Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Dünyanın en iyi oyuncularının F.Bahçe’nin kapısını çaldığını söyleyen Yıldırım; Güiza ve Josico’yu aldı; gidenlerin bile yeri dolmadı. Taraftara ise bu soruyu sormak kaldı.
Daha sezon biterken ortalığı bir dedikodu sarmıştı. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e, Roberto Carlos’tan bile büyük bir transferden bahsediyordu.(E. Özkök: Sizinle Zidane transferini konuştuk. Daha sonra Carlos’u aldınız. Seneye de var mı böyle transfer? A. Yıldırım: Seneye de Carlos gibi bir isim daha alacağız. Temas kuruldu. Ama şunu söyleyeyim, teklif bizden gitmedi. Ondan geldi.E. Özkök: Brezilyalı mı? A. Yıldırım: Değil. Dünyanın en iyi oyuncularından biri.Yukarıdaki sözlerin yer aldığı röportajdan bir gün önce Takvim Gazetesi’nde Hakkı Yalçın’a benzer sözler söylemişti. Yapılan işler ortadayken, Fenerbahçe taraftarı kulübe müthiş bir maddi akış sağlamışken, kimse bu sözleri ‘havada’ sanmadı. Aksine herkes sarıldı.Aziz Yıldırım, kulüpten ayrılacağı kesinleşen Mehmet Aurelio konusundaki eleştirileri Divan Kurulu’nda cevaplarken de, “Kimse merak etmesin. Ondan daha iyisini alırız” diyordu. İddialı demeçler sadece bu kapsamda kalmadı elbette. Aziz Yıldırım veya yöneticilerine göre dünyanın önemli oyuncuları için onlara teklifler geliyordu. Yıldızlar sıradaydı. İstediklerinde alamayacakları oyuncu yoktu. Yandaş alkışlarıyla süslenen bu ‘hamaset politikasından’ ortaya çıkanlara bir bakın.. XABI VE SENNA’NIN KAPISINDAN DÖNDÜLER Kezman’ın yarattığı hayal kırıklığından kurtulmak isteyenler, yaklaşık bir yıldır forvet ararken, izlettirirken, Güiza’yı satın aldılar. 40 milyon euroya kulübün tamamını satan Mallorca’ya, Guiza için 15 milyon euro ödeyerek yaptılar bunu. “Alamayacağımız oyuncu yok” diyenler Xabi Alonso ve Senna’nın kapısından döndüler. Bu sözleri söyleyenler, sözleşmeleri bitince gidenlere (Aurelio, Tuncay, Serhat Akın, Rüştü, Mehmet Yozgatlı, Ümit Özat…) “Dur” bile diyemediler.Güiza transferi sonrasında “Avrupa, Fenerbahçe’yi konuşuyor” diye gururla söylüyorlardı. Avrupa, Fenerbahçe’nin hangi özelliğini (!) konuşuyor, Allah’tan belirtmediler. İYİ OYUNCULAR NEDEN KAÇIYOR? Atalarımız güzel söylemişler; “Büyük lokma ye, büyük laf etme” diye. Hamaset kayığına bindirdikleri milyonlarca taraftarı, konuları-gündemi değiştirerek oyalıyor, tribünlere “Tek kimlik Fenerbahçe” yazılarını asarak, hedefi şaşırtmaya çalışıyorlar.Aurelio’dan daha iyisi Senna veya Alonso’ydu. Böyle bir futbol gerçeğini Josico’yu alarak mı kapatacaklar? Geri dönmek isteyen oyuncularına kulüp kapısını kapatmaları, geride kalanlara bir ders niteliği taşıyabilir, “Bakın eğer giderseniz dönüş yolunuz kapalı” mesajını iletebilir. Ama zaten belli kaliteye ulaşmış her oyuncusu ilk teklifte Fenerbahçe’den gitmiş. Böyle tehdit veya ders ile nereye varacaklarını umuyorlar? Türk Pop Müziği’nin güzel dizeleridir; “Hani verdiğin sözler” diye başlar. Sevgiliye sitemle devam eder. Aziz Yıldırım veya yöneticilerinin söyledikleri ile yaptıkları arasında fark bu kadar büyüdükçe, onlara alkış tutanların kafasındaki soru işaretleri de irileşecek. Artık ellerinde bahaneleri de kalmıyor. Hakemlerdi, federasyondu 10 yıldır hedef değiştirdiler. TEK REİS’İN 6 G.SARAY ŞAMPİYONLUĞU Görev süreleri içindeki altı Galatasaray şampiyonluğunun faturasını üstlerinden aldılar. ‘Tek reis’, yönetimindeki ‘yırtıcı santrforları’ birer birer gönderince, Güiza’ya 15 milyon euroyu tıkır tıkır sayıyor, Josico’yu Aurelio’dan daha iyi zannediyor, “Tam kafama göre hoca” diyerek 70 yaşındaki Aragones ile anlaşıyor.Bize de şarkısı kalıyor; “Hani verdiğin sözler.”

Galatasaray’ın 3 gün arayla üst üste iki maçı oynayacak fizik güce sahip olmadığı Kayseri‘de iyice su yüzüne çıktı. Bu durum da, Skibbe’nin hazırlık kampında Galatasaray’ı iyi çalıştırmadığının bir göstergesidir. Galatasaraylı oyuncular fizik kaliteleri kötü olduğundan mesafe katetmekte zorlanıyor, güçsüzlükten istedikleri hareketleri saha içinde yapamıyorlar. Skibbe’nin iskelet kadroyu belirleyememesi ve ‘deney’ yapar gibi sürekli kadro üzerinde oynaması yetersizliğini ortaya koyarken, Galatasaraylı oyuncuları da şaşkın ediyor. Alman hocanın, oyuncuların yerlerini kadro arayışı içinde sık değiştirmesi hem Galatasaray’ın takım uyumunu sağlamasını engelliyor hem de futbolcuların kendine olan güvenini yaralıyor.
Skibbe kulübeden yanlış yapmasına karşın Aragones gibi otoriter davranamıyor. Bu otoritesizlik yüzünden Galatasaraylı oyuncular kafalarına göre oynuyor. Kısacası; Galatasaray’da takım disiplini yok, fizik güç yok, yardımlaşma yok, ruh yok ve en önemlisi hoca yok. Galatasaray yönetimi sokak kemancısından orkestra şefi yaratma ısrarını sürdürürse Galatasaray akordu bozuk takım olmaya devam eder.
AYDIN TERCİHİ YANLIŞTI
Galatasaray’ın defoları ilk yarı mehtap gibi ortadaydı. 50 milyon dolarlık transfer yapan Galatasaray’ın altı eksikli Kayserispor kalesinde ilk yarı tek pozisyonu olmadığı gibi korneri bile yoktu. Aydın tercihi yanlış bir sürprizdi. Bunca pahalı transfer arasında Aydın kurtarıcı olacaksa vay Galatasaray’ın haline. Aydın eline geçen fırsatı kullanmadığı gibi Galatasaray’ı 10 kişi oynattı.
İkinci yarı Arda, Lincoln’un görevine soyunup Kewell sola geçince Galatasaray hareketlendi. Kewell geniş alanlar bulunca Galatasaray Kayseri kalesine daha etkili gitti. Bu değişim için ilk yarının bitmesi mi gerekiyor? Çünkü Skibbe oyunun içine elini sokmuyor; elleri cebinde maçı izliyor. Baros transfer ediliyor; 70′te oyuna giriyor ve Karan çıkıyor. Galatasaray’ın gole ihtiyacı var ama Skibbe Steaua maçında yapmadığı çift forvet hamlesini eksik Kayserispor önünde bile yapamıyor. Galatasaray taraftarı bu sezon tribünde ve TV başında çok saç baş yolar.
Not: De Sanctis kalitesini belgeledi. Kurtardığı golde köşeye kartal gibi pike yaptı. Hangi Türk kalecisi olursa olsun Olembe’nin vuruşunda topla ağlara girerdi.

F.BAHÇE dün akşam, geçen sezon 5 puan kaybettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi karşısına stresli çıktı. Bu tip maçların anahtarı, erken bir gol atmaktır. İstediğin kadar iyi oyna, istediğin kadar istekli ol, istediğin kadar seyircin olsun gol çok önemli bir şey futbolda. Çünkü golü attığın zaman rahatlıyorsun. Gol geciktikçe de takımın oyun şekli bile değişiyor.GÖRÜNEN o ki, yeni transfer Güiza üzerindeki gol baskısıyla oynuyor. Tabii bu baskı, normal oyununu son derece etkiliyor İspanyol futbolcunun. Öyle ki, topsuz alanda tek başına bir sağa, bir sola zaman zaman şuursuzca koşturup duruyor. Zaten bütün golcülerin zorluğu da herkesin onlardan her maçta gol beklemesinden kaynaklanır.KAZIM’A bir hastalık geldi galiba. Topu ayağında çok tutan Kazım, artık seyircinin de tepkisiyle karşılaştığı halde ne zaman nereden çıkaracağını maalesef bilemediği için F.Bahçe’nin temposunu zaman zaman frenliyor. Neyse ki sonunda bir gol atabildi. Uğur’un ise ‘çabuk oynamak’adına normal topları maalesef kullanamadığını gördüm.İLK yarıda F.Bahçe’de normal oyununu oynayabilen sadece iki futbolcu vardı Alex ve Semih. Bana göre maçın dönüm noktası, Güiza’yı düşüren Metin’in haklı olarak kırmızı kartla oyundan atılmasıydı.MÜKEMMEL ALEXİKİNCİ yarının hemen başında Serhat’ı ikinci sarı karttan kırmızı kartla oyundan ihraç eden hakem Belediye’yi 9 kişi bıraktı. Tabii bundan sonra da maçın şekli belli olmuştu F.Bahçe gol için yüklenecek, Belediye de ancak kendi sahasında durarak bekleyecekti. Kazım’ın ayağından gelen golün dakikası 52 olmuştu. İkinci golün bence asıl sahibi Güiza’ydı. Öyle bir kafa pası verdi ki, Semih topu çok iyi takip ettiği için boş kaleye ikinci F.Bahçe golünü attı.DÜN maçı seyrederken, Alex’i bir kez daha kutladım. Rakibin 9 kişi kalmasına oyun disiplininden kopmayan, şut atan, top kapan, pas veren, yani topun gerektirdiği her şeyi yapan bir adamdı Alex. Öyle bir an vardı ki, çelme yedi, kalktı, topu yine kaptı ve istediği yere göndermeyi bildi. Alex’in inşallah bu tarzı, bütün F.Bahçeli futbolculara örnek teşkil eder.ÖNEMLİ olan dün F.Bahçe’nin sahasındaki bu kritik maçta 3 puanı kazanmasıydı. Çünkü lige daha ilk maçta mağlup başlamak F.Bahçe için büyük bir kayıptı.

BİR takım gücünü motorundan, yani merkezinden alır. Ancak F.Bahçe’de bir güç sorunu var. Çünkü ön libero Alex hâlâ yarım adam, Maldonado ‘karıncaezmez’ gibi.. Uğur ile Kazım topsuz alanda hikaye! Bu tablo Fener’i kırılgan yapıyor. NİTEKİM, Büşükşehir bu zaafı değerlendirmek istedi. Her topu ayağa ve kıymetini bilerek kullanıp oyuna girdiler. Gerekirse sahanın bütününü pasla geçmekti hedef. Bu uğurda reel bir sağ kanat olan Okan bile Tijikuzu’nun yanındaydı. BU Fener’i etkisiz kıldı. Ancak Semih’i değil. Nitekim, onun özel presiyle oluşan pozisyonlarda Güiza ve Uğur net fırsatlar buldu. Ancak ikisi de dağınıktı. Hele de Uğur. Sağını yürümek için kullanıyor ki, atamadı basit golü. Oysa büyük takım oyuncusu, yemez-içmez zayıf ayağını güçlendirir. Bu bizde yok.***TAKIMDA tek koşan adam Semih. Yeri yanlış olsa da Aragones’in olumlu sonuç veren bir hamlesi var. O da Semih’i top rakipteyken ön libero, Fener’deyken 2. forvet gibi kullanmak. Bunun için büyük bir enerji gerekiyor. Ve Semih, deli gibi her alana koşuyor. O ruh, yani Tuncay rolü, orta sahayı biraz güçlendirmese F.Bahçe, hiç maça ortak olamayacak. Hele de 11 kişilik Belediye’ye karşı, oyun kurmak imkansızdı! Güzia’nın Okan’dan kaptığı top ise kader anı oldu. Semih’in Alex-vari pasla arkaya kaçırdığı Güiza, deparsız stoper Metin Depe’yi attırdı. İş orda koptu.BU eksilmeye rağmen Belediye, 30-45. dakikalar arası harikaydı. F.Bahçeli oyuncular ise onları izlemekle yetindi… Hele devre arası F.Bahçe 11′inin bir soyunma odasına gidişi var ki, sormayın. Sanki 40 yıllık yük vardı omuzlarında… Ağır, aksak ve umutsuz. Daha ötesi bitik…!***BİR şans daha gerekiyordu belli ki Fener’e… Onu da Lugano yarattı. O bilindik uyanıklığıyla Serhat’ı oyundan attırdı. Lugano bu işi seviyor. Serhat gibi bir deneyimin bu tuzağa düşmesi onun acemiliği.. Peki fair-play? İki oyuncu da acaba bu atılmayla sonuçlanan olayı içine sindirebildi mi?DOKUZ kişi oynamayı en iyi bilen takım F.Bahçe’ydi. G.Saray’a karşı bir duruş sergilemişlerdi. Belediye aynı ruhla fazla direnemedi. Çünkü Semih, yine kendi yarattığı bir operasyonla Maldonado’ya ‘al da at’ asisti hazırladı. Deivid gibi olmayı, yani içeri girmeyi akıl eden Kazım golü attı. Maçın en sevimsiz adamıydı golü atan. Ezdiği her topta çıldırdı Aragones ve seyirci.. Kazım değişmeli…***İKİNCİ golün Güiza’nın asistiyle ve topsuz alanın süper adamı Semih’ten gelmesi iki çalışkanın ödüllendirilmesiydi. Ancak Güiza’ya parantez açalım. Giderek Kezmanlaşıyor… Neden? Çünkü F.Bahçe, bireysel hücum yapıyor. Takım hücumu değil.. O da yalnızlaşınca Kezman gibi agresifleşiyor.SON söz. Taraftar ‘Şampiyon’ diye bağırdı. Ancak sahada o umudu veren futbol yine yoktu. Umut kaf dağının arkasında değil! Çünkü bu takım değişir.Dikkat! Bazı konulara değinmek istiyorum. Volken Demirel, Uğur Boral’a fırça attı. Tribün önünde kavga etmek hiç hoş değil. Hele de kendi mahallende. Çünkü bağırarak o ıskaları engelleyemiyorsunuz. Öyle ki, F.Bahçe takımı ‘canlı bomba’ydı adeta.. Carlos (Dk.2), Yasin (5 ve 24), Lugano (7), Volkan (25) ilk yarım saatte 5 ciddi hata yaptı. Ve F.Bahçe’nin boyu kısa. Alex’e dikkat ettim, kornerleri ve serbest atışları yerden ve sert yapıyor artık. Sonuç şansa kalıyor. Bir de, 4 Fenerli yine sarı gördü. Bu nasıl disiplin?

İstanbul BŞBden atılan Metin Tepe bariz gol şansını engellemeden dolayı kırmızı kart gördü. Hakem Abay tarafından gösterilen kart eğitim seminerlerine ders olacak nitelikte doğru bir karttı. Serhat Gürpınarın kartlarına itirazım var. Birinci sarı kart kolay bir sarı karttı. Hakem burada kolaycı ve acemi bir uygulama yaptı. Böyle kart verilmeyen yirmi tane pozisyon gösteririm. İkinci sarı kart kontrolsüz ve tehlikeli hareketti. Ayağa gelse maazallah kırar geçer. Onun için karşılığı karttı ve hakem de öyle yaptı. İkinci olunca da dışarı atıldı. Rakip takıma verilmeyen kartlar vardı. Abayın kart konusunda daha dikkatli ve kurala uygun yorumlar yapması gerekir.

Partizan maçı öncesi ve sonrası vurguladım; Fenerbahçe’nin bugün sakatlar yüzünden eldeki orta saha oyuncularıyla günümüz futbolunun istediği ilkeleri yerine getirmesi kesinlikle mümkün değil. Belli bir metrekarenin dışına çıkamayan Maldonado, ağır, devamlılığı olmayan, pres yapmayan Alex, ne zaman ne yapacaklarını ne kendileri ne de arkadaşları anlayabilen Uğur ve Kazım.
Fenerbahçe, İstanbul BŞB karşısında sıkıntılı bir ilk yarı yaşadı. Kadro yapısı dolayısıyla oyuna istenildiği gibi hükmedilemedi, rakip baskı altına alınamadı. Oyun geniş alana yayıldı, sürekli yerleşmiş savunmaya hücum etmek mecburiyetinde kalındı. Kanatlar hiç çalışmadı, çalışması da mümkün değildi. Çünkü Uğur Boral ve Kazım yardımlaşmayı ve kanat kombinelerine ortam hazırlamayı bilmiyorlar. Üstelik de üst düzey bireysel oynuyorlar. Böyle bir tabloda kenar defans adamlarından kanat atakları bekleyemezsiniz.
İlk devredeki en olumlu hareket, Semih’in sezisiyle kaptığı bir sürpriz topta çok iyi zamanlamalı bir pasla Güiza’yı kaçırmasıydı. Faulle kesilen bu atak da rakibi 10 kişi bıraktı.
KOLAY SARI KART!
İkinci devre başında İstanbul BŞB 9 kişi kalınca maç da bitti. Fenerbahçe’nin orta sahasında defansif-ofansif en başarılı isim bu seneye kadar bu bölgede hiç görev yapmamış Semih olduğuna göre sakatlar iyileşene kadar F.Bahçe sıkıntılar yaşamaya devam edecek. Diğer gözlemlediğim bir konu da Alex artık duran topları iyi kullanamıyor. Bu da Fenerbahçe’nin duran toplardaki silahını ortadan kaldırmış durumda. Güiza yine çok gol kaçırdı ama kısa sürede patlama yapacağı görüşündeyim. Çünkü sürekli çalışıyor ve futbolu biliyor.
Hakemler için senelerdir üzerinde durduğum konu kolay sarı kart çıkarmanın maçlardaki adaleti ortadan kaldırması. Ligin ilk haftasında bu konuda iki örnek yaşadık. Ali Sami Yen’de M. Kamil Abitoğlu, Avni Aker’de Cüneyt Çakır‘ın yanlış gösterdikleri ilk sarı kartlar yüzünden iki oyuncu ikinci sarıdan kırmızı kart görmesi, maçların neticesine etki etti.
Dün gece de Süleyman Abay aynı hataya düştü. İstanbulsporlu Serhat’ın ilk sarı kartı son derece gereksizdi. Hatta ikinci sarı dahi bana göre tartışılır.

Partizan karşısında büyük efor sarfeden Alex, Güiza ve Semih o maçı koparttılar. İstanbul BŞB mücadelesini izlemek için Şükrü Saracoğlu Stadı’na gelen bütün Fenerbahçeli taraftarlar onlardan daha büyük bir başarı beklediler. Beklerken de yanıldılar. Çünkü futbolun bir kişiyle değil, 11 kişiyle oynandığı gerçeğini anlamadılar. Ben beklerdim ki Fenerbahçe sahasında oynadığı ilk maçta rakibini boğacak, üstüne gelecek, pozisyon üstüne pozisyon bulacak golleri sıralayacak… Ama olmadı. Kafama takılan soru şu: Geçene seneki gibi Fenerbahçe, Avrupa maçlarında oynadığı futboldan ve kazandığı başarılardan sonra hep puan kaybetti. Bundan korkuyordum. Korktuğum da başıma geldi. Eğer İstanbul BŞB, 9 kişi kalmasaydı bu galibiyet elde edilebilir miydi? İşte bunları sorgulamak lazım. Dün akşamın olumlu yönleri de var. Herkesin salladığı Uğur Boral parladığı anlarda neler yaptığını gösterdi. Ne kadar birbirleriyle kopuk oynasa da Semih- Güiza-Alex üçgenini yadsımak mümkün değil. Aragones; bu üçgeni çok iyi ve çok akıllı kullanmalı. Çünkü Fenerbahçe’nin başarısı bu üçlüden geçiyor. Gökhan’la oturun konuşun Bir sözüm de Kazım’a… Gol attığı için kimseyi kahraman yerine koymam. Kazım, çok güzel gol attın ama arkanda oynayan Gökhan Gönül ile iletişimin sıfır. Geçen sezon Gökhan önünde oynayan Deivid’le hem Fenerbahçe’nin hem de Milli Takım’ın değişmez futbolcusu oldu. Çünkü Deivid, Gökhan’a sürekli boş yollar açıp oraya paslar atıyordu. Ama sen sürekli topu ayağında tutup, çalıma gidip, Gökhan’ın koşu yollarını kesiyorsun. Benim tavsiyem Gökhan’la oturun konuşun. Yoksa bu iş böyle olmayacak. Neticede Fenerbahçe, Antep mağlubiyetinden sonra Partizan galibiyetiyle Şampiyonlar Ligi’ne girdi. Arkasından da öyle ya da böyle İstanbul BŞB’yi yendi ve ligde de yoluna devam ediyor. Aslında bu da bir şanstır. Çünkü geçen sene İstanbul BŞB’ye iki maçta 5 puan kaybeden Fenerbahçe, bu kez daha ilk maçında 3 puan aldı. Bu yönde şanssızlığını kırdı diye düşünebiliriz. Önümüzde daha uzun bir yol var. Fenerbahçe’nin futbolunu eleştirebiliriz ama dışarıda kalan 7 sakat futbolcu takıma monte edildiği zaman ne duruma geleceğini o zaman tartışırız. Şu anda Fenerbahçe’ye çok saldıranlar var. Tam takım olduğu zaman ne olacağını hep beraber göreceğiz. 9 kişi kalan ‘İstanbul BŞB’yi yendi’ diye kimse bayram etmiyor tabii ki…. Biraz daha dikkat. Yoksa bu iş böyle gitmez.

Kanatlar ceza sahasına
GÜRCAN BİLGİÇ
Geçen sezon ligde gol atamayan Uğur Boral ile Kazım, Aragones’in 6. resmi maçında rakip ceza alanında gezip, ‘modern kanat oyuncusu’ örnekleri sergilediler..
Fenerbahçe’nin kanat oyuncuları Uğur Boral ve Colin Kazım dün gece geçen sezon girmedikleri kadar rakip ceza alanında yer aldılar. Zico döneminde ligde hiç gol atamayan kanat oyuncuları Uğur Boral ve Colin Kazım, Partizan rövanş maçından bu yana tıpkı Aragones İspanyası’nın kanat hücumcuları Iniesta ve David Silva gibi hücumlarda rakip ceza alanında bulundular. Nitekim Colin Kazım takımının ilk golünü atan isim olurken kaleye 2 şut attı. Uğur Boral ise kaleye ikisi altı pastan olmak üzere üç isabetsiz şut attı. Kanat oyuncularının daha önce görülmemiş şekilde rakip ceza alanına girip F.Bahçe’yi hücumda çoğaltması Aragones’in bu konuda oyuncularını hazırlamış olduğunun göstergesi oldu. Kazım, sarı-lacivertli forma ile ilk golünü attı.

Ankaragücü-Trabzon maçında sonra gündem 19 Mayıs’ın zeminiydi. Ankara’nın sert kışında 19 Mayıs’ın çim zemini üç takımın aynı sahada oynanması yüzünden bozuluyordu. Geçen sezon kış aylarında çok takım zeminden şikayetçi oldu.
Çözüm olarak 19 Mayıs’ın zemini iki yıldızlı FIFA standartlarına uygun olarak suni çim yapıldı. Üstelik zemin yerden ısıtılıyor. Geçen yıl Brezilya’da düzenlenen U-19 Dünya Şampiyonası zemini FIFA standartlarına uygun suni çimle kaplı statlarda oynandı.
FIFA 2001′den beri suni çimle ilgili çalışmaları, gelişmeleri ve kaliteyi yakından takip ediyor. Hatta bu konuda ‘kalite konsepti’ geliştirildi. Çünkü doğal çimde bütün bir yıl boyunca yüksek düzeyde futbol maçları organize etmek iklim şartları nedeniyle birçok bölgede zorlaşıyor.
TESTLER YAPILIYOR
Nedir bu FIFA kalite konsepti?
1-Katmanların güce dayanıklılığı, nelerden oluştuğu ve iklime uygunluğu test ediliyor.
2-Testlerde zeminin şoku ne kadar emdiği ve bu şok sırasında dikey deformasyonu ölçülüyor. Ayrıca topun nasıl sektiği, hızının nasıl etkilendiği ve kramponun dönüş süreci gibi testler de yapılıyor.
FİFA standartlarındaki suni çimin özellikleri nedir?
1-Hava şartlarından etkilenmiyor; yağmur, kar, dolu, buz gibi ağır hava olaylarına dayanıklı.
2-Özellikle tamamı kapalı statlarda yüksek tribünler nedeniyle zeminin güneş ışığı almamasının yarattığı olumsuz sonuçlar suni çimi bozmuyor. Çünkü suni çimin güneş ışığına ihtiyacı yok. Bakımı daha kolay ve daha az maliyetli.
3-Daha uzun süre dayandığından daha az sayıda sahayla organizasyon yapılabiliyor. Günde 24 saat, haftada 7 gün maç yapılabiliyor.
Suni çime karşı çıkanlar “Futbolcular sık sakatlık yaşar” iddasında bulunuyor. Çim sahalarda oynamayı tabii herkes ister. Çimin bakımı hem çok zor hem de çok külfetli. Gücü olan çime bakım yapabiliyor, gücü olmayan patates tarlası gibi sahalarda futbol oynuyor.
‘ALIŞKANLIK KAZANMALI’
Bilime bağlı hocaların başında Ersun Yanal gelir. Bir işi yaparken de dibine kadar araştırır. Ersun Yanal’a telefon açıp Ankara’daki suni çim zemini sordum. İşte Yanal’ın cevabı:
“Çimin yerini hiçbir şey tutmaz. Ancak Ankara’daki zemin çime birebir benzeyen maddeden yapılmış. Zemin esniyor, futbol oynamayı zorlaştırmıyor. Çimde oynamaya alışkın futbolcular sadece zemini algılama sorunu yaşıyor. Çünkü bu tür zeminler çok olsa uyum daha kolaylaşır. İlk kez oynayan takımlar acemilik yaşar. Yattara rakibin topuna bastığı için düşerken ayağı yere ters basınca bileği döndü. Ciddi bir sakatlığı yok. Beşiktaş’a karşı oynayacak.”
Şimdi ne yapılmalı?. Avrupa maçlarında hem biz hem de rakip takımlar maçtan bir gün önce maçın oynanacağı statta atrenman yapıyor. Bu uygulama Türkiye‘deki lig maçlarında “Zemin bozulur” gerekçesiyle uygulanmıyor. Suni çimin bozulma gibi lüksü olmadığına göre Ankara’ya gidecek takımlar maçtan bir gün önce yeni zeminde antrenman yaparsa zemini tanıma şansı bulur ve en önemlisi futbolcu nasıl bir ayakkabıyla oynamaları gerektiğini tespit eder. Eleştiri yapalım. Ancak eleştirmeden önce fikir sahibi değil bilgi sahibi olmak gerekir.
NOT: Doğal ve suni çimde yaşanan sakatlık farkına gelecek hafta değineceğim.

Bir gün bir yerde Beşiktaş Başkanı Sayın Yıldırım Demirören’le karşılaşsam ne yaparım? Hayır efendim… Sizin düşündüğünüzü asla yapmam. Yani onca eleştirdiğim Sayın Başkanı görünce başımı çevirmem. Şunu yaparım; ayağa kalkar, ceketimi ilikler ve bir adım öne çıkarak saygılarımı sunarım. Bu davranışımın mesajı şudur: Benim saygım Demirören’e değil Beşiktaş Başkanı Sayın Demirören’edir! İşte bu nedenle yaşanan iki olayın altını çiziyorum.
Birincisi; Antalya taraftarının Sayın Demirören’e yaptıkları affedilemez. Demirören’e yapılan hareket 20 milyon Beşiktaşlı’ya yapılmıştır.
İkincisi; Volkan Büyükhanlı isimli bir genel kurul üyesi, herkesin içinde Beşiktaş başkanına hakaret etmiştir. Başkanına hakaret eden biri asla Beşiktaşlı olamaz. (Divan ve disiplin kurulunun dikkatine!)
Bu konuda kim susarsa yani Beşiktaş başkanına sahip çıkmazsa o kişiler suçludur.
Bu haftanın üç olayına dikkat çekmek istiyorum;
1- Antalya dönüşü Beşiktaş uçağında yine, “Başkanın adamları” denilen, Beşiktaş’ın üzerine yapışmış çıkar çevreleri vardı. Dikkat!
2- Beşiktaş’ın UEFA’da iyi futbol oynayarak tur atlamasını abartmak Beşiktaş’a yapılacak en büyük kötülüktür. Dikkat!
3- İki milyon euro’ya alınan Gordon’u üste para vererek yollamak (menajer Engin’in ‘Git be adam‘ diyerek kovması insanlık suçudur) hangi kriterlere uygundur. Beşiktaş’ı bu transferde kim zarara soktuysa açıklansın.
MESAJ: Sayın Başkan iki elin kanda da olsa Beşiktaş maçlarına gel. Buna mecbursun.