Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for September, 2008

Züğürt tesellisi

Tuesday
Sep 30,2008

Gürcan Bilgiç

Maç bittiğinde “Hiç olmazsa yenilmedik” diye düşünen F.Bahçeliler çoğunluktaydı. Dinamo takımının istediğini elde etmesinin eşittiri, geçmiş performansların züğürt tesellisidir bu sözler…F.Bahçe takımı öyle bir maç oynasaydı ki Rakibini yiyip ısırıp, pozisyonları tükete tükete, seyircisini bir oturup, bir kaldırtsa… Sahadaki sesler sıkıntının değil, heyecanın uğultusu olsa, rakip takım kendi sahasından çıkarken üç kere düşünseydi de yenilseydi F.Bahçe…İşte o zaman mağlubiyeti elimizin tersiyle bir kenara iter, bu gövde gösterisini yapabildikleri, endişeleri yok edip, umutları geleceğe taşıdıkları için, “Canınız sağ olsun” diye yazsaydık. Yolda beride görüp bizden derman soranlara, “Enseyi karartmayın, olur böyle şeyler” deseydik, onları ikna etmeye çalışsaydık.Gol makinesi Güiza keşke “pres (!)” makinesi olmasaydı da, “Ama çok koşuyor” bu çocuk diye kalem oynatacağımıza, “oley” çekseydik hep beraber… UMUTLAR YİTİRİLDİ Aragones’in farklı tasarımlar yaptığını, farklı düşünebildiğini görseydik keşke. ” Her şeyi denedi ama olmadı. Futbol bu” diyebilseydik. Daha iki gündür takımla çalışan Edu’nun hatalarını normal karşıladığımız gibi, bir anda bir şeyler yapıp, maçı değiştirebilecek farklılıkları taşıdığı halde Tümer’in neden yedek kulübesinde bile olmadığını yazmak zorunda kalmasaydık. Keşke, kulüp başkanı maçtan bir gün önce 12 oyuncuyu odasına çağırıp, maçın önemini anlatmaya çalışmaya gerek görmeseydi. Keşke; bu takımın başında bunları yapmaya gerek bırakmayacak bir teknik adam olsaydı. Puanları kaybetmekten daha kötüsü umutların yitmesidir. Çünkü bu hava bulaşıcıdır ve işleri daha iyiye değil, hep daha kötüye götürür ki, ilacını bulmak da o kadar kolay değildir.F.Bahçe iyi oynamıyor. İyi oynayacak umudunu vermiyor. Alex dışında sahadakilerin bir şeyler yapmaya niyeti de yok, mecali de. Ama maçın iyi tarafı da var. Saracoğlu’ndaki son 14 maçında yenilmemişti. Bugün bu sayıyı 15′e çıkardı. Ama dediğimiz gibi Keşke yenilseydi, ama bize umutlarımızı kazandırsaydı.

Tuesday
Sep 30,2008

Bülent Yavuz

Beşinci haftayı geride bırakırken, futbol kamuoyunda da tartışılacak hakem kararları vardı. Ve bunlara Yıldırım’lar neden oldu. İstanbul Belediye-Beşiktaş maçında Hakem Bülent Yıldırım, öyle bir kritik karara imza attı ki, sezon sonuna kadar konuşulacak cinsten.Kaleci Mehmet Ali, topu sektiriyor. Sonra bir hamleyle tekrar topa sahip olmak istiyor. Tek eliyle de bunu başarıyor. Tam o sırada Nobre de kıl payıyla ayağını koyuyor. Filelere giden top, Bülent Yıldırım’ın düdüğüyle gol olarak sayılmıyor. Kimileri diyor ki, “Bu da nereden çıktı?” Kimileri de diyor ki, “Hakem haklı, pozisyon faul.”Ama neresi faul, neresi değil, kafalarda soru işareti. Biz de açıklık getirdik. Tüm Türkiye de öğrendi. Kural kitabı, sayfa 111.. Çok açık ve net.. Bir önceki gün yazdığım için, tekrar etmiyorum. Basit bir dille, “Kaleciler topu elleriyle veya tek eliyle tuttuğunda, hiçbir rakip oyuncu bu topa müdahale edemez.” Yıldırım’ın bu kararı, alışagelmiş olmadığından, toz kaldırdı. Gelelim öbür Yıldırım’a. Ali Sami Yen’de coşkulu, tempolu ve mücadeleli bir maç vardı. Hakem Yunus Yıldırım, maçta kaybolması gerekirken, ortaya çıkarak, sonuca müessir iki önemli karar verdi. Birincisi, G.Saray’ın ilk attığı goldü. Yardımcı hakem devam dedi, Yunus da buna uydu, Baros’un mükemmel golü geldi. Ama milimetrik ofsayt vardı. İkincisi, korakor mücadele 1-1 devam ederken, o güzel golü atan aynı Baros, Konyalı Şener’e öyle bir faul yapıyor ki, uzaydan bile görülür. Hatta, hakemliğe ilk başlarken, “Faul nasıldır” diye bu tür pozisyonlar gösterilir. Yunus faul vermeyip, gol verince, maçın ne tadı kaldı ne de tuzu. BÜNYAMİN GEZER (SİVAS-F.BAHÇE): Herkes jest ve mimiklerinden rahatsız. Onun için ağzıyla kuş tutsa, gene de bir yerde karşısına bunu çıkartıyorlar. “40 yıllık kani, olur mu yani.” Şayet Gezer, tavrını ve melekelerini değiştirmeye kalksın, bu performansının “P”sini bulamayız. Maç mı yönetecek, gülmeye çalışıp, karşı tarafa şirin mi gözükecek! Bünyamin, iyi hakemlik yapıyor. Tabi ki, jest ve mimiklerinde giderek yumuşama olursa, bu onun artısı olur. Maçta sadece tenkit edilebilecek bir pozisyon var. Daha doğrusu, Kazım Kazım var. Fenerbahçeli futbolcuya çok tolerans gösterdi. Direkt kırmızıdan atılmayı iki kez hak etti. İkinci sarıdan atılmayı ise defalarca. FIRAT AYDINUS (TRABZON-ANTALYA): Avni Aker’de yağan yağmur, ağırlaşan saha ve bir de muhteşem seyirci vardı. Mücadele, bu şartlarda tavan yaptı. Fırat maçı yönetirken, kıskandım ve “Keşke ben yönetseydim” diye içimden geçirdim. Neden mi? Yağmur, çamur, seyirci, yüksek seviyede tempo.. Daha ne olsun.. Böyle maçta hakemlik yapmak, büyük zevkdir. Aydınus, 90 dakika boyunca bu atmosfere ayak uydurmaya çalıştı. Başarılı da oldu. Ama öyle bir karar veremedi ki, eleştirmeden geçemeyeceğim. 22 futbolcunun bana göre en iyisi, Antalyalı Ertuğrul idi. O ağır sahada basmadık yer, girmediği pozisyon kalmadı. Üstüne üstlük bir de gol attı. Trabzon’un yeni yıldızı Egemen, Ertuğrul’a öyle bir girdi ki, sarıbuçuğu garanti! Fırat, ne faul verdi, ne de kart.AYTEKİN DURMAZ (KOCAELİ-BURSA): Kocaeli’nin birinci golünde faul itirazları var. İkinci golünde de ofsayt iddiası. Ne faul var, ne de ofsayt. Durmaz ve yardımcısı, çok dikkatliydiler ve hata da yapmadılar. Kocaeli’nin acar santraforu Taner, ceza alanı içinde düşüyor. Penaltı diye hakeme itirazlar, ne kararı değiştirdi, ne de müsabaka boyunca Aytekin’i. SÜLEYMAN ABAY (G.BİRLİĞİ-ANKARA): Geçen haftanın en iyisiydi. MHK, ödüllendirerek, bu hafta da maç verdi. Süleyman’ın geçen haftaki yönetimini, mumla aradık. Sanırım konsantrasyon eksikliği vardı. Veya daha güzel maç bekliyordu. Bu nedenle bazı kararları tartışıldı. Örnek mi, verdiği penaltı. KORAY GENCERLER (KAYSERİ-ESKİŞEHİR): Türk hakemliğinin geleceği açısından Gencerler gibi yeteneklere büyük ihtiyaç var. Hakemliğe başladığı günü bilirim. Avrupa’da gitmediği yer kalmadı. Yüzlerce büyük maçlarda yardımcı hakem olarak görev aldı. Bilgi birikimi ve vizyonu çok yüksek. Hakem oldu, iyi de başladı. Ancak bu maçta bazı eksikleri var. Ya çabuk oldum dedi, ya da gününde değildi. İki penaltı pozisyonu var ama oralı bile olmadı. Bunlardan biri yüzde yüz penaltı. Rıza Çalımbay’ın sinirlenmesi de bundan. SELÇUK DERELİ (G.ANTEP-DENİZLİ): Gözden ırak ve medyanın gündemindeki önemli maç olmayınca, Dereli müthiş performans sergiliyor. Belli ki, diğer maçlar onu geriyor. Oysa, en önemli maçlarda ona ihtiyaç var. Ben onun yerinde olsam, maçın kasetini alır, izlerim. Bundan sonra yöneteceğim her maçta, bu müsabakayı örnek alırım.DENİZ ÇOBAN (HACETTEPE-A.GÜCÜ):Elyasa’nın attığı ve sayılmayan gol, milimetrik ofsayt. Iglesias’ın atılması, çok doğal. Zaten atılmasa Deniz’in hakemliği tartışılırdı. Akabinde Orhan Şam’a kırmızı kart çıktı. Suçlu olduğu o kadar yüzünden belli ki, hakeme gık bile diyemedi. Bunlar Çoban’ın doğrularıydı. Yanlışları yok muydu? Vardı ama neticeye tesir etmedi. Arada kaynayıp gitti. Her maçta olmaz. Aman dikkat!

Tuesday
Sep 30,2008

Ömer Üründül

Ben teknik açıdan kafamda bir şeye inandığım zaman erken ve iddialı teşhisler yapıyorum. Bu yüzden de bazı tepkiler alıyorum. Ama iddialı teşhislerimin hemen hemen hepsinde haklı çıkıyorum. Biraz geriye dönelim. Kezman transfer edilmeden önce Fenerbahçe’ye faydalı olamayacağını, yanlış bir transfer olduğunu söyledim. Ardından da bilhassa tek santrfor oynatıldığında yapısı itibarıyla fayda değil zarar vereceğini iddia ettim. Sonuç ortada. İki sene önce “Fenerbahçe’de Semih santrfor oynar. Futbolu biliyor, pozisyon sezisi yüksek, en önemlisi de sırtı rakip kaleye dönük oynayabildiğinden sistemi işletiyor” dedim. Genel yorumum böyleydi. Bir iki kişi hariç kimse bu yorumuma katılmadı. Semih’in haksız yedekliğe rağmen Fenerbahçe’de gösterdiği performansla bu sayı artmaya başladı. Avrupa Şampiyonası’ndan sonra da artık herkes Semih’i kabul etti.
Geçen sene “Fenerbahçe’nin olmazsa olmazı Mehmet Aurelio” dedim. Bu görüşüme de tepkiler geldi. “Alex gibi bir yetenek varken nasıl takımın vazgeçilmezi Aurelio olur?” dediler. Hatta Alex’in oynamadığı bir maçta Fenerbahçe puan kaybedince hemen hemen bütün yorumlar aynıydı: “Alex’siz olmaz.” Bana göre de devamlılığı olmayan önemli bir yeteneğin katkı sağlaması için sağlam bir orta sahayla sistemin işlemesi gerekir. Hagili Galatasaray örneği gibi . Aurelio da Fenerbahçe’de çok ağır bir yükü taşıyarak katkı veriyordu. Hem de büyük bir istikrar ve devamlılıkla. Bu sezona bakalım Aurelio yok, Alex geçen seneden çok daha diri ve formda. Son maç hariç otoritelerden sürekli övgüler alıyor. Sonuç ligde 5 maçta 3 yenilgi, Avrupa’da da Porto mağlubiyeti.

ARAGONES’İN YANLIŞLARI
Bu sezon öncesi de Aurelio’nun gidişine Deivid ve Vederson’un ağır sakatlıkları eklenince yine iddialı bir teşhis yaptım. “İvedilikle biri kenar adamı olmak üzere futbolu bilen, iki çok kaliteli orta sahaya ihtiyaç var” dedim. Çünkü Fenerbahçe’nin sakatlar ve gidenler hariç eldeki orta sahayla ligde ve Avrupa’da büyük hedeflere varması bana göre mümkün değildi. Aragones de çok fazla teknik adam yanlışları yapınca ve Zico gibi şansı da olmayınca işler çok erken arapsaçına döndü. İspanyol hoca takımı iyi tanımıyor. Deniz gibi geçen sene çok faydalı olan diri bir askeri yok sayıyor, Önder’i daha yeni anladı. Emre Belözoğlu‘nun oynayabileceği 3 yer var: 1- İki ön liberodan daha öne çıkanı, 2- 4-3-3 düzeninde orta sahanın solunda 3- Tek ya da iki forvetin arkasında serbest orta saha rolünde.
En randıman veremeyeceği yer de 4′lü orta sahanın kenarları. Aragones Emre’yi Porto’da orta dörtlünün sağında, Sivas’ta da dörtlü orta sahanın solunda oynattı. Ayrıca tek forvet ısrarıyla Semih’i sezon başından beri ya orta saha formatına soktu ya da kulübede oturttu. Eğer tek forvetle oynuyorsa bu role en uygun isim Semih. Güiza nokta santrforun partneri olarak başarılı olabilecek bir forvet. Güiza tek forvet olursa hem sistemde sıkıntı doğuyor hem de Güiza istediği performansı sergileyemediğinden strese giriyor.

DÖNÜM MAÇI
Eğer Aragones ciddi sıkıntılara rağmen eldeki malzemeye göre taşları yerine doğru koyup doğru sistemi uygulasa işler böyle ters gitmezdi. Yapılacak en doğru iş Semih-Güiza ikilisiyle çift santrfor oynamak ve arkalarında Alex veya Emre. Hem Güiza hem Semih’in top rakipteyken baskı uygulama özelliği olduğundan orta sahadan bir kişi eksiltince rahatsızlık meydana gelmez. Hatta eski düzene göre takım savunması daha az arızaya uğrar.
Bu gece çok önemli bir maç var. Yönetim, teknik heyet ve futbolcular için dönüm noktası. D. Kiev eskisinden çok daha iyi durumda. Bu maçta alınacak 3 puanla hem Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkma şansı devam eder, hem bozuk moraller düzelir, hem de Kayseri maçından sonra milli maç arasında toparlanma dönemi olur. Taraftara büyük iş düşüyor. Futbolcular mutlaka bu geceye büyük bir motivasyonla çıkacaklar. Saracoğlu’nun atmosferinde taraftarla bütünleşip savaşmak galibiyetin anahtarı olur. Şart olan 3 puan ancak bu bütünleşmeyle mümkün olur.
Tüm okurlarımın Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.

Monday
Sep 29,2008

Bülent Yavuz

Hakemler bu hafta, yönetimleriyle futboldan çok kendilerini konuşturdular.Ali Sami Yen’de Yunus Yıldırım, kırılma noktasında öyle büyük bir hata yaptı ki, maç zaten ondan sonra koptu, gitti. Yandan gelen hava topunda Milan Baros, göstere göstere rakibi Şener’e öyle bir tosluyor ki, trafikte yaparsanız ceza alırsınız. Öyle az buz bir faul değil. Herkes “hakem düdük çalacak, faulu işaretleyecek” diye beklerken, Lincoln boşta kalan topu kafa ile Konya ağlarına gönderdi. Gönderdi göndermesine amma onun da aklı hakemdeydi. Faul verdi, verecek diye beklerken, hakem santrayı gösteriyordu. Başta Konya’nın çiçeği burnundaki teknik direktörü Giray Bulak olmak üzere bütün Konyalılar, hakeme tepki verdi. Skor 2-1 olmuştu. Ve bunda hakemin büyük rolü vardı. Konya’nın direnci bundan sonra sıfırlanmıştı. Goller peş peşe gelince; hakem bir oraya, bir öbür tarafa koştu. Koşarken, futbolcular önüne geçti. Futbolcular önüne geçerken, bazı faulleri göremedi, bazılarını da es geçti. Hakemler, maçların kaderi oluyorlar! Bu işin sonu pek hayır değil!

İkinci yarı coştular

Sunday
Sep 28,2008

Levent Tüzemen

Antalya ve Kocaeli maçlarından so nra Servet, “Rakibe kolay pozisyon veriyoruz. Ayhan ağabey dışında kimse savunmaya yardım etmiyor. Biz bu sistemle büyük maçlarda çok sıkıntı çekeriz” demiş ve yönetimden “Sus yoksa ceza alırsın” şeklinde tepki görmüştü. Ancak Skibbe, Servet’in uyarılarına kulak kabartmış olacak ki Konya önüne Galatasaray’ı AyhanMehmet Güven ikilisinden oluşan çift ön liberolu sistemle sahaya sürdü.
İlk 10 dakikada Baros ve Erhan Albayrak’ın karşılıklı iki güzel golü sonrasında Skibbe’nin sistemi çalışmadı. Çünkü Mehmet Güven göbekte Ayhan’a yeterli destek olmadığı gibi hücuma çıkarken çok pas hatası ve kolay top kaybı yaptı; ikinci hamlelerde geç kaldı. Kewell’ın solda oynaması nedeniyle Arda sağ tarafta görev yapınca yeterince verimli olamadı. Galatasaray hücum girişimlerini sürekli kanatlardan yapmayı düşünüyordu ama yeterli çoğalmayı başaramadıkları için Baros ileride tek kalıyordu. Orta sahadan akıllı top çıkmadığı için Lincoln de etkisiz oynuyordu. Skibbe ikinci yarı Mehmet Güven’i çıkarıp Volkan’ı sol beke aldı, Hakan Balta’yı da onun önüne koydu, Baros’un yalnızlığını gidermek için Kewell’ı ileri itti..

TURUNCU FORMAYLA 5′TE 5
Bu önemli hamleler Galatasaray’ın durgun ve etkisiz oyununu coşkulu futbola döndürdü. Bir anda sahada koşan, basan, hücuma hızlı çıkan ve tribünleri ayağa kaldıran bir Galatasaray ortaya çıktı. Konya savunması Galatasaray ikili forvete geçince kontrolünü kaybetti. Lincoln attığı golden sonra adeta sahada futbol resitali yaptı. Orta alanda istediği geniş alanı bulan ve takipçiliği sayesinde iki top çalan Lincoln’ün iki mükemmel “Al da at” pasını Baros gole dönüştüremedi ama Lincoln’ün üçüncü pasında köşeye akıllı vurdu.
Skibbe’nin Kewell’ı ileriye itmesi Avusturalyalı yıldızın da daha verimli olmasını sağladı. Ve Kewell’ın attığı golde ters köşeye sağ ayağıyla yaptığı vuruş dört dörtlüktü. Galatasaray uğurlu turuncu formasıyla 5′te 5 yaptı.

NOT: Değerli dostum Alpaslan Dikmen’i zamansız kaybettik. Çok iyi Galatasaraylı ve çok iyi bir insandı. Alın yazısı böyleymiş, Allah’tan rahmet diliyorum. Galatasaray taraftarının 3 dakikalık sessiz kalarak yaptığı saygı duruşu mükemmeldi.

Ders çıkarılmalı

Sunday
Sep 28,2008

Ömer Üründül

Beşiktaş geçen sene toplam 5 puan kaybettiği Belediyespor’a bu sezon da ilk maçta iki puan verdi.
Daha 30. saniyede kalesinde mutlak bir gol pozisyonu atlatan Beşiktaş bu dakikadan kısa süre sonra skor avantajı yakaladı . Bu erken gol Beşiktaş’a hem moral depoladı hem de zaten takım savunması arızalı olan Belediyespor’un alacağı risklerle hücumda çok daha elverişli bir ortama sahip olma şansı doğdu. Devre sonuna kadar siyahbeyazlılar ofansif girişimlerde devamlılık sağlamadılar. Bunun da nedeni orta sahadan kaynaklandı. Golün hazırlayıcısı Ekrem Dağ henüz arkadaşlarıyla yeterli uyumda değildi. Üstelik yapısına ters gelen sağ kulvarda oynuyordu. Tello’da genel bir isteksizlik var. Bu her haliyle belli oluyordu. Delgado da oyunda görünmeyince orta sahada defansif ofansif tüm yük Cisse’deydi. Kopuk kopuk hücum etmesine rağmen Beşiktaş’ın her atağı rakibin yerleşme hatalarıyla tehlike kokuyordu. Ama Nobre ve Cisse hariç ileri uç ve orta sahadan defans bloğuna gerekli yardım gelmediğinden devre sonuna kadar ciddi kale önü tehlikeleri yaşandı.
İkinci yarıya Ertuğrul Sağlam doğru bir kararla Tello-Uğur değişikliği ile çıktı. Bu şablonda Beşiktaş oyuna daha fazla hükmetmeye başladı. İlk yarıdaki gibi tehlikeler yaşamadığı halde bir duran toptan gol yedi. Ardından da sürekli ikinci gol için uğraştılar. Son bölümde Delgado da oyuna ofansif ağırlık koydu ama skoru değiştiremediler.

TARTIŞILACAK TEK POZİSYON VAR
Bu karşılaşmadaki iki puanlık kayıp çok önemli değil ama ders çıkarmak lazım. Beşiktaş bu görüntüsüyle Metalist rövanşında, önemli bir avantaja sahip olmasına rağmen, çok zorluklar yaşar. Belediye’nin kaliteli oyunculara sahip bir kadrosu var. Ama şu andaki futbolları istenilen düzeyde değil. Lige de iyi bir giriş yapmamışlardı. Hücumdaki sıkıntıları zaman içinde düzelir ama takım savunmasındaki arızalara mutlaka ciddi bir çözüm gerekiyor.
Kritik pozisyonların da olduğu maçta Bülent Yıldırım genel yönetiminde başarılıydı. Nobre’nin kalecinin elini koyduğu topta filelere giden pozisyonda çok doğru bir karar verdi. Tartışılacak tek pozisyon iptal edilen Delgado’nun golüydü. Burada Nobre’ye verdiği faul kararı yorumu açıktı.

Uyanın artık

Sunday
Sep 28,2008

Selçuk Yula

Dinamo Kiev ile ‘olmak ya da olmamak’ maçına çıkıyoruz. Ve galiba birilerinin uyarılmaya şiddetle ihtiyacı var. Aşağıda yazacaklarımı ister bir uyarı, isterseniz de yanıtı asla özelime değil ama mutlaka sahada beklediğim mektuplar olarak kabul edin. Aragones’e… Bilemiyorum size anlatılıyor mu ama geçen sene mumla aranıyor. Zico’nun gitmesi için dua edenler bile onu sorar oldular. F.Bahçe’nin bu kadar silik ve etkisiz futbolunda teknik adam olarak katkılarınız olduğunu lütfen kabul edin. İnatlarınızdan vazgeçin. Kadıköy’de eksik rakiplere karşı alınan iki galibiyetle bazılarınızı kandırabilirsizin ama kendinizi kandırmayın. Arada her bakımdan büyük fark olan Anadolu takımlarına karşı mağlup durumdayken bile saldıramamak, büyüklüğünü, asaletini ortaya koyamamak F.Bahçelilerin kanına dokunuyor. İspanya’yı Avrupa Şampiyonu yaptınız, kariyerinize saygımız büyük. Ama artık şunları görme zamanınız gelmedi mi? Elinizdeki Selçuk ve Maldonado Senna ile Xabi değiller. Veya İniesta değiller, olamayacaklar. Ya da Yasin’den, Can’dan Puyol yaratma hayalleriniz de gerçekleşmeyecek. Rüyadan kalkın ve koskoca F.Bahçe’yi savunma ağırlıklı 7 kişiyle sahaya çıkarmayın. Vatandaşınız Güiza’nın ilerideki yalnızlığına bizler üzülürsek siz seyretmeyin. Ön liberoda iki kişi olarak oynattığınız futbolcularınız şimdiye kadar kaç şut, kaç orta, kaç asist yapıp, hatta ileriye kaç kere oynadıklarına bir bakın. Sonra da orta sahada iki eksiği olan takımınızla rakibi ezecek nasıl bir mucize beklediğinizi düşünün. Saygılarımla… Futbolculara… Bir Alex’in sırtına binmiş gidiyorsunuz. Daha ligin başında adamı da bitirdiniz. ‘Nasıl olsa bir şeyler yapar’ diyorsunuz ve hiç katkıda bulunmuyorsunuz. Sizler bu değilsiniz. Hepinizi tanıyorum. Silkinin ve kendinize gelin. G.Antep’te, Ankara’da, Sivas’ta gördüklerime inanamadım. Yenilgileri bu kadar kolay nasıl kabullenirsiniz? Atın üstünüzdeki ölü toprağını, koyun yumruklarınızı ortaya. “Hep beraber” deyin, toplara her yerde hep beraber basın, arkadaşınızı düşman topraklarında (tabii ki mecazi anlamda) yalnız bırakmayın. O Güiza’ya yazık değil mi? Oradan oraya koşuyor. Arkadaşınızı her maç 4-5 kişi ortada sıçan oynatıyorlar, siz seyrediyorsunuz. Karşınızdakiler istiyorlar kazanıyorlar. Siz niye istemiyorsunuz? Evet biliyorum belki de bir ruh lazım. Yalnız bu ruhu sakın uzaklarda aramayın. O ruh hemen yanıbaşınızda asılı olan çubuklu formanızın renklerinde fazlasıyla mevcuttur. Hiç olmazsa iki akşam o formaya sarılarak uyuyun ve Kiev karşısına bu duygularla sahaya çıkın. Sevgilerimle… Taraftara… Ne oldu tribünlere böyle. 7 parçaya bölündünüz. 7 grup var, 7’si de ayrı telden çalıyor. Hani büyük F.Bahçe taraftarının bütünlüğü, hani o hançeresini yırtarcasına bağıran yürekler. Hani o bizlere 4-1′den 4-3′e, ya da Rıdvan’ların 3-0′dan 4-3′e getirdiği G.Saray maçlarının kahramanları. Hadi uzağa gitmeyelim. 3-0′dan 4-3 olan G.Antep maçını sizler yaşatmadınız mı? Hani Kandilli Rasathanesi’nin 2.7 deprem oldu dediği maç. Sahaya inip skorları değiştirenler, nerelerdesiniz? Problemler var biliyorum, Ama gün o gün değil. Bırakın çekişmeleri. Aile içinde halledilebilecekleri dışarıya taşıyıp düşmanlara koz vermeyin. Oralardaki kavgaların sahaya nasıl yansıdığını görmüyor musunuz? Hadi salı akşamı tek yürek olun, dosta, düşmana büyüklüğünüzü gösterin ve şu maçı da koparın. Sevgilerimle… Not: Şu anda ultrAslan liderlerinden Alpaslan Dikmen’in vefat haberini aldım. Neler oluyor böyle, her gün başka bir acı. Allah rahmet eylesin, G.Saray camiasın başı sağolsun, mekanı cennet olsun.

Bitsin artık bu çile

Saturday
Sep 27,2008

Gürcan Bilgiç

Bitsin artık bu çile

GÜRCAN BİLGİÇ

27.09.2008

Fenerbahçe Başkanı ve yönetimi artık yoruldu. Aziz Yıldırım, sarı-lacivertli kulübün tarihinin en önemli başkanlarındandır. Bunun böyle sürmesi için, artık “Devam etmemesi” gerekiyor galiba..

F.Bahçeliler iki yıldır uyutuluyor. Büyük transferden, dünya yıldızlarının kulüp kapılarında nöbet tutmasından bahsediliyor. Ama iki senedir, rakiplerin en güçsüz, en sıkıntılı olduğu dönemlerde bile başkan Aziz Yıldırım’ın deyimiyle, ‘yürüye yürüye şampiyon olması gereken’ takım, devamlı sıkıntılar içinde. Başın söylediğine, ayak uymuyor. Bir yanlışlar serisi içinde, ortaya “En iyi takımız” masalı çıkıyor ki, artık minareye uygun kılıf bile bulunamıyor. Lorant’ı getirirken, “Bizi dünya kulübü yapacak hoca” deniliyor, Aragones için “Tam kafama göre…”PARA TARAFTARDAN “Güiza transferi nedeniyle Avrupa bizi konuşuyor” diyenler, haklarındaki sözlerin neler ifade (!) ettiğini bilemiyor. Eskiden başkan istediği oyuncuyu alırdı. Hesap vermek zorunda değildi, çünkü para kulüpten değil, kendi cebinden çıkıyordu. Şimdi ’sayelerinde’ o da değişti. Kulüpten alacağı olan yönetici neredeyse kalmadı. Parayı artık taraftar veriyor. Kombine alarak, ürün alarak, taraftar kartı alarak… Ve bu insanlar “En iyi takım” masalı ile uyutuluyor (du)… Metaller için bile geçerli olan yorgunluk, eskiyen F.Bahçe yönetimi veya başkanı için de ortaya çıktı. Bu yorgunluğun ağır bedellerini de milyonlarca taraftara çektirmeye hakları yok. “İstikrar” diyerek ortaya çıkıp, 70 yaşındaki bir hoca ile anlaşmanın absürdlüğünü taşıyor onlar… İstikrar, uzun süreli planı tanımlar. Aragones ile kaç yıl istikrar sağlanabilir ki… “Ben hocada önce disipline bakarım” dedi başkan Yıldırım… Zico’yu gönderme gerekçesini böyle açıkladı. Peki iki sene önce Zico’yu getirirken, aynı prensiplere sahip değil miydi? Zico’ya Azizsilin yapıldı, Daum’un sistemine dönüldü, şampiyonluk geldi. Aragones, Önder’in diğerlerinden daha iyi olduğuna ikna ediliyor. Peki bu yönetim, hangi futbolcunun daha iyi, hangi sistemin daha verimli olacağını kendisi anlayacak bir hoca getiremeyecek mi takımın başına. ‘Tam kafama göre’nin içinde bunların da olması gerekmiyor mu? ‘BURAYA KADARMIŞ’ Yıldırım başkanlıkta 10. yılı kutladı. Beş Galatasaray, bir Beşiktaş şampiyonluğu gördü. Dört şampiyonlukla en iyi döneminde, yine rakiplerinin gerisindeyse, artık “Anlarım” dememeli. Çoluk-çocuk ile kavga ederken, takımın düştüğü durum ortada. Bence şu andan itibaren “Buraya kadarmış” en önemli görüşü olmalı. Yıldırım, F.Bahçe tarihinin en önemli başkanlarındandır. Öyle devam etmesi için, artık “Devam etmemesi” gerekiyor galiba. Sezon başlarken “Hani verdiğin sözler” demiştik Aziz Başkan’a… Şimdi yine içli bir şarkımız ile hitap edelim ve “Bitsin artık bu çile” diyelim. Ne yazık ki…

Saturday
Sep 27,2008

Levent Tüzemen

Harry Kewell 5 Temmuz 2008′de Galatasaray’a imza attığında en çok şaşıran İngiliz medyası oldu. Liverpool‘la yollarını ayıran Kewell’ın Fulham veya Portsmouth’la anlaşacağı söyleniyordu. Hatta Roma’nın Kewell’a talip olduğu İngiliz medyasında yer aldı. Galatasaray yönetimi büyük bir iş çıkararak ‘İngiltere’yi şok eden Kewell transferi’ni gerçekleştirdi.
Bizden birinin ya da Türkiye‘de oynayan bir yabancı oyuncunun İngiltere’ye transferi doğaldır. Ancak İngiltere’de sevilen, itibarı olan ve Premier Lig’de oynama şansı bulunan Kewell gibi yıldız bir oyuncunun Galatasaray’a gelmesi doğrusu beni şaşırttı.

YÖNETİM AÇISINDAN DEVRİM
Bu transferin perde arkasında para gücünün yattığına inanmıyorum. Çünkü ülkesinde kahraman olan Avusturalya Milli Takımı’nın kaptanlığını yapan Kewell’ın yeterince serveti olduğunu düşünüyorum. Karısı Sheree Murphy’nin İngiltere’de televizyon yıldızı olduğunu düşünürsek Kewell’ın Galatasaray’a transferinin büyük önem taşıdığını kabul etmek gerekir. 30 yaşındaki Kewell’in transferi yöneticilerin “Futbolcu kurulu düzenini bozmak istemiyor. Futbolcunun ailesi gelmek istemiyor” iddialarını çöpe atmıştır.

CARLOS’UN TRANSFERİ MİLAT
Bir gerçek var ki; şu anda oynadığı futbol ve takıma katkısı tartışılsa da müthiş bir kariyere sahip olan Roberto Carlos’un Fenerbahçe’ye gelmesi birçok yabancı oyuncunun Türkiye ile ilgili kafasında oluşan olumsuz soru işaretlerinin kalkmasına yardımcı olmuştur.
Kewell da ülkesinde Alpha dergisine verdiği röportajda Galatasaray’ın büyüklüğüne değinirken, UEFA ve Süper Kupa şampiyonluğundan bahsederken, kararında İspanya’yı Avrupa şampiyonu yapan Aragones ile İspanya La Liga gol kralı olan Guiza’nın Fenerbahçe’ye gelişinin de etkili olduğunu vurguluyor.

TÜRKİYE İMAJI DEĞİŞİYOR
Oysa 2000′li yılların başından itibaren Türkiye‘nin yabancı oyuncu ve yabancı hoca transferinde başı çok ağrıdı. Kulüplerin ödemediği paralar ve oyuncularla yaşanan kavgalar Avrupa basınında manşet bile oldu. UEFA’da ve FİFA’da dava dosyaları yığıldı. Davalarda Galatasaray ve Beşiktaş başı çekti.
İtibarımız üzerinde dolaşan kara bulutlar Carlos’un gelişiyle dağılmaya başladı. Yönetimler de hatalarından arındı. Aragones, Guiza, Kewell, Meira, Linderoth, Baros, Sivok, Delgado, Alex gibi kaliteli isimleri futbolumuzda çoğaltmalıyız.

Kiev’e de yansırsa!

Saturday
Sep 27,2008

Selçuk Yula
Kiev’e de yansırsa!

Şu maçta F.Bahçe’nin 2-1 yenilmesine rağmen tek bir kazancı olduğunu söylemeliyim.O da genç kaleci Volkan Babacan.Hatırlarsanız Engin sakatlanıp Rüştü, sonra Rüştü sakatlanıp Volkan Demirel kaleyi devralmıştı. Ve hepsi de milli takımın değişmez kalecileri oldu. Şimdi Demirel’in gördüğü kart sonrası kaleyi devralan Babacan, ağabeylerinin izinde yürüyor. Mükemmel kurtarışlar yaptı. Eğer o olmasaydı fark daha da büyüyecekti.Sivasspor sahanın hakimiydi. Her hafta F.Bahçe ne zaman ve nasıl düzelecek diye kafa patlatıyoruz. Fikirlerimizi belirtiyoruz.Ama bunlar hep havada dolaşıyorlar.Birileri Aragones’e artık F.Bahçe’nin büyük bir kulüp olduğunu hatırlatmalı.Eskiden Anadolu takımlarının F.Bahçe’ye karşı oynadığı futbolu şimdi F.Bahçe onlara karşı uyguluyor. 5 haftadır daha tek bir büyük maç yapılmadı ve F.Bahçe 5 haftadır hiçbir takıma karşı rakibe üstünlüğünü hissettirmedi (Kadıköy’deki rakipler eksik kaldıktan sonraki dakikalar hariç).Orta saha diye bir şey yokLigin başından beri bir yalvarmadığımız kaldı. İnatla oynatılan (isimler belli) çift ön liberolar takıma ne katkı sağlıyorlar, sormak isterim. Ofans desen yok, her top ya yana ya geriye oynanıyor ya da rakibe pas olarak atılıyor. Alex’in kornerine vurduğu kafayla gol atan Selçuk 90 dakika boyunca başka ne yaptı? Ofansta yok dedik, defansta ne yapıyorlar? Fenerbahçe’de orta saha diye bir şey yok. Sivasspor’un bütün futbolcuları o bölgede cirit atıyorlar, ayağına topu alan Volkan’la karşı karşıya kalıyor. Dakika 88′de Sezer’in önüne düşen topta müdahele eden kimse yok! Aragones’e göre Fenerbahçe nasıl gol atacak söyleyeyim. Orta sahada yalnızları oynayan Alex topu alacak, sürecek, muhteşem bir pas atacak. İleride yalnızları oynayan Güiza da vurup gol yapacak. Ama dünkü gibi kaptan Alex sahada yürürse, Güiza da hiçbir şey yapmazsa Fenerbahçe’den de bir şey çıkmıyor.Girilen pozisyonlar var ama hepsi küçük takımlar gibi ya serbest vuruşlarından ya da kontrataklardan. İlk devre 1-0 öndesin, bunun kıymeti bile bilinmiyor.Yanlış adamlar değiştiriliyor. Selçuk çıkıp, Emre oraya geçip Uğur sola kaydırılsaydı; gol için saldıran Sivasspor kalesinde büyük tehlikeler yaşanabilirdi ama bunlar düşünülmüyor.Umarım Dinamo Kiev ile oynanacak Şampiyonlar Ligi maçına yansımayacak bir mağlubiyettir ama çok zor.