Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

BİR takım antrenmanlarda çalıştıklarını sahaya yansıtmayacaksa neden idman yapar? Bu sorunun cevabını şu anda gerçekten merak ediyorum…17 Mayıs’tan beri dün gece için hazırlanıyoruz. Tüm hazırlığımız rakip kaleye 1 tane isabetli şut çekmek için miydi? Skorun 2-0 olduğuna bakmayın. Portekiz bizi resmen sahada ezdi. Nefessiz bıraktı.Ne çok adamla savunmada kalınarak savunma yapılabilir, ne de çok ofansif adamla oynayarak çok pozisyon bulunabilir… Dün gece futbol tarihine geçecek bir ders gibiydi… Ne istediğini bilen ile ne istediğine bile karar veremeyenin mücadelesi olarak da yanına not düşülebilir… Dakika 65 olduğunda Portekiz’in 3 topu direkten dönmüş, rakip bir gol atmış, 3 pozisyonda da son pas hatası yapmışlardı… Biz ise Mevlüt’ün Portekiz kalesini bulan 30 metrelik şutuyla avunuyorduk…Dün turnuvanın geleceği için de umut vermedik… Umutla beklediğimiz tüm futbolcularımız kötü performans sergilediler. Başta Tuncay ve Emre… Bu kadar kötü oynamaları için hiçbir nedenleri yoktu… Sezonu 50 maç üzeriyle tamamlayan Portekizli oyuncu sayısı 7 iken ve bir an bile çimler üzerinde duraklamazlarken, bizim külübeden çıkmayan yıldızlarımız dün sahada yoktu. TERİM DE FORMSUZDÜN geceden şu sonucu da çıkarabiliriz…Terim de dersine iyi çalışmamış… Daha doğrusu ne çalışacağını o da bilememiş… Bir karmaşadır gitti sahada… İlk yarının 0-0 bitmesi şanstı. Ama devre arası da bir yenilik getiremedi Terim… Oyunu tutabilecek, takıma zekâ katabilecek tek oyuncusu Arda’yı yanında oturttu. İlk yarının faturasını Mevlüt’e kesti, Tuncay’ı ödüllendirdi. Hamit’i sağ beke çekip orta alan işleyişini bozdu. Terim kendi oyun felsefelerini yıktı aslında… Portekiz’in stoperleri bizim alanda cirit atarken bizimkiler rakip yarı sahayı kornerlerde ve duran toplarda gördü. Golde Pepe verkaçlarla ceza sahamıza girdi. İzledik, müdahale edemedik. Ne A, ne B, ne de C planımız vardı. Duran top için bile rakibe sürpriz hazırlamamıştık. Peki bu kadar zaman biz ne çalıştık? ‘Şimdi önümüze bakalım’ diyeceğim ama nereye bakalım? İsviçre ve Çek maçlarından bu oyunla ne alabiliriz? Ne fizik, ne kafa, ne de taktik olarak bir yeniliğimizin olmadığı ortaya çıkarken, hayâl kırıklığı büyük oldu. Seyircimiz bile sustu… Demek ki onlar da desteklenecek bir takım bulamadılar sahada… Dün gece ne futbolumuz Türkiye gibiydi, ne de sahadaki duruşumuz. En azından formamız kırmızı-beyaz olsaydı da sahadaki takımın Türkiye ile bir bağı kurulsaydı!

Milli Takım’ı takip ediyoruz. Hazırlık maçları ve antrenmanlar derken, nihayetinde teknik direktör Fatih Terim kapıları bize kapattı. Uzun bir süre takımı yakından izleyen bizler artık onları 15′er dakikalık ısınma hareketleri esnasında göreceğiz. Hoş… Zaten turnuvanın başlamasına da bir gün kaldı. En iyisi ben size durumu anlatayım…İlk maçı Portekiz ile oynamamız avantaja dönüşmek üzere. Genel kanı, turnuvanın favorisinin Portekiz olduğu. Ve sürekli olarak rakibimiz bizim maçta üstün taraf olarak gösteriliyor. Bu durum takımımız içerisinde ekstra bir motivasyon kaynağı… Tüm futbolcularımız ‘kendini gösterme’ bekleyişinde… Herkes kafasında maçı oynuyor sanki. İdmanda, otobüse binerken, ayakkabısını bağlarken, su içerken hepsi derin düşünceler içerisinde. Yüzler kimi zaman gülüyor, kimi zaman asılıyor. Tatlı bir gerginlik bu… Belki genel takım duruşumuz değil ama bu düşünceli halimiz bana umut veriyor. Çünkü bizim futbolcularımız kendilerine yarışacak, yenecek büyük bir av peşine düştüklerinde bu havaya bürünüyorlar…TRANSFER SIKINTISIAslında kampta havamız daha iyi olabilirdi. Emre ve Nihat’ın transfer görüşmeleri takım içerisinde sıkıntı yarattı. F.Bahçe Kulübü’nün kendisiyle ilgili konulardaki ‘timing’ (zamanlama) titizliğini, Milli Takım üzerinde de göstermesini beklerdik. Bundan sonra F.Bahçe timing konusunda herhalde fazla şikâyet etmez kendisini ilgilendiren kritik kararlarda. İşin ilginç yanı, transferi sözkonusu olan oyuncuların da bu durumdan memnun olmaması… Alan memnun ama ya alınan? Milli Takım kampında Emre ve Nihat da zora girdi.Yarına bir kala, hırslıyız. Her demeçte, idmanda çekilen her şutta bunu hissedibiliyoruz. Akıllıyız… Transferi olan futbolcu bile durumundan memnun değilse bu akıllandığımızın göstergesidir… Türk Milli Takımı hırslı ve akıllı olduğunda bugüne kadar büyük maçlar oynadı. Aynı durumun tekrarını bekliyoruz. Bunu umut ediyoruz. Zaten bu turnuvadaki geleceğimiz, ne kadar hayâl kurduğumuzla ilgili. Ben yarın bir galibiyet ya da beraberlik hayâli görüyorum. Bunu suya bakarak değil takımımıza bakarak görüyorum. Umutluyum…

Türkiye, Finlandiya ile oynanan hazırlık maçında yeni bir yıldız adayıyla tanıştı. Mevlüt Erdinç… Hepimiz için ismi yabancı. Çünkü Fransa’da oynuyor ve gözlerden çok uzak. Ümit Milli Takım’a fazla önem vermediğimiz için, orada tanışamadık. Ama şimdi kendi ismini bize ezberletmeye başladı. Hatta Avrupa Şampiyonası’ndaki en önemli silahlarımızdan biri olacak gibi görülüyor… Fatih Terim ondan bahsederken kafasında gezinen tilkileri çözmekte zorlanıyoruz. Ofansif gücü çok yüksek bir sağ kanat adamı olarak mı kullanacak, yoksa bir golcü mü? Ya da oyun dengeden giderken ortalığı karıştıracak bir joker mi? 13 yaşında Fransa’nın bir köyünde futbol oynarken tesadüfen keşfedilen Mevlüt, hemen Fransızlar’ın futbol akademisi Clairfontaine’e emanet ediliyor. Burada Fransa Milli Takımı için hazırlanıyor. Hatta mavi formayla 2005 Ocak ayı sonunda 18 Yaşaltı Meridien Turnuvası’nda Kuşadası’na geliyor. 4 Avrupalı 4 de Afrikalı takımın katıldığı prestij turnuvasında bize karşı forma giymiyor ama şu anda İstanbul BŞ’nin hocası olan Abdullah Avcı tarafından Fransa-Kamerun maçında keşfediliyor. İsmi federasyon kayıtlarına girdikten sonra Mevlüt’ü Fransız Milli Takımı’ndan koparıp, Türkiye’ye getirmek Cem Pamiroğlu ile Metin Tekin’e düşüyor. Genç milli olan Mevlüt oradan Ümit Milli’ye ve en sonunda da A Milli’ye yükseliyor. Şimdi ay-yıldızlı takımın en büyük hücum güçlerinden biri. Terim onu sağ kanatta kullanıyor ama Fransa’da Sochaux’da bütün bir sezonu forvet olarak geçirdi. 25 maçta 11 gol attı. Bu rakam, Fransa Ligi için çok önemli bir başarı. Fransa’daki hocası Francis Gillot ile de Mevlüt’ü konuştuk… Söyledikleri çok ilginç: Benim elime 16 yaşında geldi. O zaman Fransa Milli Takımı için gençleri yetiştiriyordum. 5 yıl aradan sonra Sochaux’da yeniden buluştuk. Bu sezon ligde onun sayesinde kaldık. 11 gol attı. Hızlı, güçlü, akıllı ve dengeli biri. Bence sağ kanat yerine forvette kullanılırsa daha etkili olur. Çünkü 90 dakika hem ofans hem defans yapacak fizik kapasitesi yok. Forvet oynarken defansa daha az katkı sağlıyor ama açıkçası sahada çok daha diri kalıyor. Euro 2008′de oynaması değil, takıma çağrılması bile büyük başarı. Eğer kaliteli Türk takımında forma şansı bulursa, bu onun adına süper bir şans. Forvet oynarsa turnuvanın ilginç adamlarından biri olabilir. Sağda M.Topuz’un yerine onun tercih edilmesi ise teknik direktörün görüşüdür. Ben Topuz’u çok beğeniyorum. Mevlüt 1 yıl daha Sochaux’da kalıp, kendini geliştirecek, üzerine koyacak kadar akıllı. Onun bizi temsil etmesinden gurur duyuyoruz. Gillot bize Mevlüt’ü anlatırken onu Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz ile karşılaştırdı. Onların kadroya alınmamasına, Mevlüt’ün oynamasına biraz şaşırır gibiydi. Ama karar Terim’in. Ve turnuvada Mevlüt’ü kazanmak, galiba Gökhan ve Topuz’u kazanmak anlamına gelecek.

Oyunun adı belli oldu: Hız oyunu… Sağ kanat ağırlıklı, süratli, forvetlerin dönerek yer değiştirdiği, Marco ve Hamit’in kurdukları bir oyun… Finlandiya maçında kostümlü provasını yaptığımız bu yeni sistemle Portekiz, İsviçre ve Çek Cumhuriyeti’ne karşı şansımızı deneyeceğiz…Mevlut Erdinç’in yıldız olabileceği, Nihat ve Tuncay’ın her an gol bulabileceği, Hamit’in rakip kaleyi sık sık şutlarıyla tehdit edeceği riskli bir şablon… Genelde yüksek lop toplarla rakip arkasına sarkılan, Marco’nun sigortası olduğu, defansın orta alana yaklaşarak rakibi sıkıştırabileceği, ilk bakışta kumar gibi gözüken ama bu kadronun oynayabileceği bir sistem…PİŞMESİ GEREKİYOROyunun pişmesi için ihtiyacımız olan şey zaman… Çok var mı? Kesinlikle hayır! Ama yine de denemeye değer. Çünkü savunarak bir yere varamayacağımızı biliyoruz. Mümkün olduğu kadar topu bizim yarı alandan uzakta tutmakta fayda var. Emre’nin rolünü merak ediyorsunuzdur… Anlatayım… Hamit ve Marco oyunu pişiriyorlar. O da yumuşak sol ayağıyla topu rakibin arkasına sarkıtıyor. Ve bunu büyük bir yüzdeyle yapıyor. Mücadele ve defans anlamında Emre fazla yorulmadığı, sakatlık riski taşımadığı sürece 30 metrekare bir alanda oynayarak turnuvanın yıldızlarından, asist krallarından biri olabilir.Biraz Mevlut Erdinç’ten bahsetmek gerekiyor. Çok hızlı. Ve güçlü. Ama gücünü ve hızını kontrolsüz değil, akıllı kullanıyor. Bu Türkiye’de pek alışmadığımız bir durum. Onun için çok değerli. Her iki ayağıyla topa vurabilen, adam geçebilen, patlama gücü yüksek, ilk iki adımda yanındakine 2 metre farka atıp vuruş yaratabilen bir yapısı var. ACİL ÖNLEM ALINMALITeknik direktör Fatih Terim’in kısa sürede yapması gereken riskleri en aza indirebilecek önlemler paketini uygulamaya koymak. Çünkü bu hız oyununda top kaybı sayısı yüksek oluyor. Ki bu da çok doğal. Kaybın yüksek olması rakibin üzerimize daha çok gelmesi de demek aynı zamanda… Bu oyunu pişirmeliyiz… Duran topları ‘hız oyunu’nu daha etkili oynayabilmek için efektif kullanmalıyız. Atacağımız her gol bu oyunun gücünü ve etkisini arttıracaktır. Bu oyun 7 Haziran’a kadar yetişmese bile, Türk futboluna yeni bir renk getirebilir. Yine de biz 7 Haziran’a kadar yeteri kadar pişmesi için dua edelim…

Bugün 23 Mayıs. G.Saray şampiyonluk kutlamalarına bu akşam Kalamış’ta devam edecek. Ama bu durum F.Bahçeliler’i rahatsız ediyor. Hem de hangi F.Bahçeliler’i biliyor musunuz? Geçen sezon F.Bahçe şampiyon olduktan sonra Ali Sami Yen’e çıkarken G.Saraylı futbolcular rakiplerini alkışlasın diye yazı yazan F.Bahçeliler’i… Yazan kim? Gürcan Bilgiç… Neymiş, G.Saray’ın Kalamış kutlamaları F.Bahçeliler’i tahrik ediyormuş! Okuduğumda inanamadım. Bir daha okudum. Sonra Gürcan abi ‘çıldırmış’ olmalı dedim… Öyle olmasa geçen yıl fair-play bayraktarlığı yapan, G.Saray F.Bahçe’yi alkışlasın diyen Gürcan abi, niye tahrik etsin ki milleti? F.Bahçe için fair-play, G.Saray için tahrik… Yapma Gürcan abi… Yoksa sen de G.Saray’ın şampiyonluk kutlamalarından nasibini alıp çıldırdın mı?Kutlama ve çıldırma faslı bir kenara… G.Saray’a dönelim. G.Saray futbolda teknik direktör ararken, basketbolda elindeki değeri kaybediyor. İki yılda basketbol şubesini ayağa kaldıran, bazılarının oyuncaklarını elinden aldı diye kötü adam olan Murat Özyer’in ayağının kayıp düşmesini bekliyormuş zavallılar. Bütün bir sezon oturdukları kırmızı koltuktan sahaya zehir akıtanlar, G.Saray Telekom’a elendi diye zil takıp oynayacaklar… DOĞRU MODEL ÖZYERNEDEN? Çünkü Özyer onlara göre başarısız oldu. G.Saray sezonu kupasız kapatabilir ama Murat Özyer ve oyuncuları başarılıdır. Yalnız bırakıldıkları, yönetimsel hataların tavan yaptığı, federasyonun G.Saray’ı sahaya gömmek için uğraştığı, kendilerini G.Saraylı sanan ağabeylerin kuyularını kazdığı bir ortamda o formayı hakkıyla temsil ettiler. Bugün Murat Özyer gider yarın başkaları. Ama bu kafa değişmedikçe siz bir adım ileri gidemezsiniz sevgili ‘ağabeyler.’ Alın oyuncağınız sizin olsun. Ama bu işler artık 40 yıl önceki telden arabalarla oynamaya benzemiyor.Murat Özyer mi? Sizin ona veremediğiniz değeri Efes Pilsen maçının son 3 dakikasında salonu dolduran taraftar verdi. Doğru modelin Murat Özyer olduğunu taraftar anladı, siz anlayamadınız!

Arda Turan… Türkiye’nin futbol zekası en yüksek oyuncusu… Çünkü hem sağ bek, hem sol açık, hem forvet arkası, hem de forvet olarak oynayabileceğini hepimize gösterdi. Sorumluluk almasını da öğrendi. Takımının en sıkıştığı anlarda sahneye çıktı. Ya topu kalesinden uzak tuttu ya da başında en az iki futbolcu bekleterek defansını rahatlattı. G.Saray’ın şampiyonluğunda tartışmasız saha içerisindeki en önemli etkendi. Goller attı, asistler yaptı. Gerektiğinde tekmeye kafasını soktu. Takım ruhunun ‘genç’ bayrağıydı.Hepimiz onu o kadar çok alkışlamak istiyoruz ki, bir maç kötü oynadığında hemen enseyi karartıyoruz… Arda şımarmış, Arda yemiş yutmuş, Arda bitmiş yorumları gelmekte gecikmiyor. Oysa ki o sadece 21 yaşında. Futbol hayatının başındaki istikrarsız oynayabileceği yıllarda… Kimi zaman yaptığı saha dışı hatalar da yok değil. Rakiplerle girdiği diyaloglar, hakemlere itirazlarının dozajı kimi zaman onu antipatik gösteriyor. Ve en önemlisi üzerinde yoğun bir baskı var. G.Saray gibi bir cadı kazanında da futbol oynadığını unutmamalı… Kulübün o kadar çok problemi var ki, Arda ile özel olarak ilgilenecek onu yüceltecek bir proje hala üretilemedi sarı-kırmızılılar tarafından. Oysa ki Arda G.Saray’ın şu anda elinde bulundurduğu en değerli futbolcu… Bu tartışma bile götürmez… SIÇRAMA ŞANSI VARŞİMDİ ise Arda’nın önünde gerçek bir sınav var. EURO 2008… Hem ülkenin hem de Fatih Terim’in ondan beklentileri fazla. Arda, 7 Haziran’dan itibaren en az 3 maç süreyle köpekbalıkları ile aynı suda yüzecek. Orada kendisini tartacak. Belki de G.Saray’ın ona veremediği deneyimi Milli Takım ile kazanacak. Büyük bir turnuva oynayacak. Üzerindeki mahalle baskısı 70 milyona yükselecek. Rakiplerin sertliği tavan yapacak. Ve biz orada Arda’nın ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu, nerelere gidebileceğini göreceğiz.Arda’nın EURO 2008′de zirve yapacağına inanıyorum. İyi bir sezon geçirdi. Fizik gücünün yeterli olduğunu son 6 maçta gösterdi. Oyunu eskiye göre daha sertleşti. Ağır baskı onu genç yaşında erken büyüttü. Ve en önemlisi dünya futbolunun vitrinine çıkacak olmanın bilincinde artık. Birbirimize söylemekten de çekiniyoruz galiba ama Arda Turan, A Milli Takım’ın EURO 2008′deki en büyük kozudur.

Şampiyon olmak için özellikle de Türkiye’de anormal paralar harcayıp, anormal futbolcularla sahaya çıkmanıza gerek yok. Stadınızın çok büyük ve lüks olması da gerekmeyebilir. Gereken tek şey, sahada Türkiye şartlarına göre sert mücadele edecek, tekmeye kafa sokacak, giydiği formanın hakkını verecek futbolculara sahip olmak, şampiyonluk havasını tenefüs etmek, onu yaşamak. G.Saraylı futbolcuların bütün sezon yaptıkları buydu. 9 eksikle antrenman yaptıklarında bile, sakatlıklardan sürekli yeni kahramanlar çıkartarak kurtulan, sürekli kendini motive eden bir model oluşturdular. Günümüz şartları için bu modelin çok işlevsel gözüktüğünü söylemek zor. Ama G.Saray’da işe yarıyor.Formanın hamurunda mıdır, Florya’nın suyundan mıdır, takımın abilerinden midir, bilinmez. Sırrını çözmek zor. Tahmin ediyorum futbolcular da kazandıkları 17. zaferi anlatırken, çok doğru cümleler kuramazlar. Servet’in kahramanlaştığı, Lincoln’ün sezonun 4′de 3′ünü yedek kulübesinde geçirdiği bir maratonu zaten kolay kolay da açıklayamazsınız.GÜLE GÜLE KRAL!G.SARAY için mutlu son, Nonda’nın topu boş F.Bahçe kalesine dürttüğü an başlamıştı. Sivas ve Oftaş maçları teferruattı. Koca sezon zorluklarla boğuşup, şampiyonluğu aslanın midesinden söküp alanlar, kolay kolay başka kimseye mutlu olma şansı tanımazlardı. Hele 2006′da şampiyonluğu nasıl kazandıklarını bile bile.G.Saraylı futbolcuların hiçbirini diğerinden ayırmamak lazım. Hepsi sezonun belli bölümlerinde takıma büyük katkı sağladılar. Belki finişi omuzlarında daha fazla apolet olan generaller yaptı ama Florya’daki antrenman formalarını ıslatan herkes, rahatlıkla Bu şampiyonlukta benim de payım var diyebilir. Tebrikler G.Saray, tebrikler G.Saraylı futbolcular. Bu saatten sonra G.Saraylılar’ın umudu 17. zaferi kulübe katkı sağlayabilecek bir enerjiye çevirmek. Çünkü G.Saray’ın geleceği için adımlarını sağlam atması, her şampiyonluktan daha önemli. Son mesajımız da Kral Hakan Şükür’e. Muhtemelen dün akşam G.Saray formasıyla son defa sahaya çıktı, son kez gol attı, son kez kupa kaldırdı. Kendisine G.Saray ve Milli Takım’a verdiği büyük hizmetler için teşekkür ediyorum.

G.Saray tarihine bir sayfa daha ‘şampiyonluk’ başlığı ile açılmaya hazırlanıyor. 8 yıldır aslında kötü politikalarla yönetilen ve borcu 250 milyon dolara yükselen G.Saray’ın son 3 senedeki 2. zaferi olacak bu şampiyonluk. 17. kez zirveye çıkmanın değeri aslında çok büyük. Çünkü aynı 8 yıllık süreçte ezeli rakip F.Bahçe ekonomik alanda G.Saray’ı geçti, sportif alanda da sarı-kırmızılıların Avrupa’daki imajını ele geçirmek için hamleler yaptı. Bu şartlar altında G.Saray’ın şampiyon olması camianın yıkık moralini düzeltecek, ekonomik hamleler için yeni yönetime zaman kredisi yaratacaktır. Ama şu unutulmamalı; şampiyonluk G.Saray’ın gözlerini kör etmemeli. Yöneticiler eğer Olduk, bitti havasına girerlerse tren ‘yine’ kaçacaktır… Aynen 2006′da olduğu gibi… G.Saray’ın şampiyonluğu önemlidir, değerlidir fakat model olarak yanlış modeldir! Yönetimin bu kadar işin pratik olarak da içerisinde bulunduğu, Florya’nın tamamen futbolcuların eline bırakıldığı ‘teknik direktörsüz’ model ile şampiyonluk bir ya da iki kez kazanılır. Fakat sağlıklı bir yapı oluşturulamaz.ARAÇ OLMALIG.Saray’ın yeni yönetiminden beklenen, kulübü düzlüğe çıkartacak modeli bir an önce oluşturmasıdır. Şampiyonluklar gelip geçici oluyor. 2006′da 83 puanla zirve yapan takımın 2007′de 56 puanda kaldığını ve Şampiyonlar Ligi fırsatını kaçırdığını akıllardan hiç çıkarmamak gerekiyor. Ben yaptım, oldu veya Ne yaparsam yapayım doğrudur felsefeleri artık kulüp yönetimleri için demode kalıyor.G.Saray’ın önünde bu yaz EURO 2008 nedeniyle geniş bir çalışma zamanı var. Seçilecek teknik direktör ‘kukla’ değil yaratıcı ve yetiştirici olmalı. Transfer edilecek futbolcular hayâl kırıklığı değil umut taşımalı. Yöneticiler teknik direktör değil yönetici olmalı. Kısacası 17. şampiyonluk G.Saray için amaç değil araç olarak kullanılmalı.G.Saray yönetimine bir kısa mesaj daha… G.Saray sadece futbol kulübü değil. Bu kulübün aynı zamanda basketbol şubesi de var voleybol şubesi de… G.Saray Cafe Crown Basketbol takımı 7 milyon dolarlık bir değerdir. Her ne kadar kulübün bu bütçeye bir katkısı yoksa da o takımın değeri 7 milyon dolardır! Ve o oyuncuların da giydiği forma G.Saray formasıdır. G.Saray’ın hiçbir yöneticisinin de bırakın 7 milyon doları, 10 bin doları bile başıboş bırakma lüksü yok. Kulübe önce başkan ve yöneticileri sahip çıkacak. Sonra da taraftarına ’sahip çıkın’ çağrısı yapacak.

MAÇ bitmiş… Hat-trick yapan Arda medyanın karşısında. Ağzından çıkan sözlere saygı duymak lazım: Ayhan ağabey bugün muhteşem oynadı. Üç gol atıp Sivas’ta kahramanlık mertebesine taşınması beklenen Arda, kendisinden daha iyi oynayanı, takımı sırtlayanı açıklıyor. Siz bu tablo içerisinde G.Saray’ın şampiyonluğu vereceğine inanıyor musunuz? Futbol bu… OFTAŞ haftaya gelip G.Saray’ı yener, şampiyonun adı değişir ama cismi değişmez. Böyle inanmış ve kenetlenmiş bir takım şampiyonluğu vermez.Sivas’ın bu sezon stresli maçları kaldıramadığını herkes biliyordu. G.Saray teknik heyeti de (yine tekrarlıyorum; her kimse) bunu hesaplayarak ‘galibiyet mahkumu’ Sivas’a karşı soğutucu sprey tadında bir 11 çıkardı. Amaçları Sivas’ı üzerlerine çekmek ve orta alandan kalabalık ani baskınlar yapmaktı. Oyun soğuk gitse istediklerini elde ederlerdi de Song’u tutamadılar. Uzun zamandır oynamayan Rigo, Sivas’a aradığı hediyeyi verdi. Topuğuyla altıpasın içerisinde topu müdahale etti. Ki bu muhtemelen G.Saray forması ile son cüretkâr hareketiydi. Sivas öne geçti. Oyunun rengi değişir, G.Saray saldırır Sivas pozisyon bulur diye düşünmeye başladık.ARDA ‘PERDE’ DEDİOyunun rengi değişti de nitekim… G.Saray saldırmaya başladı. Ama Sivas çıkamadı yarı alanından. Güçleri yetmedi. Arda önce Ayhan’ın, sonra Servet’in asistlerini istatistiklere geçirdi. Bu kez bir yıldız gibi, sahne alması gereken yerde ‘perde’dedi. Oyunun her bölgesinde olabilecek kalitede olduğunu gösterdi. Zaten ondan herkesin beklentisi ‘kalitesini’ gücüyle birlikte sahaya koyması. Bunu da yaptığında onu kim tutabilir ki?İkinci yarıda G.Saray rakibine, rakibi G.Saray’a hediyeler verdi. Sonuçta tecrübeli olan istediğinden fazlasını cebine koyup eve döndü. Ayhan F.Bahçe maçından sonra Sivas’ta da güvenli, sakin ama aynı oranda da agresif oyunuyla takımını zafere taşıdı. Golü muhteşemdi. Aykut’a yediği goller yakışmadı dersek mesaj yerine ulaşır… Düne kadar çok iyi getirdi. Dün geceyi bir anlık konsantrasyon kaybı olarak görmek gerek…Sadede gelirsek… İçlerine ‘Metin Oktay ruhu girmiş çocuklar’ aslanlar gibi mücadele ediyor, formanın hakkını veriyorlar. Forma da onları yüceltiyor. Sonunda gücün nereden geldiğini anladılar çünkü… Her hafta çığ gibi büyüyerek zaferden zafere koşuyorlar. Seviniyorlar, sevindiriyorlar…

Şimdi saygı duyma zamanı. Şapkaları çıkartalım, G.Saray’ın önünde eğilelim. Bütün bir sezon yerden yere vurduk, küçük gördük ama son darbeyi onlar vurdu, G.Saraylı futbolcular… Gün onların günü. Kimi zaman hocasız, kime zaman yarı takım, kimi zaman lobisiz devam ettiler yollarına. Şimdi şampiyonluk kutlayacaklar. Hem de zengin, gösterişli, organize F.Bahçe karşısında. Tabii futbol bu. Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış ama bakıldığında ortada da bir şey yokmuş. G.Saray’a karşı şampiyonluk maçına çıkacaksın Ali Sami Yen’de, tek pozisyona girmeden 90 dakikayı bitireceksin. Yedirmezler. Geleceksin erkek gibi topunu oynayacaksın. Yenemiyorsan da saygı duyacaksın, eğileceksin, alkışlaycaksın. Nasıl bütün sezon F.Bahçe’yi tüm Türkiye alkışladıysa bugün alkışı alanlar G.Saraylı futbolcular. Delikanlı gibi söyleyelim hepimizi susturdular. Şimdi kutlama yapıyorlar. Haklarıdır. Bu saatten sonra şampiyonluğu kaybedecekleri de yok. Kaybedelerse bir futbol mucizesi olur. Aynen G.Saray’ın şampiyonluğu gibi.ARTIK ŞAMPİYONSezona yanlış tercihle başladılar, paraları yanlış yerlere harcadılar. Belki yanlış tercihlerle de götürüyorlar ama onlar kazandı. Kazanan daima haklıdır. Belki G.Saray’ın bu şampiyonluğu, şampiyonluğu diyorum çünkü bu saatten bu iş değişmez, aslında Türk futbolu adına kötü bir örnektir. 3 Büyükler’in Türkiye’de ne kadar rakipsiz olduğunun göstergesidir. Ama tekrar altını çiziyorum hak edrilmiştir. Çünkü futbolcular formalarını ıslattılar, koştular, çabaladılar… Şimdi zaferlerini kutluyorlar.Maçın yıldızı Ayhan Akman’dı. Yardımcıları Sabri ve Servet. İyi bir taktikle başladılar. Sıkıntıya girdiklerinde panik yapmadılar. Sezon boyunca çok zorlu, üst düzey maçlar oynamış F.Bahçe’yu çaresiz bıraktılar. Semih’in oyuna girmiş olması F.Bahçe’yi hareketlendirebilirdi ama buna bile müsaade etmediler. İstediklerini aldılar. LINCOLN GİTSİNLincoln’e gelirsek bence bu sabah uçağa binsin ülkesine gitsin. Bu takımda ona yer yok. Önümüzdeki sezon da olmaycak. F.Bahçe’nin tercihlerine gelirsek Maldonado’yu oynatmak Türk futbolu adına bir cinayet. Selçuk’a yazık ediyorlar. Şilili futbolcuyu çok aramışlar mı? Transferde hep G.Saray hata yapacak değil ya. Sakat Volkan’ı 90 dakikayı tamamlatmak ve yaptığı hataya göz yummak bir teknik direktör zaafı. Serdar ve Volkan Babacan hiç güvenilmeycek kadar kötü kaleciler mi. Dün gece Volkan Demirel’in yediği golü yerler mi? Hepsini geçip sonuca gelelim. Kenarda Cevat Güler ile F.Bahçe karşısına şampyonluk maçına çıkmak yürek ister. Bu yürek de fazlasıyla G.Saray formasında var galiba. Formanın hamurunda kazanmak ve galibiyet var. Dün gece bunu bir kere daha ispatladılar. Florya’da G.Saray’ın zafer suyundan içmiş olanlar dün tarih yazdılar. Tarih yazmak böyle bir şey olsa gerek. Herkese bayrak açarak, herkesle kavga ederek, sadece armandaki güce güvenerek yazıyorsun tarihi. Tebrikler G.Saraylı futbolcular. Tebrikler kaptan Ümit ve arkadaşları.