Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Sıkıntıların içinden bir dev daha çıkarmayı başarmıştık. İlk yarı bittiğinde oyunun hakimi de, pozisyonların sahibi de, Basel’in kabadayısı da bizdik. Fatih Terim, biri kaleci, ikisi sakat 15 oyuncu ile sahadaydı. Tartışılmayacak kadar alternatifsiz, bir o kadar da mücadeleci bir takımla oynadı. Marco, Ayhan, Hamit üçlüsünün pas üretimi, oyunu çok çabuk elimize bıraktı. Almanlar zaten neyle karşı karşıya olduklarını bilemez halde, maçın renginin belli olmasını beklerken, bizim çocuklar çoktan Lehmann’ın kalesine isabetli ziyaretlere başlamışlardı. Direklerden dönen şutların peşi sıra iki çabuk gol geldi. Uğur ile sevinirken, bir anlık gafletin faturasını Rüştü ağlardan çıkartıyordu.Hamit sorumluluğu üstüne aldı. Topa kendini en çok gösteren oyuncuydu. Ama bu isteğini daha efektif kullanamıyor, ilk Alman golünde de topu kaptıran oluyordu. Ayhan’ın zeka pırıltıları, “ah’lar vah’lar” içinde beklediğimiz karşılaşmayı, Almanlar’ın kabusu yapmıştı. HAKEM BİLE DURDURAMADI Mucizeler yarattığımız maçların ardından, bu kez futbolun bütün tatlarını sergilemeye geçmiştik. Demek ki her şeyi yapabiliyorduk, her şeyi elimize alıp, her rakibe meydan okuyabileceğimizi gösteriyorduk. Eksiklerimiz, sakatlarımız, cezalılarımız, İsviçreli hakemlerin yanlış kararları bizim için engel olamadı. Onlar mucizeler yaratmışlardı. Bir eksik, bir fazla; işlerini yapıyorlardı.Bize bu yarı finali yaşatanların, o kutsal formayı herkese hatırlatanların, bir an bile olsa asla vazgeçmeyenlerin, Fatih hoca ve talebelerinin alınlarından öpülmeli.Evet, son saniyelerde yenildik Almanlar’a. Onlara finalist olmanın ne kadar değerli olduğunu iyi hatırlattık, gittikleri maçın kıymetini öğrettik. Bundan sonra bir Türk takımı ile karşılaşacak Avrupalı veya Türkiye’yi karşısında bulacak her hangi bir takım üç kere düşünmek zorunda kalacak; “Bu çılgın adamlarla nasıl baş edeceğiz” diye düşünecekler. Çinliler, “Çin Seddi” ile başa çıkabildiler, bakalım onlar bu gurur ve inat ordusunu nasıl engelleyecekler.

Bir Türk ve bir gazeteci olarak bu güzellikleri bizlere yaşatan, Türkiye’nin adını Avrupa’ya ezberleten Milli Takım’a teşekkür ediyorum. Hepinizin ayağına sağlık. Yüreğinizi, cesaretinizi alkışlıyorum. Ve Türkiye’nin sizinle gurur duyduğuna inanıyorum.
Türkiye’nin Almanya’ya büyük üstünlük sağladığı müthiş keyif veren bir ilk yarı izledik. Almanlara top göstermedik, pozisyon vermedik. Bu güzel oyunda sahaya çıkan kadronun büyük payı vardı. Turnuva başından bu yana ilk kez birbirini tamamlayan bir kadro gördük. Ayhan, Uğur Boral, Hamit, Aurelio dörtlüsünden oluşan orta saha, dantel işler gibi ayağa pas yapıyordu. Hamit göbekten, Uğur ve Kazım kanatlardan bindiriyordu. Mehmet Topal kademeye akıllı giriyordu. İlk 25 dakika biz oynadık, Almanlar seyretti. Uğur, Hamit ve Kazım’ın şutlarını Lehmann zor çıkardı. Kazım’ın mermisi direkte patladı. Müthiş pres yapıyor, önde basıyor, hücuma hızlı çıkıyorduk. Bu baskımıza Almanların dayanması mümkün değildi ve Ayhan-Sabri işbirliği sonucu oluşan pozisyonda Kazım’ın direkten dönen topunu Uğur, Lehmann’la birlikte ağlara soktu.
Almanlar şaşırmıştı ama hücuma çıkarken Podolski’nin kapıp ortaladığı topu Schweinsteiger ağlarımıza bıraktı. Bu gol Almanya’nın tek ciddi atağıydı.
YENİLGİYİ HAK ETMEDİK
İkinci yarı yine akıllı hücum ediyorduk. Sıkıştığımızda ileriye gelişi güzel vurmuyor, ayağa isabetli pas yapıyorduk. Ancak Sabri, Podolski’yi çok fazla unutuyordu. Semih rakipleriyle boğuşurken iyi de top tutuyordu. Ama bize yapılan faullere Busacca kart göstermiyordu
Akıllı hücum ediyor ama final paslarında zamanlamayı ve topun şiddetini ayarlayamıyorduk. İyi oynarken unuttuğumuz Podolski’nin ortasına yanlış çıkan Rüştü yüzünden Klose’nin golünü önleyemedik.
Bu turnuvada maçı bırakmamak en büyük karakterimizdi. Sabri’nin ön direğe kestiği topu biyonik golcümüz Semih’le ağlara bıraktık. Golün sarhoşluğu içindeyken savunmamızın yaptığı kademe hatası yüzünden golü yedik ve finali kaçırdık. Üzücü olan; Almanlardan daha iyi oynadık, hatta futbol dersi verdik, iki kendi kalemize iki de rakip kaleye olmak üzere 4 gol attık ve yenilgiyi hiç hak etmedik. Sağlık olsun.

Maçın teknik boyutunu değerlendirmeyi futbolda usta arkadaşlarıma bırakıp, Milli Takımımız’ın turnuva boyunca oynadığı futbol ile yaşantımıza kattığı artılardan bahsetmek istiyorum. Spor hayatını Almanya’da sürdüren bir Türk olarak dün ülkenin önde gelen iki gazetesi TAZ ve Rundschau benimle yarı final karşılaşması hakkında röportaj yaptılar. Benim aşırı güvenim sonrası her iki gazetecinin de sorduğu soru ” Bu inancı ve cesareti nereden alıyorsunuz? ” şeklindeydi. Tabii ki benim milli duygularım ve hislerimin yanında, o inancı bana veren sevgili Fatih Hocam, Türk sporcularımız, arkalarındaki Federasyon yöneticilerimizdir. Turnuva boyunca ortaya konan performans benim gibi milyonlarca Türk’e aynı duyguları aşıladı.
Ancak hesapta olmayan bir şey vardı. İsviçreli hakem ülkesinin şampiyonada bizim tarafımızdan elenmesini hazmedemiş olmalı. Dün gece sahada herhangi bir Alman hakem olsaydı inanın bundan çok daha iyi olurdu. Hakemin skandal yönetimine müthiş bir fairplay ile karşılık veren ve hiçbir fiili reaksiyon vermeyen teknik heyetimiz ve oyuncularımız oynadıkları futbol ve gösterdikleri inançtan sonra bir de davranış dersi verdiler. Bunun yanında stattan şarkılar söyleyerek, hakemin bu kötü yönetimini içine sindiren Türk taraftarlar da Alman taraftarları kutlayarak dünyaya bir başka güzel ders verdiler.
YÜREK DOLUSU TEŞEKKÜRLER
Bu şampiyonada tüm Avrupa’yı kendine hayran bırakan bir performans, özgüven, cesaret ve sempati üreten takımımızla ne kadar gurur duysak azdır. Onlar oynadıkları oyun ile “Futbol: Made in Turkey” sözcüğünü herkese ezberlettiler.
Böyle bir takımımız, böyle bir yürek ve inancımız olduğu için Türk olmaktan inanılmaz gurur duyduğum bir gece yaşadık. Belki skandal İsviçreli’nin yazdığı neticeyi değiştiremedik ama tüm dünyanın gözünde müthiş bir saygı kazandık. İnanıyorum ki son 15-20 yılın en olumlu Türk propagandasını yaptık. Emeği geçen Sayın Başkanımız Hasan Doğan ve Başkanvekilimiz Lutfi Arıboğan’dan başlayıp hocamız Fatih Terim’e tüm oyuncularımıza, masör kardeşimiz Uğur’a, malzemecimize kadar yürek dolusu teşekkür borçluyuz. Hepsinin yüreklerine sağlık.

Portekiz yenilgisiyle başladığımız EURO 2008′de nefes kesen maçlar sonrasında yarı finale yükseldik. Hele inanılmaz çeyrek final karşılaşmasının ardından dünya bizi konuşuyor. Futbol tarihinde 119. dakikada gol yiyip son saniyede cevap veren başka bir takım olmadı.
Milli Takımımız’ın birçok saha içi rahatsızlığı var. Belli bir sistemimiz ve kadro istikrarımız yok; bu yüzden organizasyon sıkıntısı çekiyoruz. Kadroda bulunan ve bulunmayan defansın ortasındaki tüm futbolcularımız, yapıları itibariyle geriden oyun başlatamıyorlar.
Aralarında hazırlık pası dahi yapamıyorlar. Günümüz futbolunda en önemli silahlardan biri duran toplar. Duran toplarda kolay pozisyon verirken, kendimiz zor pozisyon buluyoruz.
Bu kadar baş ağrıtan handikaplara rağmen yarı finale çıkmamız gerçekten büyük başarı. Bu başarıdaki en önemli etken de takım ruhu. Fiziki olarak maç sonuna kadar diri kalıyoruz. Bu da çok büyük bir artı.
BALTA OLGUNLAŞTI
Gruptaki son maçına işi bitirdiği için yedek kadroyla çıkan, dinlenmiş ve iyi futbol oynayan Hırvatistan karşısında zorlu bir mücadele verdik. 90 dakika içinde ciddi sıkıntılar yaşadık ama uzatma bölümünde hırsımız ve fizik gücümüzle kontrolü biz ele geçirdik.
Hırvatistan maçında Hakan Balta’nın gittikçe yükselen performansıyla artık olgun bir sol bek kimliğine büründüğü açıkça ortaya çıktı. Takımları incelediğimizde hepsinin defansının ortasında çok önemli oyuncular var. Emre Aşık ile Gökhan Zan, sakatlıklarına ve birçok temel eksikliklerine rağmen yapabileceklerinin maksimumunu yaptılar.
HAMİT’E SAYGI
Hamit ile Tuncay’ın devamlılıklarına ve sergiledikleri sınırsız enerjiye saygı duymamak mümkün değil.
Semih Şentürk, F.Bahçe’ye yaptığı çok önemli katkılara Milli Takım’da da devam ediyor. İsviçre’nin güçlü defansının arasından attığı mükemmel kafa golüyle maçı döndürmüştü. Hırvatistan maçında da uzatmanın son saniyesinde, santrası yapılamayan tarihi golü attı. Üstelik buna ilaveten, hayatında ilk defa penaltı kullandı.
Yarın gece yarı finalde Almanya karşısına çıkıyoruz. İşte tarihi bir maç daha…
Rakibimiz; deneyimli, güçlü ve eksiksiz bir takım. Biz ise rekor sakatlık ve cezalarla sahaya biri kaleci 14 kişi çıkacağız. Artık ‘Kalan sağlar bizimdir’ demekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
Futbolcularımız sahaya çıkıp her şeylerini ortaya koyacaklar. Bu çok zoru başarırlarsa tarihe geçecekler; başaramazlarsa canları sağolsun.

PENALTI SİLAHI İLE ELENDİ
Uzatmalarda İtalya savunmasına gömülürken oyunu ağırdan almaya başladı. İspanya çok adamla hücum yapıyor ama Silva, Guiza ve Villa İtalya savunmasını aşamıyordu. İtalya, Dünya Şampiyonluğu’nu penaltılarla kazanmıştı. Gök Mavililer bu kez İspanya’ya penaltı silahı ile vurulup elendi. Euro 2008′de yarı finale grup lideri olarak çıkan tek takım İspanya oldu. Penaltılarda Casillas yıldızlaştı.
İSPANYA-İTALYA: 0-0 (PENALTILAR): 4-2
* STAT: Ernst Happel
* SARI KARTLAR: Iniesta, Villa, Cazorla / Ambrossini
* İSPANYA: Casillas

Semih’e tavsiyem
Salzburg’taki Yunanistan-Rusya maçını (atv’ye) yorumlarken spiker arkadaşım Yalçın Çetin’e “Biraz erken ama Rusya şampiyon olursa sakın şaşırma” demiş ve “Zhirkov da turnuvanın yıldızı olur” diye eklemiştim. O maçta Arshavin cezalı olmasaydı herhalde listeye onu da koyacaktık. Gerçekten de Ruslar futbolu dolu dolu, isteyerek ve severek oynuyorlar. Galip durumdayken bile asla futbolun pis taraflarına bulaşmıyorlar. Çok genç kadroları var, en büyük dezavantajları tecrübesizlik. 4-1 kaybettikleri İspanya maçı da çok iyiydi. Skor 3-1 iken kaçırılan yüzde yüz posizyonun dönüşü gol olmuştu. Yani 3-2′ye gelseydi, o maç da kurtulurdu. Turnuvanın en çok pozisyona giren takımını seyrederken o efsane Dinamo Kiev yıllarını hatırladım. CSKA ve Zenit’in UEFA şampiyonlukları asla tesadüf değil. Ruslar doludizgin geliyorlar ve inanıyorum ki önümüzdeki tüm şampiyonalara damgalarını vuracaklardır. Damgayı vuran bir başka takım da biziz. Büyük favori gösterilen Portekiz, Hollanda, Hırvatistan evlerine dönerken, Türkiye ve Rusya yarı finaldeler. Her iki takım da turnuvanın en genç ekipleri. Dünya onu konuşuyor Maçın sonlarında skorları değiştirmeleri bu yüzden. Uzatmaların ikinci yarılarında bizim Hırvatları, Rusların da Hollandalıları nasıl ezdiklerini gördük. Kendimizi iyice ezberledik, bu yüzden Milli Takım hakkında okuduklarınızdan değişik bir şey yazmak zor. Yalnız Semih için bir parantez açmak istiyorum. Doğum gününe kadar doğru dürüst forma şansı bulamayan Semih, ikinci devre oyuna girdiği maçlarda yıldızlaştı, hatta kahraman oldu. Zico döneminde de aynı durum devam etti. Her iki teknik adam da onu birçok maçta ilk 11′de oynattılar ama asıl verimi sonradan oyuna girdiğinde aldılar. Şimdi bir bakalım… İsviçre maçında ikinci devrede oynayan Semih kahraman, Çek maçında ilk 11′de oynayan Semih kenara alınıyor. Hırvat maçında ikinci devre oynayan Semih yine kahraman. Benim anlamadığım şu: Bu işleri böyle yapan Daum ve Zico’yu futbol bilmezlikle suçlayanlar, aynı işleri yapan Fatih Terim’i nasıl göklere çıkarıyor? Aslında bu Fenerbahçe’yi çalıştıranlarla ilgili bir durum. Yeni gelecek teknik direktörü de aynı dertler bekliyor. Son söz: Semih şu anda Avrupa’da hatta dünyada konuşulan bir oyuncu. Takımda Kezman duruyor, İlhan Parlak duruyor, yeni forvet gelecek. Bakalım işin içinden nasıl çıkılacak. Bu saatten sonra yedekliği kabul eder mi bilemem ama ben Semih’e kendini kahraman yapan dakikalara dikkat etmesini tavsiye ederim.

Son bilet Casillas’ın İspanya ile İtalya arasındaki maçın normal ve uzatma süreleri 0-0 bitti. İş kaleciler Buffon ve Casillas’a kaldı. İspanyol kaleci takımına yarı finali getirdi..
Viyana’nın, Antalya’yı aratmayan sıcağında ilk yarı ninni gibi bir mücadele izledik. Bunun baş sebebi İtalya idi. Dünya Şampiyonluğu’nun iki önemli mimarı Pirlo ile Gattuso’nun olmaması İtalya’yı katı savunma yapmaya itti. İspanya grupta üç maçını da kazanırken rakiplerin arkasına yaptığı hızlı hücumlarla pozisyonlar bulup golleri atmıştı. İtalya, Hollanda ve Romanya maçlarında geniş alanda oynadığı için çok pozisyon vermişti. İtalya aynı tuzağa düşmemek adına kendi 30 metrelik alanında balık ağını andıran bir savunma kurunca İspanya’nın Torres, David Villa ve David Silva gibi çabuk oyuncularını içeri sokmayıp kenarlardan hücum etmeye zorladı ve başarılı oldu.
İTALYA AKILLI SAVUNMA YAPTI
16. dakikada ayak bilekleri mükemmel olan David Villa’nın attığı ters çalım sonrasında Ambrosini’nin çelmesiyle düşürülmesi penaltıydı ama hakem Fandel “Oyna” dedi. İtalya akıllı savunma yapıyor ama Cassano ile soldan sinsice sokuluyordu. 19′da Cassano’nun ortasına yükselen Perrotta’nın kafa vuruşunda top Casillas’ın kucağına gitti. 24 ve 32′de David Silva’nın köşeye giden gollük şutlarını Buffon kurtardı. İkinci yarı Donadoni’nin, Cassano’nun yerine aldığı Camoranesi 61′de gole çok yaklaştı ve dönerek yaptığı gollük vuruşu Casillas çizgiden ayağıyla çıkardı. İspanya’da oyunu Senna- Xavi ikilisi kuramıyordu. Fabregas’ın girişi bu sorunu çözdü ve İspanya daha organize ve daha hızlı hücum etmeye başladı. İtalya az hücum etmesine rağmen daha net pozisyon buluyordu. 84′te Luca Toni, Di Natale’nin ortasında arkadan gelen Grosso’yu görmeyip topa dokununca İtalya büyük gol fırsatını kaçırdı.
PENALTI SİLAHI İLE ELENDİ
Uzatmalarda İtalya savunmasına gömülürken oyunu ağırdan almaya başladı. İspanya çok adamla hücum yapıyor ama Silva, Guiza ve Villa İtalya savunmasını aşamıyordu. İtalya, Dünya Şampiyonluğu’nu penaltılarla kazanmıştı. Gök Mavililer bu kez İspanya’ya penaltı silahı ile vurulup elendi. Euro 2008′de yarı finale grup lideri olarak çıkan tek takım İspanya oldu. Penaltılarda Casillas yıldızlaştı.
İSPANYA-İTALYA: 0-0 (PENALTILAR): 4-2
* STAT: Ernst Happel
* SARI KARTLAR: Iniesta, Villa, Cazorla / Ambrossini
* İSPANYA: Casillas

Favori gösterilen Hırvatların bizden korktukları açıkça belliydi. Aslında korkmakta da haklılardı. Çünkü kolay değil. Milli Takımımız, İsviçre ve Çekler’i yenerken özellikle ikinci devrelerde büyük işler yapmıştı. Bu yüzden rakibimiz savunmadaki oyuncularını hiç dışarı çıkarmadan oynarken, biz de onlara aynı düşünce ile cevap verdik ve ortaya tatsız tussuz çeyrek final maçı çıktı. Herhalde bir gün önceki 5 gol atılan Almanya-Portekiz maçını herkes aramıştır. Biz kendimize bakacak olursak 90 dakikayı berabere bitirmemiz başarıdır diyebiliriz. Çünkü maç boyunca Hırvatların direkten dönen ve Rüştü’nün kurtardıkları topları seyrederken, bizim tek pozisyon bulamadığımı söyleyebiliriz. O yüzden de beraberliği başarı olarak adledebiliriz. Fatih Terim’in ilk devre Sabri’ye bu kadar pas ve pozisyon hatası yapmasına rağmen nasıl tahammül ettiğini anlamış değilim. Nihat-Arda-Tuncay gibi silahlarımız da etkisizdi, bu yüzden pozisyon da yoktu. Hakan Balta sağ kanatta Sabri’nin yaptığı hataları sol kanattan kademeye girip bertaraf eden adam olarak yıldızlaşmıştı. Aslında bu görev Emre ve Gökhan’a aitti. Hakan’ı yaptığı ekstra işten dolayı kutlarım. Hırvatlar şaşırdı İkinci yarı Hamit de oyundan düşünce etkimiz tamamen azaldı ve ortada bir maç seyretmeye başladık. Skorun 0-0 bitip maçın uzatmaya gitmesi bizim için şanstı. Ama uzatmalarda sihirli değnek değmişçesine uyandık. Hırvatlar bu diriliş karşısında şaşkına döndüler. İlk uzatmadada rakibi sahasına hapsettik, atak geliştiremediler. İkinci uzatmada Hırvatlar biraz toparlandı ve sonuçta da bitime 1 dakika kala öne geçtiler. Tam her şey sona erdi derken Semih ortaya çıktı ve altın bir vuruşla ‘yola devam’ dedi. Çocukları bütün olumsuzluklara rağmen bu mücadeleyi verdikleri için ayakta alkışlıyorum. Gerçekten bir mucizeyi gerçekleştiriyorlar. Avrupa’nın son 4 takımı arasına girmeyi başardılar ve tüm Türkiye’yi sokağa döktüler. Teşekkürler çocuklar.

YAKIN planlıydı oyunumuz. Özellikle de iki anahtar adama karşı çok özel önlem almıştık… Topal, Modric’le, Tuncay Niko Kovac’la tampon tamponaydı. Hatta Modric’i ilk Hamit karşılıyordu… Yine de kendi oyunumuz vardı aklımızda.Ayağa oynadığımız anlarda Hırvatlar’ın pres futbolunu çözdük. Özellikle Gökhan Zan’la topu şişirdiğimizde onlar da aynısını yaptı… Kontrol oyununda ilk yarı iki adam ön plana çıktı. Sabri ve Balta… Sabri ne kadar kötüyse, Hakan Balta o kadar iyiydi. Sabri sanki, ‘Hamit’ten sağ bek olmaz, Sabri oynasın’ diyen bizlere nazire yaptı.. Balta’nın beklenmeyecek derecedeki müthiş kademeleri, 3-0 olacak maçı 0-0′da tutmamızı sağladı… Tabii tek verdiğimiz pozisyon vardı. Topal’ın hatasında organize geldiler. Oliç’in direğe vurması onlar adına şanssızlıktı… Hakemin Tuncay’a Simuniç’in yaptığı kurnazca penaltıyı vermemesi de bizim adımıza şanssızlıktı. Skor adaleti sağlandı.***İLGİNÇ bir tablo vardı oyunda… 5 tane ofansif özellikle oyuncumuz sahadaydı. Ama tek bir hücum girişimimiz yoktu. Topal’ın füze gibi şutu, Hamit’in heba ettiği frikik dışında heyecanlanamadık bile… Nihat’ı arkaya kaçıramadık hiç. Sütsüz kahve içerek geçirdi Nihat ilk 75 dakikayı..Aslında Yunanistan ruhunun ‘light’ını oynuyordu iki takım… Biz yokluk içinde mecburduk… Sağlamcı oyunda ilk korner 61′de, ilk ofsayt 62′de oldu zaten.. Ancak titrek savunmamız ürkütüyordu bizi. Nitekim, tam 6 pozisyon daha verdik Hırvatlar’a.. Onlar sinsi ataklar geldi ama sağlam gelemediler. 18 içine girdiklerinde allahtan orantısızdılar. Terim’in Topal’ı çıkartıp Semih’le çift forvete geçmesi, oyunu biraz öne taşıdı. Cesur ve şanslı bir hamle oldu. Yine de Hırvat kurşunları kesilmedi. Hamit-Tuncay’ın alışmadıkları ön liberodaki duruşları sakattı. Zaafımızı Biliç, tek forvetle çözemedi. ***VE maçı riskli Terim planı sayesinde ‘tutup’ uzatmaya taşıdık… Onca yokluğa, defansif adam olmayışına, sakata rağmen şans tabloyu dengeliyordu.. Ve iş bize dönüyordu. Film gibi bir 30 dakika yaşadık. Öyle bir sinerji vardı ki sahada, ‘Ağlamak istiyorum’ duygu seli hakimdi. Daha önemlisi Hırvatlar oyundan düşmüştü, saldıran bizdik artık.İlk uzatmada Türk ruhu sahne aldı. Öyle güzel oyunu toparladık ki, takımın kalbi atmaya başladı. Semih-Nihat ikilisi önde basınca rakibin oyun kurma şansı bitmişti. Özellikle Tuncay, Niko Kovac’ı sahadan silmişti… Ancak 119. dakikada yanımızdaki şans bizi terketti. Rüştü’nün gereksiz kaleyi terkedişiyle saçma bir gol yedik.. Modric’in inadı, Zan’ın hatasıyla bütünleşince bir an şok olduk. Ama küçük bir an!***OYSA asla pes etmeyen bir takım vardı… İsviçre’yi, Çekler’i tuş etmiş onbirin son bir sözü daha olmalıydı. Oldu da! Rüştü mükemmel bir atiklikle rakip oyuncu değiştirmek isterken serbest atışı kullandı. Ve bay gol Semih, Simuniç’i sırtına aldı… Kalplerin durduğu an, Semih topa öyle bir abandı ki, tüm dünya sarsıldı… Penaltılar zaferin kremasıydı. Gece bizim için bir kez daha mutlu bitti. Bir iş icat ettik ve uyguluyoruz. Geriden gelip başarıyoruz. Bu işi sadece büyücüler yapar. Artık şu kesin… EURO 2008 Türkler’in örnek mücadelesiyle hatırlanacak. Tüm dünyaya bir ders öğrettik… Mücadele et, imkansızı başar. Olay budur…

Türkiye’ye bir kulüp takımıyla bir Avrupa Kupası kazandıran adam. Fiorentina’ya gitti. İtalya Kupası finali öncesi kulüp başkanı ile anlaşamadı bıraktı. Kazanan Fiorentina oldu… Biz bu Fatih’i sevmedik. Ama Fatih hep bize fetihler getirdi. Niye sevmeyiz ki? Niye kendi evladımızı yerden yere vurmak isteriz ki? Meclis’te konuşulur aldığı para. Federasyondan aldığı maaşla, yurtdışından birini Fener’e Galatasaray’a getiremezsin. O da gelir mi gelmez mi belli değil. Hırvatlar, turnuvanın en iyisi… Ama Fatih Hocam, bu takım karşısında bizimkileri önde bastırdı. Rakibine şans vermedi. Rüştü bir hata yaptı, golü yedik. Yüreğimiz sızladı. Eyvah maç gitti dedik. Ama Semih diye bir oyuncumuz var. Ligimizin kralı. Hırvatlar’ın sevinçlerini kursaklarında bıraktı. İki arada bir derede penaltılara kaldı maç. Sonuç… Penaltıları iyi kullanıp yarı finale çıktık. Hadi şimdi bütün medya oturalım, Terim’in koyduğu tavırlara tavır koyalım! Sen ne biçim hocasın?! Hep ders veriyorsun bize, ders almıyorsun! Ben dersimi çalıştım Ziya Şengül olarak; iyi ki sen varsın Terim. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu’ndan canım kardeşim Faruk Özak, Spor Bakanımız Başesgioğlu… Herkes inanmış, güvenmiş… Terim’in başarılarına alkış tutmak için yan yana saf tutmuşuz. Hadi medya şimdi Terim’le kavga etsin! Ne kadar kötü hocasın be! Niye başarılara koşturuyorsun bizi! Bütün dünya bizi izliyor, bu ne biçim takım diye! Şimdi Almanya ile oynayacağız. Yine tek yürek… Cesuryürek de Terim… Bu yazı duygusal bir yazı… Bizler duygusal insanlarız. Millet olarak başarıya özlem duyuyoruz. Sağolsun Terim’in gömleğinden sarkan terler. Alınteri, yüreğimizin teri bunlar. İşte biz şimdi harbiden Viyana’yı kuşattık!