Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Lafın yeri gelince 70 milyonluk Türkiye diye palavra sıkarız. Türkiye gerçekten 70 milyonluk bir ülke ise Olimpiyatlar’daki rezalet nedir? Demek ki Türkiye devletinin resmi bir spor politikası yok. Türk sporunu yönetenler spor denilince sadece futbolu biliyorlar. Şimdi soralım sorgulayalım. Diyelim ki Olimpiyat için ne yaptık?
A-Sadece 1 tane (Yazı ile bir tane) Olimpik stat yaptık. Hem de dağın başına. Bu Olimpiyat Stadı’nda ise olimpik spor müsabakaları organize etmedik.
B-Türk gençlerini eğitmek ve uluslararası arenada yarıştırmak için hiçbir şey yapmadık. Süreyya Ayhan gibi olağanüstü bir yeteneğe bile sahip çıkamadık.
C-Altın madalya uğruna tüm değerlerimizi çöpe atarak, “Devşirme sporculara” kucak açtık. Şimdi gelinen sonuca bakın. Hamza Yerlikaya ve Şeref Eroğlu bitti, güreş bitti. Naim Süleymanoğlu ile Halil Mutlu tamam dediler, halter bitti. Başka ne vardı ki! Gelinen bu noktanın bir tek sorumlusu var. O da halkı futbol ile kandıran mümtaz Türk spor medyası. Haaaa! Biri çıkıp da bu ülkede kaç tane olimpik yazar var derse susarım, söyleyemem. Bu utanç da para ve şöhret için olimpiyata sırtını dönen ve sadece futbol yazan bizlere aittir. Bunun adı olimpik sporlara ihanet değildir. Bunun adı vatana ihanettir.
(Not: Ankara ve İstanbul belediyeleri de gençlere değil, profesyonel isimlere yatırım yaptılar. Tonla para harcadılar. Yazık)

Bu maçın sadece iki güzel yönü var. Birincisi Türk futbolu adına. Beşiktaş şimdiden tur atladı. İkincisi ve daha önemlisi, Türk futbolu Aydın Karabulut gibi bir büyük yeteneği bir kez daha gördü. Bu oyuncu Beşiktaş’ın sol kanat sorununu tümüyle çözdü. Çok kısa zamanda ulusal takımın da sol kanat sorununu çözer.
Maça baktığımız zaman çıkarılacak mesajlar Beşiktaş’ın dünü ve bugünü ile ilgili. Lütfen söyleyin dünden bugüne değişen ne var? Bugün yeni olarak görebileceğiniz ne var? İsterseniz yüksek sesle tartışalım.
1-Savunma bloğunda yeni bir isim Sivok var. İbrahim Toraman döndüğü zaman o da yedek kulübesine gidecek. O zaman sormazlar mı, bu transferleri kim yaptı, niye yaptı? Bu kadar büyük paraya yani 9 milyon 250 bin euro’ya aldığın oyuncuların yeri yedek külübesiyse bunun da hesabını kim verecek?
2-Beşiktaş ilk kez iki ön liberolu (CisseUğur İnceman) oynadı. Bu çağdaş bir düşünce. Bu iki oyuncunun topu oyuna sokma, ileri gidip şut atma konusunda yüksek yetenekleri var. Ama bu yeteneklerini kullanma konusunda sanki birileri onlara “Kullanmayın diyor”. Bu ikili savunmanın önünde çakılı oynarsa Beşiktaş hücum sorunu değil savunmada çok büyük sorunlar yaşar.
3-Tamam anladık bu takımın her şeyi, patronu yani paşası Delgado. Ama o da, saklanarak oynuyor. Orta sahada sokak futbolcusu gibi varyete yapıyor. Ya tekme yedi ya da topları kaptırdı. Bu disiplinsizlikle takım kaptanlığı yapılır mı?
BEŞİKTAŞ TAKIM OLAMADI!
4-Beşiktaş’ın hücumdaki iki çizgi oyuncusu Karabulut ve Holosko, hücumlarda içeri doğru kaçmadılar. Böylece Bobo yapayalnız kaldı. Bu taktik düşünce olarak çok yanlıştı. Bu iki çizgi oyuncusunu arkadan destekleyen Tandoğan ve Tello da ileri çıkmayınca Beşiktaş’ın hücumlarında yaratıcılık ve futbol kalitesi neredeyse sıfır oldu.
MESAJ: Teknik direktör Ertuğrul Sağlam’ın sahaya çıkardığı 11 harika. Oyuncu değişikliklerinde müdahalesi de harika. Ama sorun Beşiktaş’ın futbol felsefesinde. Beşiktaş henüz takım olamadı.

Aragones sistem antrenörü. Sistemi uygulamayan kim varsa anında onu sistem dışı bırakıyor. MTK maçının kahramanı Semih Şentürk’ü bile oyundan alarak ‘önce takım’ diyor. Zaten antrenörlükte duygusallık yok. Her antrenör Aragones’i dikkatle izlesin. Özellikle Türk antrenörler.
Maçın 60 dakikalık bölümüne bakalım. İlk 15 dakikada yenilen iki aptalca gol. Benim için bireysel hatalardan yenilen golün adı aptalcadır. Futbolcular benim bu sözüme çok kızıyorlar ama bana değil kendilerine kızsınlar. Fenerbahçe savunmasında herkes hata yapabilir ama kaleci Volkan Demirel’in sıradan bir kaleci gibi hata yapma hakkı yok. Aslında maçın teknik sorusu şu; Aragones bunu aslında kendi kendine de sordu:
A-Tek ön liberolu oynamak Fenerbahçe’nin her sorununu çözer mi? Hele bu tek ön libero Selçuk Şahin gibi arkaya atılan toplara gidemeyen, kademeye giremeyen bir oyuncu ise.
B-Çift santrfor oynuyorsunuz, onların da arkasında Alex oynuyor. Bu üçlü hücumda pres yapmazsa, hücumda kaptırılan her topa geriye dönüp yardım etmezse ne olur? Alex ne yaptı? Lütfen biri bana anlatsın. Sadece kendine ustaca bir penaltı yaptırdı.
Fenerbahçe’nin Partizan karşısındaki düğümünü Aragones 60. dakikadan sonra çözdü. Çok adamla orta sahaya sahip olmak yani topu kullanan takım olmak istedi. Şentürk ve Kazım’ı oyundan alınıp Burak ve özellikle Belözoğlu’nun oyuna girmesi mükemmel düşünce. Çünkü bu bir puan maçı değil bu bir tur maçı. Yani ben bu maçı burada kazanayım gibi çılgınlıklar yok.
SEMİH SON 45′TE GİRMELİ
Fenerbahçe’nin yediği gollerde bireysel hatalar kabul, ama attığı gollere bir bakın. O da bireysey yaratıcılık. Şentürk’ün kafayla aşırdığı topu Güiza’nın gol yapması güzel. Yani Fenerbahçe iki çizgiden saldırdığı zaman etkili olabildi. O zaman soru şu; Gökhan Gönül ve Uğur Boral kaç tane orta yaptılar? Fenerbahçe bunu düşünmeli.
MESAJ: Semih sonradan oyuna girip maçların kaderini değiştiren çok özel bir oyuncu. Şimdi Şentürk ile maça başlamak ve sonra onu oyundan almak doğru mu? Aragones’in yaptığı tek hata bu. Şentürk her zaman son 45 dakika sahada olmalı.

Bir spor yazarı olarak Süreyya Ayhan’ın olimpiyatlarda şampiyon olarak kürsüye çıkacağına öylesine inanıyordum ki. Bu Türk spor tarihi için bir kırılma noktasıydı. Pekin’den şampiyon olarak dönecek olan Süreyya Ayhan’ın peşinden milyonlarca genç kızımız koşacaktı. Bu, sporun anası olan atletizmin doğuşu olacaktı. Bu, Türkiye‘nin genç kızlarının sosyal bir patlaması olacaktı. İşte böylesine tarihi misyonu yakalayan Süreyya Ayhan şimdi ne yapacak? Biliyorum ki, televizyon başında gözyaşları içinde bugün başlayacak olimpiyatları izleyecek. “Gelinen bu noktanın sorumlusu kim?” derseniz; “Sporun sorumluları” der kurtulurum. Ama diyemiyorum. Tek suçlu Süreyya Ayhan’dır. Yaşlı ve evli bir kamyon şoförünü koca seçebilir. Ama hoca seçemez. Seçerse kendi de yanar, ülkeyi de yakar.
MESAJ: Devşirme sporcuların ülkem adına yarışması beni incitiyor. Onların şampiyonluğu yerine, sonuncu bile olsa benim toprağımın sporcusunun yarışmasını isterdim!

Beşiktaş Başkanı, Beşiktaşlıların babasıdır. O baba ki, asla evlatlarını kapının önüne koymaz. Hele ele güne karşı asla küçük düşürmez. O evlatlar, Beşiktaş’a ihanet etmedilerse asla! Bu noktada Beşiktaş Başkanı Sayın Yıldırım Demirören’e saygıyla arz ediyorum: Üzülmez ve Toraman’ı cezalandır ama asla kovma. (Kovarsan Beşiktaş cezalandırılmış olur. Dikkat!)
Sayın Başkan Demirören, size yakın tarihten bir örnek vereyim. Gordon Milne, Beşiktaş’ın gençlik yüzü Metin Tekin’i sezon başı kampına götürmedi. Nedeni çok basit ve çocukçaydı. Metin Tekin yönetici Tevfik Yamantürk’ü görünce şöyle bir toparlanmamış. Tüm suçu buydu. Bana sorarsanız Metin Tekin çok büyük bir cezayı hak etmişti. Sayın Başkan Demirören, o dönemin başkanı Sayın Süleyman Seba, senin bugün yaptığını yapmadı. Hoşgörü içinde sorunu çözdü.
Peki ne oldu? Seba, Beşiktaşlıların babası, Metin Tekin de Beşiktaş’ın sembolü oldu. (Böylece Beşiktaş cezalandırılmadı. Dikkat!)
Sayın Demirören, lütfen Üzülmez ile Toraman’ı affet. Bu çocuklar disiplin suçu işlediler ama Beşiktaş’a ihanet etmediler. Sayın Başkan Demirören; tamam kavgaları çocukçaydı. Ne olur; sen de çocukla çocuk olma. Bir baba, bir başkan gibi ol. Diyorum ki affet; kavgalarını çocukluklarına ver.
MESAJ: Beşiktaş’ta kararları başkan alır, personel ise (menajer Sinan Enginantrenör Ertuğrul Sağlam) uygular. Kararları personel alıyor da başkan uyguluyorsa o zaman şunu derim: Eyvah! Beşiktaş’ta başlar ayak, ayaklar da baş oldu. Buna izin verme başkan.

Beşiktaş’ta güzel şeyler var. Çok adamla rakip kaleye gitmek cesurca bir düşünce. Top tekniği yüksek oyuncuların neredeyse hepsinin sahada aynı anda tutulması harika. Geçen yıldan değişen ne var derseniz üç önemli değişimin altını çizerim:
1- Beşiktaş tek santrfor (Bobo) oynuyor gibi görünse de her hücum organizasyonunda neredeyse 3-4 forvetle hücuma çıkıyor. Desteğe gelen oyuncular Beşiktaş’ın futbol kalitesine zenginlik getiriyor. Önemli değişiklik bir numaralı oyuncu Nobre değil. O iyi bir yedek.
2- Ön libero iki kişiyle (Cisse ve İnceman) oynanıyor. Bu ikilinin en büyük özelliği kesicilik değil hücuma çıkarken topu ayağa kullanmak.
3- Sağ tarafta Holosko banko. Onun yanında kimin oynayacağı çözülmemiş sorun. Çözülemez de… Çünkü çok aday var. Sol tarafta Tello-Karabulut ikilisinin yan yana oynaması Beşiktaş’ın futbolunda devrim yaratacaktır. Bu sorun böyle çözülecekti geçen yıl niye çözülmedi? (Doğrusu Üzülmez’i hiç aramadım)
HOLOSKO’NUN VERDİĞİ DERS
Beşiktaş’ın futbolunda temel felsefedeki tek yanlışlık şu: Aslında bu bireysel yanlışlık. Hücuma çıkarken kaptırılan toplarda geriye dönüşlerde savunmaya kim yardım edecek? Hiç kimse sorumluluktan kaçmamalı. Bu maçın belki de en büyük dersi Holosko’nun geriye 80 metre depar atarak ceza alanında kademeye girmesi.
Elbette Beşiktaş’ın tek paşası Delgado’nun takıma katkısı pozitif. Herkesten çok koştu ama herkesten az topa sahip oldu. Yanlışlık burada. Delgado herkesten çok topa sahip olursa özellikle hücum organizasyonlarında kaliteyi yükseltir.
Herkes savunmayı merak ediyor. İtiraf edeyim ben de merak ediyorum. Önce şunun altını çizeyim. Savunmada hiç kimse Toraman’dan iyi değil. Zapotocny’nin golünü kimse “Bak gördün mü?” diye göstermesin. Toraman ön direkte o gollerin kralını attı. Gökhan Zan iyileşirse kim oynar? Burada sadece Zapotocny’nin yeri kesin gibi. Seric’i hemen gönderin, adam tam bomba… Beşiktaş savunma sorununu çözerse bu ligde çok iş yapar. Beşiktaş’ı saha içinde yönetecek bir paşa daha bulunursa en güçlü takım olur.
MESAJ: Beşiktaş geçen yıldan daha iyi takım. Ama soru şu: Bu Beşiktaş bu yılki Fenerbahçe ve Galatasaray’dan daha iyi takım mı? Bu sorunun cevabı Beşiktaş’ın kaderini belirler.

Sezon başında, geleceği sordular. Açık ve net söyledim: “Beşiktaş bu sezon iki güçlü takviye ile şampiyon olur.” Şimdi ise tek kelime ile karamsarım.
Yani daha dün “Şampiyon olur” dediğim Beşiktaş için şunu diyorum: “Beşiktaş bu sene asla şampiyon olamaz.” Gelinen bu noktada durum tespitim şudur; Eylül ayında Beşiktaş’ı yöneten 3 kişiden 2’si gider! Elbette kalacak olan başkan Yıldırım Demirören’dir. Kötü gidişin sorumlusu kendi olamayacağı için (Aslında tek suçlu başkanın kendisidir) menajer Sinan Engin ile antrenör Ertuğrul Sağlam’ı gönderir. Şimdi gelelim umutlarımı yitirdiğim noktaya. Beşiktaş kadrosunu güçlendirmek yerine, kadrosunu zayıflattı. Özellikle savunmayı güçlendirmek yerine daha güçsüz ve alternatifsiz hale getirdi. (Beşiktaş’ın rakipleri F.Bahçe, G.Saray hatta Trabzon bile süper transfer yaptılar) Seyirci de bu transferlere bakıp kombine almıyor. Dikkat!
Peki “Beşiktaş’ı bir anda kimler yok etti?” derseniz iki kişi derim: “Menajer Engin ve antrenör Sağlam.” Şunun da altını çizerek ve üzülerek yazıyorum: Bu ikiliye çok iyi bir psikiyatri tedavisi öneriyorum. “Neden?” derseniz ilk sözüm, “Bir dediği, öteki dediğine uymayan” Engin’e… Yorumculuk yaptığın dönemde Demirören’i inanılmaz şekilde eleştirdin. “Beşiktaş çok kötü yönetiliyor” dedin. “Ben olsam bu Delgado’yu satarım” dedin. Şimdi ise bir dediğin ötekini tutmuyor. Demirören’i eleştirmiyor, övüyorsun. Delgado’nun fiyatını ikiye katlıyorsun. Bu da yetmiyor, “Canı isteyince oynuyor” dediğin Delgado’yu tutup, Beşiktaş’a kaptan yapıyorsun.
Üzülmez ile Toraman’ı sakinleştirmek yerine bir daha kavga etsinler diye bir araya getirdin. Bunun adı ateşe körükle gitmekti. Bak şimdi ne oldu. Üzülmez-Toraman kardeş gibi konuştular ve özür dilediler. Olayı kapattılar. Ama sen bu kavganın basına sızmasına izin verdin. Yani iki kaptanını kaybederek Beşiktaş’ı milyon dolarlık zarara uğrattın.
BENİM HABERİM YOK Kİ
İkinci sözüm beni hep hayal kırıklığına uğratan ve “liderlik ruhuna ihanet eden” Ertuğrul Sağlam’a… Bu konuda çok ciddiyim. Oyuncun Fahri Tatan satılıyor sen, “Benim haberim yok” diyorsun. Ben teknik direktör olsam masamdaki bir kağıt parçası bile benden izinsiz çöpe atılamaz. Ayrıca bu haksızlık senin de başına geldi. Haberin olmadan seni Samsun’a sattılar. O zaman göz yaşları dökerek “Bu insanlık suçu” dedin. Şimdi ise kılın kıpırdamıyor.
Şunu da söyleyeyim rahatlayayım; Beşiktaş’ın tek patronu sensin ama tüm olayları ve kararları en son duyuyorsun.
Öyle safça da, “Benim haberim yok ki” diyorsun ki. Futbolcu senin için “Bizim hoca da sadece kendi çıkarını düşünüyor. Biz onu niye düşünelim ki?” derse ne yaparsın.

Biz Türklerin harika bir sözü vardır. Deriz ki; “Balık baştan kokar!” O nedenle ben Beşiktaş denilince sadece başkanı Sayın Yıldırım Demirören’i tanırım. Yanisi şudur; menajer, antrenör, kaptan ve futbolcu benim için teferruattır. Şimdi Toraman ile Üzülmez’in yumruklaşma olayına bakalım.
1-Üzülmez, menajer Engin ile antrenör Sağlam’ın koyduğu kuralları icra etti; suçu yok.
2-Üzülmez, bunu yaparken yumruklarını konuşturdu; Suçlu.
3-Toraman, kaptanı ile konuşma tarzında suçlu. Toraman, kaptan Üzülmez’in yumruklarına cevap vererek daha büyük suçlu.
Ama burada asıl iki suçlu var. Birincisi Ertuğrul Sağlam. Bu olayı takım içinde çözebilirdi, çözmedi.
Çok önemli iki oyuncusunu yitirdi. İkincisi Sinan Engin. Sorunu çözmek yerine, iki kaptanı bir araya getirip yeniden kavga etmelerine ortam sağladı. Sonra da bu iki futbolcuyu ayrı uçaklarla yollayarak olayı abarttı. Engin isteseydi bu kavga olmazdı, iki kaptan barışırdı. Yeter ki isteseydi. Bu olaya başkan el koydu da ne oldu? Delgado’yu kaptan, Nobre’yi de ikinci kaptan yaparak sorunu çözdüğünü sanan Yıldırım Demirören şunu bilisin ki, sorun çözümsüz. Delgado gibi biri Beşiktaş’a kaptanlık yapamaaaaz! Delgado’nun kaptan olması 105 yıllık Beşiktaş tarihine ihanettir.
Başkan Yıldırım Demirören şunun hesabını genel kurula nasıl verir? Mali kurulda gelirgider tablosunda ve değerler bölümünde Üzülmez ve Toraman 10 milyon doların üzerinde gösterildi (Borsadaki değeri daha yüksek).
Bütün bunlar gösteriyor ki Beşiktaş’ın parasının değeri başkan için değerli değil. Diyeceğim şudur: “Beşiktaş’ta otorite yok. Yani balık baştan kokuyor.”
İYİ ŞEYLER YAZMIYOR!
MESAJ ; Menajer Sinan Engin, benim için Serdar müdürüme, “Hiç de iyi şeyler yazmıyor” diyormuş. Çok haklı. Maalesef iyi şeyler yazmak için elime kalem aldığım zaman hep kötü şeyler yazıyorum. Bunun suçlusu Engin’dir. Bu nedenle Bay Sinan’a şunları söylüyorum:
Otoriteden, disiplinden bahsediyorsun da senin futbolculuk dönemini de iyi bilirim. Benim ağzımı açtırma. Şu 4 İbrahim’in gönderilmesindeki bakış açın, futbol bilgin açısından seni sıfırladı. Diyorsun ki “Kaş yedek kalacaktı, gitmesine izin vererek iyilik yaptım.”
Engin; Kaş, İspanya ligine gitti. onun yerine aldıklarının şimdiden teneke transfer olduğu belgelendi. Ayrıca Kaş gitmeden önce, İspanyolların 1.5 milyon dolarına karşılık senden 600 bin YTL istedi (sen 400 verdin ). Transferde Beşiktaş’ın milyon dolarları niye çöpe gidiyor? Neden 5 kazma alacağına 1 tane yıldız almadın? Niye?

Bu yazacaklarım sana ilk ve son mektuptur. Düşünür, analiz eder ya da düşünmeden öfke ile bağırır çağırırsın.
Tercih senin. Dinle bak!
1-Beşiktaş geleneğinde kaptan demek, çok şey demektir. İlk kaptan Kazım efendi Çanakkale’de 11 arkadaşı ile şehit düştü. Sonra Baba Hakkı kaptanlık yaptı. Türkiye’ye örnek oldu. Sonrasında Recep Adanır, Nazmi Bilge, Kaya Kösteben, Necmi Mutlu, Sanlı Sarıalioğlu, Zekeriya Alp, Rasim Kara, Samet Aybaba, Rıza Çalımbay, Mehmet Özdilek hep örnek oldular.
2-Sen ne yaptın? Daha dün TV’lerde, “Canı isteyince oynuyor, canı isteyince deplasmana gidiyor” dediğin Mathias Delgado’yu kaptan yaptın! Bu da yetmedi Fenerbahçeli Nobre’yi de yardımcısı yaptın. Bu olmaz! Neden olmaz? Şundan; Kaptan dediğin Beşiktaş ruhunu taşır. Yahu; Türkçe bilmeyen birisi ne kendinin ne de Beşiktaş’ın haklarını nasıl korur!?
3-Beşiktaş’ın 4 İbrahim’ini istemiyordun, kurtuldun! Bundan bir şey olmaz dediğin Akın Beşiktaş’ı şampiyonluktan etti. Kaş ise İspanya’dan aldığının yarısına Beşiktaş’ta kalmak istedi, istemedin. Elin yabancılarına ise milyon dolar saydın. Üzülmez ile Toraman’ın Beşiktaş’ı küçük düşüren kavgalarına gelince. İsteseydin o kavga asla olmazdı. O kavga ortamını sen yarattın! Yine isteseydin evin içinde olan bu işi kapatırdın. Kapatmadın! Niye? (Üzülmez ve Toraman maçta ve herkesin ortasında kavga etseydi, kovardın. Evin içinde olan bir olay orada kalmalıydı)
4-Gökhan Zan’la niye anlaşılmıyor. Bu çocuğun suçu sakatlanmaksa öyle bir suç olmaz!
5-En büyük rakibin Fenerbahçe, İspanya gol kralını alırken, sen en iyi santraforun Bobo’yu satmak için menajerlerin peşinde koşuyorsun. Olur mu böyle şey?
NOT: Bay Sinan Engin! Senin için anlamı var mı bilmem. Biz gazeteciler için haber kutsaldır. (Hani Lucescu seni antrenmandan kovmuştu ben da arkamı dönmüş görmemiştim ya. Bu sana yaptığım büyük jestti. O gün onu bile anlamamıştın!) Bu nedenle Serdar Sarıdağ (Milliyet) ve Kartal Yiğit (Vatan) ustalarının yaptığını değil, dediğini yaptılar. Aferin onlara!

Beşiktaş teknik patronu Ertuğrul Sağlam’ın Ulusal Takım kaptanı Rüştü Reçber’e sahip çıkmasına saygı duyuyorum. Ama bu sahiplenmede ‘Reçber’i eleştirenleri eleştirme’ tavrına asla saygı duymuyorum. Bu nedenle Sağlam’a eleştirim saygı sınırlarını zorlayacaktır.
Dinle hoca… Diyorsun ki “Bir gün önce Rüştü’yü kahraman yapanlar bir gün sonra hain yaptılar. Rüştü’yü ne hain ne de kahraman yapalım.”
Sağlam’ın hedef gösterdiği yazar benim. Maç bitiminde atv’de Santra’da, ertesi günde, SABAH’ta yazdıklarımla verdiğim mesaj şuydu; Rüştü’yü Hırvatistan maçında (goldeki büyük ve affedilmez hatasına rağmen) kahraman yaptım. Almanya maçında ise yediği o affedilmez hatası sonucunda “Yaktın bizi Rüştü!” başlığı ile eleştirdim.
Şimdi hoca efendi Ertuğrul Sağlam’a soruyorum; Peki, söyle bakayım hoca efendi, Sen, Rüştü’yü kötü oynadığı maçtan sonraki hafta neden oynatmıyorsun?
Lafı uzatmaya gerek yok. Futbolda dün yok, yarın da yok, sadece bugün var. Bizler de günü yazarız. Hepsi bu kadar basit bir olay!