Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Beşiktaş Başkanı, Beşiktaşlıların babasıdır. O baba ki, asla evlatlarını kapının önüne koymaz. Hele ele güne karşı asla küçük düşürmez. O evlatlar, Beşiktaş’a ihanet etmedilerse asla! Bu noktada Beşiktaş Başkanı Sayın Yıldırım Demirören’e saygıyla arz ediyorum: Üzülmez ve Toraman’ı cezalandır ama asla kovma. (Kovarsan Beşiktaş cezalandırılmış olur. Dikkat!)
Sayın Başkan Demirören, size yakın tarihten bir örnek vereyim. Gordon Milne, Beşiktaş’ın gençlik yüzü Metin Tekin’i sezon başı kampına götürmedi. Nedeni çok basit ve çocukçaydı. Metin Tekin yönetici Tevfik Yamantürk’ü görünce şöyle bir toparlanmamış. Tüm suçu buydu. Bana sorarsanız Metin Tekin çok büyük bir cezayı hak etmişti. Sayın Başkan Demirören, o dönemin başkanı Sayın Süleyman Seba, senin bugün yaptığını yapmadı. Hoşgörü içinde sorunu çözdü.
Peki ne oldu? Seba, Beşiktaşlıların babası, Metin Tekin de Beşiktaş’ın sembolü oldu. (Böylece Beşiktaş cezalandırılmadı. Dikkat!)
Sayın Demirören, lütfen Üzülmez ile Toraman’ı affet. Bu çocuklar disiplin suçu işlediler ama Beşiktaş’a ihanet etmediler. Sayın Başkan Demirören; tamam kavgaları çocukçaydı. Ne olur; sen de çocukla çocuk olma. Bir baba, bir başkan gibi ol. Diyorum ki affet; kavgalarını çocukluklarına ver.
MESAJ: Beşiktaş’ta kararları başkan alır, personel ise (menajer Sinan Enginantrenör Ertuğrul Sağlam) uygular. Kararları personel alıyor da başkan uyguluyorsa o zaman şunu derim: Eyvah! Beşiktaş’ta başlar ayak, ayaklar da baş oldu. Buna izin verme başkan.

Başlığı görünce aklınıza futbol maçları sonrası yapılan kas yenileme çalışması gelse de, Basketbol Mili Takımımız’ın kadrosundaki yeniden yapılanmadaki sürekliliği kastediyorum. Dejenerasyon boyutundaki rejenerasyonun başarı getireceğine inanmıyorum.
Dünün eleştirilerini ABD Milli Takımı’nın haftaya başlayacak Olimpiyat Oyunları’na hazır ve fit durumda olduğunu, bizimse Avrupa elemeleri için çalışmalara yeni yeni başladığımız gerçeğini unutmadan yapmalıyız. Doğal olarak ABD lehine olan fiziksel üstünlük, daha da hazır olmanın artılarıyla ikinci yarıda smaçlar olarak potamıza döndü.
Biz saymaya da, oyuna da 1 numara ile başlıyoruz. Oyun içi patronunun zekası, özgüveni, takımı yönetişi başarı için en öncelikli veri. Dün Kerem Tunçeri oyunun çoğu bölümünde bu görev için en değerli oyuncumuz olduğunu gösterdi. Daha da gençleşen kadroda yer bulan Kerem’in “daha genç olduğu” geçen yıllarda neden “yaşlı olduğunu” ve orada olmadığının matematiğini de, sebebini de anlamak çok zor. Kerem’in partneri Ender Arslan madem 2010 çatısında, “Indianapolis’te de olsaydı” diye geçmiyor mu içinizden?
ABD’nin son dönemde büyük turnuvalarda sıfır çekmesinde sürekli kadro ve coach değiştirmelerinin hiç mi rolü yok? Biz yorulunca atletik özelliklerine yüksek tempoyu ekleyerek attılar da attılar. Ama 1015 gün sonra İspanya, Arjantin, Yunanistan maçlarında da göreceğiz onları. Şampiyonaları sürekli izleyenler 1-2 genç katılımı dışında hep aynı kadrolarla oynayan İspanya ve Yunanistan‘a adeta bizim bir takımımız kadar aşina. Papaloukas, Diamantidis, Hatzivretas, diğer tarafta Calderon, Prigioni, Navarra yıllarca hep zirvede olmaya süreklililkleriyle katkı sağladılar.
Biz Kerem-Ender ile başladık. Sonra Engin-Hakan Demirel-Tutku‘ya döndük. Ve yine dön dolaş, Kerem-Ender‘e geldik. Daha itinalı ve güven veren pozitif yaklaşımlarla biz de çoktan kendi Calderon’umuzu, Papaloukas’ımızı yani Türkiye‘nin kahramanlarını yaratabilirdik.
“Gençler koşuyor.. Gençler coşuyor.. Yeni bir nesil geliyor” söylemleri, bence Mili Takım için değil, sadece averaj bütçeli kulüp takımları için geçerli bir yaklaşımdır. Ömer Onan’ın kendini sürekli geliştirerek yaptığı katkıyı alkışlıyor, Mehmet Okur‘u da buranın enerjisine katıp performansı en yukarı çıkartacak günün en değerli kadrosunun Milli Takım için mecburiyet olduğuna inanıyorum.

Fenerbahçe turu geçmek için gerekli vizeyi aldı. 2-0 yeterli sonuç. Daha farklı da olabilirdi. Ama fark etmez. Önemli olan bir üst tura geçebilmek. Budapeşte’deki maçta anormal bir skor çıkmaz. Zaten Fenerbahçe’nin hedefi Şampiyonlar Ligi’ne kaldığı yerden devam etmek. 1999′daki MTK faciasından sonra bir daha aynı akibete uğramayacağımız belliydi. Çünkü daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi o maçlar Fenerbahçe’nin teknik kadrosu ve futbolcuları için yeterli bir doneydi. İşi ciddiye aldılar. Ve o şekilde de bitirdiler. Kaleci Volkan’ın eline doğru dürüst bir top değmedi bile. Buna karşılık 6-7 tane net pozisyon yakalayan Fenerbahçe, 2-0′la da olsa turu garantiye aldı. Bizim burada görmek istediğimiz Aragones’in ne yapmak istediğiydi. Çünkü ilk resmi sınavıydı. Belli ki Aragones dörtlü savunma, önde üç orta saha, onların önünde Alex ve en önde çift forvet Güiza ve Semih’le yola koyulacak. Bu taktik elbette zayıf takımlar karşısında geçerli olacaktır. Ama Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalırsak güçlü rakipler karşısında Zico gibi tek forvete dönme zorunluluğunu yaşayacağını zannediyorum. Sahanın yıldızı Kazım’dı MTK, Fenerbahçe’den çok daha güçsüz bir takım. Ama 1999 yılında da gördük ki o güçsüz takım bizi elemişti. Aragones’i o maçlardan aldığı derslerden ötürü, yaptığı savunmayla kutluyorum. Adamlar, kalemize bile gelemediler. Biz de gerekli skoru aldık. Benim dün akşam hoşlandığım taraf, kanatların iyi çalışmasıydı. Roberto Carlos ve Uğur, güzel bir uyum içindeler. Atılan ilk golde Uğur’un verdiği pas Roberto Carlos’un füzesiyle ağlarla buluştu. Sağ kanatta da Gökhan ve Kazım büyük işler yaptılar. Ben dünkü yazımda Alex’in bu maçı alıp götüreceğini belirtmiştim. Ama yanılmışım. Maçı götüren Kazım oldu. Sahanın yıldızıydı. MTK teknik heyeti, İspanya ve Türkiye liglerinin gol krallarını mercek altına almış ve onlara özel koruma göndermiş. Aragones bunu biliyordu galiba ve o yüzden Semih ile Güiza’yı rakip savunmanın üstüne kurban gibi göndererek dışarıdan atılacak şutlarla kaleyi fethetmeyi denedi. Başarılı da oldu. İki gol de Roberto Carlos ve Selçuk’un ayağından bu şekilde gerçekleşti. Aragones’i anlamaya çalışacağız. Şu anda gidişat çok iyi, umarım bozulmaz. Bence bu iş bitti. Sıradaki gelsin…

Fenerbahçe sezonun erken ilk ciddi sınavında genelde olumlu bir futbol sergiledi. Öncelikle geçen seneye göre çok daha tempolu ve çabuk oynuyorlar. Karşı atak başlangıçlarında da takım halinde rakibi bozuyorlar.
Fenerbahçe’nin ilk devredeki yoğun baskısı yüksek topa sahip olma oranını da sağladı. Sonu gelmese de sağ kulvarda bir 45 dakika için rekor sayıda kanat bindirmeleri gerçekleşti. Sol kanat ise yardımlaşmayı bilmeyen Uğur Boral’ın bireysel driplingleriyle kısa süreli sahne aldı. Ortadan da Alex ile Semih arasındaki duvar pasları bölüm bölüm sahnedeydi. Devre tek farklı skor avantajıyla noktalandı.
Yüksek tempo ve yoğun baskı ikinci yarıda da sürdü. Bu süreçte Colin Kazım’ın etkili ve sürekli driplingleri gündeme geldi. 90 dakika oyun disiplini bozulmadan, rakibe hiç pozisyon verilmeden rövanş için önemli bir avantajla bitti. Sürekli hücumu düşünen, gole yakın ataklar yapan F.Bahçe’nin iki golünün de uzak şutlarla ve rakiplere çarparak olması ilginçti.
GUİZA FAYDALI OLACAK
Aragones’in kısa süredeki en büyük katkısı, Zico dönemine göre takımda ciddi bir vites artışının olması. Fizikkondisyon sezon başı için çok iyi. Alex tahminimden fazla koştu. Güiza istekli ama belki heyecandan olacak istediklerini yapamadı. Yine de ileride faydalı olacağı kesin. Selçuk’u ön liberoda çok beğendim.
Tek eleştirim Semih’in yeni bölgesi için. İleriye dönük orta saha rolünde de önemli katkılar yaptı. Ancak bu şablonda çok efor harcadığından tehlike bölgelerinde eski golcülüğünü sahnelemesi çok zor.

F.BAHÇE, dün gece kendi seyircisi önünde Macar takımı MTK ile 2 ayaklı maçın ilk ayağını oynadı. Öncelikle Aragones’in F.Bahçe’de yapmış olduğu en büyük ve bence en olumlu değişiklikten bahsetmek istiyorum. Futbolda en zor iş oyuncuları bireysel olmaktan çıkarıp, daha çok takım yararına top oynatmaya ikna etmiş olmaktır..Aragones bunu başarmış. Oyuna baktığımız zaman, oynamak isteyen, oyunu yönlendiren, topu istediği gibi çeviren takım F.Bahçe’ydi. Rakip ise F.Bahçe’nin bu oyun tarzını bozmak düşüncesiyle iten, kakan bir takım havasındaydı. Nitekim her ne kadar golde kalecinin hatasığ olsa da erken gelen gol F.Bahçe’nin oyundaki hakimiyetinin net bir işareti oldu. İLK devredeki oyuna baktığımız zaman skor bence 1-0 olmamalıydı. Çünkü pozisyonlara giren ve oyuna tamamen hakim olan takım F.Bahçe’ydi. Bir diğer dikkatimi çeken olay, F.Bahçe, bütün bunlara ilaveten bir de koşuyor. Benim senelerden beri söylediğim bir laf var. ‘F.Bahçe, rakibi kadar koşarsa fark ortaya çıkar’ derim. Artık rakibinden de çok koşuyorlar.EMRE FENER’İ UÇURURİKİNCİ yarıda da hareketliydi F.Bahçe. Selçuk’un şutu defansa çarpıp kaleciyi yanıltınca F.Bahçe çok rahatladı. Maçı da kolayca kazandı. Benim anlatmak istediğim olaylara gelince… Aragones’ten başlamak istiyorum. Dün akşam sahaya sürdüğü kadroya dikkat edilirse Kezman ve Maldonado takımda yoktu. Bana göre kurt hoca şunu söylüyordu: Benim olduğum yerde, çalıştırdığım takımı rahatsız edecek hiçbir olaya izin vermem. Bu olay herkese çok önemli bir uyarıdır.BU sene yapılan 2 transfere gelince. Eğer dün akşam seyrettiğim F.Bahçe takımına iyi bir Emre girerse, takımın temposu da, oyun kalitesi de bayağı artar… GELELİM Güiza’ya Güiza olumlu bir transfer. Her şeyden evvel topu beklemeyen, topa doğru giden, her ne şekilde olursa olsun gol pozisyonu kovalayabilen ve en önemlisi karşı defansı hiç rahat bırakmayan bir oyuncu. Son sözüm de Kazım ile ilgili. A Milli Takım’da oynamak ona çok büyük bir güven getirmiş…

SAHADAKİ 11 adamın 10′u Zico’dan kalma… Tek yeni Güiza. İstikrar adına güzel tablo gibi. Hele de futbolcu değirmeni F.Bahçe için. Ama bir gariplik sözkonusu. Sistem erozyonu 4-4-1-1′den 4-1-4-1′e uğramış. Alex pozisyonunda Semih, Marco’nun yerinde Alex oynuyor. Bu ikili sanki değil, hiç ama hiç ‘şık’ durmuyor yeşil çimlerde.TESADÜF bu ya, F.Bahçe’yi 2 elemeye mahkum eden Zico’dan MTK maçı öncesi gelen altın bir öğüt var. Bay Zico, Sen Avrupa’yı boşver, lige bak diye emretmiş! Aragones kulak asmış mıdır bilemem. Lakin ilk 75 dakika gördüğümüz klasik bir Zico oyunu. Kontrollü, temposuz, yavaş.. Tek MTK forvetini bekleyen 4 defans, ileride yalnızları oynayan yeni Kezman rolüne soyunmuş Güiza.. Felsefe bu! İnanılır gibi değil ama öyle.***’SEZONUN henüz başı’ diyebilirsiniz. Doğrudur ancak antrenör bakışı önemlidir. Aragones belli ki, MTK’yı Barça ile karıştırmış. Yoksa Alex’i rakip kaleden 35 metre uzakta hapsetmenin izahı yok. 50 metrelik alanda onu oynamaya zorlama anlayışı garip. Ya bir bildiği var kır saçlı adamın ya da şakacı dahinin tarihi başlarken, Alex’in tarihi bitiyor…BUNU kenara yazın.. Aurelio’dan iyi bir ön libero alınmazsa veya Emre Belözoğlu çok sağlam çıkmazsa, Alex’i muhtemelen 1 ay içinde yedek kulübesinde görebiliriz…***MTK’YI ne şekilde olursa olsun yenecekti F.Bahçe. Rakip kaleyi Alex’i ileri itene dek baskı altına almayı düşünmediler hiç. Yine de Roberto Carlos ve Selçuk’un iki bilardo golüyle kazandılar. 2 top da direkten döndü. İster şans deyin, ister vuruş becerisi… 37 yaşındaki bir ‘kova’ kaleciye gol atamamak ayıp olurdu. Aslında dün 5 atmalıydı F.Bahçe…AMATÖR MTK’ya karşı turu ilk maçta geçti Aragones… Son iki not: Maçın sosu Colin Kazım’ın, tribüne değil takıma da oynaması gerek. Şahsi oyundan artık vazgeçmeli… Böyle devam ederse 2. bir Kezman vakası yakındır. Militan forvetliğe soyunur yakında Güiza! Kezman’ın sinirleri ona geçmiş…Peki Güiza o 4 kafa vuruşunu da nasıl kaçırdı? Yoksa topa vurmayı mı unuttu?

Büyük bir iştahla başladılar oyuna.İlk resmi maçın baştan sona görüntüsü içinde, hazırlık maçlarındaki prangalar yoktu. Yıllardır hasret içinde beklediğimiz, ‘hele şükür’ kararıydı bu. F.Bahçe’yi her açıdan üstün kılan taktik kararın perde arkasında, rakibin net analizi ve kendi takımının doğru tartımı yatıyordu. Periyotta, ileriye çıkmaları ‘dilekçe’ye bağlanan, Gökhan ve Carlos, bir piston gibi ilerigeri çalışıyor; turu garantileyecek golleri bulmak adına cesaretle oynuyorlardı. Zaten kapanacak ve yine zaten tek forvet ile üstünüze gelecek bir takıma karı ‘tedirgin’ oynamanın mantıksızlığını taktik tablosunda ‘olmaması gerekenler’ bölümüne büyük harflerle yazmışlardı. Rakibe baskı yapmaktan bir an için vazgeçmeden, onlara ‘oyun kurma’ fırsatı vermeden, birbirlerine yakın ve yardımlaşmayı arttırarak, klasik tabirle ’savunmayı rakip sahada başlatarak’ her oyuncu için ’saldırı serbest’ emri çıkardılar. Saracoğlu koltuklarında önceden hazırlanmış setlerin, fizik gücünü üst düzey ve organize kullanmanın keyfi yaşanıyordu. Her an bir pozisyon olabileceği hissi içinde, ‘yeni F.Bahçe’nin galası yapılıyordu. Ceza alanına çok adamla giren bir takımları vardı artık. Yerden ve çabuk oynayarak rakibe top bile göstermeyen ustalara sahip bir ekipleri olacaktı. İki şutla gelen gollere rağmen, sağlı-sollu ortaların, golü atacak sahibini aradığı dakikaların arkası kesilmiyordu. Takım oyun alanı küçülterek çok koşuyor gibi gözükmesine rağmen, az yorularak maça sarılıyordu. GÜZEL ŞEYLER YAZACAĞIZ! Macar şampiyonunu 90 dakika sıfır isabetli şutla bırakacak kadar dikkatli oynayıp, istekle geri koşan bu takımın elbette eleştirilecek yönleri var. Ama daha yolun çok başındalar. Lige ve gerçek finalleri oynamaya daha bir ayları var. Gelişecek ve hatalarını en aza indireceklerdir. En azından ‘tutucu’ olmasına rağmen, taktik esnekliğe sahip bir teknik adamları var. Ve Emre Belözoğlu… Tiyatroda, oyunun lokomotif oyuncularına bahşedilen ‘antre (giriş)’ alkışını alarak Saracoğlu’na ayak bastı. F.Bahçe taraftarı Emre’yi bağrına çok sıcak ve samimiyetle bastı.Bu sezon güzel şeyler yazacağız galiba. Haydi hayırlısı…

F.Bahçeli oyuncular Şampiyonlar Ligi’nde ilk 8′e kalmanın gurur ve asaletiyle MTK önüne çıkmalı Ama bu, rakibi küçümsemeye asla neden olmamalı Turun Kadıköy’de garantileneceğini düşünüyorum
F.Bahçe için yeni sezon bu akşam açılıyor. Kağıt üstünde çok üstün göründüğümüz MTK karşısında gerekli farkı yakalamak zorundayız. Futbolcular Şampiyonlar Ligi’nde ilk 8′e girmenin veridiği gurur ve asaletle sahaya çıkmalılar. Tekrar o ligde var olmanın ilk adımı olarak MTK’nın işini Kadıköy’de bitirmeliler. Yalnız vurgulamaya çalıştığım o gurur ve asalet asla şımarıklığa, rakip takımı küçük görmeye izin vermemelidir. Futbolun gereklerini yerine getirirsek turu zorlanmadan geçeriz diye düşünüyorum. Teknik kadro ve futbolcuların elinde büyük bir koz var. O da yakın tarihte gene kendimizi çok üstün gördüğümüz rakibimize 0-0 ve 0-2′lik skorlarla elenmemizdir. Alınacak en büyük ders o maçlardır.
İşin şakaya gelir yanı yok. Zaten hep “Futbol ciddi iştir” diyorsak işte bu yüzdendir. Takım hemen hemen belli. Aragones’in en büyük şansı Zico’nun hazır bir kadro bırakması. Güiza haricinde takım, geçen seneki takım. Kalede Volkan. Geri dörtlü Gökhan, Edu, Lugano, Carlos. Orta saha Kazım, Selçuk, Uğur, önlerinde Alex. En önde de Güiza ve Semih. Eğer bir aksilik olmazsa F.Bahçe sahaya böyle çıkar. SELÇUK’A DİKKAT! Herkes Aurelio’dan bahsediyor. Evet, İspanya’ya transferini bir kayıp olarak görebiliriz. Ama geçen yazımda da belirttiğim gibi 100 yıllık çınar tek bir futbolcunun ayrılmasıyla asla sallanmaz. Burada Selçuk’a büyük iş düşüyor. Ortaya koyacağı futbolla hem “Kimse Aurelio’yu aramasın, merak etmeyin ben buradayım” diyecek, hem de o bölgeye şiddetle transferi savunan tüm futbol kamuoyuna, “Biraz bekleyin” mesajını verecek. Bütün bunları yapmak Selçuk’un elinde. Hadi bakalım sevgili adaş göster kendini. Bu akşam bütün gözler Güiza-Semih ikilisinde olacak. Shakhtar maçında gördük ki iyi anlaşıyorlar, iyi pres yapıyorlar, sanki uzun zamandır birlikte oynuyor gibiler. Bu, takım içinde ne kadar büyük şans ile Kezman için de bu kadar büyük şanssızlıktır. İşi çok zorlaştı. Yabancı transferi olarak dışarıda kalması doğru değil. Hem kendisinin hem de kulübün iyiliği açısından bir an önce ayrılması hayırlı olacaktır. Çünkü formayı kapması şimdilik olanaksız görünüyor. Bu yazıyı kaleme alırken kadro daha açıklanmamıştı ama öyle zannediyorum ki Aragones, Kezman’ı 18′e de almayacak. Çünkü Avrupa kupalarında forma giymemiş futbolcunun transferi daha kolay olacaktır. Güiza ve Selçuk’tan bahsederken, onları koşturacak, oynatacak Alex’i unutmamak gerek. Ülkemize geldiği günden beri asistleri ve golleriyle tüm istatistikleri alt üst eden Alex bence bu geceye damgasını vuran futbolcu olacaktır. Büyük futbolculuğunu gol krallığı ile de taçlandıran Alex yarı final ve final maçlarında oynamamasına rağmen Şampiyonlar Ligi’nin asist kralı olmuştu. 10 gündür İstanbul dışındayım ama her gün Samandıra’dan haber aldım. Teknik kadro ve futbolcular her şeyin farkındalar ve bu maça iyi hazırlandılar. Kaptan Alex ve arkadaşlarından 1999′daki maçları unutmadan sahaya çıkmalarını ve işi burada bitirmelerini beklerken, hepsine kalpten başarılar diliyorum.

Beşiktaş, hazırlıklarını sürdürüyor. Bana göre yeni oluşumda geçen seneye göre değişen bir şey yok. Ertuğrul Sağlam’ın kafasındaki ideal kadroda ileri uç ve orta sahada aynı isimler var. Tek köklü değişiklik defans bloğunda. Vasat bir defans bloğunun mümkün olduğunca başarılı olabilmesi, takımın oturmuş bir sisteme sahip olması ve top rakipteyken ileri uçta orta sahasının iyi savunma yapmasıyla mümkün olur.
Çok kolay top kaybediyorsanız ve genel pres yetersizliğiniz varsa çok iyi defans oyuncularına da sahip olsanız kalenizde çok tehlike yaşamanız kaçınılmaz olur.
Geçen sezon başında Sağlam’ın ideal defans bloğu Serdar Kurtuluş, Gökhan Zan, İbrahim Toraman ve İbrahim Üzülmez’di. Bu seneki yabancı ağırlıklı yeni defans bloğunun, genel düzendeki aksaklıklar düzelmezse, geçen seneden daha randımanlı olacağına inanmıyorum. Bu konuyla ilgi bir görüşüm de Tello’nun defansın solunda oynamasının yararlı olmayacağı.
Sağlam’ın elinde alternatifli ve yetenekli bir kadro var. Bütün iş taşları doğru yere koymak. Sağlam bunu başarabilirse, hem hücumda daha etkili bir Beşiktaş meydana gelir hem de rakiplere daha az pozisyon verilir.
BOBO ÇOK İYİ SANTRFOR DEĞİL
Holosko’nun en verimli yeri ileride nokta santrforun arkasında serbest rolde ikinci forvet. Eğer Ertuğrul Sağlam; Cisse ve Uğur’u çift ön libero kullanacaksa, Delgado’yu da ileriye yönelik düşünürsek fazla forvet olacağından büyük ihtimalle Holosko’yu sağda oynatacak. Bence büyük yanlış olur. 4-4-2 düzeninde Holosko’yu orta sahada görevlendirmek hem oyuncunun hücuma olan katkılarını sınırlar hem de bu kulvarda defansif rahatsızlık yaratır. Tek ön liberolu 4-3-3 düzeninde oynarsanız arkasında bir orta saha da olsa ileri ucun sağında Holosko arzuladığı ortamı bulamaz. Ayrıca sistemin işlemesi için ileride sırtı dönük oynayan bir forvetinizin olması lazım. Beşiktaş’ta Nobre’den başka bu özellikte bir oyuncu yok. İleride son adam Bobo olduğu zaman da sistemi işletmek oldukça zorlaşıyor. Kısacası her şey Sağlam’ın yapacağı icraatlarla şekillenecek.
Son bir paragraf da Bobo için açmak istiyorum. Bobo, pozisyon sezisi olan, zeki, hem kafayla hem ayakla golcü bir santrfor. Ama fizik gücü yetersiz, devamlılığı yok. Rakip defanslara baskı uygulamıyor. Ayrıca sırtı karşı kaleye dönük toplara sahip olup orta sahasına aksiyon alanı açacak servisleri yapamıyor. Bu eksileri olan bir forvete günümüz futbolunda “Çok iyi santrfor” demek mümkün değil.

Aziz Yıldırım, Divan Kurulu’nda, “250 milyon dolarlık bütçeyi genel kurul kabul etti. Bu parayı eve götürecek halimiz yok. Transfere 50 milyon euro harcadık, paralar sokağa atılmadı. Gerekirse iki futbolcu daha alırız. Bir sorunumuz yok” dedi. Gerçi Fenerbahçelilerin büyük çoğunluğu transferlerden memnun. “Hem Avrupa’da final isteyeceğiz hem de ‘Neden para harcadınız?’ diye mi soracağız” düşüncesindeler. Geçen sene Galatasaray’ın sadece Lincoln’e verdiği paranın miktarı Fenerbahçe’de tartışılmamalı bile. Shakhtar maçında gördük ki takım iyi yolda; daha da iyi olacak. Takviye de yapılır ama 6+2 doluyken kimsenin elinden bir şey gelmez. Kezman’la yollar ayrılır ayrılmaz alınacak futbolcuyla orta saha toparlanır, hiç merak etmeyin.***Sevgili Sinan Engin her sezon başında yaptığı gibi gene bombayı patlattı! Bobo üç Güiza edermiş! Her ne kadar “Böyle demeç vermedim” dese de ben bu haberi üç TV kanalında izledim ve 5 de gazetede okudum. Mutlaka muhabir arkadaşlarla yaptıkları bir sohbet sırasında söylemiştir. Zaten bu işi ilk defa yapmıyor. Ona göre Ricardinho dört Alex, İbrahim Üzülmez de üç Roberto Carlos ederdi! Adını bile hatırlamıyorum, Hırvatistan’dan getirdiği stoper de iki Lugano falandı! Aurelio kendine yazık etti Ben Bobo’nun yerinde olsam kendime şimdiden kulüp ararım. Öyle ya Sinan’ın övdüğü Ricardinho’yu, İbrahim Üzülmez’i, o Hırvat’ı ara ki bulasın! Çocuklara yazık ediyor. Kendilerinden kat ve kat üstün futbolcularla mukayese edip, sırtlarına kaldıramayacakları yükü bindiriyor. Sonra bakıyor ki olmuyor, postalayıveriyor! Lucescu’nun söylediği gibi: “Herkes Güiza’nın peşindeyken onu almayı başardıysa, Fenerbahçe büyük kulüptür.” Türkiye’de gol krallığının yanına bile yaklaşamayan bir forveti, İspanya’nın gol kralıyla mukayese etmek ne kadar mantıklıdır acaba?***Aurelio kendine yazık etti. Bayram Tutumlu, kendi cebine istediği 1 milyon euro’yu alamayınca, çocuğu da yaktı. Valencia diye çıktıkları yolda küme düşmemek için oynayan Real Betis’e kapak attılar. Aurelio, Fenerbahçe’de ve ülkemizde büyük saygı gördü. Kendini kabul ettirmesi yıllar aldı. Şimdi ise onun gibi yüzlerce futbolcu barındıran İspanya’ya gitti. Sıradan bir takımın sıradan futbolcusu olacak. Yazık! Şampiyonlar Ligi’ne artık çok uzaklardan bakacak. Keşke gitmeseydi ama olan oldu. Kazanan, kaybeden kim olur bilemem ama Fenerbahçe’den kimler geldi kimler geçti, bir kişi daha eklense ne olur ki. Yüz yıllık çınarın, bir tek Aurelio ile sallanacağını mı zannediyorsunuz. Ne dersiniz Bayram Tutumlu?