Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Fatih hoca söylesin
AHMET ÇAKAR
Acı haberi Aysel Doğan, Terim’in ağzından duymak istedi: “Kocamın durumuyla ilgili haberi bana Fatih Hoca versin” O anda Terim’in gözündeki yaşlar sel olup aktı ve haberi vermeye gitti..
Bodrum’daki yazlığımda televizyondan ” Hasan Doğan kalp krizi geçirdi” alt yazısını görünce hemen arabaya atlayıp hastaneye doğru yola çıktım. Yol boyunca. Levent Kızıl’dan Hasan Doğan’ın sağlık durumunu öğrenmeye çalıştım. Kızıl da hastanedeki diğerleri gibi Doğan’ın ne durumda olduğunun kesin ve net bilgisine haiz değildi. Tam hastaneye girerken İstanbul’dan telefon açan bir arkadaşım Hasan Bey’in kaybedildiğini televizyonların bu şekilde haber geçtiğini söyledi. O yüzden daha telaşlı ve heyecanlı bir şekilde hastaneye girdim. Doktor olduğum için direk doktorların bulunduğu odaya girdim. O ana kadar kamuoyuna net bir açıklama yapmayan doktorlar, meslektaşlarına yani bana aynen şunları söylediler: “Hocam zaten ex (yaşam fonksiyonlarını kaybetmiş) gelmişti. Bütün çabalarımıza rağmen geri döndüremedik. Başımız sağolsun” GÖZYAŞLARI Bu haberi alır almaz, dışarıda, gözlerindeki yaş, yuvalarında durarak bekleyen Fatih Terim, Fulya Terim, Semih Şentürk, Rüştü Reçber, Arda Turan, Tümer Metin, Tuncay Şanlı, Hakan Balta, Hamit Altıntop, Ayhan Akman ve Eşi’nin (Aysel Doğan) olduğu bölüme doğru hareket edip acı haberi verdim. Başımız sağolsun diyebildim. O sırada futbolcuların da Fatih Hoca’nın da Fulya Hanım’ın da gözlerinden yaşlar süzüldü. Hocanın ağzından sadece “Sabah beraberdik, öğlen beraberdik akşam da beraber olacaktık. Bu nasıl iş Ahmet” sözleri çıkabildi. O sırada acı haberi Doğan’ın sevgili eşi Aysel Hanım’a vermeye gidenlerden bir tanesi geri dönmüş, yanımızda belirivermişti. Hocaya dönüp “Hocam Aysel Hanım diyor ki ‘ Kocamın durumuyla ilgili son haberi bana Fatih Terim versin, o bizi, milli takımı defalarca kurtardı. Şimdi de kocam kurtulduysa gelsin söylesin, kurtulmadıysa da ölüm haberini yine o versin’ diyor Aysel hanım sizi bekliyor” dedi. O anda Fatih Terim’in gözündeki yaşlar sel olup aktı. Dağ gibi Fatih Terim birdenbire yıkılmıştı. Bir an göz göze geldik “Hocam bu görev sana düşer, istersen ben de seninle geleyim” dedim. BU FUTBOL NEDİR BÖYLE? Fatih Terim kendisi gibi sürekli ağlamakta olan eşi Fulya Hanım’a baktı ve o acı haberi vermek için Aysel Doğan’ın yanına gitti. O anda Terim’in duygusallığını, insani yönünü bir kez daha gördüm. Fatih Terim o dakikadan itibaren Aysel Hanım’ın başından bir an olsun ayrılmadı. Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gelene kadar Aysel Hanım’la, Doğan ailesiyle ve oradaki organizasyonla Fatih hoca ilgilendi. Başbakan da geldikten sonra kendisiyle konuşma olanağımız oldu. Sayın Başbakan’ın acısı elbetteki çok büyüktü. Sadece bana “Ahmet hocam bu futbol nedir böyle” der gibi bakıyordu. Başbakanı futbol oynadığı yıllardan ve televizyonlardan çok farklı şekillerde gördüm. Kimi zaman endişeli kimi zaman neşeli kimi zaman da heyecanlıydı. Ama o gece çok farklıydı. Kendini tutuyor ama belli ki çok derin bir acı çekiyordu. Emine hanım da öyle. Onun acısı daha da belliydi. ALLAH SABIR VERSİN Gecenin ilerleyen saatlerinde kaldığım hastaneden sevgili dostum Hasan Doğan’ın acısı, Terim’in çok duygusal anları, Aysel Doğan, Fulya Terim ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere orada bulunanların büyük acıları aklımda kalarak hastaneden ayrıldım. Sevgili Hasan Doğan, Sayın Başkanım mekanın cennet olsun. Hepimize Allah sabırlar versin.

Futbolun asla futbol olmadığını dün gece bir kere daha gördük. Kötü oynadık, mucize maçlar kazandık. Ama dün gece çok iyi oynadık ve mucizevi şekilde kaybettik. Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan nasıl kahrolduysa şimdi aynı şekilde bizler de kahroluyoruz. 70 milyon kan ağlıyor. Tüm zamanların en kötü Almanya’sını elimizden kaçırdık ya, ben ona yanarım. ‘Panzer’ dediler, ‘Ballack’ dediler ama sahada futbolun ‘f’ sini oynayamayan bitik bir Almanya vardı. Biz ise maçın mutlak hakimi, ayağa pası çok iyi yapan, topları direkten dönen, kanatları istediği gibi kullanan bir takımdık. Adamların sadece tek pozisyonu var ama ne yazık ki üç gol attılar. Yediğimiz ilk gole bakın. Schweinsteiger üç defans oyuncusu arasından ön direğe koşup ayak dışıyla golü yapıyor. İkinci gol herhalde Rüştü’nün ömrü boyunca unutamayacağı en acı gol. Pozisyon, gol pozisyonu falan değil. Ama Rüştü’nün hatalı çıkışı Klose’ye golü attırıyor. Üçüncü gol ise o ana kadar fena oynamayan defans bloğumuzun bir anlık zaafı. Yani her şeyin bittiği an. FUTBOL TUHAF BİR SPOR Oysa ki maça tüm dünyaya parmak ısırttıracak şekilde fevkalade iyi başladık. Almanları mahkum ettik, golü de bulduk. Aslında ikinci golü de bulabilirdik. Bu arada yukarıda bahsettiğimiz Schweinsteiger’in golü geldi. Ama bozulmadık. İkinci yarıda rakibi dar alana mahkum eden, ayağa oynayan taraf bizdik. Yine yukarıda bahsettik ki, Rüştü’nün büyük hatasıyla Almanlar’ın ikinci golü geldi. Ama herkes rahattı. Çünkü biliyorduk ki Semih yine bir şeyler yapabilirdi. Yaptı da. Dünyanın en önemli kalecilerinden biri olan Lehmann’a çok ama çok zor bir gol attı. Ne olduysa bundan sonra oldu. Herkes, “Maç berabere biter. Biz bu Almanya’yı uzatmada mutlaka geçeriz” derken, son saniyede rüyayı bitiren Alman golü geldi. Ne yapalım, hep +92′de kazandık. Ama dün gece aynı şekilde kaybettik. İşte futbol böyle tuhaf bir spor.

İddia ediyorum Dünya çapındaki hiçbir turnuvada, 100 yıllık futbol tarihinde hiç bir takım bizim kadar şanslı olmamıştır. Arka arkaya oynadığımız son üç maçı son saniyede attığımız gollerle ya alıyoruz, ya da dün geceki gibi penaltılara taşıyoruz. Kim ne derse desin, Avrupa şampiyonasında aldığımız bu başarılı sonuçların tek sebebi futbolcular olamaz. 3-5-2, 4-4-2 gibi reel nedenler de olamaz. Bunun adı Allah’ın lutfu ise Allah’ın lutfudur. Bunun adı mucize ise mucizedir. Ama Türkiye bu rüzgarla, bu mistik güçlerle nereye kadar gidecek kestiremiyorum. Düşünebiliyor musunuz, tek gol pozisyonumuz var o da 121. dakikada Semih’in vurduğu şut, o da gol oluyor. Maç boyu fevkalade oynayan Rüştü 118. dakikada kendine hiç yakışmayacak şekilde müthiş hatalı bir gol yiyor ama penaltılarda takımı kurtaran isim oluyor. Adeta futbolun ilahları bize önce eşeğimizi kaybettirip, sonra bulduruveriyor. NE MUTLU BİZE DEĞİL Mİ? Çok ilginçtir ki, 118. dakikada golü yediğimizde Türkiye’de birçok insan hala umudunu kaybetmemiştir. Çünkü biz belli güçlerin himayesinde müthiş bir haziran ayı geçiriyoruz. Penaltılara geçtiğimizde en işi şutörümüz Nihat sakatlanmış, ama yine kimsede umutsuzluk yok. Zaten 122. dakikada Semih golü attığında 100 yıllık futbol istatistikleri penaltılarda da maçın Türkiye tarafından kazanılacağını bizlere hissettirdi.Dünya sizler bu satırları okurken yüzlerce ülkede bizi konuşacak. Futbolumuzu konuşacak, oyuncularımızı konuşacak ama herhalde en önemlisi tüm dünya “Şanslı Türkler” diye bahsedecek. Ne mutlu bize değil mi? “Anneannesi Hırvat” dediler, Rosetti’yi yıprattılar. Maç boyunca da kötüydü. İlk yarıda Tuncay’a yapılan net penaltıyı vermedi. Ama Rosetti de mistik güçlerin etkisindeydi. 15 dakikalık son bölümü neredeyse 2 dakikaya yakın uzattı ve Semih’in golü geldi. Aslında uzatmayabilirdi. Ama dedik ya, biz şanlı Türkleriz. Şimdi sırada Almanya var. Cezalı ve sakat oyuncular nedeniyle belki de liberoda Fatih Terim ve Müfit hoca oynayacaklar. Ama artık teknik, taktik falan yok. Biz yola çıkmışız, bir şeyler bizi iteliyor.

Dünya Kupaları ya da Avrupa Futbol Şampiyonaları’nın son 20 yılının en enteresan, en heyecanlı maçını oynadık. Dün gece dünyada milyarlarca insan bu maçı izledikten sonra Türkiye’nin neler yaptığını herhalde 20 yıl daha konuşurlar. Ne olursa olsun; karşınızda köy takımı bile olsa 75. dakikaya kadar 2-0 mağlup olup maçı 3-2′ye çevirebilmek ne Brezilya ne Arjantin ne de başka bir dünya devine nasip olabilir. Ama biz başardık. Bunun taktikle, teknikle alakası yok. Biz istedik, yukarısı da bize yardım etti. Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın en büyük kalecisi Cech tuttuğu topu elinden kaçırıyor ve biz 22′yi yakalalıyoruz. O ana kadar süper savunma yapan Çek defansı bir yanlış ofsayt taktiği yapıyor, Nihat da hem galibiyeti hem de çeyrek finali getiriyor. Dün gece yıllarca konuşulabilecek müthiş bir maç oynadık. Son 1 dakikada Türkiye’de 70 milyonun neler yaşadığını anlayabilmek çok zor. Kalecimiz Volkan atılmış, oyuncu değişikliğimiz olmadığı için kaleye Tuncay geçmiş ve 60 saniye 60 yıla dönüşmüştü. Ama başardılar. Çocuklar tarih yazdı. Bu tarihi dünyada böylesine bir şampiyonada pek az takım yazabildi. Aslında çok ama çok pis goller yedik. Zaten turnuvanın ilk maçından beri böyle pis goller yiyoruz. Ama ikinci 45 dakika sahada sadece biz vardık. Dünyanın önemli markalarından biri Çek Cumhuriyeti’ni sahadan sildik. Hem de ne siliş! Herhalde Çekler dün geceyi bir daha hatırlamayı hiç istemeyecekler. SEVGİLİ VOLKANIM… Aslında “Biz çeyrek finale rezil bir hakeme rağmen ve kalecisiz çıktık” desek hiç de yalan olmaz. Şimdi hedef Hırvatistan. Asla büyük bir takım değil. Çek’i yenmiş takım, Hırvat’ı da yenebilir. Ondan sonrasını tahmin bile edemiyorum. Sırası değil ama Volkan’a bir çift lafımız olacak. Kabul; yaptığın harekette gördüğün kırmızı kart ağır ama niye yapıyorsun? Sahadaki, Türk hakemi değil. Ya maç 33 olup da penaltılarda kaybetseydik senin halin nice olurdu sevgili Volkan?

U dönüşü dünyada en beğendiğim kavramlardan biridir. Dün gece Milli Takım, ‘U dönüşü’ yaptı. Yani ilk devre sonunda Çekler ile formalite maçını oynayıp hemen sonrasında da Cenevreİstanbul uçağına binip dönecekken, şimdi harıl harıl Çek maçını düşünüyorlar.Adeta hayata yeniden döndük. Diğer U dönüşünü ise Fatih Terim yaptı. Hani bu takım yerden oynayacaktı? Hani bu Milli Takım’ın havadan etkili bir santrfora pek ihtiyacı yoktu? İkinci devre Semih’i gördünüz mü? Topla buluşması, zamanlaması birinci sınıftı. Aslında bu Semih sadece futbolcu değil, tam bir moral hocası. Fenerbahçe’de de öyle kritik anlarda öyle goller attı ki, katkısı sadece gol değil.Aslında dün gece çok iyi oynadık. Özellikle ikinci yarıda İsviçre’yi bir hayli zorladık. İlk devre yediğimiz gol tam bir şanssızlık. O dakikadan sonra biraz bozulsak da, saha şartları bizi biraz şaşırtsa da, ikinci yarı ne istediysek yaptık.Kimse bugün “Terim şöyledir, böyledir” demesin. Aslında dün geceki oyun ve skor, ilk maçta Portekiz’e karşı oynadığımız kadronun ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gösterdi. BİZ TUHAF İŞLERİ BAŞARIRIZ Hep dedik ki; vuruş tekniği yüksek, hava hakimiyeti olan, bir santrfor her takımın ihtiyacıdır. Semih bunu çok iyi gösterdi. Hep dedik ki, Arda ve onun gibi teknik kapasitesi yüksek oyuncular çok iyi oynamasalar da, bir an sahneye çıkıp maçı kurtarabilirler. Arda da bunu dün gece son dakikada gösterdi.Mehmet Aurelio tam bir görev adamı. Servet nereye kadar dayanacak bilemiyoruz ama sakat sakat da oynasa görevini çok iyi yapıyor. 1-0 mağlubiyetten bu maçı üstelik ev sahibine karşı çevirebilmek her babayiğidin harcı değil. Ama biz ‘Çılgın Türkler’ bunu başardık. Dün gecenin başlama vuruşuna kadar İsviçre maçı hayatiydi. Şimdi Çek maçı daha da hayati oldu. Kazanırsak ne ala, beraberlikte penaltılara gidilecek. Ama dedik ya, biz ‘Çılgın Türkleriz.’ Herkesin yaptığı basit işleri yapamayız ama çoğunun zorlandığı tuhaf işleri başarabiliriz.Çekleri yenmek kolay mı, tabii ki değil. Ama İsviçre’yi yenmek, hele hele 1-0 mağlubiyetten hem de kendi evinde yenmek de hiç kolay değildi dün gece.

Bu satırların yazarını okuyanlar hatırlayacaklardır. İsviçre ile playoff’ta eşleşmemizin ardından SABAH gazetesine bir yazı yazmış ve “Tezgaha getiriliyoruz. Türkiye’de oynayacağımız maçın hakemi değiştirildi. Franck De Bleckere o maçın hakemi değildi. Ancak Blatter’den gelen emirle Türkiyeİsviçre maçına atandı. FIFA Başkanı Blatter’in takımı İsviçre, bizi tezgaha getirecek ama asıl De Bleckere’e değil şimdi Lubos’a da hiç güvenmiyorum” diye yazmıştım. Nitekim Slovak hakem Lubos Michel, İsviçre Bern’deki maçta bizi bitirmiş, 2-0 kaybettiğimiz maçta Hakan Şükür’e Müller’in yaptığı penaltıyı atlamıştı. Şimdi öğrendik ki İsviçre ile oynayacağımız grup maçının hakemi yine Lubos’muş. Portekiz’le oynayacağımız maçın sonucu nasıl olursa olsun İsviçre maçı, hayati derecede önem taşıyor . Çünkü yıllardır bilinir ki böyle grup maçlarında 2. müsabakalar kritiktir. Zira 3. ve son maçlarda bazen bir maçın berabere bitmesi 2 takımın da işine gelir. Bizim grubun son maçı Portekiz ile İsviçre arasında. Yani yine öyle bir matematik ortaya çıkabilir ki Portekizİsviçre berabere biter, ikisi de gruptan çıkar. Öyleyse İsviçre-Türkiye maçı Blatter’in ülkesi, ev sahibi İsviçre için en kritik maç. BLATTER’İN MANEVİ OĞLU İnsan biraz utanır. Böylesine büyük turnuvalarda hakem atamak en az 10 saat sürer. Bir maça bir hakemi planlıyorsanız ve adil insanlarsanız o hakemle o takımların son yıllarda yaşadığı olayları hesaplar ve provakatif atamalardan kaçınırsınız. Demek ki Lubos, İsviçre’yi; İsviçre’de Lubos’u çok seviyor. Belki de Lubos, Blatter’in manevi oğludur. Lubos’un tayini ya gözden kaçtı ya da çok iyi niyetle yapıldı. Yine diyelim ki haftaya oynayacağımız İsviçre maçında Lubos, bizim aleyhimize gayet insani hatta her hakemin zaman zaman yaptığı masum hatalardan birini yaptı. Ve biz bu hatayla maçı kaybettik. O zaman ne olacak? İsviçre’nin hakem tarafından kollanıp yukarıya taşınmak istendiğini Blatter’le Lubos arasındaki üstü kapalı ilişkiyi söyleyenler yani bizler yine komplo teorisyenleri mi olacağız. Her turnuvada ev sahiplerinin ilerlemesi istenir. Avusturya’nın kapasitesinin yetmeyeceği belli. Sakın kimse “Türkiye de 3. ev sahibi” demesin. Portekiz 22 bin kişiye idman yapıyor. Bizim grupta hem biz hem Portekiz hem de İsviçre ev sahibi. O halde işte Blatter işte futbolun karanlık yüzü.

Şunun şurasında çok az gün kaldı. Yaklaşık iki hafta sonra Portekiz’le turnuvaya başlıyoruz. Ama dün gece açıkça gördük ki önemli problemler var. Bunların başında savunmada yapılan hatalar geliyor. Mesela yediğimiz ikinci gole bakın, Avrupa Şampiyonası’na katılacak bir milli takım böyle gol yemez. Orta sahada Tümer, sert bir şekilde topu geriye veriyor, Gökhan ayağından kaçırıyor ve golü yiyoruz.Üçüncü gol de benzeri yenilmiş bir gol. Defansta art arda gelen kademe hataları, paylaşım bozuklukları, komik ve bir turnuvada bir milli takımın asla yememesi gereken golleri getiriyor. Düşünün bir defa Portekiz karşısında böylesine hatalar yaparsak o Ronaldo bizi ne yapar düşünemiyorum bile.Sorun sadece defansta mı ? Tabii ki değil. Orta saha defansa yardım edemiyor. Oyunu organize etmekte zorlanıyor. Sol kanadı hemen hiç kullanamıyoruz. Sağ kanatta Hamit ve Yıldıray etkili olsa da aynı şeyleri sol kanat için söyleyemiyoruz. Arda çok istekli. Ama çok fazla içeri kaçıyor. EKSİKLER GİDERİLMELİEmre de iştahlı oynuyor. Ama onun da daha yaratıcı olması lazım. Görünen o ki takım ve oyuncu tipimiz kontratağa çok daha uygun. Zira çabuk ve teknik oyuncularımız var. Bu kadro yapımızla rakip alanda baskı kurmamız çok zor. Üstelik çıkarken kaptırdığımız toplarda da geriye çabuk dönemiyoruz. Pek tabii dün gece önemli eksikliklerimiz vardı. Muhtemelen Portekiz maçında Servet hazır olacak. Aurelio da öyle. Ve yine muhtemelen Tuncay da oynayacak .Böylesine hazırlık maçlarında fazla karamsar olmaya gerek yok. Turnuva boyunca özellikle takım savunmasında hata yapmamalıyız.Yapılacak en ufak bir hata yenilecek bir gol demek. Yenilecek bir gol de belki de eve erken dönmek demek. Ama defansif hataları aza indirdiğimizde çabuk oyuncularımızla rakip alanda önemli boşluklar bulduğumuzda Avrupa’nın belki de en tehlikeli takımı oluveriyoruz.İnşallah Portekiz karşılaşmasıyla başlayacak Avrupa Futbol Şampiyonası’nda dün geceyi ve dün gece yapılan hataları hiç yaşamayız.

Son yılların en ilginç fakat en keyifli maçını izledik. Çünkü maç başında herkes biliyordu ki Galatasaray’ın alacağı bir mağlubiyet şampiyonluğa mal olabilecekti. Ve maç henüz ilk dakikalarda Song’un kendi kalesine attığı golle başladı. Oyuncularda gerilim, taraftarda ise “Acaba mı?” görüntüsü vardı. Derken Galatasaray’ın baskısı geldi. Böylesine maçları büyük oyuncular kazanır. Öyle de oldu. Sahneye Ayhan ve Arda çıktı. Dirençleriyle ilk devreyi Galatasaray’ın galip bitirmesini sağladılar. İkinci yarı ise Galatasaray için son 15 dakika dışında yine gerilim doluydu. Arda atıyor; Galatasaray defansı çok tuhaf goller yiyordu. Maçın en kritik anı Sivas’ın üçüncü ve beraberlik golünden sonra yaşandı. Çünkü son 20-25 dakika maç berabere ve İstanbul’da Fenerbahçe galipti. Gelebilecek bir kaza golü bile her şeyi berbat edecekti. Üstelik Galatasaray savunması maçın başından beri Servet hariç gollere davetiye çıkartırcasına oynuyordu. Mehmet Topal eski Topal değil, Song yerini yadırgıyor, Hakan Balta tuhaf işler yapıyordu. İşte bu dakikadan sonra o muhteşem ikili yine maçı kurtarmak istiyorlardı. Karşılaşmanın başından sonuna kadar fevkalade iyi oynayan Ayhan ve Arda belki de Galatasaray’a şampiyonluğu getirdi. Barış’ın mükemmel pası ve Arda’nın şahane vuruşuyla gelen dördüncü gol de her şeyi noktaladı. ÖZKAHYA’YI BEĞENDİM Artık yüzde 80-90 civarında Galatasaray şampiyon oldu. Bir futbol mucizesi gerçekleşmezse Galatasaray işi dün gece bitirdi. Ama dün gece bir kez daha görüldü ki bir teknik direktör takıma ne kadar zarar verebiliyormuş. Çünkü Kalli gitti; Galatasaray şampiyon oldu. Maç hakem için de kolay değildi. Ama bazı hatalar yapsa da, Hakan’ın golü ofsayt gibi görünse de ben yine de hakem Halis Özkahya’nın yönetimini objektif ve başarılı buldum . Böylesine genç ve deneyimsiz bir hakemin böylesine önemli bir maçtaki sakinliği ve kararlarındaki tutarlılığı hoşuma gitti. Üstelik başarılı bir disiplin uygulaması da sergiledi. Böylesine bir şampiyonluk maçında yenen ve yenilenin hakem için söyleyebileceği fazla bir şey yok.

75 dakika iyiydi
AHMET ÇAKAR
Maçı 75. dakikaya kadar iyi yöneten Fırat Aydınus sonrasında bolca hata yaptı Ümit’e gösterdiği sarı kartı, Fenerbahçeli Lugano ve Kezman için kullanmadı ..
Volkan Demirel bu sene Fenerbahçe’yi çok taşıdı. Hatta Sevilla maçında kötü goller yemesine rağmen penaltılarda turu getiren adam oldu. Ama dün gece aynı Volkan belki de şampiyonluğu veren adamdı. Karşılaşmanın geneline baktığımız zaman Fenerbahçe kazanmayı hiç hak etmedi ve belki de iki yıldır önemli bir rakibe karşı ilk defa böylesine kötü, böylesine pasif oynadı. Galatasaray ilk dakikadan son dakikaya kadar baskı uyguladı. Topu alan neredeyse kafasını çeviremiyordu. Aslında maçı Volkan verdi dedik ama Fenerbahçe dün sahada yoktu. Maç öncesi belki de kimse böylesine uçurumsal bir performans farklılığını öngörmemişti.SABRİ’YE GÖRÜCÜ GELDİĞİ BELLİYDİ Sabri’nin görücüye çıktığı belli. Hem inanılmaz iyi oynadı hem de alışılagelmiş o tuhaf hareketleri yapmadı. İlk yarıya bakıyoruz Fenerbahçe ileride top tutamıyor. Kezman aldığı topu ya rakibe kaptırıyor ya da yerlerde sürünüyor, Kazım da öyle. Alex ise ne yapsın, Kezman’dan fayda yok. Deivid’den fayda yok. Bir de üstüne üstlük baskı yiyor. Bir de bunlara Lugano’nun çıkışı eklenince moralman Fenerbahçe bitti. Ayhan, Arda ve Mehmet Topal hem takım savunmasında hem de organizasyonda çok etkili oldular. Defansif anlamda da Servet ve Emre, Fenerbahçe forvetine neredeyse tek pozisyon vermediler. Sonuçta Galatasaray şampiyonluğa çok yaklaştı. Hiçbir şey kesin değil ama belki de 5 hafta öncesinde hiç kimsenin düşünmediği şampiyonluk dün gece geliverdi. İşin garibi Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti Fenerbahçe’nin dün gece ortaya koyduğu futbol kabul edilebilir gibi değil.FENERLİLER LAF EDEMEZ Gelelim hakeme… 75. dakikaya kadar oldukça iyi yönetti. Lugano ve Kezman’a sarı kart verebilirdi. Daha hafifini Ümit Karan yaptı ona hemen gösterdi. Son 15 dakika ise çaldığı ve çalmadığı düdüklerle hatalar içindeydi. Hakan’a yapılan hareket tartışılabilecek nitelikte ama sonuçta Fenerbahçe’nin hakemle ilgili söyleyebileceği hiçbir şey yok.

Dün gece iyi futbol olmadı. Sadece atılan goller vardı. Sezon başından beri iyi futboluna alıştığımız Büyükşehir Belediyespor dün gece Galatasaray’ın kalesine bile gidemedi. Türk futbolunun esas problemi şu: Dedikodu ve manipülasyon lige çok zarar veriyor. Galatasaray olarak bundan birkaç hafta önce birkaç hafta sonra oynayacağınız Büyükşehir Belediyespor’un teknik direktörüne transfer teklifi yaparsanız ve tablo da dün geceki gibi olursa insanlar konuşur. Milletin ağzı torba değil ki, büzesiniz.Oyundan alınan Necati’ye bakıyoruz, suratı bir karış… Büyükşehir’in hocası Abdullah Avcı’ya bakıyoruz, maç boyunca kımıldamıyor. Eğer şimdi birileri “Ne oluyor beyler?” derse bunun gerçekçi bir açıklamasını yapamazsınız. Maça gelince… Galatasaray golle başladı. Bu gol belki de, ilerleyen dakikalardaki tüm dengeyi ve stratejiyi değiştirdi. Ve geride kalan neredeyse 90 dakikada sıkıcı ve temposuz bir karşılaşma izledik.Lincoln geçtiğimiz aylardaki haline göre çok daha istekli gibi… Hakan Şükür sonradan oyuna girse de, gelecek haftaki Fenerbahçe maçına mesajlar gönderiyor gibiydi. Servet aynı Servet… İnanılmaz bir mücadele içinde. Ama dedik ya, dün geceki maç hiçbir şey için ölçü olmayacak kadar basit ve sıradan bir karşılaşma gibiydi. DERELİ DE AYAK UYDURDU Galatasaray’ın aslında dün gece kazanması gerekiyordu ve sarı kırmızılı takım bu mücadeleyi kazandı da… Dananın kuyruğu ise gelecek hafta kopacak. GalatasarayFenerbahçe derbisi, kazananın büyük oranda şampiyonluğu kucaklayacağı maç olacak. Dün geceki maç sanki kimsenin umurunda değilmiş gibiydi. Bu maçtaki tempoya hakem Selçuk Dereli de ayak uydurdu. Verdiği ve vermediği kartlar, çalmadığı faullerle iyi değildi. Mesela ilk yarının hemen başında Hakan Balta’nın tabanına dünyanın her yerinde sarı kart verilir. Mesela ikinci yarıda Belediye’nin yıldızı Tjikuzu’nun isabet ettiremediği tekme dünyanın her yerinde en az bir sarı karttır. Şimdi tablo böyle olunca, Selçuk Dereli de hakemlikte Türkiye’nin bir numaralı ismi olunca biz de mi bir tuhaflık var yoksa hakemliğimizde mi diye düşünmeden edemiyoruz.