Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Gürcan Bilgiç’ Category

Bu Fener’de ışık var

Sunday
Jul 20,2008

Gürcan Bilgiç

Bu Fener’de ışık var

GÜRCAN BİLGİÇ

Yazarımız Gürcan Bilgiç 3 hazırlık maçını da berabere bitiren F.Bahçe’den ümitli: “Dikine oynayan ve geriye istekle koşan futbolcular ışık verdi. Takım; yeni düzene alıştığında ‘makine’ ortaya çıkar..

Fenerbahçe’nin hazırlık maçları sıkıntılı geçti. Takım, karşılaşmaların hiçbirini kazanamadı. Oyunun kontrolünü elinde tutsa da, etkili olduğunu söylememiz zor. Fakat gözle görülen bir gelişme var ki; takımın temposu çok zor düşüyor, dikine oynamayı tercih eden futbolcu sayısında artış var ve rakibin özgüvenini azaltan bir baskı ile 90 dakikayı tamamlıyorlar. Son maç bizim için önemli bir göstergeydi. Çünkü teknik direktör Luis Aragones için de sistem kararı vermesi açısından belirgin nitelikler taşıyordu. Guiza’nın ilk defa forma giymesi bir tarafa, kulübenin oyuncuları olarak sahaya çıkan takımın anlayıştan ve mücadeleden bir saniye bile vazgeçmeden en iyisini yapmaya çalıştığını izledik. Neredeyse tüm maçı tek kale oynadılar. Elbette hatalar vardı ama bardağın dolu tarafı umut vericiydi. “POZİSYON SORUNU OLMAZ” Öncelikle Luis Aragones iki forvet ile (Guiza - Kezman) oynadı. Semih’in ikinci forvet olmasıyla birlikte maçın dengesi de rengi de değişti. Geçtiğimiz sezonun İspanya Ligi ve Süper Lig gol krallarının tehdit gücünü küçümsememek gerekir. Tek forvet oynamayı düşünen Aragones için son yarım saat milat olabilir. Zorlu rakipler karşısında orta sahayı bir fazla yapmak isteyebilir ama diğer maçlarda iki santrforla sahada kalmak doğru seçim gibi gözüküyor. Maçtaki en belirgin sıkıntı, baskılı oyuna rağmen pozisyon bulmakta güçlük çekilmesiydi. Bu hazırlık döneminin genel problemi. Ama o maçlarda da bu tempo yoktu. Alex ve Emre Belözoğlu’nun, bildiğimiz performansıyla yer alacağı bir orta saha, pozisyon sorununu çözmekte zorlanmaz. Çünkü en az üç oyuncu ile rakip ceza alanında yer alan bir Fenerbahçe takımı var. Önde oynamanın getirdiği avantajı sonuna kadar kullandılar.ÇİFT FORVET SAHAYA! Geçen iki sezonda bu tempoyu yapmak istediğinde Fenerbahçe geriye dönüşte sorunlar yaşıyordu. Şimdi bu da kalmamış. Topu kaybeden her oyuncu geriye istekle koşuyor. Topu alan her oyuncu da, ayağa ve net paslarla oynamaya çalışıyor. Her oyuncu sahada hareketli ve yanındakilere alan açmayı tercih ediyor. Birbirlerine ve yeni düzene alıştıklarında yıllardır beklenen ‘makine’ ortaya çıkacaktır.Umarız Luis Aragones “çift forvet” farkını Fenerbahçe taraftarlarından esirgemez.

Kıymetini bilsinler!

Wednesday
Jun 25,2008

Gürcan Bilgiç

Sıkıntıların içinden bir dev daha çıkarmayı başarmıştık. İlk yarı bittiğinde oyunun hakimi de, pozisyonların sahibi de, Basel’in kabadayısı da bizdik. Fatih Terim, biri kaleci, ikisi sakat 15 oyuncu ile sahadaydı. Tartışılmayacak kadar alternatifsiz, bir o kadar da mücadeleci bir takımla oynadı. Marco, Ayhan, Hamit üçlüsünün pas üretimi, oyunu çok çabuk elimize bıraktı. Almanlar zaten neyle karşı karşıya olduklarını bilemez halde, maçın renginin belli olmasını beklerken, bizim çocuklar çoktan Lehmann’ın kalesine isabetli ziyaretlere başlamışlardı. Direklerden dönen şutların peşi sıra iki çabuk gol geldi. Uğur ile sevinirken, bir anlık gafletin faturasını Rüştü ağlardan çıkartıyordu.Hamit sorumluluğu üstüne aldı. Topa kendini en çok gösteren oyuncuydu. Ama bu isteğini daha efektif kullanamıyor, ilk Alman golünde de topu kaptıran oluyordu. Ayhan’ın zeka pırıltıları, “ah’lar vah’lar” içinde beklediğimiz karşılaşmayı, Almanlar’ın kabusu yapmıştı. HAKEM BİLE DURDURAMADI Mucizeler yarattığımız maçların ardından, bu kez futbolun bütün tatlarını sergilemeye geçmiştik. Demek ki her şeyi yapabiliyorduk, her şeyi elimize alıp, her rakibe meydan okuyabileceğimizi gösteriyorduk. Eksiklerimiz, sakatlarımız, cezalılarımız, İsviçreli hakemlerin yanlış kararları bizim için engel olamadı. Onlar mucizeler yaratmışlardı. Bir eksik, bir fazla; işlerini yapıyorlardı.Bize bu yarı finali yaşatanların, o kutsal formayı herkese hatırlatanların, bir an bile olsa asla vazgeçmeyenlerin, Fatih hoca ve talebelerinin alınlarından öpülmeli.Evet, son saniyelerde yenildik Almanlar’a. Onlara finalist olmanın ne kadar değerli olduğunu iyi hatırlattık, gittikleri maçın kıymetini öğrettik. Bundan sonra bir Türk takımı ile karşılaşacak Avrupalı veya Türkiye’yi karşısında bulacak her hangi bir takım üç kere düşünmek zorunda kalacak; “Bu çılgın adamlarla nasıl baş edeceğiz” diye düşünecekler. Çinliler, “Çin Seddi” ile başa çıkabildiler, bakalım onlar bu gurur ve inat ordusunu nasıl engelleyecekler.

Pes etmeyen mucize adamlar

Friday
Jun 20,2008

Gürcan Bilgiç

Futbolcularımız sahaya koşarak değil, yarattıkları mucizelerin omuzlarında çıkıyordu. Hırvatların Avrupa’nın tüm devlerine meydan okuyarak geldikleri noktaya, kalplerini koyarak geldiler. Ve dünkü 90 dakikada “mucizeyi” kulübede, gerektiğinde kullanmak üzere oturtuyorlardı. Maçı dengede tutmak ilk plandı. BİZDEN FARKLARI YOK Önceki üç maçta da olduğu gibi yine takım düzenimiz, ilk onbir dizilişimiz, görev anlayışımız değişmişti. Bunda sakatlıkların ve cezalı oyuncularımızın da etkisi vardı. Hamit ve Tuncay orta saha oynuyorlardı. Çıkana kadar Kazım’ın, ve maç içinde Nihat’ın ne oynadığı belli değildi.Bu kez gözü kara olmak yerine, ‘düşün-taşın’ aktivitesi içindeydik. Kontrollü oynuyorduk. Hırvatların bizden farkı neydi? Yoktu kısacası. Onların gözünde korku dağları, “Aman bir yanlışlık olmasın” hesapları vardı. Geriden gelip, kazanmayı başaranların son kurbanı olmamak adına, biraz da riske girmeden oynamayı tercih ettiler. KULÜBEDEKİ ‘MUCİZE’ Ama 90 dakikayı damgalayan direkte patlayan bir pozisyonları ve Rüştü’ye takılan müthiş bir frikikleri vardı. Biz Mehmet Topal’ın 35 metreden gönderdiği füze ile avunduk. İkinci pozisyonu arayıp bulamayıp, yine avunduk. Semih’in oyuna girişi, geç gelen bir doğruydu. Aslında Semih’in kulübede oturan ‘mucize’ olduğunu öğrenecektik ilerleyen dakikalarda. Uzatmaları yine elimizde tutup, rakibe açık vermeden oynamaya çalışırken, 119′da öne geçti Hırvatlar. Yere yıkılan arkadaşlarını Hamit ile Tuncay kaldırmaya çalışıyordu. “Durun, daha bitmedi” diyecek kadar çılgınlık vardı kafalarında. HEPSİNE HELAL OLSUN Ve bunu 119. dakikada gelen golün sevincini şimşek hızıyla yaşayan şımarık teknik adam Bilic’in cebine, aynı hızla sokacak kadar da ileri gittiler. Çek maçını yorumlarken, “Bizim alnımıza yazılmış bir yolumuz, dualarımızla kutsanmış bir de formamız var” demiştim. Kucaklanmayı böylesine hak eden, böylesine alınlarından öpülesi bir takımımız var. Onlar ‘pes’ etmiyorlar. Onlar, ‘mucize’ adamlar. Onlar bizim takımımız.Hepsine helal olsun.

Türküm, gururluyum

Sunday
Jun 15,2008

Gürcan Bilgiç

Umutlarımızı birer tuğla yapıp üst üste koyarak da bir duvar örseydik, Koller’e karşı ne yapabilirdik. Tek adam, tek amaç ve tek taktik ile karşımıza dikilen Çek takımının boyuna ne yapsak erişemiyorduk. Bizi sahamıza çivileyip, öyle bir mahkumiyet kararı çıkardılar ki, iki metrelik dev santraforun çocuk oyuncağı gibi olduk. İlk topu O’na oynuyorlar, olmazsa kenara taşıyıp yine O’nu arıyorlardı. Ne Servet, ne de genç Emre Güngör böyle bir oyuncuya karşı oynamayı biliyordu. Çözüm Koller’i kaleden uzak tutup, top akışını kesmekti gerçekte. Yapamadık TAM ANLAMIYLA ÇARESİZDİK Sabri, sahaya tempo getirmesi için gerekliydi. Ama çıkacak oyuncu Semih mi olmalıydı? Çekler ikinci golünü atana kadar turnuva boyunca görmediğimiz kadar yan top kullandık, Nihat’dan bunlara kafa vurmasını bekledik.Arda oyunun liderliğini üstlendi ve “çaresizleri” bir takım haline getirdi. Kazım’ın oyuna girmesi ile birlikte Fatih Hoca orta sahadan vazgeçti. Rakip kontraları Sabri’nin hızına emanet etti.Taşın suyunu çıkarmaya çalışıyorduk ki, Emre Aşık’ı oyuna alamadan ikinci gol geldi. Terim ve ekibi dördüncü hakeme isyan halindeydiler. Yine bir gariplik yapmayı başarıp, ayağımızdaki topla golümüzü yemiştik.Arda’nın 75′te gelen golü bir anda kadere teslim olmaktan vazgeçtiğimizi gösterdi. Öyle böyle değil, her saniyenin hakkını vererek ceza alanına yerleşiyorduk. TEK GER’ÇEK’ TÜRKİYE Bu takım sanki bizi çıldırtmak için plan yapmıştı. Önce sinirden, sonra sevinçten çıldırıyorduk. Mucizenin adını Nihat koyuyordu.Maçı uzatacağız derken, bitirme fırsatı elimizdeydi. Volkan’ın gördüğü kırmızı olacak şey değil, kalan dakikaların kaleye top gelmeden geçmesi Allah’ın lütfu. Bizim alnımıza yazılmış bir yolumuz, dualarımızla kutsanmış bir formamız var. Bir maçta bu kadar çok mucizeyi hiçbir takım yaratamaz.Rakip Çek, ama Türkiye’miz tek gerçek…

Bizimkiler geri geldi

Wednesday
Jun 11,2008

Gürcan Bilgiç

Çekler’in yenilgisi ile iki takımın da yükselen morali maça yansıdı. Bu rüzgar en çok bizi etkiledi. Dört değişiklik ama aynı anlayışla sahadaydık. Üçlü forveti gerektiğinde teke indirerek oynadık. Oyun alanını daraltıp, İsviçrelilere sahalarında deplasmanı yaşatmaya başladık. Aslında iyi bir şey yapıyorduk ama maç öncesi planların tersine gelişiyordu her şey. Taktik planda İsviçre defansının öne çıkması, Arda ile Tümer’in de araya ve yerden paslarla Nihat ile Gökdeniz’i koşturması gerekiyordu. Fakat karşımızda sahasına yaslandırdığımız, yerleşmiş bir takım yarattık.Üstüne gelen yağmur teknik oyuncularımızı etkiler diye düşünüyorduk. Rakibe de hatalar getirdi. Tıpkı bizim defansımıza da uğraması ve ilk yarının tek golünü yaratması gibi. Biz çizgide yakalandık, ‘onlar’ arkaya adam kaçırdı. İsviçre adına sahanın en iyisi üç Türk oyuncularıydı. Biz Marco’yu Mehmet yapıyorduk ama Onlar Gökhan İnler’i veya Eren Derdiyok’u bire bir oynatıyorlardı. TURNUVAYA GERİ DÖNÜŞ İkinci yarıda beklenen değişiklikler geldi. Semih ve Mehmet’in oyuna girişi ile 4-2-4′e döndük. Üçlü forvet anlamsızlığından kurtulduk. Sahadakilerin hepsi bu anlayışın nasıl olduğunu biliyordu çünkü bir sezon boyunca oynamışlardı. Ne Fatih Hoca’yı anlamalarına gerek kaldı, ne de birbirlerini Hırslarını ortaya koydular, rakibin şaşkınlığı içinde topu yere indirip, dikine paslarla oynamaya başladılar. Semih hücumda pas noktası olurken, Nihat etrafında dolaşıp, yüzünü kaleye döndürmenin çarelerini arıyorlardı. İkisinin birbirini gördüğü anda beraberliği yakaladık. Turnuvaya tekrar geri döndük. Bu gördüğümüz mücadele ve istek içinde eski umutlarımıza yeniden kavuştuk. Milli Takımımızı kaybederken, yeniden bulduk. Umarız Fatih Hoca da bundan sonra inadını kırar, kendi milli takımını cebine koyup, bizimkini bize geri verir.

Friday
Jun 6,2008

Gürcan Bilgiç

Cenevre’de bir haftamızı doldurduk ama daha güneşi göremedik. Şanslı mıyız yoksa şanssız mıyız? Değerlendirmelere göre değişir ama umarız gökyüzünden ayrılmayan kara bulutlar millilerimiz için bir işaret değildir. Ne İsviçre ne de Cenevre, Avrupa Şampiyonası havasını taşıyor. Sokaklarda forma giyen de yok forma satan da. Alışveriş merkezlerine girdiğimizde günün rutini dışında farklı bir gözlem yapma imkanımız yok. Hatta İsviçreliler’in “Nereden çıktı bu maçlar?” diye düşündüğünden bile şüpheliyiz. Kişi başı yıllık geliri 50 bin dolar olan bir ülkenin vatandaşlarının heyecanla sokaklarda dolaşan ve bayrak sallayıp giydikleri formalarla ortamı renklendirenlere sempatiyle baktıkları da söylenemez. Sadece belediyeler adet yerini bulsun diye panolarla ve ilanlarla vatandaşı uyandırıyorlar. BÖYLE YAĞMUR YOK! Cenevre’nin sicim gibi bir yağmuru var. Yağıyor deseniz değil, yağmıyor deseniz de sırılsıklam oluyorsunuz. Bu ıslak hava bugün maçı oynayacağımız stadın zeminine de işleyecek. Hemen aklımıza “Acaba?” sorusu geliyor. Avantaj bize mi yoksa rakibe mi? Fatih Hoca yerden oynayıp, kontrolü tutmaktan bahsediyor. Anlaşılan pek işimize gelmeyecek. İsviçre’de maç oynanacak her şehirde stada gidemeyenler için büyük festival alanları var. Dev ekranlarda günün maçları geceyarısına kadar insanları bir arada tutacak. Elbette bu bölgelerde yiyecek satacak küçük çadırlar kurulmuş. Bunların büyük bölümü Türkler tarafından işletildiğini söyleyebiliriz. Ama gurbetçilerimizden aynı ilgiyi Milli Takımımız’ın maçları için görecek miyiz? ÖFKE YOĞUNLUĞU VAR Portekizliler sokaklarda ve evlerinden sarkıttıkları bayraklarla şovlarını yapıyorlar. Cenevre’de henüz iki tane Türk bayrağı gördük; biri bizim arabadaydı. Bu turnuva Fatih Terimli Milli Takım’ın Türkiye ile barışma fırsatı. Gelen maillere baktığımızda grup maçlarından beri süregelen bir öfkenin yoğunlaştığını görüyor, bu yüzden Milli Takım’a olan güvenin sarsıldığını hisssediyoruz. Fatih Hoca, atv’de “Kendimizi hatırlatmaya geldik” diyerek 2000 yılındaki çeyrek final ile 2002′deki dünya üçüncülüğünden sonra verdiğimiz boşluğu kastetti. Bu yüzden bugün ‘yeniden’ fırsatını elimizde tutuyoruz.

Faturanın sahibi!

Tuesday
Jun 3,2008

Gürcan Bilgiç

Aziz Yıldırım, İhsan Topaloğlu’nun sorularını cevaplarken, geçen sezonun özetini çok kısa yaptı. Hatalardan bahsetti. Kaçan şampiyonluğu içine sindiremediğini söyledi. Bu etapta kendisine yapılan eleştirilerin yersizliğini vurgularken, aslında bu söylenenlerin ne kadar haklı olduğunu da kendi ağzından itiraf etti. “Keşke takıma karışsaydınız” şeklindeki imalı soruya, “Keşke” yanıtını vereceğine , “Evet gittim ve fikirlerimi söyledim. Dünyanın her yerinde başkanlar soyunma odasına iner” dedi. Yani; ya müdahaleler yetersiz kalmıştı ya da yanlıştı. Ama gerçek olan; ortada ‘karışma’ vakası vardı. Yıldırım, “Medya, Fenerbahçe karşıtı. Bizim takımın çok iyi olduğunu, rahat şampiyon olması gerektiğini yazıp, rakibin Türk oyuncularla başarısını överek bizi küçülttüler” dedi. Sonra da, “Bizim bu kadro ile yürüye yürüye şampiyon olmamız gerekirdi” yorumunu yaptı. Dolayısıyla medya ve Aziz Yıldırım’ın aynı fikirde olduğu bir ortamda, bu nasıl ‘karşıtlık’ anlaşılamadı. Eğer Yıldırım’ın söylemek istediği gibi transfer edilen yabancıları ‘fos’ çıkmasına rağmen, o takımı geçemiyorsan, burada yapılan eleştiriler farklı algılanmamalı. Sen takımı iyi yönetememişsin demektir. BU NASIL KARŞITLIK? Yine bizler, futbolcuların maç seçtiğini yazdık hep. Önlem almak onların göreviydi. Baktık ki, Fenerbahçe Başkanı da aynı şeyi söylüyor. Bu nasıl Fenerbahçe’nin kötüye gitmesini istemek ve karşıtlık yapmaktır. Biz yazarken, siz görürken; bunu önleyemeyen hatayı kendine çıkarmalıdır. Medyaya değil.Burada asıl eleştirdiğimiz, herkesin hatalarını özeleştiriler ile bulmaya çalışmak yerine, başkalarının sırtına bindirmeye çalışmasındandır. Ama yapılan eylemler bu yanlışların anlaşıldığını, söylemler farklı olmasına rağmen düzeltilmeye çalışıldığını gösteriyor. Zico’nun alt kadrosunun tamamen değiştirilmesi ve çağdaşlık planı için radikal adım atılması, artık şans faktörünün gündemden çıkartılmasına yönelik. Amatör branşlardaki büyük başarılar ve bu dallara yapılan yatırımlar, F.Bahçe’yi büyük bir spor kulübü yapıyor. Gelirlerin artırılması ve kulübün, 1 milyon üye ile tüm Türkiye’nin takımı haline getirilmesi için de yapılan girişimler çok önemli. Bunu taraftar da çok iyi görüyor ve desteğini veriyor. 23 bin kombine satışı, değişen bilincin, taraftarın şampiyonlukla ivmelenmediğinin göstergesi.

En kısa yol…

Thursday
May 29,2008

Gürcan Bilgiç

Fatih Terim üç hazırlık maçında bir çok oyuncu değiştirdi ama anlayış ve sıkıntılar hep aynı kaldı. Zaten temel sorunumuz da burada. Taktiği duvardaki tahtaya çizip anlatınca işin bittiğini sanıyoruz. Bu milli takım düzeyinde de fark etmiyor. Terim, üçlü oynamaya karar verdi. Elindeki oyuncularına da “Biz üçlü oynayacağız” dedi. Sonrası, hazırlık maçlarındaki gibi soru işaretleri taşıyor.Milli Takımımız çok iyi oyunculardan oluşuyor. Hepsi yetenekleri ile gözümüzün bebekleri. Bu şampiyonada bu kadrodan umutlu beklentiler içinde olmamızın nedeni, bu yeteneklerin organize edileceği maçlar seyretme ihtimalimizdi. Ama gördük ki, yine birileri bir şeyler yapmazsa, millilerimizin tüm iyi niyetleri ve gayretleri ile yetinmek zorunda kalacağız. Hep ağaçları tartıştığımız için ormanı gözümüzden kaçırdığımız bir eşikteyiz sanki. Halil, Yıldıray neden kadrodan çıktı veya Ümit Karan, Fatih Tekke niye çağrılmadı? Yine ‘veya’ dersek bazı oyuncuların neden hala kadroda olduklarını da konuşuruz.Ama şunun farkına varamadık hala. Hangisi olursa olsun, sahada farklılık yaratamıyoruz. Defansımız iyi değildi, hala değil. Hücumcularımız çok kaliteli, fakat pozisyon da üretemiyoruz. KAFALARIMIZ KARIŞIK Fin takımı bizi istediği gibi sıkıştırırken, özellikle yan toplarda ‘gaflar’ serisi yaptık. Oyun kontrole döndüğünde gedik yaratamadık. Emre’nin ters ve uzun sürpriz topları dışında atağa oyuncu katamadık. Mevlüt’ün istekli oyunu, sert şutları biraz maçı ısıttı adımıza. Tuncay’ın klasiğini yapması ile golü bulduk, Gökhan ve Servet’in klasiklerinden (!) Fin takımı yararlanamadı.Emre mi çok önde oynuyordu, Aurelio mu çok gerideydi? Oyun alanını kısaltıp, pres ve tempo ile rakibi böylesine boş bırakılmış bir orta saha ile nasıl yapacağız? Fena halde karışık kafalara sahibiz. En büyük silahımız Nihat’ı frikik ve kornerler dışında topla buluşurken göremiyorsak, Portekiz maçı öncesinde düzeltmemiz gereken tercihler ve kararlarımız var. Terim, çift forvetli, dörtlü orta sahayı yeniden düşünmeli. En kısa yol, bildiğin yoldur.

Sindirim problemi!

Friday
May 23,2008

Gürcan Bilgiç

Galatasaray yönetiminin Fenerbahçe Burnu’ndaki Tesisleri’nde havai fişeklerle yapacağı şampiyonluk kutlamasının doğru bir karar olmadığını yazdım. Bu etkinliğe doğabilecek tepkinin gereksiz bir gerilime neden olacağını, buna fırsat verilmemesini istedim. Bu yorumuma tepkiler geldi. Bundan önce de bazı meslekdaşlarım görüşlerime, karşı yorum getirdiler. Dikkate alınacak fikirleri olmadığı ya da başkalarının sesi oldukları için cevap bile vermedim. Ama sevgili Gökmen Özdemir, hepsinden ayrıcalıklıdır. Bu yüzden eleştirisini, ” es” geçemem.Gökmen diyor ki, “Geçen sene Galatasaray’ı Şampiyon Fenerbahçe’yi alkışlamaya çağırıp, fair play’e davet eden Gürcan Bilgiç, böyle bir kutlamayı neden provakosyon konusu yapıyor, ortamı geriyor” Ben durduğum yerdeyim. Geçen sene Galatasaray futbolcuları, şampiyon olan meslekdaşlarını sahaya alkışlarlarla çıkarmayarak büyük bir fırsatı kaçırdılar. Kendilerini İspanya’da ayrı bir millet olarak gören Katalanların takımı Barcelona, ezeli rakibi Real Madrid’i, Barnebau’ya alkışlarla çıkardı. Emeklerine saygı gösterdiler, taraftarlarının tepkilerini veya ne düşüneceklerini umursamadılar. Ben o çağrıyı yaparken, ne sevgili Gökmen, ne de bir başka yazar, bu fikri destekledi. O yüzden şimdi “yavuz hırsız” rolüne bürünmesinler. O gün jeste karşı çıkanlar ile bugünkü provakosyonu normal bulanlar aynı kişiler . Galatasaray’ın kulüp adresinde neresi yazar, Fenerbahçe’ninkinde neresi? Galatasaray bu kutlamayı Adası’nda veya Hasnun Galip’te veya Ali Sami Yen’de yapsa kim, ne diyebilir? Ama Fenerbahçe Burnu’nda, rakibinin kulüp adresinin dibinde “nazire” yapmakla, Oftaş maçına aslan getirmek arasında bir fark yok. Ciddi bir sindirim problemi geçiriyorlar. KÖPRÜ GÖREVİ VAR Elbette şampiyonluklarını kutlayacaklar. Ama adap sorunu yaşıyorlar. Tıpkı Galatasaray’ı yorumlayan bazı arkadaşlarımız gibi. Gökmen Özdemir sakın bunları üstüne alınmasın . Köprü görevi görüyor. O, yazısında elma ile armutları toplamış. Yazıyı dikkatli okusaydı benim amacımın doğabilecek gerilimi önlemek adına olduğunu görür, bunu yapmaya çalışanları kınardı. Bu kutlama organizasyonunu provakasyondan kurtarmak Galatasaraylılar’ın, bir ziyaretle şampiyonluğu tebrik etmek de Fenerbahçelilerin elindeydi. Keşke Gökmen bu çağrıyı yapsaydı, biz de peşinden gelseydik.

Geriye adım; marş marş…

Sunday
May 18,2008

Gürcan Bilgiç

Bu kadar cesaretsiz ve plansız yakalanmamışlardı. Bugüne kadar iyi sandıkları oyunculara, en yüksek paraları ödeyerek başarılı olacaklarına inanıp, ” İsteyip de alamayacağımız futbolcu yok. Hepsi gelmek istiyor ” hamaseti ile camialarını morallendirdiler. Ama bir yenilgi ile faka bastılar ve bunları neden yaşadıklarını hala anlayabilmiş değiller. Bu yüzden Fenerbahçe’de emirler ‘geriye adım; marş marş’ şekline dönüştü.Zico ile devam edip-edemeyeceklerini bile açıklayamıyorlar. Dillerine doladıkları ‘kurumsal’ ifadesinin yanından bile geçmedikleri belli. İki senedir çalıştıkları teknik adamın, önümüzdeki sezonlarda kalıpkalmayacağı konusunda hala düşünüyorlar. Bence kararlarını verdiler ama, ” Yok, bu iş tamam. Teşekkür ederiz ” bile diyemiyorlar. Muhtemelen birkaç hoca ile görüşüyorlardır. Henüz hiç biri ile tam olarak anlaşma zemini de bulamadılar. Bu yüzden Zico onlar için cankurtaran simidi. Baktılar eller buluşmuyor, ” Hoca gel, devam ediyoruz ” diyecekler. Plansızlıkları buradan belli… Birkaç alternatif… Tercih nedenleri nedir? Sözleşmelerinin bitmiş olması, yabancı olmaları, Fenerbahçe’yi tercih edecek sözleşme rakamını kabul edecek düzeyde bulunmaları… Ya teknik değerler… Hücum oynatan veya savunma yaptıran veya yıldızlarla iyi geçinen veya rekabeti kavramış veya Şampiyonlar Ligi tecrübesine sahip veya genç oyuncuları bulup, parlatan. KAFALARDA BİR ŞABLON YOK Bunlar tartışılmıyor. Önce anlaşacaklar, sonra planlarını öğrenecekler, peşinden de transfer hamlelerini yapacaklar. Yani öyle olması gerekiyor ama el sıkıştıktan sonra önüne ” Bunları alıyoruz, bunları satıyoruz ” yazılı bir liste de koyabilirler elbette. Zico, Ronaldo’nun alınmasından bahsederken, Aziz Yıldırım ” Transferi bu kulüpte yönetim yapar ” demedi mi? İş; ortada fatura çıkaracakları bir isim olsun. Tercihen çok para alsın ve namı yürüsün ki ters bir şey olursa, ” Biz daha ne yapalım ” desinler. İyi giderse de ” Gördünüz, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık ” açıklamasını yapsınlar. Kafalarında bir şablon yok. Varsa bile bu şablonu yaratacak hocanın peşinde değiller. Arkalarına aldıkları sevginin, güvenin, inancın farkında değiller. Bir şeylere mahkum hissediyorlar kendilerini. Halbuki bu taraftarın istediği onlardan birlikte yürüyebilecekleri bir hedef ve bu yürüyüş sırasında inanacakları bir organizasyon.Sakin olsunlar, açık konuşsunlar, canımızı yesinler.