Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for June, 2008

Ne fark eder ki?

Thursday
Jun 19,2008

Selçuk Yula

Avrupa Kupası’na Viyana-Salzburg gruplarındaki maçların yorumlarını (atv’ye) yaptığım için 12 gündür yurt dışındaydım. Çok yoğun olduğumuzdan Türkiye’de neler olduğunu pek takip edemedim. Zico gitti, henüz bir teknik adam ile anlaşılamadı. Emre’nin transferini de orada haber aldım. Genel Kurul’da da burada yoktum. Ama 301 milyon dolarlık bütçenin hemen hemen bütün üyeler tarafından kabul edilmesi beni çok mutlu etti. Bu rakam Fenerbahçe’nin büyük düşündüğünün göstergesidir. Şimdi gelelim teknik adam meselesine.. Beni takip edenler bilirler. Kenar yönetimi olsun, futbolcu olsun gelen isimlerim uzun yıllar hizmet etmesinden, yani istikrardan yanayım. Bu yüzden iki sene üst üste olmasına rağmen üçüncü senesinde şampiyonluğu son saniyede kaybeden Daum’un da, Zico’nun da gitmesinden yana değildim. Şampiyonluk erken gelir Hatalar yapılmıyor mu? Hata yapılmaması futbolun doğasına aykırı. Ama genel manzaraya bakarsak Zico adına yerin dibine sokulacak bir durum olmadığını da görürüz. İlk sene şampiyon olmuş, Süper Kupayı kaldırmış, bu sezon da ikincilikle yetinmiş. Ama Avrupa’da büyük başarı sağlamış. Kadro muhafaza edildi, birkaç takviye ile güçlendirilecek. Doğru olan da bu. Futbolcular hatalarını biliyorlar. Bu sene rakipler küçümsenmeyecek ve şampiyonluk erken gelecektir. Bundan kuşkum yok. Şimdi bu takımın başında dünyanın en iyi teknik adamını getirsen ne değişecek? Alex’in olduğu takımda çift forvet oynamak zor olduğuna göre 4-4-1-1 bozulmayacak. Biz de bütün sene, “Bu adam futbolu bilmiyor. Çift forvet oynatmıyor, maça göre sistem değiştirmiyor” gibi cümlelerle yeni hocaya futbol öğretmeye devam edeceğiz. Ne değişecek ben de merak ediyorum.

Wednesday
Jun 18,2008

Hakan Yasar
Hırvatlar’ın son 3 yıldaki ihraacatına dikkatle bakalım… Modric (Tottenham), Corluka (M.City), Kranjcar (Porstmouth), Pokrivoc (Monaco), Vukojevic (D.Kiev)… 48.5 milyon Euro’ya satmışlar. İsviçre doğumlu Rakitiç de 5 milyon Euro’ya Basel’den Schalke’ye geçti. Suker, Prosinecki, Boban’ın ülkesinin ‘platin kuşak’ının temel taşı bu parlak gençler.Yeşil sahaların ‘damalı bayraklılar’ı böyle bir ekol işte. İtalya özel maçında ırkçı Rowdys taraftar grubu ‘nazi’ selamı durmuştu. Böyle de ateşliler… Ancak allahtan Euro 2008′e girişleri yasaklandı bu grup üyesi 398 taraftarın… ***Takım kimyasına gelince… Tecrübe ile gençliği iyi harmanlaştırdılar. Tam bir karakter takımı izliyoruz finallerde. Kadro Bundesliga ve Premier Lig ağırlıklı (6+4)… Süper ve çarpıcı teknikleri, çabuklukları, agresif yapıları, fiziksel güçleri, yetenek, tutku ve zekaya dayalı oyunları, hocaları Biliç’in ateşleyici ve kaynaştırıcı ruhu en önemli artıları. Ancak can alıcı soru şu… Biz bu Hırvatistan’ı nasıl yeneriz? Zaafları neler? İşte bunun yanıtını bulmak çok da zor değil… İsterseniz madde madde bunları sıralayalım, tur şansımızı ortaya dökelim:1 Son 20 dakika oyundan düşüyorlar. İngiltere (3-2) ve Almanya (2-1) galibiyetlerinde bile bunu gördük. Avusturya’yı, Polonya’yı yenerken de… Ve biz artık 2. yarıların takımıyız. Neden şansımız bu koz ve B planı olmasın?2 Genel olarak takım savunmaları zayıf. Tek ön liberolu oynuyorlar. Modriç, Kranjcar, Rakitiç takım defansını düşürüyor. Biz ise fizik güç olarak son çeyrekte patlayan motor gibiyiz.3 Evet, çok teknikler. Ama yeterince sertler mi? Srna, Niko Kovac, Corluka, Oliç agresif oyuncular. Ancak bizim takım daha bir faullü oynuyor ve doğru sertlik bizi daha avantajlı kılar.4 Anahtar adamları görüntüde oyun kurucu yeni Cruyff Modriç… Ancak asıl mesele onu besleyen ön libero Niko Kovac’a oyun kurdurmamak. 33′lük Kovac’a 2. forvetimiz Tuncay, tıpkı Çek 2. yarısında Galasek’e yaptığı gibi şarj uygularsa tablo lehimize döner.. Niko’yu engellersek, yerden oyun kuramazlar. Modric’i de etkisiz kılarız. 5 Ne olursa olsun sürpriz paketi gibiler. İyi konsantre olamazlarsa kötü olabiliyorlar. Hatta maç seçiyorlar. İngiltere ve Almanya gibi büyüklere iyi oynadılar. Ancak konsantre olmadıkları maçta Hollanda 3-0′la onları fena dağıttı. Umarım bizi küçük görürler ve bize hiç saygı duymadan oynarlar..6 İki kanatları güçlü ama göbekleri zayıf. Corluka-Srna ikilisi, Arda’yı zorlar. Balta’ya çok iş düşer. Ancak Arda onları defansta tutabilir. Özellikle Srna hileli oynayan birisi. Kurnazlıklarına dikkat! Solda Vranjic-Rakitiç hücuma çok çıkıyor. Arka boşluğa iyi sızan adamımız bizim kahramanımız olur.7 Gelelim asıl madene… Simunic-Robert Kovac (30-34) defansı tecrübeli ama yaşlı… Üstelik çok ağırlar. Seken topları alamıyorlar. Hızlı Nihat maçın kahramanı olabilir… Pletikosa yan topları iyi kaleci. Ancak ortalar sıçrarsa bize ekmek çıkar. Hele topu yere indirirsek, aradan sızarsak tablo lehemize gelişir. Yani savunmaya iyi pres şart!8 Hocaları 40 yaşındaki Biliç… Bir elinde hukuk diploması, diğer elinde gitar olan, rock grubu kurmuş, küpeli bir teknik direktör. Bizi ilgilendiren bölümü fazlasıyla cesur olması… Yapacağı çılgınlıklar işimize gelecektir.. İşin ana fikri, Hırvatistan’ın artıları kadar zaafları da var. İlk baskıyı atlatırsak ve dağılmayıp, maçı son bölüme taşırsak Hırvatlar’ı eleriz. Bunu da başaracağız, hissediyorum…

 Hızlı ve organize

Tuesday
Jun 17,2008

Hakan Yasar
Rakip Hırvatistan, ideal 11′inin 9′uyla sahadaydı. Bu bizim maç için ne kadar ölçü olur? Olmaz tabii ki… Ancak maça ‘Hırvatizm’ açısından bakmak lazım. Yani felsefelerini irdelemek gerekiyor. Tamam, Smolarek’siz bir Polonya çok güçlü sayılmayabilir. Yine de Biliç’in yarattığı efsanenin ipuçlarını görmek mümkün.Efsane diyorum. Çünkü İngiltere’yi, Almanya’yı yenmiş bir takımdan bahsediyoruz. Ve yedekeriyle Polonya önünde sadece ilk yarı 8 pozisyon bulmuş bir ekolden. Öncelikle söyleyelim. Çok organize ve hızlılar. Kollektif futbolun ustaları gibi duruyorlar sahada. PAF takımın paslarından bile bu anafikri çıkartmak zor değil. Oyunun yönünü çok iyi değiştiriyorlar. Kontralar etkili. Daha dikkat çekici olan çok sertler.. Tekniğin üstüne eklenen sertlik bizi çok zorlar… ***Rock grubu elemanı hoca Biliç zihinsel zenginliği olan bir adam. Strateijileri hücum futbolu üzerine kurulu. Dün 4-4-2′yle oynattı takımı. Bize karşı 4-1-4-1 görebiliriz. Böbrek nakli sonrası futbola dönen Klasniç’e Petriç eşlik etti. Petriç çok etkili ve çapraz koşularla Polonya defansını yıprattı. Onun paslarıyla Klasniç 4 net pozisyon buldu.. Ve Klasniç bir de gol attı.. Ancak golün mimarı sol bek Pranjiç’ti… Sahanın en iyisi de bu solaktı. Hollanda’nın Heerenveen takımında sol açık oynuyor Pranjiç.. Ve Uğur Boral gibi. Teknik, çabuk ve kurnaz. İyi sızıyor soldan. Önündeki Rakitiç 10 numara bir oyuncu. Tüm duran toplarda topun başına geçiyor. Polonya kalesinde serbest vuruştan ciddi pozisyon yaratan ortalar yaptı. Tekniği süper zaten.. Biliç’in oynatmadığı Luka Modriç ve Kranjcar da aynı. Yani üç Arda’lı bir takım Hırvatistan.***Dün son vuruşlarda kötülerdi. Tabii gecenin çok kaçıran ismi Klasniç bize karşı olmayacak. Muhtemelen Petriç de… Zaten 9 yeni adam göreceğiz bizim maçta. Ancak şu da önemli. Smolarek girdikten sonra çok pozisyon yediler. Bu oyundan düştüklerini, takım defanslarının zayıflığını gösterir. Özellikle çabuk adamlara karşı.Özetle dün Vranjic-Rakitic sol gücünü gördük ama sağdaki Corluca-Srna dişlisi de makinanın temel parçası. Şifre ise şu: Motoru işleten Modric’li Hırvatistan’ı asla küçümseme…. Yoksa yanarsın!

 Kahramanlar

Monday
Jun 16,2008

Gökmen Özdemir
HAKEMİ de yenmek bu olsa gerek… 2-0 geriden gelerek hem de… İster ilahi adalet diyelim ister mucize… Ama gerçek bu. İlk yarı kötü oynadık. İkinci yarı tarih yazdık. Yazarken 12 kişilik Çekler’i yeniyorduk… Unutmadan ekleyelim… Biz bu Çekler’i hiç yenememiştik… Artık Viyana yollarındayız. Uzun bir yolculuğa çıkacağız. 1000 km. kadar ama değmez mi? Değer elbet… Gerekirse böyle bir zaferden sonra 10 bin km. de gidilir.Devre arasında umutsuzduk oysa. Herkes basın tribününde birbirine bakıyor, iç geçiriyordu. Neden bu kadar kötü oynadığımızı çözemiyorduk. 2. yarıda sihirli bir değnek dokundu bize. Futbolumuz geri geldi. Yağmur bereketi mi ne? Uzun yıllar hasretini duyduğumuz tarihi bir zafer kazandık. Artık çeyrek finaldeyiz. İsterseniz buraların biraz daha keyfini çıkaralım. Viyana’nın kapılarına gidip dönmüşüz asırlar önce. İster misiniz kapıları kırıp içeri girelim.Maçın kahramanları var… Arda… Mükemmeldi. Bir gol attı. Ama bana göre Çek defansının dengesini bozan adamdı. Onun solda yaptığı işler nedeniyle sağ kanadı otobana çevirdik. Büyük oynadı gene bizim çocuk… Euro 2008 sonrası onu pek İstanbul’da tutamayacağız galiba…AYAĞA KALKABİLDİKHAMİT Altıntop… Kardeşi kadro dışı kaldığında yıkılır sandık. O devleşti. Sanki Halil’in ruhuyla birlikte oynuyor. Cech’in sihrini o bozdu aslında. Herkes ‘O top elden kaçar mı?’ desin… Siz boşverin… Hamit vurdu mu kaçar! Mükemmel oynadı.Sabri… Onu böyle görmek şaşırtıcı. Kendisini bu kadar geliştirebileceğine kimse inanmıyordu. O bizi inandırdı. Sağolsun varolsun. İkinci yarının lokomotifi oldu…Tuncay turnuva başından bu yana ilk kez maçın ikinci yarısında sahneye çıktı. Hem de ne çıkış. Kendisinden beklenen herşeyi yaptı. Rakiple savaşıp takıma can vermesi ise artısı… Hoşgeldin Tuncay… Hakeme gelirsek… Onun yüzünden 2. golü yediğimizde sahada 10 kişiydik. Tüm tercih haklarını rakipten yana kullandı. Koller’in bizi ezmesine izin verdi. Ama biz ayağa kalkmasını bildik. Büyük bir geceydi. Hepinizin burada olmasını isterdim. Bu büyüklüğü görmek için… Bu anı yaşamak için… Yıkılmış şekilde yerlerinde oturan taraftarlarımızın nasıl zafer kutladığını görmeniz için…Çekler’i de geçtikten sonra artık birşey dememek lazım… Önce çeyrek finale Viyana’ya, sonra bakarsınız finale… Terim’i unuttuk sanmayın. Maça kötü başladı ama en az takımı kadar iyi bitirdi. Taktik açılım çok konuşulur. Ama onu sonraya bırakılım. Tebrikler çocuklar, tebrikler Fatih hoca…

 Türk icadı zafer

Monday
Jun 16,2008

Hakan Yasar
İnancım tamdı… Tamam, takımımız kötüydü. Yorgunduk. Sakatımız çoktu. Ancak yüreğimin sesi net birşey söylüyordu. Çekler’i en kötü ihtimalle penaltılarla elerdik. Çek Cumhuriyeti, tabii ki muz cumhuriyeti değildi. Ancak biz Türko’yduk. Gücümüz yüreğimizden geliyordu. İşte dünyanın çözemediği gerçek buydu!İlk 55 dakika içim gerildi… Tüm Türkiye’nin olduğu gibi. Bundesliga’da Nürnberg’i küme düşüren Koller’i kral yapıyorduk her Çek şişirmesinde.. Sanki onun markasından korkmuştuk. Sigara alışkanlığı gibi faul yapıyorduk. Tiryakilik olmuştu zaten bu. Yoksa turnuvanın en faullü takımı (ort. 24) olma unvanını başka nasıl açıklayabiliriz ki?***ÇEKLER’İN Gyrgera-Koller sağ kanat orta-kafa golü (3 hafta önce Litvanya’ya attılar) umudumu kırmadı… Hatta dünyanın en ağır adamı Koller’e kontratak yaptırmamız… Hatta ve hatta ofsayt rekortmeni Koller’i (Elemelerde 19′la zirvede) defansımızın ilk kez 45+1′de ofsayta düşürebilmesi de! Yine, E.Güngör sakatken stopersiz dünyanın en komik golünü yememiz de umudumu bitirmedi..Ancaaaak… 71′de Polak’ın topu direkten dönünce, işin değişeceği belli oldu. Çünkü, öyle bir ruhtaydık ki, herkes 3 kişilik oynuyordu.***O an aklıma İsviçre golünden sonraki sevinç yumağı geldi… Altın goldeki kutlama, tarihi ‘bütünlük’ fotoğrafıydı. Ve o coşku, son çeyrekte yağmurla birlikte patladı. Sahada 11 kişiydik ama sanki 70 milyonduk… Arda’nın ayakları uzuyor, Nihat koşuyor, Tuncay çırpınıyor, bir dakika içinde Cech’in kalesine 3 orta yapıyorduk.Zaferin ayak sesleri geliyordu. Ve tarih gol perdemizi açan hormonsuz yıldız Arda’nın verdiği coşku, Nihat’ın 2 golüyle yazıldı. Öyle bir şov yapmıştık ki, Cech bile şaşkın ördek gibiydi. Nitekim, ‘Türkler bu işi biliyor’ diye düşünmüş olmalı ki, ikinci golümüzde bize yardım bile etti… ***TOP bizi, biz topu çok sevmiştik. Çılgın Türkler’in oyununa saygı duyuyordu Çekler. Hele Nihat’ın çeyrek finali getiren üçüncü golünde top öyle mutluydu ki, Cech’in ağlarına giderken zevkten dört köşeydi…Aslında maçın son yarım saatinden sıkı bir film çıkar. Yıkılış, diriliş, zafer… Kurtuluş savaşının biraz yeşil çimen hali sanki. Atatürk filmi üretemeyen ülke gerçi bu şovu değerlendiremez ama benim önerim şu: Dünkü zafere koşuş hikayesi için yönetmen Spielberg göreve çağrılmalı…Eminim, Türk inatçılığını çekmek için kamera arkasına keyifle geçer.. Çünkü dün asla pes etmedik. Gecenin sözü ise ‘Türkler yeni bir kazanma kültürü icat etti’ olmalı. Teknik, taktik, kırmızı kart mı? Hikâye! 0-2′den 3-2, en değerli zaferdir…

Mucizeyi yıldızlar yaratır

Sunday
Jun 15,2008

Ridvan Dilmen
Yahu bizim milli takım öyle bir takım ki hepimizi mahcup eder. Aferin çocuklar, bravo Fatih Terim. Bizi hep böyle mahcup edin. Hoş ben bizim oyuncularımızın yeteneğinin performanslarının üstünde olduğunu iddia ediyor olsam da 2-0’dan sonra maçı çevirmek kolay değildi.
Fatih Terim’i eleştirdik. Tabii ki saygı çerçevesi içinde. İsviçre maçının ikinci yarısında sahneye çıkan Terim doğru takımla sahaya çıktı, doğru değişiklikler yaptı. Oyunu hiç bırakmadı. Saha içinde yüzde doksanımız maçı bırakmıştı. Ama Terim kendisine öyle bir yardımcı oyuncu bulmuş ki, onun adı Arda’ydı. O maçı bırakmadı, oynadı, oynattı.
Günümüz futbolunda çok önemli yıldızlar var ama o yıldızların arkadaşlarına ihtiyacı var. 70’li yıllarda tek başına maç aldı derlerdi. Arda kimseden destek almayarak Çekler’i paramparça yaptı. Yine de çok önemli dersler çıkarıyoruz çeyrek finale kalırken.
Bir takım düşünün her maçın ilk yarısında geriye düşmüş. İki tanesinde ikinci golü yemiş ve bunların ikisinde de sonradan toplam beş gol atarak olmazı olur hale getirmiş. Yani imkansızı gerçekleştirmiş. Kendi penceremizden baktığımızda 1-0’dan 2-1’e, 2-0’dan 3-2’ye getirerek takım olarak güven kazandık. Hırvatlar’a ve muhtemel rakiplere “Yahu Türkler maçı çevirirler” korkusunu aşıladık. Bunu aşılayan Terim ve Arda başta olmak üzere herkese tebrikler. İlk yarılara iyi başlamak dileğiyle haydi Viyana’ya.
Bu arada hakem mi! Çekler’in amigosu gibiydi. Hemen iki ön liberoya sarı kart çıkardı, ardından oyuncu değişikliğine iki dakika izin vermedi.

Viyana kuşatması

Sunday
Jun 15,2008

Mustafa Denizli

Avrupa Şampiyonası finalleri öncesinde yine bu sütunlarda, “Türkiye bu turnuvanın en önemli atak gücüne sahip” diye yazmıştım. Fakat Milli Takım’ın bu gücünü sayısal bir sistem içine hapsetmeyin. Çünkü Türkiye’nin 2-0’dan sonra hangi sistemle oynadığını hiç kimsenin çözmesi, bilmesi mümkün değil.
Esasında bizim takımın gücü buradan kaynaklanıyor. Çabuk atağa çıkan, önde fazla adamla bulunan gerçek bir hücum gücü bu. Türkiye bu defansıyla turnuvada ayakta kalamaz. Türkiye bu turnuvada elindeki hücum gücüyle ayakta kalır. Belki birçoğu gerçek bir atak oyuncusu değil, ama her biri çok önemli ofansif orta saha futbolcuları. Türkiye son yarım saati bunlarla oynadı ve yine bunlarla sürpriz olmayan sonucu aldı. Bunları turnuvadan önce de söylemiştim. Türkiye sayısal kalıplar içinde oynayacak bir Milli Takıma sahip değil. Bu maçın önceki gün analizini yaptığım zaman iki takımın geliş şekliyle bizim ne kadar avantajlı olduğumuzu söyledim. Dün akşam maçta 2-0 geriye düşmek esasında Çekler’in müthiş oyunundan kaynaklanmadı. Bizim hatalarımızdan kaynaklandı. Böyle bir oyunda öne geçen skoru koruma psikolojisini yaşayacağı için biz geriden geldik, baskı kurduk, telaşı Çekler yaşadı ve birkaç tane yıldızımız oyuna ağırlığını koydu.
Arda, İsviçre maçında zaten bu mesajı vermişti. Dün yine bu sütunlarda Nihat ve Tuncay’dan bahsetmiştim. Bunlar devreye girdiği zaman Türkiye çeyrek finale çıkar diye yazmıştım. Tuncay mücadele, Nihat da kalite olarak oyuna girdi. Ve bir şey daha söyledim. Bu maçı kazanmak çeyrek final değil, yarı final oynamaktır demiştim. İnanıyorum, bu takım yarı finale de gidecektir. Futbol hataları değerlendirme oyunudur. Kendi hatalarımıza rağmen, rakibin yanlışlarını değerlendirdik ve istediğimizi aldık. Ancak bu mutluluk, bize yetmez. Devamını bekliyoruz…

Destan yazdık

Sunday
Jun 15,2008

Ahmet Çakar

Dünya Kupaları ya da Avrupa Futbol Şampiyonaları’nın son 20 yılının en enteresan, en heyecanlı maçını oynadık. Dün gece dünyada milyarlarca insan bu maçı izledikten sonra Türkiye’nin neler yaptığını herhalde 20 yıl daha konuşurlar. Ne olursa olsun; karşınızda köy takımı bile olsa 75. dakikaya kadar 2-0 mağlup olup maçı 3-2′ye çevirebilmek ne Brezilya ne Arjantin ne de başka bir dünya devine nasip olabilir. Ama biz başardık. Bunun taktikle, teknikle alakası yok. Biz istedik, yukarısı da bize yardım etti. Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın en büyük kalecisi Cech tuttuğu topu elinden kaçırıyor ve biz 22′yi yakalalıyoruz. O ana kadar süper savunma yapan Çek defansı bir yanlış ofsayt taktiği yapıyor, Nihat da hem galibiyeti hem de çeyrek finali getiriyor. Dün gece yıllarca konuşulabilecek müthiş bir maç oynadık. Son 1 dakikada Türkiye’de 70 milyonun neler yaşadığını anlayabilmek çok zor. Kalecimiz Volkan atılmış, oyuncu değişikliğimiz olmadığı için kaleye Tuncay geçmiş ve 60 saniye 60 yıla dönüşmüştü. Ama başardılar. Çocuklar tarih yazdı. Bu tarihi dünyada böylesine bir şampiyonada pek az takım yazabildi. Aslında çok ama çok pis goller yedik. Zaten turnuvanın ilk maçından beri böyle pis goller yiyoruz. Ama ikinci 45 dakika sahada sadece biz vardık. Dünyanın önemli markalarından biri Çek Cumhuriyeti’ni sahadan sildik. Hem de ne siliş! Herhalde Çekler dün geceyi bir daha hatırlamayı hiç istemeyecekler. SEVGİLİ VOLKANIM… Aslında “Biz çeyrek finale rezil bir hakeme rağmen ve kalecisiz çıktık” desek hiç de yalan olmaz. Şimdi hedef Hırvatistan. Asla büyük bir takım değil. Çek’i yenmiş takım, Hırvat’ı da yenebilir. Ondan sonrasını tahmin bile edemiyorum. Sırası değil ama Volkan’a bir çift lafımız olacak. Kabul; yaptığın harekette gördüğün kırmızı kart ağır ama niye yapıyorsun? Sahadaki, Türk hakemi değil. Ya maç 33 olup da penaltılarda kaybetseydik senin halin nice olurdu sevgili Volkan?

Hakemi de yendik

Sunday
Jun 15,2008

Kazim Kanat

Tuhaf ama iki konu için yüksek hoşgörünüze sığınarak bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü bu satırları yazarken duygularımı kontrol etmekte zorlanıyorum. Tıpkı 70 milyonun gözyaşı döktüğü gibi.
Portekiz’e yenildiğimiz gün “Türkiye Avrupa şampiyonu olacak” dedim. Bunu inanarak söyledim. Ayrıca futbol bilgimi ortaya koyarak söyledim. Çünkü Türkiye futbol kadrosu olarak kaliteli oyuncularıyla bunu başaracak güçteydi. Ama herkes benimle alay etti. Kimi ‘topal karınca’ dedi, kimi ‘hayal taciri’ . Bu görüşümde son güne kadar ısrar edeceğim.
İkincisi ve önemlisi, maçtan bir saat önce atv’de Santra programında yine inanarak söyledim. Dedim ki, “Yüzde 99 Çekler’i yeneriz. Yüzde bir ise yağmur yağar, kar yağar, yer yerinden oynar, işte o zaman maç yarıda kalır.” Sevgili Ahmet Çakar’ın üç ihtimalli maç ısrarına rağmen tek ihtimal var o da ‘Türkiye’ dedim.

AVRUPA ŞAMPİYONU OLURUZ
Şimdi başa dönelim.
Biz neden 2-0 yenik duruma düştük?
Biz neden 2-0′dan maçı 3-2 yaptık?
Daha da ve önemlisi şudur: Biz nasıl olduk da hakemi de yenerek Çekler’i eledik?
Birinci cevap:
Yediğimiz iki gol Çekler atmadı, biz yedik. İki çizgiden gelişen ataklarda ne kademe hatası yaptık, ne takım halinde organize olduk, ne de!… Sadece şunu yaptık: Amatörce seyrettik.
İkinci cevap.
Biz takım gibi savaşmaya başlayınca yani cesurca risk alarak Çekler’i yenmek için saldırınca öyle bir üç gol attık ki, üstelik kalecisiz yendik. Üstelik 10 kişi ile yendik. İşte Türkiye bu. Maçın bu bölümünü Fatih Terim ve öğrencileri çok iyi analiz etmeli. Bu bölümdeki futbol Türkiye’yi Avrupa Şampiyonu yapacaktır.
MESAJ: Nihat Kahveci ve Tuncay Şanlı’yı NBA’in iki starı Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur’a benzetip, “Niye Türkiye’de oynamıyorsunuz” diyenler gördüler ki, takım olunca starlar çok büyür. Kahveci ve Şanlı daha büyük oynayacaklardır, bekleyin.

Penaltı skandalı

Sunday
Jun 15,2008

Ugur Meleke
UEFA, ilk kez Euro 2004’te uyguladığı yeni bir kuralla futbolseverlere farklı bir heyecan yaşatmayı denedi. Grup maçlarının sonuncusuna aynı puan, aynı averaj ve aynı gol sayılarıyla gelen iki takım berabere kalırlarsa, üst sırada kimin yer alacağını uzatma oynanmadan direkt geçilecek penaltı atışları belirleyecekti.  Euro 2004’te böyle bir durum yaşanmadı, dolayısıyla herhangi bir probleme veya tartışmaya da neden olmadı. Nihayet Euro 2008’de, UEFA’nın yeni uygulamasından ilk nasibini alanlar Türkiye ve Çek Cumhuriyeti oldu ve kuralın artı-eksileri masaya yatırılmaya başlandı… 
Eğer son müsabakada birbiriyle karşılaşmayan iki takım aynı durumda olursa  bu kez penaltı atışları uygulanmayacak, normal statüdeki madde, yani son iki şampiyona elemelerinden kazanılan puanın maç sayısına bölünerek elde edilen katsayı kullanılacak. Yalnız bu aşamada çok büyük bir sorun bizi bekliyor olabilir, UEFA, hiç ummadığı büyük bir skandalla karşı karşıya kalabilir. Bu skandal ihtimalinin küçük bir simülasyonunu 13 Ocak 2006’daki “Bombanın tüm kabloları aynı renk” isimli yazımda Euro 2004 D Grubu’nu model alarak yapmıştım (http://www.milliyet.com.tr/2006/01/13/spor/spo07.html ), şimdi de daha gerçek ve canlı bir grup için, Euro 2008 C Grubu için bu senaryoyu oluşturalım…    
Euro 2008 C Grubu’nda bugüne kadar alınan sonuçlar şöyle:
***
17 Haziran Salı akşamı, Hollanda-Romanya (3-0) ve İtalya-Fransa (0-0) sonuçlarının alınması halinde üç takım (Romanya, İtalya ve Fransa)’nın puanları eşitleniyor. Üç takım arasındaki mini ligde de, puanlar ve averajlar eşit, ama Fransa’nın attığı gol 0 olduğu için eleniyor, İtalya ve Romanya’yı ise son iki turnuvadaki katsayı ayırıyor (İtalya 2.364, Romanya 2.250)…
 * * *
Peki, Euro 2008 C Grubu’nda sonuçlar şu şekilde olsaydı:
17 Haziran Salı akşamı saat 23:32… Fransa-İtalya, 0-0 neticelenmiş… Ama Hollanda-Romanya maçı 65’inci dakikada ağır yağış koşulları nedeniyle çeyrek saat duraksayıp, yeniden başladığı için bitime hâlâ 15 dakika var ve durum 2-0 Hollanda lehine… Eğer bu maç bu şekilde biter veya Hollanda 3’ten daha az bir farkla kazanırsa ikinci tur biletini alan Romanya olacak, ama kalan 15 dakikada Hollanda skoru 4-0’a getirirse, bu kez Romanya elenecek ve Fransa ile İtalya’nın, Zürih’te penaltı atması gerekecek!
Hollanda-Romanya maçının son 15 dakikası boyunca Fransız ve İtalyan futbolcular ne yapacaklar peki? Sahada bekleyip dev ekranlardan Bern’deki maçı mı izleyecekler? Yoksa soyunma odasına gidip, diğer maç 4-0 biterse penaltı atmak için tekrar sahaya mı dönecekler? Böyle bir 15 dakikayı zihinlerinizde canlandırabiliyor musunuz? Dünya futbol tarihinin en acaip durumlarından, olası büyük skandallarından biri değil mi?  
UEFA’nın bu penaltı uygulamasında çok ısrarcı olacağını sanmıyorum… Muhtemelen bir sonraki turnuvada benzer bir durum olursa sadece son iki/son üç turnuva puanlarını kullanarak takımları sıralayacaklardır.

Minimum 3 dakika!
Bilmem dikkat ediyor musunuz, Euro 2008’de uzatma dakikaları anonsları “a minimum of x minutes” (en az x dakika) diye yapılıyor. Yani kural açık, hakem kaç dakika uzatma gösterirse eksiksiz olarak o süreyi oynatacak, eğer söz konusu uzatma dakikalarında yine bir duraksama olursa, onu uzatmanın sonuna ekleyecek.
Son iki sezon içinde birkaç kez bu köşeye taşıdık, (tabii ki cevap beklemiyoruz ama) MHK’nın bu konuda bir resmi açıklamaya gerek duymadığını da belirtmek gerek. 28 Nisan 2007’deki Sakarya-G.Saray maçının yöneten Bülent Demirlek, müsabakayı 2 dakika uzattı, skorbord 91:33’ü gösterdiğinde bitirdi. Aynı hakem bu sezonki A.Gücü-G.Saray maçında da gerekenden 33 saniye erken bitiş düdüğünü çaldı. Yine bu sene Beşiktaş-Konya maçını Halis Özkahya 30, Beşiktaş-Fenerbahçe maçının ilk yarısını Yunus Yıldırım 13 saniye eksik oynattı.
Eminim MHK üyeleri ve hakemlerimiz Euro 2008’i pür dikkat izliyorlardır, zaten bir kısmı da İsviçre’deler… Mutlaka onların da dikkatini çekmiştir turnuvadaki uzatma anonsları ve uygulamaları… Yeni sezonda da eminiz, eksiksiz oynanacaktır uzatma dakikaları…  

20 metreden frikik atmak
Hollanda-Fransa müsabakasını izliyoruz, ikinci yarının ortalarında Ribery ceza yayı çevresinden önemli bir frikik kullanıyor. O anda biliyoruz ki, barajda önemli bir hata olmazsa top ya auta gidecek veya barajdan dönecek!
Bu 18-20 metre mesafedeki serbest atışları doğru bir baraja karşı kaleye yönlendirmek gerçekten çok zor, önce 9,15 metre mesafede, yaklaşık 2 metre boyundaki bir duvardan topu aşıracaksınız, sonra kalan 10-11 metrede top 2,5 metre yüksekliğin altına inecek ve kaleye gidecek!
Biraz yüksek vursanız top üstten auta gidiyor, biraz alçak vurursanız da barajı aşamıyorsunuz! Oysa top sadece 2-3 metre geride, 25 metre mesafede olsa, barajı aşırıp kaleyi nişanlamak için ideal uzaklık oluşuyor.
Öyleyse neden hiçbir takım, paslaşarak topu 2-3 metre geriye taşımıyor? Topun başındaki bir adam topu 3 metre geriye verecek, oradaki arkadaşı durduracak ve bir diğeri de kaleye ideal mesafeden doğru vuruşu yapacak!
Üstelik barajdan uzaklaştığınız için de, paslaşma sırasında savunma oyuncuları size çok fazla yaklaşamayacak! Size de mantıklı gelmiyor mu?