Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

RÜYA sandım bir an… Sayıyorum, sayıyorum. 11 çıkıyor… Evet ‘11 Alman’ bizim kornerimizde kendi 18′inin içinde… Öyle korkutmuşuz ki, ayakları titriyordu. Sanki onların değil de bizim 3 Dünya, 3 Avrupa şampiyonluğumuz var! Aman Allahım, bu ne güzel bir duygudur? Aslında haklılardı geriye çekilmekte. Çünkü coşmuş bir çağlayan gibiydik. Saldırıyor, uçarak rakip kaleye gidiyor, golü arıyorduk. Top bizdeyken heyecan yaratıyorduk. Almanlar’dayken müthiş bir pres.. Döndürmüyorduk. Top ayaklarına dolaşıyordu…!***BU coşkunun önüne önce direk set olmaya çalıştı. Ya da Almanlar’ın ‘balı’ o andan belliydi sanki… Yine de, Uğur Boral’ın attığı golle açıldı heyecan fırtınası.. Sonra pis bir kontra golü yedik Schweinsteiger’den. Kötü olan Portekiz’e attıkları golün kopyasını ağlaramızda görmekti. Lanet hastalık nüksetti! Sabri’nin boşalttığı sağımızdan vurdular bizi… O bacalamadan sonra verdiğimiz 1 pozisyon daha var… Hepsi o kadar! Hem de karakter değiştiren, 2 yıldır hücum oynayan Almanya’ya karşı.. İkinci yarının uzun bölümünde de elimizdeydi ipler…***MUHTEŞEM gidiyordu işler.. Finalin ucu gözükmüştü… Ancak önce yan top arızamız, Mehmet Topal’ın Klose’nin altında ezilişi, soğuyan Rüştü’nün hatalı çıkışı… Sahi bu nasıl iştir? Sevgili Rüştü, bu kaçıncı yanlış çıkıştır? 37 yaşında hâlâ mı? Canın sağolsun… Ve pes etmedik… Semih’in iğne deliğinden geçirdiği top ‘yine geri dönüyoruz’ duygu seline kaptırdı bizi. Umutlandık. Fakat kahrolası son dakika golü geldi aniden.. Colin yerdeyken attılar. Yakışırdı Almanlar’a, sahanın en ezileni Lahm’a… Ne diyelim! Kaderde son dakika golü yemek de varmış.. Hırvatlar’ı ağlatırken, ağlamak da! Kaçan gollerimizi belki kimse hatırlamayacak. Ancak Türkiye’nin oynadığı futbolu kimse hafızalardan silemeyecek… Mesela… İki golümüzdeki iki bacak arasını. Uğur’un golünde Lehmann’ın ayakta duramayışını. 2. golden önce Sabri’nin attığı beşiği…Kimse söküp atamayacak… Türkler’in ‘en iyi savunma hücumdur’ taktiğini… 3 maçtaki harika geri dönüşünü… Almanlar’ın 100 yıl boyunca böyle zülum görmediğini… ‘Panzer’in sahici ‘tırsak’lığını…***EURO 2008… Bizim için bitti. Daha ötesi olabilirdi. Olmadı! Bunun suçlusu bu takım değil. Fatih Terim de! Belki Rosetti’ler, Busacca’lar… Her golümüzde suratını asan Platini’ler.. Ne bileyim, belki de Busacca’yı Basel’e gönderen Blatter. Ancak bu teoriler sakinleştirmeyecek bizi! Elendik gerçeği değişmeyecek ki! 25 Mayıs 2008 gerçeği kesin olarak şu:Yetenekli bir Türk, 10 Alman’a bedeldir.Duruşuyla, koşusuyla, mücadelesiyle, hırsıyla, oynama aşkıyla, tutkusuyla. 90 dakikanın anafikri bu… Zaten onlar da sıraya geçip bizi alkışlamadı mı?***TÜRKİYE’Yİ yeniden Dünya futboluna hatırlatan Terim’e, Terim’in askerlerine, Scot Piri’ye, emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoruz… Daha önemlisi tüm dünya saygı duyuyor. Biz de…! Hatalarımız yok mu? Var.. Keşke o son iki golü pisi pisine yemeseydik! Hamit egoist, Sabri çılgın, Rüştü ‘korkuluk’ olmasaydı. Ama hepsi teferruat…Asıl olan şudur; 2008′e Türk devrimi imzasını atmıştır. Türkiye, ‘gönüllerin şampiyonu’ olmuştur. Futbol tanrıları mı? Artık bize bir final borçlu…

YAKIN planlıydı oyunumuz. Özellikle de iki anahtar adama karşı çok özel önlem almıştık… Topal, Modric’le, Tuncay Niko Kovac’la tampon tamponaydı. Hatta Modric’i ilk Hamit karşılıyordu… Yine de kendi oyunumuz vardı aklımızda.Ayağa oynadığımız anlarda Hırvatlar’ın pres futbolunu çözdük. Özellikle Gökhan Zan’la topu şişirdiğimizde onlar da aynısını yaptı… Kontrol oyununda ilk yarı iki adam ön plana çıktı. Sabri ve Balta… Sabri ne kadar kötüyse, Hakan Balta o kadar iyiydi. Sabri sanki, ‘Hamit’ten sağ bek olmaz, Sabri oynasın’ diyen bizlere nazire yaptı.. Balta’nın beklenmeyecek derecedeki müthiş kademeleri, 3-0 olacak maçı 0-0′da tutmamızı sağladı… Tabii tek verdiğimiz pozisyon vardı. Topal’ın hatasında organize geldiler. Oliç’in direğe vurması onlar adına şanssızlıktı… Hakemin Tuncay’a Simuniç’in yaptığı kurnazca penaltıyı vermemesi de bizim adımıza şanssızlıktı. Skor adaleti sağlandı.***İLGİNÇ bir tablo vardı oyunda… 5 tane ofansif özellikle oyuncumuz sahadaydı. Ama tek bir hücum girişimimiz yoktu. Topal’ın füze gibi şutu, Hamit’in heba ettiği frikik dışında heyecanlanamadık bile… Nihat’ı arkaya kaçıramadık hiç. Sütsüz kahve içerek geçirdi Nihat ilk 75 dakikayı..Aslında Yunanistan ruhunun ‘light’ını oynuyordu iki takım… Biz yokluk içinde mecburduk… Sağlamcı oyunda ilk korner 61′de, ilk ofsayt 62′de oldu zaten.. Ancak titrek savunmamız ürkütüyordu bizi. Nitekim, tam 6 pozisyon daha verdik Hırvatlar’a.. Onlar sinsi ataklar geldi ama sağlam gelemediler. 18 içine girdiklerinde allahtan orantısızdılar. Terim’in Topal’ı çıkartıp Semih’le çift forvete geçmesi, oyunu biraz öne taşıdı. Cesur ve şanslı bir hamle oldu. Yine de Hırvat kurşunları kesilmedi. Hamit-Tuncay’ın alışmadıkları ön liberodaki duruşları sakattı. Zaafımızı Biliç, tek forvetle çözemedi. ***VE maçı riskli Terim planı sayesinde ‘tutup’ uzatmaya taşıdık… Onca yokluğa, defansif adam olmayışına, sakata rağmen şans tabloyu dengeliyordu.. Ve iş bize dönüyordu. Film gibi bir 30 dakika yaşadık. Öyle bir sinerji vardı ki sahada, ‘Ağlamak istiyorum’ duygu seli hakimdi. Daha önemlisi Hırvatlar oyundan düşmüştü, saldıran bizdik artık.İlk uzatmada Türk ruhu sahne aldı. Öyle güzel oyunu toparladık ki, takımın kalbi atmaya başladı. Semih-Nihat ikilisi önde basınca rakibin oyun kurma şansı bitmişti. Özellikle Tuncay, Niko Kovac’ı sahadan silmişti… Ancak 119. dakikada yanımızdaki şans bizi terketti. Rüştü’nün gereksiz kaleyi terkedişiyle saçma bir gol yedik.. Modric’in inadı, Zan’ın hatasıyla bütünleşince bir an şok olduk. Ama küçük bir an!***OYSA asla pes etmeyen bir takım vardı… İsviçre’yi, Çekler’i tuş etmiş onbirin son bir sözü daha olmalıydı. Oldu da! Rüştü mükemmel bir atiklikle rakip oyuncu değiştirmek isterken serbest atışı kullandı. Ve bay gol Semih, Simuniç’i sırtına aldı… Kalplerin durduğu an, Semih topa öyle bir abandı ki, tüm dünya sarsıldı… Penaltılar zaferin kremasıydı. Gece bizim için bir kez daha mutlu bitti. Bir iş icat ettik ve uyguluyoruz. Geriden gelip başarıyoruz. Bu işi sadece büyücüler yapar. Artık şu kesin… EURO 2008 Türkler’in örnek mücadelesiyle hatırlanacak. Tüm dünyaya bir ders öğrettik… Mücadele et, imkansızı başar. Olay budur…

Hırvatlar’ın son 3 yıldaki ihraacatına dikkatle bakalım… Modric (Tottenham), Corluka (M.City), Kranjcar (Porstmouth), Pokrivoc (Monaco), Vukojevic (D.Kiev)… 48.5 milyon Euro’ya satmışlar. İsviçre doğumlu Rakitiç de 5 milyon Euro’ya Basel’den Schalke’ye geçti. Suker, Prosinecki, Boban’ın ülkesinin ‘platin kuşak’ının temel taşı bu parlak gençler.Yeşil sahaların ‘damalı bayraklılar’ı böyle bir ekol işte. İtalya özel maçında ırkçı Rowdys taraftar grubu ‘nazi’ selamı durmuştu. Böyle de ateşliler… Ancak allahtan Euro 2008′e girişleri yasaklandı bu grup üyesi 398 taraftarın… ***Takım kimyasına gelince… Tecrübe ile gençliği iyi harmanlaştırdılar. Tam bir karakter takımı izliyoruz finallerde. Kadro Bundesliga ve Premier Lig ağırlıklı (6+4)… Süper ve çarpıcı teknikleri, çabuklukları, agresif yapıları, fiziksel güçleri, yetenek, tutku ve zekaya dayalı oyunları, hocaları Biliç’in ateşleyici ve kaynaştırıcı ruhu en önemli artıları. Ancak can alıcı soru şu… Biz bu Hırvatistan’ı nasıl yeneriz? Zaafları neler? İşte bunun yanıtını bulmak çok da zor değil… İsterseniz madde madde bunları sıralayalım, tur şansımızı ortaya dökelim:1 Son 20 dakika oyundan düşüyorlar. İngiltere (3-2) ve Almanya (2-1) galibiyetlerinde bile bunu gördük. Avusturya’yı, Polonya’yı yenerken de… Ve biz artık 2. yarıların takımıyız. Neden şansımız bu koz ve B planı olmasın?2 Genel olarak takım savunmaları zayıf. Tek ön liberolu oynuyorlar. Modriç, Kranjcar, Rakitiç takım defansını düşürüyor. Biz ise fizik güç olarak son çeyrekte patlayan motor gibiyiz.3 Evet, çok teknikler. Ama yeterince sertler mi? Srna, Niko Kovac, Corluka, Oliç agresif oyuncular. Ancak bizim takım daha bir faullü oynuyor ve doğru sertlik bizi daha avantajlı kılar.4 Anahtar adamları görüntüde oyun kurucu yeni Cruyff Modriç… Ancak asıl mesele onu besleyen ön libero Niko Kovac’a oyun kurdurmamak. 33′lük Kovac’a 2. forvetimiz Tuncay, tıpkı Çek 2. yarısında Galasek’e yaptığı gibi şarj uygularsa tablo lehimize döner.. Niko’yu engellersek, yerden oyun kuramazlar. Modric’i de etkisiz kılarız. 5 Ne olursa olsun sürpriz paketi gibiler. İyi konsantre olamazlarsa kötü olabiliyorlar. Hatta maç seçiyorlar. İngiltere ve Almanya gibi büyüklere iyi oynadılar. Ancak konsantre olmadıkları maçta Hollanda 3-0′la onları fena dağıttı. Umarım bizi küçük görürler ve bize hiç saygı duymadan oynarlar..6 İki kanatları güçlü ama göbekleri zayıf. Corluka-Srna ikilisi, Arda’yı zorlar. Balta’ya çok iş düşer. Ancak Arda onları defansta tutabilir. Özellikle Srna hileli oynayan birisi. Kurnazlıklarına dikkat! Solda Vranjic-Rakitiç hücuma çok çıkıyor. Arka boşluğa iyi sızan adamımız bizim kahramanımız olur.7 Gelelim asıl madene… Simunic-Robert Kovac (30-34) defansı tecrübeli ama yaşlı… Üstelik çok ağırlar. Seken topları alamıyorlar. Hızlı Nihat maçın kahramanı olabilir… Pletikosa yan topları iyi kaleci. Ancak ortalar sıçrarsa bize ekmek çıkar. Hele topu yere indirirsek, aradan sızarsak tablo lehemize gelişir. Yani savunmaya iyi pres şart!8 Hocaları 40 yaşındaki Biliç… Bir elinde hukuk diploması, diğer elinde gitar olan, rock grubu kurmuş, küpeli bir teknik direktör. Bizi ilgilendiren bölümü fazlasıyla cesur olması… Yapacağı çılgınlıklar işimize gelecektir.. İşin ana fikri, Hırvatistan’ın artıları kadar zaafları da var. İlk baskıyı atlatırsak ve dağılmayıp, maçı son bölüme taşırsak Hırvatlar’ı eleriz. Bunu da başaracağız, hissediyorum…

Rakip Hırvatistan, ideal 11′inin 9′uyla sahadaydı. Bu bizim maç için ne kadar ölçü olur? Olmaz tabii ki… Ancak maça ‘Hırvatizm’ açısından bakmak lazım. Yani felsefelerini irdelemek gerekiyor. Tamam, Smolarek’siz bir Polonya çok güçlü sayılmayabilir. Yine de Biliç’in yarattığı efsanenin ipuçlarını görmek mümkün.Efsane diyorum. Çünkü İngiltere’yi, Almanya’yı yenmiş bir takımdan bahsediyoruz. Ve yedekeriyle Polonya önünde sadece ilk yarı 8 pozisyon bulmuş bir ekolden. Öncelikle söyleyelim. Çok organize ve hızlılar. Kollektif futbolun ustaları gibi duruyorlar sahada. PAF takımın paslarından bile bu anafikri çıkartmak zor değil. Oyunun yönünü çok iyi değiştiriyorlar. Kontralar etkili. Daha dikkat çekici olan çok sertler.. Tekniğin üstüne eklenen sertlik bizi çok zorlar… ***Rock grubu elemanı hoca Biliç zihinsel zenginliği olan bir adam. Strateijileri hücum futbolu üzerine kurulu. Dün 4-4-2′yle oynattı takımı. Bize karşı 4-1-4-1 görebiliriz. Böbrek nakli sonrası futbola dönen Klasniç’e Petriç eşlik etti. Petriç çok etkili ve çapraz koşularla Polonya defansını yıprattı. Onun paslarıyla Klasniç 4 net pozisyon buldu.. Ve Klasniç bir de gol attı.. Ancak golün mimarı sol bek Pranjiç’ti… Sahanın en iyisi de bu solaktı. Hollanda’nın Heerenveen takımında sol açık oynuyor Pranjiç.. Ve Uğur Boral gibi. Teknik, çabuk ve kurnaz. İyi sızıyor soldan. Önündeki Rakitiç 10 numara bir oyuncu. Tüm duran toplarda topun başına geçiyor. Polonya kalesinde serbest vuruştan ciddi pozisyon yaratan ortalar yaptı. Tekniği süper zaten.. Biliç’in oynatmadığı Luka Modriç ve Kranjcar da aynı. Yani üç Arda’lı bir takım Hırvatistan.***Dün son vuruşlarda kötülerdi. Tabii gecenin çok kaçıran ismi Klasniç bize karşı olmayacak. Muhtemelen Petriç de… Zaten 9 yeni adam göreceğiz bizim maçta. Ancak şu da önemli. Smolarek girdikten sonra çok pozisyon yediler. Bu oyundan düştüklerini, takım defanslarının zayıflığını gösterir. Özellikle çabuk adamlara karşı.Özetle dün Vranjic-Rakitic sol gücünü gördük ama sağdaki Corluca-Srna dişlisi de makinanın temel parçası. Şifre ise şu: Motoru işleten Modric’li Hırvatistan’ı asla küçümseme…. Yoksa yanarsın!

İnancım tamdı… Tamam, takımımız kötüydü. Yorgunduk. Sakatımız çoktu. Ancak yüreğimin sesi net birşey söylüyordu. Çekler’i en kötü ihtimalle penaltılarla elerdik. Çek Cumhuriyeti, tabii ki muz cumhuriyeti değildi. Ancak biz Türko’yduk. Gücümüz yüreğimizden geliyordu. İşte dünyanın çözemediği gerçek buydu!İlk 55 dakika içim gerildi… Tüm Türkiye’nin olduğu gibi. Bundesliga’da Nürnberg’i küme düşüren Koller’i kral yapıyorduk her Çek şişirmesinde.. Sanki onun markasından korkmuştuk. Sigara alışkanlığı gibi faul yapıyorduk. Tiryakilik olmuştu zaten bu. Yoksa turnuvanın en faullü takımı (ort. 24) olma unvanını başka nasıl açıklayabiliriz ki?***ÇEKLER’İN Gyrgera-Koller sağ kanat orta-kafa golü (3 hafta önce Litvanya’ya attılar) umudumu kırmadı… Hatta dünyanın en ağır adamı Koller’e kontratak yaptırmamız… Hatta ve hatta ofsayt rekortmeni Koller’i (Elemelerde 19′la zirvede) defansımızın ilk kez 45+1′de ofsayta düşürebilmesi de! Yine, E.Güngör sakatken stopersiz dünyanın en komik golünü yememiz de umudumu bitirmedi..Ancaaaak… 71′de Polak’ın topu direkten dönünce, işin değişeceği belli oldu. Çünkü, öyle bir ruhtaydık ki, herkes 3 kişilik oynuyordu.***O an aklıma İsviçre golünden sonraki sevinç yumağı geldi… Altın goldeki kutlama, tarihi ‘bütünlük’ fotoğrafıydı. Ve o coşku, son çeyrekte yağmurla birlikte patladı. Sahada 11 kişiydik ama sanki 70 milyonduk… Arda’nın ayakları uzuyor, Nihat koşuyor, Tuncay çırpınıyor, bir dakika içinde Cech’in kalesine 3 orta yapıyorduk.Zaferin ayak sesleri geliyordu. Ve tarih gol perdemizi açan hormonsuz yıldız Arda’nın verdiği coşku, Nihat’ın 2 golüyle yazıldı. Öyle bir şov yapmıştık ki, Cech bile şaşkın ördek gibiydi. Nitekim, ‘Türkler bu işi biliyor’ diye düşünmüş olmalı ki, ikinci golümüzde bize yardım bile etti… ***TOP bizi, biz topu çok sevmiştik. Çılgın Türkler’in oyununa saygı duyuyordu Çekler. Hele Nihat’ın çeyrek finali getiren üçüncü golünde top öyle mutluydu ki, Cech’in ağlarına giderken zevkten dört köşeydi…Aslında maçın son yarım saatinden sıkı bir film çıkar. Yıkılış, diriliş, zafer… Kurtuluş savaşının biraz yeşil çimen hali sanki. Atatürk filmi üretemeyen ülke gerçi bu şovu değerlendiremez ama benim önerim şu: Dünkü zafere koşuş hikayesi için yönetmen Spielberg göreve çağrılmalı…Eminim, Türk inatçılığını çekmek için kamera arkasına keyifle geçer.. Çünkü dün asla pes etmedik. Gecenin sözü ise ‘Türkler yeni bir kazanma kültürü icat etti’ olmalı. Teknik, taktik, kırmızı kart mı? Hikâye! 0-2′den 3-2, en değerli zaferdir…

DİLİN kemiği yok… Terim, Yıldıray’ı final kadrosundan gönderirken gerekçesini şöyle açıklamıştı: Emre’nin alternatifi Tümer. Terim sözünün eridir. Biz öyle tanırız. Tümer’i onbire alması bu yüzdendi. Fakat maç öncesi Tümer’li onbir fena da durmuyordu. Gökdeniz, Nihat, Arda’yı yanına katınca aşırı ‘teknik’ bir ordu izledik. Ölçüsüzce atletten tekniğe geçmiştik! Yağmur yağıp seller akınca dağıldık. Yarı doğru onbir, aşırı yanlış oldu. Acaba hava durumu sabahtan öğrenilemez miydi? Kimse akıl edemedi mi bunu? Tabii zaten yanlış olan sistemdi. Yani 4-3-2-1 taktiği. Şu huni duruşu… Bunu Milan’da Ancelotti uyguluyor. Onun elinde Kaka, Seedorf var. Ama Terim’in varisi Ancelotti’nin elindeki silahlar bizde yok ki! Terim’in anlamadığım bir huyu daha var. İnatçılığı… Mesela ‘gazi’ Servet’i oynatmasını anlamıyorum. Evet, annesinin reklamda dediği gibi ‘Aslan gibi oğlan’ Servet. Ama sahada tek ayaklı. Solu sakat. Bu yüzden sağ ayağını da kullanamıyor.Yine mesela… Yediğimiz gole dikkat. Uzun topta Eren’i kaçıran Servet ofsaytı bozdu. Sonra Volkan’ı geçip yerden gelen Eren’in pasına yarım-yamalak hamle yaptı. Soluna iyi basamadığı için sağ ayağı ortada kaldı. Aynı olayı 2-3 defa yaşadık. Solu yok. Onu oynatmak cinayet! ***İKİNCİ yarı yağmur kesilince Tanrı’nın bizi galibiyete sürükleyeceği aşikârdı. Zaten İsviçre’nin bir numarası yoktu. Terim de bu bölümde mantığını kullandı. 4-4-2′ye geçti. Yani çift forvete… Gerçek santfor Semih’in girişinden öte Marco’nun F.Bahçe’deki gibi ileri itilmesi hücumda patlama yarattı. Sürekli saldırdık… 3 topu kesen Volkan sağlam bir bekçiydi. Hareketli, baskılı oyunda başrolü ise Arda kaptı. Maçın henüz 10. saniyesinde Zidane dönüşüyle iki İsviçreli’nin belini kırmıştı. Bu takıma güven katan bir hareketti. Asıl şovunu gollerde gördük.İlkinde sol çaprazdaki Nihat’a, topu Semih’in kafasına işaretleme açısı yarattı. İkincisinde 64 metre koşup (Üstelik 90+2′de) şık bir gol attı. Ve coşkuyu verdi! Mutluyuz. Çünkü bu kadar hoca yanlışına rağmen harika bir zafer çıkarttık…

Pepe ve Carvalho… Portekiz’in iki tandemi. Nasıl iş ise, Servet-Zan (Emre Aşık) bu ikiliyle en az Nuno Gomes kadar boğuştu…Bunun açıklaması basit. Bostan tarlasına benzeyen uzun orta alan boşluğu. İyi bir takım presi olmayışı. Ya da kafayı Ronaldo’ya, Simao’ya, Deco’ya takmak!Başka türlü Pepe’nin gol atmasını anlatamayız. Özellikle de, gen gerideki adamın en hor gördüğümüz Nuno Gomes’le ver-kaç yaparak bu işi yapmasını… Finalist bir ülke için skandal gol.***Oysa… Taşları yanyana koyun. Nihat, Tuncay, Mevlüt, Colin. Yanına Emre Belözoğlu’nu ekleyin. Geri dörtlü, önlerindeki gömülü Marco… 5+5 gibi bir duruş.Yani ciddi bir hücum takımı! Riskli ama iş yapabilir bir onbir. Ama görüntüde. Daha çok kağıt üstünde. Böyle bir onbirle rakip kaleye gidememek anlaşılmaz. Şifresi ise basit. İkiyi ‘çaaat’ diye bölünmek işin aslı. Kıpırdayamaz hale getirir takımınız. Zincirleriniz kırılır, pas yapamazsınız. Daha özü güven bunalımı yaşarsınız. Korkmak ‘cuk’ oturur belki. Ama ‘Türkolar korkmaz’ biliyorum. Yüreksiz de olamaz. Ancak 90 dakika ‘duruş’ gösterememek üzücü. Çimlerin üzerinde ‘caka’ satacak bir takım olamadık dün. Portekiz’in istediği gibi oynadık. Çabuk-çevik olalım derken, tecrübeli bir ağabey, pivot Hakan Şükür’ü aradık. Neden? Çok basit.. Hakan’a alışıp, Hakan’sız finallere gelmek. Belki küçük detay ama çok şey anlatır!***Wembley’de bu kadar ezildik mi? Evet… Ama o ‘fi’ tarihteydi. oysa Villarreal’in gol kralı bizde, Newcastle’ın haşarı çocuğu da. Beckenbauer’in gözbebeği de! Lig şampiyonunun stoperi, solbeki de. Öyleyse kalite var. Olmayan şey ‘ruh’… Düşünün… Rakip stoper Pepe, 9.2 kilometre koşuyor. Vietnam, Sri Lanka, Nepal, Bangladeş.. Euro 2008′i naklen yayınlayan ülkelerden bir kaç ilginç ülke. Muhtemelen Portekiz’i, kısmen de ‘Türkolar’ı izlemişlerdir.Özellikle de G.Kore’de bronz madalyayla ‘el ele’ tribüne giden kırmızı formalıları.. Muhtemelen dün kırmızı formayı görüp ‘işte Türkler’dediler… Ama spiker ‘turkuaz’ların Türkiye olduğunu söyleyince şok geçirmişlerdir. Onlar bile, ‘Türkler korkak olamaz’ demiştir… Son söz… Masal ülkesiyiz. Hayal gücümüz geniş. Uzak hedefler koyuyoruz. Ama altı boş. Finallere gidiyoruz, sıfır beden takımla. Yahu Fatih hocam, ‘ham meyve’ gibiydi takımın. Ve çok kolayca yediler!

EURO 2008 kuraları çekileli tam 7 ay oldu. Günlerdir Portekiz ile yatıp Portekiz ile kalkıyoruz. İş biraz Sevilla-Chelsea işine döndü. Olayın suyunu çıkarttık milletçe. Fikir çöplüğüne döndü ortalık. Her kafadan bir ses. Yok şöyle, yok böyle yapmalıyız. Biz bir kere inatçı milletiz. Öyle aklı selim olamayız. Genlerimize aykırı bu. Vatan millet sakarya der, Brezilya’yı perişan ederiz… Siyah ile beyaz gibidir performansımız. Tutmaz günü gününü. Ama Portekiz ile ilgili unuttuğumuz çok önemli detaylar var.Bir kere bizi dünyanın en üçkağıtçı takımı, en kurnaz hocası bekliyor. Oyuncular öyle hilebaz ki, böyle numaracı bir takım dünyaya bir daha gelmez. Tekmeyi atıp yemiş gibi gösterirler. Sanki hepsi özel seçilmiştir, sihirbazlara taş çıkartırlar. Ronaldo’nun 2006′daki Rooney için ‘Nasıl attırdım’ diye göz kırpması, İngiltere’de ona linç girişimine neden oldu. Ferguson bile onun önündeki ahlak bekçisi olabilmiş değil. Hâlâ penaltı kazanma, faul çalma cinliklerini sürdürüyor.TEKME YEME NUMARASIStoper Carvalho’yu Nihat topa ayağını kaldırdığında kasığına sert tekme yemiş gibi kıvranır göreceğiz sıklıkla. Pepe biraz saftır ama iki tandemin en iyi yaptığı şey ucuzca adam attırmaktır. Nihat’ın bu ikisinin arasında cirit atma çabukluğu onu maçın kahramanı yapabilir. Çünkü iki stoper aynı zamanda zayıf halkadır.Kaleci Ricardo’ya iyi frikik, uzaktan şut golü getirir. Hele de bol yan orta. Penaltıda şansımız olmayabilir. Çünkü penaltı kurdudur. Sağbek Miguel’in (veya Bosingwa) geri dönüşleri kötüdür ama akıllı çıkışları şeytancadır. Petit iyi bir Marco’dur. Ama çok hızlı oynar. Deco’nun araya pasları, Moutinho’nun uzaktan şutlarına dikkat. Ama daha çok Deco’nun direkt kendini atma tuzağına düşmemek lazım. Ronaldo-Nanni aynı ustanın kalıbından çıkmış gibi. Roni’nin flip flap taktiği, Nanni’nin fok balığı numarası… Rakibe saygı duymadıklarının belgesidir. Quaresma sirk topçusudur. Oysa Ronaldo futbol cambazı. Aralarındaki küçük fark, Portekiz’in durduralamamasının şifresidir. Nuno Gomes’in kötü olduğuna kanmayın. Çünkü onun yalancı çapraz koşuları Ronaldo’ya yer açmak içindir. AHLAKSIZ PENALTILARBöyle numaracı, hilebaz kadronun başındaki adama gelince. Scolari melek yüzlü bir şeytandır. 90 dakika hiç oturmaz. Hakemle birlikte maçı yönetir. İtirazlarıyla 5 faulü lehine çevirir her maç. Heyecanıyla 10 top çalar. 8-10 taç kazandırır bağırtısıyla. Ölü topları sinsice kullandırır takımına. Kulübesine gelen taçlarda içeri girer taktik verir gizlice. Gürcistan’a karşı özel maçta bile ahlaksız penaltı kazanmışlardır. İşte böyle şeytani bir birliktelik sunar Portekiz. Kalitelidirler, şımarıktırlar. Ama rakibin üst üste 5-6 pas yapmasına sinir olurlar. Bir de iyi kapanmasına. İyi orta saha savunmasıyla onları durdurmak mümkün. Asıl olansa fizik olarak ayakta kalıp onları sinirlendirmek. Yani onların kurnazlıklarıyla onları yenmek lazım; bolca tilkilik gerekiyor. Kazanmamızın şifresi budur.

İlk felaket, 90. saniyede eksik kalmaktı Bolu için… Vestel’de oynamış, Erhan Yılmaz gibi bir adam kendini attırdı adeta. Hem de tecrübeli hakem Selçuk Dereli’nin gözüne soka soka taban girdi. Uzun süre eksik oynamak bazen motivasyondur ama yorar çoğunlukla takımı… Daha kötü tsunami, direklerden dönen toplardı aslında… Bir değil, iki değil, üç topa izin vermedi Dolmabahçe’nin kaleleri. İhtimal o ki, Sergen yıllarca gol attığı kaleleri büyülemişti futbolu bıraktığı takımına son bir buse vermek adına… İlk bir saatteki bu şanssızlıklar daha bir direncini kırdı Malkoçoğlu’nun torunlarının. Çünkü, futbol tanrılarının onları istemediğinin belgesiydi onlar adına o kahredici anlar. Ya da, onları play-off’a taşıyan Eskişehir’e karşı ödedikleri açık bir diyet…RAKİP YORULUNCAFutbolun doğrularını Bolu oynadı maçın 80 dakikasında. 10 kişiyle 11 kişilik güç yarattılar. Oyunu dar bölgeye çektiler. Yerden, itinayla, inatçı bir ruhla atak yaptılar. Ancak kaçırdıkları 4. pozisyonun dönüşü, atamayana atarlar misali kötü bir süprizdi yaşadıkları…Nejat Biyediç ve 4 tane Süper Lig tecrübesi olan Eskişehir kendi tarihinin altında eziliyordu sanki. Sezonun istikrarsızlığı vardı üzerlerinde. İbrahim Parlayan’ı 5 kişiyle tuttular uzun süre. 90 metrelik alanda topa işkence çektirmeleri gelecek adına iyi işaretler değil.. Bolu yorulunca maçı çevirdiler.Peki kim gözünü kamaştırdı, Süper Lig’de kim oynar diye soraranız, yanıtım basit.. Hiçbiri.. Bir kere ‘cin olmadan adam çarpan’ oyuncular grubu vardı sahada. 30 bin kişilik, çocukluğumda şezlong başında izlediğim F.Bahçe-G.Saray derbilerini anımsatan bir atmosferi heba ettiler.. MEŞHUR İMAM NEREDE?Belli ki Boluspor, youtube’a düşen imamın duasını almamış… ‘İmam nerede?’ dedim içimden… Yazık oldu onlara. Ancak ikisi de UEFA’ya gitmiş 2 takıma yaşattığı heyecan için teşekkür etmek lazım. Feleğin çemberinden daha çok geçen Eskişehir kazandı. Metin Diyadin yoktu dün belki ama onun Oftaş’tan getirdiği Doğa attı kahramanlık golünü. Dereli’nin 5 kırmızısı kendi utancı değil! Bir de Kemal Unakıtan’ı atlamayalım. ‘Çakma Ronaldinho’ istiyordu bir demecinde. Dün Çakma Türk Roniler’le çıktılar Süper Lig’e… Ne diyelim, hoş geldin Es Es, hoş geldin tarih… O meşhur Ci-Ci (şeker) formalı günlerini özlemiştik. Keşke siyasete alet olmasaydın. Keşke…!

Tam 29 gün sonra başlıyor Euro 2008… Muhtemelen çok sıkıcı maçlar izleyeceğiz. Taktik disiplinden içimiz gerilecek. Katı savunmalara kızacağız. Alan daraltacak takımlar bol bol. Teknikler değil atletler dolacak yeşil çimlere…Mesela bir Yunanistan-İsveç maçını şimdiden hayâl edebiliyorum. Ya da, dün Bursa’daydı o maçın provası. Galiba öyleydi. Gençler tam bir kuzey futbolu oynuyordu. Kayseri de 2004′ün Yunanistan’ını…***FATİH Terim’in malum arama-tarama günleri. O da tribündeydi… İlk 120 dakikada kim gözüne battı kestirebiliyorum! Sadece Mehmet Topuz… Onun frikik ve ön direğe attığı kurnaz şutlara bayılmıştır… Ancak heyecanlı bulmuştur Topuz’u… Bir de Engin Baytar’ın Oğuz Çetin vari bileklerine hayran kalmıştır. Aklına girer mi bilemem. 120 dakikanın iki oyuncusu bu ikiliydi. Heyecan veren pozisyonlar yaratttılar. Tabii 2 kez G.Birliği’nin 5′li defansından nefes alan Cangele vardı bir de… Fakat onu Periç durdurdu, oyunu penaltılara taşıdı…***KUPA finalleri daima yürek ister! Güç ister… Dikkat, özen, fizik ve kimya ister. Daha ötesi konsantrasyon ister. Hele de penaltılarda. Heyecan verir şu 11 metre. Kimi kaçar mesela… M.Topuz gibi! Penaltı için kavga eden adam kendini 8. sıraya yazdırmış. Bu ne korkaklık! Yine de anlayış gerekiyor!İşin özünde penaltı tecrübe işidir. İvankov buna iyi bir örnektir. Hem atan, hem kurtaran adamdır çünkü. Kayseri’nin ilk atışını yapıp takımına moral vermesi tesadüf değil. Gecenin 28. penaltısını atan Mehmet Çakır’a ‘dur’ demesi de! Ki o Çakır ile Ergün, 2. ralli de sıralarını değiştirdi heyecandan. Ama korkunç İvan gibiydi Bulgar…Öyle ki, 2 nefis penaltı çıkartan Periç bile onu durduramadı. Ivan çıktı 2 attı, 3 kurtardı. Olay tam 1996′daki Hayrettin-Kubilay (16-17) olayına gidiyordu ki, noktayı koydu.***GARİP bir finaldi. 170 dakika sürdü heyecan… Top işkence çekti. İlk şut 41′de çekildi… 3. kez kaybeden Mesut Bakkal, ‘Biz figüranız’ demişti final öncesi, Anadolu’yu kastederek. ‘En iyi figüran’ kazandı kupayı. Aslında bu bir projeydi Kayseri için. Ve hasat zamanı ürünü topladılar. Onları da, Gençler’i de tebrik etmek gerekiyor… Yüreklerini ortaya koydukları için özellikle. Keşke dün TFF Çocuk Tribünü inceliğini gösteren futbol federasyonu kupayı ikiye bölebilseydi! Eskiden olduğu gibi… Herkes mutlu olurdu böylece…