Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for June, 2008

 Uçarak geliyoruz

Saturday
Jun 21,2008

Gökmen Özdemir
RÜŞTÜ’YÜ seviyorum. Ne yaparsa yapsın! Bugüne kadar bize inanılmaz sevinçler yaşattı. Golde yaptığı inanılmaz hataya rağmen hâlâ onu seviyorum.. O, Türk futbol tarihinin en büyük futbolcularından biri.. Türkiye’nin altın jenerasyonunun kalecisi.. Tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Onu bir gol yedi diye karalamak, tartışmak bu saatten sonra ayıp olur. Bu ayıba düşmemeliyiz..Son dakikaları seviyoruz…Yedikten sonra atmak ise alışkanlığımız. 90, hatta 120 dakikada Hırvatistan ile kafa kafaya mücadele ettik. ‘Futbol oynadık’ diyemeyiz. Ama mücadele ettik. Kimi zaman biz üstündük, kimi zaman Hırvatlar… Yarı finalin penaltı atışlarına kalması maça pozisyon açısından bakıldığında Hırvatlar adına adilane olmayabilir ama futbol açısından adil bir durumdu.. İnanın Zagreb’i Viyana’ya taşımalarına rağmen bize karşı kesin üstünlük kuramadılar..Eksiklerin bel büktüğü, Servet’in yokluğunun moral bozduğu bir ortamda, gidip geldiğimiz anlarda maçı penaltılarla alıp Almanya’ya Basel’de rakip olmak anlatılamaz bir duygu… ‘Kaybettik’ dediğimiz anda kazanmak… 35 bir Hırvat’ı susturmak… Yarı finale yükselmek… Hepinizi seviyorum çocuklar… Hem de çok. Siz tarih yazarken tribünde olduğum için şanslıyım… Size şahitlik ediyorum. Yarı finaldesiniz. Avrupa’nın en büyük 4 takımından birisiniz….NE VURDUN BE SEMİH!BASEL’E gidiyorum. Dün oraya gitmeyi çok istediğimi söylemiştim. Yarın gidiyorum. Hem de koşa koşa… Sizin sayenizde çocuklar. Sizin yarattığınız mucizeler, sizin alın terinizle peşinizden geliyorum…Penaltılarla kaybetseydik de Rüştü benim için büyük bir kaleciydi. Kazandık, hâlâ öyle… Ama Semih için bir parantez açmak lazım… Büyük golcü. Tek vuruşların değişilmez adamı. Sonradan girdiği maçlarda rakiplerin kâbusu… Ne vurdun be arkadaş! Hepimizi hoplattın. Bizi uçurdun..Kazandık ama ağır yaralıyız. Yarı finalde Arda, Tuncay, Emre Aşık yoklar… Ama şunu söylemeliyim. İlk sarı karttan ve cezadan sonra yanlarına not alırken hep “Yarı finalde yok” diye yazdım. İçime doğmuştu belki de. Bekle Almanya. Bekle Basel geliyoruz… Eksik, yaralı ama aslanlar gibi… Koşarak, coşarak, uçarak geliyoruz!

Helal olsun size

Friday
Jun 20,2008

Levent Tüzemen

Avrupa bu Türk Milli Takımı’nın cesaretini, ruhunu, inancını ve zaferini uzun yıllar unutmayacak. Yaptığı mücadeleye saygı duyacak. Bir Türk gazetecisi olarak bu mutluluğu yaşadığım için gurur doluyum. 70 milyonluk Türkiye’ye büyük mutluluk yaşatan Milli Takım’ı hocasından futbolcusuna ve yöneticisine kadar kutluyorum. Türkiye sizinle gurur duyuyor.
“Büyük lokma ye büyük konuşma” diye boşuna dememişler. Viyana’yı istila eden Hırvatlar, “Almanya sana güle güle” diye bağırıyordu . Türkiye’yi elediklerini düşünüyorlardı. Ama Türk’ün inancını ve gücünü tanımıyorlardı.

KALAN SAĞLAR BİZİMDİR
Hırvatlar’ın hocası Biliç‘i bu kez 2. Jean Paul’un madalyonu bile kurtaramadı. 70 milyonun inancı ve duaları Türk Milli Takımı’na itici güç olup başarıya taşıdı.
Milli Takım “Kalan sağlar bizimdir” felsefesiyle kurulmuştu. İlk 15′te Hırvat alanından çıkmadık. Israrla yerden ayağa pas oynuyor, top rakibe geçtiğinde hemen önde pres koyuyorduk.
Gökhan‘ın uzun top oynama sevdası, Sabri‘nin riskli pasları Hırvatlar’ı cesaretlendirdi. İkinci 15′te kalemize hapsolduk.
Modriç‘in ortasında Oliç‘in topu üst direğe nişanlaması şansımızdı. Tuncay ve Topal‘ın iyi oyunları sayesinde üçüncü 15′te oyunun kontrolünü elimize geçirdik. Hamit-Tuncay-Arda üçlüsü orta alanda akıllı top kullanıyordu. Ama final paslarının şiddetini ve zamanlamasını ayarlayamıyorduk.
İkinci yarıya Rüştü‘nün hatasıyla az daha gol yiyerek başlıyorduk. Hırvatlar yine Sabri’nin kanadından bindiriyordu.

SIRADA ALMANYA VAR
Terim’in Kazım’ı çıkarıp Uğur’u alması doğruydu. Petriç’in oyuna girmesi Hırvatlar’ı toparladı. Çok baskı yiyorduk. Topal’ı çıkarıp Semih‘i aldı. Son 10 dakikadaki Hırvat baskısına ve Srna‘nın korkutan frikiklerine Rüştü’nün başarılı kurtarışlarıyla dayandık.
Kalpleri durduran bir uzatma izledik. Tuncay ve Semih’le golün kıyısından geçtik. İkinci uzatmada Hırvatlar tükenmişti ama 119′da Rüştü’nün hatasıyla golü yiyip yıkıldık. Çıkmamış canda umut vardır sözü gibi uzatmanın uzatmasında mucize golcü Semih’le maçı penaltılara taşıdık Ve bu moralle penaltılarda Hırvatlar’ın canına okuduk. Sırada Almanya var. Bu çocuklara güvenin.

Pes etmeyen mucize adamlar

Friday
Jun 20,2008

Gürcan Bilgiç

Futbolcularımız sahaya koşarak değil, yarattıkları mucizelerin omuzlarında çıkıyordu. Hırvatların Avrupa’nın tüm devlerine meydan okuyarak geldikleri noktaya, kalplerini koyarak geldiler. Ve dünkü 90 dakikada “mucizeyi” kulübede, gerektiğinde kullanmak üzere oturtuyorlardı. Maçı dengede tutmak ilk plandı. BİZDEN FARKLARI YOK Önceki üç maçta da olduğu gibi yine takım düzenimiz, ilk onbir dizilişimiz, görev anlayışımız değişmişti. Bunda sakatlıkların ve cezalı oyuncularımızın da etkisi vardı. Hamit ve Tuncay orta saha oynuyorlardı. Çıkana kadar Kazım’ın, ve maç içinde Nihat’ın ne oynadığı belli değildi.Bu kez gözü kara olmak yerine, ‘düşün-taşın’ aktivitesi içindeydik. Kontrollü oynuyorduk. Hırvatların bizden farkı neydi? Yoktu kısacası. Onların gözünde korku dağları, “Aman bir yanlışlık olmasın” hesapları vardı. Geriden gelip, kazanmayı başaranların son kurbanı olmamak adına, biraz da riske girmeden oynamayı tercih ettiler. KULÜBEDEKİ ‘MUCİZE’ Ama 90 dakikayı damgalayan direkte patlayan bir pozisyonları ve Rüştü’ye takılan müthiş bir frikikleri vardı. Biz Mehmet Topal’ın 35 metreden gönderdiği füze ile avunduk. İkinci pozisyonu arayıp bulamayıp, yine avunduk. Semih’in oyuna girişi, geç gelen bir doğruydu. Aslında Semih’in kulübede oturan ‘mucize’ olduğunu öğrenecektik ilerleyen dakikalarda. Uzatmaları yine elimizde tutup, rakibe açık vermeden oynamaya çalışırken, 119′da öne geçti Hırvatlar. Yere yıkılan arkadaşlarını Hamit ile Tuncay kaldırmaya çalışıyordu. “Durun, daha bitmedi” diyecek kadar çılgınlık vardı kafalarında. HEPSİNE HELAL OLSUN Ve bunu 119. dakikada gelen golün sevincini şimşek hızıyla yaşayan şımarık teknik adam Bilic’in cebine, aynı hızla sokacak kadar da ileri gittiler. Çek maçını yorumlarken, “Bizim alnımıza yazılmış bir yolumuz, dualarımızla kutsanmış bir de formamız var” demiştim. Kucaklanmayı böylesine hak eden, böylesine alınlarından öpülesi bir takımımız var. Onlar ‘pes’ etmiyorlar. Onlar, ‘mucize’ adamlar. Onlar bizim takımımız.Hepsine helal olsun.

Şimdi konuşun Terim’i

Friday
Jun 20,2008

Kazim Kanat

Bu maçın teknik analizini yapmayacağım. Yaparsam Fatih Terim’in bir dolu çılgınca yanlışlıklarını yazmak zorunda kalacağım. Sadece tek kelime yazayım: ‘Takımın tek ön liberosu Mehmet Topal’ı çıkartıp santrafor Semih Şentürk’ü almasının hiçbir teknik yorumu yoktur. Bunun adı çılgınlıktır….
Ama futbol işte böyle bir şey. Terim’in bu yanlış yorumu doğru bitti. Topal’ın oyundan çıkmasıyla Ulusal Takım ön liberosuz oynadı. Bu bölgenin sorumluluğunu neredeyse Tuncay Şanlı tek başına aldı. Hem oyun kurdu hem takımı hücuma çıkardı. Şentürk de oyuna girdikten sonra kendini hep gizledi. Bir kez sahneye çıktı o da herşey bitti diye diz çöküp ağladığımız an 70 milyonu güldürdü. Ne güldürmesi canım 70 milyona hayat verdi hayat. Oysa bundan 1 dakika önce kendi ayağımızdaki topu Hırvatlar’a armağan ettik. O top geldi olmayan pozisyonda gol oldu. Olacak şey değil. Bu goldeki en büyük hatayı Rüştü Rençber gibi bir büyük usta yaptı. Hem de ne hata. İşte bu noktada özel bir paragraf açayım. Bu maça damgasını vuran oyuncu kaleci Reçber oldu. Kalede duruşu ve kurtarışıyla Türkiye’yi şimdiden Avrupa’nın 4 büyük takımından biri yaptı.

POZİTİF ENERJİ VERELİM
Tekrar başa dönelim… İtalyayan hakem dürüst ve namuslu olsaydı Tuncay Şanlı’nın pozisyonuna penaltı verir maçı da çözerdi. Açıkca Hırvatlar’ı korudu. Peş peşe gösterdiği sarı kartla Türkiye’nin yolunu kesmek istedi, ama kesemedi.
Şimdi… Fatih Terim’i eleştirenler susmak zorunda. Maçtan önce ‘Topal Karınca’ ol dediğim Fatih Terim takım tertibi ve sistem konusunda maçı kazanmak için çok şey yaptı. Çok doğrusu da vardı çok yanlışı da vardı. Ama kazanan haklıdır. Şimdi Terim’i eleştirme günü değil. Terim’e pozitif enerji verme günüdür.

MESAJ: Sayın Tayyip Erdoğan bu maçı bir Başbakan duygusuyla izlemedi. Eski bir futbolcu gibi izledi. Yediğimiz gol de kahroldu attığım golde çılgınca sevindi. Futbol Başbakanlar’ı bile ağlatırmış…

Okunmuşuz!…

Friday
Jun 20,2008

Ahmet Çakar

İddia ediyorum Dünya çapındaki hiçbir turnuvada, 100 yıllık futbol tarihinde hiç bir takım bizim kadar şanslı olmamıştır. Arka arkaya oynadığımız son üç maçı son saniyede attığımız gollerle ya alıyoruz, ya da dün geceki gibi penaltılara taşıyoruz. Kim ne derse desin, Avrupa şampiyonasında aldığımız bu başarılı sonuçların tek sebebi futbolcular olamaz. 3-5-2, 4-4-2 gibi reel nedenler de olamaz. Bunun adı Allah’ın lutfu ise Allah’ın lutfudur. Bunun adı mucize ise mucizedir. Ama Türkiye bu rüzgarla, bu mistik güçlerle nereye kadar gidecek kestiremiyorum. Düşünebiliyor musunuz, tek gol pozisyonumuz var o da 121. dakikada Semih’in vurduğu şut, o da gol oluyor. Maç boyu fevkalade oynayan Rüştü 118. dakikada kendine hiç yakışmayacak şekilde müthiş hatalı bir gol yiyor ama penaltılarda takımı kurtaran isim oluyor. Adeta futbolun ilahları bize önce eşeğimizi kaybettirip, sonra bulduruveriyor. NE MUTLU BİZE DEĞİL Mİ? Çok ilginçtir ki, 118. dakikada golü yediğimizde Türkiye’de birçok insan hala umudunu kaybetmemiştir. Çünkü biz belli güçlerin himayesinde müthiş bir haziran ayı geçiriyoruz. Penaltılara geçtiğimizde en işi şutörümüz Nihat sakatlanmış, ama yine kimsede umutsuzluk yok. Zaten 122. dakikada Semih golü attığında 100 yıllık futbol istatistikleri penaltılarda da maçın Türkiye tarafından kazanılacağını bizlere hissettirdi.Dünya sizler bu satırları okurken yüzlerce ülkede bizi konuşacak. Futbolumuzu konuşacak, oyuncularımızı konuşacak ama herhalde en önemlisi tüm dünya “Şanslı Türkler” diye bahsedecek. Ne mutlu bize değil mi? “Anneannesi Hırvat” dediler, Rosetti’yi yıprattılar. Maç boyunca da kötüydü. İlk yarıda Tuncay’a yapılan net penaltıyı vermedi. Ama Rosetti de mistik güçlerin etkisindeydi. 15 dakikalık son bölümü neredeyse 2 dakikaya yakın uzattı ve Semih’in golü geldi. Aslında uzatmayabilirdi. Ama dedik ya, biz şanlı Türkleriz. Şimdi sırada Almanya var. Cezalı ve sakat oyuncular nedeniyle belki de liberoda Fatih Terim ve Müfit hoca oynayacaklar. Ama artık teknik, taktik falan yok. Biz yola çıkmışız, bir şeyler bizi iteliyor.

 Kimse şaşırmadı

Friday
Jun 20,2008

Gökmen Özdemir
Türkiye’nin yarı finaldeki rakibi kim olacak? Dün gece maçı izlerken biz Türkler’in kafasındaki soru buydu… Herkes bunu konuşuyordu. En azından Avusturya’da bugünkü çeyrek finali bekleyen Türk gazeteciler… Almanya mı yoksa ilk maçta karşılarında futbol olarak ezildiğimiz ve yenildiğimiz Portekiz mi? Sorunun cevabını aramak için çok beklemeye gerek kalmadı. Alışıldığı üzere, her zamanki gibi, yine, Almanlar işi erken bitirdi. Hangi şekilde açıklanabilir bilmiyorum… Ama Almanlar turnuvalarda 9 canlı kedi gibiler… En kötü zamanlarında sahaya bir ruh, bir direnç, bir yenilik koymayı biliyorlar. Portekiz’in tüm silahlarını durdurup, duran toptan iki gol bulup, maçı kontrol edip, yine yeniden, her zamanki gibi kazanmayı bildiler… Şaşırdım mı? Hayır! Tahminen siz de şaşırmamışsınızdır!Nedense hepimiz Almanlar’ı gözümüze kestirmiş durumdayız. Bugünkü Hırvatistan maçını düşündüğümüz bile yok. Oysa ki bizim takımın yarısı sakat ya da cezalı. Buna rağmen kazanacağımaz inanıyoruz. Hem de sert ve inatçı Hırvatlar karşısında…Lineker’in dediği gibi “Futbol 22 kişi ile 90 dakika boyunca ayakla oynanan ve sonunda Almanlar’ın kazandığı bir spordur.” Bunu unutuyoruz… Sanki Hırvatistan’ı geçtik de Almanlar’la eşleşmiş gibi sevindik dün gece… Şaşırtıcı… Portekiz’e kaybederken sahadaki futbolcular bizim değil miydi? Futbol böyle garip bir oyun. Rüzgârın yönü hızlı değişiyor. Löw ve Almanya adına dünkü galibiyet çalışılmış bir oyun gibiydi. Herkes nerede duracağını, nasıl vuracağını, Portekiz’i nasıl durduracağını ezbere biliyordu. Bir ara Nani 3-1 gerideyken 6 Alman’ı birden çalımlamaya çalışıyordu ve yanında hiçbir arkadaşı yoktu. Almanlar Portekiz’in hatlarını kesmişti çünkü… Biz yapamadık ama birileri Scolari’nin oyuncağını bozdu. Çok yetenekli bir futbolcu topluluğuna sahip olan Portekiz, iyi bir takım olamamanın bedelini ödedi. Kalitesi Portekiz ile tartışalamayacak kadar aşağıda olan Almanlar ise takım olmanın ve derslerine iyi çalışmanın ödülünü aldılar…Bugün kazanırsak Almanlar ile Basel’de yarı finale çıkacağız… Kazanır mıyız? Bilmiyorum. Almanlar ile oynar mıyız? Onu da bilmiyorum. Ama ben Basel’e gitmek istiyorum!

Servet’e gazi madalyası verin!

Thursday
Jun 19,2008

Kazim Kanat

Neresinin sakat olduğunu yazmayacağım.
Neresinin sağlam olduğunu yazacağım.
Bir tek yeri sağlam, o da yüreği!..
Bir çok futbolcunun, “kılı dönse” sakatım diye kapris yaptığı şu dönemde, “futbolculuk kariyerini” dahası; ekmek yediği mesleğini tehlikeye atacak kadar yürekli biri o.
Galatasaray’ın şampiyonluk maçında gık demeden oynadı. Maç bitti, şampiyonluk turunu iki arkadaşının kollarında attı.
Şimdi ise!… Ulusal takımın her maçında insan üstü oynuyor. Önerim şudur efendim:
Sırtındaki Ulusal forma için hayatını ortaya koyan Servet Çetin’e, “Gazi Madalyası” verilsin.

Beckenbauer etkisi

Thursday
Jun 19,2008

Levent Tüzemen

Almanya grup maçlarında oynadığı futbolla hayal kırıklığı yaratmıştı. Özellikle Löw’ün oyuncu tercihleri ve Gomez’de ısrar etmesi çok eleştirilmişti. Löw’ün yanlışlarına Alman futbolunun “Baron” u Beckenbauer kesin müdahale etmiş olacak ki; kadroda yapılan köklü değişim Almanya’nın çehresini değiştirdi.
Löw’ün Gomez’i kulübeye çekip yerine Podolski’yi sürmesi, Frings’in yerine Rolfes’i monte etmesi ve Bayern’in dinamosu Schweinsteiger’i ilk onbirde Fritz’in yerine koyması Almanya’yı pozitif oynayan ve “turnuva takımı olma” ruhunu taşıyan bir ekip yaptı.

4 DAKİKADA 2 GOL YEDİLER
Portekiz’in teknik beceri üstünlüğü, yaratıcılığı koşan ve makine düzeninde çalışan Almanya’ya karşı ilk 20 dakika işlemedi. Almanya akıllı kapanırken, Portekiz’in kaptırdığı topları da hızlı hücuma taşıdı. Ve Podolski’nin bir hızlı hücumda ön direğe kesti topu Schweinsteiger gol yaptı. Portekiz bu şoku yaşarken sahneye Klose çıktı ve Schweinsteiger’in adrese teslim ortasına kule gibi yükselip kafayla köşeye bıraktı. 100 milyon euroluk savunmasına rağmen 4 dakikada iki gol yiyen Portekiz, Ronaldo’nun, Deco’nun ve Simao’nun oyuna ağırlığını koymasıyla toparlandı. Özellikle Ronaldo’nun sol kanattan yaptığı bindirmeler Almanya kalesinde pozisyon olmaya başladı. Nuno Gomes’in attığı golde de Ronaldo’nun yaratıcılığı vardı.

SCOLARİ TAKIMI ETKİLEDİ
İkinci yarı Portekiz baskısını; savunmada doğru pozisyon olarak ve takım savunması yaparak durduran Almanya, kaptanı Ballack’la skoru 3-1′e taşıdı. Ancak Ballack’ın vuruş öncesi Ferreira’yı itmesi fauldü. Schweinsteiger’i ilk onbire koymanın ödülünü Löw aldı. Bu golde ortanın sahibi yine maç boyu 10 kilometrenin üzerinde koşan dinamo Schweinsteiger’di.
Bu zamana kadar Avrupa Şampiyonası’nda iki kez finalde kaybeden, 3 kez de (En çok) kupayı kazanan Almanya turnuva takımı olduğunu 7′nci kez yarı finale çıkarak kanıtladı. Portekiz, “Yeni altın jenerasyon” denilen Ronaldo’lu, Pepe’li, Siamo’lu, Nani’li kadrosuyla Almanya’ya elendi. Portekizliler duygusal bir millettir. Bence, Scolari’nin turnuva sürerken Chelsea ile anlaşması takımın motivasyonuna olumsuz yansıdı.

Terim’in metodu mu?

Thursday
Jun 19,2008

Vedat Bayram

Genel olarak siyah ve beyaz yargı ağırlıklı bir toplumsal genetiğe sahibiz. Bizim için çoğunlukla bir şey vardır ya da yoktur… İyidir ya da kötüdür… Hiç bunun ortasını düşünmez, “Hayatta bir de gri olduğunu” çoğunlukla hatırlamayız. Portekiz yenilgisinin ardından “Gardı düşen bir boksör” gibiydik. Şimdi zoru başarıp güçlü Çek Cumhuriyeti eledikten sonra yine herkese kafa tutmaya başladık.
Dikkat ediniz, Türk toplumunun yüzde 80′i Çekler karşısında kendi takımının tur şansını “Zor” kelimesi ile ifade ediyordu. Şimdi ise “Bu takım final oynar” demeye başladık. Hem de ne olduğunu hesap etmeden, Çek Cumhuriyeti’nin 20′ından nasıl kurtulduğumuzu düşünmeden. Kalan dakikalarda skor eşitlenseydi oyundan atılmış bir kaleci ile ne yapacağımızı hesap etmeden. Sonuç olarak, +92′de kazanılan İsviçre ve 15 dakikada alınan Çek Cumhuriyeti galibiyeti tamamen Türk Milli Takımı’nın inanç ve şansıdır.

4′TE 3 BAŞARISIZIZ
Bulduğumuz goller dışındaki dakikaları hatırladığımızda ise oyunların 4′te 3′ünde çok başarılı olmadığımız da ayrı bir gerçektir. Bu şart ve gerçekler altında Avrupa 2008′de başarılı olmak inanç, moral ve mutabakat
işidir. Bu hadise yüzde 100 bir toplumsal mutabakat ve pozitif ortam gerektirir. Oysa Fatih Terim maç sonrası basın toplantısı ile bu mutabakatı bozmuştur. Terim’in maç sonrası ifade ettiği sözler bir metot mudur anlayamadım.
Ömrümün uzun yıllarını stat koridorlarında karşılaşarak geçirdiğim Sayın Fatih Terim’in bu işi sık sık yaptığını görmekteyiz.

TSYD’YE BİR TAVSİYE
Yukarıda arz ettiğim gibi tam mutabakat zamanı başarıyı konuşmak yerine amiyane tabirle “Çerkez çıkması gibi” bir çıkışı hocanın birilerini mahcup etme gayreti olarak açıklayamam. Terim’i bu karakterde biri olarak tanımıyorum. Ancak böyle önemli bir ortamda “hesapsız bir konuşma” yapabileceğine de ihtimal vermiyorum. Olsa olsa bu işi de bir motivasyon aracı olarak kullanıyor diye düşünmekten de geri kalamıyorum. Fakat ne maksatla yapılırsa yapılsın; birincisi kafaları karıştırdığı, ikincisi mutabakatı bozduğu kesin.
Eğer hoca böyle devam edecekse, ikide bir basın mensuplarını mahcup edecekse ve bundan da bir yarar olacaksa TSYD’ye bir tavsiyem olacak. 10 kişilik bir Fatih Terim ekibi kursunlar. Onlar da gerekli oldukça karşılıklı atışsınlar

 ’Türk duruşu’

Thursday
Jun 19,2008

Gökmen Özdemir
HANGİMİZ daha açız? Hırvatistan maçının kilidi galiba bu soru… İki takım da birbirine çok benziyor aslında… Genç ve yeni jenerasyonlarıyla geldiler turnuvaya… Kendilerini göstermek isteyen, Avrupa piyasasına adım atmak isteyen gençlerin saha içerisindeki mücadelesi sert geçeceğe benziyor. Aşağı-yukarı aynı topraklardan, Balkanlar’dan gelen iki takımın yetenekli ve başarıya aç çocukları Viyana’da, Basel bileti almak için sahaya çıkacaklar. Belki de geçmişte Viyana kapılarına ‘aynı forma’ altında birlikte dayanmışlardı, kim bilir… Milli Takım’ın ‘gol yemeden oynayamama’ rahatsızlığı ilk tur maçlarında bariz bir şekilde ortaya çıktı. Avrupa Şampiyonaları’nda ve Dünya Kupaları’nda genelde şampiyonlar ortalama 28-29 yaş eşiğindeler… Ama bizim takım sadece 25 yaş ortalamasına sahip. Gol yemeden atamamak, tamamen bir psikolojik rahatsızlık. Skoru tutma endişesi, gol yedikten sonra skoru yeniden kazanma telaşına dönüşüyor. Bu telaş da bize adrenalin pompalıyor. Ve arkasında bizim için şenlik başlıyor. Bugüne kadar oynadığımız takımlar çok tecrübeli, bu maçları nasıl oynayacaklarını bilen oyunculardan kuruluydu. İsviçre bile diğerlerine göre genç olsa da uzun bir birliktelikten kaynaklanan tecrübeye sahipti. Ama Hırvatistan farklı…ARTIK ŞANIMIZ ARTTIHIRVATLAR da bize benziyor… Onlar da genç. Onlar da aç. Yani anlayacağınız çeyrek finalin stratejisi farklı olmalı. Daha olgun bir oyun ortaya koymalıyız. Çekingenlik rakipte de olacak. Onlar da bizi iyi tanımıyor. Hırvatlar’ın da gördüğü sahada sonuna kadar mücadele eden, maçı hiç bırakmayan bir Türkiye… İki maçı arkadan gelip almamız şanımızı arttırdı buralarda… Artık rakipler sahaya çıkarken “Biz Türkler’i yeneriz” psikolojisinde olamayacaklar… Yarın sonucu belirsiz bir maça çıkacağız. Ne kadar aç olduğumuz, maçı rakipten ne kadar çok daha istediğimiz çok önemli… Başarıya açlığı saldırganlığa dönüştürmeden, bize artı bir değer katacak şekilde kullanırsak kazanabiliriz. Sahadaki duruşumuz rakibe “Biz maçı alamayız” havası yaratmalı. Sert ve inançlı çocuklar cuma günü bizi Basel’e götürebilir… Bugüne kadar kısa zaman aralıklarında da olsalar bize güçleri konusunda küçük pasajlar sundular. Onlardan tek beklentimiz Viyana’da da aynı isteği göstermeleri, Türkiye’yi sahada iyi temsil etmeleri. Kazanırlar ya da kaybederler önemli değil… Önemli olan sahada bir ‘Türk duruşu’ olduğunu göstermeleri…