Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Gürcan Bilgiç’ Category

Görünmez eller

Thursday
Aug 14,2008

Gürcan Bilgiç

İlk kritik tecrübede, Beşiktaş’ın ne kadar farklı olduğunu anlamaya çalıştık. Geçen sezondan sarkan negatif görüntüler devam ediyor mu, ya da yeni sezonda ‘gala’ yaptıracak icraatları olacak mıydı? Defansın göbeğindeki problemlerini çözmüş gibi gözüküyorlar. Devamlı baskı uygulayan bir rakibe karşı oyun kurmakta güçlük çektiler, ama mücadeleden vazgeçmeyip, pozisyon da vermediler. Cisse ve Uğur İnceman mücadeleyi sevseler de, topla ilişkilerinde ‘kaba’ kaldılar. Kadro rakip kaleye hızlı ve dikine koşmayı seven oyunculardan kurulu. Ama ön liberolar öne değil, yana veya geriye oynamayı tercih ediyorlar. Çünkü riskli pas attıklarında başarılı olamadılar. Top kaybı artınca, garanti pasın arkasına saklanmayı tercih ettiler. Tello bekte kalınca, hücumu organize eden, gerektiğinde oyun kuran sol ayağını da askıya aldırmış gözüküyor. Ali Tandoğan’ın hücum denemelerinde doğrudürüst tek top buluşması yapamamasına da Ertuğrul Hoca dikkat etmeli. DELGADO MAÇIN KEYFİYDİ Delgado, geçen sene oyun lideriydi, bandı koluna takınca şimdi takımı da arkasına takmış gözüküyor. Attığı nefis golün yanı sıra, risk alan estetik paslarla maçın keyfi olan oyuncuydu. Ama ne Bobo ne de Holosko hazır gözüktü. Dün sanki Beşiktaşlı oyuncuların sırtından çeken görünmeyenler vardı ve böylesine ağır ve isteksiz gözükmelerinin sebebi de bu “gizli” ellerdi.Bosna takımı beklenildiğinden çok daha dirençliydi. İstekli oynadılar ve maçı final havasında yaşadılar. Ama İnönü’de hiç şansları yok. Bu maçı “kazasız” yaşamayı ön plana almış, çok tedirgin sahaya çıkmış bir Beşiktaş’a karşı oynadılar. İstanbul’da dizginleri gevşemiş, zafere susamış tribünler önüne çıkacak bir takım bulacaklar. Bu 90 dakikada Beşiktaş takımı sadece gereğini yapmak istedi. Bu kalitede bir takımın sergilemesi gereken oyun bu olmamalı.

Sorular-cevaplar

Wednesday
Aug 13,2008

Gürcan Bilgiç

Skor 20′a geldiğinde bile ne bizler için, ne de sahada oynayanlar adına endişe yoktu. Çünkü bariz bir şekilde kalite farkını görüyorduk. Beklentimiz oyunu ne zaman kontrol altına alacakları, öyle didikleyen rahatsız edici kişiliklerini ne zaman sergilemeye başlayacaklarıydı. Gollerin ikisinde de net bir şekilde kişisel yanlışlar var. İlki Carlos’un kanadından gelen ortada, Gökhan’ın hamle hatasıdır. Tribünden gördüğümüz kadarıyla Volkan ile arasında bir iletişim probleminden kaynaklanan karar yanlışı da olabilir. İkincisinde Edu ile başlayan yanlışlar serisini seyrettik. Ama bir an bile maçın böyle biteceği aklımıza gelmedi. Golü bekliyorduk. İstanbul’a bu skorla dönülmeyeceği konusunda kuşku duymadık. Bu maçın ikinci ayrıntısı, Aragonesli F.Bahçe’nin ilk defa sert bir rakibe karşı ne yapacağıydı. Tribünlerin coşkusuyla, meydan okumaya meraklı bir takım Partizan. Bunu da gösterdi 90 dakika boyunca. Ama hatalar yapacaktı ve F.Bahçe bu bitiriş anlarını değerlendirecekti. Partizan’ın yakaladığı pozisyonların neredeyse tamamı F.Bahçe orta sahasının yeterli pres üretememesinden kaynaklandı . Uğur, Alex, Kazım üçlüsü iyi niyetli geriye koşuyor ama bu isteğin karşılığını alamıyorlardı. Lugano ve Edu, filtreden geçmemiş bu diri ataklarda hatalar yaptılar. Bu ‘incelik’ daha sonra da aynı sorunları beraberinde getirecek. Belki hala alınmayan ön libero ile Emre’nin ilk on bire girmesiyle görüntü ve şartlar değişecek. Belki Aragones farklı düşünecek. Alex’i hızlı eriten, yeteneklerini sınırlayan yeni görev bölgesinden, tekrar eski apoletlerini omuzlarına koyarak daha öne taşıyacak. Ortaya daha dirençli bir orta saha da çıkacak.Yine skor 2-0′a geldiğinde Aragones’i takibe aldık. Bugüne kadar kolay kazanıyordu, geriye düşen takımı yoktu. Skorda üstünlüğü ele geçirme adına ne karar vereceğini, nasıl farklılık sergileyeceğini merak ediyorduk. Merakımız hala yerini koruyor. Yaşlı kurt hiçbir hamle yapmadı, en baştaki oyun planı, kendi işlerliğinde beraberliği getirdi; galibiyetin kapısını tıklattı, açamadı. Güiza’nın attığı gol özellikle kendi adına önemli. Golcüler attıkça güven kazanırlar, “Okçu” için umarım bir eşik aşılmıştır.

Semih dersleri

Wednesday
Aug 6,2008

Gürcan Bilgiç

Maçın benim için önemi tek yönlüydü. Zaten ilk maçta rakip tartılmış. Tur için gereken skor alınmıştı. Fenerbahçe’nin yeni takım düzenini ne kadar geliştirdiği, ilerleyen haftalarda hangi noktalara taşıyabileceğini görmek önemliydi.Dokuz kişi aynı istek ve disiplin ile topun arkasında kaldılar . Rakibi bir an bile küçümsemeden ciddi oynadılar. Tempoyu düşük tuttular, çünkü golü erken bulup gereğini yapmışlardı. Bundan sonrasında maçı ‘kazasız belasız’ bitirmek için topu ayaklarında tuttular, kontrolü ellerine aldılar.Ciddiyetlerini oyun içinde bölge değiştiren oyuncuların yerlerine hemen bir takım arkadaşının geçmesiyle veya oyuna girmek için kenarda bekleyen Burak’a, rakibin atacağı korneri bekleyen Volkan’ın “Hemen gel, önümdeki yerini al” telaşında görüyorduk.Oyun alanını daraltmak, rakibe fırsat vermeyecek terminalleri üretmek için de hassastılar. Bunlar Fenerbahçe’nin Aragones dönemindeki değişmez anayasa maddeleri olacak. Bu nedenle vazgeçilmeden yapılması ve devamlı görüntüde kalması gerekiyor. GÜİZA MAHCUP EDECEK GİBİ Semih’in golleriyle belki de yeni bir bakış açısı daha yakalayacağız. Zico oynatmıyordu, Aragones forvet arkasında görev veriyor. Güiza ise golleri birbiri üstüne kaçırıyor. Kezman’ı aratacak kadar kötü vuruşlara sahip. Adını ‘formsuz’ koymak istiyoruz ama ‘okçu’ Fenerbahçe’nin kasasındaki 30 milyon euroyu tıkır tıkır sayanları mahcup etmeye kararlı gözüküyor. Şu anda ‘cicim ayları’ yaşanıyor. Ama bilsin ki, bu golleri kaçıran oyuncuya, kulübeyi yöneten ‘manevi babası’ bile daha fazla sahip çıkamaz. Onun uğruna iki yıldız; Semih ve Alex bir pozisyon geride oynuyorlar. Emre kenarda bekliyor. Bir ‘fay sıkışmasında’, takıma girecek ilk oyuncu Güiza’yı auta atar. Tabii kararlar adaletli alınır, yine pasaport ‘kardeşliği’ devreye girmezse… Semih yeni görev bölgesinde mükemmel oynuyor. Ama ceza alanına girdiğinde, küçüklüğünden beri O’na öğretilenleri yapıyor, gollerini atıyor. Biri atıyor, biri kaçırıyor. Semih ‘derslerine’ devam ediyoruz.

Gelişen Fenerbahçe

Sunday
Aug 3,2008

Gürcan Bilgiç

MTK maçı sonrası F.Bahçe’nin iyi oyununu gölgeleyen yorumların başında Macar ekibinin amatör takım görüntüsünde olduğu geliyordu. Bakış açısına göre fikir ‘yanlış’ değil. Ama Macarları kendi sahalarına hapsedip, özellikle son yarım saat içinde çaresiz bırakan istek, kazanma arzusu ve disiplin iradesi göz ardı edilirse, yazık olur.F.Bahçe’yi geçen senelerden farklı kılan, oyun karakteri olacak. 9 kişinin otomatiğe bağlanmış gibi geriye, topun arkasına koşması bu sezonun değişmeyecek görüntüsü olacak. Defansın sürekli öne çıkarak oyun alanını daraltmak istemesi de çağdaş futbolun gereği. Problem önde basmakta. Hücum presinin organize olduğu ve bu baskıyı yapacak oyuncuların yeterliliği tartışılır. Bu düzeni işletecek temel, bunu iyi yapmak ve başarmaktan geçiyor. Liglerin başlamasına kadar geçecek üç haftalık süre içinde bu görüntünün gelişeceğini umuyoruz. Çünkü F.Bahçe kadrosu ‘oynayamaz-yapamaz’ denilen her şeyi başarabilecek yetenekte oyunculardan oluşuyor.Aragones de onlardan bunu isteyecek. Yaparlarsa onbirde kalacaklar, yapamazlarsa yerlerine başkaları geçecek. YABANCIYA GEREK KALMAZ Emre’nin gelişi, alınacağından bahsedilen ön liberonun katılımı ile kadro yapısında eksiklerin azalacağı muhtemel. Ancak Selçuk’un hızlı yükselen ivmesi de var. Temposunu arttırır, daha çabuk ve garanti oynamaya başlarsa, bu sorunun varlığını herkes unutur. Selçuk oynadıkça gelişen bir oyuncu ve Avrupa Şampiyonası gösterdi ki, bizim futbolcularımızın kalitelerini çok küçümsüyoruz. Herkesin burun kıvırdığı Semih’in durumu ortada. Elde edecekleri şans sayısı artar, kafaları rahatlarsa F.Bahçe kadrosu yabancı transferine sebep olamayacak çıkışı gösterir.Ve son gelişme… İspanyol mahkemelerinden sonra Avrupa Toplulukları Mahkemesi de, Türkiye gibi Avrupa Ekonomik Topluluğu (CEE) ile anlaşması olan ülkelerin oyuncularının AB statüsünde oyuncu sayılmasına karar verdi. Uluslararası ilişkilerde ‘karşılıklılık’ esastır. 6 artı 2 gibi ‘abuk’ bir yabancı uygulamasını gürbüz çocuk gibi büyütürken; Federasyon’un ve kulüplerin bu gelişmeler ışığında hukukçuları toplayıp, bir karara varması gerekebilir.

Hem yeni hem keyifli

Wednesday
Jul 30,2008

Gürcan Bilgiç

Büyük bir iştahla başladılar oyuna.İlk resmi maçın baştan sona görüntüsü içinde, hazırlık maçlarındaki prangalar yoktu. Yıllardır hasret içinde beklediğimiz, ‘hele şükür’ kararıydı bu. F.Bahçe’yi her açıdan üstün kılan taktik kararın perde arkasında, rakibin net analizi ve kendi takımının doğru tartımı yatıyordu. Periyotta, ileriye çıkmaları ‘dilekçe’ye bağlanan, Gökhan ve Carlos, bir piston gibi ilerigeri çalışıyor; turu garantileyecek golleri bulmak adına cesaretle oynuyorlardı. Zaten kapanacak ve yine zaten tek forvet ile üstünüze gelecek bir takıma karı ‘tedirgin’ oynamanın mantıksızlığını taktik tablosunda ‘olmaması gerekenler’ bölümüne büyük harflerle yazmışlardı. Rakibe baskı yapmaktan bir an için vazgeçmeden, onlara ‘oyun kurma’ fırsatı vermeden, birbirlerine yakın ve yardımlaşmayı arttırarak, klasik tabirle ’savunmayı rakip sahada başlatarak’ her oyuncu için ’saldırı serbest’ emri çıkardılar. Saracoğlu koltuklarında önceden hazırlanmış setlerin, fizik gücünü üst düzey ve organize kullanmanın keyfi yaşanıyordu. Her an bir pozisyon olabileceği hissi içinde, ‘yeni F.Bahçe’nin galası yapılıyordu. Ceza alanına çok adamla giren bir takımları vardı artık. Yerden ve çabuk oynayarak rakibe top bile göstermeyen ustalara sahip bir ekipleri olacaktı. İki şutla gelen gollere rağmen, sağlı-sollu ortaların, golü atacak sahibini aradığı dakikaların arkası kesilmiyordu. Takım oyun alanı küçülterek çok koşuyor gibi gözükmesine rağmen, az yorularak maça sarılıyordu. GÜZEL ŞEYLER YAZACAĞIZ! Macar şampiyonunu 90 dakika sıfır isabetli şutla bırakacak kadar dikkatli oynayıp, istekle geri koşan bu takımın elbette eleştirilecek yönleri var. Ama daha yolun çok başındalar. Lige ve gerçek finalleri oynamaya daha bir ayları var. Gelişecek ve hatalarını en aza indireceklerdir. En azından ‘tutucu’ olmasına rağmen, taktik esnekliğe sahip bir teknik adamları var. Ve Emre Belözoğlu… Tiyatroda, oyunun lokomotif oyuncularına bahşedilen ‘antre (giriş)’ alkışını alarak Saracoğlu’na ayak bastı. F.Bahçe taraftarı Emre’yi bağrına çok sıcak ve samimiyetle bastı.Bu sezon güzel şeyler yazacağız galiba. Haydi hayırlısı…

10 numara ve Aragones

Sunday
Jul 27,2008

Gürcan Bilgiç

Shakhtar maçından sonra artık kafalarda soru işareti kalmadı. Aragones İspanya’ya Avrupa Şampiyonluğu getiren taktiği ve düzeni, aynen devam ettirmek istiyor. Başarılı bir düzen için Amerika’yı yeniden keşfetme gereği görmüyor. Bu düzenin sırrı hızlı oyunda. Ayağa sert paslar ve rakip defansın arkasına kaçırılan oyuncuların getireceği skor gücü. Bunu agresif bir presle destekleyecek orta ile, oyun alanını daraltmak için orta sahaya kadar yaklaşacak bir defans anlayışı. ALEXSİZ DE OYNAYABİLMELİ Bu modelde risk almak da istemiyor kurt hoca. İki önemli hücum bekini; Carlos ile Gökhan Gönül’ü bu nedenle ileri çıkarmıyor. Ön liberosu da sürekli yüksek konsantrasyon ile oynayıp, gedikleri kapamak zorunda. Bu anlayış üstünüze gelen bir takım için birebir.Sahasında bekleyenleri de (eğer alan daraltma başarılırsa) çok zorlar. Çünkü, tek forvete işlerlik kazandıracak yegane anlayış; oyun alanını daraltmak. Ceza alanına ne kadar çok adam sokmayı başarırsanız, gole o kadar yakın oynarsanız. Kimse, ilerideki tek oyuncuyla, ona doğru 40 metreden koşan diğerlerini seyretmek zorunda kalmaz. Ama her şey bir tarafa bu düzen 10 numaranın da yavaş yavaş sonunu getirecektir. Aragones’in sistemi bu nedenle çok önemli ve eğer ileriyi düşünerek yapılmışsa, çok da yerinde bir karar. Alex 32 yaşına geldi. Fenerbahçe beş yıldır oyunu onun üstüne kuruyor. Başarının altında Alex’in imzası varken, bu futbolcu etkisiz hale getirildiğinde de problemlerin kaynağı oluyor. Alex “Ben gidiyorum” dediğinde, ya yerini en az onun kadar değerli bir “10 numara” ile dolduracaksınız ya da onsuz oynamayı başaracaksınız.Tüm üst düzey takımlar artık “10 numaradan” vazgeçiyor. Çünkü böylesine değerli oyuncu sayısı artık az. Fenerbahçe’nin de Alexsiz oynamayı, başarılı olmayı öğrenmesi gerekiyor. Bu da disiplinli bir sistem ve takım oyunundan geçiyor. Aragones’in “prangalı” defansını veya kendi sahasında oynadığı halde bile tek vurucu ile sahayı çıkmasını çok eleştireceğiz. Ama en azından bir düzeni, yapmak istenen görevleri ve kazanmak için mücadele eden bir takımı sahada göreceğiz.Shakhtar maçının en önemli verisi; tek gol haricinde rakibin pozisyon bile bulamamasıydı. MTK maçında da farklı bir görüntü olmayacak. Ama hücum yollarında sıkıntılar yaşanabilir, Fenerbahçe rakip kontralarda gedikler verebilir.Kimsenin rakibi küçümsememesi gerekiyor, özellikle de Saracoğlu’nu dolduracak 50 bin kişinin konsantrasyonunu oldukça yüksek tutması lazım. Çünkü takımlarının biraz zamana ihtiyacı var.

MTK maçı zor geçer

Wednesday
Jul 23,2008

Gürcan Bilgiç

Fenerbahçe’yi “çok iyi” bulmayı beklemiyorduk. Ama aklımızdaki ve beklentilerimizdeki “iyilere” yakın olacağını umuyorduk. Saracoğlu’ndaki ilk hazırlık maçının beklenen ilgiden uzak olması, hazırlık dönemi rüzgarlarının, hiç bir yelkeni hareket ettirecek gücü göstermemesinden. İki yıldır sadece sonuçlara odaklanan tribünlerin; tempo, estetik, pozisyon adına beklentilerinin yükselmediğinin de işareti bu boş koltuklar. Yine de; 30 bine yakın seyirci vardı. Ligin diğer takımları full oynardı, aslında boş gözüken Saracoğlu yoğunluğunda.Aragones, ön libero gelene kadar 4-4-1-1 oynayacaktı. Oynadı da… Ama hazırlık dönemi, forvet arkasındaki ‘bir’i; Alex olarak fısıldıyordu bize. Dün Semih’i gördük orada. Alex uzaklaşmıştı kaleden. Yani ne Semih yerindeydi, ne Alex… KADIKÖY BOĞASI SAHNEDE İlk yarı, “Guiza’ya gol attıralım” tiyatrosuydu. İspanyol Boğası boş kalelere kaçırırken, Kadıköy Boğası (Semih), ilk pozisyonunda açılışı yapıverdi. Guiza’ya okunu kullandırtan ikinci golde de defansı şaşırtan şutun sahibiydi.Rakibe golün haricinde, hiç pozisyon vermediler. Fenerbahçe’nin ligdeki en önemli özelliği de bu olacağa benziyor. Alex’in bile istekli prese katılması, Kazım ve Uğur Boral’ın ellerinden geldiğince geriye çabuk koşmaları güzel ipuçları. Bir hafta içinde tempolarını arttırıp, çok daha etkili olmaları gerekiyor.İki bekin (Roberto Carlos - Gökhan Gönül) ileriye çıkarken üç kere düşündüklerini de belirtelim. Bekler oyuna girmezse, kanatlar nasıl çalışacak? Semih’in ve Alex’in yeni pozisyonları ne kadar doğru? KADRO DOĞRU SEÇİLMELİ Aragones’in istedikleri ve düşündükleri doğru şeyler. Ama seçtiği kadronun bu düşünceyi nasıl gerçeğe çevireceğini çok tartışırız. Bu oyunu oynayacak doğru isimleri bulması gerekiyor. Oyuncuya mevki değil, mevkiye oyuncu seçmeli. Zamanı azalıyor…Sorular ve sıkıntılar çok… MTK Budapeşte maçı kolay geçmeyecek…

Bu Fener’de ışık var

Sunday
Jul 20,2008

Gürcan Bilgiç

Bu Fener’de ışık var

GÜRCAN BİLGİÇ

Yazarımız Gürcan Bilgiç 3 hazırlık maçını da berabere bitiren F.Bahçe’den ümitli: “Dikine oynayan ve geriye istekle koşan futbolcular ışık verdi. Takım; yeni düzene alıştığında ‘makine’ ortaya çıkar..

Fenerbahçe’nin hazırlık maçları sıkıntılı geçti. Takım, karşılaşmaların hiçbirini kazanamadı. Oyunun kontrolünü elinde tutsa da, etkili olduğunu söylememiz zor. Fakat gözle görülen bir gelişme var ki; takımın temposu çok zor düşüyor, dikine oynamayı tercih eden futbolcu sayısında artış var ve rakibin özgüvenini azaltan bir baskı ile 90 dakikayı tamamlıyorlar. Son maç bizim için önemli bir göstergeydi. Çünkü teknik direktör Luis Aragones için de sistem kararı vermesi açısından belirgin nitelikler taşıyordu. Guiza’nın ilk defa forma giymesi bir tarafa, kulübenin oyuncuları olarak sahaya çıkan takımın anlayıştan ve mücadeleden bir saniye bile vazgeçmeden en iyisini yapmaya çalıştığını izledik. Neredeyse tüm maçı tek kale oynadılar. Elbette hatalar vardı ama bardağın dolu tarafı umut vericiydi. “POZİSYON SORUNU OLMAZ” Öncelikle Luis Aragones iki forvet ile (Guiza - Kezman) oynadı. Semih’in ikinci forvet olmasıyla birlikte maçın dengesi de rengi de değişti. Geçtiğimiz sezonun İspanya Ligi ve Süper Lig gol krallarının tehdit gücünü küçümsememek gerekir. Tek forvet oynamayı düşünen Aragones için son yarım saat milat olabilir. Zorlu rakipler karşısında orta sahayı bir fazla yapmak isteyebilir ama diğer maçlarda iki santrforla sahada kalmak doğru seçim gibi gözüküyor. Maçtaki en belirgin sıkıntı, baskılı oyuna rağmen pozisyon bulmakta güçlük çekilmesiydi. Bu hazırlık döneminin genel problemi. Ama o maçlarda da bu tempo yoktu. Alex ve Emre Belözoğlu’nun, bildiğimiz performansıyla yer alacağı bir orta saha, pozisyon sorununu çözmekte zorlanmaz. Çünkü en az üç oyuncu ile rakip ceza alanında yer alan bir Fenerbahçe takımı var. Önde oynamanın getirdiği avantajı sonuna kadar kullandılar.ÇİFT FORVET SAHAYA! Geçen iki sezonda bu tempoyu yapmak istediğinde Fenerbahçe geriye dönüşte sorunlar yaşıyordu. Şimdi bu da kalmamış. Topu kaybeden her oyuncu geriye istekle koşuyor. Topu alan her oyuncu da, ayağa ve net paslarla oynamaya çalışıyor. Her oyuncu sahada hareketli ve yanındakilere alan açmayı tercih ediyor. Birbirlerine ve yeni düzene alıştıklarında yıllardır beklenen ‘makine’ ortaya çıkacaktır.Umarız Luis Aragones “çift forvet” farkını Fenerbahçe taraftarlarından esirgemez.

Kıymetini bilsinler!

Wednesday
Jun 25,2008

Gürcan Bilgiç

Sıkıntıların içinden bir dev daha çıkarmayı başarmıştık. İlk yarı bittiğinde oyunun hakimi de, pozisyonların sahibi de, Basel’in kabadayısı da bizdik. Fatih Terim, biri kaleci, ikisi sakat 15 oyuncu ile sahadaydı. Tartışılmayacak kadar alternatifsiz, bir o kadar da mücadeleci bir takımla oynadı. Marco, Ayhan, Hamit üçlüsünün pas üretimi, oyunu çok çabuk elimize bıraktı. Almanlar zaten neyle karşı karşıya olduklarını bilemez halde, maçın renginin belli olmasını beklerken, bizim çocuklar çoktan Lehmann’ın kalesine isabetli ziyaretlere başlamışlardı. Direklerden dönen şutların peşi sıra iki çabuk gol geldi. Uğur ile sevinirken, bir anlık gafletin faturasını Rüştü ağlardan çıkartıyordu.Hamit sorumluluğu üstüne aldı. Topa kendini en çok gösteren oyuncuydu. Ama bu isteğini daha efektif kullanamıyor, ilk Alman golünde de topu kaptıran oluyordu. Ayhan’ın zeka pırıltıları, “ah’lar vah’lar” içinde beklediğimiz karşılaşmayı, Almanlar’ın kabusu yapmıştı. HAKEM BİLE DURDURAMADI Mucizeler yarattığımız maçların ardından, bu kez futbolun bütün tatlarını sergilemeye geçmiştik. Demek ki her şeyi yapabiliyorduk, her şeyi elimize alıp, her rakibe meydan okuyabileceğimizi gösteriyorduk. Eksiklerimiz, sakatlarımız, cezalılarımız, İsviçreli hakemlerin yanlış kararları bizim için engel olamadı. Onlar mucizeler yaratmışlardı. Bir eksik, bir fazla; işlerini yapıyorlardı.Bize bu yarı finali yaşatanların, o kutsal formayı herkese hatırlatanların, bir an bile olsa asla vazgeçmeyenlerin, Fatih hoca ve talebelerinin alınlarından öpülmeli.Evet, son saniyelerde yenildik Almanlar’a. Onlara finalist olmanın ne kadar değerli olduğunu iyi hatırlattık, gittikleri maçın kıymetini öğrettik. Bundan sonra bir Türk takımı ile karşılaşacak Avrupalı veya Türkiye’yi karşısında bulacak her hangi bir takım üç kere düşünmek zorunda kalacak; “Bu çılgın adamlarla nasıl baş edeceğiz” diye düşünecekler. Çinliler, “Çin Seddi” ile başa çıkabildiler, bakalım onlar bu gurur ve inat ordusunu nasıl engelleyecekler.

Pes etmeyen mucize adamlar

Friday
Jun 20,2008

Gürcan Bilgiç

Futbolcularımız sahaya koşarak değil, yarattıkları mucizelerin omuzlarında çıkıyordu. Hırvatların Avrupa’nın tüm devlerine meydan okuyarak geldikleri noktaya, kalplerini koyarak geldiler. Ve dünkü 90 dakikada “mucizeyi” kulübede, gerektiğinde kullanmak üzere oturtuyorlardı. Maçı dengede tutmak ilk plandı. BİZDEN FARKLARI YOK Önceki üç maçta da olduğu gibi yine takım düzenimiz, ilk onbir dizilişimiz, görev anlayışımız değişmişti. Bunda sakatlıkların ve cezalı oyuncularımızın da etkisi vardı. Hamit ve Tuncay orta saha oynuyorlardı. Çıkana kadar Kazım’ın, ve maç içinde Nihat’ın ne oynadığı belli değildi.Bu kez gözü kara olmak yerine, ‘düşün-taşın’ aktivitesi içindeydik. Kontrollü oynuyorduk. Hırvatların bizden farkı neydi? Yoktu kısacası. Onların gözünde korku dağları, “Aman bir yanlışlık olmasın” hesapları vardı. Geriden gelip, kazanmayı başaranların son kurbanı olmamak adına, biraz da riske girmeden oynamayı tercih ettiler. KULÜBEDEKİ ‘MUCİZE’ Ama 90 dakikayı damgalayan direkte patlayan bir pozisyonları ve Rüştü’ye takılan müthiş bir frikikleri vardı. Biz Mehmet Topal’ın 35 metreden gönderdiği füze ile avunduk. İkinci pozisyonu arayıp bulamayıp, yine avunduk. Semih’in oyuna girişi, geç gelen bir doğruydu. Aslında Semih’in kulübede oturan ‘mucize’ olduğunu öğrenecektik ilerleyen dakikalarda. Uzatmaları yine elimizde tutup, rakibe açık vermeden oynamaya çalışırken, 119′da öne geçti Hırvatlar. Yere yıkılan arkadaşlarını Hamit ile Tuncay kaldırmaya çalışıyordu. “Durun, daha bitmedi” diyecek kadar çılgınlık vardı kafalarında. HEPSİNE HELAL OLSUN Ve bunu 119. dakikada gelen golün sevincini şimşek hızıyla yaşayan şımarık teknik adam Bilic’in cebine, aynı hızla sokacak kadar da ileri gittiler. Çek maçını yorumlarken, “Bizim alnımıza yazılmış bir yolumuz, dualarımızla kutsanmış bir de formamız var” demiştim. Kucaklanmayı böylesine hak eden, böylesine alınlarından öpülesi bir takımımız var. Onlar ‘pes’ etmiyorlar. Onlar, ‘mucize’ adamlar. Onlar bizim takımımız.Hepsine helal olsun.