Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Ceske ile oynanan maçta ortaya konan kötü futbol gösterdi ki Fenerbahçe, MTK’yı küçük görmemeli Luis Aragones’i göklere çıkarıyorlar. Dolduruşa gelmeden tam konsantrasyon ile sahada olmalı
FENERBAHÇE bugün Shakhtar Donetsk ile bir hazırlık maçı daha yapacak. MTK’dan önceki son prova olacağından Aragones karşılaşmaya önem verecektir. Büyük ihtimalle kafasındaki 11′i sahaya sürüp, sistemini uygulattıracaktır. Bizler de takımı daha iyi görmüş olacağız. Son maçta görülen, pozisyon üretmekte zorlanan ama kendi kalesinde rakibe rahat pozisyon veren bir Fenerbahçe idi. Özellikle orta saha ne forvete ne de savunmaya yardım ediyor. Her ileri gidişte ve geri dönüşte büyük problemler yaşanıyor. “Ama o kadro yedeklerle doluydu” derseniz ben de Aragones’in, “Benim için formayı giyen kimse yedek değildir, herkes aynıdır” sözünü hatırlatırım. Son derece haklı. Futbolcular hazır olmalı.
Sakatlıklar ve cezalarla dolu geçecek koca bir yılda görev alanlar da aynı başarıyı göstermek zorundalar. SİSTEMİ GÖRECEĞİZ Bu akşam Aragones’in sistemini de göreceğiz. Güiza ile Semih’i ya da Kezman’ı aynı anda oynatabilecek mi? Alex’in görev almasıyla bu futbolcular bol pozisyona gireceklerdir. Savunmada Gökhan Gönül, Edu, Lugano ve Carlos banko gibiler. Sorun orta sahada. Çift forvet oynanacaksa bir kişi eksilecek. Bu bölgede geriye dönüşlerde yaşanan problem nasıl çözülecek? Yok gene tek forvet oynanacaksa bu sefer de “Zico futboldan anlamıyor” diyenlerin, aynı eleştirileri Aragones’e de getireceklerini hep beraber göreceğiz. MTK maçı son derece önemli. Çantada keklik gibi görüyorlar. Rıdvan döneminde de böyle bir görüntü vardı. Ama sonuç malum. Şimdi duruma bakalım. Daha sezon başı Deivid, Tümer, Vederson 3 ay yok. Kalede Volkan Demirel’e bir şey olmasın diye herkes duacı. Flaş transfer Emre askerdeydi. Ve sakatlığı sürüyor mu bilmiyoruz. Aurelio katıldığı kamptan ayrılıp, İspanya’ya gitti. Bu şartlar altında kadro gene MTK’dan üstün görünse de Fenerbahçe’nin rakibini küçük görmeye asla hakkı olamaz. ONUN ZATEN GÖREVİ Her gelene yaptıkları gibi Aragones’i de göklere çıkarıyorlar. Neredeyse o yaşta antrenmanlara çıkıyor diye alkışlattıracaklar. Yahu zaten görevi, çıkıp takımla birlikte çalışmak. Yapamıyorsa kendi bırakacak. Hani magazindeki arkadaşlar ünlü birisi için “Bikiniyle yakaladık” derler ya kimse de “Kadın plajda kürk mü giyecek de yakalamak nedir?” diye sormaz. Bu da aynı mevzu. Antrenmanlara çıkıp, koşuyor diye Aragones’i yağlayıp ballıyorlar. Allah korusun MTK karşısında kötü bir sonuç çıkarsa bu yağlayıp ballayanların pusuda olduğunu ve o kafaların kumdan nasıl çıkacağını hatırlatmak isterim. O yüzden dolduruşlara gelmeden tüm ciddiyet ve konsantrasyonla zor geçecek MTK maçlarına hazırlanmalıyız.

Galatasaray günümüz futbolunun istediği ilkelerin büyük bölümünü yerine getirebilen geniş ve alternatifli bir kadroyla, sezon öncesinin en az sorunlu takımı konumunda. Ayrıca alt yapıdan gelen yetenekli gençleri de var. UEFA şampiyonluğu ile noktalanan ilk Fatih Terim döneminde yerleşen dar alan presine ve ileride çoğalma prensibine dayalı, tempolu ve dikine oyun modeli; değişen teknik direktör ve oyunculara rağmen devam ediyor. Eğer bir takımın oturmuş sistemi varsa hem yeni gelen teknik direktörün hem de yeni transferlerin işleri kolaylaşıyor.
KANATLAR ÇOK ETKİLİ
Michael Skibbe teknik direktörlüğe çok genç yaşta başladı. Leverkusen’de de oldukça deneyim kazandı. Genel görüntüleri ve aynı ekolün uygulayıcısı olduğundan ben Skibbe’yi Löw’e benzetiyorum. Löw’ü Fenerbahçe‘de zaman zaman eleştirdim ama Fenerbahçe‘de devam etmesi hakkında da görüş bildirmiştim. Çünkü önemli artıları vardı. Ancak Alman hoca tam uyum sorununu halletmiş, istikrar ve sistem açısından katkılar sağlayacakken gönderildi. Bakalım Skibbe, Galatasaray‘da uzun süre kalıcı olabilecek mi? Alman teknik direktörlerin genel oyun stratejisi tempo, pres ve kanat ataklarına ağırlık vermektir. Galatasaray‘ın da tempo ve pres açısından kadro yapısı buna uygun. Arda, Kewell, Sabri, Barış, Serkan ve Aydın gibi orta sahanın kenarlarında görev yapabilecek etkili isimler var. Hakan Balta’nın EURO 2008′deki her maç üzerine koyan performansı da önemli avantaj. Kanat bindirme özelliğiyle Uğur Uçar tam Skibbe’nin istediği kenar defans adamı.
HEP TEMPOLU OYNANMAZ
Bence Skibbe’nin üzerinde durması gereken çok önemli bir konu var. Galatasaray‘ın en zayıf tarafı kontrol futbolunu bilmeyişi. Günümüzde sistemin ne olursa olsun ne kadar yüksek tempolu oynarsan oyna, maçların genel gidişatına, zorluk derecesine ve skorlarına göre belli zamanlarda mutlaka kontrol futbolu gerekiyor. Eldeki geniş ve birbirlerinin özelliklerini tamamlayan kadronun en büyük sıkıntısı burada yatıyor. Skibbe bu sorunu halledebilirse ve Lincoln ve Kewell’dan mümkün olan en iyi randımanı alabilirse işi daha da kolaylaşır.

Fenerbahçe, 3 maçta da berabere kaldığından Aragones henüz galibiyetle tanışamadı. Sergilenen oyun tatminkâr değil. Gerçi hazırlık maçları eksikleri görmek içindir. Yalnız eldeki takım yeni kurulmuş bir takım olmadığından Aragones bu konuda şanslı. Takviye olarak Güiza ve Burak da gayet başarılılar. Ama çok önemli bir nokta var. O da gol kısırlığı çekiliyor. Çünkü pozisyon üretilemiyor. Geldiğinden beri acımasızca eleştirilen Zico asla bir enkaz bırakmadı. Tam tersi 1 sene şampiyon, 1 sene ikinci olan, UEFA’da gruptan çıkan, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan bir takımı Aragones’e emanet etti. Şu anda Fenerbahçe’de İspanya ve Türkiye Ligleri’nin gol kralları var. Önemli olan bu futbolculara topu taşıyabilmek, sistemi buna göre kurabilmek. Aragones, Güiza ve Semih’i aynı anda oynatabilecek bir taktik geliştirmek zorunda. Bir tek Aurelio’nun yokluğu asla bahane olmamalı. Transfer yapılacak. Görüşmeler sürüyor ama unutmamak gerekir ki 6+2 dolu. Kontenjanı boşaltmadan futbolcu alamazsınız. Peki kim ile yollar ayrılacak derseniz. Şöyle bir bakalım. Edu ve Lugano olmaz. Son maçta ve daha öncede gördük Can ve Yasin büyük hatalar yapıyorlar. F.Bahçe’yi eleştirmem Neyse geçelim Roberto Carlos’a. Ona dokunulmaz. Aynı Alex gibi. Güiza zaten hiç olmaz. Geriye kim kalıyor. Deivid, Kezman ve Maldonado. Tercihi teknik adam yapacaktır. Deivid’in ayağının kırılması büyük talihsizlik. Ardından annesini kaybetti. Zor günler geçirirken, yanında olmak gerekli. Aurelio’nun yerine birisi ve forvete bir kişi alınacaksa ortada kalan iki isim Kezman ve Maldonado oluyor. Aslında bu kadro ligimize göre fazla. Geçen sene herkes 20 puan farkla şampiyon olunur diyordu. Avrupa’da yarı final kılpayı kaçarken, şampiyonluk büyük hatalarla kaybedildi. Demek ki aynı hatalar yapılmayacak. Transferde adı geçen Eto’o ve Albelda gibi isimler gelecekse elbette hayır demem. Ben yapılan 1-2 hatadan dolayı kulüpleri, teknik adamları ve futbolcuları yerden yere vurmam. Fenerbahçe’nin doğru yolda olduğunu ezeli rakiplerinin başkanları kabul ediyor ama içeridekilere kabul ettirmek zor oluyor. 5 yılda 3 şampiyonluk, 2 ikincilik yaşamış, diğer branşların hepsinde zirveye oynamış bir kulübü eleştirmek yerine alkışlamayı kabul eden bir yazarım. Bu yüzden gerçekleri saptırmak bize göre değil. Not: 19.07′yi FEDER’in Zeytin Dalı’nda düzenlediği gecede kutladım. Güzel bir geceydi. Bir dahaki yazımda orada yaşananları sizlere paylaşacağım.

Bu Fener’de ışık var
GÜRCAN BİLGİÇ
Yazarımız Gürcan Bilgiç 3 hazırlık maçını da berabere bitiren F.Bahçe’den ümitli: “Dikine oynayan ve geriye istekle koşan futbolcular ışık verdi. Takım; yeni düzene alıştığında ‘makine’ ortaya çıkar..
Fenerbahçe’nin hazırlık maçları sıkıntılı geçti. Takım, karşılaşmaların hiçbirini kazanamadı. Oyunun kontrolünü elinde tutsa da, etkili olduğunu söylememiz zor. Fakat gözle görülen bir gelişme var ki; takımın temposu çok zor düşüyor, dikine oynamayı tercih eden futbolcu sayısında artış var ve rakibin özgüvenini azaltan bir baskı ile 90 dakikayı tamamlıyorlar. Son maç bizim için önemli bir göstergeydi. Çünkü teknik direktör Luis Aragones için de sistem kararı vermesi açısından belirgin nitelikler taşıyordu. Guiza’nın ilk defa forma giymesi bir tarafa, kulübenin oyuncuları olarak sahaya çıkan takımın anlayıştan ve mücadeleden bir saniye bile vazgeçmeden en iyisini yapmaya çalıştığını izledik. Neredeyse tüm maçı tek kale oynadılar. Elbette hatalar vardı ama bardağın dolu tarafı umut vericiydi. “POZİSYON SORUNU OLMAZ” Öncelikle Luis Aragones iki forvet ile (Guiza - Kezman) oynadı. Semih’in ikinci forvet olmasıyla birlikte maçın dengesi de rengi de değişti. Geçtiğimiz sezonun İspanya Ligi ve Süper Lig gol krallarının tehdit gücünü küçümsememek gerekir. Tek forvet oynamayı düşünen Aragones için son yarım saat milat olabilir. Zorlu rakipler karşısında orta sahayı bir fazla yapmak isteyebilir ama diğer maçlarda iki santrforla sahada kalmak doğru seçim gibi gözüküyor. Maçtaki en belirgin sıkıntı, baskılı oyuna rağmen pozisyon bulmakta güçlük çekilmesiydi. Bu hazırlık döneminin genel problemi. Ama o maçlarda da bu tempo yoktu. Alex ve Emre Belözoğlu’nun, bildiğimiz performansıyla yer alacağı bir orta saha, pozisyon sorununu çözmekte zorlanmaz. Çünkü en az üç oyuncu ile rakip ceza alanında yer alan bir Fenerbahçe takımı var. Önde oynamanın getirdiği avantajı sonuna kadar kullandılar.ÇİFT FORVET SAHAYA! Geçen iki sezonda bu tempoyu yapmak istediğinde Fenerbahçe geriye dönüşte sorunlar yaşıyordu. Şimdi bu da kalmamış. Topu kaybeden her oyuncu geriye istekle koşuyor. Topu alan her oyuncu da, ayağa ve net paslarla oynamaya çalışıyor. Her oyuncu sahada hareketli ve yanındakilere alan açmayı tercih ediyor. Birbirlerine ve yeni düzene alıştıklarında yıllardır beklenen ‘makine’ ortaya çıkacaktır.Umarız Luis Aragones “çift forvet” farkını Fenerbahçe taraftarlarından esirgemez.

Galatasaray kaleci almalı mı? Ya da transferi gündeme gelen isimler Aykut’tan daha iyi mi? Geçen hafta “Atan ve tutan kaliteli olacak” başlıklı yazımda kalecilerle ilgili şu örneği vermiştim: “Galatasaray, Avrupa’da yükselirken, ligde şampiyonluklar kazanırken hep kaliteli yabancı kalecilere ve kaliteli golcülere sahipti. Örnek mi? Simoviç-Tanju, Taffarel-Hakan Şükür, Taffarel-Jardel, Mondragon-Ümit Karan-Hakan Şükür.”
Eğer, Galatasaray‘ın transfer edeceği kaleci Simoviç, Taffarel ve Mondragon ayarında ise sözüm olmaz. Ama sırf yabancı kaleci almak için de transfer yapılamaz… Gündeme gelen isimlerin Aykut’tan daha iyi olduğuna inanmıyorum. Orkun’un da Aykut’la iyi anlaştığına inanıyorum.
ÖNCELİK SAĞBEK
SABAH’ın yetenekli; genç editörü Emir Somer, geçtiğimiz hafta, “Gol yemeyen takıma kaleci aranıyor” başlığı altında mükemmel bir analiz yapmış. Hatırlatmakta yarar var; Galatasaray şampiyon olduğu geçen sezon kalesinde 23 gol gördü. Bu kadar az golü Galatasaray en son UEFA Şampiyonu olduğu 1999-2000 sezonunda kalesinde görmüş.
Aykut 13 lig maçının 8′inde hiç gol yememiş. Üstelik 28, 29, 30, 31, ve 32′inci haftalarda, yani toplam 5 maç üst üste kalesinde gol görmemiş. Acemilik dönemini Mondi’nin arkasında yıllarca bekleyerek tamamlayan ve ustalık dönemine terfi eden Aykut’u ben sıradan bir yabancı kaleciye tercih ederim. Aykut, yan toplar almakta başarılı, çabuk ve refleksleri güçlü.
Galatasaray teknik heyeti Aykut’a güvenmeli, iki yabancı hakkını golcüden ve özellikle sağbekten yana kullanmalı.
Bu arada; Fatih Terim’in G.Saray’ın son şampiyonluğunda payı olan Aykut’u EURO 2008′e çağırmaması beni çok şaşırtmıştı. Aykut’un G.Saray’ın kalesini istikrarlı koruduğu sürece kaleciliğini büyüteceğini ve Milli Takım‘ın da değişmezi olacağını düşünüyorum.

İkinci hazırlık maçını da oynayan Fenerbahçe’de, eksikler gün ışığına çıkmaya başladı. 90 dakika boyunca dişe dokunur bir pozisyona girilememesi dikkat çekici. Sparta Prag hazırdı. Önünde oynayacağı maçın provasını yaptı. Eğer başarılı olurlarsa UEFA’ya katılacaklar. O yüzden maçı çok önemsediler. Şunu açıkça gördük ki Aurelio’nun yeri dolmamış. Selçuk, Deniz ve Maldonado Aurelio’nun yaptığı işi yapmaktan uzaklar. Sürekli yana ve geriye oynamaları insanı sıkıyor. Dolayısıyla top forvete gitmiyor ve pozisyon üretilemiyor. Topu dikine oynayanları, Aragones’in himayesine alması gerekir. Transferler bu düşünceyle yapılmalı. Sistem yine aynı: 4-4-1-1 Eto’o'nun adı geçiyor, keşke gelebilse. Bir de Aurelio’nun boşluğu doldurulursa o zaman işin yüzde 90′ı halledilir. Uğur Boral, Gökhan Gönül, Colin Kazım rakibin üstüne gidip sıfır çizgisine inen futbolcular. Ortaları da güzel yapıyorlar. Ama ceza sahası içinde hücumda çoğalma prensibi uygulanmadığı için bu ortalar da boşa gidiyor. Yıllardır olduğu gibi yine Alex’in ayağına bakacağız. Şimdilik görüntü böyle. Güiza, Tümer ve Emre’nin gelmesiyle neler değişecek hep birlikte göreceğiz. Aragones’in elinde Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmış bir takım var. Bir tek Aurelio gitmiş. Bir kişi ile de çok şey kaybedilmemeli. Sparta Prag maçında sahada Zico’nun kurduğu bir takım ve Zico’nun uyguladığı bir sistem (4-4-1-1) vardı. O zaman soru “Ne değişti?” şeklinde olmalı. Maçtan bir gün sonra Volkan Ballı ile telefonda uzun uzun konuştum, kamptan bilgiler aldım. Volkan, çalışmaların çok iyi gittiğini ve takımın biraz yorgun düştüğünü söyledi; “Ayın 30′una kadar (MTK maçının olduğu gün) her şey hazır olacak merak etme” diye de ekledi. Başkan seni satmış Fahri! Her zaman söylüyorum; Fenerbahçe’den gitmek isteyenler gider, kimse kimseyi zorla tutamaz. Zaten Tuncay da Aurelio da istedikleri için gittiler. Daha önce de ayrılırlardı ama bonservislerinin ellerinde olmasını beklediler ki kulüp para kazanmasın, o parayı da böylece menajerleri alsın. Bunun için Fenerbahçe’yi ağır şekilde eleştirenler, diğer kulüplerle hiç ilgilenmiyorlarlar. Mesala Beşiktaş’ta bir Fahri olayı yaşandı ki olacak gibi değil. Sinan Engin “Başkan seni Konya’ya satmış” dediğinde çocuğun dili tutulmuş. Sanki köle pazarı. Profesyonel Futbolcular Derneği bu konuda bir bildiri bile yayınlamadı. “Ayıptır” diyelim ve konuyu kapatalım!

Geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesi Spor Müdürü İbrahim Seten’in yazısını okudum. Kendisi, daha rahmetli Hasan Doğan’ın cenazesi cami avlusundan çıkmadan şahit olduğu kulislerden utandığını anlatıyordu. Timsah gözyaşlarıyla ‘ah vah’ ederken kulis yapanlardan bahsediyordu. Seten’in bu duyarlılığından etkilenmedim desem yalan olur. Ancak kendisine bu tip insanları henüz fark ettiği için ‘Günaydın’ diyeceğim. Sadece ona mı? Hayır, futbol ailesi içinden gelip de kafasını kuma gömerek işe yeni uyananlara da… Niçin? Hala itibarın bu tip adamlara olduğunu çözemedikleri için. Maalesef böyle derin üzüntülü olaylarda bile çok üzülmüş gibi görünüp dizlerini döven, sonra ise cenaze kalkarken kulislerle kendilerine yer arayanların tezgahına geldikleri için. Bunu yapanların en çok üzülen ve de rahmetliye en yakın gibi görünenlerin içinden çıkması, Seten gibi birkaç insanı kahrediyor. Peki kızmak, kahrolmak ya da hakaret etmek problemi çözüyor mu? Şüphesiz hayır. Birkaç münferit ikaz bu kurnazlara yetmiyor.
HASAN DOĞAN EKOLÜ SÜRMELİ
Aslında kabahat hepimizin. Ne yapmalıyız? Kaybettiğimiz erdemli davranışları öne çekerek ve tavır alarak, bu tatlı su kurnazlarını utandırmalıyız. Türk toplumuna ters düşen bu ayıp davranışları, pişkinlerin yüzlerine vurmalıyız. Peki ya bu yeni federasyon seçimleri? Orada alacak pozisyon? Davranış biçimi? Öncelikle Hasan Doğan’la yola çıkanlara söylüyorum; bu gibi adamlara ilk tavır mevcut federasyon üyelerinden gelmeli. Futbolla pek alakası olmamasına rağmen adamlığı nedeniyle puan kazanan Hasan Doğan ekolüne ilk sahip çıkan onlar olmalı. Aralarından ya bir aday çıkarmalı, ya da Şenes Erzik dışında hiç kimseye yol vermemeliler. Aksi takdirde birçok palavra aday çıkar.
Sonuç? Başarısız Türk sporunun diğer branşları arasına bir de Türk futbolu eklenir.

Büyük kulüp kavramı içerisinde kibarlık, saygı, paylaşım, pratik zekâ barındırır… G.Saray da Türkiye’nin büyük kulüplerinden biri… İşler de kağıt üzerinde iyi gidiyor G.Saray’da… Şampiyon oldular, transferde önemli isimlerle ilgileniyorlar, oyuncuları Avrupa’dan teklif alıyor… Sanki mekanizma yerine oturmuş gibi. Ama gerçek acaba böyle mi? İşler tıkır tıkır, ‘büyük kulüp’ felsefesinde mi yürüyor? G.Saray’ın yeni yönetimi ‘taraftar’ bazlı bir yönetim… Daha çok taraftarın dilinden anlayan, onların ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışan üyeleri olması gerekir bu şartlar altında… Ama şu anda yönetime daha çok ‘aroganlar’ hakim… Burnu büyük yönetici modelleri ve profesyoneller cirit atıyor kulüpte… Yani herkese ve her olaya yukarıdan bakan, her olumsuzlukta ‘eksiği’, ‘hatayı’ ve de ’suçluyu’ dışarıda arayan bir zihniyet…Gazetecilere bile fatura çıkartanlar var aralarında… Sen haberi yazdın, o iş onun için olmadı diyenler, kişisel kavgalarını gazetelere fatura etmek isteyenler, kurumsal ve kişisel ilişkileri karıştıranlar devamlı öne çıkıyor bugünlerde…SADECE KARTVİZİT!ÖZHAN Canaydın’ın ardından daha birleştirici, taraftar-kulüp ilişkilerini daha sıcak tutabilecek, sporcusunun yanında daha çok durabilecek kibar yöneticiler beklerken, eli baltalı, kaba kişiliklerle karşılaştık gazeteciler olarak. G.Saray yönetim kurulu üyesi kartviziti dışında başka kimliği üzerinde taşıyamayanlardan çok var yeni yönetim içerisinde de… Ne yazık ki bu kötü bir hastalık ve G.Saray bundan bir türlü kurtulamıyor. Profesyonellerden Adnan Sezgin’in kibiri ‘normal şartlarda G.Saray’a ihtiyacı olmayacak futbolcuların’ transferlerini çıkmaza sokuyor. Ben herşeyi bilirim havasıyla burnu büyük bir yaklaşım gösteren Sezgin, belki kağıt üzerinde kurulan yeni takımın mimarlarından ama ya kaçırdıkları… Kaba tavır G.Saray’a yakışmıyor. Sezgin, Türkiye’de profesyonel de olsa kulüp başkanlığı yapmış bir isim… G.Saray gelirken ondan beklentiler geçmiş yıllara göre farklıydı. Bozulan ilişkileri tamir etmesi beklentiler dahilindeydi. Ama o işleri daha da çıkmaza sokuyor… Paranoyak bir ruh haliyle çalışıyor. Hem karşısındakini, hem de yanındakini rahatsız ediyor. Siz neden şu anda G.Saray’ın önemli transfer hamleleri ona yaptırılmıyor sanıyorsunuz?HAVA ATMAYI BIRAKINBASKETBOLDA durum farklı mı? Şube Yiğit Şardan’ın kontrolüne geçtikten sonra silkinme beklenirken, gereksiz bir koç değiştirme inadı, kulübe 2 ay kaybettirdi. O 2 ay tam da transfer dönemine denk geldi. Ehlikeyif kararlar, Ben tatildeyim, siz halledin modu, G.Saray’ı mehter marşıyla yürütüyor… İki ileri bir geri… Basketbol şubesinin iki yıllık öğrenme dönemi sona erdi. Artık atak yapmak, proje üretmek, olaya şampiyonluk zekâsı katmak lazım. Bir de kısa anekdot…Yer Alaçatı… Zaman, birkaç gün önce… Yönetim kurulundan Cemal Özgörkey havalı bir restoranın masasında oturuyor. Önünden basketbol takımının önemli oyuncusu Hüseyin Beşok geçiyor. Hem de bir değil, iki kez… Hüseyin’i görmemek mümkün değil. Adamın boyu 2 metre 12 santim. Ama Özgörkey görmüyor. Çünkü tanımıyor oyuncusunu… Bir selam, bir sıcak merhaba bile yok. Hüseyin de onu tanımıyor işin ilginç yanı. Sebebi basit, Hüseyin yönetim kuruluna gitmeyeceğine göre, Cemal Özgörkey basketbol maçına gitmeli değil mi? Ama sorun salonun yerini bile bilmez…Siz yazdınız olmadı. Yazdıklarınız kulübü küçük düşürüyor diyenler, faturayı başkalarına kesmeye çalışanlar, artık kafanızı kaldırın, nerede olduğunuzun farkına varın. İşler her zaman iyi gitmez. Kötü günler için de çalışın. Hazırlık yapın. G.Saray’ın büyüklüğünün içinde olmayı hakedin. Elinizi taşın altına sokun. Hava atmayı bırakın, iş yapın. Unutmayın top çizgiyi her zaman geçmez.*****Kaleye güven! KULÜBÜN sosyal yapısına baktıktan sonra biraz da sportif yanını inceleyelim… G.Saray futbol takımı günün modern futbol yapısına en uygun kadroya sahip. Hareketli ve orta sahaya yardım eden forvetleri var. Çok önemli oyunculardan kurulu, futbolu iki yönlü oynayabilen orta saha futbolcularının hepsi başka kaliteler taşıyor. Defansı EURO 2008′de yarı final oynadı.. Birkaç küçük rötuş G.Saray’ı Avrupa’da yarışabilir seviyeye getirir. İyi bir forvet, akıllı bir stoper yeterli gibi duruyor. Aykut ve Orkun gibi geçen yılı başarıyla geçmiş iki kalecinin yerine, Avrupa’dan oyuncu aramak çok gereksiz… G.Saray bu tercih hakkını transferin son gününe kadar cebinde saklasa, daha kârlı çıkabilir… Aykut da Orkun da G.Saray’ın yükünü kaldırabilecek isimler… Türkiye’nin en iyi yerli oyuncu kadrosunu elinde bulunduran G.Saray, yabancı seçiminde mevkileri iyi tespit ederse, tecrübe kazanmış genç yetenekleriyle gerçek bir futbol takımı olur.

Biz Türklerin harika bir sözü vardır. Deriz ki; “Balık baştan kokar!” O nedenle ben Beşiktaş denilince sadece başkanı Sayın Yıldırım Demirören’i tanırım. Yanisi şudur; menajer, antrenör, kaptan ve futbolcu benim için teferruattır. Şimdi Toraman ile Üzülmez’in yumruklaşma olayına bakalım.
1-Üzülmez, menajer Engin ile antrenör Sağlam’ın koyduğu kuralları icra etti; suçu yok.
2-Üzülmez, bunu yaparken yumruklarını konuşturdu; Suçlu.
3-Toraman, kaptanı ile konuşma tarzında suçlu. Toraman, kaptan Üzülmez’in yumruklarına cevap vererek daha büyük suçlu.
Ama burada asıl iki suçlu var. Birincisi Ertuğrul Sağlam. Bu olayı takım içinde çözebilirdi, çözmedi.
Çok önemli iki oyuncusunu yitirdi. İkincisi Sinan Engin. Sorunu çözmek yerine, iki kaptanı bir araya getirip yeniden kavga etmelerine ortam sağladı. Sonra da bu iki futbolcuyu ayrı uçaklarla yollayarak olayı abarttı. Engin isteseydi bu kavga olmazdı, iki kaptan barışırdı. Yeter ki isteseydi. Bu olaya başkan el koydu da ne oldu? Delgado’yu kaptan, Nobre’yi de ikinci kaptan yaparak sorunu çözdüğünü sanan Yıldırım Demirören şunu bilisin ki, sorun çözümsüz. Delgado gibi biri Beşiktaş’a kaptanlık yapamaaaaz! Delgado’nun kaptan olması 105 yıllık Beşiktaş tarihine ihanettir.
Başkan Yıldırım Demirören şunun hesabını genel kurula nasıl verir? Mali kurulda gelirgider tablosunda ve değerler bölümünde Üzülmez ve Toraman 10 milyon doların üzerinde gösterildi (Borsadaki değeri daha yüksek).
Bütün bunlar gösteriyor ki Beşiktaş’ın parasının değeri başkan için değerli değil. Diyeceğim şudur: “Beşiktaş’ta otorite yok. Yani balık baştan kokuyor.”
İYİ ŞEYLER YAZMIYOR!
MESAJ ; Menajer Sinan Engin, benim için Serdar müdürüme, “Hiç de iyi şeyler yazmıyor” diyormuş. Çok haklı. Maalesef iyi şeyler yazmak için elime kalem aldığım zaman hep kötü şeyler yazıyorum. Bunun suçlusu Engin’dir. Bu nedenle Bay Sinan’a şunları söylüyorum:
Otoriteden, disiplinden bahsediyorsun da senin futbolculuk dönemini de iyi bilirim. Benim ağzımı açtırma. Şu 4 İbrahim’in gönderilmesindeki bakış açın, futbol bilgin açısından seni sıfırladı. Diyorsun ki “Kaş yedek kalacaktı, gitmesine izin vererek iyilik yaptım.”
Engin; Kaş, İspanya ligine gitti. onun yerine aldıklarının şimdiden teneke transfer olduğu belgelendi. Ayrıca Kaş gitmeden önce, İspanyolların 1.5 milyon dolarına karşılık senden 600 bin YTL istedi (sen 400 verdin ). Transferde Beşiktaş’ın milyon dolarları niye çöpe gidiyor? Neden 5 kazma alacağına 1 tane yıldız almadın? Niye?

F.Bahçe dün oynadığı futbolla ilerisi için fazla umut vermedi. Gerçi beni bilirsiniz, hazırlık maçlarında takımın orasını burasını enine boyuna çekiştirenlerden değilim. Gördüklerimi sizlerle paylaşmaya çalışırım. Dün 90 dakika boyunca dişe dokunur, doğru dürüst bir pozisyon yaratamayan F.Bahçe için takdir edersiniz ki söyleyecek fazla bir şeyim yok. Bu işe herhalde en çok maçı seyreden MTK’nın yardımcı antrenörü sevinmiştir. Aragones takımı, kadroyu şekillendirmeye başlamış. Kafasında düşündüklerini sahaya sürüyor. Aurelio’nun yokluğunda Selçuk ve Deniz’in önemi büyük. Bu iki futbolcu rakipten gelen atakları kendi kalesinde tehlike yaratmadan önlemek durumunda olmalılar. Çünkü F.Bahçe riskli oyunu tercih ediyor. Belki topun sarı-lacivertli takımda kalması iyi gibi gözükebilir ama pozisyon üretmedikten sonra bunun da önemi kalmıyor. Kaptırılan toplar kontratağa dönüşünce büyük tehlikeler oluşuyor. Hücumda çoğalma prensibini unutmuş gibi gözüküyor F.Bahçe. Semih ileride tek kalıyor. F.Bahçe çok yan pas yapıyoruz ve geriye oynuyoruz, bu da tempoyu düşürüyor. Aragones’in bu noktada dikine oynayan futbolcuları tercih etmesi lazım. Bunlar da zaten belli. Başka Alex olmak üzere Gökhan, Uğur ve Kazım. Takımın lideri Alex Alex her zamanki gibi takımın lideri konumunda. Topla boş alanda buluşturulduğu zaman mükemmel işlere imza atıyor. Aragones geçen maçta Kezman’ı, bu karşılaşmada da Semih’i ilerde tek bıraktı. Demek ki Zico’nun sisteminden vazgeçmeyek. Zaten hep söylüyoruz, Alex’in olduğu takımda önde iki forvetle oynamak kolay değil. Peki şimdi soru şu: Güiza geldiğinde ne olacak, Aragones tek mi, yoksa çift forvet mi oynatacak. Semih yine nöbetçi golcü olarak kulübeye mi dönecek. Bunları yakın zamanda göreceğiz. Şu anda henüz çok erken. Bence sistem de kadro da her an değişebilir. Zaten ilk önemli maç MTK ile, o da ayın 30′unda. Demek ki önümüzde 13 gün daha var. Bu da oldukça uzun bir süre. O yüzden beklemekte fayda var diye düşünüyorum. MTK maçında ortaya çıkan eseri hep birlikte görüp yorumlayacağız.