Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for the ‘Erdoğan Şenay’ Category

Korkudan sevince

Thursday
Jun 12,2008

Erdogan Senay
Sonucu mutlulukla biten dramatik bir gece yaşanmaktaydı Basel’de… Ağır sahanın bu denli yoğunlaşacağı meteoroloji uzmanlarınca on gün öncesinden ısrarla vurgulanmaktaydı. Belki de bu denli net bir bilgiye rağmen milli maç tecrübesi son derece az ve Milli Takım’da oynamaları gerçekten de sürpriz olan Tümer ve Gökdeniz’i ilk onbirde sahaya sürmek nedendi ki ?..
Tuncay, Portekiz maçında da, dünkü gecede de bütün iyi niyetine rağmen oyun kimyası son derece ters düşen doksan dakikalar yaşamaktaydı. Bu futbolcunun da kötü günleri olabilir. Ancak futbolda şaşmaz  bir kural vardır. Şansını iyi kullanamayan futbolcu çıkar, yerine yenisi girer… Dün ayrıca ikinci yarıda oyuna giren Semih, sadece maçın değil, Milli Takım’ın gruptaki kaderini de değiştirebilecek olan golü atarak ay - yıldızlı formayı ateşlerken, acaba Terim hoca kulübede nerede yanlış yaptığını düşünmekte miydi ?..
İsviçre’nin, bir kasaba tarzı takımından pek de farklı olmayan futbol yaratıcılığı ve futbol lezzetiyle mücadele veren Milli Takım’ın galibiyete ulaşması için doksan artıya kadar oyalanması dahi ay - yıldız adına eksi puandı…
Özetlemek gerekirse çok korkulu bir sonuçtan yine de Arda’nın zekası ve klas golüyle çok özlenen dünkü galibiyeti yakalayabildik. Şimdi sıra hem Çek Cumhuriyeti maçında, hem de gruptaki şans tanrısının meleklerinin bizden yana olmasında… Bu böyle olur mu derseniz eğer; bu soruyu bana değil, Fatih Terim’e sorunuz lütfen !.. Çünkü onun yüksek katlardaki iyilik melekleriyle arası o kadar mükemmelki !.. Dünkü sonuç, bunun en iyi göstergesi…
 

Göz göre göre

Sunday
Jun 8,2008

Erdogan Senay
Avrupa Şampiyonası’nın büyük umutlar bağladığımız ilk maçında Fatih Terim’in tüm hesapları beraberlik üzerineydi.
Bu mantıkla Portekiz önünde tutunmaya çalışan Millilerimiz’de özellikle Servet-Gökhan Zan ikilisinin ilk yarıda verdikleri kademe açıkları, Terim hocayı hayli korkutmuştu anlaşılan.
İkinci yarıya Mevlüt’ü dışarı alıp savunmayı Sabri ile takviye etmesi, hocamız adına doğruydu belki. Ancak hemen arkasından Gökhan Zan’ı alıp yerine Emre’yi oyuna sürmesi, tedbirden öte açık bir korkunun ifadesiydi, teknik kulübemiz adına…
İşte tam da bu değişiklik sonrası defansımızdaki çatlaklar daha da derinleşiyor ve oyunun başından beri hem Portekiz hücumlarına sinsice katılan, hem de bizim çıkışlarımızdaki birçok pozisyonu ustaca eriten Pepe, ani bir verkaçla Türkiye’ye kederlere kilitleyen sonucu yaratıyordu.
Emre-Nihat-Tuncay niçin hep sol kulvarı kullanarak hücum şanslarımızı hovardaca harcama enayiliğinde ısrarcı kalıyorlardı. Halbuki sağ iç koridorunda maç boyu top bekleyen Kazım kanadından çalışsak, hem Portekiz’in oyun formatını bozar, hem de ısrarla aradığımız gol sayısına ulaşabilirdik.
Uzun yorumlara gerek olmayan bir gece yaşandı. Milli Takım’ın kazanmak isteğinden çok, gol yememe ve beraberlik üzerine kurulmuş tertip-oyun planları ve değişiklik hataları bizi göz göre göre yenilgiye taşıdı sonuçta… İsviçre-Çek Cumhuriyeti maçını da tek devre seyredebildik. Halbuki gruptan çıkmamız adına tek puan ne kadar da işimize gelirdi. Ama dünkü teknik kulübeden yansıyan ve yanlışlar dizisi halinde geçen 90 dakika sonrasındaki düşüncemiz odur ki, bu gruptan çıkmamız sadece mucizelere bağlıdır.             

Zor gece

Saturday
Jun 7,2008

Erdogan Senay
Bu gece Cenevre’de ÇILGIN TÜRKLER çıkışının yeni bir farklı versiyonu mu yaşanacak yoksa doksan dakikanın sonrasında merhaba hüzün filminin kahırlı kareleri mi yerleşecek hafızalarımıza ?
Tabii kazanmak ve gruptaki yerimizi sağlama almak için tüm gücümüzle savaşacağız Portekiz’le… Futbolda başlamamış oyunun adını önceden koyamazsınız. Terim ve ay-yıldızlı çocuklarımızın kazanmak adına en ince teknik hesapları yaparak hazırlandıklarını çok da iyi bilmekteyiz. Ancak korkumuz odur ki, futbolumuzdan bir türlü söküp atamadığımız hızlı düşünme ve çabuk oynama yetersizliğimiz bir umacı gibi ayaklanıp bizi yine yakalamasın, büyük umutlarla hazırlandığımız açılış gecesinde…
Rakibi karşılarken ağır kalmak, topu kaptığımız an, oyuna sokma konusundaki kararsızlığımız yıllardır değişemiyor bir türlü… Defansif kavramda, özellikle de göbekte hiç hatasız oynamaya mecburuz ilk gecede… Kanatlardan çıkıştaki maharetleri iyi bilinen Portekiz’in özellikle Cristiano Ronaldo’nun kulvarını akıllıca kontrol etmek, bu genç ayakların sprinter ataklarını daha başlamadan kontrol altına almak çok önemlidir geceyi mutlu sonuçla bitirmemiz adına… Bu bölgede Sabri ve Hamit’in önlü arkalı oynayacaklarını sanmaktayız. Sabri’nin, Ronaldo üstüne yoğunlaşacak oyun anlayışından çok da ümitliyim doğrusu… Çünkü Sabri, hem genç, hem de ümit milli iken karşılıklı oynadığı Ronaldo’nun kıvrak futbol düşüncelerini iyi bilmektedir. Ayrıca Hamit’in Avrupalı anlayışını da dikkate alırsak, Portekiz’in ve Dünya’nın yeni starı Cristiano’nun işi çok zorlaşır Cenevre’de…
Göbekte Servet-Gökhan ikilisinin, sol kanatta Hakan Balta’nın yaratacakları uyum, maçın kaderini çizecek etken olacak bizler için… Eğer bu görev paylaşımları hiç aksamadan, hatta daha da üst noktalara çıkarak mükemmel çizgiye taşınabilirse, işte o zaman işler düzene girer…
Tabii orta sahadaki marka isimlerimizin özel bir gece yaratabilmeleri de Çılgın Türkler öyküsünde satır başları olarak okunabilir maç sonrası… Emre, Aurelio, Arda veya Tuncay’ın top servisleri, kazanmamız adına olmazsa-olmazlarımızın önde gelen kuralıdır… Nihat ve Mevlüt’ün koşu yollarına atılacak çabuk ara pasları veya kontr ataklardaki can alıcı derin toplar, millilerimizi bir anda gecenin kahramanı ilan edebilir.
Yalnız Nihat’ın büyük golcülüğü yanında özürlü bir tarafına laf atmadan edemeyeceğiz. Nihat’ın inanılmaz bir saflıkla geriye dönüşlerde yavaş kalıp ani deparlarında ise rakip defansın ofsayt çizgisine bakmadan yaptığı çıkışlar ve yan hakemlerin kalkan ofsayt bayrakları bu müthiş oyuncudaki tesbit ettiğimiz önemli eksikliktir. Eğer pozisyonlar da yardımcı olur ve Nihat şampiyonada bu zayıf tarafına dikkat edebilirse Türkiye, yarışmalardaki gol bulma arayışlarında çok daha önemli fırsatlar yakalayabilir.
İşin özeti, Volkan’ın kalesindeki her olumlu hareketin, millilerimiz için bir işaret fişeği ve de moral dopingi olacağını iyi bilmeliyiz. Bütün bunlara dikkatle bakan bir Türkiye, ters düşünenlerin aksine bu maçı kazanabilir. Gözler ve kulaklar ZOR GECEDE Cenevre’ye çevrilmiştir. Portekiz’in birçok maharetini Dünya alem bilmektedir. Bizce bilinmeyen tek gerçek, Türkiye’nin bazen de olsa zorlu gecelerden ne denli zaferlerle çıktığı doğrusudur. Ayrıca bu gece kazanır veya berabere kalırsak Türkiye’nin gruptan çıkma inancına öylesine yürekten sarılacağız ki…

Olmaz-olmaz deme!

Sunday
May 11,2008

Erdogan Senay
Avni Aker’de kaderine isyan edip ligin son haftasında da olsa cefakar seyircisi için oynayacak bir Fenerbahçe mükemmelliği bekleyen gözler tam aksine Trabzonspor ve Yattara’nın futbol gösterileriyle yüz yüze kalmak üzüntüsüylü boğuşuyorlardı.
Gerçi tribünlerdeki kendini bilmezler sahada mertçe ve de onuru için oynayan Trabzon’dan çok farklı bir şekilde kin ve nefret duygularıyla dolu sloganlarıyla haykırıp duruyorlardı 90 dakika boyunca… Peki de neden?
Çünkü bilmem ne tarihindeki sezonun son maçında şampiyonluğu Fener’e kaptırmışlar da ondan… Meseleye böyle bakanlar kendi enayilikleri için lig tarihi boyunca rakibini hedef alarak bu slogan yanlışlığının çukuruna düşenler iyi bilmelidirler ki, “bir zaman gelir, bugün küfür - küfran ile yenip yolladığınız o takımın merhametine siz de muhtaç kalabilirsiniz…”
Evet, Fenerbahçe saman alevi gibi cılız bir iki atak sonrası adeta kontak kapatıp maçın kaderini Trabzon’un oyun temposuna ve Yattara’nın sahanın her bölgesine yayılan düşünce ve futbol maharetleriyle dolu gösterilerine teslim ediyordu.
İyi ama, artık matematiği filan da tüketip inanılmaz basit yanlışlarla rakibe kaptırılan şampiyonluğun derin hesapları nasıl yapılacak? Zaten doğru düşünenler ve “olmaz olmaz deme-OLMAZ OLMAZ” yorumunun en geçerli olduğu futbol oyunundaki ince olgular doğru zamanlarda mercek altına yatırılsaydı şimdi ligdeki puan cetveli bu rakamlarla mı yazardı Fenerbahçe’nin kâr-zarar hesabını.
Dün son kez gördük… Bu yıl derbi kazanmak adına siftahı olmayan Trabzonspor, Fenerbahçe’yi yenmek için tüm fiziksel birikimlerini sahaya dökerken Fenerbahçe’nin bir çok “yabancı ağırlıklı ismi” karşı kaleye taşınmak adına dahi pek de zorlamıyorlardı kendilerini… Yani, pahalı yabancılarla dev bir takım yaratma fikri Türkiye için henüz çok ham ve olgunlaşması on yıllara bağlı bir hayal olarak görünmektedir. Aaaa bu Fenerbahçe için şaşmaz bir gelenekmiş… Veya Avrupa’daki sükseli bir kaç galibiyet koca Fenerbahçe’nin amaçları adına yeterliymiş… Bunları konuşacak günler değildir dostlar… Dün sezon boyu boşa dökülüp giden hayati puanlardan sonra şampiyonluk perisi de kanatlanıp uçtu ya… Vurun dibine gitsin…
Şimdi Trabzon ekibine “helal olsun” deyip Yattara’yı da yürekten selamlayarak noktalıyalım yazımızı…

Hazin son

Monday
May 5,2008

Erdogan Senay
Fenerbahçe, Gençlerbirliği önünde şampiyonluk kovalayan lider tavırlı bir zirve ekibini mi oynuyordu yoksa şu lig bitse de evlerimize gitsek duyarsızlığı ve angaryacılığını oyunun birçok anlarında resimleyen bir karşılaşmayı mı taşımaktaydı?
Mehmet Nas-Mehmet Çakır-Engin-Kahe gibi çabuk ayaklar ilk yarıda orta sahayı allak bullak ederek ve sahanın her yerinde çarçabuk çoğalarak Fenerbahçe’yi darmadağın ederlerken, Fenerbahçe’nin soylu ve pahalı ayakları! neden koşmakla yürümek arasındaki bir yorgunluk görüntüleri içindeydiler ki?.. Tribünler ve TV’lerde iki kanala kilitlenmiş insanların Fenerbahçeli olanları, Galatasaray’ın peş peşe gelen gollerinden çok Fenerbahçe’nin bu duyarsızlığı adına çileden çıkmaktaydılar.
Ali Bilgin’in, Fenerbahçe adına bir yanlış transfer olduğu daha sezon başlamadan belliydi. Peki de bu oyuncuyu Fener’in şampiyonluk arayışındaki son 90 dakikasında kurtarıcı olarak sahaya sürmeyi bir Zico marifeti olarak mı yorumlayacağız yoksa kadro kurmakta aciz kalmanın acı bir çaresizliği olarak mı? Maldonado’nun Fenerbahçe’de tempoyu düşüren oyuncu olduğu Türkiye’de konuşulurken onu hâlâ dünkü kritik bir oyun ve ağır sahada maça sürmek yine bir Zico yanlışı olduğuna göre şampiyonluğun Fenerbahçe’den nasıl adım adım uzaklaştığını bilmem sizler de kolayca yakalıyor musunuz?
Ayrıca Zico’nun Ali Bilgin ve Maldonado’yu hemen ilk yarının ortalarında oyundan almasıyla yukarıdaki yanlış ve kabahatlerini kendisinin de kabullendiği gerçeği çıkmıyor mu ortaya?
Kazım ve Semih’in oyuna girmesiyle Fenerbahçe’de nelerin değiştiğini hep beraber seyrettik. Kadro oluşumuna böylesine ‘şaşı bakan’ bir teknik kulübe özürünün var olduğu ortada iken Fener’in niçin şampiyon olamadığı sualini neden daha fazla kurcalayalım ki?
Kezman konusu sonucu çok pahalıya mal olmuş bir transfer kabahatidir sarı-lacivertli formada… Adam onlarca maçta santrfor bölgesini fuzuli işgal ile geçirdi. Bu transfer yanlışını düzeltmek için Kezman’a sürekli forma verenler ne denli büyük bir bedelin sorumlusu olduklarını şimdi daha iyi anladılar mı dersiniz? Bir yıldır en zorlu yerli-yabancı oyunları kazanıp, ligin en sığ takımlarına kaybederek kupa ve ligi hovardaca heba edenler şunu iyi bilmelidirler: Fenerbahçe’nin bilinen bu yarışma ve taktik formatı artık Türkiye’de deşifre olmuştur ve özellikle oyuncu yapıları çok sağlıklı genç, dinamik ve yepyeni isimlerle bu formanın geleceği takviye edilmezse, korkarız gelecek sezon boyunca da aynı şeyleri yazıp, hazin sonla yüzyüze gelmek zorunda kalacağız.      

Sezar

Monday
Apr 28,2008

Erdogan Senay
Ali Sami Yen’de hafta boyu devam eden beyanat ve de yorum curcunasına Cim - Bomlu ayakların tokat gibi cevapları vardı, dünkü Galatasaray baskınının yarışma gündeminde…
Futbolda masal anlatımı abartılı öykülerle, gerçekçi ve de olağanüstü disiplinli ayrıca da ruhsal benliğiyle de yarışan gençliğin değer ölçekleri asla benzerlik taşıyamaz… Dünkü müthiş derbide ve de şampiyonluğun düğüm maçında, sarı - kırmızılı ayaklar bu hakikatları haykırıyorlardı sanki sarı - lacivertli meslektaşlarına… Düdükle birlikte oyuna saldıran Cim-Bomlu oyuncular sadece ayakları ve beyinleriyle değil de vücutlarının her zeresiyle sahayı didik didik ediyorlardı Ali Sami Yen‘de… Fenerbahçe düşünürken - Galatasaray oynuyordu işin özünde… Hücum-pres - orta alandaki fiziksel çarpışmalar - karşı kaleye çıkışlardaki çabuk oynama meziyetleri gibi kavramlarda Fenerbahçe’ye ders verircesine büyük bir futbol gösterisini sergiliyordu sarı - kırmızılılar.
Evet de, Fenerbahçe niçin rakibi kadar çabuk olamıyor ve de maçı sahiplenme konularında derlenip toparlanamıyordu bir türlü?… Bize göre Cim - Bom’un son haftalardaki ligi sahiplenme adına yaptığı önemli zirveyi hiç de doğru incelememişti Fenerbahçe teknisyenleri…
Türkiye liglerinde artık sağır sultanların dahi bildiği Alex’in pas patronluğu şekli ve de rollerindeki teknik üslubunun, şampiyonluğun bu yılki kilit oyununda Galatasaray’ı içerden, dışardan yöneten futbolcu jürisi mi fark edemiyecekti, sanırsınız?… Kezman konusu Fenerbahçe’de bir drama olmaktan çıkıp, bir komedi olayı haline dönüşmüşken, bu oyuncunun bilinen beceriksizliklerini bu derbiye de aynen sürmek, Fenerbahçe’yi belki de şampiyonluktan edecek koskoca bir kötü senaryo olmayacak mıydı sayın Zico?… Deivid’miş - Kazım’mış - Aurelio’ymuş - Semih’miş - kanatların kahramanları Gökhan ve de Uğur Boral’mış… Fenerbahçe’nin tüm bu özelliklerine gördünüz ne de doğru çareler üretmiş Cim - Bom’un genç kramponları…
Tüm bu isimleri en dar alanlara kilitle ve onlara oynayacak boş alan bırakma. İşte sarı- kırmızılı ekibin dünkü yarışma ve düşünce disiplini bu mantık üstüne kurgulanmıştı ve bu düşünce hem sonucu, hem de şampiyonluk hedefini tam da 12’den vurdu.
Dün gece görkemli Galatasaray kadar gecenin flaş adamı ve form olarak da bize zirvede görünen kimlik de maçın hakemi Fırat Aydınus’du. Kısacası dün gece sarı - kırmızı formanın zafer şarkılarıyla inledi Ali Sami Yen… Eee, doğrusu Sezar’ın hakkını da Sezar’a vermek gerekmez mi!

Sizler bulunuz

Friday
Apr 25,2008

Erdogan Senay
Ülkemizde derbiler, dillere destan futbol öyküleri olarak hafızalarda saklanır da, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında olanları ise beyinlere kazınır adeta…
Nedeni çok açıktır aslında… İki dev ekip de hem birbirlerine böbürlenir, dururlar, hem de korkudan ayakları titrer hafta boyu ve yarışmanın sonuna kadar… Eh; dile kolaydır, Galatasaray veya Fenerbahçe renklerine sevdalanıp hayat boyu bu aşkla yaşamak… Hele de yüz yıllık rekabetin getirdiği yenme-yenilme anılarının içinde düşünsel kulaçlar atacak yaşlarda iseniz, o zaman değmeyin işin keyfine…
Kim kazanır-nasıl kazanır düşüncelerine üstüne tüm Fenerbahçe ve Galatasaraylılar’ın kafaları fokur fokur kaynıyor şimdilerde… İş yerlerinde, yolculuk yarenliğinde, evlerdeki gündüz veya akşam sohbetlerinde hep pazar gecesinin kazanma ve şampiyonluk muhabbetleri gündemi sarıp sarmalamakta… Şimdi biz de işin içine girip şu oynarsa-şöyle oynarsa-sonucu alır götürür gibi uyduruk muhabbete soyunmayacağız. Ancak futbolda yarışmanın temel ögelerinden birkaç örnek vermekle yetineceğiz. Bu noktalardan yola çıkarak kazanması muhtemel tarafı sizler de kolayca yakalayabilirsiniz…
Fenerbahçe’nin Zico’lu kulübe patronluğu avantajı yanında Cim-Bom’dan daha pahalı, daha teknik isimlerle donanımlı bir ekip olduğu açıkça ortadadır. Kaleciler kıyaslamasında da sarı-lacivertli kalenin daha emniyet verici ellerde olduğu sanırız tartışma götürmez. Tabii bir de başta Alex olmak üzere Deivid, Aurelio, Lugano, Gökhan, Uğur Boral gibi kariyerleri oturmuş isimlerin de sarı-lacivertli formada zirve yaptıklarını kabullenirsek, Fenerbahçe’nin derbi oyunundaki maç öncesi fotoğrafı hayli renkli ve de göz alıcı görünebilir.
Ancaaak; Galatasaray’ın kendi sahasında oynama avantajı öyle yabana atılır bir cinsten olmayan bir ön avantajdır. Bunun yanında sarı-kırmızılı kadronun ligdeki oyun disiplini, en yüksek ve Avrupalı yarışma disiplini açısından ligin en tempolu ekibi olduğunu da asla unutmamak gerekir. Hücumda kalabalık, atağa çıkarken çığ gibi büyüyen ve de rakibi oynatmamak adına hücum presten defanstaki en minik açığına kadar tüm eksikleri derhal gideren bir oyun çabukluğu ve de fizik gücüne sahip Galatasaray’ın genç ve yerli ağırlıklı bir derbi kadrosu vardır. Bu özelliklerin en verimli gecesini yaratmaya çalışacaklardır pazar gecesi…
Tabii hakemler sorusu maçın gündemindeki en bilinmez konusudur. Tabii pozisyonlar meselesi her futbol doksan dakikasının en sürprizlere gebe konusu olmuş ve olmaya da devam edecektir. Şimdi sizlere yukarıda en hassas terazilerin eşliğinde sunduğumuz Fenerbahçe ve Galatasaray on birlerinin artı ve eksilerini tartışınız ve kimin kazanacağını sizler bulunuz. Ne dersiniz, daha gerçekçi değil mi ?..

Dananın kuyruğu

Sunday
Apr 20,2008

Erdogan Senay
Fenerbahçe - Denizli oyununun ilk 20 dakikasındaki “matrak olaylar” sanırız bu sezonun en hatırlarda kalacak pozisyonları olarak yaşayacaktır hafızalarda…
Kaleci Süleyman’ın inanılmaz ıskalarına Kezman’ın yaptığı “karşı komiklikler” tribünleri sinirlendirmek yerine tam bir hayret dalgalanması yaratıyordu beyinlerde…
Topu boş kale yerine dışarıya postalayan Kezman da oyundaki gol atma umutlarını yitirmek üzereydi neredeyse… Ama Kazım’ın sağ kanattan şık vücut hareketleriyle getirdiği top bu kez Kezman’ın ayağından köşeye yapışınca hem moral çöküntüsü içine giren Kezman hem de Fenerbahçe, Denizli önündeki stresli havadan çıkıp normal tempolarına kavuşuyorlardı…
Evet, Fenerbahçe’de, Kazım’ın oyuna ve sonuca katkıları gelecek zamanlarda çok daha göz kamaştırıcı olacak sanırız. Bu oyuncunun topa olan hakimiyeti ve rakibi eksiltmedeki meziyetleri tam da Fenerbahçe formasına yakışır bir tarzda gelişiyor.
Tabii Alex’in farklı oyun stili her maçta olduğu gibi dün gece de bir Fenerbahçe özelliği olarak gündemdeydi. Sahanın her bölgesini dolaşarak takımın pas dengelerini kurması, Denizli defansının can alıcı boşluklarında atağa çıkan arkadaşlarına kaldırdığı enfes toplar sarı-lacivertli ekibi her manada mükemmelliğe taşıyor.
Bu arada sol kanatta Uğur Boral, Fenerbahçe takımının “olmazsa - olmaz” ismi olduğunu çok net ispatladı dün… Sağda Gökhan, solda Uğur’un çabuk çıkışları, yırtıcı sprintleri rakip defansı “gafil avlama adına” can alıcı hamleler oluyor. Bu meziyetler ne yorgun krampon Roberto Carlos’da ne de Vederson’da yok doğrusu… Lugano - Edu ikilisi Fenerbahçe’de tam bir uyum havasındalar… Hele Lugano’nun canlı ve hayat dolu çalışkanlığı dorukta sanki… Bu futbolcunun sağda olur - olmaz bölgelerdeki oluşumlara koşup gevezelik etmesi huyundan tamamen vazgeçmesi de Lugano’yu tam bir “Avrupalı profesyonel” haline getirmiş…. Bu futbolcunun transferde Avrupa’ya kaptırılması defans bloğunda büyük handikaplar yaratır. Sanırız sayın Aziz Yıldırım bu konuda çok titiz davranacaktır.
Evet, ligin bir haftası daha üç puan getirisiyle sona erdi sarı-lacivertli ekip adına… Bu yıl şampiyonluk düğümünün çözümü gelecek haftaki zorlu derbide “dananın kuyruğu kopacak” anlaşılan…
 

Alarm dönemi

Friday
Apr 18,2008

Erdogan Senay
Fenerbahçe, Avrupa’daki başarılı çıkışlar yaşamının tantanasından sıyrılıp kendine gelmelidir artık…
Aslında Chelsea maçına kadarki sarı-lacivertli ekibi hatırlarken, saygı duyulacak yarışma tempoları, müthiş bir düşünsel birikimden yola çıkan duygu ve “özveri patlamasının” keyifli anıları tüm tazeliği ile yaşıyor hafızalarımızda… Tamam da, Chelsea’ye turu adeta hediye edercesine hedefsiz ve yavaş oynayan sarı-lacivertli takımın nerelerde hata yaptığını da incelemek gerekmektedir. Gereklidir, çünkü Fenerbahçe’nin lige dönüşünde hem teknik beyinlerde hem de yarışmacı bazı isimlerde tam bir “rehavet ve rakibi hafife alma” gibi şampiyonluk adına son derece tehlikeli sinyaller göze çarpmaktadır. Sorun orta sahada çok belirgindir. Alex’in hareket alanını çok adamla kontrol eden her takım Fenerbahçe’nin hücum hazırlıklarını kolayca kilitlemektedir.
Evet, Aurelio-Deivid gibi isimler hemen devreye girmek için hareketlenmekteler. Ancak Maldonado’nun hantal düşünceleri, oynama çabukluğunu etkilemekte ve ortaya “iki eksikle topal kalan bir orta alan kaosu” çıkmaktadır. İşte Fenerbahçe’deki arızalı bölgenin en can alıcı noktası buradadır.
Emeklere yazık olur
Ligin en kritik haftaları oynanırken ve de şampiyonluk kurdelasına sadece dört hafta kalmışken, bu duruma çare yaratmak gerekmektedir. Çünkü, Alex’in üstüne ısrarla uygulanan “markajdaki sert üslup” önümüzdeki hayati yarışmalarda daha da yoğunlaşacaktır. Alex şöyle veya böyle bu badireleri yaşayacaktır. Çünkü profesyonel futbolun doğası böyledir. Ancak bir türlü havasını bulamayan ve rakip defansın üstüne taşınmakta son derece tembel kalan Maldonado konusuna Zico usta acilen çare bulmak zorundadır.
Selçuk keşke sezon sonuna kadar devam etseydi de Maldonado da gelecek mevsime “tığ gibi bir fizik ve çabuk düşünüp çabuk oynama üstüne yoğunlaşmış” bir kafayla başlayabilseydi.
Kezman mı, Semih mi konusuna girmek cümle alem kalemi her gün yazıp çizdiği tekrardan öte ne işe yarar ki? Orta sahadan mükemmel ara pasları, kanatlardan dolu dolu yan ortalar yağmadıkça uçtaki oyunculardan neyin hesabını sorarsınız ki? Mental ve fiziki yorgunluk alametleri gösteren Fenerbahçe’de Uğur Boral’ın müthiş enerjisine de çok ihtiyaç vardır bu “son depar devresinde”… Bu konuda Zico’nun da düşünmesi ve ilk on birlerde hata yapmaması son derece önemlidir.
Özetlersek, Fenerbahçe’de tam bir “alarm dönemi” yaratılmalıdır. Ligin son dört haftasında öyle eline topu alan penaltı noktasına koşarsa, olur olmaz pozisyonlarda “her kafadan ayrı seslerin çıktığı havası tribünleri sarıp sarmalarsa” korkarız Fenerbahçe Yönetimi’nin tüm emeklerine ve de camianın fedakarlıklarına “yazık olur”…

Penaltı draması

Monday
Apr 14,2008

Erdogan Senay
Avrupa Süper Lig vitrinlerinden inip, kendi iç maçlarına dönen Fenerbahçe’de göze batan bir özellikli futbol yoktu Ankara’da…
Sarı-lacivertli kadronun Avrupa’da yarı finale çıkamama özürlerini “Fizik güç volümlerindeki azalma” olarak yorumlamak gereğine inananlardanım. Doğrudur… Dışarıda, içeride Inter-CSKA-Sevilla-Chelsea gibi dünya devleriyle oynamak bu arada kendi liginde de zirveyi korumak futbolda kolay işlerden değildir doğrusu… Ama dünyanın tüm unvanlı takımları için durum aynı değil mi? Hepsi 2-3 gün arayla sayısız doksan dakikalarla yarışıyorlar, ama fizik yapılarında öyle gözle görülür tempo tükenişlerine rastlamıyorsunuz.
Ankaraspor önünde Maldanado’ya bakalım. Adam kendi ekseni etrafında bir alan yaratmış, onun dışına hiç çıkmıyor. Hep “Kısa-yan ve geri paslar”la… Yani durumu idare ediyor. Kendisine, takıma uyum için bir süre tanımak gerekir. Ama kaç hafta oldu yahu… O kilo ve ağır hareketlerle Fenerbahçe orta alanı kimseyi taşımaz arkadaş… Artık ileri oynama, kanatlara ve uç adamlarına ara pasları çıkarma zamanın gelmedi mi? Öyle “Al gülüm, ver gülüm” alargacılığı ile Fenerbahçe orta sahası renklenemez Maldanado kardeş…
Aurelio da dün çok uğraşıp didinmesine rağmen artık mekanik bir düzendeki hızlı futbolunun uzaklarında yaşıyor. Onun da hem fiziken, hem de kafa olarak uzun bir tatile çıkması zorunlu sezon sonunda… Alex için fazla lafa gerek yok. Adam çıkıyor, elinden geldiğince oynamaya çalışıyor.  Ankarasporlu genç ayaklardan yediği tatlı sert darbelere rağmen oyun disiplini ve sporcu terbiyesini hiç bozmadan işini yapmaya devam ediyor.
Ancak uç adamı olarak beceriksizliklerini sayısız kez ispatlamış Kezman’a dünkü kısa oyun süresinde niçin penaltı attırıyor ki Alex kaptan… Arkasından gelecek sürpriz golün her şeyi berbat edeceğinin ince hesaplarını neden düşünemiyor ki?
Her ne ise, Lugano-Gökhan-Edu-Deivid gibi diri isimler üç puan kavgası adına tüm güçlerini ortaya koydular. Ancak Fenerbahçe’nin, yukarıda anlatmaya çalıştığım fiziksel ve düşünsel yorgunlukları yanında, buz gibi vücuduyla iki pozisyonu kontrol altına alamayan Kezman’a penaltı attırmak, Fenerbahçe’yi dışarıdan ve içeriden yöneten kafaların büyük kabahatleri değil miydi?