Gökmen Özdemir
HANGİMİZ daha açız? Hırvatistan maçının kilidi galiba bu soru… İki takım da birbirine çok benziyor aslında… Genç ve yeni jenerasyonlarıyla geldiler turnuvaya… Kendilerini göstermek isteyen, Avrupa piyasasına adım atmak isteyen gençlerin saha içerisindeki mücadelesi sert geçeceğe benziyor. Aşağı-yukarı aynı topraklardan, Balkanlar’dan gelen iki takımın yetenekli ve başarıya aç çocukları Viyana’da, Basel bileti almak için sahaya çıkacaklar. Belki de geçmişte Viyana kapılarına ‘aynı forma’ altında birlikte dayanmışlardı, kim bilir… Milli Takım’ın ‘gol yemeden oynayamama’ rahatsızlığı ilk tur maçlarında bariz bir şekilde ortaya çıktı. Avrupa Şampiyonaları’nda ve Dünya Kupaları’nda genelde şampiyonlar ortalama 28-29 yaş eşiğindeler… Ama bizim takım sadece 25 yaş ortalamasına sahip. Gol yemeden atamamak, tamamen bir psikolojik rahatsızlık. Skoru tutma endişesi, gol yedikten sonra skoru yeniden kazanma telaşına dönüşüyor. Bu telaş da bize adrenalin pompalıyor. Ve arkasında bizim için şenlik başlıyor. Bugüne kadar oynadığımız takımlar çok tecrübeli, bu maçları nasıl oynayacaklarını bilen oyunculardan kuruluydu. İsviçre bile diğerlerine göre genç olsa da uzun bir birliktelikten kaynaklanan tecrübeye sahipti. Ama Hırvatistan farklı…ARTIK ŞANIMIZ ARTTIHIRVATLAR da bize benziyor… Onlar da genç. Onlar da aç. Yani anlayacağınız çeyrek finalin stratejisi farklı olmalı. Daha olgun bir oyun ortaya koymalıyız. Çekingenlik rakipte de olacak. Onlar da bizi iyi tanımıyor. Hırvatlar’ın da gördüğü sahada sonuna kadar mücadele eden, maçı hiç bırakmayan bir Türkiye… İki maçı arkadan gelip almamız şanımızı arttırdı buralarda… Artık rakipler sahaya çıkarken “Biz Türkler’i yeneriz” psikolojisinde olamayacaklar… Yarın sonucu belirsiz bir maça çıkacağız. Ne kadar aç olduğumuz, maçı rakipten ne kadar çok daha istediğimiz çok önemli… Başarıya açlığı saldırganlığa dönüştürmeden, bize artı bir değer katacak şekilde kullanırsak kazanabiliriz. Sahadaki duruşumuz rakibe “Biz maçı alamayız” havası yaratmalı. Sert ve inançlı çocuklar cuma günü bizi Basel’e götürebilir… Bugüne kadar kısa zaman aralıklarında da olsalar bize güçleri konusunda küçük pasajlar sundular. Onlardan tek beklentimiz Viyana’da da aynı isteği göstermeleri, Türkiye’yi sahada iyi temsil etmeleri. Kazanırlar ya da kaybederler önemli değil… Önemli olan sahada bir ‘Türk duruşu’ olduğunu göstermeleri…