleri çok sertti. Arda ve Lincoln adeta dayak yedi. İkinci golü atan Lincoln’ün ayakkabısı parçalandı.
Bu sezon büyüklere kaybetmeyen Belediye’yi kırılma noktası sayılabilecek maçta Galatasaray iki ön liberolu sisteme dönmesi sayesinde devirdi. Kapanışı yapan Hakan’ın golünde Arda’nın topu kaptanının koşu yoluna bırakması akıl doluydu.

Bu nasıl teşhis ve tedavi?

Saturday
Apr 19,2008

Levent Tüzemen

Bu sezon Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta yaşanan sakatlıklar çok şaşırtıcı oldu. Kulüp doktorluğu modelinden ’sağlık ekibi’ modeline geçiş, sakatlıkların teşhis ve tedavisi konusunda yapılanlar ’skandal’ düzeyine ulaştı. Birçok ünlü ismin ‘yanlış tedavi’ kurbanı olduğu saptandı. Galatasaray’da Linderoth iki ay gecikmeden sonra ameliyat ettirildi. Ayhan altı ay sahalara dönemedi.
Beşiktaş’ta adı ‘cam adam’ a çıkan Gökhan Zan, yaşadığı sakatlıklarının ardından sağlık ekibinin verdiği süreden çok sonra formasını giydi.
En büyük sıkıntıyı Fenerbahçe yaşadı. Sağlık ekibinin “15 gün sonra sahalara döner” dediği Deniz Barış, hâlâ yedek kulübesini bile göremedi.

BİR HAFTAYA DÖNECEKTİ!
14 Eylül’de ‘astım’ teşhisiyle tedaviye alınan Appiah’ın Profesör Mehmet Kurdoğlu’nun teşhisi sayesinde ‘emboli’ olduğu anlaşıldı. Ganalı oyuncu tedavi için İtalya’yı seçti.
20 Şubat’taki Sevilla maçında sakatlanan ve sağlık ekibinin “Bir hafta sonra sahalara dönecek” dediği dünya yıldızı Roberto Carlos sezonu kapattı. Fenerbahçe sağlık ekibine güvenmeyip, ülkesinde dizinden ameliyat olan Kezman ise kısa sürede formasına kavuştu. Kalçasından Amerika’da operasyan geçiren Linderoth, çalışmalara başlarken EURO 2008′e yetişecek aşamaya gelmeye başladı. Darbeye dayalı sakatlıkların dışında sakatlık yaşayan futbolculara bence bilimsel antrenman yaptırılmıyor. Çünkü geniş kapsamlı bir ekibin kurulmasına kulüplerin bütçesi izin vermiyor.

YANAL ÇOK ELEŞTİRİLDİ
Bilime dayalı çalışmaktan vazgeçmeyen ve işini çok ciddiye alan Ersun Yanal’ın yanında görev yapan ekibinin çokluğu ve aldığı paralar hep tartışma konusu oluyor. Ama Yanal’ın çalıştırdığı kulüplerde, darbeye dayalı sakatlık hariç futbolcuların kolay kolay sakatlanmadığı da dev bir gerçek olarak duruyor.
Sezon öncesi yapılan sağlık kontrollerinde ciddi araştırma yapılmadığı konusunda bir endişem var. Acaba kulüplerin sağlık ekibini oluşturan doktorlar teşhis ve tedavi konusunda fikir birliğine varamadıkları için mi ’skandal’ denecek yanlış tespitlerde bulunuyorlar? Örneğin Burhan Uslu’nun görev yaptığı dönemde Galatasaray’da çarpıcı sakatlıklar yaşanmış ve sakatlanan her oyuncu, Uslu’nun verdiği tarihte sahalara dönmüştü. Sağlık ekibi mi yoksa kulüp doktoru modeli mi doğru? Tartışmaya ve araştırmaya değer…

Bir musibet…

Tuesday
Apr 15,2008

Levent Tüzemen

Galatasaraylı futbolcular kupada finale çıkmayı çantada keklik olarak görüyordu. Futbolcular gibi yönetim de “Kupayı biz kaldıracağız” düşüncesindeydi. Ancak evdeki hesap Ali Sami Yen’e uymadı. Çünkü
Gençlerbirliği’nin bir kupa takımı olduğunu unutmak Galatasaray’a pahalıya patladı. Trabzon maçını kazandıktan sonra Galatasaraylı oyuncular havaya girmiş olacaklar ki, “Rahat kazanırız” diye çıktıkları ve rakibi küçük gördükleri maçta kupaya yarı finalde veda ettiler.
Mesut Bakkal Galatasaray’ı çok iyi analiz etmişti. Gençlerbirliği alan savunması yapıp orta sahayı kalabalık tutarak Galatasaray’ın ayağa pas yapmasını engelledi. Galatasaray Trabzon önünde ilk yarı kanatları kullanarak çok pozisyon bulmuştu. Gençler kanatları kapatıp Arda, Ayhan, Sabri ve Volkan’ın kanat hücumlarına izin vermedi. El Saka ve Tuna HakanNonda ikilisine yakın oynayıp hem top almalarını engellediler hem de yüksek toplarda doğru zamanlamayla kafa vuruşlarına izin vermediler.
Lincoln, Arda, Ayhan ve Nonda rakip defansın arasına sızmalar yapacaklarına pas alış verişinde ince eleyip sık dokumaya çalışınca ağa takılan balık gibi Gençler savunmasına takıldılar. Ön liberoda tek başına oynayan ve yeterli destek alamayan Mehmet Topal sık sık baskı altında kaldığı için çok pas hatası yaptı. Kenarlardan bindiremeyen Galatasaray, dış şutlarla golü aradı ama bulamadı.

GENÇLER HAKKIYLA
İkinci yarı Galatasaray adına kabus gibiydi. 55 ile 70 arasında Gençler 5 net gol pozisyonunu harcadı. Servet çıktıktan sonra Galatasaray savunması yol geçen hanına döndü. Galatasaray eleseydi Gençler’e yazık olurdu. Bakkal’ın öğrencileri maç boyu oyun disiplininden kopmadı, yardımlaşma ve mücadele mükemmeldi. Gençler özellikle fizik gücüyle Galatasaray’ı ezdi. Bu Gençler düşerse yazık olur. Bence Gençler’in ligdeki durumunun baş nedeni 19 Mayıs’ın zeminidir. Mesut Hoca’yı kutluyorum.
“Bir musibet bin nasihatten iyidir” derler. Dilerim; Galatasaray’ın elenmesi futbolcuların ayaklarını yere bastırır. Çünkü Pazar günü karşılarında Gençler’in kopyası ve daha teknik bir İstanbul Büyükşehir Belediye takımı görecekler. Final haftalarına girilirken her oyuncunun kendine iyi bakması gerekir.
Not: “Nonda oynasın” diyorum ama haline bakınca ayakta duracak gücü olmadığını görüyorum. Adnan Sezgin, “Bir sorun mu var?” diye Nonda ile konuşmalı. Çünkü Kongolu hırslı ve istekli değil.