Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Gökmen Özdemir’ Category

 Tuzağa karşı tuzak

Monday
Apr 21,2008

Gökmen Özdemir
90 dakika öncesinde 1-0′lık galibiyeti G.Saray’a verseler maça ne yönetim kurulu, ne de bir tane taraftar gelirdi. Öylesine çekiniyordu G.Saray, İstanbul Belediye’den. Kolay değil. Daha önce büyüklere karşı 5 maçı da kaybetmemiş, hatta ağır yaralar vermişti Avcı’nın takımı. G.Saray bütün bu zorlukları bilerek geldi Olimpiyat Stadı’na. Hatta sezon başından beri fazla denemediği tek forvet sistemine de dönmüştü G.Saray. Bu rakibin zorluğunu gösteriyordu ama aynı zamanda da F.Bahçe maçının bir provası niteliğindeydi. Abdullah Avcı’nın tek forvetli bir G.Saray beklemediğini hepimiz biliyorduk. Avcı tuzağını orta sahada kurmuştu. Ama G.Saray teknik heyeti (her kimse) Avcı’ya aynı şekilde tuzakla cevap verdi. Belediye daha önceki maçlarda orta saha egemenliğin ele geçirip, büyüklerin arkada bıraktıkları boşluklardan faydalanıyordu. Ama dün G.Saray’ın kalabalık ve iştahlı orta sahasına karşı ne egemenliği ele geçirebildi ne de arkada alan bulabildi. G.Saray mücadele kalitesinde en az Belediye kadar yüksek tutunca, Cimbom’un kalitesi ortaya çıktı. NUMARA MI FAUL MÜ?Lincoln Türkiye’ye geldiğinden beri en istekli ve en efektif oyunu oynadı. Mücadele anında mücadeleye, gol anında gole, bitirici pas anında da pasa yöneldi. Ama Lincoln konusunda benim anlayamadığım bir şey var… Ya Lincoln çok tekme yiyor, ya da kendisi büyük bir numaracı. Sürekli yerde. Eğer numaracıysa niye sarı kart görmüyor, kendisine tekme atılıyorsa niye hakem bu pozisyonları faulle değerlendirmiyor. Selçuk Dereli’nin dün kontrolü kaybettiği birçok pozisyon vardı. Ki bunların çoğunda bence hatalı kararlar da verdi. Ümit Karan tek forvet olarak sakatlandığı dakikaya kadar görevini fazlasıyla yerine getirdi. F.Bahçe maçı öncesi dün gece oyunu sakatlanarak terketmesi büyük şanssızlık. Barış dengesiz ama enerjikti. Servet ise her zaman olduğu gibi kale gibiydi. Aykut’u Aydın’ın vuruşunda yaptığı kurtarıştan dolayı tebrik etmek lazım. Kurtarış hem çok şıktı, hem de golle beraber muhtemelen doğacak krizi önlediği için kritikti. G.Saray yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi. Önümüzdeki hafta kendi evinde final maçına çıkıyor. Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele de bu zaten.

Friday
Apr 18,2008

Gökmen Özdemir
Kulüplerimiz teknik direktörlerini genelde eldeki imkanlara göre değil, hayallerindeki imkanlara göre seçiyor. Ve doğal olarak da başarısızlık ve ardından da yolların ayrılması sürecin devamı oluyor. 4 maç kaldı. Sezon bitiyor. Yine büyük bir değişim, büyük bir sirkülasyon Mayıs ve Haziran aylarında hem kulüpleri, hem teknik direktörleri, hem de medyayı heyecanlandıracak. Şimdiden günümüz teknik direktör profilini çizmekte, isimleri değil modeli ortaya çıkarmakta fayda var. Türkiye’de 6+2 yabancı kontenjanı var. Bu da 24 kişilik takımın üçte birinin yabancı olması anlamına geliyor. Yani sadece ‘Aslansın, kaplansın, uçarsın, kaçarsın’ gazı yaparak bir hocanın takımını ileriye götürmesi imkansız. İlk günden hedeflerini koyabilecek, oyuncularını tanıyan, koyacağı hedeflerle takımına sezonluk motivasyon sağlayabilecek, yaptıkları yapacaklarının teminatı olan bir aday bulmalı.YABANCI DİL BİLMELİTeknik direktör, ülke futbolumuzun ekonomisi ortadayken dünyayı iyi tanıyan, getireceği yabancı futbolcuları daha önce takip etmiş olmalı. Yani biraz ‘Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeden’ kendisine yatırım yapmalı teknik direktör. Evde boş oturduğunda izleyecek maç arayan, kendi parasına kıyıp gidip yurtdışında futbolcuyu yerinde izlemeli…Mutlaka ve mutlaka yabancı dil bilmeli… Her kulüpte tercümanlar var. Ama birebir ilişki özellikle yabancı oyuncuyu Türkiye’nin zorlu şartlarına alıştırırken çok önemli. Aracı ile iş görmek kimi zaman ilişkilerde soğukluğa yol açıyor. Öğrenmenin yaşı yoktur. Teknik direktörlerimiz de yaşları ne olursa olsun yabancı dil öğrenmeliler. Türk futbolcuların genel istikrarsızlığını iyi ölçebilen, onları sürekli sıcak tutabilecek zekada bir hoca seçmeli… Takımının iskeletini elindeki Türk oyuncuları geliştirerek oluşturacak, onları parlatacak, genel altyapı eğitimsizliğine pratik çözümler getirebilecek hocalar mutlaka ön plana çıkartılmalı… TAKIMIN LİDERİ OLMALI Bir de teknik direktörün dik bir duruşu olmalı. Hayatı boyunca topa vurmamış yöneticiler kendisini haksız ve yanlış eleştirdiğinde onların yüzüne gerçekleri korkmadan söylemeli… Meslektaşları tarafından kuyusu kazıldığında onlara da gerektiğinde sırtını dönmeli… Hocanın kendisine özgüveni olmalı. Bilgisiyle, görgüsüyle takımının liderliğine soyunabilmeli teknik direktör…Yukarıdaki kriterler yerli ve yabancı hocaların hepsi için geçerli. Gerektiğinde Türkçe de yabancı dil olabilir. Türk futbolcular da yabancı oyuncu…Şimdi diyeceksiniz ki, “Böyle bir hocayı kim kaybetti de biz bulalım?” Bulamıyorsanız, yetiştireceksiniz. Türk futbolu artık kokuşmuş beyinlerle, açgözlülerle, emek hırsızlarıyla, yalancılarla bir yere varamaz. Bugüne kadar gerçekleri birbirimizden saklaya saklaya Türk futbolunun temeline dinamit koyduk. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Hamle zamanı.*****Bisiklet turu(muz)!Tour de France (Fransa Turu) yıllardır dünya medyasının gündeminde üst sırada yer alır. Kahramanlarıyla, etaplarıyla, şovuyla izlerken bizlere parmak ısırtır. Biz de Türkiye’den, uzaktan, oturduğumuz yerden Eurosport’a takılır, ahkâm keseriz. Bir de bizim Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’muz var. Bir zamanlar kenara koyduğumuz, yok etmeye çalıştığımız ama bir türlü başaramadığımız turumuz… Ama Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu canlandı. Türkiye’yi dolaşıyor. Ege kıyılarından Akdeniz’e iniyoruz bugünlerde. Hem de Avrupa’nın sayılı takımlarının katılımıyla. TRT’nin muhteşem çekimleri ve güçlü yayınıyla. İzlerken gurur duyuyorum. Şimdilik yerimden, televizyondan izliyorum ama eminim ki bu heyecan beni ve benim gibileri gelecekte bisikletçilerin yanında dolaşan arabalara bindirecek. BİZİ YANILTMADILARTurun kategorisi 2.2′den 2.1′e yükseltildi. Böylece profesyonel kıta takımları da tura katılıyor. 25 takım ve 150 sporcu Türkiye’de pedal basıyor. Tour de France’ın yıldızları Petachi’yi, Klöden’i izliyoruz. Turu(muzu) canlandıran, tura ruh katan, turu tur yapanlara çok teşekkürler… Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu geçen yıl bizi umutlandırmıştı. Beni yanıltmamış olmasının heyecanını duyuyorum.

 Sigara paketi

Wednesday
Apr 16,2008

Gökmen Özdemir
G.Saray’ın yeni yönetimi seçildiğinde beklentiler doğal olarak farklıydı. Son 6 yıldaki ‘güçsüz’ yönetimin gideceğini, yerine sprocularına sahip çıkan, güçlü bir duruş sergileyen, vizyonu olan bir yönetimin geleceğini düşünüyordu sarıkırmızılı taraftarlar. Önce Feldkamp gitti, ki bu gidiş doğruydu. Florya’ya enerji kazandırdı. Ama yerini bir teknik direktör değil, sigara paketinin arkasına kadro yazan yöneticiler aldı. Sonra basketbolcular Torino’da, G.Saray’ın basketbol tarihinin en önemli maçlarında üst düzey yöneticileri tarafından yalnız bırakıldılar. Fazla uzatmayayım… Başlangıç beklenildiği gibi ‘güçlü’ değil, gideni aratır cinsten oldu. Dün geceye gelirsek… G.Saray güçsüzdü. Hem saha içerisinde, hem de saha dışında… Cumartesinin ardından salı maçı yapmak G.Saray’ın zaten sorunlu kondisyonunu çökertti. G.Saray bu maçı çarşamba oynamalıydı. Ama maç gününü değiştirecek gücü yoktu. Saha içerisinde de güçsüzük ilk yarım saat sonrası sarı-kırmızılı formalara yansıdı. Hamleler gecikti, yapılan hamleler güçsüzlükten yarım kaldı, kramponlar çimden kalkamadı.G.SARAY’IN GÜCÜ YOKBuna G.Birliği’nin mücadele gücü ve maçı kazanma arzusu da eklenince G.Saray önce hücumda sonra da defansta aksamaya başladı. Servet’in sakatlanıp çıkması gecenin tuzu biberi oldu. Alkaralar hakettikleri golü bulduğunda ilk maçta rakibe asist yapan Sabri, Ankara’ya gidemeyen Kalli geldi akıllara. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti. G.Saray dünkü maçı saha içerisinde birbirine yardım eden futbolcular topluluğuyla kazanabilirdi. O da olmadı. Tur daha çok isteyene, yani Gençler’e gitti. G.Saray ‘büyük’ bir kulüpse cebinde her zaman bir B planı ile dolaşmalı. Arkasında ilk 11 yazan sigara paketleri ile değil. G.Saraylı futbolcular ‘hocasız da yaparız’ diyorlarsa çıkıp her maç delikanlı gibi oynamalılar. Bir oynayıp, bir yatmamalılar. G.Saray ‘güçlü’ bir kulüpse maçını istediği gün oynamalı. G.Saray geçmişinden güç almayı biliyorsa, dünden dersler çıkarmalı. Yönetim sarı-kırmızılı formaya sahip çıkacaksa bu formayı sadece futbolcuların değil basketbolcuların da, voleybolcuların da, kürekçilerin de giydiğini unutmamalı. G.Saray gerçekten değişecekse bu kağıt üzerinde değil eylemlerde olmalı. Gelen de gideni aratacaksa, vay G.Saray’ın haline!

 Lincoln şansı

Monday
Apr 7,2008

Gökmen Özdemir
G.Saray-G.Birliği maçının ilk yarısını seyrederken sarı-kırmızılıların başında Kalli’nin olup olmadığını anlamak zordu. Çünkü G.Saraylı futbolcular yine Kalli’li dönemde olduğu gibi vurdumduymazdı. Özellikle Sabri’nin performansı kendisi adına üzücüydü. Saha balçık çamur olmasına rağmen, beyaz forması lekelenmeden soyunma odasına giden tek G.Saraylı futbolcu oydu. Eğer futbolcular teknik direktörü istemiyorlarsa, aralarında sorun varsa ve o hoca (Feldkamp) gönderilmişse sahada başka bir performans olmalıydı. Fakat ilk 45 dakikada kötü bir zemin üzerinde, kötü zeminden daha kötü bir G.Saray vardı.İlk 45 dakika boyunca Kuddusi Müftüoğlu’nun G.Birliği lehine vermediği bir penaltı dışında, Nonda ve Ümit Karan’ın kaçırdığı iki gol pozisyonu vardı. Geri kalan dakikalar genelde kör döğüşü şeklinde geçti. Sahanın kötü olmasının yanı sıra, iki takım üzerindeki stres de sahadaki tutukluğun bir nedeniydi. Bir tarafta düşmemeye oynayan Gençler, diğer yanda hocasını göndermiş, şampiyonluk peşinde koşan G.Saray…HÂLÂ YARIŞIN İÇİNDEG.SARAY’IN genel organizasyon bozukluğu yavaş yavaş sahaya da yansımaya başladı. Bu sezona kadar genelde camianın üzerindeki uyuşukluk Florya’ya uğramıyor, tam tersine camiaya ders vermek istercesine futbol takımının performansı şaşırtıcı derecede derli toplu oluyordu. Ama bu sezon Florya da teslim bayrağını çekti. Yoksa G.Saray’ın oynadığı kötü futbol başka bir şekilde anlatılamaz. Başka türlü tarif edilemez. Bu kadar durgun, sorumluluk almaktan kaçan, isteksiz bir G.Saraylı futbolcu topluluğu uzun zamandır bir araya gelmemişti. İkinci yarıda G.Saray biraz daha kıpırdanır gibi oldu. Hatta bir-iki net gol pozisyonu da buldu. Ama gerek G.Birliği gerekse saha G.Saray’ın oyunu daha fazla ele almasına izin vermedi.Sonuçta futbol ve mücadele şampiyonluk için yeterli değil ama Lincoln’ün son dakikalarda gelen golü G.Saray’ı hâlâ yarışın içinde tutuyor. Brezilyalı’nın böyle bir gol atarak geri dönüyor olması da kalan 5 hafta için G.Saray’a şans getirebilir.

 Gelmesi hataydı

Sunday
Apr 6,2008

Gökmen Özdemir
Feldkamp’ın gidişini bardağın dolu tarafından değerlendirmek istiyorum. 6 yıl boyunca çok sıkıcı ve boğucu bir dönem geçiren G.Saray’ın ileriye huzurla bakabilmesi için, öncelikle yeni yönetimiyle ‘kriz anında’ ne yapacağını görmeliydim. Çünkü G.Saray krizleri uzun zamandır yönetemiyordu. Dün yeni yönetim kriz anında karar aldılar. Esprili bir yaklaşımla da Servet’in bu akşam forvet oynama ihtimalı ortadan kalktı. Feldkamp’ın gelmesi hataydı, gitmesi değil… Şimdi bir çok insan “G.Saray gelenekleri, G.Saray etiği, geçmiş, G.Saray büyüklüğü” üzerine konferanslar verecektir. Ama şunu bilmelisiniz ki, yeni G.Saray yönetimi adımlarını radikal atmak için o koltuğa oturdu. Kimin ne kadar gelenekçi, ne kadar etikçi olduğu, geçmişte test edildi. Şimdi değişim zamanı. Değişimin başlangıç noktası olarak da futbol takımının seçilmesi sürpriz değil. Çünkü futbol takımı G.Saray’ın altın yumurtlayan tavuğu. G.Saray bir sezon daha Şampiyonlar Ligi’nden uzak kalarak 10-15 milyon Euro arası bir gelirden mahrum kalması düşünülemez bile. Futbolcularla Feldkamp arasında köprü havaya uçmuştu. Daha doğrusu futbol ile Feldkamp köprüsü çürümüştü. Üzerinden geçmek tehlikeliydi. G.Saray geçmeyi denedi. Köprü çöktü. Şimdi G.Saray köprünün iplerine tutunmuş durumda. Daha kötüsü uçurumdan yuvarlanmış bile olabilirlerdi. Zararın neresinden dönülse kârdır… ARANAN ADAM AVCIŞimdi göreve kimin geleceği tartışılıyor. Birçok isim havada uçuşuyor. Ama cevap, üniversite sınavındaki gibi 5 şıklı değil. Tek bir doğru yol var. O da aklı ile iş yapan, tırnaklarıyla kazıya kazıya ismini herkesin aklına yazdıran, günümüz futbolunun adamı Abdullah Avcı. Takımı ile yaptıklarını sadece 2 sezon için değerlendirmemeli… U-17 Milli Takımı’na da bakmalı. G.Saray için, geleceği planlayan G.Saray için biçilmiş kaftan Avcı’dır. Türk futbolunun yeni Fatih Terim’i olma potansiyeli onda var. Gerek futbolcu ilişkileriyle, gerek medya ile arasındaki duruşuyla, gerekse hayata bakışıyla Avcı G.Saray’ı yukarılara taşıyabilir. Tabii bu da tek bir şarta bağlı. G.Saray yönetiminin kayıtsız şartsız yeni getireceği hocasına, Avcı’ya kol kanat germesi gerekiyor. G.Saray’ın iç politikalarından uzak tutup sadece Florya’ya yönlendirmeliler. Umarım G.Saray aldığı bu kararın arkasında sağlam durur. Çünkü Kalli operasyonunun faturası ağır olabilir. Bu faturayı karşılamak ve Abdullah Avcı’yı göreve getirmek için mangal gibi bir yürek gerekir.