Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Levent Tüzemen’ Category

Kaleci Aykut’a güvenilmeli

Saturday
Jul 19,2008

Levent Tüzemen

Galatasaray kaleci almalı mı? Ya da transferi gündeme gelen isimler Aykut’tan daha iyi mi? Geçen hafta “Atan ve tutan kaliteli olacak” başlıklı yazımda kalecilerle ilgili şu örneği vermiştim: Galatasaray, Avrupa’da yükselirken, ligde şampiyonluklar kazanırken hep kaliteli yabancı kalecilere ve kaliteli golcülere sahipti. Örnek mi? Simoviç-Tanju, Taffarel-Hakan Şükür, Taffarel-Jardel, Mondragon-Ümit Karan-Hakan Şükür.”
Eğer, Galatasaray‘ın transfer edeceği kaleci Simoviç, Taffarel ve Mondragon ayarında ise sözüm olmaz. Ama sırf yabancı kaleci almak için de transfer yapılamaz… Gündeme gelen isimlerin Aykut’tan daha iyi olduğuna inanmıyorum. Orkun’un da Aykut’la iyi anlaştığına inanıyorum.

ÖNCELİK SAĞBEK
SABAH’ın yetenekli; genç editörü Emir Somer, geçtiğimiz hafta, “Gol yemeyen takıma kaleci aranıyor” başlığı altında mükemmel bir analiz yapmış. Hatırlatmakta yarar var; Galatasaray şampiyon olduğu geçen sezon kalesinde 23 gol gördü. Bu kadar az golü Galatasaray en son UEFA Şampiyonu olduğu 1999-2000 sezonunda kalesinde görmüş.
Aykut 13 lig maçının 8′inde hiç gol yememiş. Üstelik 28, 29, 30, 31, ve 32′inci haftalarda, yani toplam 5 maç üst üste kalesinde gol görmemiş. Acemilik dönemini Mondi’nin arkasında yıllarca bekleyerek tamamlayan ve ustalık dönemine terfi eden Aykut’u ben sıradan bir yabancı kaleciye tercih ederim. Aykut, yan toplar almakta başarılı, çabuk ve refleksleri güçlü.
Galatasaray teknik heyeti Aykut’a güvenmeli, iki yabancı hakkını golcüden ve özellikle sağbekten yana kullanmalı.
Bu arada; Fatih Terim’in G.Saray’ın son şampiyonluğunda payı olan Aykut’u EURO 2008′e çağırmaması beni çok şaşırtmıştı. Aykut’un G.Saray’ın kalesini istikrarlı koruduğu sürece kaleciliğini büyüteceğini ve Milli Takım‘ın da değişmezi olacağını düşünüyorum.

Hocalar kontrolden geçti mi!

Friday
Jul 11,2008

Levent Tüzemen

Osmanlı İmparatorluğu’na 46 yıl hükümdarlık yapan ve tarihe “Muhteşem Süleyman” olarak geçen Kanuni Sultan Süleyman sağlığın önemini vurgularken şöyle demişti: “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”
Bu örneği neden verdim?
Her sezon öncesi dünyada futbol kulüpleri eski ve yeni oyuncularını sağlık kontrolünden geçirir. Tıbbın gelişen teknolojisi içinde sporcunun sağlık konusunda bir sorunu varsa anında ortaya çıkar. Geçmişte yaşadığı sakatlık ya da geçmişte geçirdiği bir hastalık tahlillerle ve teknolojik zenginlikle belirlenir. Öyle ki, büyük paralara transfer edilecek yıldızlar daha sözleşme imzalanmadan sağlık kontrolünden geçiriliyor. Örnek mi? Fenerbahçe, Güiza’yı almadan önce milli takımda sağlık kontrolünü yaptırdı. Avrupa’da kulüpler de bu doğru yöntemi uyguluyor.
Benim aklıma takılan bir konu var. Transfer edilecek oyuncu sağlık taramasına tutuluyor. Sezon açılmadan tüm takım kontrolden geçiyor. Peki teknik adamlar görev öncesi ya da göreve geldikten sonra neden sağlık kontrolünden geçiyor mu? Ben buna pek tanık olmadım. Michael Skibbe ve Luis Aragones’in ve hatta Ertuğrul Sağlam’ın kontrole girdiğini duymadım.

KALLİ GELEBİLİR MİYDİ!
Örneğin, Kalli Galatasaray‘a geldiğinde sağlık kontrolünden geçirilseydi acaba doktorlar aktif çalışmasına izin verir miydi?
İspanya Milli Takımı ile Avrupa şampiyonu olan 70 yaşındaki Aragones’in görüntüde bir sorunu yok. Ancak yoğun antrenman programı içinde uzun soluklu bir maratonu kaldırabilir mi? Vücut olarak buna hazır mı? Bir teknik adam oyuncudan daha mı önemsiz?

HERKESE DİKKAT EDİLMELİ
Türkiye‘deki tüm liglerde görev yapan teknik direktörlerle, alt liglerde top koşturan oyuncuların dört dörtlük bir sağlık kontrolünden geçtiğini düşünmüyorum. Futbol hem ağır bir spor hem de takım oyunuysa, sadece oyuncular değil, teknik heyetle birlikte bütün sezon mutfakta ağır görevler yapan, masörler, malzemeciler de sağlık kontrolüne tabi tutulmalı. Federasyon da bu işin takipçisi olmalı.

Haklı şampiyonluk

Sunday
Jun 29,2008

Levent Tüzemen

Büyük turnuvalarda hep “Favori olmayan” bir takım ortaya çıkar. Hafızalara kazınacak maçlar oynar. Müthiş sonuçlara imza atar. Taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanır. Finale çok yaklaşır ama “Gönüllerin şampiyonu” olarak elenir. Euro 2008′e damgasını vuran ve “Unutulmayacak maçlar” sayfalarına adını yazdıran en flaş takım Türkiye’ydi.
Türkiye, Avrupa’yı kendine hayran bıraktı. Unutulmamak için gelecek her büyük turnuvada yer almalıyız. Bunu başaracak genç ve yetenekli bir jenerasyona sahibiz.
Arda Turan‘ın, “Takımca mücadele etmeyi zevk olarak algılarsanız başarı gelir” şeklinde bir sözü var. İspanya bu söze uyan bir takımdı. İspanyaAlmanya finalinde ikinci yarı müthiş tempolu, mücadele gücü yüksek, bol pozisyonlu kıran kırana bir oyun izledik.
İlk yarının ilk 15 dakikasında Almanya “Baskın basanındır” diyerek İspanya’nın üzerine çullandı ama golü bulamayınca 8 kişiyle savunmaya gömüldü. David Silva ve İniesta ile İspanya, kanatları vızır vızır kullanıyor; Torres’i Alman savunmasının arkasına sık sık kaçırıyordu. Almanya Lahm-Podolski ikilisiyle soldan birdirme yapıyor, sağ tarafı hiç kullanmıyor tek kanatlı uçak gibi hücum ediyordu. Lahm ile kaleci Lehmann’ın arasına akıllı giren Torres 33. dakikada topun dibine girerek vuruş becerisi müthiş bir gol attı.
Löw, golde hatası olan Lahm’ı çıkardı sonra da Kuranyi’yi oyuna alıp “Ya hep ya hiç” dedi. Bu felsefe Almanya’nın sonu oldu. Savunma güvenliğini bırakan Almanya açık futbola dönüp çok adamla İspanya’nın üzerine gidince delik deşik oldu. İspanya sadece kanatlardan değil, göbekten de fırtına gibi geliyordu. Maç İspanya forveti ile Lehmann arasında geçiyordu. Ramos’un kafasını Lehmann’ın çıkarması şanstı. İspanya, bizim elimizden kaçırdığımız Almanya’yı adeta eziyor, kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor ama Torres, David Villa, İniesta, Xavi akıl almaz goller kaçırıyordu. Ballack’ın esamesi okunmuyordu.
1984′te Paris’te Fransa-İspanya finalini izlemiştim ve kupayı Platini’li Fransa kazanmıştı. 24 yıl sonra İspanya çıktığı finalde Almanya’yı eze eze yenerek haklı bir şampiyonluk kazandı.

Sağlık olsun

Wednesday
Jun 25,2008

Levent Tüzemen

Bir Türk ve bir gazeteci olarak bu güzellikleri bizlere yaşatan, Türkiye’nin adını Avrupa’ya ezberleten Milli Takım’a teşekkür ediyorum. Hepinizin ayağına sağlık. Yüreğinizi, cesaretinizi alkışlıyorum. Ve Türkiye’nin sizinle gurur duyduğuna inanıyorum.
Türkiye’nin Almanya’ya büyük üstünlük sağladığı müthiş keyif veren bir ilk yarı izledik. Almanlara top göstermedik, pozisyon vermedik. Bu güzel oyunda sahaya çıkan kadronun büyük payı vardı. Turnuva başından bu yana ilk kez birbirini tamamlayan bir kadro gördük. Ayhan, Uğur Boral, Hamit, Aurelio dörtlüsünden oluşan orta saha, dantel işler gibi ayağa pas yapıyordu. Hamit göbekten, Uğur ve Kazım kanatlardan bindiriyordu. Mehmet Topal kademeye akıllı giriyordu. İlk 25 dakika biz oynadık, Almanlar seyretti. Uğur, Hamit ve Kazım’ın şutlarını Lehmann zor çıkardı. Kazım’ın mermisi direkte patladı. Müthiş pres yapıyor, önde basıyor, hücuma hızlı çıkıyorduk. Bu baskımıza Almanların dayanması mümkün değildi ve Ayhan-Sabri işbirliği sonucu oluşan pozisyonda Kazım’ın direkten dönen topunu Uğur, Lehmann’la birlikte ağlara soktu.
Almanlar şaşırmıştı ama hücuma çıkarken Podolski’nin kapıp ortaladığı topu Schweinsteiger ağlarımıza bıraktı. Bu gol Almanya’nın tek ciddi atağıydı.

YENİLGİYİ HAK ETMEDİK
İkinci yarı yine akıllı hücum ediyorduk. Sıkıştığımızda ileriye gelişi güzel vurmuyor, ayağa isabetli pas yapıyorduk. Ancak Sabri, Podolski’yi çok fazla unutuyordu. Semih rakipleriyle boğuşurken iyi de top tutuyordu. Ama bize yapılan faullere Busacca kart göstermiyordu
Akıllı hücum ediyor ama final paslarında zamanlamayı ve topun şiddetini ayarlayamıyorduk. İyi oynarken unuttuğumuz Podolski’nin ortasına yanlış çıkan Rüştü yüzünden Klose’nin golünü önleyemedik.
Bu turnuvada maçı bırakmamak en büyük karakterimizdi. Sabri’nin ön direğe kestiği topu biyonik golcümüz Semih’le ağlara bıraktık. Golün sarhoşluğu içindeyken savunmamızın yaptığı kademe hatası yüzünden golü yedik ve finali kaçırdık. Üzücü olan; Almanlardan daha iyi oynadık, hatta futbol dersi verdik, iki kendi kalemize iki de rakip kaleye olmak üzere 4 gol attık ve yenilgiyi hiç hak etmedik. Sağlık olsun.

Son bilet Casillas’ın

Monday
Jun 23,2008

Levent Tüzemen

İspanya ile İtalya arasındaki maçın normal ve uzatma süreleri 0-0 bitti. İş kaleciler Buffon ve Casillas’a kaldı. İspanyol kaleci takımına yarı finali getirdi..
Viyana’nın, Antalya’yı aratmayan sıcağında ilk yarı ninni gibi bir mücadele izledik. Bunun baş sebebi İtalya idi. Dünya Şampiyonluğu’nun iki önemli mimarı Pirlo ile Gattuso’nun olmaması İtalya’yı katı savunma yapmaya itti. İspanya grupta üç maçını da kazanırken rakiplerin arkasına yaptığı hızlı hücumlarla pozisyonlar bulup golleri atmıştı. İtalya, Hollanda ve Romanya maçlarında geniş alanda oynadığı için çok pozisyon vermişti. İtalya aynı tuzağa düşmemek adına kendi 30 metrelik alanında balık ağını andıran bir savunma kurunca İspanya’nın Torres, David Villa ve David Silva gibi çabuk oyuncularını içeri sokmayıp kenarlardan hücum etmeye zorladı ve başarılı oldu.İTALYA AKILLI SAVUNMA YAPTI
16. dakikada ayak bilekleri mükemmel olan David Villa’nın attığı ters çalım sonrasında Ambrosini’nin çelmesiyle düşürülmesi penaltıydı ama hakem Fandel “Oyna” dedi. İtalya akıllı savunma yapıyor ama Cassano ile soldan sinsice sokuluyordu. 19′da Cassano’nun ortasına yükselen Perrotta’nın kafa vuruşunda top Casillas’ın kucağına gitti. 24 ve 32′de David Silva’nın köşeye giden gollük şutlarını Buffon kurtardı. İkinci yarı Donadoni’nin, Cassano’nun yerine aldığı Camoranesi 61′de gole çok yaklaştı ve dönerek yaptığı gollük vuruşu Casillas çizgiden ayağıyla çıkardı. İspanya’da oyunu Senna- Xavi ikilisi kuramıyordu. Fabregas’ın girişi bu sorunu çözdü ve İspanya daha organize ve daha hızlı hücum etmeye başladı. İtalya az hücum etmesine rağmen daha net pozisyon buluyordu. 84′te Luca Toni, Di Natale’nin ortasında arkadan gelen Grosso’yu görmeyip topa dokununca İtalya büyük gol fırsatını kaçırdı.

PENALTI SİLAHI İLE ELENDİ
Uzatmalarda İtalya savunmasına gömülürken oyunu ağırdan almaya başladı. İspanya çok adamla hücum yapıyor ama Silva, Guiza ve Villa İtalya savunmasını aşamıyordu. İtalya, Dünya Şampiyonluğu’nu penaltılarla kazanmıştı. Gök Mavililer bu kez İspanya’ya penaltı silahı ile vurulup elendi. Euro 2008′de yarı finale grup lideri olarak çıkan tek takım İspanya oldu. Penaltılarda Casillas yıldızlaştı.

İSPANYA-İTALYA: 0-0 (PENALTILAR): 4-2
* STAT: Ernst Happel

* SARI KARTLAR: Iniesta, Villa, Cazorla / Ambrossini

* İSPANYA: Casillas

Son bilet Casillas’ın

Sunday
Jun 22,2008

Levent Tüzemen

Son bilet Casillas’ın İspanya ile İtalya arasındaki maçın normal ve uzatma süreleri 0-0 bitti. İş kaleciler Buffon ve Casillas’a kaldı. İspanyol kaleci takımına yarı finali getirdi..
Viyana’nın, Antalya’yı aratmayan sıcağında ilk yarı ninni gibi bir mücadele izledik. Bunun baş sebebi İtalya idi. Dünya Şampiyonluğu’nun iki önemli mimarı Pirlo ile Gattuso’nun olmaması İtalya’yı katı savunma yapmaya itti. İspanya grupta üç maçını da kazanırken rakiplerin arkasına yaptığı hızlı hücumlarla pozisyonlar bulup golleri atmıştı. İtalya, Hollanda ve Romanya maçlarında geniş alanda oynadığı için çok pozisyon vermişti. İtalya aynı tuzağa düşmemek adına kendi 30 metrelik alanında balık ağını andıran bir savunma kurunca İspanya’nın Torres, David Villa ve David Silva gibi çabuk oyuncularını içeri sokmayıp kenarlardan hücum etmeye zorladı ve başarılı oldu.

İTALYA AKILLI SAVUNMA YAPTI

16. dakikada ayak bilekleri mükemmel olan David Villa’nın attığı ters çalım sonrasında Ambrosini’nin çelmesiyle düşürülmesi penaltıydı ama hakem Fandel “Oyna” dedi. İtalya akıllı savunma yapıyor ama Cassano ile soldan sinsice sokuluyordu. 19′da Cassano’nun ortasına yükselen Perrotta’nın kafa vuruşunda top Casillas’ın kucağına gitti. 24 ve 32′de David Silva’nın köşeye giden gollük şutlarını Buffon kurtardı. İkinci yarı Donadoni’nin, Cassano’nun yerine aldığı Camoranesi 61′de gole çok yaklaştı ve dönerek yaptığı gollük vuruşu Casillas çizgiden ayağıyla çıkardı. İspanya’da oyunu Senna- Xavi ikilisi kuramıyordu. Fabregas’ın girişi bu sorunu çözdü ve İspanya daha organize ve daha hızlı hücum etmeye başladı. İtalya az hücum etmesine rağmen daha net pozisyon buluyordu. 84′te Luca Toni, Di Natale’nin ortasında arkadan gelen Grosso’yu görmeyip topa dokununca İtalya büyük gol fırsatını kaçırdı.

PENALTI SİLAHI İLE ELENDİ
Uzatmalarda İtalya savunmasına gömülürken oyunu ağırdan almaya başladı. İspanya çok adamla hücum yapıyor ama Silva, Guiza ve Villa İtalya savunmasını aşamıyordu. İtalya, Dünya Şampiyonluğu’nu penaltılarla kazanmıştı. Gök Mavililer bu kez İspanya’ya penaltı silahı ile vurulup elendi. Euro 2008′de yarı finale grup lideri olarak çıkan tek takım İspanya oldu. Penaltılarda Casillas yıldızlaştı.

İSPANYA-İTALYA: 0-0 (PENALTILAR): 4-2
* STAT: Ernst Happel

* SARI KARTLAR: Iniesta, Villa, Cazorla / Ambrossini

* İSPANYA: Casillas

Helal olsun size

Friday
Jun 20,2008

Levent Tüzemen

Avrupa bu Türk Milli Takımı’nın cesaretini, ruhunu, inancını ve zaferini uzun yıllar unutmayacak. Yaptığı mücadeleye saygı duyacak. Bir Türk gazetecisi olarak bu mutluluğu yaşadığım için gurur doluyum. 70 milyonluk Türkiye’ye büyük mutluluk yaşatan Milli Takım’ı hocasından futbolcusuna ve yöneticisine kadar kutluyorum. Türkiye sizinle gurur duyuyor.
“Büyük lokma ye büyük konuşma” diye boşuna dememişler. Viyana’yı istila eden Hırvatlar, “Almanya sana güle güle” diye bağırıyordu . Türkiye’yi elediklerini düşünüyorlardı. Ama Türk’ün inancını ve gücünü tanımıyorlardı.

KALAN SAĞLAR BİZİMDİR
Hırvatlar’ın hocası Biliç‘i bu kez 2. Jean Paul’un madalyonu bile kurtaramadı. 70 milyonun inancı ve duaları Türk Milli Takımı’na itici güç olup başarıya taşıdı.
Milli Takım “Kalan sağlar bizimdir” felsefesiyle kurulmuştu. İlk 15′te Hırvat alanından çıkmadık. Israrla yerden ayağa pas oynuyor, top rakibe geçtiğinde hemen önde pres koyuyorduk.
Gökhan‘ın uzun top oynama sevdası, Sabri‘nin riskli pasları Hırvatlar’ı cesaretlendirdi. İkinci 15′te kalemize hapsolduk.
Modriç‘in ortasında Oliç‘in topu üst direğe nişanlaması şansımızdı. Tuncay ve Topal‘ın iyi oyunları sayesinde üçüncü 15′te oyunun kontrolünü elimize geçirdik. Hamit-Tuncay-Arda üçlüsü orta alanda akıllı top kullanıyordu. Ama final paslarının şiddetini ve zamanlamasını ayarlayamıyorduk.
İkinci yarıya Rüştü‘nün hatasıyla az daha gol yiyerek başlıyorduk. Hırvatlar yine Sabri’nin kanadından bindiriyordu.

SIRADA ALMANYA VAR
Terim’in Kazım’ı çıkarıp Uğur’u alması doğruydu. Petriç’in oyuna girmesi Hırvatlar’ı toparladı. Çok baskı yiyorduk. Topal’ı çıkarıp Semih‘i aldı. Son 10 dakikadaki Hırvat baskısına ve Srna‘nın korkutan frikiklerine Rüştü’nün başarılı kurtarışlarıyla dayandık.
Kalpleri durduran bir uzatma izledik. Tuncay ve Semih’le golün kıyısından geçtik. İkinci uzatmada Hırvatlar tükenmişti ama 119′da Rüştü’nün hatasıyla golü yiyip yıkıldık. Çıkmamış canda umut vardır sözü gibi uzatmanın uzatmasında mucize golcü Semih’le maçı penaltılara taşıdık Ve bu moralle penaltılarda Hırvatlar’ın canına okuduk. Sırada Almanya var. Bu çocuklara güvenin.

Beckenbauer etkisi

Thursday
Jun 19,2008

Levent Tüzemen

Almanya grup maçlarında oynadığı futbolla hayal kırıklığı yaratmıştı. Özellikle Löw’ün oyuncu tercihleri ve Gomez’de ısrar etmesi çok eleştirilmişti. Löw’ün yanlışlarına Alman futbolunun “Baron” u Beckenbauer kesin müdahale etmiş olacak ki; kadroda yapılan köklü değişim Almanya’nın çehresini değiştirdi.
Löw’ün Gomez’i kulübeye çekip yerine Podolski’yi sürmesi, Frings’in yerine Rolfes’i monte etmesi ve Bayern’in dinamosu Schweinsteiger’i ilk onbirde Fritz’in yerine koyması Almanya’yı pozitif oynayan ve “turnuva takımı olma” ruhunu taşıyan bir ekip yaptı.

4 DAKİKADA 2 GOL YEDİLER
Portekiz’in teknik beceri üstünlüğü, yaratıcılığı koşan ve makine düzeninde çalışan Almanya’ya karşı ilk 20 dakika işlemedi. Almanya akıllı kapanırken, Portekiz’in kaptırdığı topları da hızlı hücuma taşıdı. Ve Podolski’nin bir hızlı hücumda ön direğe kesti topu Schweinsteiger gol yaptı. Portekiz bu şoku yaşarken sahneye Klose çıktı ve Schweinsteiger’in adrese teslim ortasına kule gibi yükselip kafayla köşeye bıraktı. 100 milyon euroluk savunmasına rağmen 4 dakikada iki gol yiyen Portekiz, Ronaldo’nun, Deco’nun ve Simao’nun oyuna ağırlığını koymasıyla toparlandı. Özellikle Ronaldo’nun sol kanattan yaptığı bindirmeler Almanya kalesinde pozisyon olmaya başladı. Nuno Gomes’in attığı golde de Ronaldo’nun yaratıcılığı vardı.

SCOLARİ TAKIMI ETKİLEDİ
İkinci yarı Portekiz baskısını; savunmada doğru pozisyon olarak ve takım savunması yaparak durduran Almanya, kaptanı Ballack’la skoru 3-1′e taşıdı. Ancak Ballack’ın vuruş öncesi Ferreira’yı itmesi fauldü. Schweinsteiger’i ilk onbire koymanın ödülünü Löw aldı. Bu golde ortanın sahibi yine maç boyu 10 kilometrenin üzerinde koşan dinamo Schweinsteiger’di.
Bu zamana kadar Avrupa Şampiyonası’nda iki kez finalde kaybeden, 3 kez de (En çok) kupayı kazanan Almanya turnuva takımı olduğunu 7′nci kez yarı finale çıkarak kanıtladı. Portekiz, “Yeni altın jenerasyon” denilen Ronaldo’lu, Pepe’li, Siamo’lu, Nani’li kadrosuyla Almanya’ya elendi. Portekizliler duygusal bir millettir. Bence, Scolari’nin turnuva sürerken Chelsea ile anlaşması takımın motivasyonuna olumsuz yansıdı.

Ayaklarınıza sağlık

Sunday
Jun 15,2008

Levent Tüzemen

Türkiye’nin sevincini Cenevre’den görüyorum. İnsanların zafer sarhoşluğundan sokaklara döküldüğünü biliyorum. Biz bu zaferi anamızın ak sütü gibi hak ettik. Şimdi, ‘Avrupa Avrupa duy sesimizi işte bu Türkler’in ayak sesleri” diyorum. Bekle bizi Viyana bu yürekli adamlarla valsin başkentini de ayağa kaldıracağız.
Arda, turnuva öncesi bir röportajında şöyle demişti: “Bu şampiyonada oynatmayan değil, oynayan kazanacak. Orta sahası ve hücum hattı basan takım işi bitirir.” Milli Takım olarak Arda’nın verdiği başarı tarifini sadece İsviçre’ye karşı ikinci yarı uygulamış ve kazanmıştık.
Çek maçında ilk yarı karşımızda oynayan ve oynatmayan bir takım bulunca golü aramaktan çok gol yememe düşüncesi içindeydik. Çünkü beraberlikte sonucu penaltıların belirleyecek olması futbolcularımızın aklını olumsuz olarak çelmişti. Çeklerin ilk toplara basması sonucu yerden ayağa isabetli pas oynayamadık; uzun toplarla hücuma çıktık ve Çekler’in daha çok topa sahip olmasını sağladık. Kanatlarımızı çalıştıramadık. İsveçli hakem de Çekler’den yana tavır koyup bizi sindirmeye çalıştı. Çünkü hakem Peter; Aurelio ve Topal’a kolay sarı kart çıkartarak hassas bölgede görev yapan bu iki oyuncumuzun elini kolunu bağladı.

HATIRLATMAYA GELDİK
Eflatun, “Kararsızlık tehlikeye, korkaklık ölüme, cesaret ise zafere götürür” demiş. İkinci yarıda Sabri’nin ve Kazım’ın girmesi takımı ateşledi. Çekler’in üzerine cesaretli gitmeye başladık ve onları kalelerine hapsettik. SabriArda kanatlardan Çekler’i yelpaze gibi sallıyordu. Emre Aşık’ın Emre Güngör ile değişmesine izin vermeyen Çek ruhlu İsveçli hakemler ikinci golü resmen yedirdi. Ama yıkılmadık ayaktaydık, yüreğimizde cesaretimiz kor ateş gibiydi. Arda ile umut kapısını açtık. Cech’in hatasını affatmeyen Nihat’la skoru eşitledik. 89′da Nihat yine sahneye çıktı ve Çeklerin turnuvadan checkout’unu verdi. Ve Türkiye’nin tarih yazmasını sağladı. Terim, “Dünyaya kendimizi hatırlatmaya geldik” demişti. İlk hatırlatma muhteşemdi. Ayaklarınıza sağlık 11 altın adam.

Bu Portakal Bal Gibi Tatlı

Friday
Jun 13,2008

Levent Tüzemen

Bu Portakal Bal Gibi Tatlı

LEVENT TÜZEMEN

LEVENT TÜZEMEN

İtalya’ya 3, Fransa’ya 4 gol atıp futbol dersi veren Hollanda, “Ben bu kupayı alacağım” dedi. 6 puana ulaşan Portakallar, gruptan çıkmayı da garantiledi..
Hollanda-Fransa maçında, önce gözüme takılan bir ayrıntıyı aktaracağım. 32. dakikada Makalele kendisine faul yapan, Van der Vaart’ın yüzüne eliyle dokunuyor. Hakem Fandel faulü veriyor ama Makalele’ye sarı kartını gösteriyor. Vaart’ın tedavisi sürerken Kuyt kenara gelip kulübeden teknik direktörü Van Basten’i yanına çağırıyor ve taktikle ilgili bir şeyler anlatıyor. Bir dakika teknik direktör-öğrenci karşılıklı dialog yaşıyor. Her şey Hollanda’nın menfaati için. Bunu neden anlattım. A Milli Takım’da hiçbir oyuncu taktikle veya oynadıkları konumla ilgili bir sıkıntı varsa Fatih Terim’in yanına gidip konuşmuyor. Çünkü Fatih Terim’in hem hoca hem lider olması hem de karizması böyle bir dialoğa izin vermiyor. Her şeyi Fatih Terim yapmaya kalktığı için de bizim futbolcular etliye sütlüye karışmıyor. Yıpranan Terim oluyor. Bu yüzden Fatih hoca sorumluluk konusunda etrafındaki sınırları kaldırıp biraz da futbolcuya sorumluluk yüklemeli.

LİDER ŞEF OLMALIDIR

Bir liderin görevi emirler vermek değil koordinasyonu sağlamaktır. Önemli olan liderin başarısı değil takımın başarısıdır ve bir lider orkestra şefi gibi olmalıdır. Van Basten kendisi gibi akıllı bir takım yaratmış. Hollanda orkestrası izleyeni büyülüyor, müthiş keyif veriyor. Hollanda, İtalya’dan sonra Fransa’yı da ezip geçerken tam bir akıl karşılaşması oynadı. Kuyt’un erken golünden sonra Hollanda, Fransa’nın üzerine delicesine gitmedi. Topun kendisinde kalmasını sağlamak için sürekli ayağa pas oynadı. Ribery-Govou gibi sprinter oyunculardan baskın yememek için alan savunması yaptı, beklerini de hücuma çıkartmadı. Fransa’da Ribery canını dişine takarak oynuyordu. Şemsiye gibi açılıp kapanan Hollanda önünde Fransa Govou ve Ribery ile pozisyon buldu ama sahneye büyük kaleci Van Der Sar çıktı. İkinci yarı Fransa’nın üzerine çok adamla geleceğini düşünen Van Basten, Robben-Van Persie silahını sahaya sürdü. Bu hamle Fransa’nın sonu oldu.

Meta